×

우리는 LingQ를 개선하기 위해서 쿠키를 사용합니다. 사이트를 방문함으로써 당신은 동의합니다 쿠키 정책.

TEDx Turkey, Kızlar Kardeşini Doğuruyor | Büşra Sanay | T... – Text to read

TEDx Turkey, Kızlar Kardeşini Doğuruyor | Büşra Sanay | TEDxAlsancak

고급 1 터키어의 lesson to practice reading

지금 본 레슨 학습 시작

Kızlar Kardeşini Doğuruyor | Büşra Sanay | TEDxAlsancak

Gözden geçirme: Figen Ergürbüz

"Hâkim Bey,

ektiğiniz fidanın ilk meyvesini siz de yemek istemez miydiniz?" Bir diğeri:

"E köydeki herkesle birlikte olmuştu,

e ben babasıydım, benimle olmayacak mıydı? E zaten çok da düzgün bir kız değildi benim kızım.”

Ötekisi:

“Güzel kızım, seni her gün böyle sevmemi ister misin?” Alt katımızda, yan dairemizde, üst katımızda,

en yakın arkadaşımızın evinde,

şimdi şurada bir yerde ışığı sönen dairenin içinde,

kimler neler yaşandığını bilebilir mi?

Hayır.

Onlar bilebiliyorlar mı?

Hayır.

Çünkü bunu yaşadıklarında, istismara uğradıklarında üç yaşında bir çocuktan bahsediyoruz.

Normalde zaten babaların öyle sevdiğini zannederek büyüyor bu çocuklar.

Mesela ortaya çıkan bir vaka:

Çocuk sekiz dokuz yaşlarında, ilkokula gidiyor.

Teneffüste arkadaşları ile konuşuyor.

“Babam beni böyle seviyor, sizi de böyle seviyor mu babanız?”

“Siz yatarken ne giyiyorsunuz?”

Çocuklar diyor ki: “Gecelik.”

Kız diyor ki: “Ben de gecelik giyiyordum,

ama artık kot pantolon giymeye karar verdim.

Çünkü babamın o kot pantolonu çok daha zor açabileceğini düşünüyorum.” Çünkü zaten çocuk normalde babalar böyle sever diye büyümüş. Neyse bu çocuklar akşam eve gidiyor, annelerine anlatıyorlar,

o anneler ertesi gün okula geliyor, öğretmenle konuşuyor;

çocuğun annesi çağrılıyor ve o çocuğun istismara uğradığı ortaya çıkmış oluyor.

Çocuğun annesi parçaları birleştiriyor

ve ahlar vahlar içindeydi diyor olayın avukatı; bana bunu anlatırken annesi için. Ve bu çocuk dört yaşından beri babasının açık açık istismarına uğruyor. Çok küçük daha, gözleri gülerken falan.

Yani çocukluğu dört yaşında kalmış bir insan.

Bu sadece Türkiye'de yaşanan bir şey değil.

Dünyanın her yerinde, insanın olduğu her yerde yaşanan bir şey.

Maalesef.

Benim bu kitabı yazmaktaki amaçlarımdan bir tanesi: Pek çoğunuz ensest ile ilgili bir muhabbete girerseniz ya da böyle bir haber gördüğünüzde

şeyi çok duyabilirsiniz:

"Ülkenin doğusuna gidin, çok var; güneydoğusuna gidin, çok var. " Öyle bir şey yok.

Birincisi, bunun rakamı hiçbir zaman bilinemez. Çünkü bu çok kapalı kapılar arkasında yaşanan ve hiç kimsenin anlatmadığı bir şey ki kendilerine bile söyleyemiyorlar.

çünkü unutmaya çalışıyorlar,

yaşamadıklarını zannederek yaşamaya çalışıyorlar. Ülkenin Doğu Karadeniz'i, İç Anadolu'su, İç Ege'si, Güneydoğu'su, Marmara'sı

almış başını gidiyor.

O kadar çok ki...

Dediğim gibi bunun rakamı yok.

Peki, ben neden böyle bir konuyu seçtim, tercih ettim ve yazmak istedim?

2015 yılıydı, bundan üç yıl önce,

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu başkanı Canan Güllü ile kadın cinayetleri konuşacağımız bir canlı yayın yapacaktık. Ama öncesinde, onu programa almadan önce, neler konuşacağımızı konuştuk.

Arada ensestle ilgili bir kelime geçti,

ensestle ilgili bir röportaj yapalım dedim. Ensest nedir? Bunun cezası nedir?

Eğitimle alakası var mıdır? Hastalık mıdır? Ülkenin sizce en çok neresinde yaşanır,

yaptığınız araştırmalara göre çıkan sonuç nedir? Uzunca bir röportaj yaptık, cnnturk.com için. Normalde çok uzun röportajlar okumayız değil mi?

Gazetelerde tamam ama internette bir yerlerde

artık yarısına kadar okuyup çıkarız.

O röportaj, 2015 yılının en çok okunan 11. röportajı, haberi oldu. Neden bu kadar çok okunmuştu?

Çünkü halihazırda istismara uğrayanlar vardı, bir çıkış yolu aramak istiyorlardı.

Uzun yıllar önce bunu yaşayanlar:

"Acaba şu anda ben bunun için bir şey yapabilir miyim? Ve beni mağdur eden kişi mahkum olabilir mi? Buna bir ceza gelir mi?" Bir diğer taraftan, röportajın içinde fantezi arayanlar vardı. Sonra mağdurlarla röportajlar yapmaya başladım. Ve her mağdur röportajından sonra bana onlarca e-mail gelmeye başladı. Ve bu röportaj sosyal medyada paylaşılıp

altına herkes hikâyelerini yazmaya başlamıştı. Görünenin arkasındaki görünmeyendi, o kadar çoktu ki.

Herkes hikâyelerini yazıyordu.

Ve bir gün Zülfü Livaneli ile otururken “Büşra” dedi.

“Mağdurlarla olan bu yaşanmışlıkları bir kitap yap bence.” Doğru, güzel. İnsanlara ulaşmak önemli.

Ama onlara ulaşmanın yolları olmalıydı.

Bizim gazetelerde gördüğümüz beş altı satırlık bu tarz haberler. Aslında o altı satırın aralarında yıllar var.

Arkada kalan çocukluklar var.

Dolayısıyla iskeletini oturtmaya başladım.

Düşünmeye başladım. “Acaba insanlara nasıl ulaşabilirim?”

Birincisi, herkesin anlayabileceği kapasitede yazmalıydım. Sadece okuma yazması yeterliydi bu kitabı okuyacak olanların. Dolayısıyla terimsiz bir kitap yazmalıydım.

Sosyologlarla röportajlar yaptım, adli tıpçılarla röportajlar yaptım. Cezaevlerine girdim, mahkumlarla görüşmek istedim, görüşmek istemediler. Çünkü bunu kabul etmiyorlar.

Öğretmenlerden çok vakalar geldi, avukatlarla konuştum.

Bir film yönetmeni ile konuştum. “Atlıkarınca”.

Adli tıpçılarla niye konuştum? Çünkü 3-4 yaşındaki çocuk istismara uğruyor. Ve bu çocuk genital muayeneye nasıl hazırlanır? “Doktor bey,

siz bu çocuğa ne söylüyorsunuz da ondan sonra o sandalyeye oturtuyorsunuz? O çocuk o sandalyeden kalktıktan sonra nasıl bir ruh halinde oluyor?” Sosyologlarla konuştum. Çünkü olayın göç ile ilgisi var mıydı? Çok kalabalık bir evde bunun olasılığı daha mı yüksek?

Eğitimle alakası var mı?

Bunları konuştuk.

Bu arada eğitimle alakalı değil.

Çünkü doğru bilgi ve iyi eğitim dürtüleri kontrol altına alabilen şeyler değil. Cezaevine girdim.

Ki ben de bu kitaba çalışırken çok fazla şey öğrendim röportajlarda da.

Cezaevi psikologları,

Türkiye'nin her bölgesinden olmasına dikkat ettim bu arada, her bölgeden bir cezaevi.

Tabii o kişileri, o mahkumları bulmak zannederim bir yılımı falan aldı. Barolarla görüştüm bir yıl boyunca.

Tecavüzden yatan bir adamın ziyaretçisi, hemen değil ama bir süre sonra, eşi ve eşi onu ziyarete geldiğinde pembe oda istiyor.

Tecavüzden yatan kocasıyla pembe oda istiyor.

Pembe oda, eşiyle cinsel birliktelik yaşadığı oda. Ensest mahkumları, e bunların ziyaretçisi kim?

İlk zamanlar hiç kimse ama bir süre sonra kendi anne ve babası.

Çok enteresan değil mi?

Kadınlar kabul etmiyorlar eşlerinin o kıza tecavüz ettiğini.

"Yapmaz ki benim kocam." diyor.

Ama bana sorarsanız biraz sosyolojik olarak irdelemek gerekiyor. Bir yerlerde ekonomik özgürsüzlüğe dayanan bir şey çünkü.

Hukuki olarak da bunun cezası nedir? Cezalar caydırıcı mı? Başka ülkelerde bunun cezası ne?

İyi hâl indirimi böyle davalarda neden yapılır?

Çünkü bahsettiğimiz şey, çalıştığım bu konu; insanın üstünde, her şeyin üstünde. Ekonominin, paranın, girişimciliğin, siyasetin, her şeyin üstünde bir şey bu. Çocuk. Umut yani, umut çocukta!

Düşünsenize, şöyle karar veriyorlar mesela; istismara uğrayan bir çocuk düşünün, bir vaka.

Bazı hâkimler çocuk istismara bu karanlıkta uğradığı için,

istismarcı karanlıktan faydalandığı için cezasını arttıran hâkimler var. Ama bazı hâkimler de iyi hâl indirimine gidiyor. Mesela yaklaşık bir buçuk iki ay önce, bir kız babasından hamileydi. Hamileliği bitirildi.

Kız zihinsel engelliydi.

Karnındaki çocuk %99.9 öz babasındandı.

Ama o kız, tecavüz esnasında bağırmadığı için o istismarcı babaya ceza verilmedi. Hukuk, adalet bunu uygulayanların vicdanına kalabilecek bir şey değil. Bir kitap var, orada ne yazılırsa o yapılır.

Ya ağırlaştırılır ya da orada olan uygulanır ama iyi hâl indirimine gidilmez. Peki bunlar içeride ıslah oluyorlar mı?

Bence hayır.

Pişmanlık yaşıyorlar mı?

Bence hayır.

Çünkü zaten kabul etmiyorlar.

Sordum, dedim ki psikologlara:

"Sizinle görüşmek isterken dilekçelerine ne yazıyor bunlar?"

"Ya uyuyamıyorum işte, bana bir uyku ilacı yazar mısınız?"

Bu sebeple psikologla görüşmek istiyorlar.

Mağdurları bulmak hiç kolay olmadı.

Çoklar. Çoklar, gerçekten.

Ama onları bulmak zor oldu, onlarla konuşmak da çok zor oldu. Mesela ben yaşlarda bir kız.

Aynı dönemlerde çocuktuk ama bambaşka hayatların çocukluklarını yaşadık.

Aynı gökyüzünün altında, ben ip atlar, ben sek sek oynarken o kız, atladığı iple kendini boğmayı düşünüyordu.

Böyle bir çocukluktu.

Ama hiç kimsenin böyle bir şeye hakkı yok! Onlara soru sorarken onları incitmemeye çalıştım.

Bana cevap verirken çok uzaklara baktılar. Ama uzaklara bakarken aradıkları şey altı yaşında kalan çocukluklarıydı. Amcası, çikolata veriyor. "Gel sana çikolata vereceğim." Kız gidiyor.

"Altı yaşıma kadar çikolata yememiştim, paramız yoktu diyor.''

"E amcam, gittim aldım." Ve bitti, altı yaşında kaldı. Bu kadar kolay mı?

Hayır.

Bu bitirilebilir bir şey mi?

Bence hayır.

İnsan soyu devam ettikçe maalesef olabilir bir şey gibi geliyor.

Ama en azından gardımızı alarak bilerek yaşamak çok önemli.

Peki ben bu süreçte nasıl etkilendim?

Benim için çok zordu, ben çok değiştim.

28-29 yaşlarındaydım buna başladığımda.

Saçlarımdan beyazlar çıktı, tamam yaş itibariyle olabilir.

Ama bir anda bu kadar çıkması...

Saçlarımdaki beyazların her biri, aslında biri; hepsinin birer hikayesi var. Kendimi dışarıda tutmaya çalışarak, biraz daha güçlü, dik durarak

mücadele etmeye çalıştım, onların sesini çıkartmak için.

Başkaları da o noktadan, o yoldan geçmesin diye.

Mesela artık bence gülüşüm de yüzüme oturmuyor. İlk dönemler otobüse bindiğimde, demirlerden tutamazdım. Oradaki terler avuç içlerime gelecek diye... Otobüse oturduğumda o sıcaklık bana değecek diye...

Öyle dönemler geçirdim ve bunu kabuslar takip etti. Ondan sonra 70-80 yaşındaki dedelerin bana hiç tonton gelmemesi falan devam etti.

Ama şöyle bir şey var.

Neden?

''Git oğlum amcan biraz seni sevsin.'' ''Hadi kızım yanağından...'' Neden?

Niye dokunsun ki başkası benim çocuğuma?

Dokunmasın.

Neden?

Bir anlık! Bir an!

Bir an eşittir 65 yıl. Düşünsenize!

Kitap çok ilgi gördü.

Çünkü bu konuşulmadığı için okunması tercih edilen bir konuydu. Çünkü okumak sessiz bir eylemdi.

Ama o kadar çok dönüş alıyorum ki;

doktorlardan, öğretmenlerden, sosyal hizmet uzmanı olacak öğrencilerden. Herkes bambaşka hikayeler anlatıyor.

“Tez gibi bir kitap olmuş, iyi ki olmuş.

Üç yılda okulda görmediğim bilgileri hap hap buradan aldım.” Neden?

Ben gazeteciyim, ben sadece soruları sordum.

Okullarda da bunun eğitimi verilsin.

Kitapta yazıyor: "Hangi uzmanlar okulda hangi ders olursa

meslek hayatına girdiklerinde faydasını görebilirler?"

Bence kitabın en önemli ayaklarından bir tanesi, anket çalışmasıydı. İki bin küsur üzerinde yaptığım bir çalışmaydı.

Hedeflediğim kitle üniversite öğrencileriydi; hukuk, tıp, eğitim, güzel sanatlar ve iletişim fakültesi.

Neden hukuk?

Çünkü bunun cezasını verecek kişiler bu fakülteden çıkacaktı ya da savunacak kişiler.

Neden tıptı?

Çünkü bunun raporunu verecek kişiler tıptan çıkacaktı. İletişim, olayın basın ayağıydı.

Eğitim, öğretmenlerin kocaman bir rolü vardı

ve güzel sanatlar.

Fakat bu çocuklar üniversite öğrencisi

ve ben ensestin tanımını yapıyorum anketin başında ve sorulardan bir tanesi:

"Enseste uğramış birini tanıyor musunuz, kim tarafından uğramış?" Verdikleri yanıt: "Sevgilisi tarafından."

Okuduğunu anlamıyorsun, sevgilisi yazıyorsun. Sen daha sonra çıkıp bunun raporunu nasıl verebilirsin?

Bunun cezasını nasıl verebilirsin?

Yani bunun cezasını veremez ve raporu da veremez.

Biraz daha dikkat, ne olur biraz daha dikkat!

Umuyorum ki çocuklar sadece gülmekten ağlar.

Umuyorum ki çocuklar yere düştüğü için, dışarıda dizleri kanadığı için ağlar.

Ama çocuklarımızı maalesef artık dışarıya gönderemiyoruz; evde kalsalar maalesef. Ama şöyle bir şey düşünün: Kocaman bir siyah düşünün. İçinde minicik bir beyaz kendini belli eder değil mi?

Yani bu ne demek?

Karanlıktan güçlüdür hep aydınlık ve umut çocukta. Beni dinlediğiniz için çok teşekkürler.

(Alkış)

Learn languages from TV shows, movies, news, articles and more! Try LingQ for FREE