×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: çerez politikası.


image

Colloquial Turkish, Muhallebicidedirler - They are at the cake shop

Muhallebicidedirler - They are at the cake shop

DEMET: Selam, canım.

Nasılsın? ÖZLEM: Bomba gibiyim.

Sen nasılsın? DEMET: Sağ ol.

O çanta yeni mi? ÖZLEM: Evet.

Dün aldım. DEMET: Çok güzel, güle güle kullan!

Ne içersin? ÖZLEM: Çay.

Sen ne içmek istiyorsun? DEMET: Portakal suyu alayım.

(looks around) Garson nerede? Yok mu? ÖZLEM: Var!

Gözlerin görmüyor mu? (to the waiter:) Bakar mısınız?


Muhallebicidedirler - They are at the cake shop Sie sind in der Konditorei Muhallebicidedir - They are at the cake shop Están en la pastelería Ils sont à la pâtisserie ケーキ屋にいる 그들은 케이크 가게에 있습니다 Ze zijn bij de taartenwinkel Sunt la magazinul de prăjituri Они находятся в кондитерской De är på konditoriet

DEMET: Selam, canım. ديميت: مرحبا عزيزي. DEMET: Hallo, mein Lieber. DEMET: Hi, my dear. Hoi, schat.

Nasılsın? كيف حالك؟ Wie geht es dir? How are you doing? ÖZLEM: Bomba gibiyim. ÖZLEM: Ich bin wie eine Bombe. OZLEM: I'm like a bomb. LONGUEUR Je suis comme une bombe. ロンギング私は爆弾のようだ。 VERLANGEND Ik ben als een bom. LUNGIME Sunt ca o bombă.

Sen nasılsın? كيف حالك انت؟ Wie geht es dir? How are you? DEMET: Sağ ol. ديميت: شكرا لك. Demet: Danke. DEMET: Thanks. DEMET : Merci. DEMET: Mulțumesc.

O çanta yeni mi? Ist die Tasche neu? Is that new bag? Est-ce un nouveau sac ? E o geantă nouă? ÖZLEM: Evet. ÖZLEM: Yes.

Dün aldım. Ich habe es gestern gekauft. I bought it yesterday. Je l'ai acheté hier. Ik heb het gisteren gekocht. DEMET: Çok güzel, güle güle kullan! ديميت: إنه جميل ، استمتع به! DEMET: Es ist wunderschön, genieße es! DEMET: Very nice, use it with a smile! DEMET : Très bien, utilisez-le au revoir ! Zeer mooi, gebruik het bye-bye!

Ne içersin? ماذا تشرب؟ Was trinkst du? What would you include? ÖZLEM: Çay. LONGING Tee. OZLEM: Tea.

Sen ne içmek istiyorsun? ماذا تريد أن تشرب؟ Was möchten Sie trinken? What do you want to drink? Que voulez-vous boire ? DEMET: Portakal suyu alayım. DEMET: Ich nehme Orangensaft. DEMET: I'll take orange juice. DEMET : Je prendrai un jus d'orange. Ik neem een jus d'orange.

(looks around) Garson nerede? (schaut sich um) Wo ist der Kellner? (looks around) Where's the waitress? (regarde autour de lui) Où est le serveur ? Yok mu? الا يوجد؟ Ist nicht da? No? Non ? ダメですか? Nee? ÖZLEM: Var! ÖZLEM: Das gibt es! OZEM: Yes!

Gözlerin görmüyor mu? ألا ترى عيناك؟ Sehen deine Augen nicht? Can not you see your eyes? Vous ne voyez pas ? Zie je het niet? Nu vezi? (to the waiter:) Bakar mısınız? (للنادل :) (zum Kellner:) (to the waiter :) Are you a Bakar? (au serveur :) Excusez-moi. (ウェイターに向かって)すみません。 (către ospătar:) Scuzați-mă. (официанту:) Извините.