image

ZihinX, Hızlı ve yavaş düşünme (1. kısım)

Hızlı ve yavaş düşünme (1. kısım)

Birisinin 1 sene boyunca eğlenceli herşeyden uzak durup, doğum günü partilerine, düğünlere dahi gitmeyip, arkadaşlarıyla buluşmayip, gece gündüz demeden sadece üniversite sınavına hazırlanıp

ve sınavdan güzel bir puan aldıktan sonra da ‘E demek ki ğüniversiteyi kazanmak zaten kismetimde varmış,

bu yüzden de doğal olarak üniversiteyi kazandım' dedigini;

Ya da başkaları onun hakkında ‘falanca kişi gece gündüz ders çalışıyordu' dediği zaman,

anne babası ‘Yok ya, bunun cok calışmakla ne ilgisi varnasip buymuş

çalışmasaydı da kazanacaktı zaten benim çocuğum,

keşke hiç bu kadar çalışarak kendisine eziyet etmeseydi' dedegini duydunuz mu hic?....

Tabi ki de böyle bir şeyi hiç duymadınız ve duymanız da bi hayli zor.

Birisinin böyle şeyler söylemesi kulağa çok saçma geliyor, değil mi?

Ama tam tersi olsaydı ve aynı kişi üniversiteyi kazanamasaydı, muhtemelen ‘Demek ki, kısmet buymuş. O kadar okudum, gecemi gündüzüme kattım, ama malesef cevapları işaretlerken kaydırdım ve sınavı kazanamadım' diyecekti.

Anne babası da ‘ demek ki kaderinde bu sene üniversite sınavını kazanmak yokmuş' diyecekti.

Buradakiçelişkiyi siz de fark ettiniz, degil mi?.

Eğer mesele, sadece kısmette ne olacağı ile ilgiliyse,

o zaman neden üniversite sınavını kazandığı zaman bunu kendi başarısı olarak görüyor da,

başarısız olduğunda niye kazanamamasına sebep olan yanlışları kendinde aramıyor? Niye dikkatsizlik yapmış veya asıl gerekli yerleri çalışmamış olduğunu vs. düşünmüyor? Ya da eğer hersey tamamiyle kısmete bağlıysa, neden sınava çalışıyordu o zaman? Hem eğlencesinden vazgeçmez, hem de üniversiteyi kolayca kazanırdı.

Ya da muhtemelen şu cümleleri de çok duymuşsunuzdur:

‘Biz kim oluyoruz ki? Görünenin aksine,dünyayı yöneten başka güçler var.

Şu an durumun böyle olması hep onların çıkarına. Falanca kişi Mason, falancayı şu kişiler finanse ediyor' vs gibi.

Bunları örnek olarak vermekteki amacım, kaderin olup olmadığını

veya Masonların gerçekten dünyayı yönetip yönetmediklerini tartışmak değil.

Asıl amacım, cevabını bulamadığımız konuları nasıl da alakasız

ve temelsiz şeylere bağladığımıza dikkat çekmek

ve bu tarz alelacele verdiğimiz kararların hayatımızı ve davranışlarımızı nasıl etkilediğini göstermek.

Kafamızın içinde ayrı ayrı karakterlere sahip 2 farklı kişi var:

-Onlardan biri hızlı düşünüyor ve genelde duygularla, sezgilerle hareket edip,

iyice düşünüp analiz etmeden karar veriyor

ve karar verirken pek de zahmete girmiyor.

Bu kişiye 1.şahıs diyelim.

- Diğeriyse yavaş düşünerek herşeyi ölçüp biçerek karar veriyor, karar verirken birçok şeyi dikkate alıyor

ve meseleyi kapsamlı düşünebilmek için fikir ve enerji sarf ediyor. Buna ise 2.şahıs diyelim.

Yavaş düşünmek ekstra iş ve enerji gerektirdiğinden,

beynimiz çoğu zaman 1. sistemin hızlı düşünüp karar vermesini tercih ediyor.

Çünkü çoğumuzun bildiği gibi, tembellik genetik kodlarımıza işlenmiş.

Eğer bir de aç, yorgun, uykulu veya baskı altındaysak, 1.şahıs bütün yönetimi ele geçirir

ve 2.şahsınhareket etmesine bile izin vermez.

Bugün sizlerle Nobel İktisat ödülü almış Daniel Kahneman'ın ‘Hızlı ve Yavaş Düşünme' isimli kitabının

özetinin 1.kısmını paylaşacağım.

Videonu sonuna kadar dikkatle takip etmenizi oneririm, çünkü vereceğim bilgiler çok ama çok önemli.

İki tane çocuğun mahallede kavga ettiğini düşünün ve ikisinin de ağzı burnu kan içerisinde kalmış.

Veliler olaya müdahale ediyor ve kendi aralarında tartışmaya başlıyorlar.

Hiç, bir anne babanın da, ‘ senin çocuğun, neden benim çocuğuma vurdu' diyerek

kendi çocuğunu savunmak yerine,

‘Çocuğum neden senin çocuğuna vurdu' diyerek diğer çocuğu savunduğunu ve ‘Çocuğun iyi yapmış, benimkini dövmüş.

Benimkisi küfür etmeseydi, o da vurmazdı zaten' dediğini gördünüz mü?

Tabiki de hayır. Kulağa çok saçma geliyor di mi? Peki neden böyle olduğunu hiç düşündük mü?

Buna ingilizcede ‘endowment effect' deniyor, Türkçe'deki birebir cevirisi Bağış Etkisi olsa da daha iyi akılda kalsın diye bunu ‘benimkisi daha değerli'

etkisi olarak aklınızda tutabilirsiniz. Ama ben isim olarak video boyu orijinal ismini kullanacagim.

‘Bağış etkisi'ne göre, biz sahip olduğumuz eşya ve varlıklarin gerçekte olduğundan daha iyi ve daha değerli olduğuna inanıyoruz, hiç bir mantıklı sebebi olmadan.

Sadece o ‘Bizim' olduğu için.

Diyelim ki, siz 1500 liraya aldığınız telefonu 6 ay kullandıktan sonra 1200 liraya satmak istiyorsunuz.

Birisi onun için 1000 lira teklif ettiğinde ‘Ne diyorsun sen? Telefon yepyeni. Sadece 6 ay kullandim, bir kere bile elimden yere düşmedi' diyeceksiniz ve gerçekten de

1200 liranın onun için adil bir fiyat olduğunu düşünecek ve asla

herhangi bir indirimde bulunmak istemeyeceksiniz. Şimdiyse durumun tam tersini düşünelim.

Telefonunuz yok ve birinci el fiyatı 1500 lira olan 6 ay kullanılmış ikinci el bir telefon almak istiyorsunuz.

Satıcı size fiyatın 1200 lira olduğunu söylediğinde ‘Ne? 1200 lira mı?

Orjinali 1500 lirayken tam 6 ay kullanılmış bu telefon nasil 1200 TL edebilir?

Kim bilir neler geldi başına bu telefonun. 1200 liranın üzerine 300 lira daha koyup yenisini alırım daha iyi.

Bunun en fazla ederi 1000 lira' diyeceksinizdir.

Aynı etki sadece bizim olan eşya veya insanlarla ilgili değil aslinda,

bu durum aynı zamanda vatandaşı olduğumuz ülke veya inandığımız din için de geçerli.

Mesela, bir yabancı bizim ülkemiz veya milletimizle ilgili herhangi olumsuz bir şey söylediginde,

hatta söylediğinin doğru oldugunu bilsek bile, hemen ülkemiz ve milletimizi savunarak, o kişiyi bizim ülkenin onun ülkesinden daha iyi olduğuna inandırmaya çalışırız.

Veya genelde, Hindistan'da budist bir ailede doğduğu için otomatik olarak budist olmuş biri,

Batıda hristiyan bir ailede doğduğundan dolayı hristiyan olmuş biri de

kendinden farklı dini inanca sahip kişilerin yanlış yolda,

kendisinin ise doğru yolda olduğuna ve kendi dininin en iyi ve en ustun din olduğuna inanır. Çoğu zaman da diğer görüşlerin iddialarını derinden araştırmadan yapar bu yargilamayi.

Çünkü onun dusuncesıne gore, kendi inandığı buysa, demek ki sorgusuz sualsiz en iyisi odur.

‘Bağış etkisi'ni kafamızın içindeki 1.şahıs oluşturuyor.

Fakat eğer biz 2.şahsı da devreye sokup yavaş düşünerek, ölçüp biçerek hareket edersek,

bu beyin etkisinin, bir çok noktada sağlıklı düşünmemizi engellediğini

yani bizi yanlış yönlendirdiğini fark etmis oluruz.

Bizim çocuğumuz, bizim anne babamız, bizim ülkemiz, sadece Bizim olduğu için “daha iyi ve haklı” olduğu anlamına gelmez.

Bizim olan bir şeyin daha iyi olduğunu düşündüğümüzde, 2 defa düşünmeye çalışalım

ve sadece bizim olduğu için mi onları savunduğumuzu yoksa haklı olarak mı böyle düşündüğümüzü anlayalim.

Bilmemiz gereken diğer bir etkiyse, hızlı düşünme sisteminin oluşturduğu ‘Onaylama etkisi'.

Diyelim ki, arkadaşınızla tartışıyorsunuz ve diyorsunuz ki, et yemek sağlığımız için yararlı, arkadaşınızsa hayır çok zararlı diyor, hatta “hic et yenmemeli” diyor.

İkiniz de görüşünüzü kanıtlayabilmek için sağlam kanıtlar getirmek zorunda kalıyorsunuz .

Arkadaşınız internetten ‘Etin zararları' isimli herhangi bir makale bulup size gösteriyor

ve ‘Bak, gördün mü? Sana deminden beri söylüyorum ama inanmıyorsun' diyor.

Siz de onun google'da neyi arattığına baktığınızda ‘Et yemek neden zararlı' diye yazdığını görüyorsunuz.

Yani ‘Et yemenin insan sağlığına etkileri' değil veya ‘Etin faydaları ve zararları' değil.

Et yemenin zararlarını kanıtlayan makale bulmak için ‘Et yemek neden zararlı ‘diye arama yapmış. Eğer siz bir tartışmada A tarafını destekliyorsanız, o zaman siz ‘hadi gel falancaya soralım' dediğiniz zaman

sizin görüşünüzü destekleyeceğine inandığınız bir kişinin ismini söyleyeceksiniz.

Karşı tarafsa onun görüşünü destekleyeceğine inandığı kişiyi arayıp sormayı teklif edecektir.

Evet, maalesef çoğu zaman biriyle tartıştığımızda kafamızın içindeki 1.şahsın ‘Onaylama etkisi' sonucunda, doğru cevabı bulmamız bizim hiç ama hiç umrumuzda olmuyor. Bizi ilgilendiren tek şey ‘ne pahasına olursa olsun, tartışmayı kazanmak' oluyor. Haksız bile olsak.

Bu yüzden ‘Onaylama etkisi' devrede olduğu zaman, biraz abartili bir ornek olacak ama

sirf tartışmayı kazanalım diye Sigaranın yararlarıyla bile ilgili bir makale bulup ‘Bak gördün mü' diyebiliriz. Onaylama etkisinin en kötü yanıysa o ki, bu etki, daha mantıklı kişilerde daha çok devreye girer. Çünkü bu tarz insanların yanlış yaptıklarını itiraf etmesi ve ‘evet, haksızdım' diyebilmek zorlarına gider

ve onlar, yanlis yaptiklarini kabullenmenin ‘akıllı' ve ‘mantıklı' kişi olarak kazandıkları itibarlarını kaybetmelerine sebep olacağını düşünürler.

Bu yüzden de ‘Bağış etkisi'nde olduğu gibi kendi düşüncelerimizi sorgulamadan çoğu zaman haksız olarak,

söylediklerimizde ısrar eder ve kendimizi kandirarak, söylediklerimizin tamamiyle doğru olduğuna inandırırız.

Anlattığım ‘Bağış etkisi' ve ‘Onaylama' etkisini biraraya getirdiğimiz zaman ise çok ilginç bir etki ortaya çıkıyor.

Bunun sayesinde, yanlış yaptığımız zaman veya yanlış yaptığımızı bildiğimiz zaman bile, bu yanlış sırf bize ait diye, kendimizi haklı çıkarmaya çalışır

ve sonra da ‘onaylama etkisi'yle hatamızı haklı çıkaracak deliller ortaya koymaya çalışırız.

Bu yüzden katil ‘kötü adamları öldürdüğünü', hırsız ‘zalim zenginlerden çaldığını' rüşvet alan biriyse

‘ maaşının az olduğunu' veya ‘birilerinin işini halledip onlara yardım ettiğini' söyleyerek

kendisini haklı görür ve bu sekilde beyninin hızlı düşünme işleyişinin kurbanı olur.

Eğer bu video gerçekten faydalı olduysa, arkadaşlarınızla paylaşmayı, ZihinX kanalına abone olmayı ve kanaldalı diğer videoları da izlemeyi unutmayın..

İzlediğiniz için teşekkürler😊



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Language learning online @ LingQ

Hızlı ve yavaş düşünme (1. kısım)

Birisinin 1 sene boyunca eğlenceli herşeyden uzak durup, doğum günü partilerine, düğünlere dahi gitmeyip, arkadaşlarıyla buluşmayip, gece gündüz demeden sadece üniversite sınavına hazırlanıp

ve sınavdan güzel bir puan aldıktan sonra da ‘E demek ki ğüniversiteyi kazanmak zaten kismetimde varmış,

bu yüzden de doğal olarak üniversiteyi kazandım' dedigini;

Ya da başkaları onun hakkında ‘falanca kişi gece gündüz ders çalışıyordu' dediği zaman,

anne babası ‘Yok ya, bunun cok calışmakla ne ilgisi varnasip buymuş

çalışmasaydı da kazanacaktı zaten benim çocuğum,

keşke hiç bu kadar çalışarak kendisine eziyet etmeseydi' dedegini duydunuz mu hic?....

Tabi ki de böyle bir şeyi hiç duymadınız ve duymanız da bi hayli zor.

Birisinin böyle şeyler söylemesi kulağa çok saçma geliyor, değil mi?

Ama tam tersi olsaydı ve aynı kişi üniversiteyi kazanamasaydı, muhtemelen ‘Demek ki, kısmet buymuş. O kadar okudum, gecemi gündüzüme kattım, ama malesef cevapları işaretlerken kaydırdım ve sınavı kazanamadım' diyecekti.

Anne babası da ‘ demek ki kaderinde bu sene üniversite sınavını kazanmak yokmuş' diyecekti.

Buradakiçelişkiyi siz de fark ettiniz, degil mi?.

Eğer mesele, sadece kısmette ne olacağı ile ilgiliyse,

o zaman neden üniversite sınavını kazandığı zaman bunu kendi başarısı olarak görüyor da,

başarısız olduğunda niye kazanamamasına sebep olan yanlışları kendinde aramıyor? Niye dikkatsizlik yapmış veya asıl gerekli yerleri çalışmamış olduğunu vs. düşünmüyor? Ya da eğer hersey tamamiyle kısmete bağlıysa, neden sınava çalışıyordu o zaman? Hem eğlencesinden vazgeçmez, hem de üniversiteyi kolayca kazanırdı.

Ya da muhtemelen şu cümleleri de çok duymuşsunuzdur:

‘Biz kim oluyoruz ki? Görünenin aksine,dünyayı yöneten başka güçler var.

Şu an durumun böyle olması hep onların çıkarına. Falanca kişi Mason, falancayı şu kişiler finanse ediyor' vs gibi.

Bunları örnek olarak vermekteki amacım, kaderin olup olmadığını

veya Masonların gerçekten dünyayı yönetip yönetmediklerini tartışmak değil.

Asıl amacım, cevabını bulamadığımız konuları nasıl da alakasız

ve temelsiz şeylere bağladığımıza dikkat çekmek

ve bu tarz alelacele verdiğimiz kararların hayatımızı ve davranışlarımızı nasıl etkilediğini göstermek.

Kafamızın içinde ayrı ayrı karakterlere sahip 2 farklı kişi var:

-Onlardan biri hızlı düşünüyor ve genelde duygularla, sezgilerle hareket edip,

iyice düşünüp analiz etmeden karar veriyor

ve karar verirken pek de zahmete girmiyor.

Bu kişiye 1.şahıs diyelim.

- Diğeriyse yavaş düşünerek herşeyi ölçüp biçerek karar veriyor, karar verirken birçok şeyi dikkate alıyor

ve meseleyi kapsamlı düşünebilmek için fikir ve enerji sarf ediyor. Buna ise 2.şahıs diyelim.

Yavaş düşünmek ekstra iş ve enerji gerektirdiğinden,

beynimiz çoğu zaman 1. sistemin hızlı düşünüp karar vermesini tercih ediyor.

Çünkü çoğumuzun bildiği gibi, tembellik genetik kodlarımıza işlenmiş.

Eğer bir de aç, yorgun, uykulu veya baskı altındaysak, 1.şahıs bütün yönetimi ele geçirir

ve 2.şahsınhareket etmesine bile izin vermez.

Bugün sizlerle Nobel İktisat ödülü almış Daniel Kahneman'ın ‘Hızlı ve Yavaş Düşünme' isimli kitabının

özetinin 1.kısmını paylaşacağım.

Videonu sonuna kadar dikkatle takip etmenizi oneririm, çünkü vereceğim bilgiler çok ama çok önemli.

İki tane çocuğun mahallede kavga ettiğini düşünün ve ikisinin de ağzı burnu kan içerisinde kalmış.

Veliler olaya müdahale ediyor ve kendi aralarında tartışmaya başlıyorlar.

Hiç, bir anne babanın da, ‘ senin çocuğun, neden benim çocuğuma vurdu' diyerek

kendi çocuğunu savunmak yerine,

‘Çocuğum neden senin çocuğuna vurdu' diyerek diğer çocuğu savunduğunu ve ‘Çocuğun iyi yapmış, benimkini dövmüş.

Benimkisi küfür etmeseydi, o da vurmazdı zaten' dediğini gördünüz mü?

Tabiki de hayır. Kulağa çok saçma geliyor di mi? Peki neden böyle olduğunu hiç düşündük mü?

Buna ingilizcede ‘endowment effect' deniyor, Türkçe'deki birebir cevirisi Bağış Etkisi olsa da daha iyi akılda kalsın diye bunu ‘benimkisi daha değerli'

etkisi olarak aklınızda tutabilirsiniz. Ama ben isim olarak video boyu orijinal ismini kullanacagim.

‘Bağış etkisi'ne göre, biz sahip olduğumuz eşya ve varlıklarin gerçekte olduğundan daha iyi ve daha değerli olduğuna inanıyoruz, hiç bir mantıklı sebebi olmadan.

Sadece o ‘Bizim' olduğu için.

Diyelim ki, siz 1500 liraya aldığınız telefonu 6 ay kullandıktan sonra 1200 liraya satmak istiyorsunuz.

Birisi onun için 1000 lira teklif ettiğinde ‘Ne diyorsun sen? Telefon yepyeni. Sadece 6 ay kullandim, bir kere bile elimden yere düşmedi' diyeceksiniz ve gerçekten de

1200 liranın onun için adil bir fiyat olduğunu düşünecek ve asla

herhangi bir indirimde bulunmak istemeyeceksiniz. Şimdiyse durumun tam tersini düşünelim.

Telefonunuz yok ve birinci el fiyatı 1500 lira olan 6 ay kullanılmış ikinci el bir telefon almak istiyorsunuz.

Satıcı size fiyatın 1200 lira olduğunu söylediğinde ‘Ne? 1200 lira mı?

Orjinali 1500 lirayken tam 6 ay kullanılmış bu telefon nasil 1200 TL edebilir?

Kim bilir neler geldi başına bu telefonun. 1200 liranın üzerine 300 lira daha koyup yenisini alırım daha iyi.

Bunun en fazla ederi 1000 lira' diyeceksinizdir.

Aynı etki sadece bizim olan eşya veya insanlarla ilgili değil aslinda,

bu durum aynı zamanda vatandaşı olduğumuz ülke veya inandığımız din için de geçerli.

Mesela, bir yabancı bizim ülkemiz veya milletimizle ilgili herhangi olumsuz bir şey söylediginde,

hatta söylediğinin doğru oldugunu bilsek bile, hemen ülkemiz ve milletimizi savunarak, o kişiyi bizim ülkenin onun ülkesinden daha iyi olduğuna inandırmaya çalışırız.

Veya genelde, Hindistan'da budist bir ailede doğduğu için otomatik olarak budist olmuş biri,

Batıda hristiyan bir ailede doğduğundan dolayı hristiyan olmuş biri de

kendinden farklı dini inanca sahip kişilerin yanlış yolda,

kendisinin ise doğru yolda olduğuna ve kendi dininin en iyi ve en ustun din olduğuna inanır. Çoğu zaman da diğer görüşlerin iddialarını derinden araştırmadan yapar bu yargilamayi.

Çünkü onun dusuncesıne gore, kendi inandığı buysa, demek ki sorgusuz sualsiz en iyisi odur.

‘Bağış etkisi'ni kafamızın içindeki 1.şahıs oluşturuyor.

Fakat eğer biz 2.şahsı da devreye sokup yavaş düşünerek, ölçüp biçerek hareket edersek,

bu beyin etkisinin, bir çok noktada sağlıklı düşünmemizi engellediğini

yani bizi yanlış yönlendirdiğini fark etmis oluruz.

Bizim çocuğumuz, bizim anne babamız, bizim ülkemiz, sadece Bizim olduğu için “daha iyi ve haklı” olduğu anlamına gelmez.

Bizim olan bir şeyin daha iyi olduğunu düşündüğümüzde, 2 defa düşünmeye çalışalım

ve sadece bizim olduğu için mi onları savunduğumuzu yoksa haklı olarak mı böyle düşündüğümüzü anlayalim.

Bilmemiz gereken diğer bir etkiyse, hızlı düşünme sisteminin oluşturduğu ‘Onaylama etkisi'.

Diyelim ki, arkadaşınızla tartışıyorsunuz ve diyorsunuz ki, et yemek sağlığımız için yararlı, arkadaşınızsa hayır çok zararlı diyor, hatta “hic et yenmemeli” diyor.

İkiniz de görüşünüzü kanıtlayabilmek için sağlam kanıtlar getirmek zorunda kalıyorsunuz .

Arkadaşınız internetten ‘Etin zararları' isimli herhangi bir makale bulup size gösteriyor

ve ‘Bak, gördün mü? Sana deminden beri söylüyorum ama inanmıyorsun' diyor.

Siz de onun google'da neyi arattığına baktığınızda ‘Et yemek neden zararlı' diye yazdığını görüyorsunuz.

Yani ‘Et yemenin insan sağlığına etkileri' değil veya ‘Etin faydaları ve zararları' değil.

Et yemenin zararlarını kanıtlayan makale bulmak için ‘Et yemek neden zararlı ‘diye arama yapmış. Eğer siz bir tartışmada A tarafını destekliyorsanız, o zaman siz ‘hadi gel falancaya soralım' dediğiniz zaman

sizin görüşünüzü destekleyeceğine inandığınız bir kişinin ismini söyleyeceksiniz.

Karşı tarafsa onun görüşünü destekleyeceğine inandığı kişiyi arayıp sormayı teklif edecektir.

Evet, maalesef çoğu zaman biriyle tartıştığımızda kafamızın içindeki 1.şahsın ‘Onaylama etkisi' sonucunda, doğru cevabı bulmamız bizim hiç ama hiç umrumuzda olmuyor. Bizi ilgilendiren tek şey ‘ne pahasına olursa olsun, tartışmayı kazanmak' oluyor. Haksız bile olsak.

Bu yüzden ‘Onaylama etkisi' devrede olduğu zaman, biraz abartili bir ornek olacak ama

sirf tartışmayı kazanalım diye Sigaranın yararlarıyla bile ilgili bir makale bulup ‘Bak gördün mü' diyebiliriz. Onaylama etkisinin en kötü yanıysa o ki, bu etki, daha mantıklı kişilerde daha çok devreye girer. Çünkü bu tarz insanların yanlış yaptıklarını itiraf etmesi ve ‘evet, haksızdım' diyebilmek zorlarına gider

ve onlar, yanlis yaptiklarini kabullenmenin ‘akıllı' ve ‘mantıklı' kişi olarak kazandıkları itibarlarını kaybetmelerine sebep olacağını düşünürler.

Bu yüzden de ‘Bağış etkisi'nde olduğu gibi kendi düşüncelerimizi sorgulamadan çoğu zaman haksız olarak,

söylediklerimizde ısrar eder ve kendimizi kandirarak, söylediklerimizin tamamiyle doğru olduğuna inandırırız.

Anlattığım ‘Bağış etkisi' ve ‘Onaylama' etkisini biraraya getirdiğimiz zaman ise çok ilginç bir etki ortaya çıkıyor.

Bunun sayesinde, yanlış yaptığımız zaman veya yanlış yaptığımızı bildiğimiz zaman bile, bu yanlış sırf bize ait diye, kendimizi haklı çıkarmaya çalışır

ve sonra da ‘onaylama etkisi'yle hatamızı haklı çıkaracak deliller ortaya koymaya çalışırız.

Bu yüzden katil ‘kötü adamları öldürdüğünü', hırsız ‘zalim zenginlerden çaldığını' rüşvet alan biriyse

‘ maaşının az olduğunu' veya ‘birilerinin işini halledip onlara yardım ettiğini' söyleyerek

kendisini haklı görür ve bu sekilde beyninin hızlı düşünme işleyişinin kurbanı olur.

Eğer bu video gerçekten faydalı olduysa, arkadaşlarınızla paylaşmayı, ZihinX kanalına abone olmayı ve kanaldalı diğer videoları da izlemeyi unutmayın..

İzlediğiniz için teşekkürler😊

×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.