×

우리는 LingQ를 개선하기 위해서 쿠키를 사용합니다. 사이트를 방문함으로써 당신은 동의합니다 쿠키 정책.

image

Turkish YouTube, NAMAZA KONSANTRE OLAMAMANIN 6 SEBEBİ | Mehmet Yıldız

NAMAZA KONSANTRE OLAMAMANIN 6 SEBEBİ | Mehmet Yıldız

Namaza konsantre olamıyorsun, çünkü biraz sonra anlatacağım şeyleri henüz bilmiyorsun.

Namaz kılacağımız yerde ses ve görüntü olarak bizim dikkatimizi dağıtacak,

namazdan huşûmuzu bölecek maddelerin bulunması.

Aklınızı bir şeye odaklayabilmek için duyu organlarımızdan gelen veri akışını da durdurmak zorundayız.

Hatta hususiyetle sabah namazı, akşam namazı, yatsı namazlarında

bu namazları kılarken

ortamın ışığını kapatırız ki

dışarıda

o namazlar o vakit için ayarlanmışsa, bizde aynı manayı bulunduğumuz yerde duyabilelim diye.

Sebebi bu. Çok güzel değil mi?

Ha tabi tabi evet. Secdeyi görecek kadar bir ışık lazım yani. Zifiri karanlık değil.

Müzik açanlar oluyor, biliyor musun?

Hem de heavy metal falan açıyormuş. Yani böyle ilahi

Hani ♪ Sordum sarı çiçeğe ♪ olsa, hani diyeceksin ki bir şeyi bir şeyle manalandırmış.

Çok ilginç arkadaşlar var piyasalarda ya.

Efendimiz'e üzerinde nakışlar bulunan bir kıyafet hediye edilir.

Bir vakit o kıyafetle namaza durduktan sonra kıyafeti çıkartıp geri iade eder.

''Bu kıyafet beni namazda çok oyaladı. Bana eski kıyafetimi verin.'' der.

Açlık,

uyku, tuvalet gibi fiziksel ihtiyaçlarımızı karşılamadan, direkt namaza durmak

bizim aklımızı hep başka yere sürüklüyor.

Efendimiz (asm) ''Yemek hazır olduğunda, bir kişinin lavabo ihtiyacı onu sıkıştırdığında namaz yoktur.'' buyurmuş

ve geceleri teheccüd kılmak isteyen Ashabına da şunları söylüyor:

''Sizden biri namaz kılarken uyuklamaya başlarsa namazı bıraksın ve uykuya geçsin.''

Çoğu zaman yeniden abdest almaktan üşendiğimizden dolayı,

sıkışmış bir halde namaza duruyoruz

veyahut sofra hazırken ''Bir an önce namaza durayım ki rahat rahat yemeğimi yiyeyim.'' diye bir ferahlığa aldanıyoruz

ama bu tür duygu ve düşüncelerle hareket ettiğimiz tavır,

aslında gözümüzün nuru hükmünde olan namazın kıymetini düşürüyor,

ve o namaz, namaz olmaktan çıkıyor.

Allah bizi muhafaza etsin. İnşaAllah sadece bir yat-kalk hareketi olmuyordur.

Namazda yaptığımız fiillerin, hareketlerin ne anlama geldiği noktasında, böyle bir düşüncemiz yok.

Bu da namaza olan konsantremizi iptal edebiliyor.

Mesela namaza ilk duruş esnasında iftitah tekbiri alırken, ellerimin tersiyle

mâsivâyı, dünyayı senin rızan olmayan her şeyi,

namazımı etkileyebilecek ne varsa tamamını elimin tersiyle itiyorum ve bu şekilde iftitah tekbiri getiriyorum diye

murat etsek, sanki uçurumun kenarına seccademizi sermişiz

ve artık dünya bizim için yok olmuş gibi bir namaza da konsantre olabileceğiz ama bunun için,

hareketlerimize de bir mana vermek gerekiyor.

El bağladığımız anda,

kimin huzurunda olduğumuzun bir göstergesi değil midir acaba elimizi bağlamamız?

Bir nefes bir sultanın huzuruna çıksa ve el bağlasa

bu ne demektir?

Huzurundayım. Sen beni görüyorsun. Ben de bunu biliyorum ve ne dersen odur. Emir terakki ediyorum.

Rüku olması, O'na olan bir itaatimizi sunmamız değil midir?

Secde etmek, O'na yaklaşmak ve itaatimizde en son sınıra çıkmak manasını taşımaz mı?

Selam verirken de

ilk namaza başlarken alakayı kestiğimiz ne kadar esbap varsa,

onlarla yeniden alaka kurmaya hazır olduğumuzun göstergesi değil mi adeta?

Ne güzel değil mi?

Başka bir problem, şeytanın bize sürekli vesvese vermesi ve bizim bununla nasıl baş edeceğimizi bilmememiz.

Bu konu aslında 1-2 dakikaya sığabilecek bir konu değil

lakin en basiti, bilirsen vesvesen yok olur.

Yani Risale-i Nur'da geçen bir ibare.

''İlim onu tart eder. Yok eder, parçalar. Cehl onu davet eder.'' Bilmemek onu davet eder.

Vesvesenin mahiyetini bilseniz

sadece sizi yormak için oluşan sesler, görüntüler bütünü olduğunu

şeytanın bu dürtüleri kullanabildiğini bilseniz ''Ya bu zaten şeytandanmış, benim sığınacağım yer Rabbimdir.'' deyip

çok rahat baş edebileceksiniz. Dediğim gibi kısa birkaç saniyeye sığabilecek bir mesele değil

ama namazda ciddi problemlerimizden bir tanesi.

Tam namaz kılarken, konsantre olurken

insan öyle sesler duyduğunu zannedip, böyle görüntüler gördüğünü zannediyor ki, namazda şu hareketlerle namaz sonlanıyor yani.

Ha bir de konsantreyi ciddi bozuyor.

Efendimiz (asm) bir hadiste:

''Kişi namaza başladığında unuttuğu ne varsa şeytan gelip o an ona hatırlatır ve kişi en son kaçıncı rekatta olduğunu unutur.'' buyuruyor.

Öyle olmuyor mu hakikatten?

Yani 3 yıl önce birine söz vermişsin.

İşte ''Şu saatimin kordonunu sana vereceğim.'' diye

O namazda akla geliyor. 3 yıllık mesele yani.

Allah Allah

Tam böyle hiç akla gelmeyecek olay, şuur altının böyle en derinlerinde, Titanik gibi batmış gitmiş,

aklına gelmiyor belki ya da bir anda hiç canın çekmez yani

O akşam ne pişmişse onu yersin. Tam namazdayken böyle bir anda

''Şimdi şöyle bir sufle olsa, supangle olsa, tantuni olsa'' falan diye

ha?

Şöyle bir Antep'ten ters çevrilince tereyağı damağa yapışan bir baklava

Lan orada nasıl aklına geliyor? Yemek sofrası değil ki o. Namaz.

Şeytan da demek böyle bir yetenek var.

Lümme-i şeytaniyeden vesveseler ile

Problemlerimizden bir tanesi de şu:

Namaza dururken, hatta en başında kimin huzurunda olduğumuzu bence çok iyi bilmemiz lazım.

Hatta Bediüzzaman Hazretleri namaza durmadan önce,

iftitah tekbirine birkaç defa hazırlandığı söyleniyor.

Yani tam o konsantreyi yakalamadan, o ''Allah-u Ekber'' i de peşinden getirmiyor.

Ne zaman algısı, vücudundaki bütün atomlar etraftaki atomların titreşimiyle rezonans bulsa,

tam iftitah tekbiri Allah-u Ekber'i o zaman getirdiği beyan ediliyor. Hatta vakıa şöyledir:

Bir gün tam namaza durduğu bir esnada iftitah tekbirinden sonra, evin hafif bir titrediği söylenir.

Neden?

Çünkü dilinden çıkan Allah-u Ekber ile evdeki atomların titreşimi birbirine uyum sağlayıp bir rezonans hali gösterdiğinde,

ev de dayanamıyor. O da titriyor demek ki.

Sahabe Efendilerimizden, hatta tâbiînden bir kısmı

namaza duracağı zaman renkten renge girdiği oluyor

ve ona ''Neden bu haldesin?'' diye sorulduğunda

''Ben biraz sonra kimin huzuruna çıkacağım biliyor musun?''

Konsantre olamamamız da başka bir etken de son namazımız olduğunu düşünmüyoruz.

''Ömrümüzde senet var. Geleceğim garanti altında ve daha önümde birçok ibadet var.'' gibi

bir vehme, bir kuruntuya kapılıyoruz.

Düşünün az sonra ölüm riski çok yüksek bir ameliyata gireceksin.

Kalp atışının devam edip etmeyeceği meçhul. Tam ondan önce kıldığın namazı hayal etsen

ve bütün namazlarda aynı lezzeti yakalamaya çalışsan nasıl olur?

Efendimiz (asm) kendisinden tavsiye isteyen bir Sahabeye,

''Namaza duracağın zaman o namazı ömrünün son namazı bil.''

diye nasihat eder.

Bu konuların ve konuştuğumuz bütün parçaların tamamına birden kuvvet verecek olan şeye

''İman'' dersek eğer, namazdaki huşu ve konsantrenizde

en büyük problem demek ki iman zafiyeti hastalığı oluyor.

çünkü neye, niçin, nasıl, ne şekilde inandığımıza, iman ettiğimizi yeterince bilsek,

sürekli görülüyor olduğumuz mülahazasıyla hareket eder, namazı da öyle kılarız.

Bir insanın bu ufka yaklaşması için de mutlaka ve mutlaka

iman zafiyeti hastalığını çözmesi için, gündelik gereksiz bütün işlerle,

bütün muhabbetlerle, bütün dedikodu ve gıybetlerle ilişkisini keserek,

kendisini okuma, Kur'an, tefekkür cihetinde programlar yapması şarttır.

Bu dünyada yaşarken Rabbini hakkıyla tanıyıp, Mârifetullâh ilmini öğrenemeyeceksen,

ölünce mi öğrenmeyi bekliyorsun?

Learn languages from TV shows, movies, news, articles and more! Try LingQ for FREE