×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.


image

Nur's Turkish Coffee, Me and Him /Part 2/ -Ben ve O

Me and Him /Part 2/ -Ben ve O

Ben ve O 2.Kısım

Yeniden merhaba arkadaşlar. "Ben ve O" adlı hikayenin ikinci kısmıyla karşınızdayım. Birinci kısım nasıldı? Hikayeyi beğendiniz mi? Ya da sizin için faydalı oldu mu ? Şimdi size birinci kısmın kısa bir özetini geçeceğim. Yani birinci kısımdan kısaca bahsedeceğim. Daha sonrasındaysa bu bölümde, bu kısımda geçen, anlamını bilmediğinizi düşündüğüm kelimeleri açıklayacağım.Çok fazla kelime var. Öyleyse hemen başlayalım.

Bu hikaye bize Emel adında bir kızın hayatını anlatıyor. Emel Suudi Arabistanlı bir kız ve annesi, o çok küçükken ölmüş. Ve bu onu ve babasını çok üzmüş. Emel çok üzülmüş. Bu duruma çok üzüldüğü için evlenmekten korkuyor. Evlenmek istemiyor. Evlenirse annesi gibi öleceğini ve çocuğunu annesiz bırakacağını düşünüyor.Çocuğunu üzmek istemiyor.Bu yüzden evlenmek istemiyor. Evlenip çocuk sahibi olursa annesi gibi öleceğini ve çocuğunu annesiz bırakacağını düşünüyor. Çocuğunu üzmek istemiyor. Bu yüzden evlenmek istemiyor.Dediğim gibi evlenmekten korkuyor.Onunla evlenmek isteyen herkesi reddediyor.

Evet şimdi kelimelere geçebiliriz.

Birinci kelimemiz nişanlanmak kelimesi. Bu bir fiil. Biriyle tanıştınız mesela ve o kişiyle evlenmek istiyorsunuz. Evlenmeden önceki aşamaya "nişanlanmak" deniyor. Yani mesela sevgiliniz var ve ona evlenme teklif ettiniz. Evlenme teklifi nasıl oluyor? "Benimle evlenir misin?" diye o kişiye soruyorsunuz. O da kabul etti ve yüzük taktınız. Yani bir nevi nişanlandınız. Nişanlanmak bu anlama geliyor.

İkinci kelimemiz "şımartmak" kelimesi. Mesela bir çocuğunuz var .Onu çok seviyorsunuz. Ve istediği her şeyi yapıyorsunuz. İstediği oyuncakları alıyorsunuz. Nereye gitmek isterse götürüyorsunuz. "Ben bu yemeği yemeyeceğim" diyor, ona onun istediği yemekleri yapıyorsunuz. Böyle yaparak çocuğunuzu şımartıyorsunuz. O da "şımarık" bir çocuk oluyor. yani hiç sizin sözünüzü dinlemiyor. Yaramazlıklar yapıyor vesaire vesaire... Şımartmak bu anlama geliyor.

Sıradaki deyimimiz ise, "umrunda olmamak". Umrunda olmamak yani önem vermemek. Mesela eski sevgilinize "sen artık benim umrumda değilsin" diyebilirsiniz. Yani "Seni artık önemsemiyorum ", "Sen artık benim için önemli değilsin" anlamına geliyor. Sen benim umrumda değilsin. Ya da mesela arkadaşın sana diyor ki "Duydun mu ? Eski sevgilin başka bir kızla görüşmeye başlamış. Kız da çok güzelmiş." Sen de diyorsun ki " Aman, banane. Umrumda değil."

Dördüncü kelimemiz "yaşıt" kelimesi. Yaşıt aynı yaşta olan kişilere deniyor. Mesela sen 20 yaşındasın, arkadaşın da 20 yaşında, siz yaşıtsınız. Aynı yaştasınız.

Beşinci kelimemiz "kabus" kelimesi. Gece uyurken mesela rüya görürüz.Gece uyurken rüya görürü ancak bu rüya kötüyse, korkunçsa buna kabus diyoruz. Buna örnek olarak verebileceğimiz cümlelerse şunlar:

"Dün gece bir kabus gördüm."

Ya da mesela hayatınız çok kötü. Hayatınızdan nefret ediyorsunuz.Gerçek anlamda değil ama mecaz anlamda şöyle diyorsunuz:

" Bu kötü kabustan artık uyanmak istiyorum."

Yani artık bitsin. Artık kötü şeyler bitsin, güzel şeyler olsun.

Bir sonraki tabirimizse "çoluk çocuğa karışmak". Çoluk çocuğa karışmayı aslında anlamışsınızdır. Mesela çocuk sahibi olan kişiler için kullanıyoruz.Evlenen ve çocukları olan biri için "çoluk çocuğa karıştı" diyebilirsiniz.

Ayrıca" sıkıntıdan patlamak" çok sıkılmak demek.

Son olarak "mutluluktan havalara uçmak" çok çok mutlu olmak demek.

Evet bu kadardı.Hadi artık başlayalım.

Umarım sıkıntıdan patlamazsınız.

BEN VE O / 2.KISIM Yıllar geçti. Ve aniden küçük kız kardeşim nişanlandı.Şaşırmıştım. Damat adayı her zaman olduğu gibi ilk önce bana gelmemişti, aksine doğrudan onunla nişanlanmıştı. Kız kardeşimin mutluluğunu ve neşesini görüyordum. Gerçekten çok mutluydu. Evdeki herkes onu şımartıyordu.

Ve ben, güzel ben, ailedeki en güzel kız olan ben hiç kimsenin umrunda değildim. İtiraf edeyim. Kıskanmaya ve ondan nefret etmeye başlamıştım. Ama neden ondan nefret ediyordum ki ? Sonuçta kız kardeşim bana kötü bir şey yapmamıştı.

Bu konuda biraz düşündüm. Ve böyle davranmaktan vazgeçtim. Ama hala evlenmek istemiyordum.

Evlilik hakkındaki bu düşüncemden dolayı hayatımı yaşıtım olan diğer kızlar gibi yaşayamıyordum.

En sonunda küçük kardeşim evlendi. Bir çocuk sahibi oldu. Ben ise onun mutluluğunu kızgınlıkla izliyordum. Ama sonuçta o kardeşimdi ve onu seviyordum. Kızgınlığımın sebebi asla onun gibi olamayacağımı bilmemdi.

Günün birinde babam yanıma geldi. Karşıma geçti ve tereddütle bana benim için gelen yeni bir adamdan bahsetti.

Şaşırdım. Allah Allah! Hala beni hatırlayan birileri vardı. Oysa sonsuza kadar bekar kalacağımı düşünüyordum.Bu otuz iki yaşındaki kızla evlenmek isteyen kişi de kimdi? Herhalde delinin biriydi.

Merak ettiğim için babama sordum. O da bana onun edepli, düzgün yaşı yaşıma uygun bir adam olduğunu söyledi. Uygun bir işi de vardı. Deli falan da değildi.

Korkunç bir kabustan uyanmış gibi korkuyla bağırdım:

-Hayır baba, onunla evlenmem! Acıyın bana. Evlenmeyeceğim!

Babam bir anlığına gülümsedi. Yüzündeki büyük mutluluğu gördüm.

Şaşırdım. Olur şey miydi bu? Neden mutlu olmuştu?Resmen evlenmemi istemiyordu. Neden? Çıkarı neydi ki?

Beni , kimsenin beni ondan almasını istemeyecek kadar çok mu seviyordu?

Bana mutlulukla şöyle dediğinde bundan emin oldum:

-Seni hak edecek birinin var olduğunu düşünmüyorum Emel. Aynı annen gibisin.

Küçüklüğümden beri bana böyle şeyler derdi. Annem gibi olduğumu sürekli söylerdi. Annemin kopyasıydım. Öyleyse, evlilikle ilgili bu kompleksimin sebebi babamdı. Hayır hayır. Beni sevdiğinden yapıyordu. Ve ben de babamı seviyordum zaten.

Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı. Güzelliğim soluyor ve gençliğim sönüyordu. Asla ve asla kimse beni istemeye gelmiyordu.Kimse benimle evlenmek istemiyordu.Küçük kardeşim ise eşiyle ve dört çocuğuyla çok mutluydu. Diğer kardeşim de evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmıştı. Bazı kardeşlerim de okumak için başka yerlere gitmişlerdi. Hatta içlerinden bazıları başka ülkelere gitmişlerdi. Ben ise hala aynıydım. Hala babamın evindeydim. Sıkıntıdan patlıyordum.

Beklemenin acısı beni öldürüyordu. Kardeşlerimin eşleriyle olan mutluluğunu görünce mahvoluyordum.

Öfkem babama yönelmişti. Şu anki durumumun suçlusu oydu. Başıma gelenlerin hepsi onun yüzündendi. Bana gelen adaylardan biriyle bile nişanlanmam için beni ikna etmeye çalışmamıştı. Aksine ben adayları reddettiğimde mutluluktan havalara uçuyordu. Ölene kadar onunla evde kalmamı istiyordu. Ona annemi hatırlatmamı istiyordu. Ben babamın kurbanıydım.

İşte o gün babamı terk etmeye karar verdim. Ona acı çektirmek istiyordum. Evi terk ettim ve yeni evlenmiş olan küçük kardeşimin yanına gittim.Evden hiç çıkmadım. İnsanların dedikodularını bile önemsemedim.

İki gün sonra üvey annem gelip eve dönmem için yalvardı. Çünkü babam hastalanmıştı. Kesin bir kararla reddettim. Onu da odadan kovdum. Ve ağlamaya başladım. Benim için artık ne bugün kalmıştı ne yarın ne de dün. Kardeşim de beni babamı ziyaret etmem için ikna etmeye çalıştı. Sadece ziyaret. Ama ısrarla karşı çıktım. Ta ki bu güne kadar.Bugün bütün aile beni ikna etmek için toplandı. Çünkü babam hasta olmuştu, ölüyordu. Babamı bu korkunç halde görünce çok üzüldüm. Ağlamasını duyunca ona doğru gittim. Kalbim küt küt atıyordu. Kendimi ağlayarak babamın kollarının arasına attım. İkimiz de ağlıyorduk.

Başını ellerimin arasına aldım ve kekeledim:

-Baba..

Uzaktan gelen sesini duyuyordum:

-Affet beni Emel...

Yaralı bir sesle cevap verdim.

-Affettim… Affettim seni baba.

---

Evet arkadaşlar. Hikayenin burada sonuna geldik. Hikayeyi anladınız mı? Anlamadıysanız bir kaç kere daha dinleyebilirsiniz. Hikayeyle ilgili yorumlarınızı da bana yazabilirsiniz. Ben kendi yorumumu bir dahaki bölümün başında yapacağım.O zaman kadar kendinize iyi bakın.


Me and Him /Part 2/ -Ben ve O Ich und er /Teil 2/

Ben ve O 2.Kısım Me and that part 2

Yeniden merhaba arkadaşlar. Hello again, friends. "Ben ve O" adlı hikayenin ikinci kısmıyla karşınızdayım. I'm here with the second part of "Me and O." Birinci kısım nasıldı? How was the first part? Hikayeyi beğendiniz mi? Do you like the story? Ya da sizin için faydalı oldu mu ? Or was it helpful to you? Şimdi size birinci kısmın kısa bir özetini geçeceğim. I will now give you a brief summary of the first part. Yani birinci kısımdan kısaca bahsedeceğim. So I will briefly talk about the first part. Daha sonrasındaysa bu bölümde, bu kısımda geçen, anlamını bilmediğinizi düşündüğüm kelimeleri açıklayacağım.Çok fazla kelime var. Then in this section, I'll explain the words in this section, I think you do not know the meaning. There are too many words. Öyleyse hemen başlayalım. So let's start right now.

Bu hikaye bize Emel adında bir kızın hayatını anlatıyor. This story tells the life of a girl named Emel. Emel Suudi Arabistanlı bir kız ve annesi, o çok küçükken ölmüş. Emel is a Saudi Arabian girl and her mother died when she was very young. Ve bu onu ve babasını çok üzmüş. And that upset him and his father. Emel çok üzülmüş. Emel is very upset. Bu duruma çok üzüldüğü için evlenmekten korkuyor. He's afraid of getting married because he's upset about this. Evlenmek istemiyor. She does not want to get married. Evlenirse annesi gibi öleceğini ve çocuğunu annesiz bırakacağını düşünüyor.Çocuğunu üzmek istemiyor.Bu yüzden evlenmek istemiyor. He thinks that if he gets married he will die like his mother and he will leave his child without his mother. Evlenip çocuk sahibi olursa annesi gibi öleceğini ve çocuğunu annesiz bırakacağını düşünüyor. He thinks that if he marries and has children he will die like his mother and leave his child without his mother. Çocuğunu üzmek istemiyor. She doesn't want to upset her child. Bu yüzden evlenmek istemiyor.Dediğim gibi evlenmekten korkuyor.Onunla evlenmek isteyen herkesi reddediyor. As I said, he is afraid of getting married.

Evet şimdi kelimelere geçebiliriz. Yeah, we can go into words now.

Birinci kelimemiz nişanlanmak kelimesi. Our first word is getting engaged. Bu bir fiil. It's a verb. Biriyle tanıştınız mesela ve o kişiyle evlenmek istiyorsunuz. For example, you met someone and you want to marry that person. Evlenmeden önceki aşamaya "nişanlanmak" deniyor. The stage before marriage is called "engagement." Yani mesela sevgiliniz var ve ona evlenme teklif ettiniz. So, for example, you have a boyfriend and you proposed to him. Evlenme teklifi nasıl oluyor? How is the marriage proposal? "Benimle evlenir misin?" "Will you marry me?" diye o kişiye soruyorsunuz. you ask that person. O da kabul etti ve yüzük taktınız. He also agreed and put on the ring. Yani bir nevi nişanlandınız. So you're kind of engaged. Nişanlanmak bu anlama geliyor. That means getting engaged.

İkinci kelimemiz "şımartmak" kelimesi. Our second word is pampering. Mesela bir çocuğunuz var .Onu çok seviyorsunuz. For example, you have a child. You love him very much. Ve istediği her şeyi yapıyorsunuz. And you do whatever he wants. İstediği oyuncakları alıyorsunuz. You get the toys he wants. Nereye gitmek isterse götürüyorsunuz. You take him wherever he wants to go. "Ben bu yemeği yemeyeceğim" diyor, ona onun istediği yemekleri yapıyorsunuz. He says, "I'm not going to eat this food." Böyle yaparak çocuğunuzu şımartıyorsunuz. You spoil your child by doing so. O da "şımarık" bir çocuk oluyor. He's a "spoiled" kid. yani hiç sizin sözünüzü dinlemiyor. So he never listens to you. Yaramazlıklar yapıyor vesaire vesaire... Şımartmak bu anlama geliyor. He's misbehaving and so on and so on ... That's what pampering means.

Sıradaki deyimimiz ise, "umrunda olmamak". Our next phrase is "not to care". Umrunda olmamak yani önem vermemek. Not to care, not to care. Mesela eski sevgilinize "sen artık benim umrumda değilsin" diyebilirsiniz. For example, you could say to your ex "you don't care about me anymore". Yani "Seni artık önemsemiyorum ", "Sen artık benim için önemli değilsin" anlamına geliyor. So "I don't care about you anymore" means "you don't care about me anymore." Sen benim umrumda değilsin. You don't care about me. Ya da mesela arkadaşın sana diyor ki "Duydun mu ? Or your friend says to you, "You hear that? Eski sevgilin başka bir kızla görüşmeye başlamış. Your ex started seeing another girl. Kız da çok güzelmiş." She's beautiful. " Sen de diyorsun ki " Aman, banane. And you say, "Oh, me. Umrumda değil." I do not care."

Dördüncü kelimemiz "yaşıt" kelimesi. Our fourth word is "peer". Yaşıt aynı yaşta olan kişilere deniyor. It's called people of the same age. Mesela sen 20 yaşındasın, arkadaşın da 20 yaşında, siz yaşıtsınız. For example, you are 20 years old, and your friend is 20 years old, you are the same age. Aynı yaştasınız. You're the same age.

Beşinci kelimemiz "kabus" kelimesi. Our fifth word is the nightmare. Gece uyurken mesela rüya görürüz.Gece uyurken rüya görürü ancak bu rüya  kötüyse, korkunçsa buna kabus diyoruz. For example, if we dream at night, we dream. Buna örnek olarak verebileceğimiz cümlelerse şunlar: The following are examples of this:

"Dün gece bir kabus gördüm." "I had a nightmare last night."

Ya da mesela hayatınız çok kötü. Or, for example, your life is very bad. Hayatınızdan nefret ediyorsunuz.Gerçek anlamda değil ama mecaz anlamda şöyle diyorsunuz: You hate your life. Not literally, but metaphorically, you say:

" Bu kötü kabustan artık uyanmak istiyorum." "I want to wake up from this bad nightmare."

Yani artık bitsin. So it's over now. Artık kötü şeyler bitsin, güzel şeyler olsun. Bad things are over now, good things are done.

Bir sonraki tabirimizse "çoluk çocuğa karışmak". Our next phrase is "getting involved in a child." Çoluk çocuğa karışmayı aslında anlamışsınızdır. You actually understand getting involved in a child. Mesela çocuk sahibi olan kişiler için kullanıyoruz.Evlenen ve çocukları olan biri için "çoluk çocuğa karıştı" diyebilirsiniz. For example, we use it for people who have children.

Ayrıca" sıkıntıdan patlamak" çok sıkılmak demek. Besides, "bursting" means being bored.

Son olarak "mutluluktan havalara uçmak" çok çok mutlu olmak demek. Finally, "flying from happiness" means being very, very happy.

Evet bu kadardı.Hadi artık başlayalım. Let's get started.

Umarım sıkıntıdan patlamazsınız. I hope you won't be bored.

BEN VE O / 2.KISIM Yıllar geçti. ME AND IT / PART 2 Years have passed. Ve aniden küçük kız kardeşim nişanlandı.Şaşırmıştım. And suddenly my little sister got engaged. Damat adayı her zaman olduğu gibi ilk önce bana gelmemişti, aksine doğrudan onunla nişanlanmıştı. As usual, the groom candidate did not come to me at first, but was directly engaged to him. Kız kardeşimin  mutluluğunu ve neşesini görüyordum. I was seeing my sister's happiness and joy. Gerçekten çok mutluydu. He was really happy. Evdeki herkes onu şımartıyordu. Everyone in the house spoiled him.

Ve ben, güzel ben, ailedeki en güzel kız olan ben hiç kimsenin umrunda değildim. And I, beautiful I, the most beautiful girl in the family, I didn't care about anyone. İtiraf edeyim. I confess. Kıskanmaya ve ondan nefret etmeye başlamıştım. I was getting jealous and hating him. Ama neden  ondan nefret ediyordum ki ? But why did I hate him? Sonuçta kız kardeşim bana kötü bir şey yapmamıştı. After all, my sister didn't do anything bad to me.

Bu konuda biraz düşündüm. I thought about it a little. Ve böyle davranmaktan vazgeçtim. And I stopped acting like that. Ama hala evlenmek istemiyordum. But I still didn't want to get married.

Evlilik hakkındaki bu düşüncemden dolayı hayatımı yaşıtım olan diğer kızlar gibi yaşayamıyordum. Because of this idea of marriage, I couldn't live my life like any other girl of my age.

En sonunda küçük kardeşim evlendi. Finally my little brother got married. Bir çocuk sahibi oldu. He had a child. Ben ise onun mutluluğunu kızgınlıkla izliyordum. I was watching his happiness angrily. Ama sonuçta o kardeşimdi ve onu seviyordum. But after all, he was my brother, and I loved him. Kızgınlığımın sebebi asla onun gibi olamayacağımı bilmemdi. My anger was because I knew I'd never be like him.

Günün birinde babam yanıma geldi. One day, my father came to me. Karşıma geçti ve tereddütle bana benim için gelen yeni bir adamdan bahsetti. He came across me and hesitantly told me about a new man who came to me.

Şaşırdım. I am shocked. Allah Allah! Gee! Hala beni hatırlayan birileri vardı. There was still someone who remembered me. Oysa sonsuza kadar bekar kalacağımı düşünüyordum.Bu otuz iki yaşındaki kızla evlenmek isteyen kişi de kimdi? But I thought I'd be single forever. Herhalde delinin biriydi. He was probably crazy.

Merak ettiğim için babama sordum. I asked my father for curiosity. O da bana onun edepli, düzgün yaşı yaşıma uygun bir adam olduğunu söyledi. He also told me that he was a man of decency, proper age. Uygun bir işi de vardı. He had a proper job. Deli falan da değildi. He wasn't crazy either.

Korkunç bir kabustan uyanmış gibi korkuyla bağırdım: I shouted with fear as if he had awakened from a terrible nightmare:

-Hayır baba, onunla evlenmem! - No, Dad, I won't marry him! Acıyın bana. Hab Mitleid mit mir. Pity me. Evlenmeyeceğim! I'm going to marry!

Babam bir anlığına gülümsedi. My father smiled for a moment. Yüzündeki büyük mutluluğu gördüm. I saw the great happiness on your face.

Şaşırdım. I was surprised. Olur şey miydi bu? Was that okay? Neden mutlu olmuştu?Resmen evlenmemi istemiyordu. Why was he happy? Neden? Why? Çıkarı neydi ki? Was war seine Meinung? What was the benefit?

Beni , kimsenin beni ondan almasını istemeyecek kadar çok mu seviyordu? Did he love me so much that he didn't want anyone to take me away from him?

Bana mutlulukla şöyle dediğinde bundan emin oldum: I was sure when he happily told me:

-Seni hak edecek birinin var olduğunu düşünmüyorum Emel. - I don't think there's someone to deserve you, Emel. Aynı annen gibisin. You're just like your mother.

Küçüklüğümden beri bana böyle şeyler derdi. He used to call me things like that since I was little. Annem gibi olduğumu sürekli söylerdi. He always said I was like my mother. Annemin kopyasıydım. I was a copy of my mother. Öyleyse, evlilikle ilgili bu kompleksimin sebebi babamdı. Then my father was the reason for this complex. Hayır hayır. No no. Beni sevdiğinden yapıyordu. He did it because he loved me. Ve ben de babamı seviyordum zaten. And I loved my father.

Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı. Days chased for weeks, weeks for months. Güzelliğim soluyor ve gençliğim sönüyordu. My beauty was fading and my youth was fading. Asla ve asla kimse beni istemeye gelmiyordu.Kimse benimle evlenmek istemiyordu.Küçük kardeşim ise eşiyle ve dört çocuğuyla çok mutluydu. Never and no one ever came to ask for me. No one wanted to marry me. Diğer kardeşim de evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmıştı. My other brother got married and got involved with the offspring. Bazı kardeşlerim de okumak için başka yerlere gitmişlerdi. Some of my brothers also went to other places to study. Hatta içlerinden bazıları başka ülkelere gitmişlerdi. Some of them even went to other countries. Ben ise hala aynıydım. I was still the same. Hala babamın evindeydim. I was still at my dad's house. Sıkıntıdan patlıyordum. I was bored.

Beklemenin acısı beni öldürüyordu. The pain of waiting was killing me. Kardeşlerimin eşleriyle olan mutluluğunu görünce mahvoluyordum. When I saw the happiness of my brothers with their wives, I was devastated.

Öfkem babama yönelmişti. My anger was directed at my father. Şu anki durumumun suçlusu oydu. He was to blame for my current situation. Başıma gelenlerin hepsi onun yüzündendi. Everything that happened to me was because of him. Bana gelen adaylardan biriyle bile nişanlanmam için beni ikna etmeye çalışmamıştı. He didn't even try to convince me to get engaged to one of the candidates. Aksine ben adayları reddettiğimde mutluluktan havalara uçuyordu. On the contrary, when I rejected the candidates, he was blown away by happiness. Ölene kadar onunla evde kalmamı istiyordu. He wanted me to stay with him until he died. Ona annemi hatırlatmamı istiyordu. She wanted me to remind her of my mother. Ben babamın kurbanıydım. I was my father's victim.

İşte o gün babamı terk etmeye karar verdim. That's when I decided to leave my father. Ona acı çektirmek istiyordum. I wanted to make her suffer. Evi terk ettim ve yeni evlenmiş olan küçük kardeşimin yanına gittim.Evden hiç çıkmadım. I left the house and went to my little brother who had just got married. İnsanların dedikodularını bile önemsemedim. I didn't even care about people's rumors.

İki gün sonra üvey annem gelip eve dönmem için yalvardı. Two days later, my stepmother begged me to come home. Çünkü babam hastalanmıştı. Because my father was sick. Kesin bir kararla  reddettim. I declined decisively. Onu da odadan kovdum. I kicked her out of the room. Ve ağlamaya başladım. And I started crying. Benim için artık ne bugün kalmıştı ne yarın ne de dün. For me, there was no more today, not tomorrow or yesterday. Kardeşim de beni babamı ziyaret etmem için ikna etmeye çalıştı. My brother tried to convince me to visit my father. Sadece ziyaret. Just visit. Ama ısrarla karşı çıktım. But I insisted. Ta ki bu güne kadar.Bugün bütün aile beni ikna etmek için toplandı. Bis heute, heute hat sich die ganze Familie versammelt, um mich zu überzeugen. Until today, the whole family gathered to convince me. Çünkü babam hasta olmuştu, ölüyordu. Because my father was sick, he was dying. Babamı bu korkunç halde görünce çok üzüldüm. I was so sad to see my father in this horrible state. Ağlamasını duyunca ona doğru gittim. When I heard him cry, I went over to him. Kalbim küt küt atıyordu. My heart was pounding. Kendimi ağlayarak babamın kollarının arasına attım. I cried myself into my father's arms. İkimiz de ağlıyorduk. We were both crying.

Başını ellerimin arasına aldım ve kekeledim: I took his head in my hands and stuttered:

-Baba.. -Father..

Uzaktan gelen sesini duyuyordum: I could hear the voice coming from a distance:

-Affet beni Emel... - Forgive me, Emel ...

Yaralı bir sesle cevap verdim. I answered with a wounded voice.

-Affettim… Affettim seni baba. I forgive you, I forgive you, Dad.

--- ---

Evet arkadaşlar. Yes friends. Hikayenin burada sonuna geldik. This is the end of the story here. Hikayeyi anladınız mı? Do you understand the story? Anlamadıysanız bir kaç kere daha dinleyebilirsiniz. If you don't understand, you can listen a few more times. Hikayeyle ilgili yorumlarınızı da bana yazabilirsiniz. You can also write me your comments about the story. Ben kendi yorumumu bir dahaki bölümün başında yapacağım.O zaman kadar kendinize iyi bakın. I will make my own comment at the beginning of the next chapter. Then take good care of yourself.