×

우리는 LingQ를 개선하기 위해서 쿠키를 사용합니다. 사이트를 방문함으로써 당신은 동의합니다 쿠키 정책.


image

Barış Özcan 2018, Otomatik piyano kendi kendine mi çalıyor? Westworld’un felsefesi

Otomatik piyano kendi kendine mi çalıyor? Westworld'un felsefesi

Pazar sabahlarının vazgeçilmez rutinlerinden biri nedir? Eskiden olsaydı bu soruya kovboy filmleri derdik.

Gerçi şimdilerde de bizi Vahşi Batı'ya götüren bir dizi var. Aranan adamları, tozlu kasabaları ve salonlarıyla tam da 19. yüzyıla ait kovboyların dünyası. Gibi görünüyor. Ama burada bir şeyler farklı. Westworld dizisinden bahsediyorum. Bu dizinin bize anlattığı hikaye aslında 2052'de geçiyor. Gösterdiği dünya ise bir tema parkı. İçinde insana çok benzeyen robotlarla oynayabildiğiniz bir oyun alanı.

Mesela bu bir robot. İnsana çok benzediği için android de diyebiliriz. Dizideyse “host” yani ev sahibi diyorlar. Gelecekte insanlar eğlenmek için bu tür parklara gidiyorlar. Çünkü parkın ev sahipleri her dileğinizi gerçekleştirmeye hazır. Onları öldürseniz bile itiraz etmiyorlar. Teknolojinin geldiği bu noktada artık insanlar en ilkel dürtülerinin, temel içgüdülerinin peşinden koşmaya başlamıştır. Yani teknolojide ilerlerken insanlıkta gerilemeye başlamıştır. İnsanlar hazzı şiddette bulmaya başlamıştır.

“Eski bir dost bir defasında beni çok rahatlatan bir şey söylemişti. Okuduğu bir şeydi. Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar.”

Dizide bir kaç kez tekrar edilen bu söz Shakespeare tarafından yazılmış. Hani dünyanın bir sahne olduğunu söyleyen Shakespeare tarafından.

“Bütün dünya bir sahnedir. Ve kadın erkek herkes ancak birer oyuncu. Sıraları geldikçe ya girer ya çıkarlar.”

İşte Westworld'ün dünyası da böyle bir sahne gibi. Sizlere uzun uzadıya bu diziyi anlatmayacağım. Onu üç kez seyretseniz de hiç seyretmeseniz de anlayabileceğiniz bir konudan bahsedeceğim. Bunu yaparken alıntılar kullanacağım ama dizideki hikaye örgüsüne ait sürpriz kaçıran ipuçları (spoiler) vermeyeceğim. Önce favori karakterimden başlayayım. O bir kovboy… değil. O bir Maeve adındaki bu robot ev sahibi… de değil. Benim favori karakterim bu. Otomatik piyano.

Ondokuzuncu Yüzyılda gerçekten de varmış böyle piyanolar. 5 silindirli bir motorun çevirdiği çarklarla dönen bir merdanenin etrafına delikli kağıtlar sarılırmış. Kağıtta deliğin hizasındaki piyano tuşları kendiliğinden basılarak notalar çalınırmış. Bilgisayarlardan çok daha önce programcılığın ilk örneklerinden biri bu. Kağıdın delikli yerleri 1'leri ve deliksiz yerleri de 0'ları temsil ediyor. Dolayısıyla bu notaları piyanoya çaldırabilmek için “binary” yani ikili sistemde bir makine dili yazılımı yapılmış.

Westworld dizisinde boşu boşuna ısrarla bize bu otomatik piyanoyu göstermiyorlar. Etrafta dolaşan son derece ileri teknoloji ürünü yapay zeka sahibi makinelerin atası bu otomatik piyano. En az diğerleri kadar önemli bir karakter. Zaten o yüzden hem birinci sezonun hem de küçük farklarla yenilenen ikinci sezonun jeneriğinde görüyoruz onu. Orada bir makine tarafından çalınıyor. Ama sonra makinenin elleri kalkıyor ve aslında piyanonun kendi kendine çaldığını fark ediyoruz. Onun otomatik bir piyano olduğunu anlıyoruz.

Bu metaforu ilk kez kullanan kişi bilim kurgu yazarı Kurt Vonnegut Jr.dır ve 1952'de yayınladığı romanının adı “Otomatik Piyano”dur. Benim de ilk okuduğum bilim-kurgu romanlarından biri bu. Otomasyonun hakim olduğu bir gelecekte geçiyor bu roman. Yazar böyle bir dünyada makineleşmenin insanların hayat kalitesini nasıl etkileyeceğini hikayeleştiriyor. Şu günlerde bizim de üzerinde düşünmeye başladığımız temalar. Robotlar işimizi elimizden alacak mı? Hadi olumlu düşünelim ve “alacaklar ve böylece insanların bu kadar çalışmasına gerek kalmayacak” diyelim. Peki bu durumda insanlar çabalamaktan vazgeçer mi? Mesela piyano çalmak gibi sanatsal bir hazzı bile makinelere terkeder mi? İşte bu düşüncelerin görsel bir sembolüdür otomatik piyano.

Onun bir özelliği daha var. Dışarıdan baktığınızda tuşlarına gerçekten de fiziksel olarak basılıyor. Gibi görünüyor. Sanki bir hayalet tarafından çalınıyor. Teknolojinin büyüsü bu. Bir illüzyon yaratıyor. Piyano kendi kendine çalıyormuş gibi görünüyor. Oysa böyle bir bilinci yok. Çok duygulandım biraz müzik çalayım ben diyemez. Benliğinin farkında değil çünkü. Peki onun etrafındaki robotlar da özünde böyle değil mi? İnsan gibi gözükmeleri, hareket etmeleri dışında o otomatik piyanodan bir farkları var mı? Robotlar, buradaki adıyla “ev sahipleri” aynı zamanda bilinç sahibi olabilir mi?

Bunun için önce bilincin tanımını yapmak lazım. Bilinç nedir? Cevabını tam olarak verebilen yok. Zaten hayatta çok sık kullandığımız bazı kavramları “hadi açıkla” deyince açıklayamıyoruz. Bilinç ne? Size soruyorum. Öz mü, can mı? Töz mü, tin mi? Ruh mu, nefs mi? Akıl mı, zihin mi? Bilinç ne? Biz insanları diğer hareket eden varlıklardan ayıran bir şey. İşte bütün mesele o “şey”in ne olduğunu anlamakta. Bunu kendine göre tanımlayan bazı felsefeciler o “şey”in asla bir makineye aktarılamayacağını söyler. Oysa Paul Churchland ve Daniel Denett gibi bazı düşünürler, Westworld'deki ev sahiplerinin de tıpkı insanlar gibi bilinç sahibi olabileceklerini iddia ederler. Çünkü onlara göre bilinç diye bir şey yoktur.

“Bilinci belirtemeyiz. Çünkü bilinç mevcut değildir.”

Bu Dr. Robert Ford. Westworld tema parkını ve içindeki ev sahibi robotları tasarlayan iki kişiden biri.

“İnsanlar dünyayı algılayış tarzımızda özel bir şeyin varlığını sever. Ancak tıpkı ev sahipleri gibi biz de sıkı, sıkı olduğu kadar kapalı döngülerde yaşar… nadiren tercihlerimizi sorgular… ve genellikle bize söylenen bir sonraki hamleyi yapmak için hazır oluruz.”

Yani biz de otomatik piyano gibiyiz. Kendi hayat döngümüzde, tercihlerimizi sorgulamadan, bize söylenenleri yapan bir makine gibi yaşıyoruz. Eğer böyle yaşıyorsak, bize benzeyen robotlardan pek de bir farkımız kalmıyor.

Sormak istiyorsun… O yüzden sor. Sen gerçek misin? Ayırt edemiyorsan, önemi var mı? Şu ikiliye bir daha bakalım. Dizide ne zaman otomatik piyanoyu duymaya başlasak, arkasından Maeve'i de görüyoruz. Bu ev sahibi robot adeta piyanonun sesine dikkat kesiliyor.

Şu küçük sesi duyabiliyorsun, değil mi? Sana “sakın” diyen şu ses! Sakın uzun süre bakma. Sakın dokunma.

O ses, ona “sadece söylenenleri yapan bir makine” olduğu düşüncesini aşılıyor. Israrla önce otomatik piyanonun müziğini sonra da Maeve'in ona verdiği tepkileri görüyoruz. Sonunda toprağa yeniden ayak bastığımda, duyduğum ilk şey yine o lanet ses oldu.

Tepkiler bir süre sonra düşüncelere dönüşüyor.

Ne düşünüyorsun böyle? Dilinin ucuna kadar bir şey gelir ve anımsamaya çalıştıkça zorlaşarak daha uzağa kayıp gittiği olur mu hiç? Anlaşılan o da bilinci tanımlamakta zorluk çekiyor. Otomatik piyanonun önceden yazılmış kader notalarını her duyduğumuzda Maeve'in yaşam döngüsünü de görmeye başlıyoruz. Aynı açılar, aynı olaylar, tekrar edip duruyor. Ta ki uyanışa kadar. Derin düşünmenin, anlam arayışının, etrafınızda olup bitenleri sorgulamanın böyle bir yan etkisi vardır. Sizi uyandırır. Gözünüzü açar. Sizi bir üst seviyeye çıkartır.

Maeve, artık otomatik piyano olmaktan sıkılmıştır. Piyanist olmanın zamanı gelmiştir onun için. Bu dizide gerçekten piyano çalan sadece bir kişiyi görüyoruz. Bu piyanoları ve ev sahibi robotları da programlayan bir piyanist. Klasik müziği ve bilhassa Debussy'i çok seven Dr. Robert Ford. Kendisi pek çok açıdan bana bizim dünyamızdaki Ray Kurzweil'ı hatırlatıyor. Hani şu 2045 civarında makine zekasının insan zekasını geçerek teknolojik tekilliğe (singularity) ulaşacağımızı söyleyen kişi. O da kariyerinin başlarında bir çeşit otomatik piyano da diyebileceğimiz syntheseizerlar tasarlıyormuş. Kendi ismiyle çıkarttığı Kurzweil K250 diye bir model var mesela. Dr. Robert Ford'un ofisinde de böyle bir klavye var. Ama düşünce derinliği bakımından bu karakter biraz daha ileriye gidiyor Mesela bilincin olmadığını söylemişti ama en az Maeve kadar o da kendisini sorguluyor. O da bir üst seviyeye çıkmaya çalışıyor. Bunu nasıl mı anladım?

“Eski bir dost bir defasında beni çok rahatlatan bir şey söylemişti. Okuduğu bir şeydi. Mozart'ın, Beethoven'ın ve Chopin'in asla ölmediğini… Sadece müziğe dönüştüklerini söylemişti.” Yani sanatçıların, sanata… Yani öze, ruha dönüştüklerini…

İşte bu bizi çok rahatlatan bir şey.

Piyanoyu piyaniste, piyanisti müziğe dönüştürme çabası.

Evet büyük bir çoğunluğumuz bu hayatı kurulmuş bir saat gibi yaşıyor. Şu dünya sahnesinde çalan otomatik bir piyano gibiyiz. Böyle yaşadığımız için de ancak mekanik sesler çıkartabiliyoruz. Kendimizi tekrar ediyoruz. Tercih yapmaktan, soru sormaktan kaçındığımız müddetçe giderek robotlaşıyoruz. Bilinç sahibi olup olmadığımızın farkına bile varamıyoruz. Oysa bir üst seviyeye çıkmaya çalışsak, otomatik piyano olmaktan kurtulup piyanist olmaya çalışsak hayatımızın sesi de daha farklı çıkmaya başlar. Sanata, müziğe dönüşür.

Evet bütün dünya bir sahne ve kadın erkek herkes ancak birer oyuncu. Sıramız gelince biz de bu sahneden çıkacağız. İşte bütün mesele nasıl çıktığımızda. Otomatik piyano olarak mı yoksa müziğe dönüşerek mi?


Otomatik piyano kendi kendine mi çalıyor? Westworld’un felsefesi

Pazar sabahlarının vazgeçilmez rutinlerinden biri nedir? What is one of the essential Sunday mornings routines? Eskiden olsaydı bu soruya kovboy filmleri derdik. In the past, we would call this question cowboy movies.

Gerçi şimdilerde de bizi Vahşi Batı'ya götüren bir dizi var. There is a series now that takes us to the Wild West though. Aranan adamları, tozlu kasabaları ve salonlarıyla tam da 19. yüzyıla ait kovboyların dünyası. The world of 19th century cowboys with wanted men, dusty towns and halls. Gibi görünüyor. Looks like. Ama burada bir şeyler farklı. But something is different here. Westworld dizisinden bahsediyorum. I'm talking about the Westworld TV series. Bu dizinin bize anlattığı hikaye aslında 2052'de geçiyor. The story that this series tells us is actually set in 2052. Gösterdiği dünya ise bir tema parkı. The world he shows is a theme park. İçinde insana çok benzeyen robotlarla oynayabildiğiniz bir oyun alanı. It is a playground where you can play with robots that look very human.

Mesela bu bir robot. For example, this is a robot. İnsana çok benzediği için android de diyebiliriz. We can call it an android because it is very similar to human beings. Dizideyse “host” yani ev sahibi diyorlar. In the series, they call it "host". Gelecekte insanlar eğlenmek için bu tür parklara gidiyorlar. In the future, people go to such parks for fun. Çünkü parkın ev sahipleri her dileğinizi gerçekleştirmeye hazır. Onları öldürseniz bile itiraz etmiyorlar. Even if you kill them, they won't object. Teknolojinin geldiği bu noktada artık insanlar en ilkel dürtülerinin, temel içgüdülerinin peşinden koşmaya başlamıştır. At this point where technology has come, people have started to chase after their most primitive impulses and basic instincts. Yani teknolojide ilerlerken insanlıkta gerilemeye başlamıştır. In other words, while advancing in technology, it started to decline in humanity. İnsanlar hazzı şiddette bulmaya başlamıştır. People have begun to find pleasure in violence.

“Eski bir dost bir defasında beni çok rahatlatan bir şey söylemişti. “An old friend once said something that reassured me a lot. Okuduğu bir şeydi. It was something he read. Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar.” Pleasures that begin with violence end with violence. "

Dizide bir kaç kez tekrar edilen bu söz Shakespeare tarafından yazılmış. This phrase, which is repeated several times in the series, was written by Shakespeare. Hani dünyanın bir sahne olduğunu söyleyen Shakespeare tarafından. By Shakespeare, who said the world is a stage.

“Bütün dünya bir sahnedir. Ve kadın erkek herkes ancak birer oyuncu. And everybody, men and women, is barely an actor. Sıraları geldikçe ya girer ya çıkarlar.” As their turn comes, they either enter or leave. "

İşte Westworld'ün dünyası da böyle bir sahne gibi. The world of Westworld is like such a scene. Sizlere uzun uzadıya bu diziyi anlatmayacağım. I will not tell you about this series at length. Onu üç kez seyretseniz de hiç seyretmeseniz de anlayabileceğiniz bir konudan bahsedeceğim. I will talk about a subject that you can understand whether you watch it three times or not. Bunu yaparken alıntılar kullanacağım ama dizideki hikaye örgüsüne ait sürpriz kaçıran ipuçları (spoiler) vermeyeceğim. I will use quotes while doing this, but I will not give surprise miss clues (spoilers) of the story line in the series. Önce favori karakterimden başlayayım. Let me start with my favorite character first. O bir kovboy… değil. O bir Maeve adındaki bu robot ev sahibi… de değil. He's this robot host named Maeve… and not. Benim favori karakterim bu. Otomatik piyano.

Ondokuzuncu Yüzyılda gerçekten de varmış böyle piyanolar. Such pianos did indeed exist in the nineteenth century. 5 silindirli bir motorun çevirdiği çarklarla dönen bir merdanenin etrafına delikli kağıtlar sarılırmış. Perforated papers were wrapped around a rotating roller with wheels driven by a 5-cylinder motor. Kağıtta deliğin hizasındaki piyano tuşları kendiliğinden basılarak notalar çalınırmış. The notes were played by pressing the piano keys at the level of the hole in the paper by themselves. Bilgisayarlardan çok daha önce programcılığın ilk örneklerinden biri bu. This is one of the first examples of programming long before computers. Kağıdın delikli yerleri 1'leri ve deliksiz yerleri de 0'ları temsil ediyor. The perforated places of the paper represent the 1s and the non-perforated places represent the 0s. Dolayısıyla bu notaları piyanoya çaldırabilmek için “binary” yani ikili sistemde bir makine dili yazılımı yapılmış. Therefore, in order to play these notes on the piano, a "binary", that is, a machine language software in a binary system was created.

Westworld dizisinde boşu boşuna ısrarla bize bu otomatik piyanoyu göstermiyorlar. For nothing, they don't show us this automatic piano in Westworld. Etrafta dolaşan son derece ileri teknoloji ürünü yapay zeka sahibi makinelerin atası bu otomatik piyano. This automatic piano is the ancestor of the highly advanced artificial intelligence machines that go around. En az diğerleri kadar önemli bir karakter. He's just as important a character as the others. Zaten o yüzden hem birinci sezonun hem de küçük farklarla yenilenen ikinci sezonun jeneriğinde görüyoruz onu. That's why we see him in the credits of both the first season and the second season, which is renewed with slight differences. Orada bir makine tarafından çalınıyor. It is played by a machine there. Ama sonra makinenin elleri kalkıyor ve aslında piyanonun kendi kendine çaldığını fark ediyoruz. But then the machine's hands are raised and we realize that the piano is actually playing by itself. Onun otomatik bir piyano olduğunu anlıyoruz.

Bu metaforu ilk kez kullanan kişi bilim kurgu yazarı Kurt Vonnegut Jr.dır ve 1952'de yayınladığı romanının adı “Otomatik Piyano”dur. The first person to use this metaphor was science fiction writer Kurt Vonnegut Jr., and his novel published in 1952 is called "Automatic Piano". Benim de ilk okuduğum bilim-kurgu romanlarından biri bu. This is one of the first science-fiction novels I read. Otomasyonun hakim olduğu bir gelecekte geçiyor bu roman. This novel takes place in a future dominated by automation. Yazar böyle bir dünyada makineleşmenin insanların hayat kalitesini nasıl etkileyeceğini hikayeleştiriyor. The author tells a story about how mechanization will affect people's quality of life in such a world. Şu günlerde bizim de üzerinde düşünmeye başladığımız temalar. These are the themes that we are starting to think about these days. Robotlar işimizi elimizden alacak mı? Will robots take our jobs? Hadi olumlu düşünelim ve “alacaklar ve böylece insanların bu kadar çalışmasına gerek kalmayacak” diyelim. Let's think positively and say "they will take it so people won't have to work that much." Peki bu durumda insanlar çabalamaktan vazgeçer mi? So, do people stop trying? Mesela piyano çalmak gibi sanatsal bir hazzı bile makinelere terkeder mi? For example, does it leave even an artistic pleasure like playing the piano to machines? İşte bu düşüncelerin görsel bir sembolüdür otomatik piyano. The automatic piano is a visual symbol for these thoughts.

Onun bir özelliği daha var. There is one more feature of it. Dışarıdan baktığınızda tuşlarına gerçekten de fiziksel olarak basılıyor. When you look at it from the outside, the keys are actually physically pressed. Gibi görünüyor. Looks like. Sanki bir hayalet tarafından çalınıyor. It's like being stolen by a ghost. Teknolojinin büyüsü bu. That's the magic of technology. Bir illüzyon yaratıyor. It creates an illusion. Piyano kendi kendine çalıyormuş gibi görünüyor. It looks like he's playing the piano by himself. Oysa böyle bir bilinci yok. However, he does not have such a consciousness. Çok duygulandım biraz müzik çalayım ben diyemez. I'm so touched, he can't say let's play some music. Benliğinin farkında değil çünkü. Because he is unaware of himself. Peki onun etrafındaki robotlar da özünde böyle değil mi? But aren't the robots around him essentially like that? İnsan gibi gözükmeleri, hareket etmeleri dışında o otomatik piyanodan bir farkları var mı? Is there any difference from that automatic piano, except that they look and move like a human? Robotlar, buradaki adıyla “ev sahipleri” aynı zamanda bilinç sahibi olabilir mi? Could robots, as they are called here, "hosts," also be conscious?

Bunun için önce bilincin tanımını yapmak lazım. For this, it is necessary to define consciousness first. Bilinç nedir? Cevabını tam olarak verebilen yok. No one can give the answer fully. Zaten hayatta çok sık kullandığımız bazı kavramları “hadi açıkla” deyince açıklayamıyoruz. We cannot explain some of the concepts that we use very often in life when we say "let's explain". Bilinç ne? Size soruyorum. Öz mü, can mı? Self or soul? Töz mü, tin mi? Is it substance or spirit? Ruh mu, nefs mi? Spirit or soul? Akıl mı, zihin mi? Mind or mind? Bilinç ne? What is consciousness? Biz insanları diğer hareket eden varlıklardan ayıran bir şey. It is something that sets us humans apart from other moving beings. İşte bütün mesele o “şey”in ne olduğunu anlamakta. It is all about understanding what that "thing" is. Bunu kendine göre tanımlayan bazı felsefeciler o “şey”in asla bir makineye aktarılamayacağını söyler. Some philosophers who define it for themselves say that that "thing" can never be transferred to a machine. Oysa Paul Churchland ve Daniel Denett gibi bazı düşünürler, Westworld'deki ev sahiplerinin de tıpkı insanlar gibi bilinç sahibi olabileceklerini iddia ederler. However, some thinkers like Paul Churchland and Daniel Denett claim that hosts in Westworld can be conscious just like humans. Çünkü onlara göre bilinç diye bir şey yoktur. Because for them there is no such thing as consciousness.

“Bilinci belirtemeyiz. “We cannot specify consciousness. Çünkü bilinç mevcut değildir.” Because consciousness does not exist. "

Bu Dr. Robert Ford. Westworld tema parkını ve içindeki ev sahibi robotları tasarlayan iki kişiden biri. He is one of two people who designed the Westworld theme park and the host robots in it.

“İnsanlar dünyayı algılayış tarzımızda özel bir şeyin varlığını sever. “People love the presence of something special in the way we perceive the world. Ancak tıpkı ev sahipleri gibi biz de sıkı, sıkı olduğu kadar kapalı döngülerde yaşar… nadiren tercihlerimizi sorgular… ve genellikle bize söylenen bir sonraki hamleyi yapmak için hazır oluruz.” But just like homeowners, we live in tight, tight as well as closed loops… rarely question our preferences… and usually we're ready to make the next move we've been told. ”

Yani biz de otomatik piyano gibiyiz. So we are like an automatic piano. Kendi hayat döngümüzde, tercihlerimizi sorgulamadan, bize söylenenleri yapan bir makine gibi yaşıyoruz. In our own life cycle, we live like a machine that does what we are told, without questioning our preferences. Eğer böyle yaşıyorsak, bize benzeyen robotlardan pek de bir farkımız kalmıyor. If we live like this, we are not much different from robots that look like us.

Sormak istiyorsun… O yüzden sor. You want to ask… So ask. Sen gerçek misin? Are you real? Ayırt edemiyorsan, önemi var mı? Şu ikiliye bir daha bakalım. Let's take another look at these two. Dizide ne zaman otomatik piyanoyu duymaya başlasak, arkasından Maeve'i de görüyoruz. Whenever we start hearing the automatic piano in the series, we see Maeve behind it. Bu ev sahibi robot adeta piyanonun sesine dikkat kesiliyor. This host robot almost pays attention to the sound of the piano.

Şu küçük sesi duyabiliyorsun, değil mi? You can hear that little voice, right? Sana “sakın” diyen şu ses! Sakın uzun süre bakma. Don't look for a long time. Sakın dokunma. Don't touch it.

O ses, ona “sadece söylenenleri yapan bir makine” olduğu düşüncesini aşılıyor. Israrla önce otomatik piyanonun müziğini sonra da Maeve'in ona verdiği tepkileri görüyoruz. We insistently see the music of the automatic piano first, and then the reactions of Maeve to him. Sonunda toprağa yeniden ayak bastığımda, duyduğum ilk şey yine o lanet ses oldu. When I finally landed on the ground again, the first thing I heard was that damn sound again.

Tepkiler bir süre sonra düşüncelere dönüşüyor. Reactions turn into thoughts after a while.

Ne düşünüyorsun böyle? What are you thinking about? Dilinin ucuna kadar bir şey gelir ve anımsamaya çalıştıkça zorlaşarak daha uzağa kayıp gittiği olur mu hiç? Something comes to the tip of his tongue, and the more he tries to remember, the harder it is, the farther it slips away? Anlaşılan o da bilinci tanımlamakta zorluk çekiyor. Apparently he also has difficulty defining consciousness. Otomatik piyanonun önceden yazılmış kader notalarını her duyduğumuzda Maeve'in yaşam döngüsünü de görmeye başlıyoruz. Every time we hear the pre-written notes of fate of the automatic piano, we begin to see Maeve's life cycle. Aynı açılar, aynı olaylar, tekrar edip duruyor. The same angles, the same events, repetitive Ta ki uyanışa kadar. Until the awakening. Derin düşünmenin, anlam arayışının, etrafınızda olup bitenleri sorgulamanın böyle bir yan etkisi vardır. Reflection, the search for meaning, the questioning of what is happening around you have such a side effect. Sizi uyandırır. It wakes you up. Gözünüzü açar. It opens your eyes. Sizi bir üst seviyeye çıkartır. Takes you to the next level.

Maeve, artık otomatik piyano olmaktan sıkılmıştır. Maeve is tired of being an automatic piano now. Piyanist olmanın zamanı gelmiştir onun için. It is time for him to become a pianist. Bu dizide gerçekten piyano çalan sadece bir kişiyi görüyoruz. In this series we only see one person actually playing the piano. Bu piyanoları ve ev sahibi robotları da programlayan bir piyanist. A pianist who also programs these pianos and host robots. Klasik müziği ve bilhassa Debussy'i çok seven Dr. Robert Ford. He loves classical music and especially Debussy. Robert Ford. Kendisi pek çok açıdan bana bizim dünyamızdaki Ray Kurzweil'ı hatırlatıyor. He reminds me in many ways of Ray Kurzweil in our world. Hani şu 2045 civarında makine zekasının insan zekasını geçerek teknolojik tekilliğe (singularity) ulaşacağımızı söyleyen kişi. The person who said that around 2045, machine intelligence will surpass human intelligence and reach technological singularity. O da kariyerinin başlarında bir çeşit otomatik piyano da diyebileceğimiz syntheseizerlar tasarlıyormuş. He was designing syntheseizers, which we can also call a kind of automatic piano, at the beginning of his career. Kendi ismiyle çıkarttığı Kurzweil K250 diye bir model var mesela. For example, there is a model called Kurzweil K250, which he released under his own name. Dr. Robert Ford'un ofisinde de böyle bir klavye var. Dr. There is also such a keyboard in Robert Ford's office. Ama düşünce derinliği bakımından bu karakter biraz daha ileriye gidiyor Mesela bilincin olmadığını söylemişti ama en az Maeve kadar o da kendisini sorguluyor. But in terms of depth of thought, this character goes a little further. For example, he said that there is no consciousness, but at least as much as Maeve he questions himself. O da bir üst seviyeye çıkmaya çalışıyor. He is also trying to move up to the next level. Bunu nasıl mı anladım? How did I get that?

“Eski bir dost bir defasında beni çok rahatlatan bir şey söylemişti. “An old friend once said something that reassured me a lot. Okuduğu bir şeydi. Mozart'ın, Beethoven'ın ve Chopin'in asla ölmediğini… Sadece müziğe dönüştüklerini söylemişti.” He said that Mozart, Beethoven and Chopin never died… they just turned into music. " Yani sanatçıların, sanata… Yani öze, ruha dönüştüklerini… I mean, that the artists turn into art… In other words, they turn into essence, spirit…

İşte bu bizi çok rahatlatan bir şey. This is something that makes us very comfortable.

Piyanoyu piyaniste, piyanisti müziğe dönüştürme çabası. An effort to turn the piano into the piano and the pianist into music.

Evet büyük bir çoğunluğumuz bu hayatı kurulmuş bir saat gibi yaşıyor. Yes, most of us live this life like an established clock. Şu dünya sahnesinde çalan otomatik bir piyano gibiyiz. We are like an automatic piano playing on that world stage. Böyle yaşadığımız için de ancak mekanik sesler çıkartabiliyoruz. Because we live like this, we can only make mechanical sounds. Kendimizi tekrar ediyoruz. We repeat ourselves. Tercih yapmaktan, soru sormaktan kaçındığımız müddetçe giderek robotlaşıyoruz. As long as we avoid making choices and asking questions, we gradually become robots. Bilinç sahibi olup olmadığımızın farkına bile varamıyoruz. We don't even realize whether we are conscious or not. Oysa bir üst seviyeye çıkmaya çalışsak, otomatik piyano olmaktan kurtulup piyanist olmaya çalışsak hayatımızın sesi de daha farklı çıkmaya başlar. However, if we try to move to the next level, get rid of being an automatic piano and try to become a pianist, the sound of our lives starts to sound different. Sanata, müziğe dönüşür.

Evet bütün dünya bir sahne ve kadın erkek herkes ancak birer oyuncu. Yes, the whole world is a stage, and everyone, both men and women, is only an actor. Sıramız gelince biz de bu sahneden çıkacağız. When our turn comes, we will leave this stage. İşte bütün mesele nasıl çıktığımızda. Here's how we got out. Otomatik piyano olarak mı yoksa müziğe dönüşerek mi? As an automatic piano or transforming into music?