image

Barış Özcan 2018, Kara aynanın içinde mi yoksa dışında mı yaşıyoruz?

Kara aynanın içinde mi yoksa dışında mı yaşıyoruz?

Black Mirror, Kara Ayna dizisinin 4. Sezonu yayınlandı. Ama bu diziden hala haberi olmayanlar için “ooo 4. Sezon olmuş, çok şey kaçırmışım” demenize gerek yok, çünkü bu bir antoloji, bir hikayeler seçkisi. Yani sadece adı dizi. Her bir bölümünde farklı bir hikaye, farklı oyuncular tarafından canlandırılıyor. Bu hikayeleri birleştiren tek şeyse teknoloji-nin karanlık yüzü-gibi tarif edilse de bence tam olarak öyle değil. Teknolojinin kara bir yüzü olamaz, çünkü yüzü olamaz. Onu icat edenlerin ve kullananların yüzü olabilir ve o yüz kararabilir. O yüzden ben bu dizideki hikayelerin konularının insanların teknolojiyle ve birbirleriyle olan ilişkilerinden oluştuğunu düşünüyorum.

İşte 4. sezonun 4. bölümü de tam bu insan ilişkileriyle ilgili. Bakın 1 değil, 2 değil, 3 değil, 4.sezon diyorum. 1, 2, 3 değil 4.bölüm diyorum. Daha fazla ilerlemeden önce her zamanki uyarılar gelsin. Bu videodan önce ilgili bölümü izlemek isteyebilirsiniz. Ayrıca kullanılan dil ve içerik sadece yetişkinlere uygundur, uyarmadı demeyin. Şimdi, kısa bir film gibi olan bu bölümü ben de özet olarak anlatayım.

Bu bir aşk hikayesi. Daha doğrusu “gerçek aşk”ı arayan iki kişinin hikayesi. Frank ve Amy. Bizdeki eski halk hikayesi Ferhad ve Şirin'in modern bir versiyonu gibiler. Söz konusu bir şeyleri “aramak” olunca biz bugünlerde ne yapıyoruz? Tabiki teknolojiden faydalanıyoruz. İki tıkta bize en yakın cafeyi, benzin istasyonunu ve hatta aşık olacağımız kişiyi buluyoruz. Tamam belki sonuncusunu iki tıkta bulmak o kadar kolay değil. Ama sırf bu iş için yapılmış web siteleri ve mobil uygulamalar var. Bir hayli de popüler. “Black Mirror”daki hikayede de böyle bir uygulama var: Coach (Koç).

Koç? Nereye gideceğim? Merkeze git. İnsanlar nereye gideceklerini, kiminle buluşacaklarını bu sanal asistana soruyorlar. O da sihirli bir aynadan gösteriyor. Kara aynadan. Bir anlamda kendi kaderlerini ona emanet etmiş gibiler. En ince ayrıntısına kadar.

Nasıl sipariş vereceğiz? Sanırım bunları kullanacağız. Menü seçimi daha önceden yapıldı. Sadece yemekler olsa iyi. İlişkilerinin süresi bile önceden belirlenmiş durumda.

12 saat Oldukça matematiksel ilerleyen bir hikaye bu. İki dairenin kesişim kümesini bulmayan çalışan logosuyla bu çöpçatan merkezinden birlikte 12 saat yaşayacakları eve gidiyorlar. İlginçtir bu aşamadan sonra dijital yaşam koçu devreden çekiliyor, karakterlerimizin yapacakları tüm seçimler artık kendilerine ait olacak.

Eğer kararınız buysa… Bu bize mi bağlı? Bu size bağlı. Yani böyle bir “sistem”in içinde bile küçük de olsa bir özgür iradeleri var. Kendilerine verilen önceden belirlenmiş bir süre içinde bu küçük evde, küçük dünyalarında nasıl davranmak istiyorlarsa öyle davranabilirler. Bizim karakterlerimiz ne yapıyor? Hemen yatak odasına geçip… sohbet etmeye başlıyorlar. Teknolojinin daha geride olduğu zamanlardan dem vuruyorlar.

Sistemden öncesi çılgınca olmalı. Ne demek istiyorsun? İnsanlar bütün bu ilişki olayını kendileri yürütmek zorundaymış. Bizim oralarda tam olarak öyle değildi. Çöpçatan teyzeler sağolsun. Kimse seçim yapmak konusunda kendisini yalnız hissetmedi. Ama tabi modern dünyanın modern dertleri var. Mesela seçecek çok fazla şey olunca oluşan “seçim felci” gibi.

Neyse, iki insan arasındaki 12 saatlik bu kısa süreli küçük ilişki bile “sistem”e büyük veri sağlıyor. Tıpkı bizim Twitter, Facebook, YouTube gibi “sistem”lere sürekli sağladığımız gibi. Bizim için anlamı olmayan şeyler bile bu sistemler tarafından değerlendirilip bir anlama dönüştürülebilir. Hikayemizdeki sistem her bir katılımcı çeşitli ilişkiler yaşadıkça onlar hakkında bilgi ediniyor. Bunları kullanarak da en uygun eşi seçmeye çalışıyor. O kadar iyi tasarlanmış ki bu sistem bütün bu buluşmaların ardından %99,8 isabetle doğru eşleşmeyi yapabiliyor. Ama o noktaya varana kadar katılımcıların çeşitli uzunluklarda pek çok ilişki yaşamaları gerekiyor. Nitekim ilk buluşmanın ardından artık farklı kişilerle birlikte olan çiftimiz, sistem onları eşleştirmese de bir partide kısa süreliğine tekrar buluşuyorlar. İkinci kez. Aralarındaki o garip çekimi orada bile hissediyorsunuz. Ama onların yapabilecekleri fazla bir şey yok. Çünkü içinde yaşadıkları sisteme inanmaları gerekiyor.

Sisteme inanın, çünkü başarıyor. Bir sürü deneyim yaşıyorsunuz ve bir gün sizi nihai eşinizle bir araya getiriyor. İşte bu noktadan sonra bu çiftlerin nasıl bir dünyada yaşadıklarını düşünmeye başlıyorsunuz. Bir çeşit kült mü? Paralel bir evren mi? Yoksa bir rüya mı? Ya da bazıları için bir kabus?

(Geri sayım) 5 ay 2 ay 7 hafta Yaşadıkları bu alanın etrafında çok yüksek bir duvar var. Bir sınır. Sistem dışına çıkmak, bu hayattan kurtulmak imkansız görünüyor. O dünyada yaşamak zorundasın. Bu testlerden geçmek zorundasın. Başına gelen kötü şeylerden bile bir ders çıkartmalısın. Çünkü herşeyin bir nedeni vardır.

Pekala, nefret ettiğim biriyle yaşamak nasılmış anladım. Bu da sistem için faydalı mı? Herşeyin bir nedeni vardır. Hemen ardından bizim çift tekrar biraraya geliyor. Üçüncü kez. Tıpkı ilk seferinde olduğu gibi sistem tarafından. Bu arada biri uzun süreli tek bir ilişki yaşamış durumda, diğeri kısa süreli pek çok ilişki. İkisi de yaşadıkları onca deneyimden sonra bu yeni birlikteliklerinde geri sayım aracına bakmamaya karar veriyorlar. Ne kadar süreceğini bilmeden yaşamaya başlıyorlar. Belki 1 saat sürecek. Ya da 2 gün. 3 hafta, ya da 4 yıl. Bu 1, 2, 3, 4 meselesine biraz takmış gibi gözükebilirim ama unutmayın herşeyin bir sebebi vardır.

Çiftimiz birbirinden gerçekten hoşlanıyor. Artık bunu açıkca görebiliyoruz. Her şey çok güzel gidiyor. Ama her zaman bir “ama” vardır ya. İşte bu kez içindeki merak duygusuna yenilen Ferhad (Frank) daha fazla dayanamayıp ne kadar sürelerinin kaldığına bakıyor. Ve o anda olanlar oluyor. Cinderella'nın balosunda saat 12.00'yi vurmuş gibi büyü bozuluyor. Sistem sürelerinin önce 5 yıl olduğunu söylese de bunu kısaltmaya başlıyor. Çünkü taraflardan biri ihanet etmiştir. Aralarındaki güven duygusuna. Ve birleşeceklerini düşündüğümüz bu iki daire büsbütün birbirinden ayrılıyor.

Sonra yine sonu gelmez buluşmalar. Farklı eşleşmeler. Aradıkları mutluluğu bir türlü bulamayan çiftler. Nihayet bir gün, sistem mükemmel eşi bulduğunu söylüyor. Ve onunla tanışmadan önce daha önceki ilişkilerden biriyle vedalaşabileceğini belirtiyor. Ne olacağını tahmin edebilirsiniz. Bizim çift dördüncü kez bir araya geliyor. Ne kadar süreleri kaldığına bakıyorlar: 1.24, yo 1.23. Sonuçta 1, 2, 3, 4. Her yerde bu rakamları görüyoruz. Bu bir tesadüf mü? Yoksa herşeyin bir plana göre yürüdüğünü mü bize hissettirmeye çalışıyorlar? Sisteme göre. İşte o anda bir karar veriyorlar.

Sistemin doğru kişi olarak gördüğü kişiyi istemiyorum tamam mı? Tamam mı çöpçatan teyzeler?

Seni istiyorum. Ben de seni. Kendi kararlarını verdiler. Oh be! Nihayet özgür iradelerinin farkına vardılar ve bir seçim yaptılar. Kendi seçimlerini. Hayatın dizginlerini ellerine aldılar.

Tanıştığımızdan beri bu dünya bizi ayrı tutmaya çalışıyor. Bu bir test. İnan öyle. Peki bir çözümü var mı bu testin?

Hepsini siktir etmeliyiz. Ağzınıza biber gazı sıkarım. Başkaldırmayın. Ama onlar başkaldırmaya karar veriyorlar. Kaçmaya. Duvardan atlamaya. Bu sistemin onlara çizdiği sınırları kabul etmemek demek. Otoriteye boyun eğmemek. Bir kez kendi kararlarında direttiler ve etraflarındaki dünya duruverdi. Ve bakın ayrı gibi gözüken aynı daireler nasıl da birleşmeye başladı. Artık duvardan atlayıp kaçmalarına hiçbir şey engel olamaz, diye düşünürken, o da ne? Yoksa herşey bir rüya mıymış?

Tabiki hayır. “Aaa herşey bir rüyaymış” formülü eski hikayelerde kaldı. Black Mirror gibi yenilerinde biz şöyle demeyi tercih ediyoruz: “Aaa herşey bir simülasyonmuş!” Dakikalardır izlediğimiz şey 998. Simülasyonmuş. Hepsi de bu ikili arasında geçen toplam 1000 simülasyondan 998 tanesinde sisteme başkaldıracak kadar birbirini sevmiş bu çift. Ferhad'ın Şirin için dağları delmesine benzer bir şekilde sistemi delmişler. En azından denemişler.

Yani anlayacağınız bizim başından beri çözmeye çalıştığımız bu dünya aslında bir mobil uygulamadan başka bir şey değilmiş. Facebook gibi bir şey. Teorisi de şu. Eğer bu “sistem”lere sadece fotoğraflarımızı değil de tüm bildiklerimizi, düşüncelerimizi, olaylara verdiğimiz tepkileri, bizi biz yapan herşeyi yüklersek ve orada sanal bir profil oluşturursak ne olur? Bir avatar? Herkes bunu yaparsa ve sistem bizi değil de avatarlarımızı sanal dünyalarda bir araya getirirse? Bir değil de binlerce kere. Olası bütün senaryoları hızlıca yaşatsa. Ve en sonunda gerçekten birbirini sevebilecek iki kişiyi bir araya getirse nasıl olur?

Görünüşe göre gayet de iyi olur. Hatta o kadar iyi olur ki Black Mirror gibi karanlık bir dizide bile mutlu sonla biten çok az sayıdaki bölümlerden biri haline gelebilir. Tabi buna mutlu bir son diyebilir miyiz? Asıl soru bu. Cevabı yine kendi içinde saklı olabilir. Çünkü bu dizi ilginç bir şekilde kendi içinde spoiler veriyor. 4. Sezonun 4. bölümündeyiz. Şirin, şey Amy suda taş sektirdiğinde taş hep 4 kez sekiyor ve dördüncüsünde suda kayboluyor. Zaten sisteme isyan etmeye en çok yaklaştığı anda sanal asistanını da 4 kez sektirip yok ediyor. Bölüm boyunca çiftimiz ikisi sistem tarafından olmak üzere toplam 4 kez bir araya geliyor. Yani biz onları normal bir dünyada yaşıyor zannederken aslında o dünyanın pek de normal olmadığını, gerçekten bir sistem ve plan üzerinde çalıştığının ipuçlarını veriyor. Ta ki 30. dakikaya kadar. Bölümün neredeyse yarısına geldiğimiz o anda artık açık açık bunun ne olduğunu söylüyor. İki ihtimal, ya da iki teori olabilir: Ya her şey tesadüf ve kişiler rastgele bir araya geliyor…

Peki ya inceleme yoksa, bizi rastgele bir araya getiriyorsa Ve sistemin ne kadar akıllı olduğunu söyledikleri için biz de razı oluyoruz. Belki de aslında her şey rastgele. Rastgele sürelerle, rastgele bir düzenle insanlarla tanışıyoruz ve onlarla hayatımıza devam ediyoruz.

Bizi bir ilişkiden diğerine sokup aslında yavaş yavaş yıpratıyorsa? Her seferinde biraz daha uysal, biraz daha umutsuz oluyorsun. Ta ki nihayetinde iyice yıpranıp “doğru kişi bu-dur herhalde” diyene kadar.

O noktaya geldiğinde öyle yıkık, öyle yorgun oluyorsun ki, öylece kabul ediyorsun. Razı geliyorsun. Sonra da hayatının geri kalanı boyunca kendine aksini ikna ederek yaşamak zorunda kalıyorsun. Resmen gerçek hayatı tarif ediyor gibi değil mi? Bekleyin ikinci bir teori daha var.

Sistemin rastgele işlemediğini varsayalım. Ellerindeki cihazları kullanarak tüm tepkileri topluyor. Detaylı bir profil çıkarıyor. Aklından geçen her çılgınca fikir, tüm hayallerin, tüm zayıf yönlerin, kafandaki her şey.

Peki kafandaki her şeye sahipse düşünceleri de var mıdır? Ya sistem bizsek ve bir simülasyonda mahzursak? Nasıl bilebilirdik ki? – Sanırım çözüldü. Evet çözüldü. Sonuçta izlediğimiz bu bölüm ikinci teoriyi doğrulamış oldu. Her şey bir simülasyonmuş. Ve biz birinci teorideki gerçek hayatlarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buna mutlu son diyebilir miyiz? —————————————

Ve biz hayatlarımıza devam ederken ellerimizdeki cihazlar, tüm tepkilerimizi topluyor. Aklımızdan geçen her çılgınca fikri, tüm hayallerimizi, zayıf yönlerimizi, kafamızdaki her şeyi paylaştıkça detaylı bir profilimizi çıkarıyor. Ve biz belki de şu anda 998. simülasyonumuzun içindeyiz. Kim bilir?



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Language learning online @ LingQ

Kara aynanın içinde mi yoksa dışında mı yaşıyoruz?

Black Mirror, Kara Ayna dizisinin 4. Black Mirror is the 4th of the Black Mirror series. Sezonu yayınlandı. Season has been released. Ama bu diziden hala haberi olmayanlar için “ooo 4. But for those who still don't know about this drama, "ooo 4. Sezon olmuş, çok şey kaçırmışım” demenize gerek yok, çünkü bu bir antoloji, bir hikayeler seçkisi. Yani sadece adı dizi. Her bir bölümünde farklı bir hikaye, farklı oyuncular tarafından canlandırılıyor. Bu hikayeleri birleştiren tek şeyse teknoloji-nin karanlık yüzü-gibi tarif edilse de bence tam olarak öyle değil. Although the only thing that unites these stories is described as the dark side of technology, I don't think it's exactly like that. Teknolojinin kara bir yüzü olamaz, çünkü yüzü olamaz. Technology can't have a black side because it can't have a face. Onu icat edenlerin ve kullananların yüzü olabilir ve o yüz kararabilir. O yüzden ben bu dizideki hikayelerin konularının insanların teknolojiyle ve birbirleriyle olan ilişkilerinden oluştuğunu düşünüyorum. That's why I think that the subjects of the stories in this series consist of people's relationships with technology and each other.

İşte 4. sezonun 4. bölümü de tam bu insan ilişkileriyle ilgili. Here is the 4th episode of the 4th season, which is about human relations. Bakın 1 değil, 2 değil, 3 değil, 4.sezon diyorum. 1, 2, 3 değil 4.bölüm diyorum. Daha fazla ilerlemeden önce her zamanki uyarılar gelsin. Let the usual caveats come before we go any further. Bu videodan önce ilgili bölümü izlemek isteyebilirsiniz. Ayrıca kullanılan dil ve içerik sadece yetişkinlere uygundur, uyarmadı demeyin. In addition, the language and content used are suitable for adults only, do not say that it was not warned. Şimdi, kısa bir film gibi olan bu bölümü ben de özet olarak anlatayım. Now, let me summarize this part, which is like a short film.

Bu bir aşk hikayesi. Daha doğrusu “gerçek aşk”ı arayan iki kişinin hikayesi. Frank ve Amy. Bizdeki eski halk hikayesi Ferhad ve Şirin'in modern bir versiyonu gibiler. Söz konusu bir şeyleri “aramak” olunca biz bugünlerde ne yapıyoruz? What do we do these days when it comes to "searching" for something? Tabiki teknolojiden faydalanıyoruz. İki tıkta bize en yakın cafeyi, benzin istasyonunu ve hatta aşık olacağımız kişiyi buluyoruz. Tamam belki sonuncusunu iki tıkta bulmak o kadar kolay değil. Ama sırf bu iş için yapılmış web siteleri ve mobil uygulamalar var. But there are websites and mobile applications made just for this job. Bir hayli de popüler. Quite popular too. “Black Mirror”daki hikayede de böyle bir uygulama var: Coach (Koç).

Koç? Nereye gideceğim? Merkeze git. İnsanlar nereye gideceklerini, kiminle buluşacaklarını bu sanal asistana soruyorlar. O da sihirli bir aynadan gösteriyor. He is also showing through a magic mirror. Kara aynadan. Bir anlamda kendi kaderlerini ona emanet etmiş gibiler. In a sense, they seem to have entrusted their own destiny to him. En ince ayrıntısına kadar. down to the smallest detail.

Nasıl sipariş vereceğiz? Sanırım bunları kullanacağız. Menü seçimi daha önceden yapıldı. Sadece yemekler olsa iyi. It's good if it's just food. İlişkilerinin süresi bile önceden belirlenmiş durumda. Even the duration of their relationship is predetermined.

12 saat Oldukça matematiksel ilerleyen bir hikaye bu. 12 hours This is a fairly mathematical story. İki dairenin kesişim kümesini bulmayan çalışan logosuyla bu çöpçatan merkezinden birlikte 12 saat yaşayacakları eve gidiyorlar. Not finding the intersection set of the two circles, they go from this matchmaker center with the employee logo to the house where they will live for 12 hours together. İlginçtir bu aşamadan sonra dijital yaşam koçu devreden çekiliyor, karakterlerimizin yapacakları tüm seçimler artık kendilerine ait olacak. Interestingly, after this stage, the digital life coach is withdrawn, and all the choices our characters make will now be their own.

Eğer kararınız buysa… Bu bize mi bağlı? If that's your decision… Is it up to us? Bu size bağlı. It's up to you. Yani böyle bir “sistem”in içinde bile küçük de olsa bir özgür iradeleri var. In other words, even within such a "system", they have a free will, albeit a small one. Kendilerine verilen önceden belirlenmiş bir süre içinde bu küçük evde, küçük dünyalarında nasıl davranmak istiyorlarsa öyle davranabilirler. They can behave the way they want to behave in this little house, in their little world, within a predetermined time given to them. Bizim karakterlerimiz ne yapıyor? Hemen yatak odasına geçip… sohbet etmeye başlıyorlar. They immediately go into the bedroom… and start chatting. Teknolojinin daha geride olduğu zamanlardan dem vuruyorlar. They talk about the times when technology was behind.

Sistemden öncesi çılgınca olmalı. It must have been crazy before the system. Ne demek istiyorsun? What do you want to say? İnsanlar bütün bu ilişki olayını kendileri yürütmek zorundaymış. People had to run this whole relationship thing themselves. Bizim oralarda tam olarak öyle değildi. It wasn't exactly like that in our place. Çöpçatan teyzeler sağolsun. Thanks to the matchmaking aunts. Kimse seçim yapmak konusunda kendisini yalnız hissetmedi. No one felt alone in making a choice. Ama tabi modern dünyanın modern dertleri var. But of course, the modern world has modern problems. Mesela seçecek çok fazla şey olunca oluşan “seçim felci” gibi. For example, "election paralysis", which occurs when there is too much to choose from.

Neyse, iki insan arasındaki 12 saatlik bu kısa süreli küçük ilişki bile “sistem”e büyük veri sağlıyor. Anyway, even this short 12-hour relationship between two people provides big data to the "system". Tıpkı bizim Twitter, Facebook, YouTube gibi “sistem”lere sürekli sağladığımız gibi. Just as we constantly provide to "systems" such as Twitter, Facebook, YouTube. Bizim için anlamı olmayan şeyler bile bu sistemler tarafından değerlendirilip bir anlama dönüştürülebilir. Even things that don't make sense to us can be evaluated and translated into meaning by these systems. Hikayemizdeki sistem her bir katılımcı çeşitli ilişkiler yaşadıkça onlar hakkında bilgi ediniyor. The system in our story learns about each participant as they experience various relationships. Bunları kullanarak da en uygun eşi seçmeye çalışıyor. Using these, he tries to choose the most suitable wife. O kadar iyi tasarlanmış ki bu sistem bütün bu buluşmaların ardından %99,8 isabetle doğru eşleşmeyi yapabiliyor. It is so well designed that this system is able to make the correct match with 99.8% accuracy after all these meetings. Ama o noktaya varana kadar katılımcıların çeşitli uzunluklarda pek çok ilişki yaşamaları gerekiyor. But to get to that point, participants have to have many relationships of varying lengths. Nitekim ilk buluşmanın ardından artık farklı kişilerle birlikte olan çiftimiz, sistem onları eşleştirmese de bir partide kısa süreliğine tekrar buluşuyorlar. As a matter of fact, our couple, who are now with different people after the first meeting, meet again for a short time at a party, even though the system does not match them. İkinci kez. Aralarındaki o garip çekimi orada bile hissediyorsunuz. Even there you feel the strange attraction between them. Ama onların yapabilecekleri fazla bir şey yok. But there is not much they can do. Çünkü içinde yaşadıkları sisteme inanmaları gerekiyor. Because they have to believe in the system they live in.

Sisteme inanın, çünkü başarıyor. Believe in the system, because it succeeds. Bir sürü deneyim yaşıyorsunuz ve bir gün sizi nihai eşinizle bir araya getiriyor. You go through a lot of experiences and one day it brings you together with your ultimate mate. İşte bu noktadan sonra bu çiftlerin nasıl bir dünyada yaşadıklarını düşünmeye başlıyorsunuz. From this point on, you start to think about what kind of world these couples live in. Bir çeşit kült mü? Paralel bir evren mi? Yoksa bir rüya mı? Ya da bazıları için bir kabus?

(Geri sayım) 5 ay 2 ay 7 hafta Yaşadıkları bu alanın etrafında çok yüksek bir duvar var. (Countdown) 5 months 2 months 7 weeks There is a very high wall around this area where they live. Bir sınır. a border. Sistem dışına çıkmak, bu hayattan kurtulmak imkansız görünüyor. It seems impossible to get out of the system, to get rid of this life. O dünyada yaşamak zorundasın. Bu testlerden geçmek zorundasın. You have to pass these tests. Başına gelen kötü şeylerden bile bir ders çıkartmalısın. You have to learn a lesson even from the bad things that happen to you. Çünkü herşeyin bir nedeni vardır. Because everything has a reason.

Pekala, nefret ettiğim biriyle yaşamak nasılmış anladım. Well, I understand what it's like living with someone I hate. Bu da sistem için faydalı mı? Herşeyin bir nedeni vardır. Hemen ardından bizim çift tekrar biraraya geliyor. Soon after, our couple is getting back together. Üçüncü kez. Tıpkı ilk seferinde olduğu gibi sistem tarafından. Bu arada biri uzun süreli tek bir ilişki yaşamış durumda, diğeri kısa süreli pek çok ilişki. Meanwhile, one has had a single long-term relationship, and the other has many short-term relationships. İkisi de yaşadıkları onca deneyimden sonra bu yeni birlikteliklerinde geri sayım aracına bakmamaya karar veriyorlar. After all their experiences, both of them decide not to look at the countdown tool in their new partnership. Ne kadar süreceğini bilmeden yaşamaya başlıyorlar. They begin to live without knowing how long it will last. Belki 1 saat sürecek. Ya da 2 gün. 3 hafta, ya da 4 yıl. Bu 1, 2, 3, 4 meselesine biraz takmış gibi gözükebilirim ama unutmayın herşeyin bir sebebi vardır. I may seem a little obsessed with this 1, 2, 3, 4 thing, but remember, everything happens for a reason.

Çiftimiz birbirinden gerçekten hoşlanıyor. Our couple really likes each other. Artık bunu açıkca görebiliyoruz. Her şey çok güzel gidiyor. Ama her zaman bir “ama” vardır ya. İşte bu kez içindeki merak duygusuna yenilen Ferhad (Frank) daha fazla dayanamayıp ne kadar sürelerinin kaldığına bakıyor. This time, Ferhad (Frank), who was overcome by his curiosity, can't stand it anymore and looks at how much time he has left. Ve o anda olanlar oluyor. And that's what happens in that moment. Cinderella'nın balosunda saat 12.00'yi vurmuş gibi büyü bozuluyor. At Cinderella's ball, the spell is broken as if the clock had struck 12:00. Sistem sürelerinin önce 5 yıl olduğunu söylese de bunu kısaltmaya başlıyor. Although it says that the system times were 5 years before, it is starting to shorten it. Çünkü taraflardan biri ihanet etmiştir. Because one of the parties betrayed. Aralarındaki güven duygusuna. The feeling of trust between them. Ve birleşeceklerini düşündüğümüz bu iki daire büsbütün birbirinden ayrılıyor. And these two circles, which we think will unite, are completely separated from each other.

Sonra yine sonu gelmez buluşmalar. Then again, endless reunions. Farklı eşleşmeler. Different pairings. Aradıkları mutluluğu bir türlü bulamayan çiftler. Couples who cannot find the happiness they seek. Nihayet bir gün, sistem mükemmel eşi bulduğunu söylüyor. Finally one day, the system says it has found the perfect match. Ve onunla tanışmadan önce daha önceki ilişkilerden biriyle vedalaşabileceğini belirtiyor. And she states that she can say goodbye to one of her previous relationships before meeting him. Ne olacağını tahmin edebilirsiniz. Bizim çift dördüncü kez bir araya geliyor. Our couple is getting together for the fourth time. Ne kadar süreleri kaldığına bakıyorlar: 1.24, yo 1.23. They look at how much time they have left: 1.24, yo 1.23. Sonuçta 1, 2, 3, 4. Her yerde bu rakamları görüyoruz. Bu bir tesadüf mü? Yoksa herşeyin bir plana göre yürüdüğünü mü bize hissettirmeye çalışıyorlar? Or are they trying to make us feel that everything is going according to plan? Sisteme göre. İşte o anda bir karar veriyorlar.

Sistemin doğru kişi olarak gördüğü kişiyi istemiyorum tamam mı? I don't want who the system sees as the right person, okay? Tamam mı çöpçatan teyzeler? All right, matchmaker aunts?

Seni istiyorum. I want you. Ben de seni. Kendi kararlarını verdiler. Oh be! Nihayet özgür iradelerinin farkına vardılar ve bir seçim yaptılar. They finally realized their free will and made a choice. Kendi seçimlerini. Your own choices. Hayatın dizginlerini ellerine aldılar.

Tanıştığımızdan beri bu dünya bizi ayrı tutmaya çalışıyor. Ever since we met, this world has been trying to keep us apart. Bu bir test. İnan öyle. Believe it. Peki bir çözümü var mı bu testin? So is there a solution for this test?

Hepsini siktir etmeliyiz. We have to fuck them all. Ağzınıza biber gazı sıkarım. I'll put pepper spray in your mouth. Başkaldırmayın. Ama onlar başkaldırmaya karar veriyorlar. Kaçmaya. Duvardan atlamaya. To jump off the wall. Bu sistemin onlara çizdiği sınırları kabul etmemek demek. It means not accepting the limits that the system has drawn on them. Otoriteye boyun eğmemek. Do not submit to authority. Bir kez kendi kararlarında direttiler ve etraflarındaki dünya duruverdi. Once they persisted in their own judgment, and the world around them stopped. Ve bakın ayrı gibi gözüken aynı daireler nasıl da birleşmeye başladı. And look how the same circles that seemed to be separate began to merge. Artık duvardan atlayıp kaçmalarına hiçbir şey engel olamaz, diye düşünürken, o da ne? When they were thinking that nothing could stop them from jumping over the wall and escaping now, what is that? Yoksa herşey bir rüya mıymış?

Tabiki hayır. “Aaa herşey bir rüyaymış” formülü eski hikayelerde kaldı. The formula "Oh, everything was a dream" remained in the old stories. Black Mirror gibi yenilerinde biz şöyle demeyi tercih ediyoruz: “Aaa herşey bir simülasyonmuş!” Dakikalardır izlediğimiz şey 998. In new ones like Black Mirror, we prefer to say: "Oh, everything is a simulation!" What we've been watching for minutes is 998. Simülasyonmuş. Hepsi de bu ikili arasında geçen toplam 1000 simülasyondan 998 tanesinde sisteme başkaldıracak kadar birbirini sevmiş bu çift. This couple loved each other enough to rebel against the system in 998 of the 1000 simulations, all of which passed between these two. Ferhad'ın Şirin için dağları delmesine benzer bir şekilde sistemi delmişler. They pierced the system in the same way that Ferhad drilled mountains for Shirin. En azından denemişler.

Yani anlayacağınız bizim başından beri çözmeye çalıştığımız bu dünya aslında bir mobil uygulamadan başka bir şey değilmiş. So you see, this world that we have been trying to solve from the very beginning was actually nothing more than a mobile application. Facebook gibi bir şey. Teorisi de şu. The theory is this. Eğer bu “sistem”lere sadece fotoğraflarımızı değil de tüm bildiklerimizi, düşüncelerimizi, olaylara verdiğimiz tepkileri, bizi biz yapan herşeyi yüklersek ve orada sanal bir profil oluşturursak ne olur? What would happen if we uploaded not only our photos but also all our knowledge, thoughts, reactions to events, everything that makes us who we are, and create a virtual profile there? Bir avatar? Herkes bunu yaparsa ve sistem bizi değil de avatarlarımızı sanal dünyalarda bir araya getirirse? What if everyone does this and the system puts our avatars together in virtual worlds and not us? Bir değil de binlerce kere. Not once, but thousands of times. Olası bütün senaryoları hızlıca yaşatsa. If he lived through all possible scenarios quickly. Ve en sonunda gerçekten birbirini sevebilecek iki kişiyi bir araya getirse nasıl olur? And what if he finally brought together two people who could truly love each other?

Görünüşe göre gayet de iyi olur. Looks like it would be pretty good. Hatta o kadar iyi olur ki Black Mirror gibi karanlık bir dizide bile mutlu sonla biten çok az sayıdaki bölümlerden biri haline gelebilir. In fact, it would be so good that even in a dark series like Black Mirror, it could become one of the very few episodes with a happy ending. Tabi buna mutlu bir son diyebilir miyiz? And can we call it a happy ending? Asıl soru bu. That's the real question. Cevabı yine kendi içinde saklı olabilir. The answer may still be hidden within himself. Çünkü bu dizi ilginç bir şekilde kendi içinde spoiler veriyor. Because this series interestingly gives spoilers in itself. 4. Sezonun 4. bölümündeyiz. Şirin, şey Amy suda taş sektirdiğinde taş hep 4 kez sekiyor ve dördüncüsünde suda kayboluyor. Smurf, well, when Amy bounces a stone in the water, the stone always bounces 4 times and disappears in the water for the fourth time. Zaten sisteme isyan etmeye en çok yaklaştığı anda sanal asistanını da 4 kez sektirip yok ediyor. As soon as it comes closest to rebelling against the system, it bounces off its virtual assistant 4 times and destroys it. Bölüm boyunca çiftimiz ikisi sistem tarafından olmak üzere toplam 4 kez bir araya geliyor. During the episode, our couple comes together 4 times, two of them by the system. Yani biz onları normal bir dünyada yaşıyor zannederken aslında o dünyanın pek de normal olmadığını, gerçekten bir sistem ve plan üzerinde çalıştığının ipuçlarını veriyor. In other words, while we think they live in a normal world, it actually gives us clues that that world is not very normal and that you are really working on a system and plan. Ta ki 30. dakikaya kadar. Until the 30th minute. Bölümün neredeyse yarısına geldiğimiz o anda artık açık açık bunun ne olduğunu söylüyor. Now that we're almost halfway through the episode, he's now openly saying what it is. İki ihtimal, ya da iki teori olabilir: Ya her şey tesadüf ve kişiler rastgele bir araya geliyor… There may be two possibilities, or two theories: Either everything is a coincidence and people come together at random.

Peki ya inceleme yoksa, bizi rastgele bir araya getiriyorsa Ve sistemin ne kadar akıllı olduğunu söyledikleri için biz de razı oluyoruz. What if there's no review, it's randomly bringing us together, and we're okay with telling them how smart the system is. Belki de aslında her şey rastgele. Rastgele sürelerle, rastgele bir düzenle insanlarla tanışıyoruz ve onlarla hayatımıza devam ediyoruz. We meet people at random times, in a random order, and move on with our lives with them.

Bizi bir ilişkiden diğerine sokup aslında yavaş yavaş yıpratıyorsa? What if it's dragging us from one relationship to another and actually slowly wearing us out? Her seferinde biraz daha uysal, biraz daha umutsuz oluyorsun. Each time you become a little more docile, a little more hopeless. Ta ki nihayetinde iyice yıpranıp “doğru kişi bu-dur herhalde” diyene kadar. Until he finally gets worn out and says, “This must be the right person”.

O noktaya geldiğinde öyle yıkık, öyle yorgun oluyorsun ki, öylece kabul ediyorsun. Razı geliyorsun. You agree. Sonra da hayatının geri kalanı boyunca kendine aksini ikna ederek yaşamak zorunda kalıyorsun. And then you have to live the rest of your life convincing yourself otherwise. Resmen gerçek hayatı tarif ediyor gibi değil mi? It's like describing real life, doesn't it? Bekleyin ikinci bir teori daha var.

Sistemin rastgele işlemediğini varsayalım. Let's assume that the system does not run randomly. Ellerindeki cihazları kullanarak tüm tepkileri topluyor. He collects all the reactions using the devices in his hands. Detaylı bir profil çıkarıyor. It produces a detailed profile. Aklından geçen her çılgınca fikir, tüm hayallerin, tüm zayıf yönlerin, kafandaki her şey.

Peki kafandaki her şeye sahipse düşünceleri de var mıdır? So if he has everything in your head, does he have thoughts? Ya sistem bizsek ve bir simülasyonda mahzursak? What if we're the system and we're stuck in a simulation? Nasıl bilebilirdik ki? – Sanırım çözüldü. - I think it's solved. Evet çözüldü. Sonuçta izlediğimiz bu bölüm ikinci teoriyi doğrulamış oldu. After all, this episode we watched confirmed the second theory. Her şey bir simülasyonmuş. Ve biz birinci teorideki gerçek hayatlarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. And we continue our real lives in the first theory from where we left off. Buna mutlu son diyebilir miyiz? Can we call this a happy ending? —————————————

Ve biz hayatlarımıza devam ederken ellerimizdeki cihazlar, tüm tepkilerimizi topluyor. And while we go on with our lives, the devices in our hands collect all our reactions. Aklımızdan geçen her çılgınca fikri, tüm hayallerimizi, zayıf yönlerimizi, kafamızdaki her şeyi paylaştıkça detaylı bir profilimizi çıkarıyor. Ve biz belki de şu anda 998. simülasyonumuzun içindeyiz. Kim bilir?

×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.