×

우리는 LingQ를 개선하기 위해서 쿠키를 사용합니다. 사이트를 방문함으로써 당신은 동의합니다 쿠키 정책.

무료 회원가입
image

TEDx Turkey, Saklı Yıldızını Keşfet | Yusuf Yeşil | TEDxMEFUniversity

Saklı Yıldızını Keşfet | Yusuf Yeşil | TEDxMEFUniversity

Transcriber: Esra Çakmak Gözden geçirme: Can Boysan

Merhabalar, ben Doktor Yusuf Yeşil.

Size biraz çocukluğumdan bir hikâyeyle başlamak istiyorum konuşmama. Rize'nin yemyeşil tepeleri, çay tarlalarının olduğu bir köyde büyüdüm,

çok sevimli bir köydü.

Ortasından, vadiden bir dere akıyordu.

Çok güzel bir çocukluk geçirdim.

Köy biraz şehre uzak olduğu için babam haftada bir şehre inerdi,

servisle birlikte sabahleyin

ve akşam aynı servisle birlikte geri dönerdi.

Ben de babamın getireceği o çikolataları, bisküvileri merak ettiğim için

her akşam orada, o köprüde babamı beklerdim.

Bir gün babam yine geldiğinde

onu beklerken bir baktığımda

gökyüzünde bir ışıltı kaydığını fark ettim.

Bu ışıltıyı anlamlandıramamıştım çünkü çocuktum daha,

henüz öyle bir bilgi yoktu

ve babam gelir gelmez sordum.

"Baba," dedim, "böyle bir ışıltı gördüm.

Bu ışıltı nedir?"

Onun bana bir kuyruklu yıldız olduğunu söyledi.

Ben bunu duyduğumda şaşırdım çünkü yıldızsınız,

ışıl ışıl parlıyorsunuz ama bir kuyruğunuz var.

Sizin enerjinizi nereye sarf etmeniz gerektiğini,

rotanızı belirleyen bir kuyruğunuz var

ve ondan sonra düşündüm,

aslında hayatımızda hepimiz insanlar olarak birer kuyruklu yıldızız.

Hepimizin hayatlarında, aile olsun, kültürümüz olsun,

yaşadıklarımız, hayatta meslek seçiminde verdiğimiz kararlar,

tabularımız, alışkanlıklarımız,

hepsi aslında birer kuyruk.

Hatta onlarca, yüzlerce kuyruğumuz var.

Sonra döndüm, kendi hayatıma baktım.

Lise yıllarındaydım, döndüm kendi hayatıma.

"Tıp fakültesini kazanacağım, sonrasında doktor olacağım" gibi

böyle bende bir kuyruk vardı.

Hem ailem tarafından hem arkadaşlarım tarafından

böyle bir kuyruk verilmişti bana

ve bunun için aslında yaşıyordum.

Bu kuyruk üzerine, bunu gerçekleştirmek için yaşıyordum.

Sonrasında döndüm kendime, dedim ki:

Yani ben bunu istiyor muyum gerçekten?

Ben kendi hayatımı, kendi kuyruklarımı kendim karar vermek istiyorum, dedim.

Kendi kuyruklarımı kendim oluşturacağım, dedim.

Sonrasında birçok alana, farklı alanlara ilgi duymaya başladım.

Masa tenisi oynadım, voleybol oynadım.

Bir ara elektronik müzik yaptım, 20'ye yakın beste çıkardım.

Resim, şiir yazmaya başladım.

En son çizgi filme çok fazla merak saldım.

Çizgi filmler yaptım, animasyonlar yaptım, birçok yarışmaya katıldım,

ki yani bir fen lisesi öğrencisi için bunlar hiç beklenmedik bir şeydi.

Hatta ben söylediğimde bunları arkadaşlarıma veya etrafımdakilere, çok değişik tepkiler alıyordum

ama seviyordum çünkü sıra dışıydım,

sıra dışı olmayı seviyordum.

O sıra dışında kalmayı seviyordum, o düşünceyi seviyordum.

Aslında insanlar olarak baktığımızda

kariyer haritamızda özellikle hayatımızda,

upuzun planlar yapıyoruz.

Çok uzun süre sonrasına çok detaylı planlar yapıyoruz,

adımlar koyuyoruz

ama aslında bazen sağımızda solumuzda geçenleri kaçırabiliyoruz.

Belki de bir at gözlüğü gibi baktığımız en uzun yolda detaylı planlar yaparken

çevremizdeki fırsatları kaçırabiliyoruz.

Özellikle bu çevredeki fırsatları kaçırmada güven alanı dediğimiz,

yani "comfort zone" olarak geçen

konfor alanında kalmamızın çok büyük etkisi var.

Nedir bu konfor alanı?

Örnek vereyim;

bir gün sabah evden çıktım, iş yerine gittim,

iş yerinde iş arkadaşlarımla birlikte çalışmaları yaptım,

akşam çıktım, en yakın arkadaşlarımla birlikte en fazla gittiğim kafeye gittim,

sohbet ettik orada,

sonra eve döndüm.

Yani bunlar aslında çok fazla tekrarladığım,

çok fazla deneyimlediğim

ve aslında beni en çok güvende hissettiren deneyimler.

Yani ben bu deneyimlerde kendimi güvende hissettiğim için

en fazla bunları yapıyorum.

Bu sayede beyin diyor ki

ben en az enerjiyle hayatımı bu şekilde idame ettirebilirim.

Seni güven alanında tutarak seni bu konfor alanında tutarak

en az enerjiyi harcayarak en az veriyle karşılaşarak bunu devam ettirebilirim.

İşte bu bizim en fazla hataya düştüğümüz yerlerden biri.

Eğer biz o konfor alanında çok fazla kalırsak

yeni bilgiyle karşılaşamıyoruz.

Yeni bilgiyle karşılaşamadığımız için

yaratıcılığımız, hayal kurmamız,

farklı düşünmemiz, sıradanlıktan çıkıp sıra dışı düşünmemiz zorlaşıyor.

Biz beynimize ne kadar çok yeni bilgi gösterebilirsek o kadar sıra dışı,

o kadar fark yaratma potansiyelimiz olabilir.

Bunu ben kendi bu özellikle yaratıcılık ve sıra dışı düşünme,

özellikle günümüzde yapay zekâ teknolojisinin gelişmesiyle

çok fazla önem kazandı.

Hepiniz biliyorsunuz, işte çok fazla konuşuluyor;

yapay zekâ mesleklerimizi elimizden alacak mı,

nereye gidiyor gibi.

Aslında bunun altında çok basit bir soru var;

yani düşündüğünüzde eğer sizin mesleğiniz,

bir gün öncesinde, bir hafta öncesinde, bir ay öncesinde yaptığınıza

çok benziyorsa yaptığınız iş hâlâ

o zaman yapay zekâ sizin mesleğinizi elinizden alabilir.

Neden?

Çünkü bir algoritma gibi bir iş yapıyorsanız

algoritma gibi bir kariyer planı,

bir algoritma gibi çalışıyorsanız

bir algoritmanın da sizin işinizi elinizden alması

çok rahat beklenebilir bir şey.

O yüzden algoritmalardan çıkıp

bize bu dayatılan kuyruklardan çıkıp

farklı düşünme becerilerini kazanmamız gerekiyor.

Yaratıcılık, sıra dışı düşünme, duygusal zekâ gibi;

bu gibi özellikler günümüzde dijital çağda

en önemli özelliklerden biri olacak.

Kendi hayatımdan örnek vermek gerekirse

2015 yılındaydım, o zamanlar hâlâ çizgi film yapıyordum

ve artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik teknolojilerine aşina olmaya başlamıştım.

O zamanlar 3. ve 4. sınıfta Harvard ve Stanford üniversitelerinde

birer yaz stajı gerçekleştirdim tıp fakültesindeyken.

O stajlarımda yaptığım çalışmalar beni çok etkilemişti

ve döndükten sonra Türkiye'ye,

bu teknolojileri bilimde kullanmak için, sanatla birleştirebilmek için

bilim, sanat ve teknolojiyi

kendi girişimimi kurmaya karar verdim.

Bu fikri ilk arkadaşlarımla paylaştım,

dedim böyle böyle bir girişim fikrim var.

Tıp fakültesindeyim, altını çiziyorum

çünkü paylaştığım arkadaşlarım da tıp fakültesi öğrencileri.

Bunu söyler söylemez,

"Aa Yusuf, ne yapıyorsun sen!

Önünde TUS denen bir sınav var, Tıpta Uzmanlık Sınavı, ona çalışman lazım.

Ne alaka bir girişim!" gibi çok farklı tepkiler aldım

ama bu tepkilerden çok fazla şaşırmadım.

Neden; çünkü ben sıra dışı olmak istiyorsam

sıradan bir iş yapmak istemiyorsam

tepkiler de benden sıra dışı olması lazımdı.

Yani kimse size "Hadi oo, mükemmel, Devam et!" demez

çünkü sıradanlıktan kurtulup sıra dışı bir iş yapıyorsanız

onun da tepkilerine hazır olup cesareti kendinizde bulmanız gerekiyordu.

Ben de aynen böyle düşündüm.

Dedim, bu tepkiler beni işimden alıkoyamaz, hayallerimden alıkoyamaz.

Ben bu işi yapacağım, dedim.

Sonrasında girişimimi kurdum.

Birlikte çalışmalar yapmaya başladık küçük bir ekiple.

Sonrasında dünyada bilimsel olarak sanal gerçeklikle izlenebilen

ilk animasyonu yaptık.

Bunu yaptıktan sonra çeşitli dergilerde röportajlar verdik,

haberlere çıktık,

ekibimiz büyüdü, birçok arkadaşla tanıştık derken

iş biraz büyüdü.

En son dünyanın en büyük ilaç fuarlarından birinde,

PharmaAwards'da finalist olarak yer aldık.

Sonra tekrar başa döndüğümde baktım.

Yani ben o aşamadayken o kararı veremeseydim

belki de şu an burada olmayacaktım.

Sonrasında çeşitli üniversitelerde, özellikle tıp fakültelerinde

dijital teknolojiler, tıpta nasıl bizi değiştirecek,

tıptaki pratiklerimize nasıl yenilikler katacak başlıklı konuşmalar yaptım.

Bu konuşmalarda bu teknolojileri anlattım,

girişimcilik serüvenimi anlattım

ve bu konuşmalar sonrasında,

genellikle bana her zaman bir 5-6 arkadaş, tıp fakültesi öğrencisi arkadaş gelirdi.

Derdi ki, "Yusuf abi, bizim de senin gibi böyle böyle projelerimiz var.

Böyle böyle fikirlerimiz var ama cesaret edemiyoruz, yapamıyoruz.

Yani o ilhamı, o cesareti alamıyoruz," diyorlardı.

Yani ben onu duyunca aslında direkt aklıma kendi girişimimi kurduğum zamanlar geldi;

oradaki cesareti bulamayışım,

oradaki benim korkularım ve yüzleştiklerim aklıma geldi.

Sonrasında 2016'nın sonralarına doğru

girişimimizin birinci senesinin sonlarıydı,

bir gün arkadaşlarla birlikte oturuyorduk kantinde.

Sohbet ediyorduk, girişimimi anlatıyordum:

Şöyle şöyle yapıyoruz, bu ürünleri çıkardık,

bu teknolojileri kullanıyoruz.

Sonrasında bir baktım, televizyon ekranında spiker

bir haberi anons geçiyordu.

Haber aynen şu şekildeydi:

Evrendeki ilk kuyruksuz kuyruklu yıldız bulundu.

Hatta ismini Manx adı verilen dünyadaki tek kuyruksuz kedi türünden alıyordu.

Yani bunu duyunca çok şaşırdım

çünkü biliyordum, evrende yalnız değildim.

Benim gibi kuyruğundan kopup

kendi yol haritasını kendi belirleyecek başka biri daha vardı,

başka bir şey daha vardı.

O benim için vücut bulmuş bir hâldi.

Benim felsefemin, hayatım boyunca yaptıklarımın vücut bulmuş bir hâliydi.

Bunu düşündükten sonra tekrar o öğrenciler aklıma geldi.

Dedim ki, "Benim için bu haber nasılsa,

benim için bu haber nasıl bir vücut bulmuş ilham kaynağıysa

ben de onlar için oydum."

Yani ben de onlar için önündeki ilham veren bir örnektim.

O yüzden bundan sonraki çalışmalarımda da

hep artık bu felsefeyle, bu bilinçte ve bu sorumlulukla

yaptığımız şeyleri devam ettirdim.

Ben de sizlere hayatınızda kuyruklarınızdan kopup

kendi kuyruklarınızı, kendi yol haritanızı kendiniz belirleyeceğiniz

ve başkalarına ilham olabileceğiniz bir hayat diliyorum.

Teşekkür ederim.

(Alkış)

Learn languages from TV shows, movies, news, articles and more! Try LingQ for FREE