×

우리는 LingQ를 개선하기 위해서 쿠키를 사용합니다. 사이트를 방문함으로써 당신은 동의합니다 쿠키 정책.

TEDx Turkey, Ben Bir Bacaktan İbaret Değilim, Çok Daha Fa... – Text to read

TEDx Turkey, Ben Bir Bacaktan İbaret Değilim, Çok Daha Fazlasıyım. | Neslican Tay | TEDxENKASchools

고급 1 터키어의 lesson to practice reading

지금 본 레슨 학습 시작

Ben Bir Bacaktan İbaret Değilim, Çok Daha Fazlasıyım. | Neslican Tay | TEDxENKASchools

Çeviri: Sessenol Projesi Gözden geçirme: Figen Ergürbüz

(Alkışlar)

Merhaba ben Neslican Tay.

20 yaşındayım.

20. yaşımın yalnızca 30'uncu gününde burada sizlerleyim. Herhangi bir konuda uzmanlığım yok, harika bir kariyerim de yok.

Sadece hayat hikâyem var.

Bugün size kendi hayat hikâyemi anlatacağım.

Çok mutlu bir ailede doğdum.

İnanılmaz hiperaktif, düz duvara tırmanan, heyecanlı bir çocuktum.

Komşu çocuklarının ezeli rakibiydim.

Hani o her kıyaslama da galip gelen çocuk vardır ya, kesinlikle o bendim.

Sporcuydum, basketbol oynadım beş yıl.

Aynı zamanda atletizimle ilgilendim.

İyi bir öğrenciydim.

2016'da Fen Lisesi'nden mezun oldum.

İyi bir puan aldım üniversite sınavından

ama çok daha iyisini istiyordum.

Bu yüzden tekrar hazırlanmaya karar verdim.

Canla başla tekrar üniversite sınavına hazırlanırken

bacağımda bir ağrı hissettim.

Doktorlar spor yaptığım için önemsemediler,

kas ağrısıdır, kas yırtığıdır dediler.

Artan ağrılarıma rağmen doğru teşhis hiçbir zaman konulamadı.

Kanser teşhisi konduğunda tümör bacağımı sarmış,

kemiğimi aşındırmış, damarımı tıkamıştı.

Türkçesi biz çok geç kalmıştık.

Bu yüzden tedavim oldukça zor geçti.

Şöyle anlatabilirim;

tümörü çıkarmak için müdahale etmek demek

bacağıma müdahale etmek demek;

tümörün çıkartılması bacağımı kaybetmek demekti.

Cerrahi müdahaleyle çıkartılmayan bir tümör

kemoterapiyle küçültülecekti

ve ancak bacağım öyle kurtulabilecekti.

Bu yüzden çok ağır bir kemoterapi tedavisi gördüm.

Her doz üç günden ve her gün sekiz saatten oluşan bir tedavi düşünün.

Hâl böyle olunca etkileri de çok fazla ağırlıkta hissettim.

Sadece saatlerimi onkoloji koridorlarında geçirmem de değil,

aynı zamanda kemoterapinin korkunç yan etkilerinden bahsediyorum.

Burada durup saçlarımın tutam tutam elimde kaldığı o günü, sudan bile midemin bulandığı zamanları,

enfeksiyon riski yüzünden bir odaya hapsolmamı anlatmayacağım.

Ya da bir doktorun karşıma geçip bir çırpıda;

Neslican, bir daha çocuğun olmayabilir,

dediğinde duyduğum derin acıyı anlatmayacağım.

Ben bugün tüm bunlarla nasıl baş ettiğimi anlatmak için buradayım.

Öncelikle içselleştirmedim;

çünkü kanser çok büyük bir olay değildi.

Vücudunuzun herhangi bölgesinde birkaç minik hücrenin

kontrolsüz bölünme evresine geçmesinden ibaretti yalnızca. Bu kadar basitti aslında.

Hem ben çok gençtim, çok sağlıklıydım.

Ailedeki en sağlıklı çocuk bendim diyebilirim.

Zararlı alışkanlıklarım yoktu

ama ben kanser olmuştum

demek ki herkesin başına gelebilir, böyle düşündüm.

Ve kanseri gözümde hiç büyütmedim.

Neden ben, neden ben kanser oldum diye kendimi hırpalamaktansa;

eğer ben seçildiysem kanser için

onu yenebilecek güçte olduğum içindir diye düşündüm

ve kendime bir söz verdim:

Tümörüm küçülse de büyüse de

beni asla zayıf ve güçsüz bırakmasına izin vermeyecektim.

Vermedim de.

Kanserin beynimi ele geçirmesine hiçbir zaman izin vermedim.

İnsanlar maske taktığım için ne düşünür diye hiç umursamadım.

Maskemi taktım, peruğumu taktım,

makyajımı yaptım kalabalıklara karıştım.

Alışveriş yapmaya gittim, arkadaşlarımla eğlenmeye gittim,

ailemle piknik yapmaya gittim

ve böylece aylarımı geçirdim.

Doktorlarım beni gördüklerinde inanamıyorlardı.

Kan testi sonuçlarıma baktıklarında:

- Neslican, şu anda senin ayakta bile duramaman lazım, diyorlardı.

Bense çılgın danslar yaparak odalarına giriyordum.

Ablamı doktoruma sessizce;

Neslican ilaç mı kullanıyor, diye sorduğunu hatırlıyorum.

Ama hayır kullanmıyordum,

psikolojik destekte hiçbir zaman görmedim.

Çünkü ben her şeyi beynimde halletmiştim.

Kanser çok büyük bir olay değildi,

herkesin başına gelebilirdi,

sadece tedavisi zor ama ben ona uyum sağlayabilecek güçteyim, dedim

ve böylece üç ayı geçirdim.

Kemoterapi tedaviye olumlu cevap vermişti

ve tümör biraz da olsa küçülmüştü.

Ama hâlâ bacağım kurtarılabilecek seviyede değildi.

Böyle olunca daha ağır dozda bir kemoterapi almama karar verdi doktorlar ve böylece iki ay daha geçti.

Ağrılarım azalması gerekirken bir anda artmaya başladı.

Bir terslik vardı.

Şöyle anlatabilirim;

gece bir saatte uykumdan uyanıyordum

ve bir daha asla uyuyamıyordum ağrıdan.

Doktora gidiyorduk, acile gidiyorduk,

serum takılıyordu, ağrı kesici iğneler

ama hiçbir şekilde o ağrılarım dinmiyordu.

Hâl böyle olunca,

bir kanser taramasına daha girdim ve anladık ki, o

Dünya Sağlık Örgütü'nce kabul görmüş

en ağır kemoterapiyi bile yenmişti tümör.

Böyle olunca doktorum tüm risklere rağmen

bacağımın derhal çıkartılmasına,

bacağımdaki tümörün derhal çıkartılmasına karar verdi.

Çünkü aktifleşmiş bir tümörden tek bir hücre,

hayati bir organa giderse ve çıkartılamazsa,

bu benim hayatıma mal olabilirdi

ve 20 Temmuz 2017;

hayatımın belki de sonsuza kadar değiştiği gün.

Bana bir bakın.

Elimde rujum ameliyata gireceğim.

Bacağımla olan son fotoğrafım olacağına hiçbir zaman inanmıyordum.

Ben bacağımın bende kalacağına inanıyordum.

Çünkü beş ay boyunca tedavi görmüştüm bacağım bende kalsın diye.

Çok mutluyum, rujumu sürdüm dedim ki;

aynaya baktığımda kendimi güzel görmeliyim, diye düşündüm.

Doktorum da uğraşacağını söyledi

bacağımı kurtarmak için.

Ben o küçücük umuda tutunarak ameliyat sedyesine yattım.

En son yaptığım şeyin;

bacaklarımı, ayaklarımı birbirine dokundurmak olduğunu hatırlıyorum.

Bir daha asla yapamayacağımı biliyormuşum gibi, veda eder gibi.

O gün saat dört; uyudum.

Aynı gün saat altı buçukta uyandım.

19 yılımın içindeki en kötü uyanıştı.

Vücudumda korkunç bir ağrı vardı

ve bunun bacağımdaki tümör çıkartıldığı ve işlem... hani,

başka içeriden protez takıldığı için var olduğunu saymak istedim

ve saati sordum.

Altı buçuk dedi birisi ve anladım ki bacağımla uğraşılmamış bile

bacağım kesilmiş.

İşte o an o pikeyi üstümden atışımı hatırlıyorum, bacağımı göremeyişimi.

Acıyı tüm, tüm hücrelerimde hissediyorum, nasıl olur diyorum,

nasıl devam ederim bilmiyorum.

Bırakın aynaya bakmayı kendimi unutuyorum o anda.

Özür dilerim tekrar o günlere gittim.

Nasıl devam ederim bilmiyorum.

Ben yerimde bile duramazdım.

Dört aylıkken yürümeye yani emeklemeye başlayan insan düşünün

o kadar hareketli bir insandım.

Bacağım yokken nasıl yaşayacaktım.

İlerde iş kadını olduğumda topuklu ayakkabı giyemeyecek miydim?

İlerde olur da anne olabilirsem

çocuklarımın peşinden koşamayacak mıydım?

Peki toprak nasıl kabul edecek bacağımı?

Ben nasıl kabul edeceğim böyle olmayı?

O gün çok...

(Alkışlar)

Acım, tarifsizdi gerçekten.

Acımın altında ezilmemek için hep üstüne gittim.

Tabii ki belli bir süre tanıdım kendime;

alışmak için, kabullenmek için…

Hep aynanın karşısında buluyordum kendimi.

Çünkü ben, hayatta kalmak için bacağını feda etmiş bir kızsam,

hayatımın hakkını vermeliyim diye düşündüm.

Kendimi böyle de sevmeliyim, böyle de kabul etmeliyim

ve hayata karışmalıyım.

Bacağımı kaybettikten yalnızca on beş gün sonra,

o gün dikişlerimi aldırmaya gittim

ve hastanede bana bacağımı verdiler;

siyah bir poşetin içinde.

Ben öndeyim, bacağım bagajda ve öyle gidiyoruz.

O gün gerçekten belki de

bacağımı kaybettiğim günden bile daha ağırdı benim için.

Benimle, sanki bir çöpmüş gibi elimize verdiler.

Ve tümörü çıkartmak için delik deşik etmişler bacağımı.

Gerçekten çok kötü bir gün geçirdim ve eve geldim.

Dikişlerimi aldırmışım,

ameliyatımdan on beş gün geçmiş,

balkonda oturuyorum

ve o balkonda hiçbir zaman oturmam.

Ama o gün oturuyorum

ve bu kuşu gördüm balkonda…

Ona bakınca inanamadım, onunda sol ayağı yoktu.

Mucize gibiydi, tüm evrende gelip beni bulmuştu.

Bunun bir anlamı olmalı dedim.

Tekrar baktım,

o da bana baktı biliyor musunuz?

Ondan sonra maviliklere süzüldü.

Evet dedim;

kuşun da bir bacağı yok, belki bir engeli var

ama onu asla kendine engel olarak görmüyor.

O zaman ben neden görüyorum ki diye düşündüm

ve bu kuşu gördükten yalnızca iki gün sonra

şortumu giydim, makyajımı yaptım,

çok güzel bir makyaj yapmıştım o gün,

değneklerimi kaptım

ve alışveriş merkezine gitmek istediğimi söyledim.

Herkes çok şaşırdı:

Neslican emin misin?

Alışveriş merkezi çok kalabalık, şort giyeceksin, rahatsız olabilirsin.

Hayır, dedim.

O gün en çok gösterecek kıyafeti ve en kalabalık yeri özellikle seçmiştim.

Çünkü eğer bir kere kaçarsam insanlardan,

bir kere bacağımı gizlersem hep gizlemek isteyecektim.

Onu yapmadım

ve o korkunun üstüne gittim o gün.

Dimdik yürüyordum, herkes bana bakıyordu

ama insanlar şaşırdıkları için bakıyorlardı.

Çünkü;

hiç böyle bir şey gördünüz mü?

Bacağı kesik bir kız, sargılar var ve şort giymiş.

İnsanlar çok şaşırıyordu, bana acıdıklarını hiçbir zaman düşünmedim.

Kendimi çok güçlü hissettim yürüdüğümde.

Hem acınacak ne var ki?

İnsanlar böyle doğabiliyor; bacakları olmadan

belki bazı yetileri olmadan.

Ya da sonradan kaybedebiliyorlarsa bu neden acınacak bir şey olsun ki?

Acınmamalı, ötekileştirmemeli ve normalleşmeli bence.

O günden sonra, hiç evde durmadım inanır mısınız?

Değnekleri kaptım oradan oraya, oradan oraya…

İnsanlar çok şaşırıyordu ve bana acımalarına,

beni böyle ötekileştirmelerine hiçbir zaman izin vermiyordum.

Diyordum ki bir ortama girdiğimde;

bacaksız geldi, diyordum

ve herkes şok içinde bana baktıklarında benim bacağım yok.

Sonra dehşete düşmüş gibi bakan insanlar oluyordu, ben de dil çıkartıyordum

ve kendimi eksik hissetmiyordum ve eğlenebiliyordum.

Çünkü ben eksik değilim, tek bacaktan ibaret de değilim.

Çok daha fazlasıyım.

Bir sürü hayalim var.

Yabancı dilimi geliştiriyorum,

protezimle hâlâ uyum sağlamaya çalışıyorum,

kansere bırakmıyorum hayatımı, hayallerimin peşinden koşuyorum.

Bir kitap yazıyorum, tekrar üniversiteye hazırlanıyorum.

Bir sosyal medya hesabım var yazılarımı paylaştığım.

Çünkü ben kansere hayatımı bırakamam.

Ben daha yirmi yaşındayım

ve hayatımı, umudumu, yaşama sevincimi

hiçbir zaman kaybetmedim.

Her şeyin yoluna girdiği zamanlarda

tekrar akciğerime nüksetti maalesef.

Yılbaşına gireceğiz. 25 Aralık 2017.

Çılgın planlar yapıyorum,

çünkü ben bacağıma protezimi takmışım,

artık demir kadın oldum demişim.

Sürekli geziyorum, keşfediyorum, öğreniyorum tam o sıralar;

yeni yıldan tek beklediğim şey sağlıktı.

Çünkü biliyorum ki ben yaşadığım için,

bir şeyleri yapmak için sadece, planlarımızı gerçekleştirmek için

sadece sağlıklı olmaya ihtiyacımız var.

Her zaman, bu yaşadığım bir yıldan önce,

yeni yıldan aşk isterdim,

başarı isterdim,

kariyer isterdim belki,

daha hızlı koşmak isterdim basketbol oynarken.

Ama bu sene sadece sağlık istemiştim.

Maalesef o, bunları konuştuğum, bunları dilediğim günlerde

tekrar kanser olduğumu öğrendim.

Akciğerimin bir kısmına nüksetmişti; sağ alt loba.

Çok şanslıyım dedim,

bu kötülükte bile iyiliği buldum çünkü tümörüm çıkartılabiliyordu.

Bu sefer bacağımın içinde, bacağımı bırakmadım,

bacağımı bırakmak kadar ağır değildi.

Evet belki yeni yıla bu borularla girdim

ama hayır dedim; ben karalar bağlamayacağım.

Hayat devam ediyor.

Ben mutlu olmalıyım, harika bir aileye sahibim,

bir sürü insana ulaşıyorum neden mutsuz olayım ki?

Evet tümör çıkartıldı, merak ediyorsunuz biliyorum.

Tekrar, şu an hiçbir nüks yaşamadım.

Küçük bir hapla kontrol ediliyorum.

Kemoterapinin durduramadığı o saldırgan tümöre,

küçük bir hap ne kadar durdurur bilmiyorum.

Ne kadar zamanımın kaldığını da.

Siz de bilmiyorsunuz.

Hiçbirimiz ne kadar zamanımızın kaldığını bilmeden yaşıyoruz.

O zaman en güzel şekilde yaşamalıyız.

Bana bakın;

ben iki kanser atlattım, bacağımı kaybettim

ama hiçbir zaman yaşama sevincimi, yaşama umudumu kaybetmedim.

Çünkü hayat her zaman yaşamaya değer,

ben bunu çok iyi biliyorum

ve bir misyona sahibim.

Bugün o yüzden buradayım:

Ailedeki en sağlıklı bireylerin bile kanser olabileceğini anlatmak için…

Hayatında hareket etmeden duramayan bir insanın bile

bacağını kaybettiğinde, hayata tutunabileceğini,

demir bacaklı kadınların gururla etek giyebileceğini

göstermek için bugün buradayım.

Herkes kanser olabilir,

herkes engelli olabilir klişesinin arkasına sığınarak söylemiyorum hiçbirini.

Bizzat yaşamış biri olarak konuşuyorum.

Bana bakın, iyi bakın:

Şükürler olsun ki bacağım vardan çok daha fazla şey ifade ediyorum.

Mücadeleme kulak verin,

dünyam başıma yıkıldığındaki umudumu düşünün

ve harekete geçin.

Osho'nun söylediği gibi "Karanlık olmadan yıldızları göremez insan."

19. yaşının tamamında yıldızları izleyen bir kız söylüyor bunu: "Kendi yıldızlarınızı keşfetmek için karanlığı beklemeyin."

Hayatınızı sevin, kendinizi sevin.

Bedeninizi sevin.

Ruhunuz başka bedende bulunmayacak.

Saçlarınızı, kilonuzu, boyunuzu sevin.

Benim için sol bacağınızı da sevin.

Hayatınızı sevin, sevebileceğiniz şekilde yaşayın

çünkü sadece ama sadece bir tane hayatınız var

ve siz izin vermeden hiç kimse ya da hiçbir engel,

sizi yaşamayı istediğiniz hayattan hiç kimse engelleyemez.

Bana bakın.

Yaşadığım hiçbir şey bugün burada olmamı engellemedi.

Bacağımı kaybettim, demir kadın oldum dedim.

Kanserle hâlâ mücadele ediyorum ama kansere bırakmıyorum hayatımı.

Onu küçümsüyorum, onu tiye alıyorum,

onunla dalga geçiyorum ve ben kazandım.

Şu anda buradayım, şu anda sağlıklıyım

ve emin olun, hayatta yaşadığınız her anın bir anlamı vardır.

Ben bacağımı kaybettim ve kansere yakalandım.

Kanser olduğumda o kemoterapi, uzun kemoterapi zamanlarında

kendi kendimi keşfettim.

Kendi yıldızlarımı keşfettim.

Bir parçamı kaybettim ve bir yaşam amacı edindim.

Sokakta bir insan beni durdurduğunda;

Neslican senin sayende kilomla barıştım,

Neslican ben sigarayı bıraktım.

Neslican benim bir kolum yok

ama ben artık göstermekten korkmuyorum, dediklerinde

Tanrı'nın bacağımın neden benden gitmesine izin verdiğini anladım.

Benim için bu çok önemli;

insanların kalbine dokunabilmek, insanlara umut olmak,

belki örnek olmak,

belki onları hayata karşı,

istediklerine yapmaya karşı minik kıvılcım olabilmek.

Belki üniversite sınavında, bunların hiçbiri başıma gelmeseydi

tekrar hazırlansaydım ve harika bir kariyerim olsaydı;

bu kadar mutlu olmayacaktım.

Her zaman böyle bakmasını bildim.

Evet kanser oldum dedim ama bunu atlatacağım.

Atlattım.

Bacağımı kaybettim, demir bacağım var onunla barıştım.

Çünkü hayat bundan ibaret, hepimiz dibi görebiliriz.

Ben sağlık konusunda gördüm,

sen iş konusunda görürsün, sen ailen konusunda görürsün,

belki kariyeriniz konusunda görebilirsiniz.

Önemli olan dibe batmak değil, o dipten nasıl çıktığınızdır.

Bugün buradayım.

Yarın başka bir yerde, başka bir şekilde karşılaşabiliriz. Bence;

bir şekilde sizin karşınıza çıktıysam eğer

bunun da mutlaka bir anlamı vardır.

Teşekkür ederim beni dinlediğiniz için.

(Alkışlar)

Learn languages from TV shows, movies, news, articles and more! Try LingQ for FREE