×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.


image

ZihinX, Güç Sahiplerinin Bilmenizi İstemediği 4 Beyin Etkisi (2018)

Güç Sahiplerinin Bilmenizi İstemediği 4 Beyin Etkisi (2018)

Düşünün ki, bir yere yetişmeniz gerek,

bu yüzden aceleniz var ve evden çıkıp bir an önce arabaya atlayarak en kısa sürede

o yere bir an önce varmak istiyorsunuz.

Daha siz oraya varamadan, yolda önünüzdeki araba aniden yavaşlamak zorunda kalıyor

ve siz de yavaşlamaya fırsat bulamadan arabaya çarpıyorsunuz.

Ve sorun başlıyor:

“ne diye arabayı bu kadar hızlı kullandım ki”,

“niye önümdeki arabayla aramdaki takip mesafesine dikkat etmedim ki” diye pişman oluyorsunuz.

Kıssadan hisse şu ki, ne kadar aceleniz olursa olsun,

arabayı gerektiğinden daha hızlı ve dikkatsizce kullanmamak gerektiğini anlıyorsunuz.

Diyelim ki, arabanızı tamir ettirdiniz, başka bir zaman yine evden aceleyle çıktınız,

ama bu defa kendi kendinize ”acelem olsa da, arabayı dikkatli bir şekilde kullanmalıyım” diyorsunuz.

Evden çıkar çıkmaz önünüzden kara bir kedi geçiyor.

Arabayı dikkatli bir şekilde kullansanız da, diğer bir araba aniden sizin arabanıza çarpıyor.

Üstelik sizin hiç bir kabahatiniz yokken...

O an “Sabah önümden kara kedi geçti, kesin ondan böyle oldu” diye düşünürsünüz.

Bu yüzden başka bir sefer arabayla bir yere giderken önünüzden kara kedi geçtiğinde,

bir yere yetişmeniz gerekse de, “yok, önümden kara kedi geçti, ne olursa olsun umurumda değil,

yarına kalsın işim, bugün gitmeyeceğim oraya” diyor ve eve dönüyorsunuz.

Gördüğünüz gibi, birinci defa kaza yaptığınızda o kazayla sizin arabayı dikkatsiz kullanmanız

arasında mantıken sebep-sonuç ilişkisi vardı

ve siz bu durumu analiz ederek kazanın sebebinin arabayı dikkatsiz kullanmanız olduğunu anladınız.

İkinci kazadaysa kara kedinin önünüzden geçmesiyle kaza yapmanız arasında herhangi bir bağ yoktu,

ama siz nedense olayları ilişkilendirerek hemen kazayı o kedi yüzünden yaptığınızı düşündünüz

ve durumu analiz ederek “acaba kara kediyle kaza arasında nasıl bir mantıklı bağ olabilir ki”

diye düşünmediniz.

Sadece içinizde inanç oluştu, bu kadar.

Bugün, Daniel Kahneman'ın ”Hızlı ve yavaş düşünmek” kitabındaki

hayati derecede önemli diğer beyin etkilerini size anlatacağım.

Aynı kitapla ilgili olan önceki iki videomu izlemeyenler için söyleyeyim ki,

biz insanlar karar verirken iki tür düşünce tarzına göre karar vermekteyiz.

1)​ Yavaş düşünme – yani mantıklı analize dayanarak düşünme ve

2)​ Hızlı/otomatik düşünme, yani hiç bir mantığa dayanmadan sadece öyle olduğuna inanma

Kitabın esas gayesi bu iki düşünce tarzı arasındaki farkları insanlara anlatmak

ve insanların daha doğru kararlar vermeleri için nelerin farkında olmaları gerektiğini ortaya koymaktır.

Biz, beynimizin hızlı düşünme işleyişinin farkında olmadığımız zaman,

videonun başındaki kara kedi örneğinde olduğu gibi, hiç bir mantığa ve analize dayanmadan

kararlar vererek hayatımızı yanlış yönlendiriyoruz.

Dışarıdan ne kadar mantıksız görünse de, birçoğumuz bu tür batıl inançların kölesiyiz, bunu hepimiz biliyoruz.

Sanki Bill Gates, Steve Jobs veya Elon Musk gibi dünyanın en başarılı insanlarının

böyle başarılı olmalarının sebebi geceleri tırnak kesmemeleri,

kara kedilerden uzak durmaları ve evden çıkarken bir şeyleri unutsalar bile geri dönmemeleridir.

Hızlı düşünmenin yeni bir etkisini anlatmak için şöyle bir örnek vereyim.

Diyelim ki, çok büyük bir şirkette çalışıyorsunuz, şirketin 50.000 çalışanı var.

Diyelim ki, yönetimin davranışından şirketteki herkes mutsuz.

Kendi aranızda ne zaman konuşsanız, bu konudan şikâyet ediyorsunuz ve hatta birçok kişi

“bir fırsat olsa da başka bir şirkete geçsem” diye düşünüyor.

Bir araya gelerek toplu bir şekilde grev yapmayı ve böylece

topluca itiraz ederek şirkette bazı şeyleri değiştirebileceğinizi düşünüyorsunuz.

Bilmeyenler için söyleyeyim, grev şirket veya kurum çalışanlarının

yönetime itiraz olarak topluca çalışmamalarına deniyor.

Sonrasında diğer bir departmanda çalışanların grev yaptıklarını

ve bunun sonucunda bazı olumlu sonuçlara ulaşsalar da,

şirketin o grevi organize eden kişilerden bir veya birkaçını farklı bahanelerle işten attığını duyuyorsunuz.

Önce, “acaba işten atılma sebepleri başka mı” diye düşünüyorsunuz.

Birkaç gün sonra başka bir bölümün de grev yaptığını ve orada da aynı şeyin olduğunu,

bazı olumlu sonuçlara ulaşılsa da, grev liderlerinin başka bir sebepten işten atıldığını duyuyorsunuz.

Bu yüzden siz de greve katılırsanız sizi de işten atacaklarını düşünmeye başlıyorsunuz.

Diyelim ki, aradan birkaç gün daha geçiyor ve diğer bir bölümdeki çalışanlardan biri

sizin bölümün çalışanlarına ”biz yeniden grev yapmak istiyoruz, bu defa hadi güçlerimizi birleştirelim

ve hep birlikte grev yapalım, istediğimiz sonuçlara ulaşıncaya kadar da grevi durdurmayalım” diyor.

Bu defa siz şimdiye kadar duyduklarınız yüzünden işinizi kaybetme veya disiplin cezası alma

korkusundan belki de artık greve katılmayacaksınız.

Çünkü düzenli hayatına kim zarar vermek ister ki?

Bu korku yüzünden hiçbir şeye karışmadan mutlu olmadığınız bir işte çalışmak

zorundaymışsınız gibi kendinizi şartlandıracaksınız.

Hatta gittikçe herkesin içindeki bu korku beyinlerde o kadar büyük bir engele dönüşecek ki,

artık birisi şirket yönetimiyle ilgili olumsuz bir şey söylediğinde “böyle şeyler konuşma,

yerin kulağı var, sonra duyarlar, bizi de işten atarlar” gibi şeyler diyecekler.

Buna ”Olasılık Basamağı” (Availability Cascade) deniyor.

Tam olarak Türkçesini bilmediğim için bunu "Olasılık Basamağı" gibi çeviri yapdım

Basamak, herhangi bir bilginin birkaç kişi tarafından daha çok insana,

o insanlar tarafındansa daha çok insana aktarılması ve abartılması sürecine deniyor

Aslında şirketteki olaylar hakkında beynimizin yavaş ve analitik düşünme mekanizması

ile düşünürsek, şirketin 50.000 çalışanını işten atamayacağını anlamış oluruz.

Bu imkânsızdır.

Hatta şirketin, 50.000 değil, onun %2'i olan 1000 kişiyi bile topluca işten atması mümkün değil.

Çünkü böyle bir durumda şirket faaliyetinde büyük sıkıntı yaşanır veya faaliyet tamamen durur.

Bu yüzden bütün çalışanlar birleşerek grev yaparlarsa, şirket, elemanlarının taleplerini

yerine getirmek zorunda kalır.

Ve hatta yerine getirdikten sonra birkaç kişiyi herhangi bir bahaneyle işten atarsa,

bu kişiler grevi organize eden en önemli birkaç kişi olacak.

Bu durumda, grev yapmayı teklif eden birileri varsa artık, bu, şirkette birilerinin liderlik sorumluluğunu

aldığı ve işten atılma ihtimalini göze aldığı anlamına gelir.

Bu yüzden, bu durumda sizin işten atılma ihtimaliniz aslında 0'a yakın,

fakat şirket yönetimi bir kaç dolaylı cezalandırma olayının sonucunda

bazı kişilerin işten atıldığı haberini şirket içinde efektif şekilde duyurmayı başardığı için

bu beyninizin hızlı düşünme işleyişi sonucunda, sizin 0'a yakın olma ihtimali olan bir şeyden

korkmanıza sebep oluyor.

Oysa bu durumda riskiniz çok az, olumlu sonuca ulaşma ihtimaliniz ise çok yüksektir.

Aynı şeyi uçak kazalarıyla ilgili de söyleyebiliriz.

Aslında uçak kazalarının sayısı o kadar az ki, herhangi birimizin uçak kazasında ölme ihtimali 11 milyonda 1'dir.

Yani her 11 milyon yolcudan sadece 1'i uçak kazasında ölüyor.

Fakat araba kazalarında ölme ihtimaliniz ise 5.000'de 1. Büyük ihtimalle bu oran, Türkiye'de daha çok.

Fakat büyük çoğunluğumuz uçak kazalarıyla ilgili o kadar abartılı haberler okuyoruz ki,

birçok insan arabaya binmekten korkmadığı halde, uçağa binmeye korkuyor.

Sonuç şu ki, abartılı söylenti ve haberler ‘Olasılık basamağı' etkisi yüzünden,

bizim doğru ve analitik kararlar vermemizi çok kötü etkiliyor.

Şimdiyse beynimizin yaptığı diğer bir oyunu anlatayım size.

Diyelim ki, benim oturduğum ev ve sizin oturduğunuz ev aynı büyüklükte ve aynı yerde.

Ben size “hadi kura çekelim” diyorum. Sizin isminiz çıkarsa, ben kendi evimi size hediye ediyorum,

benim ismim çıkarsa siz oturduğunuz evi bana hediye edip o evden çıkıyorsunuz.

Böyle bir oyuna evet der miydiniz? Eğer siz de çoğu insan gibi normal bir düşünce yapısına sahipseniz,

büyük ihtimalle böyle bir kuraya evet demezsiniz.

Buna “kayıptan kaçınma” etkisi deniyor.

Bu kuranın sonunda kazanacağımız ile kaybedeceğimiz birbirine eşit olsa da, biz böyle bir oyun oynamayız.

Çünkü çoğumuz elimizde olanların fazlasını kazanamamaktan çok,

elimizdekileri kaybetmekten korkarız.

Tıpkı az önce anlattığım şirket örneğindeki gibi.

Belki de o örnekte yönetime topluca itiraz etmekle elde edeceğimiz olumlu sonuçlar

uzun bir süre boyunca bize şu an elimizde olanlardan kat be kat fazlasını vermiş olacaktı.

Ama biz işimizden memnun olmasak da, elimizde olan işimizi kaybetmek korkusuyla,

alacağımız olumlu sonuçları geri çeviriyoruz.

Beynimizin bu etkisini bilmemiz birçok alanda işimize yarayabilir.

Mesela, birini bir şeye inandırmak istiyorsanız, ona kazanacağı şeyleri vadetmek yerine,

size evet demezse kaybedeceği şeyleri söylemekle onu daha efektif bir şekilde etkileyebilirsiniz.

Bu yöntem, aynı zamanda fiyat pazarlığında da çoğu kişi tarafından kullanılıyor.

Muhtemelen siz de şimdi anlatacağım olayla karşılaşmışsınız.

Herhangi bir şey almak istiyorsunuz ve fiyatını sorduğunuzda onun pahalı olduğunu düşünerek

”indirim yapamaz mısınız” diye soruyorsunuz.

Karşınızdaki kişiyse size ”ne kadar verebilirsin” diye soruyor ve siz herhangi bir rakam söyledikten sonra

“hayır olmaz, bunun bana gelişi o kadar zaten” diye cevap veriyor.

Fakat siz arkanızı dönüp gitmek istediğinizde hemen size seslenerek

”nereye gidiyorsun, tamam, gel, ne kadar verirsen ver” diyor.

Satıcı az önce “bana gelişi bu kadar” demesine rağmen,

nasıl oluyorsa sizi müşteri olarak kaybedeceğinin farkına vardığı anda

hemen korkarak sizi geri çağırıyor.

Şimdiyse başka bir önemli beyin etkisi hakkında konuşacağım.

Diyelim ki, 2 tane giyim dükkânı var.

Biri çok pahalı olan Dior markasının dükkânı.

Diğeriyse çok ucuz kıyafetler satan ‘Bayan giyim dükkânı' isimli bir yer olsun.

Diyelim ki, ben sizin haberiniz olmadan bu iki dükkânla anlaşarak bir deney yapıyorum.

Aynı özellikte iki elbiseden birini Dior dükkânında,

diğerini ise Bayan giyim dükkânı içinde satışa sunuyorum.

Siz Dior dükkânına giriyorsunuz ve birkaç ürüne baktığınızda

fiyatların 3.000-4.000 lira civarında değiştiğini görüyorsunuz.

Sonraysa benim deney için oraya koyduğum kıyafete baktığınızda

etikette herhangi bir fiyat yazılmadığını görüyorsunuz.

Diyelim ki, bir arkadaşınızsa ”Bayan giyim dükkânı” isimli dükkâna giriyor

ve oradaki kıyafetlerin fiyatlarının 40-50 lira civarında olduğunu görüyor.

Aynı sizin yaptığınız gibi, arkadaşınız da benim deney için koyduğum kıyafete baktığında,

üzerinde fiyat yazılmadığını görüyor ve fiyatı bilmiyor.

Bu olaydan sonra ben sizi ve arkadaşınızı aynı yere davet ederek ikizinize e “o kıyafetin sizce fiyatı ne”

diye sorarsam, siz onu Dior'da gördüğünüz için 3000-4000 lira arası bir fiyat söyleyeceksiniz.

Arkadaşınızsa “büyük ihtimalle 40-50 lira civarında bir şeydir” diyecektir.

Buna ‘anchoring', yani İngilizceden çevirisi ile ‘demir atma' etkisi deniyor.

Beynimizde oluşan bu etki yüzünden, bizim daha önceden gördüğümüz rakamların yüksekliği

veya azlığı alışveriş yaparken vereceğimiz kararları büyük ölçüde etkiliyor.

Birçok mağaza, lüks restoran ve alışveriş siteleri bu taktiği çok güzel bir şekilde kullanıyorlar.

Bu yüzden birçok alışveriş sitesine girdiğimiz zaman

orda en çok satan ürünler içine pahalı ürünleri yerleştirdiklerini göreceğiz.

Bu ürünler gerçekten de en çok satan ürünler değiller.

Genelde sizin o yüksek fiyatları gördükten sonra ondan daha ucuz bir fiyat gördüğünüz zaman

onu ucuz olarak algılamanız için, bilerek daha pahalı ürünleri öne çıkartıyorlar.

Diğer bir örnek üzerinden gidelim.

Diyelim ki, siz herhangi bir ürünü beğendiniz ve fiyatının 60 lira olduğunu gördünüz.

Sonra başka bir dükkâna girdiniz ve orda başka bir ürünü beğendiniz.

Fiyatına baktığınız zaman, üstünde 200 lira yazdığını, sonra o 200 liranın üstünün çizilerek 60 lira,

parantez içindeyse “%70 indirim” yazdığını gördünüz.

Belki de eğer fiyatı kıyaslamasaydınız, önceki dükkânda gördüğünüz ürünü alacaktınız,

çünkü belki de o ürünü daha çok beğenmiştiniz.

Fakat ikinci dükkânda fiyatın 200 liradan 60 liraya indiğini gördüğünüzde otomatik olarak

bu ürün size diğer dükkândakinden daha ucuzmuş gibi geliyor

ve kendinizi kazanmış gibi hissederek ikinci dükkândaki ürünü alıyorsunuz.

Oysa iki ürünün fiyatı aynıydı, 60 liraydı.

‘Demir atma' etkisi insan beyninin hızlı düşünme mekanizmasından kaynaklanmaktadır.

Bu etki farklı sektörler tarafından farklı stratejilerle uygulanabilir.

Bu yüzden ticaret sektöründe olanlar bu etkinin farklı uygulama yöntemlerini kendileri araştırıp öğrenirlerse,

çok şey kazanmış olurlar.

Şimdiyse hızlı düşünme sonucunda kararımızı etkileyen diğer ilginç bir etkiyi anlatayım size.

Bir gün, bir ülkenin padişahı, kendisinin ne zaman öleceğini söylemesi için

ülkedeki en yetenekli kâhinleri bulup çağrılmalarını emrediyor.

Bu şekilde ülkenin dört bir yanından kâhinler geliyor.

Kâhinlerden bir tanesi krala bakıyor ve diyor ki ”padişahım çok yaşayın, ama siz 20 yıl sonra öleceksiniz”

. Padişah sinirleniyor ve “vurun şunun kellesini” diyor.

Sonra diğer bir kâhin geliyor ve o da aynı şekilde ”Padişahım çok yaşayın,

ama sizin 20 yıl sonra öleceğinizi görüyorum” diyor.

Padişah yine sinirleniyor ve onu da idam ettiriyor.

Böylece onlarca kâhin idam ettirildikten sonra, bir kâhin yine geliyor,

padişaha baktıktan sonra ”padişahım çok yaşayın, siz 20 sene daha yaşayacaksınız” diyor.

Padişah bu cevabı beğeniyor ve hizmetkârlarına ona bir kese altın vermesini emrediyor.

Tabi ki bu masalsı bir hikâye, ama beynimizin hızlı düşünme mekanizması da aynı bu şekilde çalışıyor.

“20 yıl sonra öleceksiniz” ve “20 yıl daha yaşayacaksınız” cümleleri aynı anlamı verdiği halde,

padişah ”öleceksiniz” kelimesini duyduğunda “daha yaşayacaksınız” kelimesini duyduğundan

çok çok kötü hissediyor kendini.

Beynimizin bu etkisine ‘Çerçeveleme' etkisi deniyor.

Herhangi bir bilgiyi diğer insanlara aktarırken onu hangi çerçeveye sokup ve hangi

kelimeleri kullanarak söylediğimiz büyük önem taşıyor

ve kazanmak istediğimiz sonuçları ciddi bir şekilde etkiliyor.

İyi sonuçlar almak istiyorsak, karşımızdaki kişiyi olumsuz değil,

olumlu sonuçlara yönlendirmeye çalışmalıyız.

Çoğumuz bu tür davranışları bazen bilmeden sergiliyoruz

. Bu tip davranışları sergilediğimizin farkında olsak da, çoğu zaman onun arkasındaki ”niye”

sorusunu analiz etmediğimizden, önemsiz görünen hareket ve tepkilerimiz

çoğu zaman kolay bir şekilde yanlış kararlar vermemize sebep oluyor.

Bu yanlış kararlarınsa, gittikçe bizim karakterimizin, yaşayış tarzımızın ve hayatımızın

şekillenmesinde büyük etkisi oluyor.

Bu yüzden beynimizin hızlı düşünme mekanizması sonucunda aldığımız kararların

ne kadar çok farkında olursak ve o önemsizmiş gibi görünen kararları kontrol altında tutmayı

alışkanlık haline getirirsek, kendimizi, davranışlarımızı ve hayatımızı

bir o kadar daha doğru bir şekilde şekillendirmiş olacağız.

Eğer ZihinX videoları sizin için hakikaten faydalı oluyorsa

kanalın büyümesine katkıda bulunmak için videoları veya kanalı uygun gördüğünüz kişilerle paylaşın.

Ve de kanala abone olun

Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim...


Güç Sahiplerinin Bilmenizi İstemediği 4 Beyin Etkisi (2018) 4 Brain Effects The Powers Don't Want You To Know (2018)

Düşünün ki, bir yere yetişmeniz gerek, Imagine that you have to reach somewhere,

bu yüzden aceleniz var ve evden çıkıp bir an önce arabaya atlayarak en kısa sürede so you are in a hurry and get out of the house and jump in the car as soon as possible.

o yere bir an önce varmak istiyorsunuz. You want to reach that place as soon as possible.

Daha siz oraya varamadan, yolda önünüzdeki araba aniden yavaşlamak zorunda kalıyor Before you get there, the car in front of you suddenly has to slow down on the road.

ve siz de yavaşlamaya fırsat bulamadan arabaya çarpıyorsunuz. and you crash into the car before you can slow down.

Ve sorun başlıyor:

“ne diye arabayı bu kadar hızlı kullandım ki”,

“niye önümdeki arabayla aramdaki takip mesafesine dikkat etmedim ki” diye pişman oluyorsunuz. You regret "why didn't I pay attention to the following distance between me and the car in front of me".

Kıssadan hisse şu ki, ne kadar aceleniz olursa olsun,

arabayı gerektiğinden daha hızlı ve dikkatsizce kullanmamak gerektiğini anlıyorsunuz. You understand that you should not drive the car faster and carelessly than necessary.

Diyelim ki, arabanızı tamir ettirdiniz, başka bir zaman yine evden aceleyle çıktınız, Let's say you had your car repaired, another time you rushed out of the house again,

ama bu defa kendi kendinize ”acelem olsa da, arabayı dikkatli bir şekilde kullanmalıyım” diyorsunuz.

Evden çıkar çıkmaz önünüzden kara bir kedi geçiyor. As soon as you leave the house, a black cat passes in front of you.

Arabayı dikkatli bir şekilde kullansanız da, diğer bir araba aniden sizin arabanıza çarpıyor. Although you drive the car carefully, another car suddenly crashes into your car.

Üstelik sizin hiç bir kabahatiniz yokken... And while you have no fault...

O an “Sabah önümden kara kedi geçti, kesin ondan böyle oldu” diye düşünürsünüz. At that moment, you think, "A black cat passed in front of me in the morning, that's what happened to him".

Bu yüzden başka bir sefer arabayla bir yere giderken önünüzden kara kedi geçtiğinde,

bir yere yetişmeniz gerekse de, “yok, önümden kara kedi geçti, ne olursa olsun umurumda değil, even if you have to catch up, “no, a black cat passed in front of me, I don't care anyway,

yarına kalsın işim, bugün gitmeyeceğim oraya” diyor ve eve dönüyorsunuz. I will save my work for tomorrow, I will not go there today” and you return home.

Gördüğünüz gibi, birinci defa kaza yaptığınızda o kazayla sizin arabayı dikkatsiz kullanmanız As you can see, the first time you have an accident, it is your careless driving.

arasında mantıken sebep-sonuç ilişkisi vardı There was a logical cause-effect relationship between

ve siz bu durumu analiz ederek kazanın sebebinin arabayı dikkatsiz kullanmanız olduğunu anladınız. And you analyzed this situation and realized that the cause of the accident was your careless driving.

İkinci kazadaysa kara kedinin önünüzden geçmesiyle kaza yapmanız arasında herhangi bir bağ yoktu, In the second accident, there was no connection between the black cat passing in front of you and your accident,

ama siz nedense olayları ilişkilendirerek hemen kazayı o kedi yüzünden yaptığınızı düşündünüz but for some reason, you immediately thought that you made the accident because of that cat by associating the events.

ve durumu analiz ederek “acaba kara kediyle kaza arasında nasıl bir mantıklı bağ olabilir ki”

diye düşünmediniz.

Sadece içinizde inanç oluştu, bu kadar.

Bugün, Daniel Kahneman'ın ”Hızlı ve yavaş düşünmek” kitabındaki

hayati derecede önemli diğer beyin etkilerini size anlatacağım.

Aynı kitapla ilgili olan önceki iki videomu izlemeyenler için söyleyeyim ki,

biz insanlar karar verirken iki tür düşünce tarzına göre karar vermekteyiz.

1)​ Yavaş düşünme – yani mantıklı analize dayanarak düşünme ve

2)​ Hızlı/otomatik düşünme, yani hiç bir mantığa dayanmadan sadece öyle olduğuna inanma

Kitabın esas gayesi bu iki düşünce tarzı arasındaki farkları insanlara anlatmak

ve insanların daha doğru kararlar vermeleri için nelerin farkında olmaları gerektiğini ortaya koymaktır.

Biz, beynimizin hızlı düşünme işleyişinin farkında olmadığımız zaman,

videonun başındaki kara kedi örneğinde olduğu gibi, hiç bir mantığa ve analize dayanmadan as in the black cat example at the beginning of the video, without relying on any logic and analysis.

kararlar vererek hayatımızı yanlış yönlendiriyoruz. We mislead our lives by making decisions.

Dışarıdan ne kadar mantıksız görünse de, birçoğumuz bu tür batıl inançların kölesiyiz, bunu hepimiz biliyoruz.

Sanki Bill Gates, Steve Jobs veya Elon Musk gibi dünyanın en başarılı insanlarının

böyle başarılı olmalarının sebebi geceleri tırnak kesmemeleri, The reason they are so successful is that they don't cut nails at night,

kara kedilerden uzak durmaları ve evden çıkarken bir şeyleri unutsalar bile geri dönmemeleridir. they stay away from black cats and do not return even if they forget something while leaving the house.

Hızlı düşünmenin yeni bir etkisini anlatmak için şöyle bir örnek vereyim. Let me give an example to illustrate a new effect of quick thinking.

Diyelim ki, çok büyük bir şirkette çalışıyorsunuz, şirketin 50.000 çalışanı var.

Diyelim ki, yönetimin davranışından şirketteki herkes mutsuz. Let's say everyone in the company is unhappy with the behavior of management.

Kendi aranızda ne zaman konuşsanız, bu konudan şikâyet ediyorsunuz ve hatta birçok kişi Whenever you talk among yourself, you complain about it, and many people even

“bir fırsat olsa da başka bir şirkete geçsem” diye düşünüyor.

Bir araya gelerek toplu bir şekilde grev yapmayı ve böylece

topluca itiraz ederek şirkette bazı şeyleri değiştirebileceğinizi düşünüyorsunuz. You think you can change things in the company by making a collective objection.

Bilmeyenler için söyleyeyim, grev şirket veya kurum çalışanlarının For those who don't know, the strike is done by the employees of the company or institution.

yönetime itiraz olarak topluca çalışmamalarına deniyor. It is said that they do not work collectively as an objection to the management.

Sonrasında diğer bir departmanda çalışanların grev yaptıklarını

ve bunun sonucunda bazı olumlu sonuçlara ulaşsalar da,

şirketin o grevi organize eden kişilerden bir veya birkaçını farklı bahanelerle işten attığını duyuyorsunuz. You hear that the company fired one or more of the organizers of that strike for different reasons.

Önce, “acaba işten atılma sebepleri başka mı” diye düşünüyorsunuz.

Birkaç gün sonra başka bir bölümün de grev yaptığını ve orada da aynı şeyin olduğunu,

bazı olumlu sonuçlara ulaşılsa da, grev liderlerinin başka bir sebepten işten atıldığını duyuyorsunuz. You hear that strike leaders have been fired for another reason, although some positive results have been achieved.

Bu yüzden siz de greve katılırsanız sizi de işten atacaklarını düşünmeye başlıyorsunuz. That's why you start to think that if you join the strike, they'll fire you too.

Diyelim ki, aradan birkaç gün daha geçiyor ve diğer bir bölümdeki çalışanlardan biri Let's say a few more days pass and one of the employees in another department

sizin bölümün çalışanlarına ”biz yeniden grev yapmak istiyoruz, bu defa hadi güçlerimizi birleştirelim “We want to strike again, this time let's join forces.

ve hep birlikte grev yapalım, istediğimiz sonuçlara ulaşıncaya kadar da grevi durdurmayalım” diyor. and let's strike together, let's not stop the strike until we achieve the results we want.”

Bu defa siz şimdiye kadar duyduklarınız yüzünden işinizi kaybetme veya disiplin cezası alma This time you don't lose your job or be disciplined because of what you've heard so far.

korkusundan belki de artık greve katılmayacaksınız.

Çünkü düzenli hayatına kim zarar vermek ister ki? Because who would want to harm your regular life?

Bu korku yüzünden hiçbir şeye karışmadan mutlu olmadığınız bir işte çalışmak Working in a job where you are not happy without getting involved in anything because of this fear.

zorundaymışsınız gibi kendinizi şartlandıracaksınız. You will condition yourself as if you had to.

Hatta gittikçe herkesin içindeki bu korku beyinlerde o kadar büyük bir engele dönüşecek ki, In fact, this fear in everyone will turn into such a big obstacle in the brains that

artık birisi şirket yönetimiyle ilgili olumsuz bir şey söylediğinde “böyle şeyler konuşma, Now when someone says something negative about company management, "don't talk like that,

yerin kulağı var, sonra duyarlar, bizi de işten atarlar” gibi şeyler diyecekler. the earth has ears, then they will hear it, and they will fire us”.

Buna ”Olasılık Basamağı” (Availability Cascade) deniyor.

Tam olarak Türkçesini bilmediğim için bunu "Olasılık Basamağı" gibi çeviri yapdım

Basamak, herhangi bir bilginin birkaç kişi tarafından daha çok insana, Step, any information from a few people to more people,

o insanlar tarafındansa daha çok insana aktarılması ve abartılması sürecine deniyor it is the process of transferring and exaggerating by people to more people.

Aslında şirketteki olaylar hakkında beynimizin yavaş ve analitik düşünme mekanizması

ile düşünürsek, şirketin 50.000 çalışanını işten atamayacağını anlamış oluruz.

Bu imkânsızdır.

Hatta şirketin, 50.000 değil, onun %2'i olan 1000 kişiyi bile topluca işten atması mümkün değil.

Çünkü böyle bir durumda şirket faaliyetinde büyük sıkıntı yaşanır veya faaliyet tamamen durur.

Bu yüzden bütün çalışanlar birleşerek grev yaparlarsa, şirket, elemanlarının taleplerini Therefore, if all employees join together and go on strike, the company will not meet the demands of its employees.

yerine getirmek zorunda kalır. will have to fulfill.

Ve hatta yerine getirdikten sonra birkaç kişiyi herhangi bir bahaneyle işten atarsa, And even if he fires a few people for any reason after fulfilling it,

bu kişiler grevi organize eden en önemli birkaç kişi olacak.

Bu durumda, grev yapmayı teklif eden birileri varsa artık, bu, şirkette birilerinin liderlik sorumluluğunu

aldığı ve işten atılma ihtimalini göze aldığı anlamına gelir. It means that he took the risk of being fired and was fired.

Bu yüzden, bu durumda sizin işten atılma ihtimaliniz aslında 0'a yakın,

fakat şirket yönetimi bir kaç dolaylı cezalandırma olayının sonucunda

bazı kişilerin işten atıldığı haberini şirket içinde efektif şekilde duyurmayı başardığı için

bu beyninizin hızlı düşünme işleyişi sonucunda, sizin 0'a yakın olma ihtimali olan bir şeyden

korkmanıza sebep oluyor. it makes you afraid.

Oysa bu durumda riskiniz çok az, olumlu sonuca ulaşma ihtimaliniz ise çok yüksektir.

Aynı şeyi uçak kazalarıyla ilgili de söyleyebiliriz.

Aslında uçak kazalarının sayısı o kadar az ki, herhangi birimizin uçak kazasında ölme ihtimali 11 milyonda 1'dir.

Yani her 11 milyon yolcudan sadece 1'i uçak kazasında ölüyor.

Fakat araba kazalarında ölme ihtimaliniz ise 5.000'de 1. Büyük ihtimalle bu oran, Türkiye'de daha çok.

Fakat büyük çoğunluğumuz uçak kazalarıyla ilgili o kadar abartılı haberler okuyoruz ki,

birçok insan arabaya binmekten korkmadığı halde, uçağa binmeye korkuyor.

Sonuç şu ki, abartılı söylenti ve haberler ‘Olasılık basamağı' etkisi yüzünden,

bizim doğru ve analitik kararlar vermemizi çok kötü etkiliyor.

Şimdiyse beynimizin yaptığı diğer bir oyunu anlatayım size. Now let me tell you about another trick our brains play.

Diyelim ki, benim oturduğum ev ve sizin oturduğunuz ev aynı büyüklükte ve aynı yerde. Let's say the house I live in and the house you live in are the same size and in the same place.

Ben size “hadi kura çekelim” diyorum. Sizin isminiz çıkarsa, ben kendi evimi size hediye ediyorum, I say to you "let's draw lots". If your name comes up, I present my house to you,

benim ismim çıkarsa siz oturduğunuz evi bana hediye edip o evden çıkıyorsunuz.

Böyle bir oyuna evet der miydiniz? Eğer siz de çoğu insan gibi normal bir düşünce yapısına sahipseniz, Would you say yes to such a game? If you have a normal mindset like most people,

büyük ihtimalle böyle bir kuraya evet demezsiniz.

Buna “kayıptan kaçınma” etkisi deniyor. This is called the "loss aversion" effect.

Bu kuranın sonunda kazanacağımız ile kaybedeceğimiz birbirine eşit olsa da, biz böyle bir oyun oynamayız.

Çünkü çoğumuz elimizde olanların fazlasını kazanamamaktan çok,

elimizdekileri kaybetmekten korkarız.

Tıpkı az önce anlattığım şirket örneğindeki gibi. Just like the company example I just described.

Belki de o örnekte yönetime topluca itiraz etmekle elde edeceğimiz olumlu sonuçlar Perhaps, in that example, the positive results we will achieve by collectively appealing to the management

uzun bir süre boyunca bize şu an elimizde olanlardan kat be kat fazlasını vermiş olacaktı. for a long time it would have given us far more than what we have now.

Ama biz işimizden memnun olmasak da, elimizde olan işimizi kaybetmek korkusuyla, But even if we are not satisfied with our job, we are afraid of losing the job we have,

alacağımız olumlu sonuçları geri çeviriyoruz. We reject the positive results we get.

Beynimizin bu etkisini bilmemiz birçok alanda işimize yarayabilir. Knowing this effect of our brain can help us in many areas.

Mesela, birini bir şeye inandırmak istiyorsanız, ona kazanacağı şeyleri vadetmek yerine, For example, if you want to make someone believe in something, instead of promising them things to earn,

size evet demezse kaybedeceği şeyleri söylemekle onu daha efektif bir şekilde etkileyebilirsiniz.

Bu yöntem, aynı zamanda fiyat pazarlığında da çoğu kişi tarafından kullanılıyor. This method is also used by many in price bargaining.

Muhtemelen siz de şimdi anlatacağım olayla karşılaşmışsınız. You have probably encountered the event that I am going to tell you now.

Herhangi bir şey almak istiyorsunuz ve fiyatını sorduğunuzda onun pahalı olduğunu düşünerek You want to buy anything and when you ask the price, you think it is expensive.

”indirim yapamaz mısınız” diye soruyorsunuz.

Karşınızdaki kişiyse size ”ne kadar verebilirsin” diye soruyor ve siz herhangi bir rakam söyledikten sonra

“hayır olmaz, bunun bana gelişi o kadar zaten” diye cevap veriyor. "No, it's not, that's all it comes to me," he replies.

Fakat siz arkanızı dönüp gitmek istediğinizde hemen size seslenerek But when you want to turn your back and leave, it immediately calls out to you.

”nereye gidiyorsun, tamam, gel, ne kadar verirsen ver” diyor.

Satıcı az önce “bana gelişi bu kadar” demesine rağmen, Although the seller just said "that's it for me",

nasıl oluyorsa sizi müşteri olarak kaybedeceğinin farkına vardığı anda

hemen korkarak sizi geri çağırıyor.

Şimdiyse başka bir önemli beyin etkisi hakkında konuşacağım.

Diyelim ki, 2 tane giyim dükkânı var.

Biri çok pahalı olan Dior markasının dükkânı.

Diğeriyse çok ucuz kıyafetler satan ‘Bayan giyim dükkânı' isimli bir yer olsun.

Diyelim ki, ben sizin haberiniz olmadan bu iki dükkânla anlaşarak bir deney yapıyorum.

Aynı özellikte iki elbiseden birini Dior dükkânında,

diğerini ise Bayan giyim dükkânı içinde satışa sunuyorum. I offer the other one for sale in a women's clothing store.

Siz Dior dükkânına giriyorsunuz ve birkaç ürüne baktığınızda

fiyatların 3.000-4.000 lira civarında değiştiğini görüyorsunuz.

Sonraysa benim deney için oraya koyduğum kıyafete baktığınızda And then when you look at the outfit I put there for the experiment

etikette herhangi bir fiyat yazılmadığını görüyorsunuz. You can see that there is no price written on the label.

Diyelim ki, bir arkadaşınızsa ”Bayan giyim dükkânı” isimli dükkâna giriyor

ve oradaki kıyafetlerin fiyatlarının 40-50 lira civarında olduğunu görüyor.

Aynı sizin yaptığınız gibi, arkadaşınız da benim deney için koyduğum kıyafete baktığında,

üzerinde fiyat yazılmadığını görüyor ve fiyatı bilmiyor.

Bu olaydan sonra ben sizi ve arkadaşınızı aynı yere davet ederek ikizinize e “o kıyafetin sizce fiyatı ne”

diye sorarsam, siz onu Dior'da gördüğünüz için 3000-4000 lira arası bir fiyat söyleyeceksiniz.

Arkadaşınızsa “büyük ihtimalle 40-50 lira civarında bir şeydir” diyecektir.

Buna ‘anchoring', yani İngilizceden çevirisi ile ‘demir atma' etkisi deniyor.

Beynimizde oluşan bu etki yüzünden, bizim daha önceden gördüğümüz rakamların yüksekliği

veya azlığı alışveriş yaparken vereceğimiz kararları büyük ölçüde etkiliyor.

Birçok mağaza, lüks restoran ve alışveriş siteleri bu taktiği çok güzel bir şekilde kullanıyorlar.

Bu yüzden birçok alışveriş sitesine girdiğimiz zaman

orda en çok satan ürünler içine pahalı ürünleri yerleştirdiklerini göreceğiz. there we will see that they put expensive products in the best selling products.

Bu ürünler gerçekten de en çok satan ürünler değiller.

Genelde sizin o yüksek fiyatları gördükten sonra ondan daha ucuz bir fiyat gördüğünüz zaman

onu ucuz olarak algılamanız için, bilerek daha pahalı ürünleri öne çıkartıyorlar.

Diğer bir örnek üzerinden gidelim.

Diyelim ki, siz herhangi bir ürünü beğendiniz ve fiyatının 60 lira olduğunu gördünüz.

Sonra başka bir dükkâna girdiniz ve orda başka bir ürünü beğendiniz.

Fiyatına baktığınız zaman, üstünde 200 lira yazdığını, sonra o 200 liranın üstünün çizilerek 60 lira, When you look at the price, it says 200 liras on it, then that 200 liras is crossed out and 60 liras,

parantez içindeyse “%70 indirim” yazdığını gördünüz.

Belki de eğer fiyatı kıyaslamasaydınız, önceki dükkânda gördüğünüz ürünü alacaktınız,

çünkü belki de o ürünü daha çok beğenmiştiniz.

Fakat ikinci dükkânda fiyatın 200 liradan 60 liraya indiğini gördüğünüzde otomatik olarak

bu ürün size diğer dükkândakinden daha ucuzmuş gibi geliyor

ve kendinizi kazanmış gibi hissederek ikinci dükkândaki ürünü alıyorsunuz.

Oysa iki ürünün fiyatı aynıydı, 60 liraydı.

‘Demir atma' etkisi insan beyninin hızlı düşünme mekanizmasından kaynaklanmaktadır.

Bu etki farklı sektörler tarafından farklı stratejilerle uygulanabilir.

Bu yüzden ticaret sektöründe olanlar bu etkinin farklı uygulama yöntemlerini kendileri araştırıp öğrenirlerse, Therefore, if those in the trade sector themselves research and learn about the different application methods of this effect,

çok şey kazanmış olurlar.

Şimdiyse hızlı düşünme sonucunda kararımızı etkileyen diğer ilginç bir etkiyi anlatayım size.

Bir gün, bir ülkenin padişahı, kendisinin ne zaman öleceğini söylemesi için One day, the sultan of a country was asked to say when he was going to die.

ülkedeki en yetenekli kâhinleri bulup çağrılmalarını emrediyor.

Bu şekilde ülkenin dört bir yanından kâhinler geliyor.

Kâhinlerden bir tanesi krala bakıyor ve diyor ki ”padişahım çok yaşayın, ama siz 20 yıl sonra öleceksiniz” One of the soothsayers looks at the king and says, "Long live my sultan, but you will die in 20 years."

. Padişah sinirleniyor ve “vurun şunun kellesini” diyor. . The sultan gets angry and says "shoot his head".

Sonra diğer bir kâhin geliyor ve o da aynı şekilde ”Padişahım çok yaşayın,

ama sizin 20 yıl sonra öleceğinizi görüyorum” diyor.

Padişah yine sinirleniyor ve onu da idam ettiriyor.

Böylece onlarca kâhin idam ettirildikten sonra, bir kâhin yine geliyor,

padişaha baktıktan sonra ”padişahım çok yaşayın, siz 20 sene daha yaşayacaksınız” diyor.

Padişah bu cevabı beğeniyor ve hizmetkârlarına ona bir kese altın vermesini emrediyor. The sultan likes this answer and orders his servants to give him a bag of gold.

Tabi ki bu masalsı bir hikâye, ama beynimizin hızlı düşünme mekanizması da aynı bu şekilde çalışıyor.

“20 yıl sonra öleceksiniz” ve “20 yıl daha yaşayacaksınız” cümleleri aynı anlamı verdiği halde,

padişah ”öleceksiniz” kelimesini duyduğunda “daha yaşayacaksınız” kelimesini duyduğundan

çok çok kötü hissediyor kendini.

Beynimizin bu etkisine ‘Çerçeveleme' etkisi deniyor. This effect of our brain is called the 'Framing' effect.

Herhangi bir bilgiyi diğer insanlara aktarırken onu hangi çerçeveye sokup ve hangi

kelimeleri kullanarak söylediğimiz büyük önem taşıyor

ve kazanmak istediğimiz sonuçları ciddi bir şekilde etkiliyor.

İyi sonuçlar almak istiyorsak, karşımızdaki kişiyi olumsuz değil,

olumlu sonuçlara yönlendirmeye çalışmalıyız.

Çoğumuz bu tür davranışları bazen bilmeden sergiliyoruz

. Bu tip davranışları sergilediğimizin farkında olsak da, çoğu zaman onun arkasındaki ”niye”

sorusunu analiz etmediğimizden, önemsiz görünen hareket ve tepkilerimiz

çoğu zaman kolay bir şekilde yanlış kararlar vermemize sebep oluyor.

Bu yanlış kararlarınsa, gittikçe bizim karakterimizin, yaşayış tarzımızın ve hayatımızın

şekillenmesinde büyük etkisi oluyor.

Bu yüzden beynimizin hızlı düşünme mekanizması sonucunda aldığımız kararların

ne kadar çok farkında olursak ve o önemsizmiş gibi görünen kararları kontrol altında tutmayı

alışkanlık haline getirirsek, kendimizi, davranışlarımızı ve hayatımızı

bir o kadar daha doğru bir şekilde şekillendirmiş olacağız.

Eğer ZihinX videoları sizin için hakikaten faydalı oluyorsa

kanalın büyümesine katkıda bulunmak için videoları veya kanalı uygun gördüğünüz kişilerle paylaşın.

Ve de kanala abone olun

Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim...