×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.


image

FOR REINHARD, Birinci Sınıf Öğrencileri

Birinci Sınıf Öğrencileri

Haftada üç defa öğretmenlik yaptığım okulda,birinci sınıf öğrencilerine İngilizce dersi veriyorum.

Bu sınıfta bazı öğrencilerim Türk. Diğer öğrenciler Avusturyalı , bir de Bosnalı öğrencim var. Genel olarak, bütün öğrenciler iyi niyetli, ama yeterince çalışmıyorlar. Sınıfa girince selam veriyorum, fakat öğrenciler beni dinlemiyorlar, çünkü birbirleriyle konuşuyorlar. Bazı öğrenciler geç kalıyorlar. Kapıyı kapatınca, yeniden selam veriyorum ve öğrenciler de selam veriyorlar, ama hâlâ konuşuyorlar. Öncelikle ayakta durmaları lazım,sonra oturmaları. 'Kim hasta?' diye sorup 'Kitaplarınızı getirin' diyorum. Türk öğrenciler sıklıkla birbirleriyle Türkçe konuşuyorlar. Onlar Almanca iyi konuşmalarına rağmen Türkçeyi yeğliyorlar. Ama Avusturyalılarla kolayca Almanca konuşabiliyorlar. Ancak ,daha çok Almanca konuşarak pratik yapabilirler. Böylece İngilizce ders vermeye başlıyorum.


Birinci Sınıf Öğrencileri First Class Students

Haftada üç defa öğretmenlik yaptığım okulda,birinci sınıf öğrencilerine İngilizce dersi veriyorum. I teach English to my first year students at the school where I teach three times a week.

Bu sınıfta bazı öğrencilerim Türk. Some students in this class are Turkish. Diğer öğrenciler Avusturyalı , bir de Bosnalı öğrencim var. The other students are Austrian and I have Bosnian students. Genel olarak, bütün öğrenciler iyi niyetli, ama yeterince çalışmıyorlar. In general, all students are well-intentioned, but do not work well enough. Sınıfa girince selam veriyorum, fakat öğrenciler beni dinlemiyorlar, çünkü birbirleriyle konuşuyorlar. I greet you when you enter the classroom, but the students do not listen to me because they talk to each other. Bazı öğrenciler geç kalıyorlar. Some students are late. Algunos estudiantes llegan tarde. Kapıyı kapatınca, yeniden selam veriyorum ve öğrenciler de selam veriyorlar, ama hâlâ konuşuyorlar. Wenn ich die Tür schließe, grüße ich wieder, und die Schüler grüßen auch, aber sie reden noch. When I close the door, I salute again, and the students say hi, but they still talk. Cuando cierro la puerta, vuelvo a saludar, y los estudiantes también saludan, pero siguen hablando. Öncelikle ayakta durmaları lazım,sonra oturmaları. First they need to stand, then sit down. Primero necesitan ponerse de pie y luego sentarse. 'Kim hasta?' 'Wer ist krank?' 'Who is sick?' diye sorup 'Kitaplarınızı getirin' diyorum. I say, 'bring your books.' Le pregunto: 'Traiga sus libros'. Türk öğrenciler sıklıkla birbirleriyle Türkçe konuşuyorlar. Turkish students often speak Turkish with each other. Onlar Almanca iyi konuşmalarına rağmen Türkçeyi yeğliyorlar. Although they speak German well, they prefer Turkish. Ama Avusturyalılarla kolayca Almanca konuşabiliyorlar. But they can easily speak German with Austrians. Ancak ,daha çok Almanca konuşarak pratik yapabilirler. However, they can practice by speaking more German. Böylece İngilizce ders vermeye başlıyorum. So I'm starting to teach English.