×

우리는 LingQ를 개선하기 위해서 쿠키를 사용합니다. 사이트를 방문함으로써 당신은 동의합니다 쿠키 정책.


image

Who is She?, Bölüm On Iki

Bölüm On Iki

CENGİZ: Tamam, ama biraz meşgulüm. Acele etseniz iyi olur.

CANAN: Lütfen bekleyin. Gerçekten, bana yardım etmenize ihtiyacım var.

CENGİZ: Tüm günümü sadece sizin sorularınızı yanıtlayarak geçiremem.

CANAN: Park cezası alırsam umurumda değil. Bana yardım etmenizi istiyorum. Ya

sizin abiniz olsaydı? Benimle aynı durumda olurdunuz.

CENGİZ: Tamam, konuya gelin. Ne öğrenmek istiyorsunuz?

CANAN: Ya size yüz dolar verseydim? Abim ve onun ev arkadaşının neler yaptığı hakkında daha fazla şey bulmama yardım eder miydiniz?

CENGİZ: Abinizi gizlice gözetlememi mi istiyorsunuz? Hayır, bunu

yapmayacağım. Bu abinize haksızlık.

CANAN: Ya, size beş yüz dolar verirsem, o zaman yapar mıydınız?

CENGİZ: Bu farklı bir hikâye. Tabii ki, gerçekten bunu yapmamalıyım, ancak beş yüz dolar için bunu yapmaya istekli olabilirim.

CANAN: İyi! Şimdi, nasıl bir kişiyle uğraştığımı biliyorum.

CENGİZ: Ne demek istiyorsunuz? Benim yardımımı istiyor musunuz, yoksa istemiyor musunuz?

CANAN: Evet, yardımınızı istiyorum.


Bölüm On Iki Chapter Twelve

CENGİZ: Tamam, ama biraz meşgulüm. سنغيز: حسنًا ، لكني مشغول قليلاً. CENGİZ: Okay, aber ich bin ein wenig beschäftigt. CENGİZ: Okay, but I'm a little busy. Acele etseniz iyi olur. Du solltest dich besser beeilen. You'd better hurry. Tu devrais te dépecher.

CANAN: Lütfen bekleyin. CANAN: Bitte warten. CANAN: Please wait. CANAN : Veuillez patienter. Gerçekten, bana yardım etmenize ihtiyacım var. Wirklich, ich brauche deine Hilfe. I really need your help. Vraiment, j'ai besoin que vous m'aidiez.

CENGİZ: Tüm günümü sadece sizin sorularınızı yanıtlayarak geçiremem. CENGİZ: Ich kann nicht den ganzen Tag damit verbringen, nur Ihre Fragen zu beantworten. CENGİZ: I cannot spend my whole day just answering your questions. CENGİZ : Je ne peux pas passer toute la journée à répondre à vos questions.

CANAN: Park cezası alırsam umurumda değil. CANAN: Es ist mir egal, ob ich einen Strafzettel bekomme. CANAN: I don't care if I get a parking ticket. CANAN : Je m'en fous si je reçois une contravention. Bana yardım etmenizi istiyorum. Ich möchte dass sie mir helfen. I want you to help me. Je veux que tu m'aides. Ya entweder What Soit

sizin abiniz olsaydı? Was wäre, wenn es dein Bruder wäre? if it was your brother Et si c'était ton frère ? Benimle aynı durumda olurdunuz. You would be in the same situation as me. Vous seriez dans la même situation que moi.

CENGİZ: Tamam, konuya gelin. CENGİZ: Okay, kommen wir zum Punkt. CENGİZ: Okay, come to the point. CENGİZ : OK, venons-en au fait. Ne öğrenmek istiyorsunuz? Was willst du lernen? What do you want to learn? Que voulez-vous apprendre?

CANAN: Ya size yüz dolar verseydim? هل: ماذا لو أعطيتك مائة دولار؟ CANAN: What if I gave you a hundred dollars? CANAN : Et si je te donnais cent dollars ? Abim ve onun ev arkadaşının neler yaptığı hakkında daha fazla şey bulmama yardım eder miydiniz? هل يمكنك مساعدتي في معرفة المزيد عما يريده أخي ورفيقه في السكن؟ Könnten Sie mir helfen, mehr darüber herauszufinden, was mein Bruder und sein Mitbewohner tun? Would you help me find out more about what my brother and his roommate are up to? Pourriez-vous m'aider à en savoir plus sur ce que font mon frère et son colocataire ?

CENGİZ: Abinizi gizlice gözetlememi mi istiyorsunuz? CENGİZ: Do you want me to spy on your brother? CENGIZ : Voulez-vous que j'espionne votre frère ? Hayır, bunu Nein, es No, it

yapmayacağım. I will not. Je ne vais pas. Bu abinize haksızlık. Das ist deinem Bruder gegenüber unfair. This is unfair to your brother. C'est injuste pour ton frère.

CANAN: Ya, size beş yüz dolar verirsem, o zaman yapar mıydınız? CANAN: What if I gave you five hundred dollars, then would you? CANAN : Et si je te donnais cinq cents dollars, tu le ferais alors ?

CENGİZ: Bu farklı bir hikâye. CENGİZ: Das ist eine andere Geschichte. CENGİZ: This is a different story. CENGİZ : C'est une autre histoire. Tabii ki, gerçekten bunu yapmamalıyım, ancak beş yüz dolar için bunu yapmaya istekli olabilirim. Of course, I really shouldn't be doing this, but I might be willing to do it for five hundred dollars. Bien sûr, je ne devrais vraiment pas faire ça, mais pour cinq cents dollars, je serais peut-être prêt à le faire.

CANAN: İyi! CANAN: Good! CANAN : Bien ! Şimdi, nasıl bir kişiyle uğraştığımı biliyorum. Jetzt weiß ich, mit was für einer Person ich es zu tun habe. Now, I know what kind of person I am dealing with. Maintenant, je sais à quel genre de personne j'ai affaire.

CENGİZ: Ne demek istiyorsunuz? CENGİZ: What do you mean? CENGIZ : Qu'est-ce que tu veux dire ? Benim yardımımı istiyor musunuz, yoksa istemiyor musunuz? Willst du meine Hilfe oder nicht? Do you want my help or not?

CANAN: Evet, yardımınızı istiyorum. CANAN: Yes, I want your help. CANAN : Oui, je veux votre aide.