×

Χρησιμοποιούμε cookies για να βελτιώσουμε τη λειτουργία του LingQ. Επισκέπτοντας τον ιστότοπο, συμφωνείς στην cookie policy.


image

Beyhan Budak, Yaş 34: Hayattan Öğrendiğim Dersler

Yaş 34: Hayattan Öğrendiğim Dersler

Merhabalar, sevgili dostum. Ben bu haziran ayının sonunda

34 yaşıma bastım. Tam olarak 34.

Daha düne kadar aslında insan 34 yaşına gelebileceğini

ihtimal vermiyorken bugün onun içinde olmak biraz garip

hissettiriyor ama aynı zamanda

bu kadar yıl sana birçok şey öğretiyor hayata dair. Daha önce

geçen sene, yaş 33 hayattan öğrendiğim dersler

isimli bir video çekmiştim ve bunu aslında her sene

çekmeyi planlıyorum, ömrüm yettiği müddetçe.

Hayattan öğrendiğim dersleri seninle paylaşacağım. Bu sene

Yaş 34 hayattan öğrendiğim

dersler videosuyla karşındayım. Bir gün çok sevdiğim bir

ağabeyimle beraber tavla oynuyorduk. Birkaç oyundan sonra her

seferinde yeniliyorum. Her seferinde yeniliyorum. Dedim ki: "Ya,

ne ballı adamsın, ne şanslı adamsın. Hep sen yeniyorsun.

Hep şanstan dolayı." "Beyhan" dedi

"Tavlada..." dedi "%80 şanstır, %20

yetenektir. Evet, kısa vadede şansla kazanabilirsin

ama uzun vadede her zaman yetenekli olan

kazanır." Uzun vadeye dikkat etmek lazım. Bu, o gün

aslında sıradan bir muhabbet gibi geçti aramızdan ama

sonrasında hayatın bana getirdikleri ile beraber bu bilgiyi

hayatımın başka bir alanına uyarladım. Bazen

çok bir şeyler istersin, koşturursun. Haklı olduğunu,

dürüst olduğunu bilirsin. O işi en iyi senin yaptığını

bilirsin. Ama bir şekilde bakarsın ki

etrafındaki insanlar hileyle hurdayla

adaletsizlikle kayırmayla senin önüne geçerler.

Ve o an sen çok isyan edersin. Yani dersin ki:

"Ben her şeyi doğru düzgün yapıyorum, dürüst yapıyorum.

Neden onlar kazanıyor? İyiler hep kaybetmek zorunda mı?

Ben, o tavla prensibini buraya uyguladığım

zaman şunun farkına vardım. Kendi hayatımda da

benzer şeyleri yaşadığım için kısa vadede evet o

dürüst olmayan insanlar kazanıyormuş gibi görünüyor ama

Emin ol, uzun vadede o dürüst olma hali

İyi olma hali, işinde becerikli olma hali her zaman

öne çıkıyor. Kısa vadeye odaklanma. Ben,

ilk başta hep bu konularda kaybettiğimi düşünsem de

uzun vadeli oyunlarda, uzun vadeli süreçlerde

hep şunu gördüm: iyiysen, dürüstsen hep sen kazanıyorsun

En azından, en kötü ihtimalle

için rahat oluyor. Öbürlerinin

bu kadar rahat olduğunu düşünmüyorum ben. Bu

seneye dair en önemli farkındalığımdan birisi

beslenme düzenimle ilgili oldu. Daha öncesinde aslında ne bulsam

yiyordum. Canımın çektiği her şeyi bu sağlıklı mı sağlıksız mı

diye ayırt etmeden

önüme geldiği şekliyle yiyordum. Ama artık vücudum

sinyal vermeye başladı. Ve piyasada bize sunulan

birçok şeyin aslında sağlıklıymış gibi

lezzetliymiş gibi görünse de arka planında

karanlık bir tarafı olduğunun farkına vardım. Ve bundan

sonra, aslında çok uzun olmayan bir zamandan bu yana

paketli gıda yememeye çalışıyorum, mecbur kalmadığım müddetçe.

Ya da dışarıda, güvenmediğim bir yerde kesinlikle

yemek yemiyorum. Dışarıda yemek yediğim

yerler sabit. Aynı yerde, devam eden süreçte yemek yiyorum.

Bakkaldan marketten o paketli

çikolataydı, kekti, bisküviydi... zaten uzun

zamandır onlara pek bakmıyordum. Ama artık bu konuda

kurallar koydum. Çünkü bedenine ne alırsan

o bir süre sonra seni etkilemeye başlıyor, olumsuz olarak

etkilemeye başlıyor. Sonrasında sağlık problemleriyle

baş başa kaldığın zaman

bu konuda pişman olmak istemezsin. Ben istemiyorum,

açıkçası. O yüzden de dediğim gibi yediğime içtiğime dikkat ediyorum.

Daha sağlıklı beslenmeye özen gösteriyorum. Yemekten

bile aslında doymadan kalkmaya çalışıyorum. Çünkü

o kilo alma süreci, kendine bakma süreci

bedenine iyi bakmazsan

bedenin de aslında sana hayat sürecinde çok iyi bir şekilde

eşlik etmiyor. Sen bedenine iyi davranırsan hayatta

yapmaya çalıştığın şeyler noktasında bedenin her zaman arkanda

oluyor. Her zaman seni destekliyor. Bedenine iyi davranman

lazım. Ben, kendi adıma bu konuda çok sağlam bir karar

verdim. Beni eskiden bu yana tanıyanlar bilir

Ben birazcık kaygılı bir insanım. Birazcık utangaç bir insanım. Hatta

şu sıralar dışarıda bazen insanlar tanıyınca biraz böyle tedirgin

oluyorum. O utangaçlık arada böyle kaynıyor tekrar içimden.

Ama sen hiç çekinme, görürsen böyle selam vermekten. Bir merhaba

demekten çekinme. Kısa da olsa bir muhabbet ederiz ayaküstü.

Şimdi, kaygıdan bahsettim ya... Kaygılı olma

halinden. Şöyle bir tarafım vardı eskiden: Diyelim ki 1 ay sonra beni bekleyen

bir durum var.

Bir ay sonra yapmam gereken bir iş var, karşılaşmak

zorunda olduğum bir zorluk var. Bir ay öncesinden ben

kaygılanmaya başlardım. Ve o bir ay öncesinden

o sürece kadar geçen zaman diliminde

bazen uykularım etkilenirdi. Bazen tedirgin olurdum. Yani gün içinde aklım

hep oraya geçerdi. Ve derdim ki hep kendi içimden: "Nasıl yapacağım?

Nasıl üstesinden geleceğim? Nasıl halledeceğim?" Ve sonrasında

Şunu fark ettim: Aslında normal bir insansan

yani herhangi bir zihinsel problemin yoksa, yetişkin olgun

bir insansan eninde sonunda yapman gereken şeyleri

kısa bir süre içinde yapıyorsun. O işe o göreve yönelik. Ondan sonraki

kaygılanma süreci, boşa geçen süreç.

Hayat kaliteni düşürüyor. Kendine odaklanmanı, işine odaklanmanı

engelliyor. İşte bundan dolayı, artık ben

şunu hayatıma uygulamaya

başladım, uzun zamandır. Diyelim ki bir ay sonra

beni bekleyen bir şey var ya, son iki günümü kaygılanmaya

ayırıyorum sadece. Ondan önceki süreçte içimde

hep şöyle bir ses gelirdi, eskiden:

"Beyhan, düşünmelisin, düşünmelisin, düşünmelisin"

Çünkü düşününce, çok fazla düşününce

daha iyi olacakmış gibi. Halbuki daha fazla kaygılanıyorsun.

Artık diyorum ki o ses tekrar geldiği zaman

düşünmene gerek yok. Zaten sen elinden geleni yaptın. Son iki gün

Eğer hala yapman gereken bir şey varsa ya da yapmadığın bir şey

varsa o son iki gün kaygılanırsın. Bundan dolayı artık

yarının kaygısını yarın yaşıyorum.

Bugünümü bozmuyorum. Eskiden arkadaşlar konusunda

çok hassas davranırdım. Diyelim ki birisi bana bir yanlış yaptı ya

hemen onun üzerine bir çizik atardım ve görüşmeyi kestiğim

zaman dilimleri olurdu. Ama bunun ilerleyen

yaşlarla beraber çok da işlevsel

olmadığını fark ettim.

Çünkü, her insanın sana uyan

yani bana uyan olumlu ya da uymayan olumsuz tarafları

olabiliyor. Şimdi bir insanı elediğin zaman

bu özelliği var bana uymuyor dediğim zaman...N'olacak o zaman? Onu çıkaracağım. Bunu çıkaracağım.

Hayatımda kimse kalmaz ki o zaman. Herkesin bir olumsuz

özelliği var sonuçta. Ve ben şunu fark ettim: diyelim

bir arkadaş hesap ödeme noktasında sıkıntısı var.

Çay içeceğiz, yemek yiyeceğiz, hep diyor ki "Cüzdanımı unuttum."

Şimdi, bu adama dersin ki cimri adam yemek ısmarlamıyor.

Hep bize kitliyor hesabı diye. Ama şöyle bir durum var:

Ben şöyle düşündüm. Onunla hesap ödeyebileceğim bir yere gitmiyorum.

Başka bir yerde oturuyorum. Ev ziyareti yapıyoruz.

Böyle bir durumda ne yaptım? Onun olumsuz özelliğini hayatımdan

çıkartmış oldum ve sonrasında onun muhabbeti mi

güzel, onun hayata bakış açısı mı güzel

entelektüel derinliği mi güzel ya da şefkatli bir adam mı

ya da kadın mı onu hayatıma dahil ediyorum. Şimdi,

şunu unutma: herkesin iyi ya da kötü özellikleri

var. Sen şimdi kötü özelliklere odaklanırsan etrafında

insan kalmayacak senin de. Benim yaptığım gibi

sen de yapabilirsin. Onun iyi özelliklerine dikkat et.

Kötü özelliklerini de olduğu gibi kabul etmene gerek yok.

O kısmını dışlayabilirsin. O kısmını birazcık dışarıda da tutabilirsin.

Misal diyelim, çok muhabbetini sevdiğin

bir adam var. Ama birazcık lafçı. Birazcık dedikodu yapıyor.

Sır tutmuyor. Sen de o insana

sana zarar verebilecek şeyleri anlatmazsın.

Başka şeylerden konuşursun. Ne yaptın? Aslında kısmi olarak

o kısmıyla muhabbetini devam ettiriyorsun. Dostluğunu

devam ettiriyorsun. Bu bence önemli bir ayrıntı, hayata dair

öğrenilecek dersler kapsamında. Biraz önce

bahsettiğim gibi bazı insanların iyi tarafları var,

kötü tarafları var. Herkes de olabilir. Ama şöyle bir parantez

açmak istiyorum bu konuya: Niyet meselesi.

Bir insan iyi niyetli mi kötü niyetli mi? Eğer ki

biraz önce bahsettiğim durumda niyette özellikle bana bir

zarar verme durumu yoksa o adamın fıtratında olan bir şeyi yapıyorsa

ve bana uymuyorsa evet onun iyi tarafları ile

muhabbete devam ediyorum. Ama bir de kötü niyetli insanlar var.

Bana zarar vermek isteyen insanlar. Beni çekemeyen

insanlar... Senin için de geçerli. Hasetle yaklaşan. Kıskançlıkla

yaklaşan. Ya da devamlı modunu düşüren insanlar. Şimdi

Eskiden ben böyle insanlarla devamlı aramı

düzeltmeye çalışırdım. Devamlı bir şekilde onlarla

ilişkiyi sürdürmeye çalışırdım. Ama şunu fark ettim: Bir insan

20'li yaşlarından sonra normal arkadaşlık

ilişkisinde çok da karakterini yapısını değiştirmiyor.

Eğer ki sana kötü niyetli yaklaşıyorsa

sen ne yaparsan yap, o kötü niyeti zor değiştiriyorsun.

Ve ben bir insana iki şans verme taraftarıyım.

Artık geldiğim noktada bunu düşünüyorum. Bir insanın

kötü niyetli olduğunu fark ettim. Bir şans daha veririm en fazla.

Baktım, hala değişmiyor. Hala bana zarar vermek

istiyor. Kendimi korumaya alırım. Kimseyle küsmüyorum. Ama kendimi koruma konusunda çok titizim artık.

Bir insanı çok özel alanıma yaklaştırmıyorum.

Bana zarar verebileceği mesafeye getirmiyorum, eğer ki kötü niyetliyse.

Belki, bu senin de işine yarayabilir.

Geldiğim noktada çok fazla çalışıyorum. Çok fazla koşturuyorum ve

bakıyorum ki bazen aslında hiç işime yaramayacak

şeylere para harcamışım. Hiç işime yaramayacak şeylerle

etrafımı doldurmuşum. Ve dedim ki kendime bir gün

Bu kadar kalabalığa gerek yok. Etrafındakileri minimalize

etmelisin. Eşyalar aslında

ne yapıyor, biliyor musun? Diyelim ki ben bir kamp yapmak istiyorum.

İçimde bir arzu var, bir hayal var, hayata dair bir deneyim

isteği var. Gidiyorum, kamp yapma isteği

ortaya çıkınca, bir alışveriş merkezinden

çadır alıyorum. Kamp malzemeleri alıyorum ve o malzemeleri

aldığım zaman içimdeki kamp yapma arzusu

geçici süre tatmin oluyor. Ya da spora başlamak

istiyorum. Gidiyorum, en kaliteli ayakkabıyı alıyorum. T-short

alıyorum. Şort alıyorum. Ne yapıyorum? İçimdeki spor arzusunu

Spor hayalini, eşyalarla

gerçekleştirmeye çalışıyorum. Ve enteresan bir biçimde

o eşyalar bir süre o arzuyu tatmin ediyor. O

çadıra baktığım zaman, o spor ayakkabıya baktığım zaman

kendi kendimi iyi hissediyorum. Ama olayın kendisini

gerçekleştirme konusunda yeterince arzulu

olmadığım için ve eşyalarla tatmin ettiğim için ne yaptım?

Hayallerim içimde kaldı ve hiç kullanmayacağım şeylere

para harcamaya başladım. Ben bu konuda şuna dikkat

ediyorum: Eşyaların kendi içimde bana engel

olmasını istemiyorum, artık. Gerek olmadıkça

Gerçekten ihtiyacım olmadıkça

İleride lazım olur diye de değil. Hiçbir şekilde

ihtiyacım olmayan şeyi almıyorum artık. Buna

senin de dikkat etmeni isterim. Çünkü zor bir işte

çalışıyorsun, belki. Çok fazla mesai yapıyorsun.

Düşünsene, köle gibi çalıştığın bir işte hiç aslında ihtiyacın

olmayan bir şeye para harcıyorsun ve o bir döngü

haline geliyor. Sonra yine köle gibi çalışmak istiyorsun. Halbuki

ihtiyacın olmayan şeyleri almasan daha çok paran

kalacak. Daha az çalışmak zorunda kalacaksın ve en önemlisi

hayatta daha fazla keşfetmeye

vaktin olacak. Keşfetmek için çadıra ihtiyacın yok.

İyi bir spor ayakkabına ihtiyacın yok. İşte, ben

kendi hayatımı, eşyalarımı ailecek minimalize etmeye karar

verdim. Eşimle beraber bu konuda güzelce anlaşıyoruz

Kafamız çok denk bu konuda. Evimizi de minimalize ettik.

Şimdi, hatta bu konuda bu senenin bana getirdiği güzel şeylerden

birisi de bir TedX konuşmasıydı. Tam bu

konuda "O satın aldığın şey, mutluluk değil!"

isimli bir konuşma yaptım. Bu konuları anlattım.

Videonun açıklama kısmında o konuşmanın linkini de veriyorum.

Onu da izleyebilirsin, minimalizm hakkında

Peki sen neler öğrendin hayattan? Ne gibi

dersler çıkarttın? Bunları bizimle de paylaşabilirsin.

Yorumlar kısmına bu deneyimlerini yazabilirsin.

Beni dinlediğin için teşekkür ediyorum, güzel insan.

Eğer ki youtube kanalıma abone değilsen abone olmayı ve

videoyu beğenmediysen beğenmeyi unutma.

Kendine iyi davran. Görüşmek üzere...


Yaş 34: Hayattan Öğrendiğim Dersler Alter 34: Lektionen, die ich vom Leben gelernt habe Ηλικία 34: Μαθήματα που έμαθα από τη ζωή Age 34: Life Lessons Learned 34 ans : Les leçons de la vie Возраст 34 года: уроки, которые я извлек из жизни

Merhabalar, sevgili dostum. Ben bu haziran ayının sonunda Hello my dear friend. At the end of this June, I turned 34.

34 yaşıma bastım. Tam olarak 34. I just turned 34. 34 to be exact.

Daha düne kadar aslında insan 34 yaşına gelebileceğini Once I couldn't imagine myself being 34, and now that I am 34, it feels kind of strange.

ihtimal vermiyorken bugün onun içinde olmak biraz garip

hissettiriyor ama aynı zamanda

bu kadar yıl sana birçok şey öğretiyor hayata dair. Daha önce

geçen sene, yaş 33 hayattan öğrendiğim dersler Last year, I shot a video called "Age 33, Lessons I Learned From Life"

isimli bir video çekmiştim ve bunu aslında her sene

çekmeyi planlıyorum, ömrüm yettiği müddetçe.

Hayattan öğrendiğim dersleri seninle paylaşacağım. Bu sene I will continue sharing with you what I have learned from life.

Yaş 34 hayattan öğrendiğim

dersler videosuyla karşındayım. Bir gün çok sevdiğim bir

ağabeyimle beraber tavla oynuyorduk. Birkaç oyundan sonra her

seferinde yeniliyorum. Her seferinde yeniliyorum. Dedim ki: "Ya,

ne ballı adamsın, ne şanslı adamsın. Hep sen yeniyorsun.

Hep şanstan dolayı." "Beyhan" dedi That's just luck.

"Tavlada..." dedi "%80 şanstır, %20

yetenektir. Evet, kısa vadede şansla kazanabilirsin

ama uzun vadede her zaman yetenekli olan

kazanır." Uzun vadeye dikkat etmek lazım. Bu, o gün

aslında sıradan bir muhabbet gibi geçti aramızdan ama This was just a casual chat between us, but later in my life, together with my own life experiences, I applied this fact to another part of my life.

sonrasında hayatın bana getirdikleri ile beraber bu bilgiyi

hayatımın başka bir alanına uyarladım. Bazen

çok bir şeyler istersin, koşturursun. Haklı olduğunu,

dürüst olduğunu bilirsin. O işi en iyi senin yaptığını

bilirsin. Ama bir şekilde bakarsın ki

etrafındaki insanlar hileyle hurdayla

adaletsizlikle kayırmayla senin önüne geçerler.

Ve o an sen çok isyan edersin. Yani dersin ki: And you say "Enough is enough! I do everything decently, but why do "they" always win?

"Ben her şeyi doğru düzgün yapıyorum, dürüst yapıyorum.

Neden onlar kazanıyor? İyiler hep kaybetmek zorunda mı?

Ben, o tavla prensibini buraya uyguladığım

zaman şunun farkına vardım. Kendi hayatımda da

benzer şeyleri yaşadığım için kısa vadede evet o

dürüst olmayan insanlar kazanıyormuş gibi görünüyor ama

Emin ol, uzun vadede o dürüst olma hali

İyi olma hali, işinde becerikli olma hali her zaman

öne çıkıyor. Kısa vadeye odaklanma. Ben,

ilk başta hep bu konularda kaybettiğimi düşünsem de Although, at the beginning, I thought that I lost because of these issues, I have always experienced that if you are good and honest, you always win in the long term.

uzun vadeli oyunlarda, uzun vadeli süreçlerde

hep şunu gördüm: iyiysen, dürüstsen hep sen kazanıyorsun

En azından, en kötü ihtimalle At least, if worst comes to worst, you feel relaxed.

için rahat oluyor. Öbürlerinin

bu kadar rahat olduğunu düşünmüyorum ben. Bu

seneye dair en önemli farkındalığımdan birisi eine meiner wichtigsten Erkenntnisse in diesem Jahr

beslenme düzenimle ilgili oldu. Daha öncesinde aslında ne bulsam mit meiner Ernährung. Davor habe ich eigentlich alles gegessen, was ich finden konnte.

yiyordum. Canımın çektiği her şeyi bu sağlıklı mı sağlıksız mı

diye ayırt etmeden

önüme geldiği şekliyle yiyordum. Ama artık vücudum

sinyal vermeye başladı. Ve piyasada bize sunulan die der Markt zu signalisieren begonnen hat. Und was uns auf dem Markt angeboten wird

birçok şeyin aslında sağlıklıymış gibi

lezzetliymiş gibi görünse de arka planında

karanlık bir tarafı olduğunun farkına vardım. Ve bundan

sonra, aslında çok uzun olmayan bir zamandan bu yana

paketli gıda yememeye çalışıyorum, mecbur kalmadığım müddetçe.

Ya da dışarıda, güvenmediğim bir yerde kesinlikle

yemek yemiyorum. Dışarıda yemek yediğim

yerler sabit. Aynı yerde, devam eden süreçte yemek yiyorum.

Bakkaldan marketten o paketli

çikolataydı, kekti, bisküviydi... zaten uzun

zamandır onlara pek bakmıyordum. Ama artık bu konuda

kurallar koydum. Çünkü bedenine ne alırsan

o bir süre sonra seni etkilemeye başlıyor, olumsuz olarak

etkilemeye başlıyor. Sonrasında sağlık problemleriyle You wouldn't want to regret it later when you are left with health problems. I don't want to really...

baş başa kaldığın zaman

bu konuda pişman olmak istemezsin. Ben istemiyorum,

açıkçası. O yüzden de dediğim gibi yediğime içtiğime dikkat ediyorum. For that reason, as I said before, I pay attention to what I eat and drink.

Daha sağlıklı beslenmeye özen gösteriyorum. Yemekten I try to have a healthier diet. I even try to leave the table without feeling completely full.

bile aslında doymadan kalkmaya çalışıyorum. Çünkü

o kilo alma süreci, kendine bakma süreci

bedenine iyi bakmazsan

bedenin de aslında sana hayat sürecinde çok iyi bir şekilde

eşlik etmiyor. Sen bedenine iyi davranırsan hayatta

yapmaya çalıştığın şeyler noktasında bedenin her zaman arkanda

oluyor. Her zaman seni destekliyor. Bedenine iyi davranman

lazım. Ben, kendi adıma bu konuda çok sağlam bir karar

verdim. Beni eskiden bu yana tanıyanlar bilir

Ben birazcık kaygılı bir insanım. Birazcık utangaç bir insanım. Hatta I am a little anxious, a little shy person.

şu sıralar dışarıda bazen insanlar tanıyınca biraz böyle tedirgin

oluyorum. O utangaçlık arada böyle kaynıyor tekrar içimden. That shyness surfaces.

Ama sen hiç çekinme, görürsen böyle selam vermekten. Bir merhaba But, you please don't hold back your greetings. Don't hesitate to say hello.

demekten çekinme. Kısa da olsa bir muhabbet ederiz ayaküstü.

Şimdi, kaygıdan bahsettim ya... Kaygılı olma

halinden. Şöyle bir tarafım vardı eskiden: Diyelim ki 1 ay sonra beni bekleyen

bir durum var.

Bir ay sonra yapmam gereken bir iş var, karşılaşmak In a mont's time, there is a job that I have to do, a challenge I have to face.

zorunda olduğum bir zorluk var. Bir ay öncesinden ben

kaygılanmaya başlardım. Ve o bir ay öncesinden

o sürece kadar geçen zaman diliminde

bazen uykularım etkilenirdi. Bazen tedirgin olurdum. Yani gün içinde aklım

hep oraya geçerdi. Ve derdim ki hep kendi içimden: "Nasıl yapacağım?

Nasıl üstesinden geleceğim? Nasıl halledeceğim?" Ve sonrasında "How will I manage it?" And later I noticed this:

Şunu fark ettim: Aslında normal bir insansan

yani herhangi bir zihinsel problemin yoksa, yetişkin olgun

bir insansan eninde sonunda yapman gereken şeyleri

kısa bir süre içinde yapıyorsun. O işe o göreve yönelik. Ondan sonraki

kaygılanma süreci, boşa geçen süreç.

Hayat kaliteni düşürüyor. Kendine odaklanmanı, işine odaklanmanı It lowers your life quality, it interrupts you from focusing on yourself, focusing on your job.

engelliyor. İşte bundan dolayı, artık ben

şunu hayatıma uygulamaya

başladım, uzun zamandır. Diyelim ki bir ay sonra

beni bekleyen bir şey var ya, son iki günümü kaygılanmaya I said that I have a job to do in a month's time, I only spend the last two days to worry about it.

ayırıyorum sadece. Ondan önceki süreçte içimde

hep şöyle bir ses gelirdi, eskiden:

"Beyhan, düşünmelisin, düşünmelisin, düşünmelisin"

Çünkü düşününce, çok fazla düşününce

daha iyi olacakmış gibi. Halbuki daha fazla kaygılanıyorsun.

Artık diyorum ki o ses tekrar geldiği zaman Now when I have that inner voice again, I just say "You don't have to think about it. You have done your best."

düşünmene gerek yok. Zaten sen elinden geleni yaptın. Son iki gün

Eğer hala yapman gereken bir şey varsa ya da yapmadığın bir şey

varsa o son iki gün kaygılanırsın. Bundan dolayı artık

yarının kaygısını yarın yaşıyorum.

Bugünümü bozmuyorum. Eskiden arkadaşlar konusunda I don't spoil my present.

çok hassas davranırdım. Diyelim ki birisi bana bir yanlış yaptı ya

hemen onun üzerine bir çizik atardım ve görüşmeyi kestiğim I immediately put a cross over him and there used to be periods that I stopped seeing him/her.

zaman dilimleri olurdu. Ama bunun ilerleyen

yaşlarla beraber çok da işlevsel

olmadığını fark ettim.

Çünkü, her insanın sana uyan Because, every person might have a part of their personality that might or might not suit me.

yani bana uyan olumlu ya da uymayan olumsuz tarafları

olabiliyor. Şimdi bir insanı elediğin zaman

bu özelliği var bana uymuyor dediğim zaman...N'olacak o zaman? Onu çıkaracağım. Bunu çıkaracağım.

Hayatımda kimse kalmaz ki o zaman. Herkesin bir olumsuz

özelliği var sonuçta. Ve ben şunu fark ettim: diyelim

bir arkadaş hesap ödeme noktasında sıkıntısı var.

Çay içeceğiz, yemek yiyeceğiz, hep diyor ki "Cüzdanımı unuttum." We are having tea, eating something...he/she always says "I left my wallet at home."

Şimdi, bu adama dersin ki cimri adam yemek ısmarlamıyor. You might call this person stingy, he/she never buys the dinner, always makes us pay the bill.

Hep bize kitliyor hesabı diye. Ama şöyle bir durum var:

Ben şöyle düşündüm. Onunla hesap ödeyebileceğim bir yere gitmiyorum.

Başka bir yerde oturuyorum. Ev ziyareti yapıyoruz. I choose elsewhere. We visit each other at our homes.

Böyle bir durumda ne yaptım? Onun olumsuz özelliğini hayatımdan So, what have I achieved by doing this? I eliminated his/her negative side

çıkartmış oldum ve sonrasında onun muhabbeti mi

güzel, onun hayata bakış açısı mı güzel

entelektüel derinliği mi güzel ya da şefkatli bir adam mı

ya da kadın mı onu hayatıma dahil ediyorum. Şimdi,

şunu unutma: herkesin iyi ya da kötü özellikleri Now, don't forget this: Everybody has positive and negative properties.

var. Sen şimdi kötü özelliklere odaklanırsan etrafında If you focus on negative properties, you will be left with no one.

insan kalmayacak senin de. Benim yaptığım gibi

sen de yapabilirsin. Onun iyi özelliklerine dikkat et.

Kötü özelliklerini de olduğu gibi kabul etmene gerek yok. You don't have accept all the negative ones as they are. You can exclude those bits a little.

O kısmını dışlayabilirsin. O kısmını birazcık dışarıda da tutabilirsin.

Misal diyelim, çok muhabbetini sevdiğin

bir adam var. Ama birazcık lafçı. Birazcık dedikodu yapıyor.

Sır tutmuyor. Sen de o insana

sana zarar verebilecek şeyleri anlatmazsın.

Başka şeylerden konuşursun. Ne yaptın? Aslında kısmi olarak

o kısmıyla muhabbetini devam ettiriyorsun. Dostluğunu

devam ettiriyorsun. Bu bence önemli bir ayrıntı, hayata dair

öğrenilecek dersler kapsamında. Biraz önce

bahsettiğim gibi bazı insanların iyi tarafları var, As I mentioned earlier, some people have good properties as well as bad ones; like everybody has.

kötü tarafları var. Herkes de olabilir. Ama şöyle bir parantez

açmak istiyorum bu konuya: Niyet meselesi.

Bir insan iyi niyetli mi kötü niyetli mi? Eğer ki

biraz önce bahsettiğim durumda niyette özellikle bana bir If, like the example I gave previously, that person doesn't want to harm me intentionally, if it is a part of his/her character

zarar verme durumu yoksa o adamın fıtratında olan bir şeyi yapıyorsa

ve bana uymuyorsa evet onun iyi tarafları ile and it doesn't suit me, I just continue having a relationship with him/her by accepting his/her good properties.

muhabbete devam ediyorum. Ama bir de kötü niyetli insanlar var.

Bana zarar vermek isteyen insanlar. Beni çekemeyen the people who want to harm me, who are jealous of me...

insanlar... Senin için de geçerli. Hasetle yaklaşan. Kıskançlıkla

yaklaşan. Ya da devamlı modunu düşüren insanlar. Şimdi

Eskiden ben böyle insanlarla devamlı aramı Before, I always tried to fix my relationship with these people

düzeltmeye çalışırdım. Devamlı bir şekilde onlarla

ilişkiyi sürdürmeye çalışırdım. Ama şunu fark ettim: Bir insan

20'li yaşlarından sonra normal arkadaşlık

ilişkisinde çok da karakterini yapısını değiştirmiyor.

Eğer ki sana kötü niyetli yaklaşıyorsa If that person's intention is bad, no matter what you do, you could hardly change it.

sen ne yaparsan yap, o kötü niyeti zor değiştiriyorsun.

Ve ben bir insana iki şans verme taraftarıyım. I am all for giving a person a second chance.

Artık geldiğim noktada bunu düşünüyorum. Bir insanın In my experience, I believe this: When I realise that a person is ill-intentioned, I give him/her one more chance.

kötü niyetli olduğunu fark ettim. Bir şans daha veririm en fazla.

Baktım, hala değişmiyor. Hala bana zarar vermek And if I see that he/she doesn't change, is still trying to harm me, this time I protect myself.

istiyor. Kendimi korumaya alırım. Kimseyle küsmüyorum. Ama kendimi koruma konusunda çok titizim artık.

Bir insanı çok özel alanıma yaklaştırmıyorum. I don't let anyone be too close to my personal life, I don't let them into a situation which they might harm me, especially if that person is ill-intentioned.

Bana zarar verebileceği mesafeye getirmiyorum, eğer ki kötü niyetliyse.

Belki, bu senin de işine yarayabilir.

Geldiğim noktada çok fazla çalışıyorum. Çok fazla koşturuyorum ve In my career right now, I work really hard, I do a lot, and sometimes I see that I spend money on the things that I don't really need at all.

bakıyorum ki bazen aslında hiç işime yaramayacak

şeylere para harcamışım. Hiç işime yaramayacak şeylerle

etrafımı doldurmuşum. Ve dedim ki kendime bir gün

Bu kadar kalabalığa gerek yok. Etrafındakileri minimalize

etmelisin. Eşyalar aslında

ne yapıyor, biliyor musun? Diyelim ki ben bir kamp yapmak istiyorum.

İçimde bir arzu var, bir hayal var, hayata dair bir deneyim I have such a desire, such a dream, such an experience I would like to have.

isteği var. Gidiyorum, kamp yapma isteği

ortaya çıkınca, bir alışveriş merkezinden

çadır alıyorum. Kamp malzemeleri alıyorum ve o malzemeleri

aldığım zaman içimdeki kamp yapma arzusu

geçici süre tatmin oluyor. Ya da spora başlamak

istiyorum. Gidiyorum, en kaliteli ayakkabıyı alıyorum. T-short

alıyorum. Şort alıyorum. Ne yapıyorum? İçimdeki spor arzusunu

Spor hayalini, eşyalarla

gerçekleştirmeye çalışıyorum. Ve enteresan bir biçimde

o eşyalar bir süre o arzuyu tatmin ediyor. O

çadıra baktığım zaman, o spor ayakkabıya baktığım zaman

kendi kendimi iyi hissediyorum. Ama olayın kendisini

gerçekleştirme konusunda yeterince arzulu

olmadığım için ve eşyalarla tatmin ettiğim için ne yaptım?

Hayallerim içimde kaldı ve hiç kullanmayacağım şeylere I only desired and started spending money on the things that I would never use.

para harcamaya başladım. Ben bu konuda şuna dikkat

ediyorum: Eşyaların kendi içimde bana engel

olmasını istemiyorum, artık. Gerek olmadıkça

Gerçekten ihtiyacım olmadıkça

İleride lazım olur diye de değil. Hiçbir şekilde

ihtiyacım olmayan şeyi almıyorum artık. Buna

senin de dikkat etmeni isterim. Çünkü zor bir işte

çalışıyorsun, belki. Çok fazla mesai yapıyorsun.

Düşünsene, köle gibi çalıştığın bir işte hiç aslında ihtiyacın Could you imagine? You work like a slave and you spend money on something you don't need at all.

olmayan bir şeye para harcıyorsun ve o bir döngü

haline geliyor. Sonra yine köle gibi çalışmak istiyorsun. Halbuki And this becomes a cycle. Then again, you work like a slave.

ihtiyacın olmayan şeyleri almasan daha çok paran However, if you don't purchase those things you don't need, you will have more money.

kalacak. Daha az çalışmak zorunda kalacaksın ve en önemlisi

hayatta daha fazla keşfetmeye

vaktin olacak. Keşfetmek için çadıra ihtiyacın yok.

İyi bir spor ayakkabına ihtiyacın yok. İşte, ben

kendi hayatımı, eşyalarımı ailecek minimalize etmeye karar

verdim. Eşimle beraber bu konuda güzelce anlaşıyoruz

Kafamız çok denk bu konuda. Evimizi de minimalize ettik.

Şimdi, hatta bu konuda bu senenin bana getirdiği güzel şeylerden

birisi de bir TedX konuşmasıydı. Tam bu

konuda "O satın aldığın şey, mutluluk değil!" I gave a speech exactly about this matter called "What you purchased is not happiness!"

isimli bir konuşma yaptım. Bu konuları anlattım.

Videonun açıklama kısmında o konuşmanın linkini de veriyorum. I give the link of that speech in the details of the video below.

Onu da izleyebilirsin, minimalizm hakkında You can watch it too, it is about minimalism.

Peki sen neler öğrendin hayattan? Ne gibi Well, what have you learned from life?

dersler çıkarttın? Bunları bizimle de paylaşabilirsin. What kind of lessons have you taken? You can share these with us too.

Yorumlar kısmına bu deneyimlerini yazabilirsin. You can write your experiences in the comments section.

Beni dinlediğin için teşekkür ediyorum, güzel insan. Thank you for listening to me you nice person.

Eğer ki youtube kanalıma abone değilsen abone olmayı ve If you are not subscribed to my YouTube channel, don't forget to subscribe and if you liked my video, don't forget to hit the "like" button.

videoyu beğenmediysen beğenmeyi unutma.

Kendine iyi davran. Görüşmek üzere... Be kind to yourself. Hope to see you again...