DİZİLERİN SOSYAL HAYATA ETKİSİ
Diziler, sosyal hayatı derinden etkiliyorlar. Birçok Türk sabah akşam dizi izliyor. Diziler aracılığıyla insanları manipüle etmek çok kolay.
Örneğin sürekli şiddetin gösterildiği dizileri izleyen insanlar bir süre sonra şiddetin normal bir şey olduğunu düşünebilirler.
Devamlı zenginlerin yaşamını izleyen fakirler kendi yaşam koşullarından soğuyabilirler. Kolay yoldan zengin olmak için suç işleyebilirler.
Sık sık Osmanlı'yı anlatan dizileri izleyenler Osmanlı'nın görkemine hayran olup o günlere dönmek isteyebilirler.
2000'li yıllarda Türkleri etkileyen en popüler dizilerden birisi Kurtlar Vadisi'ydi.
Bu diziyi Türkiye'de bilmeyen yoktur. 2020 yılında bile insanlar bu diziden bahsediyorlar. Bu dizi iki yıl boyunca milyonlarca insan tarafından izlendi.
İnternet yaygınlaştıktan sonra, yani 2010'dan sonra tekrar izlenmeye başlandı. Bu dizide işlenen ana tema, mafya ve siyaset ilişkisidir.
Komplo teorilerinin sistematik bir biçimde bu dizi ile pompalandığını düşünüyorum.
Kurtlar Vadisi, Türkiye'nin dışında Orta Asya'daki birçok ülkede de izlendi. Bu diziden etkilenip kabadayılığa, mafyalığa özenen insanlar oldu.
Doğan çocuklarına bu dizideki karakterlerin isimlerini veren insanlar oldu. Daha sonra bu dizinin filmi çekildi. Kurtlar Vadisi Irak ve Filistin gibi filmler.
Bunların da sanat için değil tamamen siyasi amaçlarla çekildiğine inanıyorum. Amerikalıların Rambo'su gibi
Aşkı Mennu adlı dizi de gençleri çok etkiledi. Bu dizide aşırı zengin çok güzel kadınların ve yakışıklı erkeklerin hayatı gösterildi.
İstanbul Boğazı'nda yalıda yaşayan bir ailenin yaşamı anlatıldı. Gençler bunlara özendiler. Örneğin dizide zina suçunu işleyen gençler vardı.
Yaprak Dökümü, Balkanlar'da hâlâ izleniyor. Çekimleri bitti ama etkisi hâlâ devam ediyor.
Bu dizide dağılan, fakirleşen, ahlakı bozulan bir ailenin yaşamı anlatılıyor.
Açıkçası bu ve bunun gibi birçok dizi, Batılılaşmak ile geleneksel değerlere sahip çıkmak arasında ikilemde kalan kişilerin hayatını anlatıyor.
Geleneksel-Batıcı çatışması edebiyatta, sinemada yeni bir tema değil.
Ta Osmanlı döneminde yazılan kitaplarda bile bu konu işleniyordu.
Güç kaybeden devleti kurtarmak için Batı'yı takip ve taklit etmeyi savunanlar ile geleneksel değerlere öncelik verip Batı'ya kuşkuyla bakanlar arasındaki gerilim.
2020 yılında bile Türklerin büyük çoğunluğu kimlik arayışında.
Biz Avrupalı mıyız? Asyalı mıyız? Biz laik miyiz, dindar mıyız? Sömürgeci devletleri nasıl yenebiliriz?
Onları taklit ederek mi, geleneksel değerlere dönerek mi? Bu sorular, itiraf etmese de, her Türk'ün aklındadır. Dizilerin büyük çoğunluğu da bu yüzden bu konularla alakalıdır.
Muhteşem Yüzyıl dizisi de Osmanlı'yı canlandırma projelerinden biriydi.
O dönemde yaşayan kadınların dizide gösterildiği kadar seksi olduklarını düşünmüyorum. Dizide kesinlikle abartı vardı.
Bu dizi milliyetçiler ve muhafazakarlar tarafından eleştirildi. Dizinin Oryantalist bakış açısıyla çekildiği iddia edildi. Diziyi çekenler kınandı.
Kanuni Sultan Süleyman'ın bütün hayatını sanki haremde cariyelerle geçirmiş gibi gösterilmesi kimi kesimleri kızdırdı.
Gerçekten o hayatının büyük çoğunluğunu savaş meydanlarında geçirdi. Ama bence tarihi dizilerde sansür olmamalı.
Çünkü adı üstünde "dizi". Yani kurgu. Tarihi gerçekten öğrenmek isteyen arşive gitmeli.
Son yıllarda dizilerde alkolün gösterilmesi yasaklandı. Bu, absürt bir karar. Yani zina, silah, kan, cinayet göstermek serbest; içki göstermek yasak.
Buna kendini kandırmak denir. Dizilerde kullanılan Türkçeye dikkat edilmesi gerektiğini savunuyorum. Türkçenin inceliklerine, dildeki nüanslara, gramere özen gösterilmeli.
Çünkü Türklerin çoğu kitap okumaz, Türkçeyi dizilerden öğrenirler