×

Nós usamos os cookies para ajudar a melhorar o LingQ. Ao visitar o site, você concorda com a nossa política de cookies.

image

Baha's Stories, GEZİ PARKI OLAYLARI

GEZİ PARKI OLAYLARI

Gezi Parkı olayları Mayıs 2013'te başladı. Yüz binlerce Türk vatandaşı sokaklara döküldü. Şimdi bu olaylara 2020'den bakalım. Elimden geldiğince tarafsız ve objektif olmaya çalışacağım. Çünkü bu çok hassas bir mesele. Bu olaylar yüzünden hayatını kaybeden insanlar oldu. Binlerce eylemci yaralandı. Kimileri kör oldu. Hapse atılanlar oldu. Ve devam eden davalar var. Yani hâlâ yargılanan vatandaşlar var.

İstanbul'un merkezinde Taksim adlı bir meydan var. Orası sembolik bir yerdir. Türkiye tarihindeki önemli gösteriler, mitingler hep orada gerçekleşmiştir. İstanbul'a gelen her turist orayı gezer. O meydanın yanında Gezi Parkı adlı bir park var. Hükümet o parkı yıkmak istedi. O parkı yıkıp yerine büyük bir alışveriş merkezi (AVM) inşa etmek istedi. Bunun üzerine birkaç çevreci genç buna karşı çıktı. Bunun gereksiz olduğunu, İstanbul'da yeteri kadar AVM olduğunu söylediler.

Polis, göstericilere karşı aşırı güç kullandı. Bunun üzerine bazı insanlar sinirlendiler ve sokağa çıktılar. Çevresel tepki, siyasi tepkiye dönüştü. Uzun zamandır hükümetin politikalarından memnun olmayanlar rahatsızlıklarını ifade etmek istediler. Bunun için Taksim'e akın ettiler. Parka yıkım araçlarının girmesini engellediler.

Göstericilerin kimliği epey çeşitliydi. Sadece solcular değil; sağcılar, milliyetçiler, muhafazakarlar, azınlıklar da sokağa çıktılar. Eylemlere destek verdiler. Ancak tabii ki eylemcilerin büyük çoğunluğu solcuydu. Özellikle kendini seküler olarak tanımlayan insanlar sokağa çıktılar. Onlar hükümetin inşaat projelerinin çevreye zarar verdiğine inanıyorlardı. Ayrıca dinin devlet işlerindeki etkisinin artmasından tedirgin oluyorlardı.

Polis, göstericileri etkisiz hâle getirmekte güçlük çekti. Bunun üzerine olaylara müdahale etmek için TOMA* kullandılar. Su sıkarak eylemcileri korkutmak, dağıtmak istediler. Polis, göz yaşartıcı gaz (tear gas) kullandı. Gazdan korunmak isteyen vatandaşlar gaz maskesi taktılar. Göstericiler twitter'dan organize oluyorlardı. Bu olaylardan sonra hükümet sosyal medyayı daha sıkı bir biçimde denetlemeye başladı.

Olaylar ilk başladığında bütün göstericiler biraradaydı. Ancak aradan birkaç gün geçtikten sonra onların arasına kötü niyetli göstericiler katıldılar. Olaylar büyüdü ve çatışmaya dönüştü. Bazı eylemciler sivil halkın dükkanlarına, mağazalarına zarar verdiler. Bazıları terörist grupların bayraklarını açtılar. Polise sapanla taş attılar. Molotof kokteyli hazırlayıp ortalığı yaktılar.

Polis, plastik mermi kullandı. Yakaladığı göstericileri dövdü. Hükümeti destekleyen vatandaşlar da çok sinirlendiler. Onlar sokağa çıkan insanların hükümeti devirmek istediklerini düşünüyorlardı. Türkiye'yi bölmek isteyen dış güçlerin bu olayları organize ettiklerini savunuyorlardı. Eskişehir'de bir genci linç ettiler. Bu olaylar üzerine Türk halkı iyice kutuplaştı: hükümeti sevenler ve sevmeyenler.

Protestolar sırasındaki en ilginç olay bence hükümetten çekinen televizyonların ve gazetelerin bu olaylardan bahsetmemeyi tercih etmesiydi. Bu çok garip. Bu, koronavirüsten insanlar ölürken koronavirüs haberi yapmamak gibi bir şey. Yani insanlar sokakta polisle çatışıyordu ve televizyonda bu olaylar gösterilmiyordu. Bunun yerine örneğin CNN Türk penguen belgeseli göstermeyi tercih etti. Basının, medyanın özgür olmadığı iddia edildi.

Learn languages from TV shows, movies, news, articles and more! Try LingQ for FREE