Yargılarınız, Yaşamınız Olmasın | Sanem Oktar | TEDxIstanbul
Çeviri: Gülnar Khalilova Akdish Gözden geçirme: Yunus ASIK
Ben bir kadın girişimciyim.
Son 20 yıldır pazarlama alanında farklı şirketler kurdum ve sattım.
Bugün burada hem bir kadın hem bir girişimci olarak
size kadın ve erkekler olarak
üstlendiğimiz rollerden biraz bahsedeceğim.
İzmir'liyim.
Söylediği sözün anlam ifade ettiği bir ailede büyüdüm.
Benden 5 yaş küçük bir erkek kardeşim var.
Babam girişimci.
Hesapsız alınan risklerin ne anlama geldiğini
14 yaşımda babam iflas edince öğrendim.
O zaman iki şeye karar verdim.
Bir, kendi ayaklarım üzerinde durmam gerekiyordu. İki, iyi bir eğitim almam gerekiyordu.
Liseyi İzmir'de okudum, üniversite için İstanbul'a geldim.
Okulu bitirdikten sonra her genç kız gibi
bir uluslararası şirkette çalışmaya başladım-
-çünkü kariyerim öyleydi-
ardından evlendim, evlendiğimde bir kız çocuğum oldu ve işi bıraktım çünkü annelik benim
zaten kariyerimdeki en önemli roldü.
Fakat yine hesaplamadığım bir şey oldu,
hesaplayamamıştım.
Bir, evde oturmak çok sıkıcıydı. İki, boşanmıştım.
İşte, iş kurmaya karar verdiğim tam da bu zamana rastlar.
Uzun süre düşündüğüm ve pek çok kere
pek çok kişiye danıştığım bir süreç geçirdim.
Burada genel olarak bana söylenen şey,
bir kadın olduğum, neden iş kurmak istediğim, küçücük bir çocuğumun olduğu
ve tanımadığım insanlarla iş yapmamam gerektiğiydi.
Aslında bugün dönüp baktığmda,
bunun sadece bana ait bir problem olmadığını görüyorum.
İşte o yüzden sizinle Abbie Conant'ın hikayesini paylaşmak istiyorum.
Abbie Conant trombon çalan bir müzisyen.
Trombon çalıyor ve Turin operasında.
1980 yazına geldiğinde bir işe başvurmak istiyor
ve Münih Filarmoni orkestrasına başvuruyor.
Kabul mektubu geliyor kendisine.
Mektup geldiğinde üstünde şöyle bir ifade var:
"Herr" Abbie Conant - Bay Abbie Conant geliyor.
Ama bu küçük ayrıntıya pek de takılmıyor kendisi.
Seçmeler için Münih'e gidiyor.
O dönemde Münih Filarmoni Orkestrasının
binası tamirde olduğu için
Münih operasında seçmeler yapılıyor,
Fakat orkestrada çalışanların birinin de yakını
seçmelere katıldığı için seçimler perde arkasında yapılıyor.
O zamana kadar Avrupa'da perde arkasında
seçim yapmak pek de olağan bir şey değil.
33 kişi seçimlere giriyor.
Abbie Conant'ın sıra numarası 16. Sıra kendine geldiğinde,
sahneye çıkıyor ve trombonunu çalmaya başlıyor.
François Davit'in konçertosunu çalıyor.
Ancak çalarken 1 notayı kaçırıyor.
Çok üzgün bir biçimde sahnenin arkasına doğru gidiyor,
eşyalarını toplamaya başlıyor.
"Herhalde artık beni seçmeyecekler" diye düşünürlerken,
sahnenin önünde seçim yapanlar
hiç de öyle düşünmüyorlar.
Konçertoyu duydukları itibaren oldukça etkilenmişlerdir ve diğerlerini duymaya gerek görmeden
Abbie'nin kazandığını açıklarlar ve
"Bay Abbie Conant" sahneye gelir,
Perde açılır...Uzun bir sessizlik...
"Aman Tanrım, bu bir kadınmış"
O zamana kadar Münih Filarmoni Orkestrasında
kadınlar iki tane çalgı çalarlar.
Bir tanesi keman, diğeri de obuadır.
Bunlar kadınların ince, zarif parmakları için çok uygundur.
Oysa ki trombon. Tam bir erkek çalgısıdır.
Hatta o kadar ki aynı zamanda marşları çalarlar.
Ayrıca trombon çalmak için
çok güçlü nefese ihtiyaç duyulur.
Bir kadın nasıl olur da böyle bir şey çalar.
Neyse kabul edilir.
Ancak biraz zaman geçtikten sonra,
yanlarına çağırır maestro ve der ki:
"Bundan sonra artık baş tromboncu değilsin."
"Neden?"
"Çünkü fiziksel olarak senin bu kadar yetkinliğin yok!"
Abbie çok sinirlenir ve mahkemeye başvurur.
Mahkeme ondan bir sağlık raporu ister,
Kendisi sağlık raporu almak için hastaneye gider.
Hemşire muayeneyi bitirdikten sonra ona şu soruyu sorar:
"Siz atlet misiniz? Ne kadar güçlü ciğerleriniz var"
Abbie raporu alır ve tekrar döner.
Fakat geri döndüğünde bu sefer de
orkestrada maaş farklılıkları olduğunu görür.
Sadece kadın olduğu için
erkeklerden daha az ücret almaktadır.
Tekrar mahkemeye gider
ve mahkeme tam 8 yıl sürer.
Sonunda kendi kazanır ve Abbie Conant
artık Münih Filarmoni Orkestrası'nda
trombon çalmaya devam eder.
Fakat o günden sonra ne olur, biliyor musunuz?! Orkestralarda seçimler perde arkasında yapılmaya başlar ve
perde sayesinde gerçek yetenekler keşfedilmeye başlar.
O günden sonra Amerika'da Filarmoni Orkestraları'nda,
%5 olan kadın oranı %55lere çıkar.
Sadece kadınlar için değil,
Asyalılar için de, Afrikalılar için de ,
Güney Amerikalılar içerisinde de
müzisyenlerin oranı artar.
Müzik dünyasının keşfettiği şey şuydu:
Yargılarınız kadın ve erkek rollerini belirlememeli,
gözünüze perde çekmemeli.
Çünkü kadınların ve erkeklerin yapabildiklerini düşünmek,
gerçek yetenekleri değerlendirmemizi engeller.
Aynı iş dünyasında olduğu gibi .
Prof. Dr. Yıldız Ecevit şöyle diyor,
girişimcilikle ilgili yaptığı araştırmada.
Kadınların %39'u iş kurmak istediklerinde, şöyle bir yanıt alıyorlar:
"Sen yapamazsın."
%37'sine, "Ne gerek var, evde otur,
zaten beceremezsin" denerek küçümseniyor.
%10'una önce en yakınları "hayır" diyor.
Aslında girişimciliğe baktığınız zaman
başka sorunları da var kadınların.
Finansa ulaşmakta, network kurmakta.
Ve bütün bu sorunlar içerisinde
kadın kendini yalnız hissediyor.
Dünyada nüfusun yarısını kadınlar oluşturuyor,
ancak fırsatlara erkekler kadar rahat ulaşamıyorlar.
Nereden mi biliyorum bunları?
Sizinle bazı rakamları paylaşmak istiyorum.
Dünyada 22 tane kadın devlet başkanı var.
Parlamentoda temsil olunanı %21.
Eğer dünyada kadınlar ve erkeklerin
fırsatları eşit olsaydı, dünya ekonomisi
85 milyar dolar daha zengin olacaktı.
Peki Türkiyede durum nasıl?
Ora ile de ilgili bazı rakamlar paylaşayım.
Türkiye'de kadınların iş gücüne katılım oranı %33.
OECD ortalaması %58. Türkiye'de sadece
sekiz milyon yüz bin kadın çalışıyor,
4 milyon yüz bini kayıt dışı.
Yani kayıt dışında çalışan kadınların hepsini bir ile toplasak,
inanın, İzmir ili kadar etmiyor.
Türkiye'de girişimci kadın sayısı 105 bin,
toplam girişimcilerin %8'i.
Ve Dünya ekonomik raporu diyor ki,
kadın ve erkeklerin fırsatlara eşit olabilmesi için
118 yıl daha geçmesi gerekiyor .
Yani benim torunumun çocuğu ancak görebilecek. Yargılar önemli.
Size neyi nasıl yapamadığınızı söyleyecekler. Ve bunu daha kız çocuğuyken size söylemeye başlayacaklar.
Aynı bu videoda olduğu gibi.
(Video) Kızları sınırlandırıyor muyuz? Onlara sorduk.
Kız olduğun için sana bazı şeyleri
yapmaman gerektiği söylendi mi?
Evet.
Her zaman, her zaman, sürekli.
İnsanlar kızları hep mutlu ve neşeli
olması gerektiğini düşünüyor. Bilirsin işte.
Olması gereken gibi ol, zorlu bir şeyler yapmaya kalkma. Birini gerçekten kurtaramayacağımı söylediler.
Örneğin hikayelerde kızları
hep erkekler kurtarır.
Kızların %72'si toplumun onları sınırladığını hissediyor Orkid bunu değiştirmek istiyor.
Şuradaki kutulardan birini alıp buraya
getirmenizi istiyorum.
Kutu sınırlarını temsil ediyor.
(Kızlar mükemmel olmalı) Her bir kutuya söylediğiniz
(Kızlar mükemmel olmalı) şeylerden birini yazın lütfen.
(Kuvvetsiz)
(Kızlar güçlü değil.)
(Spor spikeri olamazlar)
(Cesaret edemez)
Ergenlik döneminde kızların öz güveni düşüştedir. Sınırlamaları kabul etme eğilimi gösterirler. Geri adım atmaya ve yeni şeyler denememeye başladım.
ve...bunlar beni kısıtladı.
Trompeti, basketbolu bıraktım, güreş sporunu bıraktım.
Ben...kendi kendime
iyi değilsen bırak gitsin dedim.
Bıraktın mı peki?
Bir hafta için.
Sonra ne oldu?
Onlara daha iyisini yapmak için çok çalışarak aksini ispatladım. Nasıl davranacağımı başka insanların
isteklerine göre karar veriyordum.
Sonra fark ettim ki bu korkunç birşey
Öyleyse "Yeter artık!" dedim.
"O kutuyla ne yapmak istiyorsun?"
"Kutuyu gerçekten kırmak
veya patlatmak istiyorum."
"Vurmak." "Haydi!"
"Bir dakika ciddi misin sen?"
"Bence yapmayı sevdiğin neyse buna devam etmeli ve
istediğin her şeyi yapmalısın.
İçindeki her korkuyu zapt edebilir
ve hayallerini yaşayabilirsin,
ve istediğin her şeyi yapabilirsin.
"Durdurulmaz" kelimesini bu yüzden seviyorum.
(Alkışlar)
Ve durdurulamaz bir kadın daha var, Helen Clark.
Kendisi Yeni Zelanda'nın tam 9 yıl başbakanlığını yapıyor.
Başbakanlığının son günlerinde bir okula çağırılıyor
ve bir konuşma yapması isteniyor.
Konuşmayı yaptıktan sonra bir grup
kız çocuğu yanına yaklaşıyor.
Çok endişeliler. Endişeli gözlerle ona soruyorlar:
"Size bir soru sorabilir miyiz?"
"Buyurun" diyor, Helen Clark.
"Biz çok korkuyoruz, çok endişeliyiz.
Doğduğumuzdan beri ülkeyi siz yönetiyorsunuz.
Acaba ülkemizi bir erkek yönetebilir mi?
Yargılarımız. Gözümüzün önündeki perdeler.
Ama biliyor musunuz, iyi haberim var bir size.
Değişim başladı.
Artık yeni dünyada, dijitalleşmiş bu dünyada,
kadınlar ve erkekler artık fırsatlara her zamankinden daha yakınlar.
Artık kocaman, zamanı ve yeri olmayan dünyada yaşıyoruz.
Bilgi elimizin altında.
Dolayısıyla değiştirmek ve dönüştürmek için
artık çok fazla zamanımız var ve bu geçirdiğimiz kötü günlerde
biliyor musunuz, kadının nasıl bir becerisi var.
Transformasyon. Değiştirme. Kötüyü iyileştirme gücü var. Bakın, uzun zamandır dünya ülkelerinde,
kadınlar başbakanlık ediyor.
IMF'in, FED'in başkanı kadın.
Almanya, İngiltere ve belki de Amerika'nın Başkanı kadın olacak.
Bu tesadüf değil.
Kadınların bu liderlik becerileri ile
dünyayı daha güzelleştirmek için daha fazla açığa çıkması gerekiyor.
Bugün burada kadınlar kadar erkekler de var. HE FOR SHE'ler- onların desteklediği kadınlarla
ve kendine güvenen kadınlarla
ve en büyük destekçimiz olan,
Cumhuriyetimizin kurucusu Ata'mızın bize verdiği bu haklarla
ben, önümüzün her zamankinden daha açık olacağına inanıyorum.
Birlikte, hep beraber.
En güzel geleceği el ele, birlikte yaratabiliriz.
Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun!
Teşekkür ederim.
(Alkışlar)