×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.


image

Nur's Turkish Coffee, Me and Him /Part 1/ - Ben ve O

Me and Him /Part 1/ - Ben ve O

Ben ve O/ 1. Kısım

Selam millet! Nasılsınız? Hayat nasıl gidiyor? Benim güzel gidiyor ama biraz yoğunum.Çünkü aynı zamanda hem okula gidiyorum hem de çalışıyorum. O yüzden yeni bölüm hazırlayacak çok vaktim olmuyor. Ama şimdi vakit buldum ve 5. bölümle karşınızdayım.

Bugünkü bölümümüzde sizinle bir hikaye, bir öykü paylaşmak istiyorum. Normal bölümlerden biraz farklı olacak ama değişiklik iyidir öyle değil mi?

Sizinle paylaşacağım öykünün adı "Ben ve O" . Ben Arap Dili okurken bu öyküyü Arapça'dan Türkçe'ye çevirmiştim.Arapça'dan Türkçe'ye tercüme etmiştim. Okuldan başka arkadaşlarım da başka Arap hikayelerini Türkçe'ye çevirmişti ve bunları bir kitap haline getirmiştik.Eğer Türkçe kitap okumak istiyorsanız, Türkçeniz çok çok iyiyse ve Arap Edebiyatına ilgiliyseniz bu kitabı internet sitemden satın alabilirsiniz. Ama dediğim gibi Türkçe'niz çok iyiyse anlayabilirsiniz yoksa size zor gelecektir. Bu hikayeyi de bu kitabın içinde bulabilirsiniz.

Ben bu bölümde, çevirdiğim bu hikayeyi anlamanız için biraz basitleştirdim, kolaylaştırdım. Zor kısımları çıkardım. Hikayeye başlamadan önce de bilmediğinizi düşündüğüm kelimeleri ve deyimleri açıklamak istiyorum. Böylece ben hikayeyi anlatırken siz de daha kolay anlayabilirsiniz.

Evet, birinci kelimemizle başlayalım. Birinci kelimemiz, daha doğrusu bu bir deyim; "kulaklarına inanamamak" deyimi. Kulaklarına inanamamak ne demek? Duyduklarından şüphe etmek demek. Mesela en yakın arkadaşın yanına geldi ve sana şöyle dedi: "Bir ay sonra evleniyorum! " . Ve sen de bu haberi ilk defa duydun ve çok şaşırdın . Arkadaşına dedin ki:"Kulaklarıma inanamıyorum! Gerçekten mi?"

İkinci kelimemiz ise "bencil" kelimesi. Bencil ne demek? Bencil sadece kendini düşünen insanlara deniyor.Yani bu insanlar kendilerinden başka kimseyi düşünmüyorlar. Bu cümleye nasıl bir örnek verebiliriz? Mesela sen ve arkadaşın bir pasta aldınız. Ve bu pastayı ikiye böldünüz. Bir parçası büyük, bir parçası da küçük oldu. Ve arkadaşınız hemen büyük parçayı aldı. O zaman siz ona şöyle diyebilirsiniz. "Büyük parçayı mı aldın! Ne kadar da bencilsin!"

Üçüncü kelimemiz "üvey" kelimesi. Üvey ne demek? Mesela anneniz ve babanız boşandı, yani ayrıldı. Siz de annenizle yaşıyorsunuz. Sonra anneniz yeniden evlendi. Bu evlendiği adam sizin üvey babanız oluyor. Ve o adamın, o evlendiği adamın yani üvey babanızın başka çocukları varsa, bunlar da sizin üvey kardeşleriniz oluyor.

Dördüncü kelimemiz "alınmak" kelimesi. Çok önemli bir kelime bu. Alınmak demek yani gücenmek demek. Mesela bir arkadaşınızın evine gittiniz. Ve o da size bir yemek pişirdi. Siz de yemeği yediniz ama hiç beğenmediniz. Ve arkadaşınıza şöyle dediniz: "Alınma ama, yemeğin çok kötü olmuş." Tabii ki böyle bir şeyi söylemeyin. Sadece örnek vermek için söyledim. Ya da mesela çok beğendiğiniz bir şapka var. Bu şapkayı taktınız. Sonra bu şapkayla okula gittiniz.Öğretmeniniz de size dedi ki" çok komik bir şapka bu! " ve siz de buna alındınız. Biraz üzüldünüz. Yani alınmak birinin size söylediği bir şeye üzülmek , kırılmak anlamına geliyor.

Beşinci kelimemiz "bekar" kelimesi. Bekar kelimesi henüz evlenmemiş olanlara deniyor. Yani mesela ben şu anda evli değilim. Yani bekarım.

Bu aslında birazcık gereksiz ama bunu da söyleyeyim. Şöyle derler mesela "Bekarım, önüme gelene bakarım." Yani bekar olduğum için herkese bakabilirim.Böyle bir tabir de halk arasında kullanılıyor.

Evet, bu kelimeleri anladıysanız, hikayeye başlayabiliriz. Bu arada hatırlatmak isterim, bölümün transkriptlerini, bazı kelimelerin çevirilerini ve daha bir çok şeyi internet sitemde bulabilirsiniz. Bu bölümleri sadece dinleyerek anlamakta zorlanıyorsanız, bu transkriptler size yardımcı olacaktır. Üstelik tamamen ücretsiz ve üye olmanız da gerekmiyor. Hadi o zaman başlayalım.

Ben ve O

Benden istedikleri gibi onun odasına girdim. Ancak onu görür görmez bir çığlık attım. korkmuş gözlerle bana baktı. Şaşkındı ve sanki beni tanımıyor gibiydi. Beni hatırlamamıştı. Tam odadan çıkarken bir ağlama sesi duydum. Kulaklarıma inanamadım. O koca adam ağlıyordu. Gözyaşları bana eski yılları ve unutmaya çalıştığım şeyleri hatırlattı.

Annem ben iki yaşında çok küçükken ölmüştü. Babam yeniden evlendi. Evlendiği kadına da "anne" diyordum. Bu kadın bana hiç kötü davranmadı. Bana karşı kendi kızıymışım gibi şefkatliydi. Asla bencil değildi. Ama onun gerçek annem olmadığını bilmem bana acı veriyordu. Diğer kardeşlerimden farklı olduğumu bilmek beni çok üzüyordu.

Üvey annem gerçekten harika biriydi. Bunu inkar etmiyorum. Beni tamamen kendi evlatları, kendi çocukları gibi görürdü. Hatta bana kendi evlatlarından daha çok önem verirdi. Üvey anneme bütün sırlarımı anında söylerdim.. Babam gibi severdim onu da.

Sadece o komşulara ya da misafirlere benden bahsederken "Bu benim öz kızım değil, eşimin kızı.” dediğinde alınırdım. İşte o zaman, onun annem olmadığını hissederdim. Ve asla da annem olmayacaktı. Annem olmak için çok gençti zaten.

Ve büyüdüm. Çok güzel bir kız oldum. Ailedeki en güzel kızdım. Akrabalar da dahil olmak üzere bütün erkekler benimle evlenmek istiyordu ama ben reddediyordum. Evliliğe şiddetle karşı çıkıyordum. Ömrümün sonuna kadar bekar kalsam da asla evlenmeyi istemiyordum. Evlilikten korkuyordum. Evlenirsem ve bir çocuğum olursa annem gibi ölüp çocuğumu tek başına bırakırım diye korkuyordum. Evleneceğim kişiyi, annemin babama yaptığı gibi acılar içerisinde bırakmak istemiyordum. Babamın üzüntüsü hala geçmemişti.

Babamın beni hep annemin bir kopyası olarak gördüğünü hissederdim.Annemi çok sevdiğini ve onu asla unutmayacağını hissederdim. İkinci eşini yani şu anki üvey annemi sevdiğinden çok daha fazla seviyordu annemi. Gerçekten çok seviyordu...

...

O gün ağladım... O gün çok ağladım. Ben ağlarken üvey annem geldi ve bana benimle evlenmek isteyen yeni birinin söyledi. Bana bu yeni adayın özelliklerinden bahsetti ama onu duymuyordum bile. Bambaşka bir dünyadaydım. Babamın annemle olan evliliğini ve onların ne kadar mutlu olduğunu düşündüm. Üvey annem:

-Harika bir adam. Onun gibisini bulamazsın.

dedi.

Ama ben ona şöyle diyerek bağırdım:

-Demek harika bir adam. Kendi kızınla evlendir o zaman! Niye evlendirmek istediğin kişi benim? Niye kızını evlendirmiyorsun? Kızın benden sadece beş yaş küçük, on sekiz yaşında.

Üvey annemin rengi bembeyaz oldu. Benden böyle davranmamı ve ona bu şekilde saldırmamı beklemiyordu. Sesini çıkarmadı.İşte o zaman kendimi suçlu hissettim. Hayatı boyunca ona böyle yapmamı hak edecek hiçbir şey yapmamıştı. Pişman oldum ve özür dilemek için koşarak yanına gittim. Hiçbir şey olmamış gibi bana kollarını açtı.Beni affetti.

Babam ise beni hiçbir zaman evlenmeye zorlamamıştı. İstediğimi yapmama izin vermişti. Hayatıma karışmak istememişti.

Evet arkadaşlar, bu bölüm çok uzun olmasın diye bu hikayeyi iki kısma ayırmak istedim. Bu birinci kısımdı. İkinci kısmı da bir sonraki bölümde paylaşacağım. Kendinizi iyi bakın. Hoşça kalın!


Me and Him /Part 1/ - Ben ve O Me and Him /Part 1/ - Me and Him

Ben ve O/ 1. أنا و O / 1. Me and O / 1. Kısım Portion

Selam millet! Hi guys! Nasılsınız? How are you? Hayat nasıl gidiyor? How is life going? Benim güzel gidiyor ama biraz yoğunum.Çünkü aynı zamanda hem okula gidiyorum hem de çalışıyorum. I'm going well, but I'm a little busy because I'm going to school and working at the same time. O yüzden yeni bölüm hazırlayacak çok vaktim olmuyor. So I don't have much time to prepare a new department. Ama şimdi vakit buldum ve 5. bölümle karşınızdayım. But now I have time, and I'm here with chapter five.

Bugünkü bölümümüzde sizinle bir hikaye, bir öykü paylaşmak istiyorum. I want to share a story with you in our section today. Normal bölümlerden biraz farklı olacak ama değişiklik iyidir öyle değil mi? It's going to be a little different from the normal part, but the change is good, right?

Sizinle paylaşacağım öykünün adı "Ben ve O" . The story I will share with you is called "Me and Him". Ben Arap Dili okurken bu öyküyü Arapça'dan Türkçe'ye çevirmiştim.Arapça'dan Türkçe'ye tercüme etmiştim. While I was reading the Arabic language, I translated this story from Arabic to Turkish. I translated it from Arabic to Turkish. Okuldan başka arkadaşlarım da başka Arap hikayelerini Türkçe'ye çevirmişti ve bunları bir kitap haline getirmiştik.Eğer Türkçe kitap okumak istiyorsanız, Türkçeniz çok çok iyiyse ve Arap Edebiyatına ilgiliyseniz bu kitabı internet sitemden satın alabilirsiniz. My friends from the school had also translated other Arab stories into Turkish and turned them into a book. Ama dediğim gibi Türkçe'niz çok iyiyse anlayabilirsiniz yoksa size zor gelecektir. But as I said, you can understand if your Turkish is very good or it will be difficult for you. Bu hikayeyi de bu kitabın içinde bulabilirsiniz. You can also find this story in this book.

Ben bu bölümde, çevirdiğim bu hikayeyi anlamanız için biraz basitleştirdim, kolaylaştırdım. In this episode, I've made it a little easier for you to understand this story I've translated. Zor kısımları çıkardım. I took out the hard parts. Hikayeye başlamadan önce de  bilmediğinizi düşündüğüm kelimeleri ve deyimleri  açıklamak istiyorum. Before I start the story, I want to explain words and phrases that I don't think you know. Böylece ben hikayeyi anlatırken siz de daha kolay anlayabilirsiniz. So you can understand more easily as I tell the story.

Evet, birinci kelimemizle başlayalım. Yeah, let's start with our first word. Birinci kelimemiz, daha doğrusu bu bir deyim; "kulaklarına inanamamak" deyimi. Our first word, or rather it is an idiom; "can't believe your ears." Kulaklarına inanamamak ne demek? What do you mean, you can't believe your ears? Duyduklarından şüphe etmek demek. To doubt what you heard. Mesela en yakın arkadaşın yanına geldi ve sana şöyle dedi: "Bir ay sonra evleniyorum! " For example, your best friend came to you and said: "I am getting married in a month!" . Ve sen de bu haberi ilk defa duydun ve çok şaşırdın . . And you heard this news for the first time, and you were very surprised. Arkadaşına dedin ki:"Kulaklarıma inanamıyorum! You said to your friend, "I can't believe my ears! Gerçekten mi?" Really?"

İkinci kelimemiz ise "bencil" kelimesi. Our second word is "selfish". Bencil ne demek? What does selfish mean? Bencil sadece kendini düşünen insanlara deniyor.Yani bu insanlar kendilerinden başka kimseyi düşünmüyorlar. Selfish people are only thinking of people who think of themselves. Bu cümleye nasıl bir örnek verebiliriz? How can we give an example of this sentence? Mesela sen ve arkadaşın bir pasta aldınız. For example, you and your friend bought a cake. Ve bu pastayı ikiye böldünüz. And you cut this cake in half. Bir parçası büyük, bir parçası da küçük oldu. Part of it was big, part of it was small. Ve arkadaşınız hemen büyük parçayı aldı. And your friend immediately took the big piece. O zaman siz ona şöyle diyebilirsiniz. Then you can tell him. "Büyük parçayı mı aldın! "You took the big piece! Ne kadar da bencilsin!" How selfish you are! "

Üçüncü kelimemiz  "üvey" kelimesi. Our third word is "stepfather." Üvey ne demek? What is stepmother? Mesela anneniz ve babanız boşandı, yani ayrıldı. For example, your mother and father divorced, so she left. Siz de annenizle yaşıyorsunuz. You live with your mother. Sonra anneniz yeniden evlendi. Then your mother remarried. Bu evlendiği adam sizin üvey babanız oluyor. This man he married is your stepfather. Ve o adamın, o evlendiği adamın yani üvey babanızın başka çocukları varsa, bunlar da sizin üvey kardeşleriniz oluyor. And if that man, the man he married, your stepfather, has other children, they become your half brothers.

Dördüncü kelimemiz "alınmak" kelimesi. Our fourth word is "to be taken." Çok önemli bir kelime bu. It's a very important word. Alınmak demek yani gücenmek demek. It means being offended. Mesela bir arkadaşınızın evine gittiniz. For example, you went to a friend's house. Ve o da size bir yemek pişirdi. And he cooked you a meal. Siz de yemeği yediniz ama hiç beğenmediniz. You also ate the food but did not like it at all. Ve arkadaşınıza şöyle dediniz: "Alınma ama, yemeğin çok kötü olmuş." And you said to your friend, "No offense, but your food is bad." Tabii ki böyle bir şeyi söylemeyin. Of course, don't say that. Sadece örnek vermek için söyledim. I just told you to give me an example. Ya da mesela çok beğendiğiniz bir şapka var. Or, for example, a hat that you like very much. Bu şapkayı taktınız. You wore this hat. Sonra bu şapkayla okula gittiniz.Öğretmeniniz de size dedi ki" çok komik bir şapka bu! " And then you went to school with this hat. ve siz de buna alındınız. and you are taken to it. Biraz üzüldünüz. You're a little upset. Yani alınmak birinin size söylediği bir şeye üzülmek , kırılmak anlamına geliyor. So to be taken means to feel sorry for something that someone has told you.

Beşinci kelimemiz "bekar" kelimesi. Our fifth word is "single". Bekar kelimesi henüz evlenmemiş olanlara deniyor. The word single is called for those who have not yet married. Yani mesela ben şu anda evli değilim. I mean, I'm not married right now. Yani bekarım. So I'm single.

Bu aslında birazcık gereksiz ama bunu da söyleyeyim. It's a little unnecessary, but let me tell you that. Şöyle derler mesela "Bekarım, önüme gelene bakarım." They say, for example, "I'm single, I'll see what comes before me." Yani bekar olduğum için herkese bakabilirim.Böyle bir tabir de halk arasında kullanılıyor. So I can look at everyone because I'm single.

Evet, bu kelimeleri anladıysanız, hikayeye başlayabiliriz. Yes, if you understand these words, we can start the story. Bu arada hatırlatmak isterim, bölümün transkriptlerini, bazı kelimelerin çevirilerini ve daha bir çok şeyi internet sitemde bulabilirsiniz. In the meantime, I would like to remind you that you can find the transcripts of the section, translations of some words and much more on my website. Bu bölümleri sadece dinleyerek anlamakta zorlanıyorsanız, bu transkriptler size yardımcı olacaktır. These transcripts will help you if you have difficulty understanding these sections by just listening. Üstelik tamamen ücretsiz ve üye olmanız da gerekmiyor. And it's completely free and you don't have to be a member. Hadi o zaman başlayalım. Let's start then.

Ben ve O me and him

Benden istedikleri gibi onun odasına girdim. Ich ging in sein Zimmer, wie sie mich baten. I went into her room as they asked me to. Ancak onu görür görmez bir çığlık attım. But as soon as I saw him, I screamed. korkmuş  gözlerle bana baktı. She looked at me with scared eyes. Şaşkındı ve sanki beni tanımıyor gibiydi. He was confused and seemed to not recognize me. Beni hatırlamamıştı. He didn't remember me. Tam odadan çıkarken bir ağlama sesi duydum. I heard a crying sound just as I left the room. Kulaklarıma inanamadım. I couldn't believe my ears. O koca adam ağlıyordu. That big guy was crying. Gözyaşları bana eski yılları ve unutmaya çalıştığım şeyleri hatırlattı. Tears remind me of old years and things I've been trying to forget.

Annem ben iki yaşında çok küçükken ölmüştü. My mother died when I was two years old. Babam yeniden evlendi. My father remarried. Evlendiği kadına da "anne" diyordum. I was calling the woman she married a "mom." Bu kadın bana hiç kötü davranmadı. This woman never treated me badly. Bana karşı kendi kızıymışım gibi şefkatliydi. He was kind to me like I was his own daughter. Asla bencil değildi. He was never selfish. Ama onun gerçek annem olmadığını bilmem bana acı veriyordu. But it hurts me to know she wasn't my real mother. Diğer kardeşlerimden farklı olduğumu bilmek beni çok üzüyordu. It made me very sad to know that I was different from my other brothers.

Üvey annem gerçekten harika biriydi. My stepmother was really great. Bunu inkar etmiyorum. I'm not denying it. Beni tamamen kendi evlatları, kendi çocukları gibi görürdü. He saw me as his own son, his own child. Hatta bana kendi evlatlarından daha çok önem verirdi. He even cared more about me than his own children. Üvey anneme bütün sırlarımı anında söylerdim.. Babam gibi severdim onu da. I would tell my stepmother all my secrets instantly.

Sadece o komşulara ya da misafirlere benden bahsederken "Bu benim öz kızım değil, eşimin kızı.” dediğinde alınırdım. I would only be taken when she said to me, "This is not my own daughter, my wife's daughter." İşte o zaman, onun annem olmadığını hissederdim. That's when I felt she wasn't my mother. Ve asla da annem olmayacaktı. And she would never be my mother. Annem olmak  için çok gençti zaten. He was too young to be my mother.

Ve büyüdüm. And I grew up. Çok güzel bir kız oldum. I became a beautiful girl. Ailedeki en güzel kızdım. I was the most beautiful girl in the family. Akrabalar da dahil olmak üzere bütün erkekler benimle evlenmek istiyordu ama ben reddediyordum. Alle Männer, auch Verwandte, wollten mich heiraten, aber ich lehnte ab. All the men, including relatives, wanted to marry me, but I refused. Evliliğe şiddetle karşı çıkıyordum. I was violently opposing marriage. Ömrümün sonuna kadar bekar kalsam da asla evlenmeyi istemiyordum. Even if I was single for the rest of my life, I never wanted to get married. Evlilikten korkuyordum. I was afraid of marriage. Evlenirsem ve bir çocuğum olursa annem gibi ölüp çocuğumu tek başına bırakırım diye korkuyordum. I was afraid that if I married and I had a child, I would die like my mother and leave my child alone. Evleneceğim kişiyi, annemin babama yaptığı gibi acılar içerisinde bırakmak istemiyordum. I didn't want to leave the person I would marry in pain like my mother did to my father. Babamın üzüntüsü hala geçmemişti. My father's grief was still not over.

Babamın beni hep annemin bir kopyası olarak gördüğünü hissederdim.Annemi çok sevdiğini ve onu asla unutmayacağını hissederdim. I used to feel that my father always saw me as a copy of my mother. İkinci eşini yani şu anki üvey annemi sevdiğinden çok daha fazla seviyordu annemi. She loved her second wife, my current stepmother more than she loved her. Gerçekten çok seviyordu... He really loved it ...

... ...

O gün ağladım... O gün çok ağladım. That day I cried ... That day I cried a lot. Ben ağlarken üvey annem geldi ve bana benimle evlenmek isteyen yeni birinin söyledi. When I was crying my stepmother came and told me a new one who wanted to marry me. Bana bu yeni adayın özelliklerinden bahsetti ama onu duymuyordum bile. He told me about the qualities of this new candidate, but I didn't even hear him. Bambaşka bir dünyadaydım. I was in a whole different world. Babamın annemle olan evliliğini ve onların ne kadar mutlu olduğunu düşündüm. I thought about my father's marriage to my mother and how happy they were. Üvey annem: My step mother:

-Harika bir adam. - He's a great guy. Onun gibisini bulamazsın. You can't find one like him.

dedi. said.

Ama ben ona şöyle diyerek bağırdım: But I yelled at him saying:

-Demek harika bir adam. -So he's a great guy. Kendi kızınla evlendir o zaman! Marry your own daughter! Niye evlendirmek istediğin kişi benim? Why am I the one you want to marry? Niye kızını evlendirmiyorsun? Why don't you marry your daughter? Kızın benden sadece beş yaş küçük, on sekiz yaşında. Your daughter is only five years younger than me, eighteen years old.

Üvey annemin rengi bembeyaz oldu. My stepmother's color turned white. Benden böyle davranmamı ve ona bu şekilde saldırmamı beklemiyordu. He didn't expect me to behave like this and attack him like that. Sesini çıkarmadı.İşte o zaman kendimi suçlu hissettim. That's when I felt guilty. Hayatı boyunca ona böyle yapmamı hak edecek hiçbir şey yapmamıştı. He's never done anything in his life that deserves me to do that to him. Pişman oldum ve özür dilemek için koşarak yanına gittim. I regretted it and ran over to apologize. Hiçbir şey olmamış gibi bana kollarını açtı.Beni affetti. He opened his arms at me as if nothing had happened. He forgave me.

Babam ise beni hiçbir zaman evlenmeye zorlamamıştı. My father never made me marry. İstediğimi yapmama izin vermişti. He let me do what I wanted. Hayatıma karışmak istememişti. He didn't want to interfere with my life.

Evet arkadaşlar, bu bölüm çok uzun olmasın diye bu hikayeyi iki kısma ayırmak istedim. Yeah, guys, I wanted to split this story into two parts so that this episode wasn't too long. Bu birinci kısımdı. That was part one. İkinci kısmı da bir sonraki bölümde paylaşacağım. I will share the second part in the next section. Kendinizi iyi bakın. Take good care of yourself. Hoşça kalın! Goodbye!