image

Book - 1984 - George Orwell, 3. Bölüm - Ek Yenisöylem Kuralları (b)

3. Bölüm - Ek Yenisöylem Kuralları (b)

B sözdağarcığı: B sözdağarcığı, özellikle siyasal amaçlarla oluşturulmuş sözcükleri, yani yalnızca siyasal göndermeler taşımakla kalmayan, aynı zamanda onları kullanan kişiye istenen düşünsel tutumu dayatmayı amaçlayan sözcükleri kapsıyordu. İngsos ilkelerini iyice kavramadan bu sözcükleri doğru olarak kullanmak güçtü. Bunlar kimi durumlarda Eskisöylem'e, hatta A sözdağarcığından alınmış sözcüklere bile çevrilebiliyordu, ama bu genellikle uzun bir açıklamayı gerektiriyor, söylenmek istenen düşüncede belirli bir anlam kaybına yol açıyordu. B dağarcığındaki sözcükler, çoğu zaman bir düşünce akışını birkaç hecede toplayan, aynı zamanda alışılmış dilden daha şaşmaz ve etkili olan bir tür sözel stenoydu.

B dağarcığındaki sözcüklerin hepsi bileşik sözcüklerdi. [[16]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_16_1)Kolay söylenebilecek bir biçimde birleştirilmiş iki ya da daha çok sözcükten ya da sözcük parçalarından oluşuyorlardı. Sonuçta ortaya çıkan karışım, çekimi bildik kurallara göre yapılan bir ad-eylem oluyordu. Tek bir örnek vermek gerekirse: İyidüşünüş sözcüğü kabaca "öğretiye bağlılık" ya da eylem olarak kullanılacaksa "öğretiye bağlı bir biçimde düşünmek" anlamına geliyordu. Bunun çekimleri de şöyle oluyordu: ad-eylem, iyidüşünüş; geçmiş zaman ve geçmiş zaman sıfat eylemi, iyidüşünüldü; şimdiki zaman sıfat eylemi, iyidüşünüyor, sıfat, iyidüşünlü; belirteç, iyidüşünle; eylemsi ad, iyidüşünür.

B dağarcığındaki sözcükler belirli bir kökenden türetilmiyordu. Bu sözcüklerin oluşturulduğu sözcükler söylenen sözün herhangi bir bölümü olabiliyor, herhangi bir sıradüzende kullanılabiliyor ve söylenişlerini kolaylaştıracak herhangi bir biçimde değiştirilip bozulabiliyordu. Örneğin, düşün, suçdüşün (düşüncesuçu) sözcüğünde sona, düşünpol (Düşünce Polisi) sözcüğünde ise başa geliyordu; ikinci sözcük polisi'nin de yalnızca ilk hecesi kalıyordu. Akışmayı, ses uyumunu sağlamak daha güç olduğundan, B sözdağarcığındaki kuralsız oluşumlar A sözdağarcığındakindan daha yaygındı. Örneğin, Gerbak, Barbak ve Sevbak, Gerçek Bakanlığı, Barış Bakanlığı ve Sevgi Bakanlığı'nın söylenişlerini kolaylaştıran kısaltılmış biçimleriydi. B dağarcığındaki tüm sözcüklerin sonekleri ve kökleri aynı biçimde değişebiliyordu.

B dağarcığındaki sözcüklerin anlamları, bu dilde yetkinleşmemiş birinin anlayamayacağı kadar inceltilmişti. Örneğin, Times gazetesinin başyazılarından birindeki bir cümleyi alalım: Eskidüşünürler İngsos ruhduymaz. Bunu Eskisöylem'e kestirmeden şöyle aktarabiliriz: "Düşünceleri Devrim'den önce oluşmuş olanlar, İngiliz Sosyalizminin ilkelerinin ruhunu tam anlamıyla kavrayamazlar." Ama bu yeterli bir çeviri değildir. Bir kere, yukarıda alıntılanan Yenisöylem cümlesini tam anlamıyla kavrayabilmek için, İngsos'un ne demek olduğunu açık seçik bilmek gerekir. Ayrıca, bugün hayal bile edilemeyecek, körü körüne, canı gönülden bir kabulleniş anıştıran ruhduyum sözcüğünün ya da kötücüllük ve çürümüşlük kavramlarıyla bütünleşmiş olan eskidüşün sözcüğünün gerçek gücünü, ancak İngsos'u derinliğine kavramış biri anlayabilir. Ama eskidüşün gibi bazı Yenisöylem sözcüklerinin asıl işlevi, anlamları yansıtmaktan çok, anlamları yok etmekti. Sayıları ister istemez az olan bu sözcüklerin anlamları, tek bir kapsayıcı terimle bir yığın sözcüğü içerecek kadar genişletilmiş, böylece pek çok sözcük geçersiz kılınıp unutulmuştu. Yenisöylem Sözlüğü'nü hazırlayanların karşısına dikilen en büyük güçlük, yeni sözcükler uydurmak değil, yeni uydurulan sözcüklerin ne anlama geldiğini, başka bir deyişle kaç sözcüğü geçersiz kıldığını belirleyebilmekti.

Daha önce özgür sözcüğünde de gördüğümüz gibi, bir zamanlar sapkın anlamlar taşıyan sözcükler bazen kolaylık kaygısıyla korunuyor, ama istenmeyen anlamlarından arındırılıyordu. Onur, adalet, ahlâk, enternasyonalizm, demokrasi, bilim ve din gibi sayısız sözcük yok olup gitmişti. Birkaç kapsayıcı sözcük onları içine almış, içine alırken de ortadan kaldırmıştı. Örneğin, özgürlük ve eşitlik kavramları çevresinde kümelenen tüm sözcükler tek bir suçdüşün sözcüğüyle, nesnellik ve akılcılık kavramları çevresinde kümelenen tüm sözcükler de tek bir eskidüşün sözcüğüyle kapsanıyordu. Sözcüklerin daha açık ve kesin olması tehlikeliydi. Bir Parti üyesinden beklenen, pek fazla bir şey bilmeden kendi kavmi dışındaki tüm kavimlerin "sahte tanrılar"a tapındığına inanan bir ilkçağ İbranisine benzemesiydi. İlkçağ İbranisinin o tanrıların adlarının Baal,[[17]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_17_1) Osiris,[[18]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_18_1)Molek,[[19]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_19_1) ya da Astarte[[20]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_20_1)olduğunu bilmesi gerekmezdi; herhalde onları ne denli az bilirse, bağnazlığı o ölçüde sağlamlaşırdı. O, Yehova'yı[[21]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_21_1)ve Yehova'nın emirlerini bilirdi: dolayısıyla da, başka adları ya da sıfatları olan tüm tanrıların sahte olduğunu. Parti üyesi de, doğru davranışın ne olduğunu bildiği gibi, doğru tutumdan ayrılmanın hangi yollardan mümkün olduğunu da çok genel olarak, belli belirsiz biliyordu. Örneğin, tüm cinsel yaşamı iki Yenisöylem sözcüğüyle, sekssuç (cinsel ahlâksızlık) ve iyiseks (iffet) ile düzenleniyordu. Sekssuç, tüm cinsel ahlâksızlıkları kapsıyordu. Zinayı, eşcinsellik ve öteki sapıklıkları kapsadığı gibi, yalnızca zevk için girilen normal cinsel ilişkiyi de içeriyordu. Bunların hepsi de aynı ölçüde suç sayıldığından, cezası da idam olduğundan, hepsini ayrı ayrı adlandırmaya gerek yoktu. Bilimsel ve teknik sözcüklerden oluşan C sözdağarcığında, bazı cinsel sapkınlıklara özel adlar vermek gerekebilirdi, ama sıradan yurttaşın bunlara gereksinimi yoktu. Sıradan yurttaş, iyiseks'in ne anlama geldiğini biliyordu; iyiseks, karı kocanın sırf çocuk yapmak amacıyla girdiği ve kadının bedensel zevk almasının söz konusu olmadığı normal cinsel ilişkiydi; bunun dışında kalan her türlü cinsel ilişki sekssuç'tu. Yenisöylem'de, sapkın bir düşüncenin, sapkın olduğunu kabullenmenin ötesinde izini sürmek pek mümkün değildi: Bunun için gerekli sözcükler yoktu.

B sözdağarcığında, ideolojik bakımdan yansız olan tek bir sözcük bulunmuyordu. Pek çoğu örtmeceli[[22]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_22_1) sözcüklerdi. Örneğin, keyifkamp (zorunlu çalışma kampı) ya da Barbak (Barış Bakanlığı, yani Savaş Bakanlığı) gibi sözcükler, görünürdeki anlamının nerdeyse tam karşıtı bir anlam taşıyordu. Buna karşılık, kimi sözcükler de Okyanusya toplumunun gerçek yüzünü su götürmez bir biçimde, apaçık ortaya koyuyordu. Örneğin, Parti'nin proleter kitlelere dağıttığı süprüntü yayınlara ve sunduğu asılsız haberlere prolbesi deniyordu. Bir de, Parti için kullanıldığında "iyi"yi, düşmanlar için kullanıldığında "kötü"yü çağrıştıran belirsiz sözcükler vardı. Ayrıca, ilk bakışta yalnızca birer kısaltma gibi görünmekle birlikte, ideolojik niteliklerini anlamlarından değil de yapılarından alan pek çok sözcük bulunuyordu.

Anlaşıldığı kadarıyla, herhangi bir siyasal anlamı olan ya da olabilecek her şey B sözdağarcığına alınmıştı. Her örgüt ya da topluluk, öğreti, ülke, kurum ya da kamu yapısının adı, türetildiği kök korunarak, en az heceyle kolayca söylenebilecek tek bir sözcüğe indirgenmişti. Örneğin, Gerçek Bakanlığı'nda Winston Smith'in çalıştığı Arşiv Dairesi'ne Arda, Kurgu Dairesi'ne Kurda, Televizyon Programları Dairesi'ne de Telda deniyordu. Burada amaç, yalnızca zaman kazanmak değildi. Yirminci yüzyılın ilk otuz kırk yılında bile kısaltılmış sözcük ve deyimler siyasal dilin belirleyici özelliklerinden biri olmuş ve bu tür kısaltmaların en çok totaliter ülkeler ve totaliter örgütlerde kullanıldığı görülmüştü. Örnekse, Nazi, Gestapo, Komintern, Inprecor,[[23]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_23_1)Ajitprop[[24]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_24_1) gibi sözcükler. Bu uygulama ilk başlarda içgüdüsel bir biçimde benimsenmişse de, Yenisöylem'de bilinçli bir amaçla kullanılıyordu. Bir adı böyle kısaltmakla, yapabileceği çağrışımların çoğunun önü kesilerek, anlamının daraltılıp ustaca değiştirilebildiğinin farkına varılmıştı. Örneğin, Komünist Enternasyonal sözcükleri, insanlığın evrensel kardeşliği, kızıl bayraklar, barikatlar, Karl Marx ve Paris Komünü'nün iç içe geçtiği bir görünümü çağrıştırır. Oysa Komintern sözcüğü, yalnızca sağlam yapılı bir örgütü ve açık seçik tanımlanmış bir öğreti birliğini akla getirir. Nerdeyse bir iskemle ya da masa kadar tanıması kolay ve amacı sınırlı bir şeye gönderme yapar. Komintern'in nerdeyse fazla düşünülmeden söylenebilecek bir sözcük olmasına karşılık, Komünist Enternasyonal insanı hiç değilse bir an düşündüren bir deyimdir. Gerbak gibi bir sözcüğün çağrıştırdıkları da, Gerçek Bakanlığı'nın çağrıştırdıklarından hem daha az hem de daha denetlenebilirdir. Bu da, yalnızca her fırsatta kısaltmaya gidilmesini değil, her sözcüğün kolayca söylenebilmesine nerdeyse aşırı bir özen gösterilmesini de açıklamaktadır.

Yenisöylem'de, anlam şaşmazlığı dışında en çok söyleniş kolaylığına önem veriliyordu. Gerekli görüldüğünde, dilbilgisi kuralları söyleniş kolaylığına her zaman feda ediliyordu. Doğruydu da, çünkü istenen, her şeyden önce de siyasal kaygılarla istenen, çabucak söyleniveren ve konuşanın zihninde en az yankı uyandıran, yanlış anlaşılmaya yer bırakmayacak kısaltılmış sözcüklerdi. B sözdağarcığındaki sözcükler, hemen hepsinin birbirine çok benzemesinden güç bile alıyordu. Bu sözcüklerin hemen hepsi –iyidüşün, Barbak, prolbesi, sekssuç, keyifkamp, İngsos, ruhduyum, düşünpol ve daha pek çoğu– vurgunun ilk hece ile son hece arasında eşit olarak bölüşüldüğü, iki ya da üç heceli sözcüklerdi. Bu sözcüklerle konuşulduğunda, kısa, kesik, tekdüze seslerle hızlı hızlı konuşulabiliyordu. İstenen de tam olarak buydu. Amaç, konuşmayı, özellikle ideolojik bakımdan yansız olmayan konulardaki konuşmayı elden geldiğince bilinçten bağımsız kılmaktı. Günlük konuşmada, bir şey söylemeden önce düşünmek, her zaman olmasa da bazen, hiç kuşkusuz gerekliydi; ama siyasal ya da ahlâksal bir konuda görüş bildirmesi istenen bir Parti üyesi, doğru düşünceleri kurşun yağdıran bir makineli tüfek gibi yağdırmalıydı. Dil, aslında buna yatkın bir biçimde yetiştirilmiş olan Parti üyesine kusursuz bir araç sağlıyordu; sert seslerden oluşan ve İngsos'un ruhuna uygun olarak bile bile çirkinleştirilmiş sözcüklerin yapısı da bu işi iyice kolaylaştırıyordu.

Seçilebilecek pek az sözcük olması da bir başka kolaylaştırıcı etkendi. Yenisöylem'in sözdağarcığı bizimkinden yoksul olduğu gibi, durmadan daha da yoksullaştırmanın yeni yolları bulunuyordu. Aslında, Yenisöylem, sözdağarcığının her yıl genişleyeceğine gittikçe yoksullaşmasıyla, nerdeyse bütün öteki dillerden ayrılıyordu. Her eksiltme bir kazançtı, çünkü seçim alanı ne kadar daralırsa, insanların düşünmenin ayartısına kapılma olasılığı da o ölçüde azalırdı. Sonuç olarak, söylenen sözün, beynin üst bölgelerini işe karıştırmadan, gırtlaktan çıkması bekleniyordu. Yenisöylem'de, "ördek gibi vaklamak" anlamına gelen ördeksöylem sözcüğü de açıkça bunu gösteriyordu. B sözdağarcığındaki pek çok sözcük gibi ördeksöylem'in de esnek bir anlamı vardı. Ördek gibi vaklayarak dile getirilen görüş öğretiye bağnazca bağlıysa, ördeksöylem övücü bir nitelik taşıyordu; Times gazetesinde Parti'nin hatiplerinden birinden çiftartıiyi ördeksöylemci diye söz edilmesi, yüceltmek, göklere çıkarmak demekti.



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Language learning online @ LingQ

3. Bölüm - Ek Yenisöylem Kuralları (b)

**B sözdağarcığı**: B sözdağarcığı, özellikle siyasal amaçlarla oluşturulmuş sözcükleri, yani yalnızca siyasal göndermeler taşımakla kalmayan, aynı zamanda onları kullanan kişiye istenen düşünsel tutumu dayatmayı amaçlayan sözcükleri kapsıyordu. İngsos ilkelerini iyice kavramadan bu sözcükleri doğru olarak kullanmak güçtü. Bunlar kimi durumlarda Eskisöylem'e, hatta A sözdağarcığından alınmış sözcüklere bile çevrilebiliyordu, ama bu genellikle uzun bir açıklamayı gerektiriyor, söylenmek istenen düşüncede belirli bir anlam kaybına yol açıyordu. B dağarcığındaki sözcükler, çoğu zaman bir düşünce akışını birkaç hecede toplayan, aynı zamanda alışılmış dilden daha şaşmaz ve etkili olan bir tür sözel stenoydu.

B dağarcığındaki sözcüklerin hepsi bileşik sözcüklerdi. [[16]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_16_1)Kolay söylenebilecek bir biçimde birleştirilmiş iki ya da daha çok sözcükten ya da sözcük parçalarından oluşuyorlardı. Sonuçta ortaya çıkan karışım, çekimi bildik kurallara göre yapılan bir ad-eylem oluyordu. Tek bir örnek vermek gerekirse: İyidüşünüş sözcüğü kabaca "öğretiye bağlılık" ya da eylem olarak kullanılacaksa "öğretiye bağlı bir biçimde düşünmek" anlamına geliyordu. Bunun çekimleri de şöyle oluyordu: ad-eylem, iyidüşünüş; geçmiş zaman ve geçmiş zaman sıfat eylemi, iyidüşünüldü; şimdiki zaman sıfat eylemi, iyidüşünüyor, sıfat, iyidüşünlü; belirteç, iyidüşünle; eylemsi ad, iyidüşünür.

B dağarcığındaki sözcükler belirli bir kökenden türetilmiyordu. Bu sözcüklerin oluşturulduğu sözcükler söylenen sözün herhangi bir bölümü olabiliyor, herhangi bir sıradüzende kullanılabiliyor ve söylenişlerini kolaylaştıracak herhangi bir biçimde değiştirilip bozulabiliyordu. Örneğin, düşün, suçdüşün (düşüncesuçu) sözcüğünde sona, düşünpol (Düşünce Polisi) sözcüğünde ise başa geliyordu; ikinci sözcük polisi'nin de yalnızca ilk hecesi kalıyordu. Akışmayı, ses uyumunu sağlamak daha güç olduğundan, B sözdağarcığındaki kuralsız oluşumlar A sözdağarcığındakindan daha yaygındı. Örneğin, Gerbak, Barbak ve Sevbak, Gerçek Bakanlığı, Barış Bakanlığı ve Sevgi Bakanlığı'nın söylenişlerini kolaylaştıran kısaltılmış biçimleriydi. B dağarcığındaki tüm sözcüklerin sonekleri ve kökleri aynı biçimde değişebiliyordu.

B dağarcığındaki sözcüklerin anlamları, bu dilde yetkinleşmemiş birinin anlayamayacağı kadar inceltilmişti. Örneğin, Times gazetesinin başyazılarından birindeki bir cümleyi alalım: Eskidüşünürler İngsos ruhduymaz. Bunu Eskisöylem'e kestirmeden şöyle aktarabiliriz: "Düşünceleri Devrim'den önce oluşmuş olanlar, İngiliz Sosyalizminin ilkelerinin ruhunu tam anlamıyla kavrayamazlar." Ama bu yeterli bir çeviri değildir. Bir kere, yukarıda alıntılanan Yenisöylem cümlesini tam anlamıyla kavrayabilmek için, İngsos'un ne demek olduğunu açık seçik bilmek gerekir. Ayrıca, bugün hayal bile edilemeyecek, körü körüne, canı gönülden bir kabulleniş anıştıran ruhduyum sözcüğünün ya da kötücüllük ve çürümüşlük kavramlarıyla bütünleşmiş olan eskidüşün sözcüğünün gerçek gücünü, ancak İngsos'u derinliğine kavramış biri anlayabilir. Ama eskidüşün gibi bazı Yenisöylem sözcüklerinin asıl işlevi, anlamları yansıtmaktan çok, anlamları yok etmekti. Sayıları ister istemez az olan bu sözcüklerin anlamları, tek bir kapsayıcı terimle bir yığın sözcüğü içerecek kadar genişletilmiş, böylece pek çok sözcük geçersiz kılınıp unutulmuştu. Yenisöylem Sözlüğü'nü hazırlayanların karşısına dikilen en büyük güçlük, yeni sözcükler uydurmak değil, yeni uydurulan sözcüklerin ne anlama geldiğini, başka bir deyişle kaç sözcüğü geçersiz kıldığını belirleyebilmekti.

Daha önce özgür sözcüğünde de gördüğümüz gibi, bir zamanlar sapkın anlamlar taşıyan sözcükler bazen kolaylık kaygısıyla korunuyor, ama istenmeyen anlamlarından arındırılıyordu. Onur, adalet, ahlâk, enternasyonalizm, demokrasi, bilim ve din gibi sayısız sözcük yok olup gitmişti. Birkaç kapsayıcı sözcük onları içine almış, içine alırken de ortadan kaldırmıştı. Örneğin, özgürlük ve eşitlik kavramları çevresinde kümelenen tüm sözcükler tek bir suçdüşün sözcüğüyle, nesnellik ve akılcılık kavramları çevresinde kümelenen tüm sözcükler de tek bir eskidüşün sözcüğüyle kapsanıyordu. Sözcüklerin daha açık ve kesin olması tehlikeliydi. Bir Parti üyesinden beklenen, pek fazla bir şey bilmeden kendi kavmi dışındaki tüm kavimlerin "sahte tanrılar"a tapındığına inanan bir ilkçağ İbranisine benzemesiydi. İlkçağ İbranisinin o tanrıların adlarının Baal,[[17]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_17_1) Osiris,[[18]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_18_1)Molek,[[19]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_19_1) ya da Astarte[[20]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_20_1)olduğunu bilmesi gerekmezdi; herhalde onları ne denli az bilirse, bağnazlığı o ölçüde sağlamlaşırdı. O, Yehova'yı[[21]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_21_1)ve Yehova'nın emirlerini bilirdi: dolayısıyla da, başka adları ya da sıfatları olan tüm tanrıların sahte olduğunu. Parti üyesi de, doğru davranışın ne olduğunu bildiği gibi, doğru tutumdan ayrılmanın hangi yollardan mümkün olduğunu da çok genel olarak, belli belirsiz biliyordu. Örneğin, tüm cinsel yaşamı iki Yenisöylem sözcüğüyle, sekssuç (cinsel ahlâksızlık) ve iyiseks (iffet) ile düzenleniyordu. Sekssuç, tüm cinsel ahlâksızlıkları kapsıyordu. Zinayı, eşcinsellik ve öteki sapıklıkları kapsadığı gibi, yalnızca zevk için girilen normal cinsel ilişkiyi de içeriyordu. Bunların hepsi de aynı ölçüde suç sayıldığından, cezası da idam olduğundan, hepsini ayrı ayrı adlandırmaya gerek yoktu. Bilimsel ve teknik sözcüklerden oluşan C sözdağarcığında, bazı cinsel sapkınlıklara özel adlar vermek gerekebilirdi, ama sıradan yurttaşın bunlara gereksinimi yoktu. Sıradan yurttaş, iyiseks'in ne anlama geldiğini biliyordu; iyiseks, karı kocanın sırf çocuk yapmak amacıyla girdiği ve kadının bedensel zevk almasının söz konusu olmadığı normal cinsel ilişkiydi; bunun dışında kalan her türlü cinsel ilişki sekssuç'tu. Yenisöylem'de, sapkın bir düşüncenin, sapkın olduğunu kabullenmenin ötesinde izini sürmek pek mümkün değildi: Bunun için gerekli sözcükler yoktu.

B sözdağarcığında, ideolojik bakımdan yansız olan tek bir sözcük bulunmuyordu. Pek çoğu örtmeceli[[22]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_22_1) sözcüklerdi. Örneğin, keyifkamp (zorunlu çalışma kampı) ya da Barbak (Barış Bakanlığı, yani Savaş Bakanlığı) gibi sözcükler, görünürdeki anlamının nerdeyse tam karşıtı bir anlam taşıyordu. Buna karşılık, kimi sözcükler de Okyanusya toplumunun gerçek yüzünü su götürmez bir biçimde, apaçık ortaya koyuyordu. Örneğin, Parti'nin proleter kitlelere dağıttığı süprüntü yayınlara ve sunduğu asılsız haberlere prolbesi deniyordu. Bir de, Parti için kullanıldığında "iyi"yi, düşmanlar için kullanıldığında "kötü"yü çağrıştıran belirsiz sözcükler vardı. Ayrıca, ilk bakışta yalnızca birer kısaltma gibi görünmekle birlikte, ideolojik niteliklerini anlamlarından değil de yapılarından alan pek çok sözcük bulunuyordu.

Anlaşıldığı kadarıyla, herhangi bir siyasal anlamı olan ya da olabilecek her şey B sözdağarcığına alınmıştı. Her örgüt ya da topluluk, öğreti, ülke, kurum ya da kamu yapısının adı, türetildiği kök korunarak, en az heceyle kolayca söylenebilecek tek bir sözcüğe indirgenmişti. Örneğin, Gerçek Bakanlığı'nda Winston Smith'in çalıştığı Arşiv Dairesi'ne Arda, Kurgu Dairesi'ne Kurda, Televizyon Programları Dairesi'ne de Telda deniyordu. Burada amaç, yalnızca zaman kazanmak değildi. Yirminci yüzyılın ilk otuz kırk yılında bile kısaltılmış sözcük ve deyimler siyasal dilin belirleyici özelliklerinden biri olmuş ve bu tür kısaltmaların en çok totaliter ülkeler ve totaliter örgütlerde kullanıldığı görülmüştü. Örnekse, Nazi, Gestapo, Komintern, Inprecor,[[23]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_23_1)Ajitprop[[24]](https://www.lingq.com/en/learn/tr/web/editor?course=632427#_24_1) gibi sözcükler. Bu uygulama ilk başlarda içgüdüsel bir biçimde benimsenmişse de, Yenisöylem'de bilinçli bir amaçla kullanılıyordu. Bir adı böyle kısaltmakla, yapabileceği çağrışımların çoğunun önü kesilerek, anlamının daraltılıp ustaca değiştirilebildiğinin farkına varılmıştı. Örneğin, Komünist Enternasyonal sözcükleri, insanlığın evrensel kardeşliği, kızıl bayraklar, barikatlar, Karl Marx ve Paris Komünü'nün iç içe geçtiği bir görünümü çağrıştırır. Oysa Komintern sözcüğü, yalnızca sağlam yapılı bir örgütü ve açık seçik tanımlanmış bir öğreti birliğini akla getirir. Nerdeyse bir iskemle ya da masa kadar tanıması kolay ve amacı sınırlı bir şeye gönderme yapar. Komintern'in nerdeyse fazla düşünülmeden söylenebilecek bir sözcük olmasına karşılık, Komünist Enternasyonal insanı hiç değilse bir an düşündüren bir deyimdir. Gerbak gibi bir sözcüğün çağrıştırdıkları da, Gerçek Bakanlığı'nın çağrıştırdıklarından hem daha az hem de daha denetlenebilirdir. Bu da, yalnızca her fırsatta kısaltmaya gidilmesini değil, her sözcüğün kolayca söylenebilmesine nerdeyse aşırı bir özen gösterilmesini de açıklamaktadır.

Yenisöylem'de, anlam şaşmazlığı dışında en çok söyleniş kolaylığına önem veriliyordu. Gerekli görüldüğünde, dilbilgisi kuralları söyleniş kolaylığına her zaman feda ediliyordu. Doğruydu da, çünkü istenen, her şeyden önce de siyasal kaygılarla istenen, çabucak söyleniveren ve konuşanın zihninde en az yankı uyandıran, yanlış anlaşılmaya yer bırakmayacak kısaltılmış sözcüklerdi. B sözdağarcığındaki sözcükler, hemen hepsinin birbirine çok benzemesinden güç bile alıyordu. Bu sözcüklerin hemen hepsi –iyidüşün, Barbak, prolbesi, sekssuç, keyifkamp, İngsos, ruhduyum, düşünpol ve daha pek çoğu– vurgunun ilk hece ile son hece arasında eşit olarak bölüşüldüğü, iki ya da üç heceli sözcüklerdi. Bu sözcüklerle konuşulduğunda, kısa, kesik, tekdüze seslerle hızlı hızlı konuşulabiliyordu. İstenen de tam olarak buydu. Amaç, konuşmayı, özellikle ideolojik bakımdan yansız olmayan konulardaki konuşmayı elden geldiğince bilinçten bağımsız kılmaktı. Günlük konuşmada, bir şey söylemeden önce düşünmek, her zaman olmasa da bazen, hiç kuşkusuz gerekliydi; ama siyasal ya da ahlâksal bir konuda görüş bildirmesi istenen bir Parti üyesi, doğru düşünceleri kurşun yağdıran bir makineli tüfek gibi yağdırmalıydı. Dil, aslında buna yatkın bir biçimde yetiştirilmiş olan Parti üyesine kusursuz bir araç sağlıyordu; sert seslerden oluşan ve İngsos'un ruhuna uygun olarak bile bile çirkinleştirilmiş sözcüklerin yapısı da bu işi iyice kolaylaştırıyordu.

Seçilebilecek pek az sözcük olması da bir başka kolaylaştırıcı etkendi. Yenisöylem'in sözdağarcığı bizimkinden yoksul olduğu gibi, durmadan daha da yoksullaştırmanın yeni yolları bulunuyordu. Aslında, Yenisöylem, sözdağarcığının her yıl genişleyeceğine gittikçe yoksullaşmasıyla, nerdeyse bütün öteki dillerden ayrılıyordu. Her eksiltme bir kazançtı, çünkü seçim alanı ne kadar daralırsa, insanların düşünmenin ayartısına kapılma olasılığı da o ölçüde azalırdı. Sonuç olarak, söylenen sözün, beynin üst bölgelerini işe karıştırmadan, gırtlaktan çıkması bekleniyordu. Yenisöylem'de, "ördek gibi vaklamak" anlamına gelen ördeksöylem sözcüğü de açıkça bunu gösteriyordu. B sözdağarcığındaki pek çok sözcük gibi ördeksöylem'in de esnek bir anlamı vardı. Ördek gibi vaklayarak dile getirilen görüş öğretiye bağnazca bağlıysa, ördeksöylem övücü bir nitelik taşıyordu; Times gazetesinde Parti'nin hatiplerinden birinden çiftartıiyi ördeksöylemci diye söz edilmesi, yüceltmek, göklere çıkarmak demekti.

×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.