×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.


image

Nur's Turkish Coffee, A story-Two Sisters/Bir hikaye-İki Kız Kardeş

A story-Two Sisters/Bir hikaye-İki Kız Kardeş

9.BÖLÜM

İnternet sitemde bölümle ilgili bir test var. Sakın kaçırma!

İKİ KIZ KARDEŞ

Merhaba arkadaşlar, 9. bölüme hoş geldiniz. Bugün sizinle bir hikaye paylaşacağım. Bu hikayeyi bir edebiyat dergisinde okumuştum. Sizin için hazırlamak istedim. Anlayabilmeniz için hikayeyi kısalttım, basitleştirdim ve zor kelimeleri değiştirdim. Hikayenin adı "İKİ KIZ KARDEŞ" . Yazarı da "Duygu Çayırcıoğlu."

Bu bölüm size biraz zor gelebilir. O yüzden size bazı tavsiyelerim var. Bilgisayarınızı açın, internet siteme gidin ve bu bölümü aynı anda hem dinleyin hem de okuyun. Bilmediğiniz kelimeler varsa sözlükten anlamlarına bakın. Ve bu bölümü tekrar tekrar dinleyin.Yürüyüş yaparken dinleyebilirisniz, temizlik yaparken dinleyebilirsiniz, otobüsteyken dinleyebilirsiniz. Tekrar gerçekten çok önemli

Böyle yaparsanız bu bölüm sizin için çok faydalı olur.

Bölüme başlamadan önce her zamanki gibi bazı kelimelerin anlamlarını açıklamaya çalışacağım.

Birinci kelimemiz"beter" kelimesi. Beter kelimesi yazılış olarak İngilizce'deki better kelimesine çok benziyor ama anlamı aynı değil. İngilizce'deki better kelimesi "daha iyi" demek. Ama Türkçe'de kullandığımız "beter" kelimesi tam tersine "daha kötü" demek.Nedenini bilmiyorum. Mesela sınav oldunuz ve sınavdan 50 aldınız. Sonra arkadaşınızın yanına gittiniz ve sınav sonucum çok kötü! 50 almışım. dediniz. O da size "benimki daha beter 30 aldım diyebilir. Yani benimki daha kötü.

İkinci kelimemiz beddua kelimesi.Beddua kelimesi kötü dua demek. Yani biri için dua ediyorsunuz ama kötü bir dua ediyorsunuz .yani ona kötü bir şeyler olmasını istiyorsunuz. Örnek olarak meselaa Allah senin belanı versin, daha fazla örnek vermek istemiyorum zaten kullanmamlısınız bence

Üçüncü kelimemiz "koca" kelimesi. Koca bir kadının evlendiği adama deniyor. Mesela ben evlenirsem evlendiğim adam benim kocam oluyor. Koca kelimesini sadece erkekler için kullanıyoruz. Kadınlar için ise "karı" kelimesini kullanıyoruz. Yani o senin kocan oluyor sen de onun karısı oluyorsun. Hatta evlenirken, nikah töreninde şöyle denir " Ben de sizi karı-koca ilan ediyorum."

Dördüncü kelimemiz ise "kıskanmak"kelimesi. Kıskanmak ne demek ? Mesela ben ve sen arkadaşız. Ve senin çok güzel bir kıyafetin var. Ben o kıyafeti çok beğeniyorum ve benim olmasını istiyorum. Ama o senin kıyafetin. Ben de bunu kıskanıyorum ve mesela senin kıyafetinin üzerine kahve döküyorum, ya da senin kıyafetini kesiyorum. İşte buna kıskanmak deniyor. Ben seni kıskanıyorum. Senin kıyafetini kıskanıyorum. Ben kıskançlık yapıyorum. Ben kıskancım. Kıskanç bir insanım.

Beşinci kelimemiz ise "ceset"kelimesi. Ceset demek insan demek ama ölü bir insan. Yani ölü bir insanın vücuduna ceset deniyor.

Dediğim gibi çok fazla bilmediğiniz kelime olabilir hepsini açıklayamayacağım. O yüzden fazla uzatmadan bölüme başlayalım.

İKİ KIZ KARDEŞ

Sabah olmadan bu işi bitirmek için köydeki eve doğru yola çıktım. Etraf çok sessizdi. Cesedi ortadan kaldırmak için aklıma ilk gelen yer bu köy evi olmuştu. Buna ellerimdeki kanı yıkarken karar vermiştim. Köydeki evin bahçesine gömecektim onu.

İzin verin size hikayeyi en baştan anlatayım. Size Melek'ten, Adem'den, annemle babamdan ve bir de ninemden bahsedeyim. Beş yaşına kadar dünya benim için dönüyor sanırdım. Duvarlar benim fotoğraflarımla doluydu. Sonra bir gün annem ve babam bana hayatımın en kötü haberini verdiler. "Bir kardeşin oldu." Pembe kıyafetler giymiş olan minik bebeği bana uzattılar. "Öp kardeşini" dediler. Melek hayatımda gördüğüm en güzel şeydi. Güzelliği beni korkutmuştu. O an hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlamıştım.

Bana " Artık kocaman oldun! Ablasın" dediler. Şoktaydım. Dünya artık benim için dönmüyor, Melek için dönüyordu. Günler benim için çok zor geçmeye başladı. Kıskançlık bütün bedenimi ele geçirmişti. Planlar yapmaya başladım fındık kadar aklımla. Bir defasında, o iri gözlerine parmağımı soktum. Başka bir sefer, nefessiz kalması için burnuna leblebi soktum. Kulağına mum akıttım. Yüzüne yastık bastım.Üstüne oturdum. Sokaktan geçen kedinin bokunu mamasına karıştırdım. Rüzgardan hasta olsun diye kapıyı ve pencereyi sonuna kadar açtım. Bana mısın demedi. Annem, babam veya ninem bunları fark ettiklerinde bana kızdılar. "Kardeşini rahat bırak!" dediler. Ağzıma terlikle vurdular.

Melek evin güzel kızıydı, bana da oğlanmışım gibi davrandılar. Evdeki bütün işleri bana yaptırdılar. Gülperi koş iki ekmek al, yerleri temizle Gülperi, kardeşinin altını değiştir Gülperi, ninenin dişlerini bardağa koy, babanın terliklerini getir. On sekiz yaşıma girer girmez elime anahtarı verdiler, eski arabamızla çarşıya pazara her yere beni gönderdiler. Direksiyonun başında durdukça kadınlıktan uzaklaştım. Kardeşim büyüdükçe güzelleşti, bense kıskançlığımdan mıdır nedir bilinmez çirkinleştim. O bir hanımefendi gibiydi, bense bir oğlan çocuğu!

İyice büyüdük. Mahallenin en yakışıklıları, en zenginleri onu istedi; o ise okumayı tercih etti. Beni sadece ilkokula kadar okutan ailem "Hemen!" dediler. "Melek'imizi okutalım." Yemeklerin etini sebzesini seçip ona yedirdiler, bana suyunu içirdiler. Yediği bir yemiş acı veya ekşi çıktığında "Ver ablan yesin" dediler. Melek de şımardıkça şımardı, ben ezildikçe ezildim. Beddualar ettim arkasından, tesir etmedi, işe yaramadı. Son çare büyülere, muskalara sarıldım. O da işe yaramadı. Ne istediyse oldu. Her şeyi aldı.

25 yıllık ömrümün 20 yılı Melek'i kıskanmakla geçti. Kıskanmak zor iş. Sadece yaşayan bilir zorluğunu. Baktım artık yapamıyorum, yüreğim daha fazla dayanmıyor, evden ayrılmaya kadar verdim. Pes ettim yani. Tabi öyle hemen çekip gidemedim. Bir koca bulmalıydım önce. Ben koca ararken Adem çıkıp geldi. Adem'i ilk görüp seven bendim. Tahmin edersiniz ki o da Melek'in oldu.

Arabayla yukarı çıktıkça camdan içeri dolan köy havası üzerimdeki kan kokusunu dağıtıyordu.

Eve vardığımda benden çaldıkları çocukluğum geldi gözlerimin önüne. Melek'i kucağıma verdikleri o gün geldi. Hemen arabadan indim. Bagajı açtım. Adem'in cansız bedenine baktım. Akan kan bagaja dolmasın diye kilerden aldığım bir çuvalı geçirmiştim kafasına.

Birbirleri için delirdiklerini, evleneceklerini duyurmuşlardı.

Bir kaç gün hastayım diye yalan söyleyip odama kapandım. Sonra şeytanla kafa kafaya verdim. Şeytan benden daha öfkeliydi. Mantıklı olmalıydık. Şeytan çok acımasızdı, bense ona göre daha merhametli. Sonunda bir orta yol bulduk. Yine de şeytan bana fısıldadı. "Asıl kurtulman gereken kız kardeşin!" dedi. Bense "Hayır!" dedim. "Ona bu kadarı yeter. Bu onun için ölümden de beter."

Her şeyi aldığı gibi Adem'i de almıştı Melek. Bu kavgayı kim başlatmıştı? Melek mi yoksa ben mi? Yoksa annem ve babam mı? Bilmiyorum. Zaten artık bunların hiçbir önemi yoktu.

Bir gün annemle babam evde yokken Melek'i görmeye gelmişti Adem. Bilmiyordu ki evde bir tek ben varım. Aldım bunu içeriye. "Git bak" dedim. "Sevgilin seni mutfakta bekliyor." Önce tavayı geçirdim kafasına. Sonra da kafasını mermere vura vura akıttım kanını. Bilerek oraya akıttım ki temizlemesi kolay olsun. Bir saat içinde tertemiz yaptım mutfağı. Sonra bunun arabasını aldığım gibi köy evine gittim.

Önce kazma küreği indirdim arabadan, sonra da cesedi. Çok ağırdı. Evin arka bahçesine kadar sürükledim onu. En uygun yeri bulup kazmaya başladım. Kazdıkça rahatladım. Öfkem azaldı. Sonra Adem'i kazdığım çukura yuvarladım. Ardından hızlı hızlı üzerine toprak attım. Saatlerce uğraşıp açtığım çukur dakikalar içinde kapandı. İşim bitince bindim arabaya, çıktım yola. Hayatımda ilk defa kendimi Melek'ten daha üstün hissettim. Melek'e karşı ilk zaferimdi bu. Onun o hiçbir şeyden habersiz güzel suratını görmek ve Adem'in ona bir daha geri dönmeyeceğini bilmenin huzuruyla banyo yapmak istiyordum.

Eve girdiğimde herkes uyuyordu. Çıkıp Melek'in odasına baktım. Melekler gibi uyuyordu.Çok masum görünüyordu. Muhtemelen rüyasında Adem'i görüyordu. Zaten bundan sonra ancak rüyasında görürdü onu.

Düğünü de rüyasında yaparlardı artık. Banyoya girdim ve sıcak bir duş aldım. Sonra mutfağa gidip mükemmel bir kahvaltı hazırladım.Çay demledim.

Evdekiler mutfaktan gelen mis kokuları alıp birer birer geldiler. "Hayırdır?" dediler. "İçimden geldi." dedim. "Melek'e, biricik kız kardeşime düğününden önce şöyle güzel bir pazar kahvaltısı hazırlayayım istedim." Gülümsedim. Işıldayan mermer tezgaha baktım.


A story-Two Sisters/Bir hikaye-İki Kız Kardeş A story-Two Sisters/One story-Two Sisters

9.BÖLÜM KAPITEL 9 I SECTION 9

İnternet sitemde bölümle ilgili bir test var. Auf meiner Website gibt es einen Test für die Abteilung. I have a section related test on my website. Sakın kaçırma! Verpassen Sie nicht! Don't miss out!

İKİ KIZ KARDEŞ ZWEI SCHWESTERN TWO SISTERS

Merhaba arkadaşlar, 9. bölüme hoş geldiniz. Hello guys, welcome to chapter 9. Bugün sizinle bir hikaye paylaşacağım. I'm going to share a story with you today. Bu hikayeyi bir edebiyat dergisinde okumuştum. I had read this story in a literary magazine. Sizin için hazırlamak istedim. I wanted to prepare it for you. Anlayabilmeniz için hikayeyi kısalttım, basitleştirdim ve zor kelimeleri değiştirdim. I shortened the story, simplified it, and changed the difficult words for you to understand. Hikayenin adı "İKİ KIZ KARDEŞ" . The name of the story is "TWO SISTERS". Yazarı da "Duygu Çayırcıoğlu." The author is "Duygu Çayırcıoğlu."

Bu bölüm size biraz zor gelebilir. This section may seem a little difficult for you. O yüzden size bazı tavsiyelerim var. So I have some advice for you. Bilgisayarınızı açın, internet siteme gidin ve bu bölümü aynı anda hem dinleyin hem de okuyun. Turn on your computer, go to my website and listen and read this section at the same time. Bilmediğiniz kelimeler varsa sözlükten anlamlarına bakın. If there are words you do not know, see their meaning from the dictionary. Ve bu bölümü tekrar tekrar dinleyin.Yürüyüş yaparken dinleyebilirisniz, temizlik yaparken dinleyebilirsiniz, otobüsteyken dinleyebilirsiniz. And listen to this episode over and over again. Tekrar gerçekten çok önemli Really important again

Böyle yaparsanız  bu bölüm sizin için çok faydalı olur. If you do, this section will be very useful for you.

Bölüme başlamadan önce her zamanki gibi bazı kelimelerin anlamlarını açıklamaya çalışacağım. Before starting the chapter, I will try to explain the meanings of some words as usual.

Birinci kelimemiz"beter" kelimesi. Our first word is "beter". Beter kelimesi yazılış olarak İngilizce'deki better kelimesine çok benziyor ama anlamı aynı değil. The word Beter is very similar to the word better in English, but its meaning is not the same. İngilizce'deki better kelimesi "daha iyi" demek. The word better in English means "better". Ama Türkçe'de kullandığımız "beter" kelimesi tam tersine "daha kötü" demek.Nedenini bilmiyorum. But the word "beter", which we use in Turkish, on the contrary, means "worse". I don't know why. Mesela sınav oldunuz ve sınavdan 50 aldınız. For example, you took the exam and got 50 from the exam. Sonra arkadaşınızın yanına gittiniz ve sınav sonucum çok kötü! Then you went to your friend and my test result is very bad! 50 almışım. I got 50. dediniz. You said. O da size "benimki daha beter 30 aldım diyebilir. He may say to you, "I got 30 worse than mine. Yani benimki daha kötü. So mine is worse.

İkinci kelimemiz beddua kelimesi.Beddua kelimesi kötü dua demek. Our second word is the word beddua. The word bedidua means bad prayer. Yani biri için dua ediyorsunuz ama kötü bir dua ediyorsunuz .yani ona kötü bir şeyler olmasını istiyorsunuz. So you pray for someone, but you pray badly. So you want something bad to happen to him. Örnek olarak meselaa Allah senin belanı versin, daha fazla örnek vermek istemiyorum zaten kullanmamlısınız bence For example, for example, God give you trouble, I don't want to give any more examples.

Üçüncü kelimemiz "koca" kelimesi. Our third word is "husband". Koca bir kadının evlendiği adama deniyor. It's called the man who married a big woman. Mesela ben evlenirsem evlendiğim adam benim kocam oluyor. For example, if I get married, the man I married gets my husband. Koca kelimesini sadece erkekler için kullanıyoruz. We use the word husband only for men. Kadınlar için ise "karı" kelimesini kullanıyoruz. For women, we use the word "profit". Yani o senin kocan oluyor sen de onun karısı oluyorsun. So he's my husband, and I'm his wife. Hatta evlenirken, nikah töreninde şöyle denir " Ben de sizi karı-koca ilan ediyorum." Even when you are getting married, the wedding ceremony says, "I declare you husband and wife."

Dördüncü kelimemiz ise "kıskanmak"kelimesi. Our fourth word is "envy". Kıskanmak ne demek ? What does it mean to be jealous? Mesela ben ve sen arkadaşız. For example me and you are friends. Ve senin çok güzel bir kıyafetin var. And you have a very nice outfit. Ben o kıyafeti çok beğeniyorum ve benim olmasını istiyorum. I like that outfit very much and I want it to be mine. Ama o senin kıyafetin. But it's your dress. Ben de bunu kıskanıyorum ve mesela senin kıyafetinin üzerine kahve döküyorum, ya da senin kıyafetini kesiyorum. I am jealous of this and for example I pour coffee on your clothes or cut your clothes. İşte buna kıskanmak deniyor. This is called envy. Ben seni kıskanıyorum. I'm jealous of you. Senin kıyafetini kıskanıyorum. I'm jealous of your outfit. Ben kıskançlık yapıyorum. I'm jealous. Ben kıskancım. I am jealous. Kıskanç bir insanım. I'm a jealous person.

Beşinci kelimemiz ise "ceset"kelimesi. Our fifth word is the word "corpse". Ceset demek insan demek ama ölü bir insan. A corpse means a human, but a dead person. Yani ölü bir insanın vücuduna ceset deniyor. So a dead person's body is called a corpse.

Dediğim gibi çok fazla bilmediğiniz kelime olabilir hepsini açıklayamayacağım. As I said, there may be words that you do not know too much. O yüzden fazla uzatmadan bölüme başlayalım. So let's start the episode without further ado.

İKİ KIZ KARDEŞ TWO SISTERS

Sabah olmadan bu işi bitirmek için köydeki eve doğru yola çıktım. To finish this work in the morning, I headed home to the village. Etraf çok sessizdi. It was very quiet around. Cesedi ortadan kaldırmak için aklıma ilk gelen yer bu köy evi olmuştu. The first place that came to my mind to remove the corpse was this village house. Buna ellerimdeki kanı yıkarken karar vermiştim. I decided this when washing the blood in my hands. Köydeki evin bahçesine gömecektim onu. I would bury him in the garden of the house in the village.

İzin verin size hikayeyi en baştan anlatayım. Let me tell you the story from the beginning. Size Melek'ten, Adem'den, annemle babamdan ve bir de ninemden bahsedeyim. Let me tell you about Melek, Adam, my parents and my grandmother. Beş yaşına kadar dünya benim için dönüyor sanırdım. Until I was five, I thought the world was turning for me. Duvarlar benim fotoğraflarımla doluydu. The walls were filled with my photos. Sonra bir gün annem ve babam bana hayatımın en kötü haberini verdiler. Then one day my parents gave me the worst news of my life. "Bir kardeşin oldu." "You had a brother." Pembe kıyafetler giymiş olan minik bebeği bana uzattılar. They handed the little baby dressed in pink clothes to me. "Öp kardeşini" dediler. They said, "Kiss your brother." Melek hayatımda gördüğüm en güzel şeydi. The angel was the best thing I have ever seen in my life. Güzelliği beni korkutmuştu. Her beauty scared me. O an hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlamıştım. At that moment, I understood that nothing would be the same.

Bana " Artık kocaman oldun! He said to me, "You're huge now! Ablasın" dediler. They said "sister". Şoktaydım. I was shocked. Dünya artık benim için dönmüyor, Melek için dönüyordu. The world was not turning for me anymore, it was turning for Melek. Günler benim için çok zor geçmeye başladı. The days started to be very difficult for me. Kıskançlık bütün bedenimi ele geçirmişti. Jealousy had taken over my whole body. Planlar yapmaya başladım fındık kadar aklımla. I started making plans with my mind as much as nuts. Bir defasında, o iri gözlerine parmağımı soktum. Once, I put my finger in those big eyes. Başka bir sefer, nefessiz kalması için burnuna leblebi soktum. Another time, I put a chickpea in his nose to keep him breathless. Kulağına mum akıttım. I poured candles in your ear. Yüzüne yastık bastım.Üstüne oturdum. I pressed a pillow on his face. Sokaktan geçen kedinin bokunu mamasına karıştırdım. I mixed the cat shit passing through the street into the food. Rüzgardan hasta olsun diye kapıyı ve pencereyi sonuna kadar açtım. I opened the door and the window all the way to get sick from the wind. Bana mısın demedi. He didn't say to me. Annem, babam veya ninem bunları fark ettiklerinde bana kızdılar. When my mother, father, or grandmother noticed them, they got angry with me. "Kardeşini rahat bırak!" "Leave your brother alone!" dediler. they said. Ağzıma terlikle vurdular. They hit my mouth with slippers.

Melek evin güzel kızıydı, bana da oğlanmışım gibi davrandılar. Melek was the beautiful girl of the house, and they treated me like a son. Evdeki bütün işleri bana yaptırdılar. They made me do all the work at home. Gülperi koş iki ekmek al, yerleri temizle Gülperi, kardeşinin altını değiştir Gülperi, ninenin dişlerini bardağa koy, babanın terliklerini getir. Run Gülperi, buy two breads, clean the floors Gülperi, change the bottom of your brother Gülperi, put the grandmother's teeth in the glass, bring your father's slippers. On sekiz yaşıma girer girmez elime anahtarı verdiler, eski arabamızla çarşıya pazara her yere beni  gönderdiler. As soon as I was eighteen, they handed me the key and sent me to the market everywhere with our old car. Direksiyonun başında durdukça kadınlıktan uzaklaştım. As I stood behind the wheel, I moved away from femininity. Kardeşim büyüdükçe güzelleşti, bense kıskançlığımdan mıdır nedir bilinmez çirkinleştim. My brother got better as he grew up, and I became ugly because of my jealousy. O bir hanımefendi gibiydi, bense bir oğlan çocuğu! He was like a lady, and I am a boy!

İyice büyüdük. We grew up well. Mahallenin en yakışıklıları, en zenginleri onu istedi; o ise okumayı tercih etti. The most handsome and richest people in the neighborhood wanted him; he preferred to read. Beni sadece ilkokula kadar okutan ailem "Hemen!" My family, who has just taught me until primary school, says "Immediately!" dediler. they said. "Melek'imizi okutalım." "Let's read our Melek." Yemeklerin etini sebzesini seçip ona yedirdiler, bana suyunu içirdiler. They chose the meat and vegetables of the dishes and fed them, they made me drink their juice. Yediği bir yemiş acı veya ekşi çıktığında "Ver ablan yesin" dediler. They said "Give your sister to eat" when a nut that eats is bitter or sour. Melek de şımardıkça şımardı, ben ezildikçe ezildim. The angel was spoiled as I spoiled, I was crushed as I was crushed. Beddualar ettim arkasından, tesir etmedi, işe yaramadı. I did the curse, it didn't work, it didn't work. Son çare büyülere, muskalara sarıldım. As a last resort, I hugged spells and amulets. O da işe yaramadı. It didn't work either. Ne istediyse oldu. Whatever he wanted was. Her şeyi aldı. He took everything.

25 yıllık ömrümün 20 yılı Melek'i kıskanmakla geçti. 20 years of my 25 years of life have passed with envy of Melek. Kıskanmak zor iş. Jealous work. Sadece yaşayan bilir zorluğunu. Only the living knows its hassle. Baktım artık yapamıyorum, yüreğim daha fazla dayanmıyor, evden ayrılmaya kadar verdim. I looked, I can't do it anymore, my heart doesn't last any longer, I gave it until I left home. Pes ettim yani. So I gave up. Tabi öyle hemen çekip gidemedim. Of course, I could not just go away. Bir koca bulmalıydım önce. I had to find a husband first. Ben koca ararken Adem çıkıp geldi. While I was looking for a husband, Adam came out. Adem'i ilk görüp seven bendim. I was the first to see and love Adam. Tahmin edersiniz ki o da Melek'in oldu. You guessed that it was Melek's.

Arabayla yukarı çıktıkça camdan içeri dolan köy havası üzerimdeki kan kokusunu dağıtıyordu. The village air filled in the window as I climbed up the car, scattering the smell of blood on me.

Eve vardığımda benden çaldıkları çocukluğum geldi gözlerimin önüne. When I got home, my childhood, which they stole from me, came before my eyes. Melek'i kucağıma verdikleri o gün geldi. The day they gave Melek to my lap came. Hemen arabadan indim. I got out of the car immediately. Bagajı açtım. I opened the trunk. Adem'in cansız bedenine baktım. I looked at the lifeless body of Adam. Akan kan bagaja dolmasın diye kilerden aldığım bir çuvalı geçirmiştim kafasına. I put a sack on the head that I bought from the cellar so that the blood was not filled into the trunk.

Birbirleri için delirdiklerini, evleneceklerini duyurmuşlardı. They announced that they were going crazy for each other and they were getting married.

Bir kaç gün hastayım diye yalan söyleyip odama kapandım. I lied for a few days and closed my room. Sonra şeytanla kafa kafaya verdim. Then I gave head to head with the devil. Şeytan benden daha öfkeliydi. Satan was more angry than me. Mantıklı olmalıydık. We should have made sense. Şeytan çok acımasızdı, bense ona göre daha merhametli. Satan was very cruel, and I am more merciful than him. Sonunda bir orta yol bulduk. We finally found a middle ground. Yine de şeytan bana fısıldadı. Still, the devil whispered to me. "Asıl kurtulman gereken kız kardeşin!" "Your sister should get rid of it!" dedi. said. Bense "Hayır!" I said "No!" dedim. I said. "Ona bu kadarı yeter. "That's enough for him. Bu onun için ölümden de beter." This is worse than death for him. "

Her şeyi aldığı gibi Adem'i de almıştı Melek. As he took everything, Melek had taken Adam. Bu kavgayı kim başlatmıştı? Who started this fight? Melek mi yoksa ben mi? Angel or me? Yoksa annem ve babam mı? Or my mom and dad? Bilmiyorum. I do not know. Zaten artık bunların hiçbir önemi yoktu. Anyway, it didn't matter anymore.

Bir gün annemle babam evde yokken Melek'i görmeye gelmişti Adem. One day Adem came to see Melek when my parents were not at home. Bilmiyordu ki evde bir tek ben varım. He didn't know that I was the only one in the house. Aldım bunu içeriye. I bought it in. "Git bak" dedim. I said "go look". "Sevgilin seni mutfakta bekliyor." "Your lover is waiting for you in the kitchen." Önce tavayı geçirdim kafasına. First I put the pan on his head. Sonra da kafasını mermere vura vura akıttım kanını. Then I poured his head on the marble. Bilerek oraya akıttım ki temizlemesi kolay olsun. I deliberately flowed there so that it was easy to clean. Bir saat içinde tertemiz yaptım mutfağı. I made the kitchen clean in an hour. Sonra bunun arabasını aldığım gibi köy evine gittim. Then I went to the village house as I bought this car.

Önce kazma küreği indirdim arabadan, sonra da cesedi. First I dropped the digging shovel from the car, and then the corpse. Çok ağırdı. It was very heavy. Evin arka bahçesine kadar sürükledim onu. I dragged her to the backyard of the house. En uygun yeri bulup kazmaya başladım. I found the most suitable place and started digging. Kazdıkça rahatladım. I was relieved as I dig. Öfkem azaldı. My anger decreased. Sonra Adem'i kazdığım çukura yuvarladım. Then I rolled Adam into the hole I dug. Ardından hızlı hızlı üzerine toprak attım. Then I threw soil on it fast. Saatlerce uğraşıp açtığım çukur dakikalar içinde kapandı. The pit I worked for hours closed in minutes. İşim bitince bindim arabaya, çıktım yola. When I was done, I got in the car, got off the road. Hayatımda ilk defa kendimi Melek'ten daha üstün hissettim. It was the first time in my life that I felt superior to Melek. Melek'e karşı ilk zaferimdi bu. This was my first victory over Melek. Onun o hiçbir şeyden habersiz güzel suratını görmek ve Adem'in ona bir daha geri dönmeyeceğini bilmenin huzuruyla banyo yapmak istiyordum. I wanted to see her beautiful face unaware of that thing and take a bath with the peace of mind that Adam would never return to her.

Eve girdiğimde herkes uyuyordu. Everyone was asleep when I entered the house. Çıkıp Melek'in odasına baktım. I went out and looked at Melek's room. Melekler gibi uyuyordu.Çok masum görünüyordu. She was sleeping like angels. She looked very innocent. Muhtemelen rüyasında Adem'i görüyordu. He was probably seeing Adam in his dream. Zaten bundan sonra ancak rüyasında görürdü onu. After that, he would only see him in his dream.

Düğünü de rüyasında yaparlardı artık. They would do the wedding in their dreams now. Banyoya girdim ve sıcak bir duş aldım. I entered the bathroom and took a hot shower. Sonra mutfağa gidip mükemmel bir kahvaltı hazırladım.Çay demledim. Then I went to the kitchen and prepared an excellent breakfast.

Evdekiler mutfaktan gelen mis kokuları alıp birer birer geldiler. The people at home took odors from the kitchen and came one by one. "Hayırdır?" "What's up?" dediler. they said. "İçimden geldi." "It came from me." dedim. I said. "Melek'e, biricik kız kardeşime düğününden önce şöyle güzel bir pazar kahvaltısı hazırlayayım istedim." "I wanted to make a nice Sunday breakfast for Melek and my only sister before the wedding." Gülümsedim. I smiled. Işıldayan mermer tezgaha baktım. I looked at the shining marble counter.