image

TED x Istanbul, Sen Atatürk'sün, Senin Elin Kanar mı? | Ahmet Naç | TEDxIstanbul

Sen Atatürk'sün, Senin Elin Kanar mı? | Ahmet Naç | TEDxIstanbul

Çeviri: Eren Gokce Gözden geçirme: Erman Turkmen

Ahmet Naç Yeni Nesil Öğretmen

Gördüğünüz gibi boya fırçamla geldim.

Kendisi benimle özdeşleşmiş durumda.

Bundan üç hafta kadar önce, sadece bir öğretmen olarak anılırken,

artık boyacı öğretmen olarak anılmaya başladım.

Tabii, bundan şikâyetçi değilim. Ama bunu getirme amacım

tamamen bugün dikkat çekmek için.

Çünkü biz ilkokul öğretmenleri derslerde sınıfımıza girerken,

böyle değişik materyaller kullanırız

ve üzerimize ilginç kostümler giyeriz.

Bugün de ben en iyi bildiğim iş olan öğretmenliği yapacağım,

sizleri de ilkokul birinci sınıfa götürmek istiyorum.

Şunu izninizle biraz dekorunuzu bozacağım ama bırakmak istiyorum.

Evet. Hiç vakit kaybetmeden başlayalım.

Dersimiz, Hayat Bilgisi.

Konumuz Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatı.

Şimdi, aman hocam diyeceksiniz.

Haklısınız.

İlkokulda, ortaokulda, lisede ve üniversitede yaklaşık olarak

on beş sene boyunca Atatürk'ün hayatını gördük.

Nasıl başlıyor?

Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik'te doğdu.

Evin fotoğrafını hatırlıyorsunuz değil mi?

Hepinizin gözünde canlanmıştır muhakkak.

En çok o hatırlanır zaten.

Sonra babasının adı Ali Rıza Bey, annesinin adı Zübeyde Hanım.

İşte kız kardeşi Makbule.

Kargalar. Efendime söyleyeyim, askerlik.

İşte şurada yaptı, şöyle bir lider, şöyle bir asker,

ve en son Anıtkabir'de biter.

Bu sanırım 15 sene boyunca bizim hem öğretmenlerimiz,

hem üniversitelerde hocalarımız tarafından bizlere aktarılan

Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatının genel hatları bu şekilde.

Bir kez daha anlatmak istiyorum Atatürk'ün hayatını ama bu kez farklı.

İlk durağımız Suriye.

Mustafa Kemal Atatürk, harp akademisinden mezun olduğunda

kurmay yüzbaşı olarak ilk kıta vazifesine Suriye'ye gidiyor

ve orada gizli olarak Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kuruyor.

Ve o cemiyetin eğitim kolu reisliğini üstleniyor.

Cepte.

1915, Çanakkale Savaşı. Anafartalar'ın en kanlı günleri.

Mustafa Kemal Atatürk, bir gün çadırında oturmuş, lambasını yakmış

ve masasının üzerinde bir şey çiziyor. Ne olabilir?

Latin harflerinin şablonunu çıkarıyor. Bakın 1915.

Bir sene sonraya gidelim.

1916, aylardan Kasım. Doğu cephesine atanıyor.

16. Kolordu Komutanı olarak ve orada çökme tehlikesi

yaşayan orduyu çiçek gibi alıyor.

Günlerce süren muharebenin sonunda kısa süreli bir iki saatlik

istirahati sırasında Kurmay Başkan İzzettin Çalışlar ile bir sohbeti var.

Maddeler hâlinde sıralanmış.

Kadınlara serbestlikten falan bahsediyor ama ilk madde çok ilginç.

Aynen söylüyorum.

Muktedir ve aile hayatına vâkıf valide yetiştirmek.

Günümüzde – afili bir kelime kullanayım – güçlü anne eğitimi.

Bakın savaştan çıkmış, bir soluklanması gerekiyor, değil mi?

Bir soluklan değil mi, bir otur. Hayır.

Sivas'a geliyoruz. Sivas kongresi, Sivas günleri.

Amerikalı gazeteci Mr. Brown ile bir röportajı var.

Diyor ki, Türk halkı iyi bir eğitim görmelidir. Eğitim okul demektir.

Türk köylüsünün pek azı okur yazardır.

Ancak bakın burasına dikkat, yeniliklere isteklidir.

Çocuklarının iyi bir eğitim almasını ister.

Sivas'ta! Hani düzenli ordu kursaydık önce değil mi?

Hani düşman dört bir yanı sarmış, insanları bir toplasaydık.

Hayır. Verdiği demeç bu.

Ankara'ya geliyor ayağının tozuyla. Türk halkı bir birey olmalıdır,

iyi bir eğitim almalıdır, kültürle donatılmalıdır, bezenmelidir.

Daha meclis açılmamış.

Bunu şöyle söylüyor. Bundan sonraki amacımız demiyor.

Bundan sonraki – altını çiziyorum – en önemli amacımız diyor.

İşler ilginç hâle gelmeye devam edecek.

1. İnönü, 2. İnönü çok güzel, kazandık.

Eskişehir'de bozguna uğruyoruz. 30 bin kişi askerden kaçıyor.

Yunan ordusu seferberlik ilan ediyor.

Sevr Antlaşması'nı imzalatmak için Ankara'ya doğru yürüyüşe geçiyorlar.

Bakın ortam şu.

Meclistekiler tamamen Batı'yı gözden çıkarmış, sinirler gergin.

Aman Batı gitti ama meclisi koruyalım. Kayseri'ye doğru göç başlamış.

Ve o ortamda, insanların askerden kaçtığı bir ortamda,

sağa sola kaçtığı bir ortamda,

Mustafa Kemal Atatürk altı gün boyunca – 15-21 Temmuz 1921 –

altı gün boyunca 1. Maarif Kongresi'ni yapıyor. Eğitim Kongresi.

Bakın ben bunu ilk duyduğumda inanmadım. Şaka yaptıklarını zannettim.

Bu bir şaka olmalı, bak gerçekten şaka olmalı.

Bakın ortamı bir hayal edin.

Mustafa Kemal, böyle bir ortamda, savaş ortamında, insanlar korkuyor,

sinirler gerilmiş, göç başlamış ve bu adam hakkında ferman var.

Fetva çıkarılmış, yakalanırsa idam edilecek.

Ama ne yapıyor, öğretmenlerin temsilcilerini topluyor ve diyor ki --

işte o zaman Cumhuriyet'te esas olacak bütün eğitim ilkeleri,

temel eğitim ilkeleri, işte o zaman atılmıştır.

Savaşın ortasında, cehennemin ortasında, ateşten gömleği giydiği sırada.

Şimdi ben bu ülkede bahane üretmediğim için, zorlukları, engelleri aştığım için,

tatillerimde çalıştığım için Türkiye'de manşet oldum.

Bu adamın ülkesinde oldum. Bu beni çok üzdü bakın.

(Alkış)

Çok teşekkür ederim. Başka bir ülke olsa anlarım.

Ama bu adamın ülkesinde benim manşet olmamam gerekiyordu.

Tamam, ben şimdi biraz Atatürk'ün hayatına devam edeceğim.

Bunu bir kenarda bırakalım. Bundan daha ilginç bir şey var.

Ne biliyor musunuz?

İzmir'in kurtuluşundan sonra etrafına Türk ve yabancı gazeteciler toplanıyor.

Soru şu: Evet, memleketi kurtardınız, şimdi ne yapmak istersiniz?

Yani padişah mı olacaksın, halife mi olacaksın?

Ne cevap veriyor?

Maarif vekili olacağım, öğretmenlik yapacağım diyor.

Şaka gibi, inanılır gibi değil.

Bakın, artık 2-3 yıl önce idam kararına mahkûm edilmişsin, dibi görmüşsün,

ama 2-3 yıl sonra bir numaralı adam olmuşsun artık.

Padişah da olabilirsin, halife de olabilirsin.

Herkesi kendine kul edebilirsin, istediğini yapabilirsin.

Diyor ki ben öğretmen olacağım. Ben eğitimle ilgili çalışmalar yapacağım.

O çadırında konuşan insan bu işte.

En kötü anında da, en iyi anında da hayalinden ve doğrularından vazgeçmiyor.

O içindeki çocuğu hâlâ dinliyor. Bakın bu çok müthiş bir şey.

O güç elindeyken bunu yapabilmek.

Hatta Salih Bozok'un hatıralarında şöyle var;

İzmir limanından İngiliz donanması giderken,

herkes tabii bir alkış, bir kıyamet uğurluyor, nanik yapanlar falan var.

Mustafa Kemal için ne diyor biliyor musunuz Salih Bozok,

"Dönüp bakmadı bile" diyor.

Bak, "dönüp bakmadı bile" diyor.

Kesin, bakın ben tahmin ediyorum ne yaptığını.

Kesin geometri kitabını düşünüyordur.

İşte buna üçgen diyeyim, buna kare diyeyim, işte bu yuvarlak olsun.

Bak, kesinlikle böyle düşünüyordur.

Yani şöyle hayal ediyorum.

Kara tahtanın başına geçmiş ‘Ali ata bak' yazıyor.

Diyorlar ki düşman geldi, başkomutanlık yetkisini alayım.

(Ses yapıyor)

Ondan sonra geliyor ‘Ali ata bak'. Oku bakayım.

Yani böyle bir askerî deha.

Tarihin gördüğü bir süngü tak emri ile Çanakkale'nin tarihini değiştiren bu adam.

Müthiş bir askerî deha. Askerliği hobi olarak yapıyor.

(Gülüşmeler)

Ve rahat durmuyor yine.

İzmir'in işgalinden hemen sonra İstanbul ve Bursa'da öğretmenleri topluyor

ve onlarla bir toplantı yapıp "Bizim kazandığımız zafer

sizin ordularınızın kazanacağı zafere önayak olacaktır.

Sizin karşınıza çıkan bütün engelleri kıracağız." diyor kendisi.

Hani bir Lozan Görüşmesi, bir Cumhuriyet'i kursaydık.

Yani adam savaş ortasında, savaş bitti, bir daha aynısını yapmaya çalışıyor.

Cumhuriyet kurulduktan sonra ilk kurulan

mesleki ve sosyal birlik nedir biliyor musunuz?

Muallimler Birliği.

Öğretmenler Birliği'ni kuruyor ve orada şöyle bir sözü var.

Hani şu meşhur sözü var ya,

“Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır'' diye.

Bayılıyoruz bu lafa zaten. Öğretmenler de çok bayılır.

Evet, benim eserim olacak.

Öğretmenler Günü geliyor. Herkes paylaşır onu zaten.

Ama asıl cümlesini bu cümleden hemen sonra söylemiştir.

Acaba kaçınız biliyor onu?

Ben burada söyleyeyim onu size, bir öğretmen olarak.

Siz de ilkokul öğrencisisiniz bu arada unutmayın.

Şöyle: "Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır." Nokta.

"Eserinizin kıymeti" – bir daha söylüyorum –

yani oluşturacağınız eserin kıymeti – aynen böyle –

"yaptığınız fedakarlığın derecesi ile orantılı olacaktır."

Sonra ana haberde fedakâr öğretmen diyorlar bana.

Çok şaşırıyorlar. Neden acaba?

Bu adam söylemiş.

1924 bunu söylediğinde.

Ben mesela bazı çalışmalar yapıyorum, bana soruyorlar, “Nasıl yaptın?”

"Bu kadar çalışmayı aynı anda nasıl yapabiliyorsun?"

Ben diyorum ki anneleri yetiştiriyorum.

Annelerle sürekli konuşuyorum, çatışıyorum, anlatmaya çalışıyorum.

Neden? O, bana o yıllarda söylediği için.

Bakın bir şey göstereceğim size.

Bu benim Atatürk köşem.

Ne yazık ki Selanik evinin fotoğrafı yok.

Bir şey dikkatinizi çekti mi orada?

Orada bir şey var iki tane, gördünüz mü?

İki tane madeni para koydum.

Kendi sınıfıma, Atatürk köşeme iki tane madeni para koydum.

Neden olabilir sizce?

Çünkü Mustafa Kemal, cebindeki son iki kuruşun

bir tanesi ile kitap alan bir adamdı.

Anıtkabir'de, sadece Anıtkabir'de okuduğu üç bin tane kitap var.

Ben okuma alışkanlığı ile ilgili bu vizyonu gördükten sonra

bir proje başlattım önceki sınıfımda.

Hemen onu açıklamak istiyorum.

Benim öğrencilerim NASA'nın sitesine giriyorlardı, hacklemiyorlardı.

NASA'nın sitesine giriyorlardı, Hubble uzay teleskobunun çektiği fotoğraflardan

– bilirsiniz o sitede çok var – onları alıp sınıfa getiriyorlardı.

Gösteriyorlardı, şu şudur, şu budur, arkadaşlarıyla tartışıyorlardı.

Bir tanesi bir gün dedi ki, "Öğretmenim, bu bulutsu" dedi.

İçimden güldüm tabii.

"Oğlum" dedim, "uzayda atmosfer yok, ne bulutsusu?"

Gerçekten bulutsuymuş biliyor musunuz adı?

Bakın, okuma alışkanlığının, araştıran, merak eden öğrencinin karşısında

öğretmen olarak düştüğüm duruma bak.

Yine bir gün, dinozorlarla ilgili okuma araştırma, çocuklarla tartışıyoruz.

Herkes bir dinozor hakkında fikirlerini söylüyor.

Benim de raptorlarla ilgili bir zafiyetim var.

Raptorları çok seviyorum.

İşte çıktım böyle anlatıyorum.

Raptorlar böyledir, grup hâlinde avlanır, zekâlarını kullanır.

Avına yandan darbe vurur falan anlatıyorum.

Boyu üç metre, dört metre.

Arkadan bir el kalktı.

"Öğretmenim" dedi, "raptorların boyu üç metreden kısa" dedi.

(Gülüşmeler)

Bak, gözünün içine baktım.

Sinirlendim, çünkü hassasım bu konuda.

(Gülüşmeler)

Hayır, ben şimdi 33 yaşındayım, bakın 33 yaşındayım.

Benim neslim Jurassic Park'la büyümüş nesildir.

Hani o bacak kadar çocuk gelip bana raptorlar hakkında ahkâm kesemez.

Aynen bunu söyledim ve oturttum yerine.

(Gülüşmeler)

Sonra 2-3 hafta geçti.

Bir yerde okudum, nerede okudum,

raptorların boyu 2 metre 20 santim falan yazıyor.

Yeni bir fosil bulunmuş ve öğrenci de yeni bilgiyi okumuş.

Ne oldu, yalan oldum.

Profesör dahi olsan okuma alışkanlığı --

işte o vizyon nereden geliyor, işte buradan geliyor. O paradan.

Ben Selanik'in fotoğrafını asmayacağım, kusura bakmasınlar.

Bu adam çok kitap okuyan bir adamdı.

Önce onu görsünler istiyorum.

Şimdi anlamıyorlar, bu rakamların ne olduğunu bilmiyorlar ama anlayacaklar.

Yakında dikkat çekecekler.

Ben kitaplık yaptım diye bana gazeteci soruyor, “Niye kitaplık yaptın?”

Okul orası işte, sınıfın içine ben niye kitaplık yapmayayım?

Yani biraz saçma değil mi?

Ben çok şaşırdım ve bakıyorum, böyle televizyonda izliyorum.

"Aa" diyorum, "bu konuşan ben miyim, kekelemişim" falan diyorum böyle.

Mesela bir söz var, uzatmayayım.

“Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”

Lafa gel! 3 boyutlu köşe var benim sınıfımda çalışmalar için.

Resim köşesi var, sanat var, sanatın ta kendisi var.

Bu adam söyledi işte. Sende niye yok?

"Bir gün benim sözlerimle bilim ters düşerse

bilimi tercih edin." diyen bir adamdır bu.

Benim sınıfımda, her santimetrekaresinde o adamın izini görürsünüz.

Fotoğrafını göremezsiniz.

Zaten kendisi söylemiyor mu,

“Benim yüzümü görmek beni görmek değildir.

Benim fikirlerimi ve duygularımı anlıyorsanız bu yeterlidir.” diye.

Onun bütün fikirleri ve duyguları o sınıfın içinde.

Öleli 77 yıl olmuş, 77 yıl sonra onun fikirleriyle, onun vizyonuyla,

onun duygularıyla yapılan bir sınıf Türkiye'nin gündemine oturdu.

Bir asır önce yaşamış.

Peki biz neredeyiz?

Biz önümüzdeki bu değeri anlayabildik mi?

Anlayamadık, anlatamadık. Özür dilerim anlatamadık.

Ahmet Naç olarak sıradan bir insanım.

Çıkışta gelin benimle konuşun, beş dakika konuşun,

ne kadar sıradan bir insan olduğumu görürsünüz.

Ama bir öğretmen olarak buradan meydan okumak istiyorum.

O'nun cumhuriyetindeki öğretmen olarak.

Benim mezun ettiğim bir tane sınıf var.

Dört yıl boyunca beraber geçirdiğim, mezun ettiğim bir sınıf.

O sınıfın kısa süre içerisinde yaptıklarını yapabilecek,

dünyada herhangi bir ilkokul sınıfı varsa ben yarın istifa edeceğim.

Ahmet hoca olarak söylemiyorum bunu.

Onun vizyonu ile onu anlamaya çalışan bir öğretmen olarak söylüyorum.

Çıtayı çok yukarı koydum.

Sanırım belki de siz o sınıfa baktığınız zaman,

o içinizdeki çocuk bana seslendi.

Aldığım mesajlarda onu ben gördüm.

Umudu gördüm, o neşeyi, o hayali gördüm.

Bu insan da bu hayali yaşayan bir insandı.

En zor anında da, en kötü anında da, en iyi olduğu anında da,

en güçlü olduğu anında da bu hayalinden asla vazgeçmedi.

Ben size onun en mutlu olduğu anı göstermek istiyorum.

Sanırım bu olduğunu düşünüyorsunuz.

Yüzü çok gülüyor, ama bu anlık bir mutluluk. Bu değil.

Onun en mutlu olduğu an, Ordinaryüs Prof. Dr. Sadi Irmak'ın

"Atatürk'ten Anılar" adlı bir kitabı var.

O kitabında, Behçet Kemal Çağlar'ı bilirsiniz.

Mustafa Kemal'in özellikleri ile ilgili şiir yazar.

Bizim düştüğümüz hataya düşer.

Şöyle bir lider, şöyle bir askerî deha der.

Alır o şiiri, bakar der ki,

“Behçet olmamış. Benim en önemli kişiliğim,

benim asıl kişiliğim öğretmenliğimdir.'' der.

Bu adam, dünyanın görüp gördüğü en büyük liderlerden biri.

Bence en büyüğü, en başarılısı, en karizmatiği

ve gerçek bir askerî deha.

Diyor ki benim öğretmenliğimdir.

İşte onun en mutlu olduğu fotoğraf, an işte budur.

(Alkış)

Bir gece, Çanakkale'de, çadırının içinde, cehennemin ortasında

çizdiği o şablonu 13 yıl sonra kara tahtada uygulayabiliyor.

Savaşlar bitmiş, cepheden cepheye koşturmalar bitmiş.

Artık rahat ama oturmuyor bir yerlerde.

Gidiyor, kara tahtanın başında halkını bilgilendirmeye çalışıyor.

Öğretmenlik yapıyor.

Onun asıl kişiliği öğretmenlikti, eğitimdi.

Halkını eğitmeye çalışıyordu.

Peki biz bunu anladık mı?

Onun ülkesinde yaşayan insanlar olarak kendimize bir pay çıkardık mı?

Son sözü O'na bırakacağım.

Ben de şu anda bir çocuk oluyorum. Fırçamı da alıyorum.

Sizler zaten hâlâ – ders bitmedi – ilkokul birinci sınıf öğrencisisiniz.

Bu kaydı biraz önce meydan okuduğum sınıfa, birinci sınıftayken

sayısız kez dinletmişimdir.

Bakalım.

(Ses kaydı) (Müzik)

Çocuk: Aa... Atatürk: Ne oldu çocuk?

Çocuk: Senin eline diken batar mı? Atatürk: Batmaz mı?

Çocuk: Senin elin kanar mı? Atatürk: Kanamaz mı?

Çocuk: Ama sen Atatürk değil misin? Atatürk: Öyleyim çocuk.



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Çevrimiçi dil öğrenme @ LingQ

Sen Atatürk'sün, Senin Elin Kanar mı? | Ahmet Naç | TEDxIstanbul

Çeviri: Eren Gokce Gözden geçirme: Erman Turkmen المترجم: Nora Ahmed المدقّق: Riyad Almubarak Translator: Eren Gokce Reviewer: Erman Turkmen

Ahmet Naç Yeni Nesil Öğretmen الجيل الجديد من المعلمين

Gördüğünüz gibi boya fırçamla geldim. كما ترون جئت مع فرشتي As you see, I came with my paint brush.

Kendisi benimle özdeşleşmiş durumda. لقد تضامنت معي It has become my trademark.

Bundan üç hafta kadar önce, sadece bir öğretmen olarak anılırken, قبل ثلاثة أسابيع كنت أُذكر كمدرس، About three weeks ago, people only knew me as a teacher,

artık boyacı öğretmen olarak anılmaya başladım. أما الآن أُذكر كمدرس نقّاش. but now I am starting to be known as the painter teacher.

Tabii, bundan şikâyetçi değilim. Ama bunu getirme amacım بالطبع لست أشكو من ذلك. الهدف من إحضار هذه

tamamen bugün dikkat çekmek için. هو جذب الانتباه فقط.

Çünkü biz ilkokul öğretmenleri derslerde sınıfımıza girerken, لأن نحن مدرسي الصف الابتدائي عندما ندخل الفصل

böyle değişik materyaller kullanırız نستخدم أدوات مختلفة كهذه.

ve üzerimize ilginç kostümler giyeriz. ونرتدي ملابس عجيبة أيضاً.

Bugün de ben en iyi bildiğim iş olan öğretmenliği yapacağım, واليوم أنا سأقوم بأكثر شيء أجيده وهو التدريس.

sizleri de ilkokul birinci sınıfa götürmek istiyorum. أريد أن آخذكم إلى الفصل الدراسي الأول.

Şunu izninizle biraz dekorunuzu bozacağım ama bırakmak istiyorum. إذا سمحتم، سأفسد الديكور قليلاً ولكن أريد ترك هذه.

Evet. Hiç vakit kaybetmeden başlayalım. نعم، فلنبدأ دون إضاعة الوقت. Yes. Let's start without losing any time.

Dersimiz, Hayat Bilgisi. درس اليوم، علوم الحياة. Our class is Life Science.

Konumuz Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatı. موضوعنا هو حياة مصطفى كمال أتاتورك. Our topic is the life of Mustafa Kemal Atatürk.

Şimdi, aman hocam diyeceksiniz. الآن، ستقولون يا إلهي. Now you are going to say, "Oh my teacher!"

Haklısınız. أنتم على حق. You're right.

İlkokulda, ortaokulda, lisede ve üniversitede yaklaşık olarak في المدرسة الابتدائية، والوسطى وفي الثانوية وفي الجامعة We studied Atatürk's life in primary school, in secondary school,

on beş sene boyunca Atatürk'ün hayatını gördük. أي حوالي 15 سنة ونحن ندرس حياة أتاتورك. in high school and in university for about 15 years.

Nasıl başlıyor? كيف تبدأ؟ How does it start?

Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik'te doğdu. ولد مصطفى كمال أتاتورك عام 1881 في سالونيك. Mustafa Kemal Atatürk was born in 1881 in Thessaloniki.

Evin fotoğrafını hatırlıyorsunuz değil mi? تتذكرون صورة المنزل أليس كذلك؟ You remember the photo of his house, right?

Hepinizin gözünde canlanmıştır muhakkak. ارتسمت الصورة أمام أعينكم بالتأكيد. I am sure you can all visualize it.

En çok o hatırlanır zaten. هي أكثر ما نتذكره. It is the one mostly recalled.

Sonra babasının adı Ali Rıza Bey, annesinin adı Zübeyde Hanım. ثم اسم والده السيد علي رضا اسم والدته السيدة زبيدة. Then his father's name is Ali Rıza Bey and his mother's name is Zübeyde Hanım.

İşte kız kardeşi Makbule. وأخته مقبولة. Then his sister Makbule.

Kargalar. Efendime söyleyeyim, askerlik. الغربان، الخدمة العسكرية. Crows. Let me see, military.

İşte şurada yaptı, şöyle bir lider, şöyle bir asker, أدى الخدمة هناك، وكان قائداً هكذا كان جنديًا هكذا. He did it in there, this kind of leader, this kind of soldier,

ve en son Anıtkabir'de biter. وتنتهي عند ضريح (أنيت كابير) and it ends in his Mausoleum.

Bu sanırım 15 sene boyunca bizim hem öğretmenlerimiz, أعتقد أن هذا ما نقله لنا مدرسونا I think the general outline of Mustafa Kemal Atatürk's life

hem üniversitelerde hocalarımız tarafından bizlere aktarılan وأساتذة الجامعة خلال 15 سنة conveyed to us by both our teachers

Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatının genel hatları bu şekilde. الخطوط الأساسية في حياة مصطفى كمال أتاتورك. and our university professors for 15 years is this way.

Bir kez daha anlatmak istiyorum Atatürk'ün hayatını ama bu kez farklı. أريد أن أحكي حياة أتاتورك مرة أخرى ولكن بشكل مختلف. I'd like to tell Atatürk's life one more time, but this time differently.

İlk durağımız Suriye. أول محطة سوريا. Our first stop is Syria.

Mustafa Kemal Atatürk, harp akademisinden mezun olduğunda عندما تخرج مصطفى كمال أتاتورك في الأكاديمية الحربية After graduating from military academy, Mustafa Kemal Atatürk

kurmay yüzbaşı olarak ilk kıta vazifesine Suriye'ye gidiyor ذهب إلى سوريا في أول مهمة له كنقيب أركان حرب goes to Syria for his first battalion duty as a staff commander

ve orada gizli olarak Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kuruyor. أسس هناك جماعة سرية باسم الوطن والحرية. and in there he secretly establishes the Motherland and Liberty Society.

Ve o cemiyetin eğitim kolu reisliğini üstleniyor. وتولى رئاسة الذراع التعليمي بها. And he assumes the educational arm leadership of that society.

Cepte. في الجيب. In his pocket.

1915, Çanakkale Savaşı. Anafartalar'ın en kanlı günleri. سنة 1915، حرب شناق كالي أكثر الأيام دموية. 1915: the Battle of Gallipoli. The bloodiest days of Suvla Bay.

Mustafa Kemal Atatürk, bir gün çadırında oturmuş, lambasını yakmış جلس مصطفى كمال أتاتورك في خيمته، وأضاء المصباح. One day, Mustafa Kemal Atatürk was sitting in his tent with his lamp on

ve masasının üzerinde bir şey çiziyor. Ne olabilir? يرسم شيئاً على المنضدة. ما هو؟ and drawing something on his table. What could it be?

Latin harflerinin şablonunu çıkarıyor. Bakın 1915. نموذج للحروف اللاتينية. انظروا سنة 1915. He is making a template of Latin alphabet. Look, it was 1915.

Bir sene sonraya gidelim. فلنتقدم سنة أخرى. Let's go to the following year.

1916, aylardan Kasım. Doğu cephesine atanıyor. 1916 شهر نوفمبر تم تعينه في الجبهة الشرقية. 1916: It is the month of November. He is assigned to Eastern front

16\. Kolordu Komutanı olarak ve orada çökme tehlikesi قائد الفيلق ال16 هناك خطر الانهيار. as a Commander of 16th Corps and he takes the army

yaşayan orduyu çiçek gibi alıyor. يأخذ الجيش كالوردة. that is in danger of collapse like a flower.

Günlerce süren muharebenin sonunda kısa süreli bir iki saatlik بعد المعركة المستمرة لأيام يتحدث مع رئيس الأركان عز الدين

istirahati sırasında Kurmay Başkan İzzettin Çalışlar ile bir sohbeti var. لمدة قصيرة، ساعة أو اثنين. during his short rest of one or two hours.

Maddeler hâlinde sıralanmış. مرتبة على شكل مواد. The items were listed.

Kadınlara serbestlikten falan bahsediyor ama ilk madde çok ilginç. كان يتحدث عن حرية المرأة وما شابه ولكن المادة الأولى مثيرة جداً. It addresses freedom of women and so on, but the first item is very interesting.

Aynen söylüyorum. أقولها كما وردت بالضبط. I am repeating as it is.

Muktedir ve aile hayatına vâkıf valide yetiştirmek. تنشئة أمهات قادرات مدركات لطبيعة الحياة الأسرية. Educating mothers who are capable and cognizant of family life.

Günümüzde – afili bir kelime kullanayım – güçlü anne eğitimi. سأستخدم كلمة رنانة هذه الأيام تنشئة أم قوية. Today's – I am using a flashy word – strong maternal education.

Bakın savaştan çıkmış, bir soluklanması gerekiyor, değil mi? انظروا انتهت الحرب حديثاً، عليه الاستراحة الآن، أليس كذلك؟ Look, he just came out of war, he is supposed to rest, right?

Bir soluklan değil mi, bir otur. Hayır. خذ نفسك، أليس كذلك؟ أجلس قليلاً، لا. Have a rest, right, sit down. No.

Sivas'a geliyoruz. Sivas kongresi, Sivas günleri. نأتي إلى سيفاس. مؤتمر سيفاس، أيام سيفاس. Now coming to Sivas. Sivas Congress, Sivas days.

Amerikalı gazeteci Mr. Brown ile bir röportajı var. في حوار مع الصحفي الأمريكي مستر براون. He has an interview with American journalist Mr. Brown.

Diyor ki, Türk halkı iyi bir eğitim görmelidir. Eğitim okul demektir. يقول، يجب أن يتمتع الشعب التركي بتعلم جيد. التعليم يعني المدرسة. He says that Turkish people should get a good education. Education means school.

Türk köylüsünün pek azı okur yazardır. القليل جداً من القرويين الأتراك يقرأ ويكتب. Very few of Turkish villagers are literate.

Ancak bakın burasına dikkat, yeniliklere isteklidir. ولكن، انتبهوا لهذا، يرغب في التجديد. But pay attention here, they are eager for change.

Çocuklarının iyi bir eğitim almasını ister. يريد للأطفال أن يحصلوا على تعليم جيد. They want their children to get a good education.

Sivas'ta! Hani düzenli ordu kursaydık önce değil mi? في سيفاس! أليست الأولوية أن نبني جيشاً منظماً؟ In Sivas! First, we should have set up a standing army, right?

Hani düşman dört bir yanı sarmış, insanları bir toplasaydık. الأعداء يحاوطونك من كل مكان، فلنجمع الناس أولاً. Behold, the enemy surrounded all around, we should have gathered people.

Hayır. Verdiği demeç bu. لا. هذا ما صرح به. No. This was the speech given by him.

Ankara'ya geliyor ayağının tozuyla. Türk halkı bir birey olmalıdır, يأتي لأنقرة دون راحة، يجب على الشعب التركي أن يتوحد. As soon as he arrives to Ankara; he says Turkish people should be individuals,

iyi bir eğitim almalıdır, kültürle donatılmalıdır, bezenmelidir. يجب أن يحصل على تعليم جيد، أن يتثقف، they should get a good education, equipped with, adorned with culture.

Daha meclis açılmamış. لم يفتتح المجلس بعد. The Assembly had not been founded yet.

Bunu şöyle söylüyor. Bundan sonraki amacımız demiyor. يقولها هكذا. لا يقول هدفنا بعد الآن. He states it this way. He does not say it is our goal from now on.

Bundan sonraki – altını çiziyorum – en önemli amacımız diyor. أؤكد على هذا - هدفنا الأهم - بعد الآن It is our -- I'm underlining it -- most important goal from now on.

İşler ilginç hâle gelmeye devam edecek. تستمر الأمور في التطور بغرابة. The things will become more interesting.

1\. İnönü, 2. İnönü çok güzel, kazandık. معركة أينونو الأولى والثانية، جميل جداً، نجحنا. 1st İnönü, 2nd İnönü, very nice, we won.

Eskişehir'de bozguna uğruyoruz. 30 bin kişi askerden kaçıyor. نمر بالانسحاب في اسكي شهير. ينصرف 30 ألف عسكري عن الجيش. We are defeated in Eskişehir. 30,000 people flee from the soldiers.

Yunan ordusu seferberlik ilan ediyor. يعلن الجيش اليوناني التعبئة العامة. Greek army declares mobilization.

Sevr Antlaşması'nı imzalatmak için Ankara'ya doğru yürüyüşe geçiyorlar. يذهبون إلى انقرة لتوقيع معاهدة سيفر. They start marching to Ankara for the Treaty of Sèvres to be signed.

Bakın ortam şu. انظروا إلى الوضع وقتها. Look, this is the environment.

Meclistekiler tamamen Batı'yı gözden çıkarmış, sinirler gergin. أخرج المجلس الغرب من الحسبان تماماً، الأعصاب مشدودة. The ones in the Parliament sacrificed the West totally, nerves were tense.

Aman Batı gitti ama meclisi koruyalım. Kayseri'ye doğru göç başlamış. خسرنا الغرب ولكن فلنحمي المجلس. بدأت الهجرة الى قايصري.

Ve o ortamda, insanların askerden kaçtığı bir ortamda, وفي هذا الوقت، الوقت الذي يهرب الناس فيه من الخدمة العسكرية. And in that environment, an environment where people flee from army,

sağa sola kaçtığı bir ortamda, يهربون يميناً ويساراً. an environment where they escape here and there,

Mustafa Kemal Atatürk altı gün boyunca – 15-21 Temmuz 1921 – مصطفى كمال أتاتورك لمدة ستة أيام ما بين - 15-21 يوليو سنة 1921 - Mustafa Kemal Atatürk organizes the first Education Congress

altı gün boyunca 1. Maarif Kongresi'ni yapıyor. Eğitim Kongresi. لمدة ستة أيام، يخطط لمؤتمر المعارف الأول. مؤتمر التعليم. for six days, from July 15 to 21 in 1921, an Education Congress.

Bakın ben bunu ilk duyduğumda inanmadım. Şaka yaptıklarını zannettim. انظروا، أنا لم أصدق هذا عندما سمعته أول مرة. ظننتهم يمزحون. Look, I didn't believe when I first heard about this. I thought they were joking.

Bu bir şaka olmalı, bak gerçekten şaka olmalı. يجب أن تكون هذه مزحة، حقاً يجب أن تكون مزحة. It must be a joke, seriously it must be a joke.

Bakın ortamı bir hayal edin. انظروا، تخيلوا الوضع. Look, imagine the environment.

Mustafa Kemal, böyle bir ortamda, savaş ortamında, insanlar korkuyor, مصطفى كمال، في مثل هذه الظروف، في وسط الحرب، الناس مذعورون، Mustafa Kemal, in such an environment, in a war environment, people are afraid,

sinirler gerilmiş, göç başlamış ve bu adam hakkında ferman var. الأعصاب مشدودة، بدأت الهجرة وهناك حكم على هذا الرجل. nerves are tense, migration has begun and there is a firman for this man.

Fetva çıkarılmış, yakalanırsa idam edilecek. هناك فتوى أُصدرت، إذا قُبض عليه سيتم اعدامه. He was issued a verdict, if arrested, he would be executed.

Ama ne yapıyor, öğretmenlerin temsilcilerini topluyor ve diyor ki -- ولكن ماذا يفعل، يجمع ممثلي المعلمين ويقول لهم... But what does he do? He gathers representatives of teachers and he says --

işte o zaman Cumhuriyet'te esas olacak bütün eğitim ilkeleri, مبادئ التعليم التي ستكون أساس للجمهورية، this is when all the basic education principles of the Republic,

temel eğitim ilkeleri, işte o zaman atılmıştır. مبادئ التعليم الأساسية، وضعت في تلك الظروف. the fundamentals of education principles were laid out.

Savaşın ortasında, cehennemin ortasında, ateşten gömleği giydiği sırada. في وسط الحرب، في وسط الجحيم، في الوقت الذي يرتدي فيه قميص من نار. In the middle of the war, in the middle of the hell, when he was under fire.

Şimdi ben bu ülkede bahane üretmediğim için, zorlukları, engelleri aştığım için, الآن لأني لم أضع حجج، لأني تخطيت الصعاب والعوائق، Now in this country, I made it to the headlines for not making an excuse,

tatillerimde çalıştığım için Türkiye'de manşet oldum. لأني عملت في أيام أجازتي، ذٌكر اسمي في عناوين الصحف في تركيا. overcoming the challenges, obstacles, working during my vacations.

Bu adamın ülkesinde oldum. Bu beni çok üzdü bakın. في دولة هذا الرجل. هذا أحزنني كثيراً. I made it to the headlines in the country of this man. Look, this made me so sad.

(Alkış) (تصفيق)

Çok teşekkür ederim. Başka bir ülke olsa anlarım. شكراً جزيلاً. أتفهم ذلك إذا كان في دولة أخرى.

Ama bu adamın ülkesinde benim manşet olmamam gerekiyordu. ولكن يجب ألا أكون في عناوين الصحف في دولة هذا الرجل.

Tamam, ben şimdi biraz Atatürk'ün hayatına devam edeceğim. حسناً، الآن سأكمل حياة أتاتورك. OK, now I will continue with Atatürk's life a little bit.

Bunu bir kenarda bırakalım. Bundan daha ilginç bir şey var. فلنضع هذا جانباً. هناك شيء أعجب من هذا. Let's leave this aside. There's something more interesting.

Ne biliyor musunuz? أتعرفون ما هو؟ Do you know what?

İzmir'in kurtuluşundan sonra etrafına Türk ve yabancı gazeteciler toplanıyor. بعد استقلال أزمير، يجتمع حوله صحفيون أتراك وأجانب. After the liberation of Izmir, Turkish and foreign journalists gather around him.

Soru şu: Evet, memleketi kurtardınız, şimdi ne yapmak istersiniz? السؤال هو: نعم، أنقذتم البلد، الآن ماذا ستفعلون؟ The question is: So, you saved this country, what would you like to do next?

Yani padişah mı olacaksın, halife mi olacaksın? هل ستكونون سلطاناً، أم خليفة؟ In other words, are you going to be the sultan or the caliph?

Ne cevap veriyor? ماذا كان جوابه؟ What does he answer?

Maarif vekili olacağım, öğretmenlik yapacağım diyor. سأكون وكيل المعارف، يقول سأقوم بالتدريس. "I'll be the Minister of Education, I'll do teaching," he replies.

Şaka gibi, inanılır gibi değil. مزحة، لا يعقل هذا. It is like a joke, hard to believe.

Bakın, artık 2-3 yıl önce idam kararına mahkûm edilmişsin, dibi görmüşsün, انظروا، حُكم عليك بالإعدام قبل سنتين أو ثلاث، رأيت القاع، Look, in fact you were sentenced to death 2-3 years ago, you have seen the bottom,

ama 2-3 yıl sonra bir numaralı adam olmuşsun artık. ولكن بعد سنتين أو ثلاث أصبحت الرجل الأول. but 2-3 years later, you are the number one man.

Padişah da olabilirsin, halife de olabilirsin. يمكنك أن تصبح سلطاناً، يمكنك أن تصبح خليفة أيضاً. You could be a sultan, you could be a caliph.

Herkesi kendine kul edebilirsin, istediğini yapabilirsin. يمكنك أن تجعل الجميع عبداً لك، أن تفعل ما تريد. You could make everyone slave to you, do whatever you want.

Diyor ki ben öğretmen olacağım. Ben eğitimle ilgili çalışmalar yapacağım. يقول سأكون معلماً. سأقوم بدراسات متعلقة بالتعليم. He says, "I'll be a teacher. I'll do education related work."

O çadırında konuşan insan bu işte. هذا هو الإنسان الذي كان يتحدث في خيمته. The man speaking in his tent is this person.

En kötü anında da, en iyi anında da hayalinden ve doğrularından vazgeçmiyor. لا يتراجع عن أحلامه ومبادئه في أسوأ لحظاته ولا في أحسنها. In his worst moment, in his best moment, he does not abandon his dream and beliefs.

O içindeki çocuğu hâlâ dinliyor. Bakın bu çok müthiş bir şey. ماذا يستمع للطفل بداخله. انظروا، هذا شيء مدهش. He is still listening to his inner child. Look, it is an incredible thing.

O güç elindeyken bunu yapabilmek. أن تفعل ذلك والقوة في يدك. To be able to do this, when this power was in his hands.

Hatta Salih Bozok'un hatıralarında şöyle var; حتى في مذكرات صالح بوزوك؛ What Salih Bozok has in his memories is even as such;

İzmir limanından İngiliz donanması giderken, أثناء خروج الأسطول الإنجليزي من ميناء إزمير، while British Navy was leaving the Izmir Port,

herkes tabii bir alkış, bir kıyamet uğurluyor, nanik yapanlar falan var. الجميع يصفق ويهلل، البعض يسخر منهم. everybody was of course applauding, cheering in an uproar, some were thumbing their noses or so.

Mustafa Kemal için ne diyor biliyor musunuz Salih Bozok, أتعرفون ماذا قال صالح بوزوك عن مصطفى كمال، You know what Salih Bozok says for Mustafa Kemal,

"Dönüp bakmadı bile" diyor. يقول "لم يلتفت لينظر حتى". "He didn't even look back."

Bak, "dönüp bakmadı bile" diyor. انظر، "لم يلتفت لينظر حتى". "He didn't even look back," he says.

Kesin, bakın ben tahmin ediyorum ne yaptığını. أكيد، أنا أخمن ماذا فعل، Of course, I am guessing what he was doing.

Kesin geometri kitabını düşünüyordur. أكيد كان يفكر في كتاب الهندسة. He was thinking about the geometry book for sure.

İşte buna üçgen diyeyim, buna kare diyeyim, işte bu yuvarlak olsun. فلنقل لهذا مثلث، وهذا مربع، وليكن هذا مستديراً. Here, I would call this a triangle, this a square; this would be a circle.

Bak, kesinlikle böyle düşünüyordur. انظر، بالتأكيد كان يفكر في هذا. Look, this is definitely what he was thinking.

Yani şöyle hayal ediyorum. يعني أنا أتخيله هكذا. So I imagine it this way.

Kara tahtanın başına geçmiş ‘Ali ata bak' yazıyor. وقف أمام السبورة السوداء، يكتب "انظر للحصان يا علي". He is writing on the blackboard, "Ali, look at the horse."

Diyorlar ki düşman geldi, başkomutanlık yetkisini alayım. يقولون جاء العدو، فليأتي القائد العام. They say the enemy striked, let's take his commander in chief authority.

(Ses yapıyor) (صوت) (Making noise)

Ondan sonra geliyor ‘Ali ata bak'. Oku bakayım. بعد ذلك "انظر للحصان يا علي" هيا اقرأ. Then he goes, "'Ali, look at the horse.' There read it."

Yani böyle bir askerî deha. يعني هذا الذكاء العسكري. I mean, such a military genius.

Tarihin gördüğü bir süngü tak emri ile Çanakkale'nin tarihini değiştiren bu adam. هذا الرجل الذي غير تاريخ شناق كالي بأمر (ضع الحربة). The history witnessed, with a command to fix bayonets, this man changed the history of Dardanelles.

Müthiş bir askerî deha. Askerliği hobi olarak yapıyor. ذكاء عسكري مدهش. يمارس الخدمة العسكرية كهواية. A great military genius. He is doing military service as a hobby.

(Gülüşmeler) (ضحك) (Laughter)

Ve rahat durmuyor yine. ومجدداً لا يقف ثابتاً. And he does not stand still again.

İzmir'in işgalinden hemen sonra İstanbul ve Bursa'da öğretmenleri topluyor بعد احتلال أزمير مباشرة يجمع المعلمين في اسطنبول وبورصة Right after the end of Izmir's occupation, he gathers the teachers

ve onlarla bir toplantı yapıp "Bizim kazandığımız zafer يجتمع بهم و يقول لهم "النصر الذي حققناه سيكون خطوة in Istanbul and Bursa, and has a meeting with them, "The victory that we gained

sizin ordularınızın kazanacağı zafere önayak olacaktır. للنصر الذي سيحققه جيشكم، will lead the way to the victory of your armies.

Sizin karşınıza çıkan bütün engelleri kıracağız." diyor kendisi. سنكسر كل العوائق التي تقابلكم". We will break all the barriers that appear in front of you," he says.

Hani bir Lozan Görüşmesi, bir Cumhuriyet'i kursaydık. معاهدة لوزان؟ تأسيس الجمهورية؟ What about Lausanne negotiations, founding the Republic first.

Yani adam savaş ortasında, savaş bitti, bir daha aynısını yapmaya çalışıyor. يعني الرجل وسط الحرب، انتهت الحرب، يحاول عمل مثيلتها ثانية. So the man was in the midst of war, the war is over, trying to do the same again.

Cumhuriyet kurulduktan sonra ilk kurulan بعد تأسيس الجمهورية After the founding of the Republic, do you know

mesleki ve sosyal birlik nedir biliyor musunuz? هل تعرفون ما هي أول رابطة مهنية واجتماعية تأسست؟ which one is the first established professional and social association?

Muallimler Birliği. رابطة المعلمين. Teachers Association.

Öğretmenler Birliği'ni kuruyor ve orada şöyle bir sözü var. يؤسس رابطة المعلمين، وله هنا كلمة مهمة. He establishes Teachers Association and in there he has this speech.

Hani şu meşhur sözü var ya, نعم تلك الجملة المشهورة. You know, his famous words.

“Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır'' diye. يقول "أيها المعلمون، الجيل الجديد هو أثركم". "Teachers, the new generation will be your masterpiece."

Bayılıyoruz bu lafa zaten. Öğretmenler de çok bayılır. نعشق هذه الجملة. المعلمون أيضاً يحبونها كثيراً. We love this phrase. The teachers also love it.

Evet, benim eserim olacak. نعم، سيكون أثري. Yes, it will be my masterpiece.

Öğretmenler Günü geliyor. Herkes paylaşır onu zaten. ينشر الجميع هذه الجملة في عيد المعلم. As Teachers' Day approaches, everyone will be sharing it.

Ama asıl cümlesini bu cümleden hemen sonra söylemiştir. ولكن الجملة الأساسية قالها بعد هذه الجملة. But he said the actual sentence right after this sentence.

Acaba kaçınız biliyor onu? كم واحد يعرفها؟ I wonder how many of you know it?

Ben burada söyleyeyim onu size, bir öğretmen olarak. سأقولها أنا لكم، كمعلم. I'll say it to you here as a teacher.

Siz de ilkokul öğrencisisiniz bu arada unutmayın. ولا تنسوا انكم الآن طلاب المرحلة الابتدائية. You are primary school students by the way, don't forget it.

Şöyle: "Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır." Nokta. "أيها المعلمون، الجيل الجديد سيكون أثركم." نقطة. It goes: "Teachers, the new generation will be your masterpiece." Period.

"Eserinizin kıymeti" – bir daha söylüyorum – " قيمة أثركم" - أقولها مرة أخرى - "The value of this masterpiece" – I'll repeat one more time –

yani oluşturacağınız eserin kıymeti – aynen böyle – يعني قيمة الأثر الذي ستقدمونه - تماماً هكذا - that is, the value of the masterpiece you'll create – just like that –

"yaptığınız fedakarlığın derecesi ile orantılı olacaktır." "ستكون بالتناسب مع درجة التضحيات التي ستقدمونها." "will be related to your degree of devotion."

Sonra ana haberde fedakâr öğretmen diyorlar bana. ثم يقولون عني في الأخبار المعلم المضحي. Then they call me devoted teacher in the prime time news.

Çok şaşırıyorlar. Neden acaba? ويتفاجؤون كثيراً. لماذا؟ They get surprised. I wonder why?

Bu adam söylemiş. هذا الرجل قالها. This man said it.

1924 bunu söylediğinde. عندما قالها سنة 1924. It was 1924 when he said that.

Ben mesela bazı çalışmalar yapıyorum, bana soruyorlar, “Nasıl yaptın?” مثلاً أنا أقوم ببعض الأعمال، يسألونني، "كيف فعلت ذلك؟" For example, I do some work, they ask me, "How did you do it?"

"Bu kadar çalışmayı aynı anda nasıl yapabiliyorsun?" "كيف تقوك بكل هذه الأعمال في نفس الوقت؟" "How can you do this much work at the same time?"

Ben diyorum ki anneleri yetiştiriyorum. أقول أني أنشأ الأمهات. I tell them I train the mothers.

Annelerle sürekli konuşuyorum, çatışıyorum, anlatmaya çalışıyorum. أتحدث دائماً مع الأمهات، أتناقش، أحاول أن أشرح لهم. I am constantly talking to the mothers, conflicting, trying to explain.

Neden? O, bana o yıllarda söylediği için. لماذا؟ لأنه قال لي في تلك السنوات. Why? Because he told me to do so in those years.

Bakın bir şey göstereceğim size. انظروا سأريكم شيئاً. Look, I'll show you something.

Bu benim Atatürk köşem. هذه زواية أتاتورك خاصتي. This is my Atatürk corner.

Ne yazık ki Selanik evinin fotoğrafı yok. مع الأسف لا توجد صورة منزل سالونيك. Unfortunately, there is not a picture of Thessaloniki house.

Bir şey dikkatinizi çekti mi orada? هل لفت انتباهكم شيء هنا؟ Has something caught your attention there?

Orada bir şey var iki tane, gördünüz mü? يوجد هناك شيئان، هل رأيتموهما؟ Two things are over there, you see them?

İki tane madeni para koydum. وضعت قطعتين معدنيتين. I put two coins.

Kendi sınıfıma, Atatürk köşeme iki tane madeni para koydum. وضعت قطعتين معدنيتين في زواية أتاتورك الموجودة في فصلي. I put two coins in my classroom, on my Atatürk corner.

Neden olabilir sizce? لماذا في رأيكم؟ Why do you think that?

Çünkü Mustafa Kemal, cebindeki son iki kuruşun لأن مصطفى كمال، كان رجل يمتلك قرشين في جيبه Because Mustafa Kemal was a man who bought a book with a penny,

bir tanesi ile kitap alan bir adamdı. فاشترى كتاباً بقرش منهما. when there were only two pennies in his pocket.

Anıtkabir'de, sadece Anıtkabir'de okuduğu üç bin tane kitap var. في ضريحه في أنيت كبير، يوجد ثلاثة آلاف كتاب قرأه. In the Mausoleum, in the Mausoleum only, there are 3,000 books he read.

Ben okuma alışkanlığı ile ilgili bu vizyonu gördükten sonra بعدما رأيت هذه الرسالة المرتبطة بعادة القراءة. After I have seen this vision of reading habit,

bir proje başlattım önceki sınıfımda. بدأت مشروعًا في فصلي السابق. I started a project in my previous class.

Hemen onu açıklamak istiyorum. أريد أن أوضحه بسرعة. I'd like to explain it right now.

Benim öğrencilerim NASA'nın sitesine giriyorlardı, hacklemiyorlardı. كان طلابي يدخلون موقع ناسا، لا يخترقونه. My students were entering the NASA website, not hacking.

NASA'nın sitesine giriyorlardı, Hubble uzay teleskobunun çektiği fotoğraflardan يفتحون موقع ناسا، يتصفحون الصور التي التقطها مرصد هابل الفضائي. Entering NASA's site, they were getting the photos by Hubble space telescope

– bilirsiniz o sitede çok var – onları alıp sınıfa getiriyorlardı. - تعرفون هناك الكثير منها في الموقع - يأخذونها ويحضرونها للفصل. – you know there are a lot in that site – and bringing them to the class.

Gösteriyorlardı, şu şudur, şu budur, arkadaşlarıyla tartışıyorlardı. يعرضونها، هذا هكذا، هذا كذا، يناقشونها مع اصدقائهم. They were showing, this is this, this is that, they were discussing with friends.

Bir tanesi bir gün dedi ki, "Öğretmenim, bu bulutsu" dedi. في يوم ما قال أحدهم، "معلمي، هذا سديم". كلمة سديم قريبة من كلمة سحب في التركية** One day one of them said, "Teacher, this is Nebula (cloud)."

İçimden güldüm tabii. ضحكت بداخلي طبعاً. Of course, I laughed to myself.

"Oğlum" dedim, "uzayda atmosfer yok, ne bulutsusu?" قلت له "بني، أي سحب، لا يوجد غلاف جوي في الفضاء" "My son," I said, "there is no atmosphere in the space, what cloud?"

Gerçekten bulutsuymuş biliyor musunuz adı? هل تعلمون كان اسمه سديم بالفعل؟ Did you know the name was really nebula?

Bakın, okuma alışkanlığının, araştıran, merak eden öğrencinin karşısında انظروا للموقف الذي وقعت فيه كمعلم أمام هذا الطالب المحب للقراءة، See, this is the situation I am in as a teacher, in front of the student

öğretmen olarak düştüğüm duruma bak. الذي يبحث بنفسه ولديه حب استطلاع. who has a reading habit, does research, wonders.

Yine bir gün, dinozorlarla ilgili okuma araştırma, çocuklarla tartışıyoruz. في يوم آخر، نقرأ ونبحث نتناقش مع الأطفال عن الديناصورات. Another day, we're reading, researching, discussing dinosaurs with the kids.

Herkes bir dinozor hakkında fikirlerini söylüyor. كل واحد يقول رأيه عن نوع من الديناصورات. Everyone expresses their opinion about a dinosaur.

Benim de raptorlarla ilgili bir zafiyetim var. نقطة ضعفي الديناصور رابتور. I have a weakness for the raptors.

Raptorları çok seviyorum. أحب الرابتور كثيراً. I love raptors.

İşte çıktım böyle anlatıyorum. وقفت أشرح هكذا. Up there, I am explaining it.

Raptorlar böyledir, grup hâlinde avlanır, zekâlarını kullanır. فصيلة الرابتور هكذا، تصيد في مجموعات، تستخدم ذكاءها. The raptors are like that, they hunt in groups, they use their intelligence.

Avına yandan darbe vurur falan anlatıyorum. تضرب فريستها من الجانب وما الى ذلك. I explain they hit their prey sidewards and so on.

Boyu üç metre, dört metre. طولها ثلاثة أمتار، أو أربعة أمتار. Three meters, four meters long.

Arkadan bir el kalktı. رفع أحد التلاميذ يده. A hand was raised behind.

"Öğretmenim" dedi, "raptorların boyu üç metreden kısa" dedi. قال "معلمي، الرابتور يكون أقصر من ثلاثة أمتار". "Teacher," he said, "the raptors are shorter than three meters."

(Gülüşmeler) (ضحك) (Laughter)

Bak, gözünün içine baktım. نظرت في عينيه مباشرة. Look, I looked into his eyes.

Sinirlendim, çünkü hassasım bu konuda. غضبت، لأني حساس في هذا الموضوع. I got angry, because I am sensitive to this subject.

(Gülüşmeler) (ضحك) (Laughter)

Hayır, ben şimdi 33 yaşındayım, bakın 33 yaşındayım. لا، ولكن أنا بلغت 33 سنة، انظروا، 33 سنة. No, now I am 33 years old, look, I am 33 years old.

Benim neslim Jurassic Park'la büyümüş nesildir. جيلي هو جيل نشأ مع أفلام (الحديقة الجوراسية). My generation grew up with Jurassic Park.

Hani o bacak kadar çocuk gelip bana raptorlar hakkında ahkâm kesemez. لن يأتي هذا الطفل الشبر ونص ليحدثني عن الرابتور. Well, this tiny little kid can't argue with me about the raptors.

Aynen bunu söyledim ve oturttum yerine. قلت له هذا بالضبط وأجلسته. I said just like that and told him to sit down.

(Gülüşmeler) (ضحك) (Laughter)

Sonra 2-3 hafta geçti. بعد أسبوعين أو ثلاث. Then 2-3 weeks passed by.

Bir yerde okudum, nerede okudum, قرأت في مكان ما، I read somewhere, where did I read?

raptorların boyu 2 metre 20 santim falan yazıyor. مكتوب أن طول الرابتور حوالي مترين وعشرون سم. It says the raptors are 2 meters 20 centimeters long.

Yeni bir fosil bulunmuş ve öğrenci de yeni bilgiyi okumuş. يعني وجدوا حفرية وهذا الطالب قرأ المعلومة الحديثة. A new fossil was found and the student read the new information.

Ne oldu, yalan oldum. ماذا حدث، أصبحت أكذوبة. What happened, I was proven wrong.

Profesör dahi olsan okuma alışkanlığı -- حتى وإن كنت بروفيسورا، Even if you are a professor, reading habit --

işte o vizyon nereden geliyor, işte buradan geliyor. O paradan. من أين تأتي هذه الرؤية، تأتي من هنا. من هذه العملة. where this vision comes from, it comes from here. From that piece of coin.

Ben Selanik'in fotoğrafını asmayacağım, kusura bakmasınlar. انا لن أعلق صورة سالونيك، لا تؤاخذوني. I am not going to put the Thessaloniki photo, sorry.

Bu adam çok kitap okuyan bir adamdı. هذا الرجل كان يقرأ كثيراً. This man was reading a lot of books.

Önce onu görsünler istiyorum. أريدهم أن يروا هذا أولاً. First, I want them to see that.

Şimdi anlamıyorlar, bu rakamların ne olduğunu bilmiyorlar ama anlayacaklar. الآن لا يفهمون هذه الأرقام، ولكنهم سيفهمون. They don't understand now, don't know these numbers, but they'll get it.

Yakında dikkat çekecekler. قريباً سيلفت هذا انتباههم. Soon they'll pay attention.

Ben kitaplık yaptım diye bana gazeteci soruyor, “Niye kitaplık yaptın?” قمت بعمل مكتبة فسألني الصحفي، "لماذا وضعت هذه المكتبة؟" Since I built a library, the journalist asks me, "Why did you build a library?"

Okul orası işte, sınıfın içine ben niye kitaplık yapmayayım? هذه مدرسة، لماذا لا أضع مكتبة في الفصل؟ Well, it is a school, why wouldn't I build a library in the classroom?

Yani biraz saçma değil mi? أليس هذا سخيفاً؟ Isn't it a bit ridiculous?

Ben çok şaşırdım ve bakıyorum, böyle televizyonda izliyorum. اندهشت كثيراً ونظرت هكذا، كنت أشاهد التلفاز. I was very surprised and I'm looking, watching this on television.

"Aa" diyorum, "bu konuşan ben miyim, kekelemişim" falan diyorum böyle. قلت: "هل هذا أنا الذي يتحدث؟" كنت أتلعثم "Oh," I say, "is this me who speaks, stuttering," I say and so on.

Mesela bir söz var, uzatmayayım. مثلاً هناك قول، لن أطيل عليكم. You know there is a phrase, I'll not drag it out.

“Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” "مجتمع بدون فن هو مجتمع فقد أحد شرايين الحياة" "A nation deprived of art has lost one of its life veins."

Lafa gel! 3 boyutlu köşe var benim sınıfımda çalışmalar için. انظر للكلام! توجد زاوية ثلاثية في فصلي للأعمال. Pardon me! There is a 3 dimensional study corner in my classroom.

Resim köşesi var, sanat var, sanatın ta kendisi var. زاوية للرسم، للفن، الفن بذاته. There is a painting corner, there is art, there is art itself.

Bu adam söyledi işte. Sende niye yok? هذا الرجل قالها، لماذا لا توجد عندك. This man told it. Why don't you have it?

"Bir gün benim sözlerimle bilim ters düşerse هذا رجل قال: "في يومٍ ما، إذا عارض العلم كلامي "If someday my teachings conflict with science,

bilimi tercih edin." diyen bir adamdır bu. فلتسمعوا للعلم". choose science." He is a kind of man who states that.

Benim sınıfımda, her santimetrekaresinde o adamın izini görürsünüz. ترون أثر هذا الرجل في كل سم في فصلي. In my classroom, you see his mark on every square centimeter.

Fotoğrafını göremezsiniz. لن ترون صورته. You can't see his photo.

Zaten kendisi söylemiyor mu, أليس هذا ما قاله بنفسه، Did not he say this after all,

“Benim yüzümü görmek beni görmek değildir. "رؤيتكم لي لا تعني أن تروا وجهي، "To see me does not necessarily mean to see my face.

Benim fikirlerimi ve duygularımı anlıyorsanız bu yeterlidir.” diye. يكفي أن تفهموا أفكاري ومشاعري." To understand my thoughts and my feelings is enough."

Onun bütün fikirleri ve duyguları o sınıfın içinde. كل أفكاره ومشاعره في هذا الفصل. All his thoughts and feelings are in this classroom.

Öleli 77 yıl olmuş, 77 yıl sonra onun fikirleriyle, onun vizyonuyla, مرت 77 سنة على موته، بعد 77 سنة جاء هذا الفصل بأفكاره، It has been 77 years since he passed away. 77 years later, a classroom

onun duygularıyla yapılan bir sınıf Türkiye'nin gündemine oturdu. ورؤيته، ومشاعره ليحتل عناوين الصحف في تركيا. built with his thoughts, his vision, his feelings has become an agenda in Turkey.

Bir asır önce yaşamış. عاش قبل قرن من الآن. He lived a century ago.

Peki biz neredeyiz? حسناً، أين نحن؟ So where are we?

Biz önümüzdeki bu değeri anlayabildik mi? هل استطعنا أن نفهم قيمة هذا؟ Could we understand this gem before us?

Anlayamadık, anlatamadık. Özür dilerim anlatamadık. لم نفهم، لم نستطع إيضاح هذا. أعتذر لكم لم نستطع إيصال هذا. We could not understand, we could not explain. Sorry, we could not explain.

Ahmet Naç olarak sıradan bir insanım. أنا أحمد ناش شخص عادي. I am an ordinary person as Ahmet Naç.

Çıkışta gelin benimle konuşun, beş dakika konuşun, بعد هذا تعالوا تحدثوا معي، تحدثوا معي خمس دقائق، Talk to me on the way out, just for five minutes,

ne kadar sıradan bir insan olduğumu görürsünüz. سترون كم أني إنسان عادي جداً. you'll see how ordinary I am as a human being.

Ama bir öğretmen olarak buradan meydan okumak istiyorum. ولكن كمعلم أريد أن أعلن التحدي من هنا. But as a teacher, I'd like to challenge in here

O'nun cumhuriyetindeki öğretmen olarak. كمعلم في جمهوريته. as a teacher of his Republic.

Benim mezun ettiğim bir tane sınıf var. يوجد فصل واحد تخرج على يدي. I have a class that I graduated.

Dört yıl boyunca beraber geçirdiğim, mezun ettiğim bir sınıf. عملنا معاً لمدة أربع سنوات، وتخرجوا على يدي. I spent four years with them, a class that I graduated.

O sınıfın kısa süre içerisinde yaptıklarını yapabilecek, إذا كان هناك في العالم فصل في المرحلة الإبتدائية يستطيع تقديم If there is another primary school class in the world that could do

dünyada herhangi bir ilkokul sınıfı varsa ben yarın istifa edeceğim. ما قدمه هذا الفصل في هذه الفترة القصيرة سأقدم استقالتي غداً. what that class has done in a short period of time, I'll resign tomorrow.

Ahmet hoca olarak söylemiyorum bunu. لا أقول هذا بصفتي المعلم أحمد. I don't say that as Ahmet the Teacher.

Onun vizyonu ile onu anlamaya çalışan bir öğretmen olarak söylüyorum. أقوله كمعلم حاول فهم رؤيته. I say it as a teacher who tries to understand him through his vision.

Çıtayı çok yukarı koydum. لقد رفعت سقف التحدي عالياً. I put the bar way up.

Sanırım belki de siz o sınıfa baktığınız zaman, ربما أنتم أيضاً عندما تنظرون لهذا الفصل، I think perhaps when you looked at that class,

o içinizdeki çocuk bana seslendi. يحدثني هذا الطفل بداخلكم. your inner child spoke to me.

Aldığım mesajlarda onu ben gördüm. رأيت ذلك في الرسائل التي تصلني. It's what I've seen in the messages I got.

Umudu gördüm, o neşeyi, o hayali gördüm. رأيت الأمل، الفرحة، رأيت هذا الحلم. I saw hope, that joy, that imagination.

Bu insan da bu hayali yaşayan bir insandı. هذا الإنسان أيضاً كان يعيش هذا الحلم. This person was also living that dream.

En zor anında da, en kötü anında da, en iyi olduğu anında da, في أصعب لحظاته، في أسوأ لحظاته، في أفضل لحظاته، He never gave up this dream whether he was in his most difficult moment,

en güçlü olduğu anında da bu hayalinden asla vazgeçmedi. في اللحظات التي كان فيها قوياً، لم يتراجع أبداً عن حلمه هذا. in his worst moment, in his best moment or in his most powerful moment.

Ben size onun en mutlu olduğu anı göstermek istiyorum. سأخذكم إلى أسعد لحظاته. I'd like to show you his happiest moment.

Sanırım bu olduğunu düşünüyorsunuz. ربما تفكرون أنها هذه. I guess you think this is it.

Yüzü çok gülüyor, ama bu anlık bir mutluluk. Bu değil. وجهه يضحك، ولكن هذه سعادة وقتية، لا ليست هذه. He has a big smile, but it is just a momentary happiness. That is not it.

Onun en mutlu olduğu an, Ordinaryüs Prof. Dr. Sadi Irmak'ın أسعد لحظاته، في كتاب البروفيسور سعدي ارماك، His happiest moment, Professor ordinarius Dr. Sadi Irmak

"Atatürk'ten Anılar" adlı bir kitabı var. "ذكريات أتاتورك". has a book called "The Memories of Atatürk".

O kitabında, Behçet Kemal Çağlar'ı bilirsiniz. في هذا الكتاب، تعرفون بهجت كمال شاغلار. In his book, you know Behçet Kemal Çağlar.

Mustafa Kemal'in özellikleri ile ilgili şiir yazar. كتب شعر عن صفات مصطفى كمال. He writes poems about Mustafa Kemal's characteristics.

Bizim düştüğümüz hataya düşer. وقع في الخطأ الذي وقعنا فيه. He falls into the same fault as we do.

Şöyle bir lider, şöyle bir askerî deha der. كان قائد هكذا، كان ذكاؤه العسكري هكذا. He says this kind of leader, this kind of military genius.

Alır o şiiri, bakar der ki, يأخذ الشعر ويقول؛ He takes the poem, looks at it and says,

“Behçet olmamış. Benim en önemli kişiliğim, "لم ينجح هذا يا بهجت، أهم صفاتي، “Behçet, that is not it. My most important personality trait,

benim asıl kişiliğim öğretmenliğimdir.'' der. شخصيتي الأصلية هي التدريس." my main personality trait is teaching."

Bu adam, dünyanın görüp gördüğü en büyük liderlerden biri. هذا الرجل من أكبر القادة التي رأتهم الدنيا. This man is one of the greatest leaders the world has ever seen.

Bence en büyüğü, en başarılısı, en karizmatiği في رأي أعظمهم، أنجحهم، الأكثر جاذبية. For me, he is the greatest, most successful, most charismatic

ve gerçek bir askerî deha. وعبقرية عسكرية حقيقية. and a real military genius.

Diyor ki benim öğretmenliğimdir. يقول مهنة التدريس. He says my teaching.

İşte onun en mutlu olduğu fotoğraf, an işte budur. هذه هي أسعد صورة له، هذه هي اللحظة. Here, this is his happiest photo, moment. This is it.

(Alkış) (تصفيق)

Bir gece, Çanakkale'de, çadırının içinde, cehennemin ortasında في ليلة ما، في شناق كالي، في خيمته، وسط الجحيم

çizdiği o şablonu 13 yıl sonra kara tahtada uygulayabiliyor. هذا النموذج الذي رسمه، يطبقه على السبورة السوداء بعد 13 سنة.

Savaşlar bitmiş, cepheden cepheye koşturmalar bitmiş. انتهت الحرب، انتهى الكر والفر من جبهة لجبهة.

Artık rahat ama oturmuyor bir yerlerde. أخيراً ارتاح ولكنه لا يقف هكذا.

Gidiyor, kara tahtanın başında halkını bilgilendirmeye çalışıyor. يقف أمام السبورة السوداء ليعلم شعبه. He goes and tries to inform public in front of the blackboard.

Öğretmenlik yapıyor. يقوم بمهنة التدريس. He is teaching.

Onun asıl kişiliği öğretmenlikti, eğitimdi. شخصيته الأصلية، التدريس التعليم. His main personality trait was teaching, educating.

Halkını eğitmeye çalışıyordu. كان يحاول تعليم شعبه. He was trying to educate his people.

Peki biz bunu anladık mı? حسناً، هل فهمنا نحن هذا؟ So did we understand this?

Onun ülkesinde yaşayan insanlar olarak kendimize bir pay çıkardık mı? كأشخاص يعيشون في دولته، هل تقاسمنا حصتنا؟ Did we get any share to ourselves as people living in his country?

Son sözü O'na bırakacağım. سأترك الكلمة الأخيرة له. I'll leave the last words to him.

Ben de şu anda bir çocuk oluyorum. Fırçamı da alıyorum. أنا أيضاً في هذه اللحظة طفل. سأخذ فرشتي ايضاً. Now I also become a kid. I'll get my brush, as well.

Sizler zaten hâlâ – ders bitmedi – ilkokul birinci sınıf öğrencisisiniz. وأنتم مازلتم - الدرس لم ينتهي بعد - أنتم طلاب المرحلة الابتدائية. You are still – the class is not over – first year primary school students.

Bu kaydı biraz önce meydan okuduğum sınıfa, birinci sınıftayken هذا التسجيل أعدته على مسامع طلاب الفصل الذي تحديت به When in their first year, I made my class that I challenged a little earlier

sayısız kez dinletmişimdir. منذ قليل عدة مرات خلال الفصل الأول. listen to this recording countless times.

Bakalım. فلنرى. Let's see.

(Ses kaydı) (Müzik) (تسجيل) (موسيقى) (Music)

Çocuk: Aa... Atatürk: Ne oldu çocuk? الطفل: أأ... أتاتورك: ماذا هناك يا ولد؟ (Child) Uh... (Atatürk) What happened child?

Çocuk: Senin eline diken batar mı? Atatürk: Batmaz mı? الطفل: هل ينغرس الشوك في يدك؟ أتاتورك: وكيف لا؟ (Child) Do you also get stung from a thorn? (Atatürk) Don’t I get stung?

Çocuk: Senin elin kanar mı? Atatürk: Kanamaz mı? الطفل: هل تنزف يدك؟ أتاتورك: وكيف لا تنزف؟ (Child) Does your hand bleed? (Atatürk) Don’t I bleed?

Çocuk: Ama sen Atatürk değil misin? Atatürk: Öyleyim çocuk. الطفل: ولكن ألست أنت أتاتورك؟ أتاتورك: نعم أنا يا ولد. (Child) But aren't you Atatürk? (Atatürk) I am, child.

×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.