×

우리는 LingQ를 개선하기 위해서 쿠키를 사용합니다. 사이트를 방문함으로써 당신은 동의합니다 쿠키 정책.

무료 회원가입
image

TEDx Turkey, Dikkat! Fırsat Kaçıyor | Emre Soyer | TEDxIstanbul

Dikkat! Fırsat Kaçıyor | Emre Soyer | TEDxIstanbul

Çeviri: Gözde Caymazer Gözden geçirme: Erman Turkmen

Emre Soyer

Davranış Bilimci

Bayanlar baylar. Fırsat. Nasıl kaçar? Yakalamak istiyorsak önce nasıl kaçtığına bakmak lazım. Kim bu çocuk? Harry Potter. Harry Potter'ı tanımayan var mı? Duymadım diyen? Görmedim kim bu? Var mı? Yok. Dünyada da pek yok. Dünyanın gelmiş geçmiş en çok satan kitap serisi. Gelmiş geçmiş. 73 tane lisana çevrilmiş. Yazarı dünya çapında ünlü. Filmleri var, kitapları var.

Ama geri gidelim, Harry Potter'ı hiç kimsenin tanımadığı bir zamana.

1990'ların başına. J.K Rowling yazarı,

Edinburg'da bir kafede yazıyor bu kitabın çoğunu. İlkini. Ben gittim o kafenin olduğu yere sonra. Çaylar içtim, kahveler içtim. Belki de hani suyundandır hani. Yazıyor bitiriyor. Yayıncıya götürüyor.

Yayıncı bu işin uzmanı, bundan para kazanacak. Alıyor Harry Potter'a bakıyor, bundan hiçbir şey olmaz diyor. İyi günler. Fırsat kaçıyor.

Durun ikinciye götürüyor. Üzgünüz. Üçüncüye götürüyor. Kalsın. Dört. Beş. Altı. Yedi. Sekiz. Dokuz. On. Onbir. On iki kere reddediliyor Harry Potter.

On iki bu işin uzmanı ellerinin tersiyle bu fırsatı itiyorlar. On üçüncüsü ne yapacağını bilmiyor.

Evine gidiyor, masasının üzerine koyuyor kitabı. Küçük kızı geliyor, yanlışlıkla alıyor

‘biraz okuyor ‘baba baba' diyor bunun devamı var mı?'

Aa diyor kıyamam senin hatırına bin tane basayım ben diyor adam. Bin tanecik. Oradan efsane. Fenomen.

O on iki tane reddeden yayıncı her gün sabah ilk saatleriyle kalkıyorlar evde, kafayı vuruyorlar dan dan dan. Çünkü fırsat kaçıyor.

Bu, bir şey değil.

Aynı anda, bununla aynı anda dünyanın öbür ucunda iki tane doktora öğrencisi Sergey Brin ve Larry Page bir proje üzerinde çalışıyorlar. Aynı anda bir tane de arama motoru icat ediyorlar. Çok basit bir sayfa yapıyorlar. Adına da Google diyorlar.

Google'ı tanımayan var mı? Ben görmedim Google ne? Bu fırsatı kaçırmayın. Google. Dünyada da yok tanımayan. Herkes tanıyor. Ülke gibi. 400 milyar dolar değerinde bugün. Dünyanın en başarılı şirketlerinden bir tanesi. Türkiye'nin gayri safi milli hasılası 800 milyar dolar. Ülke gibi. Ama bu işin de başına gidelim. Harry Potter reddedilirken

Google da diyor ki ben bu fikri satacağım. Daha başlamadan, patlamadan fikir. Bakıyor kim var, kim ilgilenir. O zamanlar etrafta mesela Altavista var. Altavista'yı hatırlayan var mı? Benim öğrencilerimin hiçbiri hatırlamıyor. İyi günler Altavista. Altavista ile akşam yemeği yiyorlar.

O zamanın bir numaralı arama motoru, bu konunun uzmanı. Oturuyorlar, Altavista diyor hayrola? Biz satmak istiyoruz böyle bir fikir. Kaça diyor Altavista. 1 milyon dolar yeter diyorlar. 1 milyon dolar. Milyar değil milyon.

Burada dört bin kişiysek adam başı 250 dolar eder. 750'şer lira. Alalım Google'ı. Altavista kendisini batıracak olan bu projeye bakıyor, kalsın diyor. İyi günler. Yahoo, Netscape. Netscape hatırlayan? Yine öğrencilerim hatırlamıyor. Excite? Hiçbiri Google'ı bu fiyata almıyor, Google oradan patlıyor. Peki burada asıl ders ne?

En büyük fırsatı az daha kim kaçırıyor? Google.

Kendini 1 milyon dolara satmaya çalışarak en büyük fırsatı aslında Google kaçırıyor. Bu kahramanlarımız, bu girişimciler, bu fikri yaratan adamlar. Google'ı yapan adamlar kendi başarılarını tahmin edemiyorlar. Korkunç bir şey. Bunun gibi çok örnek var. Penisilin.

Penisilin milyonlarca insanın hayatını değiştiriyor. İlk antibiyotik. Alexander Fleming istemeden buluyor, kazara. Net, bir sürü net var.

O netleri birleştiriyorlar, internet diyelim diyorlar Bir patlıyor oradan kendimizi durduramıyoruz bir daha. İyi günler. Bütün altyapımız şu an internet üzerinden. Evinizde kullandığınız bilgisayar. Fareli, klavyeli, ikonlu, grafik arayüzlü.

İlk kim yapmış onu? Bill Gates değil. Steve Jobs değil. Apple değil. Microsoft değil. IBM değil. Xerox. Xerox buluyor bunu.

Bakıyor 80'lerin başında bundan bir şey olmaz, ben fotokopi çekeceğim diyor. (Gülüşmeler)

O sırada oradan Steve Jobs geçiyor, o fırsatı değerlendiriyor. Şu an dünyanın en değerli şirketi Apple.

Peki bana söyler misiniz bundan sonra ülkeyi, sektörü, dünyayı değiştirecek olan fikir, fırsat, teknoloji, altyapı, kitap hangisi? Ne olur söyleyin.

Zengin olacağız bu arada, tarihe geçeceğiz. Söyler misiniz? Çok güzel. Kendi işiniz mi?

Bilmiyoruz, bilmiyoruz.

İşin çok komiği, daha doğrusu çok korkuncu o her ne ise üzerinde onun çalışanlar da bilmiyorlar. Hiçbir fikrimiz yok.

Çünkü bayanlar baylar böyle garip bir dünyaya dönüştü dünyamız. Çok karmaşık diyoruz, öngörülemez diyoruz ama böyle yan etkileri var. Steve Jobs demiş noktaları geriye doğru birleştirebiliyoruz. Diyoruz ki Google tabi çok iyi fikir.

Harry Potter'ı enayiler nasıl geri çevirmişler. Ama bir gün öncesinde tahmin etmeye, bilmeye imkan yok. Onu yapan da tahmin edemiyor. Tahmin edebilirmişiz gibi geliyor, bilmiyoruz. Uzmanlık böyle garip bir şeye dönüştü.

Bunu kuğular üzerinden anlatıyor. Nassim Taleb diye bir istatistikçi, bir yazar. Diyor ki bir milyon tane kuğu görün, hepsi bembeyaz olsun. Uzmanı olun bir sonraki kuğu beyaz olacak diyemezsiniz, siyah çıkar. İyi günler. Kuğu kendisi de şaşırır ne olduğuna. Siyah kuğu teorisi deniyor buna. Bunun Natalie Portman'la, baleyle alakası yok bu arada. O başka siyah kuğu. Bu da başka. İkisi de güzel.

Böyle bir dünyada başınıza gelebilecek belki en kötü şey bir ülkenin, bir şirketin, bir insanın yapabileceği belki en büyük hata fırsat körlüğü. Bunları kaçırmak. Ve sürekli sistematik olarak devamlı kaçırmak. Nasıl yakalayacağız? Fırsat nasıl yakalanır? Bunların ışığında 3 tane strateji önermek istiyorum sizlere. 3 strateji önereceğim. İlki “keşke, ah ya, tüh be” dememek. Ama biz çok seviyoruz bunu. Geçmişe takılıp kalmayı, bu lafları çok seviyoruz. Gerçek hikaye. Bir arkadaşım var, 3-4 senedir her gün kalkıyor “abi” diyor “bir şey kaçmış, abi naptık ya, abi ya, Emre ya.” Yeter be! Kalk, çık, devam. Çünkü o sırada başka bir sürü fırsat kaçıyor. Ben bu arada bunalıma girmeyelim demiyorum.

Hani fırsat kaçınca insan bunalıma girer. Ama hobi olarak girelim, çıkalım. 3 gün girelim, 5 gün girelim, ağlayalım sonra çıkalım. Mücadeleye devam. Önümüze bakmamız lazım.

İlk strateji keşke dememek. Geçmişe takılıp kalmamak. Çok hızlı değişiyor dünya. İkinci strateji çok denemek. Ama çok denemek. Edison. Takımı beraber altı bin değişik materyal denemek zorunda kalmışlar istedikleri ampule ulaşıncaya kadar.

Adamlar beş bin dokuz yüz doksan dokuz kere başarısız olmuş. On iki kere reddedilmiş Harry Potter.

Ben on iki kere reddedilmem. Ben iki kere, üç kere reddedilirim. Derim benden hiçbir şey olmaz. İyi günler.

Ama öyle değil dünya şu an. Ne yazık ki bizim eğitim sistemimiz, iş yapış şeklimiz bunun biraz gerisinde kalmış durumda. Başarısızlık mesela bizde yerin dibine batırılır. Hata yapmak kabul edilemez Kaybeden hayal kırıklığı.

Biz ne zaman aslında ters mantık başarısızlıklarımızı başarımızın üzerine yazmaya başlayacağız öz geçmişimizde o zaman fırsatları beklenmedik şekilde yakalamaya başlayacağız. Aynı ters mantık şurada da geçerli, bunun araştırmaları var. Mesela biz zeki deriz insanlara, yetenekli deriz. O zaman ne oluyor, o yetenekli ve zeki insanlar, zeki ve yetenekli olmama korkusuyla hata yapmaktan çekinmeye, denememeye başlıyorlar. Bu dünyada büyük hata. O zaman fırsatlar kaçıyor. Bizim tam tersi başarıyı, azmi, mücadeleyi övmemiz, ödüllendirmemiz lazım. İkinci strateji çok denemek, buna uygun ortamı hazırlamak. Üçüncü strateji en zoru ve belki kimse bahsetmediği için aralarında en çok farkı yaratacak olanı bu kadınla alakalı. Leslie Winston, kendisi Avustralyalı. Bir gün iş yerinden evine dönerken çok feci düşüyor,

dişini kırıyor yapacak bir şey yok. Bu arada saçmalıyorum şu an.

Kim olduğunu bilmiyorum bu kadının, adamın altı tane parmağı var.

Var mı ben söylemeden gördüm diyen? Gördüm diyen var mı? Zor, çok zor. Adamın kulağı yok. Var. Yok. Var yok, var yok, var.

Eksiği de görmüyor gözü insanın, fazlayı da görmüyor. Çok mantıklı, insanın yüzüne odaklanıyor. Etrafındaki kaçıyor.

Soru şu; insanın gözü böyle yanılıyorsa,

gözünün önündeki fırsatları da kaçırıyor olabilir mi? Bunun üzerine bir deney var.

Richard Wiseman diye bir adam, İngiliz Psikolog bir deney yapıyor. Diyor iki tip adam vardır dünyada, çok böyle garip. Bir tanesinin fırsatlar ayağına gelir, devamlı şanslıdır, işleri rast gider. Ballı deriz biz onlara. Aramızda var mı ballıyım diyen?

Merhaba, hoşgeldiniz. Bravo. Bravo. Var mı? Çok güzel, çok sağ olun, memnun oldum. Bir de tersi vardır bunun. Böyle işleri rast gitmez, girdiği sıra yürümez, hani şanssızdır. Sıkıntılıdır. Bahtsız deriz. Bahtsız var mı aramızda?

Sağ olun, memnun oldum. Memnun oldum, sağ olun. Bu iki tip insanı alıyor, bir odaya koyuyor. Önlerine bir gazete veriyor ve diyor ki bana lütfen gazetedeki fotoğrafları sayar mısınız?

Doğru sayarsanız size adam başı elli lira vereceğim. Hemen başlıyorlar bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on saymaya.

Ama işin içinde bir bityeniği var.

İç sayfalardan bir tanesine kocaman bir ilan koyuyor. Üzerinde hiç fotoğraf yok. İlanda büyük harflerle şu yazıyor. Saymayı bırakın, kırk üç tane fotoğraf var bu gazetede ve eğer bu ilanı gördüğünüzü bana söylerseniz size beş yüz lira vereceğim. Fırsat koyuyor adam içeri ve bu fırsatı o iki gruptan biri daha çok görüyor. Hangi grup? Ballılar. Niye? Çünkü ballı onlar.

Ama bir de ne yazık ki- insanın beyni de böyle çalışıyor- ne yazık ki gördüğümüzün etrafını görememek gibi odaklandığımız yerin etrafını algılamamak gibi bir durumumuz da var.

Ballılar, burada bahtsızlardan biraz ayrılıyor. Daha şanslı olmak mümkün yani. İkisi de böyle başlıyorlar. Tünele giriyorlar, sayıyorlar. Bir kere sayıyorlar, iki kere sayıyorlar, üç kere sayıyorlar, dört kere sayıyorlar

Bahtsızlar devam ediyor saymaya bir daha, bir daha, bir daha, endişeli bir şekilde. Bitiriyorlar, elli liralarını alıp gidiyorlar. Ballılar, iki kere, üç kere sayıyorlar, beş kere sayıyorlar

sonra “yeter ya” diyorlar, o tünelden çıkıyorlar. Görevlerinin ötesine geçiyorlar biraz. Gazeteyi okumaya başlıyorlar. Odaklarını dağıtıyorlar.

O parmağı, o kulağı görüyorlar ve okumaya başlayınca -işte burçlar, geçen günün özeti- ve beş yüz lirayı kazanıyorlar. İyi günler. Bu şekilde alıyorlar. O kadar karışık ki dünya, o tünele girince etrafında kaçan fırsatları görmüyoruz. Üçüncü strateji o yüzden biraz odağı

dağıtabilmek, farklı yerlerden beyni besleyebilmek.

Farklı noktaları görüp onları birleştirebilmek.

Eğitim sistemi -özür dileyerek söylüyorum yine- ve iş yapma alışkanlığımız hala biraz geriden geliyor. Bunu değiştirmeye çalışıyoruz.

Mesela şu an ben ikisinin de içindeyim, görüyorum. Evladım sen gel, aman otur, test test test, yap yap yap. Dışarı çıkayım, hayır çıkma önüne bak. Hanımefendi, beyefendi gelin oturun. Bizim istediğimiz şekilde, bizim dediğimiz yerde, bizim istediğimiz işi o şekilde yapın. Aman dışarı bakmayın. Sosyal medya yasak.

Yok böyle bir dünya şu an, böyle çalışmıyor. Ama bu sistemler yavaş değişiyor. Biz ne yapabiliriz? Soru bu. Hobi. Hobi bir taktik. Hobiniz-

Ama hobi şöyle: sizi beklenmedik problemlerle, beklenmedik insanlarla, beklenmedik yerlerle tanıştıracak, içeriden ateşlediğiniz, böyle severek yaptığınız bir hobi.

Var mı böyle bir hobiniz? Az el kalkıyor. Onun da sebebi diğer sistemler aslında.

Diğer sistemler itiyor hobiyi dışarı. Bir de şöyle kaldıranlar var. Onlar ne? Hani hobi olarak yapıyorum mu demek o? Bizde Türkçe'de öyle. “Hobi olarak yapıyorum” yapmıyorum demek bizde. Yazık oluyor. Nasıl yazık oluyor?

Clarice Crosby. 1900'lerin başında yaşamış Amerikalı bir yazar. Hobisi dans etmek. Dans etmeyi seviyor.

Ama o sırada herkes korse takıyor, korseden nefret ediyor. Problemi o. Bir gün kafasına tak ediyor, diyor ben buna bir şey yapacağım. Elinden dikiş nakış falan da geliyor. İki tane mendil, bir tane şeridi alıyor, birleştiriyor, onu giyiyor. İnanılmaz dans ediyor. Millet etrafına toplanıyor, nasıl böyle hareket ettin? Uyanıyor oradan, noktalar birleşiyor, hani o kimsenin görmediği şeyi görüyor

Sütyen.

1914 yılında patentini alıyor. İlk modern sütyeni yapıyor. Burada bir girişim başlatıyor.

1940'larda George de Mestral, İsviçreli bir mühendis. Boş zamanında hobisi köpeği ile dağlarda, ovalarda dolaşmak, trekking yapmak, avlanmak. En gıcık olduğu şey, döndükten sonra köpeğinin o tüylerinin arasından böyle bitkileri, tohumları ayıklamak. Yav diyor niye böyle yapıyor bu?

Bu yapışkan değil, bu manyetik değil, nedir bunun işi? Ben bir gün götüreceğim bakacağım diyor.

Labaratuvarında mikroskobun altına koyuyor. ‘Cırt cırt' buluyor adam. Cırt cırt. Cırt cırt deyip geçmeyin. Uzaya gidiyor adam bu fikriyle. Fırsat böyle çalışıyor.

Nasa'nın en çok kullandığı malzemelerden bir tanesi cırt cırt şu an. Her şeyin yerli yerinde durması lazım yapıştırmadan, manyetik alan kullanmadan. İki tane doktora öğrencisi, Amerika'da, 90'ların ortasında dijital bir kütüphanede bilgi ve kitap aramaya yönelik algoritma yazıyorlar doktora tezleri olarak. Bir bakıyorlar internet de böyle bir yer. Aha Google. Ve de Google gibi şirketler bugün belki kendilerini tahmin edememenin getirdiği erdemle çalışanlarına boşluklar bırakıyorlar. Diyorlar ki gelin, kaybetme korkusu olmadan deneyin, icat çıkartın, uğraşın, kendinizden bir şey katın. Sonunda çıkan icatlardan bazıları Gmail. Var mı Gmail'iniz? Google Talk, AdSense. Sonunda yine kazanan Google oluyor.

Bütün bu anlattığım hikaye aslında hani bir anoloji olarak hayatınızın aşkını bulmaya benziyor biraz.

Hayatının aşkını bulmuş olanlar şu an beni daha iyi anlayacaklar. Çünkü bulduğunuz andan sonra hayatınız nasıl değişti? Buff. İnanılmaz. Peki bulduğunuz andan önceye gelin.

Tahmin edebildiniz mi ne zaman, nasıl, nerede karşılaşacağınızı? İmkan yok, çok zor.

O yüzden bu anlattığım stratejiler hali hazırda hayatının aşkını arayanlar için de geçerli.

Ama bir fikir olarak baktığınızda buna, bir fırsat olarak baktığınızda şu an aramızdan, bunu izleyenler arasından dünya çapında, ülke çapında, sektör çapında, en azından kişisel bazda hiç beklemediğiniz korkunç büyük bir fırsat, bir siyah kuğu çıkmaması için en ufak bir sebep yok. Yok. Sıfır. Yeter ki ama bunalmayalım.

Bunalıma girip geçmişlerde takılıp kalmayalım. Yeter ki başarısız olmak korkusuyla denemekten vazgeçmeyelim. Yeter ki odağımızı, dikkatimizi dağıtıp biraz farklı noktaları, kimsenin görmediği yerleri biraz görebilelim. Bayanlar baylar mücadeleye devam.

Bol şans her koşulda.

Çok teşekkürler. Çok sağ olun.

(Alkışlar)

Learn languages from TV shows, movies, news, articles and more! Try LingQ for FREE