CEVDET BEY VE OĞULLARI
Ziya ayağa kalkarak: "Gene oyalamayın beni. Başınızdan kolay atacağınızı sanmayın!" diye bağırdı.
Cevdet Bey: "Bağırma! Bağırma rica ederim!" dedi.
"Hep benden kurtulmanın yollarını aradınız! Askeri okula da zaten onun için yolladınız!" "Asker olmayı, ama sen istiyordun!" "Bu da tabii işinize geldi. Benden kurtulmak istiyordunuz. Bulduğunuz o paşa kızının yanında ben pek uygunsuz kalıyordum, değil mi?
Askeri okula sepetleyiverdiniz beni! Durun, durun da bir kerecik olsun sözümü bitireyim. Ayda bir Kuleli'den Nişantaşı'na geleceğim tutsa yüzünüzü buruşturarak cebime üç-beş kuruş koyardınız. Sofranın bir ucuna konan tabağa bir yanaşma gibi iliştiğimi düşünürdüm. Sonra yemin ettim de adımımı atmadım." Cevdet Bey ölü gibi mırıldandı: "Seni hiçbir zaman evlâtlarımdan ayrı düşünmedim!" "Yalan! Beni niye onlar gibi Galatasaray'a yollamadınız peki o zaman? Ben de pekâlâ o kibar beyzadelerin okuluna gidebilirdim! Askeri okula sepetlediniz beni!" "Askerlik hakkında böyle düşündüğünü bilmiyordum!" dedi Cevdet Bey.
"Nasıl düşüneyim, peki? Ayak parmaklarım Sarıkamış'ta donarken siz burada şeker ticareti yapıyordunuz. Ben Sakarya'da az daha ölüyordum. Siz şirketinizi büyütüyordunuz!" Ağlamaklı suratını Cevdet Bey'e yaklaştırdı. "Şimdi karşıma şu kadın çıktı. Bu benim son kısmetim amca, anlıyor musunuz? Bir daha da gelmez başıma böyle şey." Cevdet Bey telâşlandığını farketti. Yeğeninin ağzı içki kokuyordu. "Cesaretlenmek için içki içmiş!" diye düşündü.
"Demek, her şey bir kadına para yedirmek için! Beni gözüne kestirmiş!" Ona acıması gerektiğini düşünüyor, ama bunu yapamıyor, hatta belli belirsiz bir tiksinti duyuyordu.
Ailesini, çocuğunu yüzüstü bırakacağını hiç utanmadan söyleyen birisi vardı karşısında. "Rahmetli babam olsa, Allah'ına dua et!" derdi diye mırıldandı.
"Ama ben ona bir şey söyleyecek durumda da değilim!" Ziya gene bağırdı: "Bana bir şey vermezseniz sizin peşinizi bırakmam!" "Evlâdım, otur yerine, otur yerine!" dedi Cevdet Bey.
Ziya'nın allak bullak olmuş bir suratla hâlâ karşısında sallanıp durduğunu görünce: "İstediğini vereceğim!" deyiverdi. "Ama sen de kendine gel biraz. Bunca yıl sonra amcan hakkında düşündüğün bu mu?" Ziya da şaşırmış gibiydi. "Bir sigara yakmama izin verir misiniz?" dedi.
Amcasının cevabını beklemeden masanın üzerindeki paketi aldı.
Elleri titriyordu. Perişan bir hali vardı. Cevdet Bey de bitkin buluyordu kendini.
Sigara içen yeğenini seyrederken ne bir şey düşünebilecek, ne de söyleyebilecek gücü kendinde buluyordu. Canı geniş ve derin bir uykuyu çekiyordu.