image

Beyhan Budak, Aşkın Psikolojisi

Aşkın Psikolojisi

Merhaba arkadaşlar, ben Uzman Psikolog Beyhan Budak.

Psikoloji TV Youtube kanalına hoşgeldiniz.

Size bu videoda "Aşkın Psikolojisi"nden bahsetmek istiyorum.

Aşk hayatımızın neredeyse her alanında diyebilirim.

O kadar çok bu konu hakkında şeyler söylenmiş, müzikler yapılmış, filmler çekilmiş ki bu aslında aşkın hayatımızda ne kadar büyük bir yer kapsadığını ispat eder nitelikte diyebilirim.

Yani birçok insan görüyorum ya aşkı bekliyor, ya aşkın içinde onun rüzgarına kapılmış uçuyor ya da yere çakılmış durumda ya da aşk acısı çekiyor diyebilirim.

Aşk birçok insanın hayatına en az bir sefer uğramıştır diye düşünüyorum.

Peki aşk bu kadar çok yaygınken bu kadar çok hayatımızı etkiliyorken nasıl başlıyor aşk süreci?

Aşkın nasıl başladığına ilişkin birçok araştırma var.

Bu işin psikolojik altyapısından tutun ki bu konuda da çok fazla görüş var biyolojik altyapısına kadar birçok sebebi ve etkeni olduğu söyleniyor.

Ben işin biraz daha psikoloji kısmından bahsetmek istiyorum.

Bana göre aşk aslında çocukluktan itibaren şekillenen bir durum; aşka bakış açımız ya da bu konudaki beklentilerimiz içinde bulunduğumuz aile ortamıyla birlikte

aslında şekilleniyor. Anne babanız hayatınızda önemli bir yer kaplıyor; bir kadın için belki babası bir erkek için belki annesi onun hayata bakış açısını şekillendiriyor.

Şimdi hayatımızda eğer örnek aldığımız insanla bir ilişki kurduğumuz zaman o ilişkiyi sonraki süreçlerde hep tekrar ediyor.

Ben buna aslında "Oluşan Şablonlar" diyorum. Anne-baba ilişkileri, çevre ilişkileri, aile ilişkileri ile beraber zihnimizde belirli şablonlar oluşuyor. Bu şablonlar öyle bir hale geliyorki aslında şöyle bir durum ortaya çıkıyor, o şablonlara uygun erkek ya da kadın aramaya başlıyoruz.

Bir kadını ya da erkeği bizim için çekici yapan unsurların birçoğu bana göre bu şablonlara göre belirleniyor.

Peki bu şablonların farkında mıyız? Yani böyle bir şablona göre hareket ettiğimizin. Ben çoğu insanın bunun farkında olmadığını düşünüyorum.

Aşkı aslında hayatımızdaki tesadüfler olarak nitelendiriyoruz. Ama şöyle birşey hayatınıza giren çıkan erkekleri-kadınları bir düşünün gözünüzün önüne getirin

Şöyle, şunun garantisini verebilirim birçoğunun ortak noktası vardır. Belirli bir tema içinde toplanmış diyebiliriz.

Mesela şöyle bir kadın düşünün ki babası alkolik şiddete meyilli bir adam ve hem anneye hem çocuğa zarar vermiş bir adam.

Bu kız çocuğu babasından çok fazla çekmiş, sonraki süreçte bakıyoruz bu kadar nefret etmesine bu kadar sıkıntı yaşamasına rağmen hayatına giren erkek,

evlendiği erkek alkolik ve şiddet eğilimli olabiliyor. Sizce burada bir tesadüf mü var?

Bu duruma başka bir örnek daha vermek istiyorum. Bir erkek çocuk, annesi çok baskın dominant karaktere sahip. Sonrasında yetişkin olduğu zaman bu erkek

çocuğu hayatına aldığı kadın çok baskın ve dominant olabiliyor. Yani bunlarda çok tesadüf olduğunu düşünmüyorum ben.

Bir şekilde ordaki ilişkiyi insan hep tekrar etmek istiyor. Çünkü onun orası güvenli bölgesi, alışkın olduğu ilişki kötü bir ilişki olsa bile kişi çoğu zaman o ilişkiyi

tanıdık olan o ilişkiyi arıyor. Peki zihnimizdeki başlangıç noktasını birazcık açıkladık. Sonraki süreçte ne oluyor?

Diyelim ki karşımıza birisi çıktı fiziksel çekim olabilir, ortak noktalar olabilir bir şekilde birinden hoşlanmaya başlıyoruz.

Ve o kişi aslında karşımızda bambaşka bir insan olsa bile kafamızda oluşturduğumuz şablon diyebiliriz çerçeve diyebiliriz orda bir beklenti var.

Herkesin kendine göre bir beyaz atlı prensi/prensesi var onu bekliyor ve hayatına o karşısına çıkan insana sanki oymuş gibi davranıyor.

Burda aslında başlangıcında aşk iki kişilik bir olay değil, ben burda aşkın tek kişilik başladığını düşünüyorum.

Karşı taraf bambaşka karakterde olsa bile sanki o an o aşkın coşkusuyla, tutkusuyla beraber kişi "evet, aradığımı buldum" gibi düşüncelere kapılabiliyor.

Bir düşünürün bir sözü var. Diyor ki : "Aşk bir kişinin sazan balığına benzediğini anlayana kadar geçen süre"

Aslında burada biraz daha göze sokarcasına söylemiş ama hakkaten böyle bir durum var burada. Kişi o an o aşkın gözüne indirdiği perde ile farkına varamıyor.

ve kişiyi zannediyor ki "evet, aradığımı buldum" hataları, kusurları görmüyor. Sadece kafasındaki şablonu, kafasındaki kıyafeti karşı tarafa giydiriyor.

Ve o ilk başta çok mutlu coşkulu bir dönem başlıyor.

Bu süreçte göze inen perde ne kadar kalınsa ne kadar kişinin önünü görmesini engelliyorsa, ilişkinin geleceğine dair sorunların ihtimali o kadar çok artıyor.

Eric From'un bir sözü var diyor ki "Bir kişinin çok aşırı tutkuyla birini sevmesi o kişiyi aslında çokçok sevdiğinden değil daha önce yaşadığı sevgi eksikliğinden" der.

Şimdi burada böyle bir şey var kişi kendi sürecini ne kadar doğru anlayabilirse, kendi içindeki olan bitenin ne kadar farkına varabilirse, bu perde herkesin gözüne

iner ama kiminin gözünün önünü karartır ve çok yalnış şeyler yapmasına neden olur. Kimini de hafif hatalarla tolare ettirebilir.

Böyle bir durumda kişi ne kadar farkındaysa doğru kararlar alma ihtimali o kadar artar.

Çoğu zaman aşkı "ben"leri feda ederek "biz" olmak olarak görüyoruz. Ama böyle olduğu zaman aşk çok benmerkezcil ve bencil bir duruma giriyor.

Aşk aslında benleri de koyarak "ben benim sen sensin ama biz ikimiz birbirimize zenginlik katarak, birbirimizin sınırlarını ve kişiliklerini kabul ederek biz olursak

iş o zaman sevgiye dönüyor. Aşk, hep diyorlar ya aşkın ömrü iki yıldır. Hakkaten iki yıl bile sürmüyor çoğu zaman, iş aşkı sevgiye dönüştürebilmekte

Ben aşkı çiğ bir çaya benzetiyorum aslında. O an tadının farkına varmıyorsunuz ama aşkı güzel bir şekilde demleyebilirsek ortaya böyle tavşan kanı, tadından

içilmeyecek o kadar güzel bir çay çıkar ki, o kadar güzel bir hale gelir ki, aşkı sevgiye çevirebilirsek bu iş ömürlük olur.

Hani varya böyle mutlu güzel yaşlı çiftler, o halde beraber yaşlanmak istiyorsanız aşkı biraz sevgiye çevirebilmemiz çok önemli.

Aşk müthiş bir coşkuyu içinde barındırabilir. Gözünüzün önünü dahi göremezsiniz ama sonu çok hayırlı olmuyor diyebilirim aslında çok uzun ömürlü olmuyor.

Ama sevgi olursa bu iş, aşkı sevgiye çevirirsek sevgi içinde dostluğu barındırır, arkadaşlığı barındırır, sevgi sabrı barındırır ilk başta o yüzden aşkı mümkün mertebe

sevgiye çevirebilirsek ilişkilerimiz çok çok uzun ömürlü olacaktır.

Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum. Eğer bu videoyu beğendiyseniz Psikoloji TV Youtube kanalına da abone olmayı unutmayın.

Kendinize çok iyi bakın. Görüşmek üzere.



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Language learning online @ LingQ

Aşkın Psikolojisi

Merhaba arkadaşlar, ben Uzman Psikolog Beyhan Budak.

Psikoloji TV Youtube kanalına hoşgeldiniz.

Size bu videoda "Aşkın Psikolojisi"nden bahsetmek istiyorum.

Aşk hayatımızın neredeyse her alanında diyebilirim.

O kadar çok bu konu hakkında şeyler söylenmiş, müzikler yapılmış, filmler çekilmiş ki bu aslında aşkın hayatımızda ne kadar büyük bir yer kapsadığını ispat eder nitelikte diyebilirim.

Yani birçok insan görüyorum ya aşkı bekliyor, ya aşkın içinde onun rüzgarına kapılmış uçuyor ya da yere çakılmış durumda ya da aşk acısı çekiyor diyebilirim.

Aşk birçok insanın hayatına en az bir sefer uğramıştır diye düşünüyorum.

Peki aşk bu kadar çok yaygınken bu kadar çok hayatımızı etkiliyorken nasıl başlıyor aşk süreci?

Aşkın nasıl başladığına ilişkin birçok araştırma var.

Bu işin psikolojik altyapısından tutun ki bu konuda da çok fazla görüş var biyolojik altyapısına kadar birçok sebebi ve etkeni olduğu söyleniyor.

Ben işin biraz daha psikoloji kısmından bahsetmek istiyorum.

Bana göre aşk aslında çocukluktan itibaren şekillenen bir durum; aşka bakış açımız ya da bu konudaki beklentilerimiz içinde bulunduğumuz aile ortamıyla birlikte

aslında şekilleniyor. Anne babanız hayatınızda önemli bir yer kaplıyor; bir kadın için belki babası bir erkek için belki annesi onun hayata bakış açısını şekillendiriyor.

Şimdi hayatımızda eğer örnek aldığımız insanla bir ilişki kurduğumuz zaman o ilişkiyi sonraki süreçlerde hep tekrar ediyor.

Ben buna aslında "Oluşan Şablonlar" diyorum. Anne-baba ilişkileri, çevre ilişkileri, aile ilişkileri ile beraber zihnimizde belirli şablonlar oluşuyor. Bu şablonlar öyle bir hale geliyorki aslında şöyle bir durum ortaya çıkıyor, o şablonlara uygun erkek ya da kadın aramaya başlıyoruz.

Bir kadını ya da erkeği bizim için çekici yapan unsurların birçoğu bana göre bu şablonlara göre belirleniyor.

Peki bu şablonların farkında mıyız? Yani böyle bir şablona göre hareket ettiğimizin. Ben çoğu insanın bunun farkında olmadığını düşünüyorum.

Aşkı aslında hayatımızdaki tesadüfler olarak nitelendiriyoruz. Ama şöyle birşey hayatınıza giren çıkan erkekleri-kadınları bir düşünün gözünüzün önüne getirin

Şöyle, şunun garantisini verebilirim birçoğunun ortak noktası vardır. Belirli bir tema içinde toplanmış diyebiliriz.

Mesela şöyle bir kadın düşünün ki babası alkolik şiddete meyilli bir adam ve hem anneye hem çocuğa zarar vermiş bir adam.

Bu kız çocuğu babasından çok fazla çekmiş, sonraki süreçte bakıyoruz bu kadar nefret etmesine bu kadar sıkıntı yaşamasına rağmen hayatına giren erkek,

evlendiği erkek alkolik ve şiddet eğilimli olabiliyor. Sizce burada bir tesadüf mü var?

Bu duruma başka bir örnek daha vermek istiyorum. Bir erkek çocuk, annesi çok baskın dominant karaktere sahip. Sonrasında yetişkin olduğu zaman bu erkek

çocuğu hayatına aldığı kadın çok baskın ve dominant olabiliyor. Yani bunlarda çok tesadüf olduğunu düşünmüyorum ben.

Bir şekilde ordaki ilişkiyi insan hep tekrar etmek istiyor. Çünkü onun orası güvenli bölgesi, alışkın olduğu ilişki kötü bir ilişki olsa bile kişi çoğu zaman o ilişkiyi

tanıdık olan o ilişkiyi arıyor. Peki zihnimizdeki başlangıç noktasını birazcık açıkladık. Sonraki süreçte ne oluyor?

Diyelim ki karşımıza birisi çıktı fiziksel çekim olabilir, ortak noktalar olabilir bir şekilde birinden hoşlanmaya başlıyoruz.

Ve o kişi aslında karşımızda bambaşka bir insan olsa bile kafamızda oluşturduğumuz şablon diyebiliriz çerçeve diyebiliriz orda bir beklenti var.

Herkesin kendine göre bir beyaz atlı prensi/prensesi var onu bekliyor ve hayatına o karşısına çıkan insana sanki oymuş gibi davranıyor.

Burda aslında başlangıcında aşk iki kişilik bir olay değil, ben burda aşkın tek kişilik başladığını düşünüyorum.

Karşı taraf bambaşka karakterde olsa bile sanki o an o aşkın coşkusuyla, tutkusuyla beraber kişi "evet, aradığımı buldum" gibi düşüncelere kapılabiliyor.

Bir düşünürün bir sözü var. Diyor ki : "Aşk bir kişinin sazan balığına benzediğini anlayana kadar geçen süre"

Aslında burada biraz daha göze sokarcasına söylemiş ama hakkaten böyle bir durum var burada. Kişi o an o aşkın gözüne indirdiği perde ile farkına varamıyor.

ve kişiyi zannediyor ki "evet, aradığımı buldum" hataları, kusurları görmüyor. Sadece kafasındaki şablonu, kafasındaki kıyafeti karşı tarafa giydiriyor.

Ve o ilk başta çok mutlu coşkulu bir dönem başlıyor.

Bu süreçte göze inen perde ne kadar kalınsa ne kadar kişinin önünü görmesini engelliyorsa, ilişkinin geleceğine dair sorunların ihtimali o kadar çok artıyor.

Eric From'un bir sözü var diyor ki "Bir kişinin çok aşırı tutkuyla birini sevmesi o kişiyi aslında çokçok sevdiğinden değil daha önce yaşadığı sevgi eksikliğinden" der.

Şimdi burada böyle bir şey var kişi kendi sürecini ne kadar doğru anlayabilirse, kendi içindeki olan bitenin ne kadar farkına varabilirse, bu perde herkesin gözüne

iner ama kiminin gözünün önünü karartır ve çok yalnış şeyler yapmasına neden olur. Kimini de hafif hatalarla tolare ettirebilir.

Böyle bir durumda kişi ne kadar farkındaysa doğru kararlar alma ihtimali o kadar artar.

Çoğu zaman aşkı "ben"leri feda ederek "biz" olmak olarak görüyoruz. Ama böyle olduğu zaman aşk çok benmerkezcil ve bencil bir duruma giriyor.

Aşk aslında benleri de koyarak "ben benim sen sensin ama biz ikimiz birbirimize zenginlik katarak, birbirimizin sınırlarını ve kişiliklerini kabul ederek biz olursak

iş o zaman sevgiye dönüyor. Aşk, hep diyorlar ya aşkın ömrü iki yıldır. Hakkaten iki yıl bile sürmüyor çoğu zaman, iş aşkı sevgiye dönüştürebilmekte

Ben aşkı çiğ bir çaya benzetiyorum aslında. O an tadının farkına varmıyorsunuz ama aşkı güzel bir şekilde demleyebilirsek ortaya böyle tavşan kanı, tadından

içilmeyecek o kadar güzel bir çay çıkar ki, o kadar güzel bir hale gelir ki, aşkı sevgiye çevirebilirsek bu iş ömürlük olur.

Hani varya böyle mutlu güzel yaşlı çiftler, o halde beraber yaşlanmak istiyorsanız aşkı biraz sevgiye çevirebilmemiz çok önemli.

Aşk müthiş bir coşkuyu içinde barındırabilir. Gözünüzün önünü dahi göremezsiniz ama sonu çok hayırlı olmuyor diyebilirim aslında çok uzun ömürlü olmuyor.

Ama sevgi olursa bu iş, aşkı sevgiye çevirirsek sevgi içinde dostluğu barındırır, arkadaşlığı barındırır, sevgi sabrı barındırır ilk başta o yüzden aşkı mümkün mertebe

sevgiye çevirebilirsek ilişkilerimiz çok çok uzun ömürlü olacaktır.

Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum. Eğer bu videoyu beğendiyseniz Psikoloji TV Youtube kanalına da abone olmayı unutmayın.

Kendinize çok iyi bakın. Görüşmek üzere.

×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.