Konuşma
İMDAT: Kötü bir gün idi.
Şehir merkezindeki belediye binasına gittim. Yeni bir park müsaadesi için başvurmam gerekti. Kötü hava şartlarında otuz dakika yürüdüm. Oradaki memura bana yardımcı olur musunuz dedim. Gişe şimdi kapanacak dedi. Fakat beşe sekiz kalaydı! Hiç birşey demeden hemen dışarıya çıktım. ŞÜKRAN: Haklısın, boktan herif o!
Neyse, Hasan hakkındaki haberi duydun mu? İMDAT: Ne oldu?
Hadi, anlat bakalım. ŞÜKRAN: Hasan artık yemekleri etsiz yiyecek!
Et yemeyi bıraktı. Buna ne dersin? İMDAT: Sahi mi?
Kim anlattı? Sen her zaman herşeyi biliyorsun! Hayat böyle işte, hiç belli olmuyor! Vejetaryenler için yemek kitapların var mı? Bari Hasan için yemek tariflerini toplayayım! (birden sesini yükseltir) Aman, Adana kebap hiç yemeyecek mi ? Yalnız kabak, patates, lahana, ne bileyim, havuç mavuç filan mı yiyecek? Aklını kaçırmış galiba! Tavşan gibi! ŞÜKRAN: Allah bilir!
Ama neden öyle kızıyorsun? Boş ver ya! Sana ne? Hm, demin ne dedin? Yani memur sana bilgi vermek istemedi mi? İMDAT: Ya biliyor musun, pazartesi Hasan'la Aylin bize geliyor, akşam yemeği için.
Etli nohut yahnisi pişirecektim. Fakat içeceğe gelince, henüz kararsızım. Ne düşünüyorsun, hala rakı içiyor mu, acaba, yoksa onu da mı bıraktı? ŞÜKRAN: Dur be!
Dedikodu yapmayı bırakalım, Allah aşkına. Sana sormak istedim az önce: deden nasıl?