×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.


image

Kaderi Değiştiren, Sabırsızlığın Sonucu

Sabırsızlığın Sonucu

Hiç birşey için sabırsızlanıp, gereğinden önce davranarak işleri karıştırdığınız oldu mu? Kimi zaman sabırlı olmazsak ciddi bir zarara neden olabiliriz. Şimdi gerçek bir olaydan uyarlanan bir öyküyü düşünün. Bir zamanlar, bir inşaat firması tıpkı kendi mahallenizde gördükleriniz gibi betonarme bir bina yapıyordu. İnşaat işçileri her gün betonun döküleceği tahtadan kalıpları yapıyorlardı. Tahta kalıbı destekleyen pek çok kereste vardı, çünkü beton ağırdır ve sertleşmeden önce çok iyi desteklenmesi gerekir. Bir kat beton döküldüğünde, betonun maksimum gücünün % 98'ine erişmesi için o katın desteklerinin en az 28 gün yerinde kalması gerekir. Kalıp desteklerini erken çıkarırsanız, beton sağlam olmayacağından bina çökebilir. Bu kurala göre, işçiler ayda yaklaşık üç kat inşa edebilirdi. Yani, herhangi bir zamanda, beton sertleşirken üç katın desteklenmesi gerekirdi. Belki bir inşaat alanının yanından geçmiş ve beton katların pek çok ahşap veya çelik destekle takviye edildiğini görmüşsünüzdür. Bir gün işçilerden biri yeni bir beton kat için keresteleri düzenliyordu. Ekibin ustası İrfan, işçilerden birine seslendi: “Aşağı inip bu kalıpları yapmak için daha fazla kereste getir.” Adı Hafız olan işçi kereste getirmek için aşağı indi. Keresteleri nereden aldığını tahmin edebilir misiniz? Evet, betonu hâlâ sertleşmekte olan alt katların birinden aldı. Zemine inmeye zahmet etmedi, ya da zemindeki kullanılmamış kerestelerden alması gerektiğini bilmiyordu. Bundan sonra ne olduğunu anlamışsınızdır. Hafız'ın zemindeki yeni kerestelerden aldığını düşünen İrfan, adamlarına bir sonraki katın kalıplarını ve takviyelerini yapmalarını söyledi. Onlar da kalıpları yaptılar, takviyeleri yerleştirdiler ve demir iskeleti hazırladılar. Her şey düzgün görünüyordu ve işçiler betonu dökmeye hazırdı. Ancak ağır ve yaş beton kalıplara oturmaya başladığında, alttaki desteksiz kat bunu taşıyamadı. Tüm inşaat çöktü. Hızlı bir çözüm gibi görünen şey, büyük bir soruna dönüşmüştü! Evet, kimi zaman beklememiz gerekir, beklemezsek felâkete uğrayabiliriz. Ne yazık ki çoğumuz, en azından zaman zaman, sorunlarımıza hızlı çözümler ararız. Ne kadar çabuk olursa o kadar iyi olacağını sanırız. Fakat her zaman böyle değildir. Keresteleri yanlış yerden alan adama nasıl bakardınız? Onun hatası mıydı, yoksa ustanın hatası mı? Hafız kazaya neden olmaya çalışmıyordu. Fakat hatalı bir şey yaptı ve bunun olumsuz sonuçları oldu. Hayatta “neden sonuç ilişkisi” denen doğal bir kanun vardır. Bir şey yaptığınızda veya bir karar verdiğinizde, bir şey olur. Genellikle, kötü bir şey yaptığımızda kötü sonuçlar verir. Bu, her gün birlikte yaşadığımız bir gerçek. Fakat kimi zaman kötü şeyler, sorunu etraflıca düşünmediğimiz veya acele bir karar verdiğimiz zaman meydana gelir. Durumun öyle sonuçlanmasını istememiş olsak dahi, öyle olmuştur ve buna katlanmak zorunda kalırız, kimi zaman hayatımız boyunca. Peki biz yanlış bir şey yaptığımızda veya yanlış karar verdiğimizde Allah bize nasıl davranıyor? Şansımız var ki, bunun yanıtını alabilmek için Avram'ın hayatına bir kez daha bakabiliriz! Allah'ın Avram'a bir oğul vaat ettiğini ve kendisi ile soyundan gelenlerin tüm dünyaya bir bereket kaynağı olacaklarını söylediğini hatırlıyor musunuz? Bundan kısa bir süre sonra, Avram olumsuz sonuçları olacak bir karar verdi ve hayatı boyunca buna katlanmak zorunda kaldı. Öyküye Yaratılış 16. bölüm, 1-6 ayetlerinden devam edelim: 1 Karısı Saray Avram'a çocuk verememişti. Saray'ın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı. 2 Saray Avram'a, “RAB çocuk sahibi olmamı engelledi” dedi, “Lütfen, cariyemle yat. Belki bu yoldan bir çocuk sahibi olabilirim.” Avram Saray'ın sözünü dinledi. 3 Saray Mısırlı cariyesi Hacer'i kocası Avram'a karı olarak verdi. Bu olay Avram Kenan'da on yıl yaşadıktan sonra oldu. 4 Avram Hacer'le yattı, Hacer hamile kaldı. Hacer hamile olduğunu anlayınca, hanımını küçük görmeye başladı. 5 Saray Avram'a, “Bu haksızlık senin yüzünden başıma geldi!” dedi, “Cariyemi koynuna soktum. Hamile olduğunu anlayınca beni küçük görmeye başladı. İkimiz arasında RAB karar versin.” 6 Avram, “Cariyen senin elinde” dedi, “Neyi uygun görürsen yap.” Böylece Saray cariyesine sert davranmaya başladı. Hacer onun yanından kaçtı. Allah Adem ile Havva'yı yarattığında, bir erkeğe bir kadın yarattı. Onların birliğini kutsadı ve onlara verimli olup çoğalmalarını söyledi. Ancak Adem ile Havva'nın itaatsizliği aracılığıyla dünyaya günah girdikten sonra, birden fazla kadınla evlenmek ve yatmak yaygın bir uygulama haline geldi. Ancak bu davranışın doğrudan günahla bağlantılı olduğu ve günahın bir sonucu olduğu vurgulanmalıdır. Bunu Allah buyurmadı. Yani, bir şeyin yaygın olması onun iyi olduğu anlamına gelmez. İstanbul'da kış aylarında grip yaygındır, fakat iyi değildir. Ayrıca günlük gazetelerde dekolte giyisiyle kadınların fotoğrafları da yaygındır, ancak bunun da çok iyi olduğu anlamına gelmez. Evet, Allah bize bir adama bir eş şeklindeki planını gösteriyor. O bize evlilik ilişkisinin kutsallığını gösteriyor, bu bilgece düzen bozulduğu zaman neler olduğunu da Kutsal Yazılar'da okuyoruz. Ortaya Allah'ın planında kesinlikle olmayan şeyler, acılık ve kıskançlık çıkıyor. Şimdi, hanımından kaçan Hacer'e dönelim. Bunu 7-16 ayetlerinde okuyabiliriz: 7 RAB'bin meleği Hacer'i çölde bir pınarın, Şur yolundaki pınarın başında buldu. 8 Ona, “Saray'ın cariyesi Hacer, nereden gelip nereye gidiyorsun?” diye sordu. Hacer, “Hanımım Saray'dan kaçıyorum” diye yanıtladı. 9 RAB'bin meleği, “Hanımına dön ve ona boyun eğ” dedi. 10 “Senin soyunu öyle çoğaltacağım ki, kimse sayamayacak. 11 İşte hamilesin, bir oğlun olacak, Adını İsmail8 koyacaksın. Çünkü RAB sıkıntı içindeki yakarışını işitti. 12 Oğlun yaban eşeğine benzer bir adam olacak, O herkese, herkes de ona karşı çıkacak. Kardeşlerinin hepsiyle çekişme içinde yaşayacak.9 ” 13 Hacer, “Beni gören Tanrı'yı gerçekten gördüm mü?” diyerek kendisiyle konuşan RAB'be “El-Roi”10 adını verdi. 14 Bu yüzden Kadeş'le Beret arasındaki o kuyuya Beer-Lahay-Roi adı verildi. 15 Hacer Avram'a bir erkek çocuk doğurdu. Avram çocuğun adını İsmail koydu. 16 Hacer İsmail'i doğurduğunda, Avram seksen altı yaşındaydı. Burada çok özel bir şey görüyoruz. Avram ve Saray'ın Hacer'i kuma olarak getirerek evlilik sözleşmesini çiğnemelerine rağmen, Allah hepsine merhamet gösteriyor. Hacer'in suçu değildi, cariye olarak kendisine emredileni yapıyordu. Ancak Hacer, Saray'ı küçük gördüğünde, yani ona tepeden baktığında haksızdı. Allah her ikisini de günahlarından dolayı azarlayıp sonra da terk edebilirdi. Ancak onların sabırsızlığına göz yumdu, Hacer'e bir kutsama sözü söyledi ve onun soyunun sayılamayacak kadar çok olacağını bildirdi. Bu öykü bize Allah'ın bizimle, çocuğuyla ilgilenen sadık bir ebeveynin ilgilendiği gibi ilgilendiğini gösteriyor. Bir zamanlar bir kadın yoğurt yapacakmış. Sütü pişirmiş, kabı bir havluyla sarmış ve sütün mayalanması için bir kenara bırakmış. Küçük kızına da “Sabaha kadar burada kalsın” demiş. Küçük kız yoğurdu soğuması için buzdolabına koyarak annesini memnun etmek istemiş. Ancak ne yazık ki sütün yoğurda dönüşmesi için yeteri kadar beklememiş, kabı buzdolabına koyduğunda süt henüz mayalanmamış. Annesi yatmadan önce kabı buzdolabında gördüğünde, kızına şöyle demiş: “Gördün mü yaptığını! Sana yoğurdu sabaha kadar bırakmanı söylemiştim, neden beni dinlemedin?” Kız, “Özür dilerim, anne, buzdolabına koyarsam daha çabuk soğuyacağını ve işini kolaylaştıracağını düşündüm” demiş. Annesi gülümsemiş, “Peki kızım, seni affettim. Ama unutma, bazı şeyler işe yaramak için sabır ve zaman gerektirir. Yoğurt bu şeylerden biri, yaparken kestirme yoldan gidemezsin.” Kimi zaman kestirme yollara sapmak pek iyi sonuçlar vermez. Allah'ın vaatleri söz konusu olduğunda, kestirme yollara sapmak her zaman işleri yalnızca O'nun yoluna koyabileceği şekilde karıştırır. Avram ve Saray sabırsızlandılar ve Allah'ın vaadini Kendi yöntemiyle ve Kendi belirlediği zamanda yerine getirmesini beklemediler. Bu sabırsızlığın bir hata olduğu ortaya çıktı ve aileye büyük bir gerginlik ile mutsuzluk getirdi. Ancak Allah yine de kullarını yaptıkları hatalardan dolayı terk etmedi. Bu hepimiz için ümit verici, değil mi? Evet, biz de hayatta hatalar yaparız. Biz de sabırsızlanırız ve Allah'ın vaatlerini Kendi tasarladığı şekilde yerine getirmesini beklemeyiz. Çoğunlukla da bunun sonucunda sıkıntı çekeriz. Fakat aynı zamanda ebeveynlerin çocuklarına merhametle davrandıklarını da biliriz, aynı şekilde Allah da bize hata yaptığımızda içtenlikle davranır.


Sabırsızlığın Sonucu

Hiç birşey için sabırsızlanıp, gereğinden önce davranarak işleri karıştırdığınız oldu mu? Have you ever been impatient for anything, you messed up by pretending it was necessary? Kimi zaman sabırlı olmazsak ciddi bir zarara neden olabiliriz. Sometimes, if we are not patient, we can cause serious harm. Şimdi gerçek bir olaydan uyarlanan bir öyküyü düşünün. Now imagine a story adapted from a real event. Bir zamanlar, bir inşaat firması tıpkı kendi mahallenizde gördükleriniz gibi betonarme bir bina yapıyordu. Once upon a time, a construction company was building a reinforced concrete building just like what you see in your own neighborhood. İnşaat işçileri her gün betonun döküleceği tahtadan kalıpları yapıyorlardı. Construction workers made molds of wood from which concrete was poured every day. Tahta kalıbı destekleyen pek çok kereste vardı, çünkü beton ağırdır ve sertleşmeden önce çok iyi desteklenmesi gerekir. Because there were many timber supporting the wooden formwork, the concrete is heavy and must be supported very well before it hardens. Bir kat beton döküldüğünde, betonun maksimum gücünün % 98'ine erişmesi için o katın desteklerinin en az 28 gün yerinde kalması gerekir. When a layer of concrete is poured, the supports of that layer must remain in place for at least 28 days to reach 98% of the maximum strength of the concrete. Kalıp desteklerini erken çıkarırsanız, beton sağlam olmayacağından bina çökebilir. If you remove the mold supports early, the building may collapse as the concrete will not be solid. Bu kurala göre, işçiler ayda yaklaşık üç kat inşa edebilirdi. Under this rule, workers could build about three floors per month. Yani, herhangi bir zamanda, beton sertleşirken üç katın desteklenmesi gerekirdi. That is, at any given time, three layers had to be supported when the concrete hardened. Belki bir inşaat alanının yanından geçmiş ve beton katların pek çok ahşap veya çelik destekle takviye edildiğini görmüşsünüzdür. Perhaps you have passed a construction site and found that the concrete floors are reinforced with many wooden or steel supports. Bir gün işçilerden biri yeni bir beton kat için keresteleri düzenliyordu. One day, one of the workers was building timber for a new concrete floor. Ekibin ustası İrfan, işçilerden birine seslendi: “Aşağı inip bu kalıpları yapmak için daha fazla kereste getir.” Adı Hafız olan işçi kereste getirmek için aşağı indi. İrfan, the master of the team, called one of the workers: in Go down and bring more timber to make these molds. Işçi The worker, Hafez, went down to bring timber. Keresteleri nereden aldığını tahmin edebilir misiniz? Can you guess where he got the lumber? Evet, betonu hâlâ sertleşmekte olan alt katların birinden aldı. Yeah, he took the concrete from one of the lower floors that were still hardening. Zemine inmeye zahmet etmedi, ya da zemindeki kullanılmamış kerestelerden alması gerektiğini bilmiyordu. He didn't bother to get down to the floor, or he didn't know he had to buy unused timber on the floor. Bundan sonra ne olduğunu anlamışsınızdır. You understand what happened next. Hafız'ın zemindeki yeni kerestelerden aldığını düşünen İrfan, adamlarına bir sonraki katın kalıplarını ve takviyelerini yapmalarını söyledi. Thinking that Hafez had taken the new timber from the floor, Irfan told his men to make the formwork and reinforcements for the next floor. Onlar da kalıpları yaptılar, takviyeleri yerleştirdiler ve demir iskeleti hazırladılar. They also made the moulds, placed the reinforcements and prepared the iron skeleton. También hicieron los moldes, colocaron los refuerzos y prepararon el esqueleto de hierro. Her şey düzgün görünüyordu ve işçiler betonu dökmeye hazırdı. Everything looked in order and the workers were ready to pour the concrete. Ancak ağır ve yaş beton kalıplara oturmaya başladığında, alttaki desteksiz kat bunu taşıyamadı. However, when the heavy and wet concrete started to settle in the molds, the unsupported floor below could not support it. Tüm inşaat çöktü. Hızlı bir çözüm gibi görünen şey, büyük bir soruna dönüşmüştü! Evet, kimi zaman beklememiz gerekir, beklemezsek felâkete uğrayabiliriz. Yes, sometimes we have to wait, if we don't, we may face disaster. Ne yazık ki çoğumuz, en azından zaman zaman, sorunlarımıza hızlı çözümler ararız. Ne kadar çabuk olursa o kadar iyi olacağını sanırız. We think the sooner the better. Fakat her zaman böyle değildir. Keresteleri yanlış yerden alan adama nasıl bakardınız? How would you look at the man who took the lumber from the wrong place? Onun hatası mıydı, yoksa ustanın hatası mı? Hafız kazaya neden olmaya çalışmıyordu. Hafez was not trying to cause the accident. Fakat hatalı bir şey yaptı ve bunun olumsuz sonuçları oldu. Hayatta “neden sonuç ilişkisi” denen doğal bir kanun vardır. Bir şey yaptığınızda veya bir karar verdiğinizde, bir şey olur. Genellikle, kötü bir şey yaptığımızda kötü sonuçlar verir. Bu, her gün birlikte yaşadığımız bir gerçek. This is a reality we live with every day. Fakat kimi zaman kötü şeyler, sorunu etraflıca düşünmediğimiz veya acele bir karar verdiğimiz zaman meydana gelir. But sometimes bad things happen when we don't think through the problem or make a hasty decision. Durumun öyle sonuçlanmasını istememiş olsak dahi, öyle olmuştur ve buna katlanmak zorunda kalırız, kimi zaman hayatımız boyunca. Peki biz yanlış bir şey yaptığımızda veya yanlış karar verdiğimizde Allah bize nasıl davranıyor? Şansımız var ki, bunun yanıtını alabilmek için Avram'ın hayatına bir kez daha bakabiliriz! Allah'ın Avram'a bir oğul vaat ettiğini ve kendisi ile soyundan gelenlerin tüm dünyaya bir bereket kaynağı olacaklarını söylediğini hatırlıyor musunuz? Bundan kısa bir süre sonra, Avram olumsuz sonuçları olacak bir karar verdi ve hayatı boyunca buna katlanmak zorunda kaldı. Öyküye Yaratılış 16. bölüm, 1-6 ayetlerinden devam edelim: 1 Karısı Saray Avram'a çocuk verememişti. Saray'ın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı. 2 Saray Avram'a, “RAB çocuk sahibi olmamı engelledi” dedi, “Lütfen, cariyemle yat. Belki bu yoldan bir çocuk sahibi olabilirim.” Avram Saray'ın sözünü dinledi. 3 Saray Mısırlı cariyesi Hacer'i kocası Avram'a karı olarak verdi. 3 The palace gave her Egyptian concubine Hagar to her husband Abram as a wife. Bu olay Avram Kenan'da on yıl yaşadıktan sonra oldu. This happened after Abram lived in Canaan for ten years. 4 Avram Hacer'le yattı, Hacer hamile kaldı. Hacer hamile olduğunu anlayınca, hanımını küçük görmeye başladı. 5 Saray Avram'a, “Bu haksızlık senin yüzünden başıma geldi!” dedi, “Cariyemi koynuna soktum. 5 The palace said to Abram, “This injustice has happened to me because of you!” he said, “I put my concubine in your bosom. Hamile olduğunu anlayınca beni küçük görmeye başladı. İkimiz arasında RAB karar versin.” 6 Avram, “Cariyen senin elinde” dedi, “Neyi uygun görürsen yap.” Böylece Saray cariyesine sert davranmaya başladı. Hacer onun yanından kaçtı. Allah Adem ile Havva'yı yarattığında, bir erkeğe bir kadın yarattı. Onların birliğini kutsadı ve onlara verimli olup çoğalmalarını söyledi. He blessed their union and told them to be fruitful and multiply. Ancak Adem ile Havva'nın itaatsizliği aracılığıyla dünyaya günah girdikten sonra, birden fazla kadınla evlenmek ve yatmak yaygın bir uygulama haline geldi. But after sin entered the world through the disobedience of Adam and Eve, it became common practice to marry and sleep with more than one woman. Ancak bu davranışın doğrudan günahla bağlantılı olduğu ve günahın bir sonucu olduğu vurgulanmalıdır. However, it should be emphasized that this behavior is directly related to sin and is a result of sin. Bunu Allah buyurmadı. God did not command this. Yani, bir şeyin yaygın olması onun iyi olduğu anlamına gelmez. So, just because something is common doesn't mean it's good. İstanbul'da kış aylarında grip yaygındır, fakat iyi değildir. Ayrıca günlük gazetelerde dekolte giyisiyle kadınların fotoğrafları da yaygındır, ancak bunun da çok iyi olduğu anlamına gelmez. Evet, Allah bize bir adama bir eş şeklindeki planını gösteriyor. Yes, God shows us His plan in the form of a man to a wife. O bize evlilik ilişkisinin kutsallığını gösteriyor, bu bilgece düzen bozulduğu zaman neler olduğunu da Kutsal Yazılar'da okuyoruz. He shows us the sanctity of the marital relationship, and we read in the Scriptures what happens when this wise order is broken. Ortaya Allah'ın planında kesinlikle olmayan şeyler, acılık ve kıskançlık çıkıyor. Şimdi, hanımından kaçan Hacer'e dönelim. Bunu 7-16 ayetlerinde okuyabiliriz: 7 RAB'bin meleği Hacer'i çölde bir pınarın, Şur yolundaki pınarın başında buldu. We can read this in verses 7-16: 7 The angel of the LORD found Hagar at the head of a spring in the desert, at the spring on the road to Shur. 8 Ona, “Saray'ın cariyesi Hacer, nereden gelip nereye gidiyorsun?” diye sordu. Hacer, “Hanımım Saray'dan kaçıyorum” diye yanıtladı. 9 RAB'bin meleği, “Hanımına dön ve ona boyun eğ” dedi. 9 The angel of the LORD said, "Return to your mistress and submit to her." 10 “Senin soyunu öyle çoğaltacağım ki, kimse sayamayacak. 11 İşte hamilesin, bir oğlun olacak, Adını İsmail8 koyacaksın. Çünkü RAB sıkıntı içindeki yakarışını işitti. For the LORD heard your cry in distress. 12 Oğlun yaban eşeğine benzer bir adam olacak, O herkese, herkes de ona karşı çıkacak. 12 Your son will be a man like a wild ass, He will be against all, and all against him. Kardeşlerinin hepsiyle çekişme içinde yaşayacak.9 ” 13 Hacer, “Beni gören Tanrı'yı gerçekten gördüm mü?” diyerek kendisiyle konuşan RAB'be “El-Roi”10 adını verdi. He will live in strife with all his brethren.9 ” 13 Hagar asked, “Have I really seen the God who saw me?” He called the LORD speaking to him, “El-Roi.”10 14 Bu yüzden Kadeş'le Beret arasındaki o kuyuya Beer-Lahay-Roi adı verildi. 14 That is why that well between Kadesh and Beret was called Beer-Lachai-Roi. 15 Hacer Avram'a bir erkek çocuk doğurdu. Avram çocuğun adını İsmail koydu. 16 Hacer İsmail'i doğurduğunda, Avram seksen altı yaşındaydı. 16 Abram was eighty-six years old when Hagar gave birth to Ishmael. Burada çok özel bir şey görüyoruz. Avram ve Saray'ın Hacer'i kuma olarak getirerek evlilik sözleşmesini çiğnemelerine rağmen, Allah hepsine merhamet gösteriyor. Although Abram and Sarai break the marriage contract by bringing Hagar to the sand, God has mercy on them all. Hacer'in suçu değildi, cariye olarak kendisine emredileni yapıyordu. It wasn't Hacer's fault, she was doing what she was ordered as a concubine. Ancak Hacer, Saray'ı küçük gördüğünde, yani ona tepeden baktığında haksızdı. However, Hacer was wrong when she despised Saray, that is, when she looked down on her. Allah her ikisini de günahlarından dolayı azarlayıp sonra da terk edebilirdi. God could have rebuked both of them for their sins and then abandoned them. Ancak onların sabırsızlığına göz yumdu, Hacer'e bir kutsama sözü söyledi ve onun soyunun sayılamayacak kadar çok olacağını bildirdi. Bu öykü bize Allah'ın bizimle, çocuğuyla ilgilenen sadık bir ebeveynin ilgilendiği gibi ilgilendiğini gösteriyor. This story shows us that God cares for us as a devoted parent takes care of their child. Bir zamanlar bir kadın yoğurt yapacakmış. Once upon a time, a woman would make yogurt. Sütü pişirmiş, kabı bir havluyla sarmış ve sütün mayalanması için bir kenara bırakmış. He cooked the milk, wrapped the container with a towel, and set it aside for the milk to ferment. Küçük kızına da “Sabaha kadar burada kalsın” demiş. He said to his little daughter, "Let him stay here until morning". Küçük kız yoğurdu soğuması için buzdolabına koyarak annesini memnun etmek istemiş. The little girl wanted to please her mother by putting the yogurt in the fridge to cool. Ancak ne yazık ki sütün yoğurda dönüşmesi için yeteri kadar beklememiş, kabı buzdolabına koyduğunda süt henüz mayalanmamış. However, unfortunately, he did not wait long enough for the milk to turn into yogurt, and when he put the container in the refrigerator, the milk was not yet fermented. Annesi yatmadan önce kabı buzdolabında gördüğünde, kızına şöyle demiş: “Gördün mü yaptığını! When her mother saw the container in the refrigerator before going to bed, she said to her daughter: “See what you've done! Sana yoğurdu sabaha kadar bırakmanı söylemiştim, neden beni dinlemedin?” Kız, “Özür dilerim, anne, buzdolabına koyarsam daha çabuk soğuyacağını ve işini kolaylaştıracağını düşündüm” demiş. I told you to leave the yogurt until morning, why didn't you listen to me?" The girl said, "I'm sorry, mom, I thought if I put it in the fridge it would cool faster and make your job easier." Annesi gülümsemiş, “Peki kızım, seni affettim. Her mother smiled and said, “Okay girl, I forgive you. Ama unutma, bazı şeyler işe yaramak için sabır ve zaman gerektirir. But remember, some things take patience and time to work. Yoğurt bu şeylerden biri, yaparken kestirme yoldan gidemezsin.” Kimi zaman kestirme yollara sapmak pek iyi sonuçlar vermez. Yogurt is one of those things, you can't take a shortcut while making it." Sometimes taking shortcuts doesn't give very good results. Allah'ın vaatleri söz konusu olduğunda, kestirme yollara sapmak her zaman işleri yalnızca O'nun yoluna koyabileceği şekilde karıştırır. When it comes to God's promises, taking shortcuts always complicates things in a way that only He can put things right. Avram ve Saray sabırsızlandılar ve Allah'ın vaadini Kendi yöntemiyle ve Kendi belirlediği zamanda yerine getirmesini beklemediler. Abram and Sarai grew impatient and did not expect God to fulfill his promise in His own way and at His appointed time. Bu sabırsızlığın bir hata olduğu ortaya çıktı ve aileye büyük bir gerginlik ile mutsuzluk getirdi. Ancak Allah yine de kullarını yaptıkları hatalardan dolayı terk etmedi. However, Allah still did not abandon His servants because of the mistakes they made. Bu hepimiz için ümit verici, değil mi? That's hopeful for all of us, isn't it? Evet, biz de hayatta hatalar yaparız. Biz de sabırsızlanırız ve Allah'ın vaatlerini Kendi tasarladığı şekilde yerine getirmesini beklemeyiz. We too become impatient and do not expect God to fulfill his promises as He has designed. Çoğunlukla da bunun sonucunda sıkıntı çekeriz. Often, we suffer as a result. Fakat aynı zamanda ebeveynlerin çocuklarına merhametle davrandıklarını da biliriz, aynı şekilde Allah da bize hata yaptığımızda içtenlikle davranır. But we also know that parents treat their children with compassion, just as God treats us sincerely when we make mistakes.