×

Nous utilisons des cookies pour rendre LingQ meilleur. En visitant le site vous acceptez nos Politique des cookies.


image

Beyhan Budak, Yaş 33: Hayatın Bana Öğrettiği Dersler

Yaş 33: Hayatın Bana Öğrettiği Dersler

Yakın bir zaman önce 33 yaşına bastım

Bu 33 yaşına basma fikri

İnsanı bayağı bir düşünmeye sevk ediyor.Biraz yaşlanmış gibi hissediyorsun kendini.

Ben de düşündüm şöyle bir geriye doğru baktım

33 yıl...

Sanki daha dün gibi 15 yaşında olduğum, 20 yaşında olduğum

sanki hepsi dün gibi ama bir bakıyorsun ki,

yıllar geçmiş üzerinden. Şimdi...

Bu kadar zaman geçiyor, peki neler yaşıyor insan?..

İyi, kötü bir sürü anısı oluyor.

Şimdi olayı şuna bağlayacağım: İnsanlar psikolog olunca,

bir psikoloğu doğuştan psikologmuş gibi düşünüyorlar.

Her şeyi çözmüş ve halletmiş o sebeple psikolog oldu. diye...

Halbuki durum biraz daha tersi.

Her insan birçok problem yaşıyor ve bunları aşıyor.

Ben de hayattan, insanlardan

bazen çok bunaldım, çok problemler yaşadım.

ve her birini aşa aşa, aşa aşa kendimi

daha oldunlaştırdığımı düşünüyorum. Bitirdim mi bunu ? Hayır

belki daha yolun başındayım. Kendimi geliştirme

değiştirme aşamasında. Ama hayat...

bana bir çok şey öğretti. Bu videoda sana

hayatın bana öğrettiklerinden bahsetmek istiyorum.

Belki sana da faydası olur...

Çocukluğumdan bu yana çok okuyan çok gezen

çok araştıran bir insanım ben. Aslında bu güzel bir şey.

bunu deneyimleyen için ama bunu çok deneyimlediğin zaman

şöyle bir ihtiyaç oluyor

Anlatmak istiyorsun. Arkadaş ortamına gidiyorsun,

devamlı bir çok konu hakkında okumuşsun

yeni şeyler öğrenmişsin. Etrafındaki insanlara da anlatmak istiyorsun.

Konu açılıyor herhangi bir şey hakkında

Eğer sen fikir sahibiysen, uzun uzun konuşuyorsun.

Zannediyorsun ki o an... ben öyle zannediyordum.

Etrafındaki insanlar bundan çok hoşlanıyor.

Anlatmaya o kadar dalmışsın ki,

Sonra bir bakıyorsun ki, mimikler tam tersini söylüyor.

ve ben bunun çok hoş olmadığını fark ettim.

Yani insanlar usûlen, kibarlık olsun diye

yalandan bir gülümseme takınıyorlar ama muhtemelen

merak etmedikleri bir konuda merak etmedikleri bir detay

öğrenmek istemiyorlar. ...ve ben

Ben bunu fark ettikten sonra şöyle yapmaya başladım.

Bir insan merak etmiyor ise

bana sormuyorsa, anlatmamak kanısındayım. Bu şuna yol açıyor...

Eğer biri sana bir şey soruyor ve sen o konuda

güzel bilgiler veriyorsan, karşı taraf sana minnettarlık hissediyor.

ve verdiğin bilgi daha değerli oluyor.

Öbür türlü olduğu zaman karşı taraf sana sormadan

bir şey anlatmaya başladığın zaman

hem ortaya koyduğun bilgi, emek değersizleşiyor

hem karşı taraf bundan sıkılıyor.

Yani her halükarda iki taraf kaybediyor. Bu sebeple

çok fazla konuşmamaya ya da

etraftaki insanların ilgisini çekmeyecek şeyleri

bahsetmemeye karar verdim.

Hayatın bana öğrettiği önemli derslerden bir tanesi de

para kazanma mevzusu. Şimdi herkes

para kazanmak ister. Hakikaten para önemli. Şimdi

ama tek amacımız, varmak istediğimiz

nokta para kazanmak olunca

işin rengi biraz değişiyor. Herkes gibi ben de hayatın biraz

amatörüydüm bir dönemler. Daha böyle hayata

toy bakıyorsun ve para kazanmak istiyorsun. Zannediyorsun ki

bütün kapıları para açacak.

Amacım, özellikle mezun olduktan sonra amacım, para kazanmak.

Ve buna yönelik birkaç işte çalıştım

ve amaç para olduğu zaman

şöyle bir durum ortaya çıkıyor: sabah işe giderken

ayaklarım geri geri gidiyor. Sabah çok zor kalkıyorum.

İşten hiçbir keyif almıyorum. Bunu anlamam

neredeyse 3-4 senemi aldı diyebilirim.

O arada çalıştığım işlerden pek memnun olduğumu da söyleyemem.

Pek üretken olduğumu da söyleyemem. Ne zaman ki ben

para evet kazanılır noktasına geldim o zaman

zevk aldığım işlere yöneldim. Mesela youtube işi bunlardan

bir tanesi. Şimdi insanlar zannediyor ki youtube'tan çok çok

kazanılıyor. Hiç aslında doğru düzgün bir para geldiği yok. Ki zaten

ben bunu para için yapmıyorum. Bu işin videosunu çekmesi,

o ekipmanlarla uğraşılması, sonra

bilgisayarda kurgusunun yapılması o kadar hoşuma gidiyor ki...

Yorucu olan işimden kalan bir hobi gibi.

Ama şöyle bir şey var: diğer işlerim de öyle;

danışan görmek, eğitim vermek...

Bazen bazı senaryolara danışmanlık yapıyorum;

hakikten benim için oyun gibi olan işler. Bunlar

öyle bir hale geliyor ki bir noktadan sonra oyun gibi

yaptığın, hobi olarak yaptığın şeyler için insanlar sana

para vermeye başlıyor. Peki bu noktaya nasıl

geldi benim için işler? Parayı bir devreden çıkardım.

Dedim ki: "Para nasıl olsa kazanılır.

Keyif aldığın işe odaklan Beyhan. Keyif aldığın işi yap.

Ondan sonra zaten para gelir."

Ve hakikaten yanılmadım. Ben şuan şöyle düşünüyorum: hayatın

bana öğrettiği en büyük derslerden bir tanesi bu; eğer para

kazanmak istiyorsan hakikaten iyi para kazanabilirsin.

Güzel para kazanabilirsin ama

paradan ötesini hedefliyorsan,

paradan daha değerlisini hedefliyorsan

hem iyi para kazanırsın, daha iyi para kazanırsın

hem de hayatta bir iz bırakırsın. Benim amacım da

hayatta bir iz bırakmak.

Benim babam taksi şoförü. Küçüklüğümüzden bu yana

şöyle bir şey söyler: "Oğlum, kızım; kendinizi ezdirmeyin."

Belki bunu çok mu fazla benimsedim bilmiyorum ama

çocukluğumdan bu yana haksızlığa uğradığımı hissettiğim

zaman içimde alarmlar ötmeye başlıyor.

"Beyhan, Beyhan! Haksızlığa uğradın. Hemen mücadece etmelisin.

Hemen kendini savunmalısın." Şimdi ilk başta evet, bu güzel

bir şey haksızlığa uğradığın zaman hakkını yedirmiyorsun.

Ama yetişkinliğe girdikçe

hayatın şöyle bir tarafı olduğunu keşfettim: bir sürü

küçük adaletsizlikler oluyor. Küçük büyük bir sürü

adaletsizlik. Gün içinde,

arabana binerken, trafikte, apartmanda,

asansörde ya da bir sıradasın, bir fatura

yatıracaksın, bankada,

bir restorantta, bir lokantada, yemek yerken

parkta... Her yerde başına irili ufaklı

bir sürü adaletsizlik gelebilir. Şimdi hepsine birden yetişip, hepsiyle birden mücadele etmeye

kalktığımda -ki bir dönem hakikaten mücadele ediyordum-

akşam eve sanki savaştan çıkmış gibi dönüyorsun.

Bu çok yorucu bir şey. Dedim ki: "Beyhan dur, ne yapıyorsun sen?"

Şimdi gidiyorsun sıraya girmişsin bir yerde

bir şey ödeyeceksin belki adamın biri kendince

kurnazlık yapıyor, uyanıklık yapıyor senin önüne geçmeye çalışıyor.

Şimdi ben orda adam belki öne geçtiği zaman

şöyle bir şey iki dakika

zaman kaybedeceğim.Ama onunla tartışmaya girdiğim

zaman öfkeleniyorum, kızıyorum, sinirleniyorum.

5 saatim, 10 saatim gidiyor. Akşam

eve gideceğim, çocuklarımla vakit geçireceğim. Onlardan

çalmış oluyorum o vakti. Dedim ki: "Beyhan, gerek var mı?

Her zaman haklı olmana gerek var mı? Her zaman mücadele

etmene gerek var mı?" Hemen şöyle bir karar

aldım kendi içimde. Ya her zaman değil, bunu bir denge

içine koyacağım.

Eğer ki mücadelem, attığım taş

buna değecekse evet mücadele etmek

önemli, haksızlıklara karşı direnmek

önemli. Ama eğer minicik bir şeyse görmezden gel

bazen, o kadar önemseme. Diyorum ya

"Haklı olmak değil bazen mutlu olmak önemli." Bu da benim

hayattan öğrendiğim şeylerden bir tanesi.

Eskiden hata yapmaktan çok korkuyordum.

Bir konuda bir sunum yapacağım, bir ödev hazırlayacağım

ya da bir proje hazırlayacağım... 4 4'lük olması

gerekiyordu onu ortaya koyabilmek için... Bu da ister

istemez çok fazla detayla boğuşmayı

gerektiriyordu benim için. Ama bir baktım ki bu kadar

detayla uğraşınca ortaya ele avuca

gelebilecek somut bir şey çıkmıyor. Ama insanlar

senin kafadaki detayları çok da

umursamıyorlar. Onların umursadığı şey ortaya koyduğun bir şey.

Var mı? Ne yaptın sen? Hani sunum,

hani ödev, hani proje nerede? Eğer yok

ben şununla uğraşıyordum, şunu yapıyordum

karşı tarafın gözünde ortaya bir şey

koymamış birisi oluyorsun. Sonra dedim ki: "Ya

herhalde işler böyle yürümeyecek Beyhan. Ne yapıyorsun sen?"

Şimdi; bir sunum teklifi geliyor. Ben diyorum ki: bekleyelim

bir iki ay, ben bu konuyu iyice araştırayım, araştırayım, araştırayım

öyle yapayım. Ne yapıyorum? Araştırmayı yapıyorum bu sefer

diyorum ki: "Biraz da kendimi geliştireyim sunum

konusunda." Ama nerede geliştireceksin? Bunu yapana kadar

adam gidiyor başkasına teklifi sunuyor. Sonra

bir şekilde ilk seminerimi verdim

bir kreş ortamında. Ben anlatıyorum ama çok

tedirginim, çok heyecanlıyım; anlatamam sana.

Ben anlattıkça -40 50 kişi var ya- arkadan

tek tek başladılar gitmeye. Son artık yarım saat 40

dakikadan sonra neredeyse salonun

yarısı boşaldı, sıkıldılar diye tahmin ediyorum yani.

Onlar gittikçe ben kilo veriyorum terleye

terleye sauna etkisi yarattı benim üzerimde. Sonra

ama şimdi geriye baktığım zaman şöyle düşünüyorum:

İyi ki o semineri vermişim, çok kötüydü hakikaten ama

her şeyin başlangıcı o seminerdi hata yapmaktan

korkmadım ve bir şekilde o suyun içine atladım.

Sonrası zaten geldi. Bir, on, yirmi, otuz derken

şuan herhalde 200ü geçti verdiğim seminer ve kendimi

geliştirdiğimi ama hala yolumun olduğunu düşünüyorum.

Eğer sen de korkuyorsan hata yapmaktan

benim gibi düşünebilirsin. Bazen kervan yoldu düzülür.

Yani dediğim gibi atlamazsan o suya

bir türlü gelişemiyorsun. Korkma, hazır olmayı beklersen o hazır olma hali hiçbir zaman gelmiyor.

Daha önce bazı videolarımda geçen, söylediğim bir cümle var:

ya tahammüldür ya sefer anla ki aşkın çaresi

Aslında bu öylesine söylenmiş bir söz değil.

Benim için çok büyük anlamı var. Benim hayat

felsefem diyebilirim. Özellikle ilk kısmı:

ya tahammül ya sefer. Şimdi

bu bana hayatın öğrettiği şeylerden bir tanesi.

Ben insanları çok fazla gözlemliyorum. Bakıyorum;

etraftaki insanlar çok fazla şikayet ediyorlar.

Çok fazla şikayet eden insan bence

kısır bir döngü içine giriyor. Şikayet demek sıfır iş demek

sıfır eylem demek. Şimdi benim hayat

felsefem şu şekilde; ortada bir mevzu var,

bir dert var, bir sıkıntı var. Ben diyorum ki

kendi kendime: "Beyhan ya buna tahammül edersin, söylenmenin

bir anlamı yok. O buradaysa ona katlanacağım.

Böyle bir derdi, böyle bir sıkıntıyı taşıyacağım üzerimde. Ya da eğer

hakikaten bundan çok rahatsızsam sefere çıkacağım.

Yapacak bir şey yok, onu çözmek için elimden gelen

her türlü somut adımı atacağım. Ama ortasında bir yer

hem söylenip

hem harekete geçmiyorsam... Bu, dediğim gibi beni kısır döngüye

sokar. Mümkün mertebe hayatındaki

her probleme böyle yaklaşıyorum.

Eğer yapabileceğim bir şey varsa yapıyorum,

eğer yapamayacaksan tahammül etme ve işime bakma yolunu seçiyorum.

"İnsan yaşlandıkça duygusallaşır." derlerdi inanmazdım sanırım doğru. 33 yaşına gelince sanırım

biraz yaşlılık psikolojisine kapıldım diyebilirim. Yaşlanıyorum. Çünkü

zaman hakikaten çok çabuk geçiyor. Bu video

biraz benim için böyle bir

yaşam değerlendirmesi, bir

iç muhasebesi oldu diyebilirim. Hayat acısıyla

tatlısıyla -ikisi bir araya geldiği zaman

acılar ve tatlılar- çok değerli oluyor. Şimdi insan yaşarken

o acı anları, dertleri, sıkıntıları hep

şeyi düşünüyor: ya keşke bunları yaşamasam... Halbuki bizi

insan yapan hem mutluluklarımız hem de dertlerimiz.

Birinden biri olmadıkça insan olmanın o

eşsiz tadını bence yakalayamıyorsun. Sen de

hayatını böyle değerlendirirsen yaşadığın o

dertler, sıkıntılar da sana daha kolay ve

anlaşılabilir gelecek diye düşünüyorum. Hayatı daha

toleransla, huzurla karşılayabilirsin bence

Ama herkes için hayat bir süreç, bir

yol, bir macera bence. Ne yapıyoruz?

Öğreniyoruz, gelişiyoruz, hep çay gibi demleniyoruz aslında.

Biraz böyle bakmak lazım bence hayata.

Peki sen neler öğrendin bu hayattan? Ne

dersler çıkarttın yaşadıklarından? Bunları

merak ediyorum açıkçası. Yorumlar kısmında deneyimlerinden

derslerinden ve fikirlerinden bahsedebilirsin.

Beni dinlediğin için çok teşekkür ediyorum. Bu videoyu beğenmeyi

ve Psikoloji TV youtube kanalına abone olmayı unutma.

Kendine çok iyi bak. Görüşmek üzere!

Altyazı: Ercüment YÖNDEM


Yaş 33: Hayatın Bana Öğrettiği Dersler Age 33: Lessons Life Taught Me

Yakın bir zaman önce 33 yaşına bastım I recently turned 33

Bu 33 yaşına basma fikri This is the idea of turning 33

İnsanı bayağı bir düşünmeye sevk ediyor.Biraz yaşlanmış gibi hissediyorsun kendini. It makes you think a lot. You feel a bit old.

Ben de düşündüm şöyle bir geriye doğru baktım So I thought, I took a look back

33 yıl...

Sanki daha dün gibi 15 yaşında olduğum, 20 yaşında olduğum It's like it was yesterday that I was 15, I was 20

sanki hepsi dün gibi ama bir bakıyorsun ki, It's like it was all yesterday but then you see,

yıllar geçmiş üzerinden. Şimdi... over the years past. Now...

Bu kadar zaman geçiyor, peki neler yaşıyor insan?.. So much time passes, so what does one go through?..

İyi, kötü bir sürü anısı oluyor. He has a lot of good and bad memories.

Şimdi olayı şuna bağlayacağım: İnsanlar psikolog olunca, Now I'll tie it to this: When people become psychologists,

bir psikoloğu doğuştan psikologmuş gibi düşünüyorlar.

Her şeyi çözmüş ve halletmiş o sebeple psikolog oldu. diye...

Halbuki durum biraz daha tersi.

Her insan birçok problem yaşıyor ve bunları aşıyor.

Ben de hayattan, insanlardan

bazen çok bunaldım, çok problemler yaşadım.

ve her birini aşa aşa, aşa aşa kendimi

daha oldunlaştırdığımı düşünüyorum. Bitirdim mi bunu ? Hayır

belki daha yolun başındayım. Kendimi geliştirme

değiştirme aşamasında. Ama hayat...

bana bir çok şey öğretti. Bu videoda sana

hayatın bana öğrettiklerinden bahsetmek istiyorum.

Belki sana da faydası olur...

Çocukluğumdan bu yana çok okuyan çok gezen

çok araştıran bir insanım ben. Aslında bu güzel bir şey.

bunu deneyimleyen için ama bunu çok deneyimlediğin zaman

şöyle bir ihtiyaç oluyor

Anlatmak istiyorsun. Arkadaş ortamına gidiyorsun,

devamlı bir çok konu hakkında okumuşsun

yeni şeyler öğrenmişsin. Etrafındaki insanlara da anlatmak istiyorsun.

Konu açılıyor herhangi bir şey hakkında

Eğer sen fikir sahibiysen, uzun uzun konuşuyorsun.

Zannediyorsun ki o an... ben öyle zannediyordum.

Etrafındaki insanlar bundan çok hoşlanıyor.

Anlatmaya o kadar dalmışsın ki,

Sonra bir bakıyorsun ki, mimikler tam tersini söylüyor.

ve ben bunun çok hoş olmadığını fark ettim.

Yani insanlar usûlen, kibarlık olsun diye

yalandan bir gülümseme takınıyorlar ama muhtemelen

merak etmedikleri bir konuda merak etmedikleri bir detay

öğrenmek istemiyorlar. ...ve ben

Ben bunu fark ettikten sonra şöyle yapmaya başladım.

Bir insan merak etmiyor ise

bana sormuyorsa, anlatmamak kanısındayım. Bu şuna yol açıyor...

Eğer biri sana bir şey soruyor ve sen o konuda

güzel bilgiler veriyorsan, karşı taraf sana minnettarlık hissediyor.

ve verdiğin bilgi daha değerli oluyor.

Öbür türlü olduğu zaman karşı taraf sana sormadan

bir şey anlatmaya başladığın zaman

hem ortaya koyduğun bilgi, emek değersizleşiyor

hem karşı taraf bundan sıkılıyor.

Yani her halükarda iki taraf kaybediyor. Bu sebeple

çok fazla konuşmamaya ya da

etraftaki insanların ilgisini çekmeyecek şeyleri

bahsetmemeye karar verdim.

Hayatın bana öğrettiği önemli derslerden bir tanesi de

para kazanma mevzusu. Şimdi herkes

para kazanmak ister. Hakikaten para önemli. Şimdi

ama tek amacımız, varmak istediğimiz

nokta para kazanmak olunca

işin rengi biraz değişiyor. Herkes gibi ben de hayatın biraz

amatörüydüm bir dönemler. Daha böyle hayata

toy bakıyorsun ve para kazanmak istiyorsun. Zannediyorsun ki

bütün kapıları para açacak.

Amacım, özellikle mezun olduktan sonra amacım, para kazanmak.

Ve buna yönelik birkaç işte çalıştım

ve amaç para olduğu zaman

şöyle bir durum ortaya çıkıyor: sabah işe giderken

ayaklarım geri geri gidiyor. Sabah çok zor kalkıyorum.

İşten hiçbir keyif almıyorum. Bunu anlamam

neredeyse 3-4 senemi aldı diyebilirim.

O arada çalıştığım işlerden pek memnun olduğumu da söyleyemem.

Pek üretken olduğumu da söyleyemem. Ne zaman ki ben

para evet kazanılır noktasına geldim o zaman

zevk aldığım işlere yöneldim. Mesela youtube işi bunlardan

bir tanesi. Şimdi insanlar zannediyor ki youtube'tan çok çok

kazanılıyor. Hiç aslında doğru düzgün bir para geldiği yok. Ki zaten

ben bunu para için yapmıyorum. Bu işin videosunu çekmesi,

o ekipmanlarla uğraşılması, sonra

bilgisayarda kurgusunun yapılması o kadar hoşuma gidiyor ki...

Yorucu olan işimden kalan bir hobi gibi.

Ama şöyle bir şey var: diğer işlerim de öyle;

danışan görmek, eğitim vermek...

Bazen bazı senaryolara danışmanlık yapıyorum;

hakikten benim için oyun gibi olan işler. Bunlar

öyle bir hale geliyor ki bir noktadan sonra oyun gibi

yaptığın, hobi olarak yaptığın şeyler için insanlar sana

para vermeye başlıyor. Peki bu noktaya nasıl

geldi benim için işler? Parayı bir devreden çıkardım.

Dedim ki: "Para nasıl olsa kazanılır.

Keyif aldığın işe odaklan Beyhan. Keyif aldığın işi yap.

Ondan sonra zaten para gelir."

Ve hakikaten yanılmadım. Ben şuan şöyle düşünüyorum: hayatın

bana öğrettiği en büyük derslerden bir tanesi bu; eğer para

kazanmak istiyorsan hakikaten iyi para kazanabilirsin.

Güzel para kazanabilirsin ama

paradan ötesini hedefliyorsan,

paradan daha değerlisini hedefliyorsan

hem iyi para kazanırsın, daha iyi para kazanırsın

hem de hayatta bir iz bırakırsın. Benim amacım da

hayatta bir iz bırakmak.

Benim babam taksi şoförü. Küçüklüğümüzden bu yana

şöyle bir şey söyler: "Oğlum, kızım; kendinizi ezdirmeyin."

Belki bunu çok mu fazla benimsedim bilmiyorum ama

çocukluğumdan bu yana haksızlığa uğradığımı hissettiğim

zaman içimde alarmlar ötmeye başlıyor.

"Beyhan, Beyhan! Haksızlığa uğradın. Hemen mücadece etmelisin.

Hemen kendini savunmalısın." Şimdi ilk başta evet, bu güzel

bir şey haksızlığa uğradığın zaman hakkını yedirmiyorsun.

Ama yetişkinliğe girdikçe

hayatın şöyle bir tarafı olduğunu keşfettim: bir sürü

küçük adaletsizlikler oluyor. Küçük büyük bir sürü

adaletsizlik. Gün içinde,

arabana binerken, trafikte, apartmanda,

asansörde ya da bir sıradasın, bir fatura

yatıracaksın, bankada,

bir restorantta, bir lokantada, yemek yerken

parkta... Her yerde başına irili ufaklı

bir sürü adaletsizlik gelebilir. Şimdi hepsine birden yetişip, hepsiyle birden mücadele etmeye

kalktığımda -ki bir dönem hakikaten mücadele ediyordum-

akşam eve sanki savaştan çıkmış gibi dönüyorsun.

Bu çok yorucu bir şey. Dedim ki: "Beyhan dur, ne yapıyorsun sen?"

Şimdi gidiyorsun sıraya girmişsin bir yerde

bir şey ödeyeceksin belki adamın biri kendince

kurnazlık yapıyor, uyanıklık yapıyor senin önüne geçmeye çalışıyor.

Şimdi ben orda adam belki öne geçtiği zaman

şöyle bir şey iki dakika

zaman kaybedeceğim.Ama onunla tartışmaya girdiğim

zaman öfkeleniyorum, kızıyorum, sinirleniyorum.

5 saatim, 10 saatim gidiyor. Akşam

eve gideceğim, çocuklarımla vakit geçireceğim. Onlardan

çalmış oluyorum o vakti. Dedim ki: "Beyhan, gerek var mı?

Her zaman haklı olmana gerek var mı? Her zaman mücadele

etmene gerek var mı?" Hemen şöyle bir karar

aldım kendi içimde. Ya her zaman değil, bunu bir denge

içine koyacağım.

Eğer ki mücadelem, attığım taş

buna değecekse evet mücadele etmek

önemli, haksızlıklara karşı direnmek

önemli. Ama eğer minicik bir şeyse görmezden gel

bazen, o kadar önemseme. Diyorum ya

"Haklı olmak değil bazen mutlu olmak önemli." Bu da benim

hayattan öğrendiğim şeylerden bir tanesi.

Eskiden hata yapmaktan çok korkuyordum.

Bir konuda bir sunum yapacağım, bir ödev hazırlayacağım

ya da bir proje hazırlayacağım... 4 4'lük olması

gerekiyordu onu ortaya koyabilmek için... Bu da ister

istemez çok fazla detayla boğuşmayı

gerektiriyordu benim için. Ama bir baktım ki bu kadar

detayla uğraşınca ortaya ele avuca

gelebilecek somut bir şey çıkmıyor. Ama insanlar

senin kafadaki detayları çok da

umursamıyorlar. Onların umursadığı şey ortaya koyduğun bir şey.

Var mı? Ne yaptın sen? Hani sunum,

hani ödev, hani proje nerede? Eğer yok

ben şununla uğraşıyordum, şunu yapıyordum

karşı tarafın gözünde ortaya bir şey

koymamış birisi oluyorsun. Sonra dedim ki: "Ya

herhalde işler böyle yürümeyecek Beyhan. Ne yapıyorsun sen?"

Şimdi; bir sunum teklifi geliyor. Ben diyorum ki: bekleyelim

bir iki ay, ben bu konuyu iyice araştırayım, araştırayım, araştırayım

öyle yapayım. Ne yapıyorum? Araştırmayı yapıyorum bu sefer

diyorum ki: "Biraz da kendimi geliştireyim sunum

konusunda." Ama nerede geliştireceksin? Bunu yapana kadar

adam gidiyor başkasına teklifi sunuyor. Sonra

bir şekilde ilk seminerimi verdim

bir kreş ortamında. Ben anlatıyorum ama çok

tedirginim, çok heyecanlıyım; anlatamam sana.

Ben anlattıkça -40 50 kişi var ya- arkadan

tek tek başladılar gitmeye. Son artık yarım saat 40

dakikadan sonra neredeyse salonun

yarısı boşaldı, sıkıldılar diye tahmin ediyorum yani.

Onlar gittikçe ben kilo veriyorum terleye

terleye sauna etkisi yarattı benim üzerimde. Sonra

ama şimdi geriye baktığım zaman şöyle düşünüyorum:

İyi ki o semineri vermişim, çok kötüydü hakikaten ama

her şeyin başlangıcı o seminerdi hata yapmaktan

korkmadım ve bir şekilde o suyun içine atladım.

Sonrası zaten geldi. Bir, on, yirmi, otuz derken

şuan herhalde 200ü geçti verdiğim seminer ve kendimi

geliştirdiğimi ama hala yolumun olduğunu düşünüyorum.

Eğer sen de korkuyorsan hata yapmaktan

benim gibi düşünebilirsin. Bazen kervan yoldu düzülür.

Yani dediğim gibi atlamazsan o suya

bir türlü gelişemiyorsun. Korkma, hazır olmayı beklersen o hazır olma hali hiçbir zaman gelmiyor.

Daha önce bazı videolarımda geçen, söylediğim bir cümle var:

ya tahammüldür ya sefer anla ki aşkın çaresi

Aslında bu öylesine söylenmiş bir söz değil.

Benim için çok büyük anlamı var. Benim hayat

felsefem diyebilirim. Özellikle ilk kısmı:

ya tahammül ya sefer. Şimdi

bu bana hayatın öğrettiği şeylerden bir tanesi.

Ben insanları çok fazla gözlemliyorum. Bakıyorum;

etraftaki insanlar çok fazla şikayet ediyorlar.

Çok fazla şikayet eden insan bence

kısır bir döngü içine giriyor. Şikayet demek sıfır iş demek

sıfır eylem demek. Şimdi benim hayat

felsefem şu şekilde; ortada bir mevzu var,

bir dert var, bir sıkıntı var. Ben diyorum ki

kendi kendime: "Beyhan ya buna tahammül edersin, söylenmenin

bir anlamı yok. O buradaysa ona katlanacağım.

Böyle bir derdi, böyle bir sıkıntıyı taşıyacağım üzerimde. Ya da eğer

hakikaten bundan çok rahatsızsam sefere çıkacağım.

Yapacak bir şey yok, onu çözmek için elimden gelen

her türlü somut adımı atacağım. Ama ortasında bir yer

hem söylenip

hem harekete geçmiyorsam... Bu, dediğim gibi beni kısır döngüye

sokar. Mümkün mertebe hayatındaki

her probleme böyle yaklaşıyorum.

Eğer yapabileceğim bir şey varsa yapıyorum,

eğer yapamayacaksan tahammül etme ve işime bakma yolunu seçiyorum.

"İnsan yaşlandıkça duygusallaşır." derlerdi inanmazdım sanırım doğru. 33 yaşına gelince sanırım

biraz yaşlılık psikolojisine kapıldım diyebilirim. Yaşlanıyorum. Çünkü

zaman hakikaten çok çabuk geçiyor. Bu video

biraz benim için böyle bir

yaşam değerlendirmesi, bir

iç muhasebesi oldu diyebilirim. Hayat acısıyla

tatlısıyla -ikisi bir araya geldiği zaman

acılar ve tatlılar- çok değerli oluyor. Şimdi insan yaşarken

o acı anları, dertleri, sıkıntıları hep

şeyi düşünüyor: ya keşke bunları yaşamasam... Halbuki bizi

insan yapan hem mutluluklarımız hem de dertlerimiz.

Birinden biri olmadıkça insan olmanın o

eşsiz tadını bence yakalayamıyorsun. Sen de

hayatını böyle değerlendirirsen yaşadığın o

dertler, sıkıntılar da sana daha kolay ve

anlaşılabilir gelecek diye düşünüyorum. Hayatı daha

toleransla, huzurla karşılayabilirsin bence

Ama herkes için hayat bir süreç, bir

yol, bir macera bence. Ne yapıyoruz?

Öğreniyoruz, gelişiyoruz, hep çay gibi demleniyoruz aslında.

Biraz böyle bakmak lazım bence hayata.

Peki sen neler öğrendin bu hayattan? Ne

dersler çıkarttın yaşadıklarından? Bunları

merak ediyorum açıkçası. Yorumlar kısmında deneyimlerinden

derslerinden ve fikirlerinden bahsedebilirsin.

Beni dinlediğin için çok teşekkür ediyorum. Bu videoyu beğenmeyi

ve Psikoloji TV youtube kanalına abone olmayı unutma.

Kendine çok iyi bak. Görüşmek üzere!

Altyazı: Ercüment YÖNDEM