×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.

TEDx Turkey, Hayal Kur! Harekete Geç! | Abdulkadir ÖZBEK | … – Text to read

TEDx Turkey, Hayal Kur! Harekete Geç! | Abdulkadir ÖZBEK | TEDxAnkara

Advanced 1 Turkish lesson to practice reading

Start learning this lesson now

Hayal Kur! Harekete Geç! | Abdulkadir ÖZBEK | TEDxAnkara

Çeviri: Nihal Aksakal Gözden geçirme: Figen Ergürbüz

Benim lisedeyken bir hayalim vardı.

Lisede öğrenciyken hayalim bankacı olmaktı.

Çünkü benim dedem bankacıydı.

Babam bankacı, amcam bankacı, halam bankacı, kuzenim bankacı.

Bizde sülale mesleği bankacılık.

Ben de dedim ki madem öyle bütün sülale bankacı, ben de bankacı olayım.

Hacettepe Üniversitesi İktisat bölümünü yazdım.

Üniversitede okumaya başladım.

Birinci sınıfa giderken bir aile dostumuz bana bir tavsiyede bulundu

ve hayatımı değiştiren olaylar öyle başladı.

Dedi ki; "Albdulkadir sen bankacı olmak istiyorsun

ama kaliteli bir bankacı olmak istiyorsan

ya da herhangi bir mesleği kaliteli bir şekilde yapmak istiyorsan

çok ama çok kitap okumalısın" dedi.

"Bunun için de sana tavsiyem bir hızlı okuma kursuna katılman."

Ben de tavsiyesine uydum, anlayarak hızlı okuma kursuna katıldım.

Yaklaşık iki ayın sonunda okuma hızım üç katına çıktı ve bu sayede çok daha hızlı okuduğum için daha fazla kitap okumaya başladım.

Sonrasında benim çok büyük bir problemim vardı. Üniversitedeyken, öğrenciyken Türkçe dersi alıyordum.

Türkçe dersinde hocamız bize ödev veriyordu, kitap okutturuyordu,

özetini çıkarttırıyordu ve bunu gelip bizim amfide anlatmamızı istiyordu.

İlk dönem bir sunum yapmıştım, inanılmaz derecede heyecanlanmıştım.

Heyecanım o kadar yüksek seviyedeydi ki

bir siyasetçinin başından geçenler az daha benim başımdan da geçiyordu.

Siyasetle ilgilenen birisi bir gün milletvekili olmaya karar veriyor,

aday adaylığı başvurusunda bulunuyor, aday gösteriyorlar

ve tabii biliyorsunuz bu süreçte seçim kampanyalarında mitingler gerçekleşiyor

ve mitingde de binlerce kişi toplanıyor, burada olduğu gibi.

Burada kişinin ilk konuşması olacağı için o kadar çok heyecanlanıyor ki

elleri ayakları titriyor, yüzü kızarıyor, kalbi çarpıyor.

En son ismini anons ettiklerinde kürsünün başına geldiğinde heyecandan öldü ölecek, o seviyede geliyor kürsünün başına

ve diyor ki;

''Sevgiili hemşehrilerim.

Buraya gelmeden önce anlatacaklarımı bir Allah biliyordu,

bir de ben biliyordum.

Şu an sadece Allah biliyor.'' diyor.

(Kahkaha)

Heyecandan her şeyi unutuyor.

Ben de onun gibi heyecandan her şeyi unutacak seviyede heyecanlanıyorum.

Allahım dedim, ben bunu çözemezsem iş hayatında başarılı olamayacağım,

bunun muhakkak ama muhakkak bir çözümü olmalı.

Topluluk karşısında konuşmanın bir eğitimi olmalı dedim

ve araştırdım

ve buldum.

Bir eğitime katıldım

ve o eğitim benim hayatımı değiştiren, belki de en faydalı eğitim olmuştu.

Hocam, o dönemde bana

topluluk karşısında konuşma heyecanımı kontrol altına alabilmek için

dört tane alıştırma tavsiye etti.

Dört tane alıştırma o kadar etkili oldu ki

şu anda sizin karşınıza gelip de binlerce kişi karşısında konuşabiliyorsam

belki de o alıştırmaları denilen şekilde yapmama borçluyum.

Şimdi, sizlerle bu dört tane alıştırmayı paylaşacağım.

Bu topluluk karşısında konuşma heyecanı olan yani hocam, ben de şu sahneye çıktığımda

böyle kalabalık bir grup karşısında

konuşma yapacak olsam çok heyecanlanırım diyen varsa

eminim ki bu alıştırmaları yaptıktan sonra

heyecanını çok daha rahat bir şekilde kontrol altına alacak.

Şimdi paylaşacağım bu dört tane alıştırmayı

her kim ki iyi bir şekilde dinler,

anlar, uygular ve gider yedi kişiye anlatırsa büyük sevaptır

bu aynı zamanda -

(Kahkaha)

Çünkü gerçekten yapılan dünyadaki araştırmalarda - ben çok araştırma yaptım bununla alakalı -

korkuları sıralamışlar, birinci sırada

topluluk karşısında konuşma heyecanı geliyor.

İkinci sırada yaşamın sonlanması geliyor.

Yani çoğu kişi diyor ki böyle konuşacağıma

insanlar karşısında ölsem daha iyi.

(Kahkaha)

Şimdi ilk alıştırma şuydu:

Bana dedi ki, ''Buradan çıkar çıkmaz

her gün, hiç ama hiç tanımadığın on kişiye selam vereceksin.''

Nasıl yani? Bir dükkâna girdin, dükkânın sahibini tanımıyorum,

selam vereceğim. Olur mu? ''Hayır olmaz.''

Yolda yürürken, karşından insanlar geliyor, onlardan birini

gözüne kestireceksin,

karşıdakine bakacaksın, güler yüzünle

''Merhaba, iyi günler. Selamın aleyküm.'' selamlarından

birini yapıştırıp geçeceksin dedi.

Ben tabii bunu yapacağım ama

çok merak ediyorum ne olacak, nasıl bir tepki verecekler.

Çekinerek de olsa yapmaya başladım

ve inanılmaz derecede hoşuma gitti.

İnsanlara selam verdim, birçoğu selamımı aldılar, bir kısmı selam almadan geçerken baktılar,

kimdi bu diye,

bir kısmı göz göze gelince korkup kafayı öne eğdi.

Ama ben hiç bırakmadım. Her gün o alıştırmayı yaptım.

İkinci haftaya geldiğimizde şunu tavsiye etti:

Hergün iki yada üç kişiyle

iki-üç dakika konuşma yapacaksın.

Ama konuşmayı sen başlatacaksın.

Durakta duran insanların yanına gideceksin,

kantinde sıra bekleyenlerin yanına gideceksin

ya da herhangi bir yerde bir insanın oturduğunu gördün,

sen inisiyatifi ele alarak iletişimi başlatacaksın

ve bir şekilde muhabbet edeceksin.

Bunu da yaptım ve gerçekten de

iletişim becerimin gitgide arttığını hissettim.

Üçüncü haftaya geldik. Üçüncü haftada işi zorlaştırdı.

Dedi ki; bir şehrin, bir işlek cadddesine çıkacaksın ve o caddede

karşı tarafa doğru bağıracaksın.

Ne diye bağıracağım dedim.

''Ahmet! Mehmet ! Süleyman! Ayşe!'' Bir isim telaffuz edeceksin

ama orada öyle biri olmayacak.

Dedim ben rezil olurum o zaman.

Dedi ki ''Zaten topluluk karşısında konuşma heyecanı duymanın

en büyük sebebi rezil olma korkun ve bir korkunun üzerine

gitmeden, o korku ile yüzleşmeden

onunla baş etmen çok zor,

adım adım yıkacağız bu korkunu.''dedi

ve caddelere çıktım, bağırmaya başladım.

Ahmetler, Mehmetler, Süleymanlar...

Baktım kimse bakmıyor, daha da coştum.

(Kahkaha)

Sonra dördüncü haftaya geldim.

Dedi ki ''İşte bu alıştırma var ya senin rezil olma korkunu

yerle bir edecek, özgüvenini de tavan yaptıracak alıştırma olacak.''dedi.

Ben de merakla bekliyorum ne olacak diye.

''Şimdi ki çalışmamız eczane çalışması.''dedi.

''Ne yapacağız eczanede? '' dedim

''Eczacıya gideceksin ve şunu soracaksın.

Kandil simiti çıktı mı? ''

(Kahkaha)

Dedim ki ''Ben üniversite öğrecisiyim, beni bilinçli

rezil edeceksin.''

''Evet, bilinçli bir şekilde gideceksin ve rezil olacaksın.'' dedi.

Eczaneyi niye seçiyoruz?

''Onlar hergün hastalarla uğraştığı için.'' dedi.

(Kahkaha)

''Çok bir tepki vermezler. Kasap filan elinde-

bir şey fırlatır mazallah-

Neyse dedim, gideyim yapayım.

Gittim, yaptım ve harbiden acayip bir duygu hissettim. Bilinçli bir şekilde rezil olmuştum

ve rezil olma korkum yerle bir olmuştu.

Benimle birlikte bir sürü kişi kursa katıldı.

Kursa katılanlardan biri daha sonra anılarını anlattı.

Bu işin esprisi, bir dükkâna girip o dükkânda olmayan bir şey istemek.

Bilinçli bir şekilde rezil oluyorsunuz ama adım adım.

Selam, muhabbet, cadde, eczane. İşte en son bu geliyor.

Bizim kursa katılan adamlardan bir tanesi kuyumcuya gitmiş.

Demiş ki ''Burada kıyma var mı? ''

Kuyumcu ''Kardeşim burası kuyumcu. Görmüyor musun?

Burada kıyma ne gezer?'' demiş.

Adam da ''Tamam.'' demiş, dışarıya çıkmış.

Sonrasını kendi şöyle anlattı, dedi ki:

''Hocam, ben kuyumcuya gittim ve burada kıyma var mı diye sordum ya

sonra dışarı çıktığımda şuramda bir şey hissettim,

bir özgüven patlaması yaşadım,

dayanamadım, coştum,

içeri tekrar girdim ve dedim ki

''Burada kıyma olmadığına emin misiniz?''

(Kahkaha)

Dedim ki ''Bunu tavsiye ediyor musunuz insanlara?'' ''İlkini tavsiye ediyorum ama ikinci kez girmemek lazım.'' dedi.

Kovalamış adam.

Şimdi bunları yaptıktan sonra, gerçekten şunu fark ettim: Ikinci dönem bir sunum yaptım, Türkçe dersinde, amfide, 100 almıştım

hocam '' Sen evrim mi geçirdin?'' dedi bana.

''Hocam kursa katıldım.'' dedim.

Sonra hızlı okuma, hitabet, ders çalışıyorum

ama hafızama alamıyorum, dedim ki bunları da yeneceğim.

Hafıza kursu, beyin dili programlaması ile ilgili

kurslara katıldım.

Gördüm ki bizim muhteşem bir beynimiz var

ve bu beyinde iki tane lob var,

biri sağ lob, biri sol lob.

Ama bizim eğitim sistemimiz devamlı solu çalıştırıyor.

Mantık, sayı, yazma, listeleme, detaylarla uğraşıyoruz.

Sağ taraf, hayal gücü, renk, görüntü, duygu, his.

Bunlarla ilgili olan taraf sanki stand-by modunda.

Neticesinde sol taraf sağ tarafa göre daha çok geliştiği için

sol taraf daha fazla gelişiyor

ve aynen şuna benziyor:

Burada bir kuş var, diyelim ki,

salonun başından sonuna kadar uçacak,

ben bu kuşun sağ kanadını kırsam uçabilir mi? Uçamaz.

Aynen böyle, eğitim sisteminde sağ taraf fazla geliştirilmediği için

sanatsal faaliyetler, hayal gücü,

hayal gücünün öğrenme sürecine aktif katılımı, hayal gücünü kullanarak öğrenme nasıl gerçekleşir, bunu bilmediğimiz için

tek kanatlı kuşlar olarak uçmaya çalışıyoruz.

Uçamayan çocuklarımıza da baskı yapıyoruz,

sınavlarda başarısız oldukları için.

Dedim ki bunların hepsini ben uyguladım, faydasını gördüm,

bankacılık hayallerimden vazgeçiyorum.

Bunları insanların öğrenmesi lazım.

Yıllar boyunca öğrenme gerçekleştiriyoruz,

öğrenmeyi öğrenmeden öğrenme gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

Ne yapabilirim dedim. Hacettepe Üniversitesi'nde

önce Kişisel Gelişim Kulübü'nü kurdum. Uzmanları üniversiteye çağırdım.

Bunların anlatılmasını sağladım.

Baktım ki salonlar doluyor, taşıyor -

Kayseri'de ilkokul okumuştum, girişimcilik ruhum kabardı.

Dedim ki ''Şirket kuralım.''

Eğitim Danışmanlık Şirketi kurdum. Üçüncü sınıfta.

Etkinlikler yapmaya, kurslar açmaya başladım.

Ama olay kulüpteki gibi gitmedi.

Kimse kursa gelmedi.

Bedava olduğu için geliyorlarmış.

Sonra, zorlandım. Düştüm. Acı çektim.

O günlerde yanımda destekçi olarak annem babam olmasaydı-

ki çoğu Türk ailesinin yapmadığı bir şeyi yaptılar.

''Oğlum sen devam et bu işe.

Pes etme. Hayallerinden vazgeçme.'' dediler.

Onların desteğiyle devam ettim.

Sonrasında, evlendikten sonra eşimin desteği ile devam ettim.

Hepsine burada, sizlerin huzurunda binlerce kez

teşekkür ediyorum.

(Alkış)

Bir anne babanın evladına yapabileceği en büyük şey

düştüğünde yardımcı olması, bir tekme de onların atmamasıdır.

Ama bizde böyle olmuyor maalesef.

Devam ettim. Dedim ki ''Bunu daha çok yayacağım.

Binlerce öğrenciye konuşacağız. Türkiye turnesine çıkacağız.''

Hayaller kurdum, dedim ki ''Ben Türkiye'nin

seksen bir iline gideceğim.'' Nasıl gideceğim? Para lazım.

Dedim ki sponsor bulacağız.

O dönemde TTNET'e gittim, onun öncesinde birçok kişiye gittim

ama kimse sponsor olmadı.

Bırakmadım, bulacağım bu sponsoru ve gezeceğim, bu üniversite öğrencilerinin ufkunu açacağız, dedim.

Seksen bir illik bir proje yaptım.

Yetmiş yedisine kadar gidebildik.

TTNET ile Geleceğini Netleştir Etkinlikleri kapsamında.

Belki burada da bu etkinliklere katılan öğrenciler vardır. 2010-2011 yıllarında yetmiş yedi farklı ilde,

doksan yedi farklı üniversitede,

yüz kırk etkinlik yaptık,

yetmiş iki bin öğrenci bu eğitimlere katıldı.

Nasıl daha kolay iş bulabilirler, hafızalarını nasıl geliştirebilirler,

iletişimi nasıl daha etkili kurabilirler, bunları anlattık.

Birçok arkadaş bu sayede iş sahibi oldu.

Ufukları açıldı, daha çok okumaya başladılar.

Başkalarına anlattılar.

Dedim ki ''Bu da yetmez.''.

Biz bir saat konuşuyoruz, burada on beş dakika sürem var.

Bunları yapmakta yetmez. Ne yapacağız?

Okul açacağız.

Dedim ki ''Eğitim, eğitim, eğitim.''

En önemli kısım eğitim, buradan çıkmayacağım.

Atatürk de diyor ya,

''Eğitimdir ki bir milleti, hür, şanlı, bağımsız,

yüksek bir topluluk hâline getirir ya da sefalete ve esarete terk ettirir.''

Eğitimden başka bir çıkışı yoktur bu toplumun.

Okullar kurmaya başladım. Şu an iki tane okulum var.

2019'da başta Ankara olmak üzere, on tane daha okul açacağım.

Nitelikli eğitimi Türkiye'nin her tarafına ulaştırmak için çalışıyorum.

İnşallah, bu beş yıl içerisinde de hedefim, hayalim

bir üniversite kurmak.

İş hayatına daha nitelikli insanlar yetiştirmek -

(Alkış)

Çünkü dünya çok değişti.

Bu eğitim sisteminin revize edilmesi lazım.

Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri canhıraş bir şekilde çalışıyorlar.

Hiç kimsenin eğitimi kötüye götürmeye çalıştığını düşünmeyin. Hepsi iyi niyetle çalışıyorlar.

Ama özel sektörün, insanların da inisiyatif alması,

elini taşın altına sokması lazım.

O yüzden çok daha fazla nitelikli eğitim kurumuna ihtiyacımız var. Son olarak şunu söylemek istiyorum,

bu kısacık vakit içerisinde

hayatımı kısaca özetlemeye çalıştım

ve bazen soruyorlar:

''Hocam başarı ile ilgili neyi tavsiye edersiniz? ''

''Hayatınızdaki prensipler nedir?'' diye sorduklarında,

Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı şairimizin

bir sözünü söylüyorum.

Mehmet Akif Ersoy diyor ki:

''Allah'a dayan, sa'ye sarıl,

hikmete ram ol,

varsa çıkar yol budur,

bilmiyorum başka yol.''

(Alkış)

Ben buna -

Başına iki şey daha eklemek istiyorum:

Hayal kurun, harekete geçin,

Allah'a dayanın,

çalışmaya sarılın,

O'nun takdirine rıza gösterin.

Yol varsa budur,

bilmiyorum başka çıkar yol.

Teşekkür ediyorum. Çok sağolun.

(Alkış)

Learn languages from TV shows, movies, news, articles and more! Try LingQ for FREE