×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.


image

Nur's Turkish Coffee, My Diary-Günlüğüm

My Diary-Günlüğüm

GÜNLÜK

Yeni bir bölümle karşınızdayım. Bugün sizlerle günlük tutmak hakkında konuşacağım. Günlük kelimesinin ne olduğunu size şöyle açıklayabilirim. Bir defter düşünün. Her akşam o deftere o gün ne yaptığınızı yazıyorsunuz,o gün yaşadıklarınızı yazıyorsunuz.Bu deftere günlük deniyor. Günlük tutmak ise günlük yazmak demek. Yani günlük tutmak, günlük yazmak aynı şey, aynı anlama geliyor.

Ben küçükken çok fazla günlük tutardım. Yazmayı öğrendikten bir süre sonra günlük tutmaya başladım. Hatta günlüğüme bir isim bile vermiştim. Evet, günlüğümün ismi "Papatya"ydı. Papatya bir çiçek ismi. Günlüğüm o zamanlar arkadaşım gibi olmuştu. Bir sorunum olduğunda içimi hep günlüğüme dökerdim. Bu arada içini dökmek önemli bir deyim. İçini dökmek demek birine derdini, sıkıntını, problemini anlatmak demek. Mesela işyerinde yani çalıştığın yerde biriyle kavga ettin, çok sinirlendin, çok kızdın. Eve geldin ve bunu eşine anlattın. Bu sıkıntını , bu derdini eşinle paylaştın, yani ona içini döktün. Ben de böyle günlüğüme içimi döküyordum. Yani sıkıntılarımı, problemlerimi günlüğüme yazıyordum, günlüğümle paylaşıyordum. Bu bölümün sonunda da sizinle küçükken yazdığım sayfalardan bazılarını paylaşacağım.

Siz de günlük tutuyor musunuz? Ya da küçükken tutmuş muydunuz?

Günlük tutmanın en kötü yanı nedir biliyor musunuz? Eğer önceden günlük tuttuysanız veya şu anda tutuyorsanız bu sorunun cevabını bilirsiniz. Günlük tutmanın en kötü yanı o günlüğü başkalarının okumasıdır. Ben de bu sorunu çok defa yaşadım maalesef.

Mesela annem sürekli gizli gizli günlüğümü okurdu. Kardeşlerim de sürekli benden izinsiz günlüğümü karıştırırlardı. Yani bakarlardı, incelerlerdi, okurlardı. Hatta kardeşlerimden bir tanesi bazı sayfaları ezberlemişti. Yani bakmadan , ezberden, zihninden okuyabiliyordu . Çok komik değil mi?

Ben tabii ki bu duruma çok sinirlenirdim. Herkes günlüğümü okuyordu. Heyecanla yeni bölümleri, yeni sayfaları bekliyorlardı, sanki bir dizinin yeni bölümünü bekliyorlarmış gibi. Ama ben günlüğümle sırlarımı paylaşıyordum, yani ona hiç kimseye söylemediğim şeyleri söylüyordum. O yüzden kimsenin okumasını istemiyordum. Bu duruma bir çare bulmak istedim. Yani bu sorunu çözmek istedim. O yüzden kendime benden başka hiç kimsenin anlayamayacağı bir alfabe oluşturdum. Bunu hemen hemen herkes yapmıştır çocukken. Ben de yaptım. Çok eğlenceliydi. Bütün harfleri tek tek yazdım,ezberledim ve bundan sonra günlüğümü o alfabeyle yazmaya başladım.O alfabeyi kullanarak yazmaya başladım. Ve benden başka hiç kimse okuyamadı. Çünkü Türk alfabesiyle değil kendi alfabemle yazmıştım. Bu sorunu da bu şekilde çözmüş oldum. Bu problemden kurtulmuş oldum. Şu anda artık günlük tutmuyorum ama hala o alfabeyle yazı yazıp, yazdıklarımı okuyabiliyorum.

Şimdi size biraz da günlük tutmanın faydalarından bahsetmek istiyorum. Günlük tutmanın pek çok faydası var. Bunlardan biri yazma becerilerinizi geliştirmesi. Günlük adı üstünde günü gününe, yani her gün yapılan şey demektir. Her gün günlük yazarsanız da yazma becerileriniz ister istemez gelişecektir.

Bir diğer faydası ise stresi azaltması. Bildiğiniz gibi, günlük hayatta çok fazla strese maruz kalıyoruz. Bizi strese sokacak çok fazla durum oluyor. Günlük tutmak düşüncelerimizi, hislerimizi yazmamızı sağladığı için bizi rahatlatıyor, stresimizi azaltıyor.

Ayrıca günlük tuttuğumuzda, yıllar sonra günlüğümüzü tekrardan okuyup o zamanki düşüncelerimizi, hislerimizi, yaşadığımız şeyleri hatırlayabiliyoruz.

Türkçe öğrenirken de Türkçe bir günlük tutmaya çalışarak yazma becerilerinizi geliştirebilirsiniz. Ayrıca yeni kelimeler öğrenmenize de çok faydası olacaktır. Çünkü her gün yeni bir şeyler yaşıyorsunuz ve bu yeni şeyleri günlüğünüze anlatmak için yeni kelimelere ihtiyacınız olabilir. Ve böylelikle de yeni kelimeler öğrenebilirsiniz günlüğünüzü yazarken.O yüzden az da olsa her gün günlük yazmakta fayda var. Bunu deneyebilirsiniz.

Evet, yavaş yavaş programımızın sonuna geliyoruz. Şimdi sizinle kendi günlüğümden, çocukluğumda yazdığım sayfalardan bazılarını paylaşmak istiyorum. Tabii o zamanlar çocuk olduğum için basit bir dil kullanmışım. Kolay bir dil kullanmışım.Bu da sizin daha rahat anlamanızı sağlayacaktır. O zaman başlayalım...

---

06/12/2004

Altı -Aralık-İki bin dört

Günlüğüm,

Bugün okuldan sonra arkadaşıma gittim. Onunla oyun oynadım. Eve geldim. Sonra gazete vermek için Zehra Teyze'lerin evine gittim. Kapıda onların kedisi vardı. Beni tırmalamaya çalıştı. Kaçtım. Neyse eve geldim. Akşam oldu. Babamla pastaneye gittik. Kocaman bir pastayla eve döndük. Dişimi fırçalayıp yattım.

Hoşça kal!

---

15/01/2004

On beş-Ocak-İki bin dört

Sevgili Günlüğüm,

Bu sabah bol bol çizgi film izledim. Kahvaltıda da salamla kaşar peyniri yedim. Günler güzel geçiyor. Hayat devam ediyor.Ayşe ve Zehra adlı iki arkadaşım bugün bize geldiler. Akşama kadar oynadık.Sonra ben kendime bir cappichino hazırladım. Bir yandan capichino'yu yudumlarken, bir yandan da "Sihirli Annem" i büyük bir keyifle izledim.

---

22/12/2004

Yirmi iki -Aralık-İki bin dört

İçimi döktüğüm günlüğüm,

Bugün Elif'e kırgınım. Bugün öğretmenin bize verdiği ödevi yapmak için onlara gittik. El resmi kesip boyayacaktık. Elif'in yaptıkları biraz güzel oldu. Ama benimkiler daha güzeldi. Elif bunu çekemedi, kıskandı.Ve bana "Nur, seninkiler çok çirkin oluyor. Bırak ben yapayım!" dedi.

Ondan böyle bir şey beklemiyordum. Çok üzüldüm. Sonra eve geldim. Babam bana "Kızım sen ondan daha üstünsün, onun o çirkin sözleriyle kendini üzme! " dedi.

Ayrıca bugün babam para kazandı. Canım babam bize pasta aldı. Ben pastacının hesap makinesinden daha hızlı hesapladım. Bana "aferin" dediler.

Güle Güle

---

4/2/2005

Dört-Şubat-İki bin beş

Sevgili Günlük,

Bugün okulda kendimi çok yalnız hissettim. En sevdiğim arkadaşım Büşra artık en çok beni sevmiyordu. O da yalan bir dostmuş. İnsanın çok az gerçek dostu var.

Hoşça kal!

---

Evet sanırım bu kadar yeterli. Bunları yazarken 8 -10 sekiz-on yaşlarındaydım. O yüzden biraz sıkıcı olabilir. Çok renkli bir hayatım yoktu. Günlüğümü okurken şunu fark ettim; Genellikle mutsuzken, üzgünken günlük yazmışım. Mutluyken , her şey yolundayken kalemi elime almak gelmemiş aklıma. Aldıysam bile hızlı hızlı bir şeyler karalamışım, bir şeyler yazmışım. Üzüntü her ne kadar kötü bir şeymiş gibi görünse de diğer insanlara yaptığı gibi beni de farklı alanlarda beslemiş, farklı alanlarda geliştirmiş. ortaya bir şeyler koymama yardım etmiş. O zaman iyi ki üzüntü beni bulmuş. iyi ki üzülmüşüm.

Küçükken çok küçük şeylerden mutlu olabiliyormuşum , ya da çok gereksiz şeyleri kafamda büyütebiliyormuşum. Ama en önemlisi ne kadar da masummuşum. Adı üstünde çocukmuşum.İyi ki bu günlüğü yazmışım. Çocuk beni hatırlamışım. Çocukluğun nasıl bir şey olduğunu hatırlamışım.. Az önce de dediğim gibi, iyi ki bu günlüğü yazmışım,iyi ki bugüne kadar saklamışım ve iyi ki sizinle paylaşmışım.


My Diary-Günlüğüm Mein Tagebuch Το ημερολόγιό μου My Diary Mi diario Mon journal Mijn dagboek Мой дневник Min dagbok My Diary-Günlüğüm Мій щоденник 我的日记

GÜNLÜK DIARY DAGELIJKS ЕЖЕДНЕВНО

Yeni bir bölümle karşınızdayım. Ich bin hier mit einer neuen Folge. I'm here with a new section. Я здесь с новым эпизодом. Bugün sizlerle günlük tutmak hakkında konuşacağım. I'm going to talk to you today about keeping a diary. Сегодня я хочу поговорить с вами о ведении дневника. Günlük kelimesinin ne olduğunu size şöyle açıklayabilirim. I can explain to you what the word diary is. Позвольте мне объяснить вам, что означает слово дневник. Bir defter düşünün. Think of a notebook. Рассмотрим блокнот. Her akşam o deftere o gün ne yaptığınızı yazıyorsunuz,o gün yaşadıklarınızı yazıyorsunuz.Bu deftere günlük deniyor. Every night you write that book what you did that day, you write what you experienced that day. Каждый вечер вы записываете в эту тетрадку, что вы делали в этот день, вы записываете, что вы пережили в этот день.Эта тетрадь называется дневником. Günlük tutmak ise günlük yazmak demek. Keeping a diary means writing a diary. Ведение дневника означает ведение дневника. Yani günlük tutmak, günlük yazmak aynı şey, aynı anlama geliyor. So keeping a diary, writing a diary means the same thing, the same. Так что вести дневник, вести дневник — это одно и то же, это означает одно и то же.

Ben küçükken çok fazla günlük tutardım. I used to keep a lot of diaries when I was little. Когда я был моложе, я вел много дневников. Yazmayı öğrendikten bir süre sonra günlük tutmaya başladım. Nachdem ich schreiben gelernt hatte, fing ich an Tagebuch zu führen. After learning to write, I started to keep a diary. После того, как я научился писать, я начал вести дневник. Hatta günlüğüme bir isim bile vermiştim. Ich habe meinem Tagebuch sogar einen Namen gegeben. I even gave my diary a name. Я даже дал своему дневнику имя. Evet, günlüğümün ismi "Papatya"ydı. Ja, mein Tagebuch hieß "Daisy". Yeah, my diary was called "Daisy." Да, мой дневник назывался "Дейзи". Papatya bir çiçek ismi. Daisy is the name of a flower. Günlüğüm o zamanlar arkadaşım gibi olmuştu. Mein Tagebuch wurde damals wie ein Freund. My diary was like my friend back then. Дневник стал мне тогда как друг. Bir sorunum olduğunda içimi hep günlüğüme dökerdim. Wenn ich ein Problem hatte, habe ich immer mein Herz in mein Tagebuch gegossen. Whenever I had a problem, Bu arada içini dökmek önemli bir deyim. Ausgießen ist übrigens ein wichtiger Satz. By the way, it's an important statement. Кстати, выливать — важная фраза. İçini dökmek demek birine derdini, sıkıntını, problemini anlatmak demek. Sein Herz ausschütten heißt, jemandem von seinen Sorgen, Problemen und Nöten zu erzählen. Pouring a sigh means telling someone a problem, a problem, a problem. Излить душу – значит рассказать кому-то о своих бедах, бедах и проблемах. Mesela işyerinde yani çalıştığın yerde biriyle kavga ettin, çok sinirlendin, çok kızdın. For example, at work, where you work, you fought someone, you got very angry, you were very angry. Eve geldin ve bunu eşine anlattın. You came home and told your wife. Bu sıkıntını , bu derdini eşinle paylaştın, yani ona içini döktün. Sie haben dieses Problem mit Ihrer Frau geteilt, das heißt, Sie haben sich ihr anvertraut. You shared this distress, this problem with your wife, so you poured her out. Ben de böyle günlüğüme içimi döküyordum. Ich habe gerade mein Herz in meinem Tagebuch ausgeschüttet. That's what I was pouring into my diary. Вот так я влилась в свой дневник. Yani sıkıntılarımı, problemlerimi günlüğüme yazıyordum, günlüğümle paylaşıyordum. So I was writing my problems, problems in my diary, I was sharing my diary. Bu bölümün sonunda da sizinle küçükken yazdığım sayfalardan bazılarını paylaşacağım. At the end of this section I will share with you some of the pages I wrote when I was little. В конце этого раздела я поделюсь с вами некоторыми страницами, которые написал, когда был маленьким.

Siz de günlük tutuyor musunuz? Do you keep a diary? Ya da küçükken tutmuş muydunuz? Or did you hold it when you were little?

Günlük tutmanın en kötü yanı nedir biliyor musunuz? Wissen Sie, was das Schlimmste am Führen eines Tagebuchs ist? Do you know what's the worst part of keeping a diary? Eğer önceden günlük tuttuysanız veya şu anda tutuyorsanız bu sorunun cevabını bilirsiniz. Wenn Sie schon einmal ein Tagebuch geführt haben oder gerade eines führen, werden Sie die Antwort auf diese Frage kennen. If you have kept a diary in advance, or if you are currently keeping it, you know the answer to this question. Если вы вели дневник раньше или ведете его сейчас, вы знаете ответ на этот вопрос. Günlük tutmanın en kötü yanı o günlüğü başkalarının okumasıdır. Das Schlimmste am Führen eines Tagebuchs ist, dass andere es lesen. The worst part of keeping a diary is that others read it. Ben de bu sorunu çok defa yaşadım maalesef. I've had this problem many times, unfortunately.

Mesela annem sürekli gizli gizli  günlüğümü okurdu. For example, my mother used to read my secret diary. Kardeşlerim de sürekli benden izinsiz günlüğümü karıştırırlardı. Meine Geschwister haben immer wieder ohne meine Erlaubnis mein Tagebuch durchgeblättert. My brothers used to mess with my diary without permission from me. Yani bakarlardı, incelerlerdi, okurlardı. Ich meine, sie würden schauen, analysieren, lesen. So they would look at it, examine it, read it. Hatta kardeşlerimden bir tanesi bazı sayfaları ezberlemişti. Einer meiner Brüder hat sogar einige Seiten auswendig gelernt. One of my brothers even memorized some pages. Yani bakmadan , ezberden, zihninden okuyabiliyordu . Mit anderen Worten, er konnte es lesen, ohne es auswendig zu lernen. So he could read it without looking, by heart, by mind. Другими словами, он мог читать ее, не глядя, наизусть, в уме. Çok komik değil mi? Isn't that funny?

Ben tabii ki bu duruma çok sinirlenirdim. Ich wäre natürlich sehr wütend gewesen. Of course I would be very angry. Herkes günlüğümü okuyordu. Everyone was reading my diary. Heyecanla yeni bölümleri, yeni sayfaları bekliyorlardı, sanki bir dizinin yeni bölümünü bekliyorlarmış gibi. Sie warteten gespannt auf neue Folgen, neue Seiten, als würden sie auf eine neue Folge einer Serie warten. They were excitedly waiting for new episodes, new pages, as if they were waiting for a new episode of a series. Ama ben günlüğümle sırlarımı paylaşıyordum, yani ona hiç kimseye söylemediğim şeyleri söylüyordum. Aber ich teilte meine Geheimnisse mit meinem Tagebuch, also erzählte ich ihm Dinge, die ich noch nie jemandem erzählt hatte. But I was sharing my secrets in my diary, so I was telling her things I never told anyone. Но я делилась своими секретами с дневником, поэтому я рассказывала ему то, чего никогда никому не рассказывала. O yüzden kimsenin okumasını istemiyordum. Deshalb wollte ich auch nicht, dass es jemand liest. So I didn't want anyone to read it. Bu duruma bir çare bulmak istedim. Ich wollte eine Lösung für diese Situation finden. I wanted to find a cure. Yani bu sorunu çözmek istedim. So I wanted to solve this problem. O yüzden kendime benden başka hiç kimsenin anlayamayacağı bir alfabe oluşturdum. Also schuf ich mir ein Alphabet, das niemand außer mir verstehen konnte. So I created myself an alphabet that no one but me could understand. Bunu hemen hemen herkes yapmıştır çocukken. Fast jeder hat das als Kind gemacht. Almost everyone has done it as a child. Ben de yaptım. I did too. Çok eğlenceliydi. Es hat sehr viel Spaß gemacht. That was so fun. Bütün harfleri tek tek yazdım,ezberledim ve bundan sonra günlüğümü o alfabeyle yazmaya başladım.O alfabeyi kullanarak yazmaya başladım. Ich schrieb alle Buchstaben einzeln auf, lernte sie auswendig, und von da an begann ich, mein Tagebuch in diesem Alphabet zu schreiben. I wrote all the letters one by one, I memorized and after that I started to write my diary with that alphabet. Я написал все буквы одну за другой, выучил наизусть и после этого начал вести дневник этим алфавитом, начал писать этим алфавитом. Ve benden başka hiç kimse okuyamadı. Und niemand außer mir konnte sie lesen. And no one but me could read it. Çünkü Türk alfabesiyle değil kendi alfabemle yazmıştım. Weil ich in meinem eigenen Alphabet geschrieben habe, nicht im türkischen Alphabet. Because I wrote in my own alphabet, not the Turkish alphabet. Bu sorunu da bu şekilde çözmüş oldum. Auf diese Weise habe ich dieses Problem gelöst. That's how I solved this problem. Bu problemden kurtulmuş oldum. Ich bin dieses Problem losgeworden. I got rid of this problem. Şu anda artık günlük tutmuyorum ama hala o alfabeyle yazı yazıp, yazdıklarımı okuyabiliyorum. Ich führe kein Tagebuch mehr, aber ich kann immer noch in diesem Alphabet schreiben und lesen, was ich schreibe. Now I don't keep a diary anymore, but I can still write and read what I write.

Şimdi size biraz da günlük tutmanın faydalarından bahsetmek istiyorum. Nun möchte ich Ihnen ein wenig über die Vorteile eines Tagebuchs erzählen. Now I want to tell you a little bit about the benefits of keeping a diary. Günlük tutmanın pek çok faydası var. There are many benefits of keeping a diary. Bunlardan biri yazma becerilerinizi geliştirmesi. Eine davon ist, Ihre Schreibfähigkeiten zu verbessern. One of them is to improve your writing skills. Günlük adı üstünde günü gününe, yani her gün yapılan şey demektir. Täglich bedeutet, was täglich getan wird, also jeden Tag. The name of the log is on the day to day, which means that every day is done. Her gün günlük yazarsanız da yazma becerileriniz ister istemez gelişecektir. Auch wenn Sie jeden Tag ein Tagebuch schreiben, werden sich Ihre Schreibfähigkeiten unweigerlich verbessern. If you write daily, your writing skills will develop inevitably. Даже если вы будете вести дневник каждый день, ваши навыки письма неизбежно улучшатся.

Bir diğer faydası ise stresi azaltması. Ein weiterer Vorteil ist, dass es Stress reduziert. Another benefit is reducing stress. Bildiğiniz gibi, günlük hayatta çok fazla strese maruz kalıyoruz. Wie Sie wissen, sind wir im Alltag einer Menge Stress ausgesetzt. As you know, we are exposed to a lot of stress in daily life. Bizi strese sokacak çok fazla durum oluyor. Es gibt so viele Situationen, die uns stressen können. There are too many situations that put us under stress. Есть так много ситуаций, которые могут вызвать у нас стресс. Günlük tutmak düşüncelerimizi, hislerimizi yazmamızı sağladığı için bizi rahatlatıyor, stresimizi azaltıyor. Ein Tagebuch zu führen entspannt uns und reduziert unseren Stress, da es uns erlaubt, unsere Gedanken und Gefühle aufzuschreiben. Keeping a diary helps us to write down our thoughts and feelings, so it relieves us and reduces stress.

Ayrıca günlük tuttuğumuzda, yıllar sonra günlüğümüzü tekrardan okuyup o zamanki düşüncelerimizi, hislerimizi, yaşadığımız şeyleri hatırlayabiliyoruz. Außerdem können wir, wenn wir ein Tagebuch führen, unser Tagebuch nach Jahren noch einmal lesen und uns an unsere damaligen Gedanken, Gefühle und Erlebnisse erinnern. In addition, when we keep a diary, we can read our diary again after many years and remember our thoughts, feelings, things we experienced. Кроме того, когда мы ведем дневник, мы можем перечитывать его через годы и вспоминать свои мысли, чувства и переживания того времени.

Türkçe öğrenirken de Türkçe bir günlük tutmaya çalışarak yazma becerilerinizi geliştirebilirsiniz. Während du Türkisch lernst, kannst du deine Schreibfähigkeiten verbessern, indem du versuchst, ein Tagebuch auf Türkisch zu führen. While learning Turkish, you can improve your writing skills by trying to keep a diary in Turkish. Изучая турецкий, вы можете улучшить свои навыки письма, пытаясь вести дневник на турецком языке. Ayrıca yeni kelimeler öğrenmenize de çok faydası olacaktır. Es wird Ihnen auch helfen, neue Wörter zu lernen. It will also help you learn new words. Çünkü her gün yeni bir şeyler yaşıyorsunuz ve bu yeni şeyleri günlüğünüze anlatmak için yeni kelimelere ihtiyacınız olabilir. Weil Sie jeden Tag etwas Neues erleben und möglicherweise neue Worte brauchen, um diese neuen Dinge in Ihrem Tagebuch zu beschreiben. Because you have something new every day, and you might need new words to explain these new things to your diary. Ve böylelikle de yeni kelimeler öğrenebilirsiniz günlüğünüzü yazarken.O yüzden az da olsa her gün günlük yazmakta fayda var. Und auf diese Weise können Sie während des Tagebuchschreibens neue Wörter lernen, deshalb ist es sinnvoll, jeden Tag ein Tagebuch zu schreiben, auch wenn es ein wenig ist. And so you can learn new words while you write your diary. Bunu deneyebilirsiniz. Sie können dies versuchen. You can try it.

Evet, yavaş yavaş programımızın sonuna geliyoruz. Yeah, we're slowly coming to the end of our program. Да, мы медленно подходим к концу нашей программы. Şimdi sizinle kendi günlüğümden, çocukluğumda yazdığım sayfalardan bazılarını paylaşmak istiyorum. Now I want to share with you some of my own diary, some of the pages I wrote in my childhood. Теперь я хотел бы поделиться с вами некоторыми страницами из моего собственного дневника, который я вел в детстве. Tabii o zamanlar çocuk olduğum için basit bir dil kullanmışım. Natürlich habe ich mich damals, seit ich ein Kind war, einer einfachen Sprache bedient. Of course, since I was a child, I used a simple language. Tabii o zamanlar çocuk olduğum için basit bir dil kullanmışım. Kolay bir dil kullanmışım.Bu da sizin daha rahat anlamanızı sağlayacaktır. Ich habe eine einfache Sprache verwendet, die Ihnen das Verständnis erleichtern wird. I used an easy language. This will help you to understand more easily. Kolay bir dil kullanmışım.Bu da sizin daha rahat anlamanızı sağlayacaktır. O zaman başlayalım... Fangen wir dann an... Lets start then...

---

06/12/2004 06/12/2004

Altı -Aralık-İki bin dört Sechs – Dezember – Zweitausendvier Six-December-Two thousand four

Günlüğüm, mein Tagebuch, my diary,

Bugün okuldan sonra arkadaşıma gittim. Ich war heute nach der Schule bei meinem Freund. I went to my friend after school today. Onunla oyun oynadım. I played with him. Eve geldim. Ich kam nach Hause. I came home. Sonra gazete vermek için Zehra Teyze'lerin evine gittim. Dann ging ich zu Zehra Teyze nach Hause, um die Zeitung auszuliefern. Then I went to Aunt Zehra's house to give a newspaper. Затем я отправился к дому Зехры Тейзе, чтобы доставить газету. Kapıda onların  kedisi vardı. Da war ihre Katze an der Tür. They had their cat at the door. У дверей стоял их кот. Beni tırmalamaya çalıştı. Er hat versucht, mich zu kratzen. He tried to scratch me. Kaçtım. Ich renne weg. I ran. Neyse eve geldim. Jedenfalls bin ich nach Hause gekommen. Anyway, I came home. Так или иначе, я пришел домой. Akşam oldu. There was evening. Babamla pastaneye gittik. Ich war mit meinem Vater beim Bäcker. Dad and I went to the bakery. Kocaman bir pastayla eve döndük. Wir kamen mit einem großen Kuchen nach Hause. We came home with a big cake. Dişimi fırçalayıp yattım. Ich putzte mir die Zähne und ging ins Bett. I brushed my teeth and went to bed. Я почистил зубы и пошел спать.

Hoşça kal! Bye!

---

15/01/2004 15/01/2004

On beş-Ocak-İki bin dört Fünfzehn – Januar – Zweitausendvier Fifteen-January-Two thousand four

Sevgili Günlüğüm, Liebes Tagebuch, Dear Diary,

Bu sabah bol bol çizgi film izledim. Ich habe mir heute Morgen viele Zeichentrickfilme angesehen. I watched lots of cartoons this morning. Kahvaltıda da salamla kaşar peyniri yedim. Ich habe Cheddar-Käse mit Salami zum Frühstück gegessen. For breakfast I ate salami and cheddar cheese. Я ел сыр чеддер с салями на завтрак. Günler güzel geçiyor. The days are going well. Hayat devam ediyor.Ayşe ve Zehra adlı iki arkadaşım bugün bize geldiler. Das Leben geht weiter Zwei meiner Freundinnen, Ayşe und Zehra, sind heute zu uns gekommen. Life continues. My two friends, Ayşe and Zehra, came to us today. Жизнь продолжается, сегодня к нам пришли две мои подруги Айше и Зехра. Akşama kadar oynadık.Sonra ben kendime bir cappichino hazırladım. Wir spielten bis zum Abend, dann machte ich mir einen Cappichino. Then I made myself a cappichino. Bir yandan capichino'yu yudumlarken, bir yandan da "Sihirli Annem" i büyük bir keyifle izledim. Während ich einerseits Capichino schlürfte, schaute ich mir auch mit großem Vergnügen „Magic Mom“ an. While sipping Capichino, I watched "My Magic Mother" with great pleasure. Потягивая капичино с одной стороны, я с большим удовольствием смотрела и "Волшебную маму".

---

22/12/2004 22/12/2004

Yirmi iki -Aralık-İki bin dört Zweiundzwanzig – Dezember – zweitausendvier Twenty-two-December-Two thousand four

İçimi döktüğüm günlüğüm, Mein Tagebuch, das ich mein Herz ausschüttete, My diary,

Bugün Elif'e kırgınım. Bugün öğretmenin bize verdiği ödevi yapmak için onlara gittik. Ich bin heute wütend auf Elif. Heute sind wir zu ihnen gegangen, um die Hausaufgaben zu machen, die der Lehrer uns gegeben hat. Today I went to Elif to do the homework the teacher gave us today. Я сегодня злюсь на Элиф. Сегодня мы пошли к ним, чтобы сделать домашнее задание, которое нам дал учитель. El resmi kesip boyayacaktık. Wir wollten ein Handbild schneiden und malen. We would cut and paint the hand picture. Мы собирались вырезать и нарисовать ручную картину. Elif'in yaptıkları biraz güzel oldu. Was Elif gemacht hat, war ziemlich gut. What Elif did was nice. Ama benimkiler daha güzeldi. Aber meiner war besser. But mine was better. Но моя была лучше. Elif bunu çekemedi, kıskandı.Ve bana "Nur, seninkiler çok çirkin oluyor. Elif konnte es nicht ertragen, sie wurde eifersüchtig und sagte zu mir: „Nur, deine sind so hässlich. Elif could not pull it, jealous.And me, "Nur, yours are very ugly. Элиф не выдержала, заревновала и сказала мне: «Нур, у тебя такие уродливые. Bırak ben yapayım!" Lass mich das machen!" Let me do it! " dedi. said.

Ondan böyle bir şey beklemiyordum. So etwas habe ich von ihm nicht erwartet. I didn't expect that from her. Çok üzüldüm. Es tat mir sehr leid. I was very sorry. Sonra eve geldim. Dann kam ich nach Hause. Then I came home. Babam bana "Kızım sen ondan daha üstünsün, onun o çirkin sözleriyle kendini üzme! " Mein Vater sagte zu mir: "Tochter, du bist ihr überlegen, ärgere dich nicht über ihre hässlichen Worte!" My father said to me, "My daughter, you are better than her, don't upset her with her ugly words!" Отец сказал мне: «Дочь, ты выше ее, не расстраивайся ее некрасивыми словами!» dedi.

Ayrıca bugün babam para kazandı. Auch heute verdiente mein Vater Geld. Besides, my dad made money today. Также сегодня мой отец заработал деньги. Canım babam bize pasta aldı. Mein lieber Vater hat uns einen Kuchen gekauft. My father bought us a cake. Ben pastacının hesap makinesinden daha hızlı hesapladım. Ich habe schneller gerechnet als der Taschenrechner des Bäckers. I calculated it faster than the pie maker's calculator. Я считал быстрее, чем калькулятор пекаря. Bana "aferin" dediler. Sie sagten mir "gut gemacht". They called me "well done."

Güle Güle Tschüss Bye

---

4/2/2005 4/2/2005

Dört-Şubat-İki bin beş Fourth-February-Two thousand five

Sevgili Günlük, Dear Diary,

Bugün okulda kendimi çok yalnız hissettim. Ich habe mich heute in der Schule sehr einsam gefühlt. I felt very lonely at school today. En sevdiğim arkadaşım Büşra artık en çok beni sevmiyordu. Meine beste Freundin Büşra liebte mich nicht mehr am meisten. My favorite friend Büşra didn't love me anymore. O da yalan bir dostmuş. Er war auch ein falscher Freund. He was a lying friend. İnsanın çok az gerçek dostu var. Der Mensch hat sehr wenige wahre Freunde. A man has very few true friends.

Hoşça kal! Goodbye!

---

Evet sanırım bu kadar yeterli. Ja, ich denke das reicht. Yeah, I guess that's enough. Bunları yazarken 8 -10 sekiz-on  yaşlarındaydım. Ich war etwa 8-10 Jahre alt, als ich dies schrieb. I was 8 -10 eight-ten years old. O yüzden biraz sıkıcı olabilir. Es kann also etwas langweilig werden. So it can be a bit boring. Çok renkli bir hayatım yoktu. Ich hatte kein sehr buntes Leben. I didn't have a very colorful life. Günlüğümü okurken şunu fark ettim; Genellikle mutsuzken, üzgünken günlük yazmışım. Beim Lesen meines Tagebuchs wurde mir das klar; Normalerweise schrieb ich ein Tagebuch, wenn ich traurig oder traurig war. While reading my diary, I noticed that; I usually write diaries when I'm sad, sad. Mutluyken , her şey yolundayken kalemi elime almak gelmemiş aklıma. Wenn ich glücklich war, wenn alles in Ordnung war, kam ich nicht auf die Idee, zur Feder zu greifen. When I was happy, when I was all right, I did not think of taking the pen. Когда я был счастлив, когда все было хорошо, мне и в голову не приходило взяться за перо. Aldıysam bile hızlı hızlı bir şeyler karalamışım, bir şeyler yazmışım. Selbst wenn ich es gekauft habe, habe ich schnell etwas gekritzelt, ich habe etwas geschrieben. Even if I did, I quickly scribbled something, wrote something. Даже если и купил, то быстро что-то строчил, что-то писал. Üzüntü her ne kadar kötü bir şeymiş gibi görünse de diğer insanlara yaptığı gibi beni de farklı alanlarda beslemiş, farklı alanlarda geliştirmiş. Obwohl Traurigkeit wie eine schlechte Sache erscheinen mag, hat sie mich in verschiedenen Bereichen genährt und mich in verschiedenen Bereichen entwickelt, wie sie es auch für andere Menschen tut. Although sadness seems to be a bad thing, it has fed me in different areas as it has done to other people and has developed in different areas. Хотя грусть может показаться чем-то плохим, она питала меня в разных областях и развивала меня в разных областях, как и других людей. ortaya bir şeyler koymama yardım etmiş. Es hat mir geholfen, mir etwas einfallen zu lassen. He helped me put things together. Это помогло мне кое-что придумать. O zaman iyi ki üzüntü beni bulmuş. Dann ist es gut, dass die Traurigkeit mich gefunden hat. Then I'm glad the sadness found me. Тогда хорошо, что печаль нашла меня. iyi ki üzülmüşüm. Nun, ich bin traurig. Good thing I'm sorry.

Küçükken çok küçük şeylerden mutlu olabiliyormuşum , ya da çok gereksiz şeyleri kafamda büyütebiliyormuşum. Als ich klein war, konnte ich mit ganz kleinen Dingen zufrieden sein, oder ich konnte mir unnötige Dinge im Kopf ausdenken. When I was little, I could be happy with very little things, or I could grow very unnecessary things in my head. Ama en önemlisi ne kadar da masummuşum. Aber am wichtigsten, wie unschuldig ich war. But most importantly, how innocent I was. Но самое главное, насколько я был невиновен. Adı üstünde çocukmuşum.İyi ki bu günlüğü yazmışım. Ich war schließlich ein Kind und ich bin froh, dass ich dieses Tagebuch geschrieben habe. Good thing I wrote this diary. В конце концов, я был ребенком и рад, что написал этот дневник. Çocuk beni hatırlamışım. Junge, erinnere dich an mich. Boy, I remembered me. Çocukluğun nasıl bir şey olduğunu hatırlamışım.. Az önce de dediğim gibi, iyi ki bu günlüğü yazmışım,iyi ki bugüne kadar saklamışım ve iyi ki sizinle paylaşmışım. Ich erinnerte mich daran, wie die Kindheit war. Wie ich gerade sagte, ich bin froh, dass ich dieses Tagebuch geschrieben habe, ich bin froh, dass ich es bis heute aufbewahrt habe, und ich bin froh, dass ich es mit Ihnen geteilt habe. I remembered what childhood was like .. As I said just before, I am glad I wrote this diary, I am glad that I have kept it to this day and I am glad that I shared it with you. Я вспомнил, каким было детство.. Как я только что сказал, я рад, что написал этот дневник, я рад, что сохранил его до сегодняшнего дня, и я рад, что поделился им с вами.