image

Hayvan Çiftliği - George Orwell, 5 Bölüm

5 Bölüm

Beşinci Bölüm

Kış yaklaştıkça, Mollie daha da tuhaflaşıyordu. Her sabah işe geç geliyor, uyuyakaldığını söyleyerek özür diliyor, iştahı yerinde olmasına karşın akıl sır erdiremediği bazı sancılardan yakınıyordu. Bir bahane uydurup işten kaçıyor, yalağın başına gidip aptal aptal sudaki yansısını seyrediyordu. Ama ortalıkta daha ciddi söylentiler de dolaşıyordu. Bir gün, Mollie, ağzında bir saman sapı, kuyruğunu sallayarak keyifle avluya girdiğinde, Clover onu bir kenara çekti.

"Bak, Mollie," dedi, "çok ciddi bir şey söyleyeceğim sana. Bu sabah, Hayvan Çiftliği'ni Foxwood Çiftliği'nden ayıran çitin üzerinden bakarken gördüm seni. Çitin öbür yanında da Bay Pilkington'ın adamlarından biri vardı. Gerçi çok uzaktaydım, ama seninle konuştuğunu, senin de burnunu okşamasına ses çıkarmadığını gördüğüme neredeyse emindim. Ne demek oluyor bu, Mollie?" "Hayır! Burnumu falan okşamadı!" diye bağırdı Mollie. "Ben öyle bir şey yapmadım! Yalan! "Ter ter tepiniyor, ayaklarıyla yeri eşeliyordu. "Mollie! Yüzüme bak. O adamın senin burnunu okşamadığına namusun üstüne yemin eder misin?" Mollie, "Yalan! Öyle bir şey olmadı!" diye yinelediyse de, gözlerini Clover'ın gözlerinden kaçırdı; tarlaya doğru dörtnala tabanları yağladı. Birden, Clover'ın kafası bir şeye takıldı. Kimseye bir şey söylemeden Mollie'nin ahırdaki bölmesine girdi, ayağıyla biraz eşeleyince samanların arasına bir avuç kesmeşeker ile çeşitli renklerde kurdeleler gizlenmiş olduğunu gördü. Üç gün sonra Mollie ortadan kayboldu. Uzun süre nerede olduğuna ilişkin hiçbir bilgi edinilemedi, ta ki güvercinler onu Willingdon'ın orada gördüklerini bildirene kadar. Bir meyhanenin önünde duran, kırmızı-siyah, küçük, şık bir arabaya koşuluymuş. Meyhaneciye benzeyen, ekose pantolonlu, tozluklu, şişman, al yanaklı bir adam, Mollie'nin burnunu okşuyor, ona şeker yediriyormuş. Tüyleri yeni kırkılmış olan Mollie'nin perçemine kızıl bir kurdele bağlıymış. Güvercinlere bakılırsa, keyfi yerinde görünüyormuş. O günden sonra hayvanlar Mollie'nin adını bir daha anmadılar. Ocak ayında havalar müthiş soğudu. Toprak o kadar sertti ki, tarlalarda çalışmak olanaksızdı. Büyük samanlıkta toplantı üstüne toplantı yapılıyor, domuzlar gelecek mevsimin işlerini planlamaya çalışıyorlardı. Çiftlik siyasetiyle ilgili bütün konularda karar verme yetkisi, öteki hayvanlardan açıkça daha zeki olan domuzlara verilmişti; verdikleri kararların oy çokluğuyla onaylanması gerekse de. Hemen her konuda takışan Snowball ile Napoléon arasında ikide bir hırgür çıkmasa, bu düzen pek güzel işleyecekti. Biri arpa ekilen alanın daha da genişletilmesini önerecek olsa, öbürü yulaf ekilen alanın genişletilmesi gerektiğini savunmaya kalkıyor; biri bir tarlanın lahana yetiştirmeye elverişli olduğunu söyleyecek olsa, öbürü o tarlada kökbitkilerden başka hiçbir şey yetişmeyeceğini ileri sürüyordu. İkisinin de yandaşları vardı; bazen şiddetli tartışmalar patlak veriyordu. Snowball, parlak söylevleriyle, toplantılarda çoğu zaman oyların çoğunluğunu elde etmeyi başarıyordu; ama Napoléon da, kulis çalışmalarında kendine destek bulma konusunda az becerikli değildi. Özellikle de koyunları etkilemeyi çok iyi biliyordu. Son zamanlarda yerli yersiz "Dört ayak iyi, iki ayak kötü!" diye melemeyi alışkanlık edinmiş olan koyunlar, toplantının sık sık kesilmesine yol açıyorlardı. Özellikle de Snowball'un konuşmasının can alıcı yerlerinde, "Dört ayak iyi, iki ayak kötü!" diye melemeye başlamaları gözden kaçmıyordu. Snowball, çiftlik evinde bulduğu Çiftçi ve Hayvan Yetiştiricisi adlı derginin eski sayılarını okuyup incelemiş, çiftliğin yenilenmesi ve geliştirilmesiyle ilgili bir sürü tasarı oluşturmuştu. Tarlalarda su kanalları açılması, yemlerin silolarda korunması, dışkılardan nasıl yararlanılacağı gibi konuları ne kadar iyi bildiğini gösteren konuşmalar yapıyordu. Tüm hayvanların dışkılarını doğrudan doğruya tarlaya, hem de her gün tarlanın farklı bir yerine yapmalarıyla ilgili karmaşık bir tasarı geliştirmişti; böylece, dışkıları arabalarla tarlalara taşımak için emek ve zaman harcamaktan da kurtulacaklardı. Napoléon ise tek bir özgün düşünce bile geliştirmiyor, Snowball'un tasarılarının hiçbir işe yaramayacağını sessizce çevresine yayıyor, sanki uygun zamanı kolluyordu. Ama aralarındaki tartışmaların en şiddetlisi, yel değirmeni konusunda patlak verecekti.

Çiftlik binalarının az ilerisinde uzanıp giden çayırda, küçük bir tepe vardı. Burası, çiftliğin en yüksek yeriydi. Zemini iyice inceleyen Snowball, bir yel değirmeni için en uygun yerin burası olduğunu açıkladı. Yel değirmeni bir dinamoyu çalıştırabilir ve t ü m çiftliğe elektrik gücü sağlayabilirdi. Böylece, ahırlar aydınlatılabilir ve kışın ısıtılabilir; yuvarlak testere, ot ve saman bıçkısı, pancar doğrayıcı ve elektrikli süt sağma makinesi gibi aletler kullanılabilirdi. Hayvanlar daha önce hiç böyle bir şey duymamışlardı (Nuh Nebi'den kalma bir çiftlik olan Beylik Çiftlik'te yalnızca en ilkel aletler bulunuyordu); o düşsel aygıtları gözlerinin önünde canlandıran Snowball'u şaşkınlık içinde dinliyorlardı. Snowball'un anlattıklarına bakılırsa, bu akıl almaz aygıtlar çiftliğin bütün işlerini görecek, onlar da kırlarda yan gelip keyif çatacaklar, kitap okuyup söyleşerek kendilerini geliştireceklerdi. Snowball'un yel değirmeniyle ilgili planları birkaç haftada sonuçlandırıldı. Mekanik ayrıntıların büyük bir bölümü, Bay Jones'un üç kitabından elde edildi: Eviniz İçin Bin Bir Bilgi, Kendi Duvarını Kendin Yap ve On Derste Elektrik. Snowball, bir zamanlar kuluçka makinelerinin durduğu, düzgün ahşap döşemesi çizim yapmaya elverişli barakayı çalışma odası olarak kullanıyordu. Bazen saatlerce kapandığı oluyordu barakaya. Yere açtığı kitaplarının sayfaları üzerine taş ağırlıklar koyuyor, ön ayağının toynakları arasına bir tebeşir tutturuyor, çizimleri hızla gerçekleştirirken heyecandan soluğu kesiliyor, kesik kesik hırıltılar çıkıyordu gırtlağından. Snowball'un çizimleri yavaş yavaş manivelalar ve dişli çarklardan oluşan karmaşık bir yığına dönüştü, barakanın yarısından fazlasını kapladı. Öteki hayvanlar bütün bunlardan hiçbir şey anlamıyor, ama çok etkileyici buluyorlardı. Her gün en az bir kez gelip Snowball'un çizimlerine bakıyorlardı. Tavuklar ve ördekler de geliyor, tebeşirle çizilmiş çizgilere basmamak için akla karayı seçiyorlardı. Bir tek, yel değirmenine karşı olduğunu daha en başından açıklamış olan Napoléon uzak duruyordu oradan. Ama gene de dayanamadı, bir gün durup dururken çizimleri görmeye geldi. Barakanın içinde ağır ağır dolandı, çizimlerin her bir ayrıntısını uzun uzadıya inceledi, birkaç kez koklayıp yokladı, bir süre öyle durup göz ucuyla gözledi, sonra birden bacağını kaldırıp çizimlerin üstüne işedi ve tek bir söz söylemeden çıktı gitti.

Yel değirmeni sorunu, çiftlikte derin bir bölünmeye yol açmıştı. Snowball, yel değirmeninin yapımının çok zor olacağını yadsımıyordu. Taşocağından taş taşınacak, duvarlar örülecek, yel değirmeninin kanatları yapılacak, sonra da dinamolar ve kablolar bulmak gerekecekti. (Snowball, bütün bu işlerin üstesinden nasıl gelineceğinden hiç söz etmiyordu) Yalnızca, bütün işlerin bir yıl içinde biteceğini ileri sürmekle yetiniyordu. Ona kalırsa, yel değirmeni tamamlandığında işler o kadar kolaylaşacaktı ki, hayvanların haftada yalnızca üç gün çalışmaları gerekecekti. Buna karşılık Napoléon, en büyük gereksinimlerinin besin üretimini artırmak olduğunu, yel değirmeniyle zaman yitirilirse herkesin açlıktan öleceğini öne sürüyordu. Hayvanlar, "Oyunuzu Snowball'a atın, haftada üç gün çalışın!" ve "Oyunuzu Napoléon'a atın, hiç aç kalmayın!" sloganları altında iki hizbe ayrılmışlardı. Hiziplerin dışında kalan tek hayvan Benjamin'di. Ne bolluk geleceğine inanıyordu, ne de yel değirmeninin işleri kolaylaştıracağına. "Yel değirmeni olsa da, olmasa da, şu kötü hayatımızda değişen bir şey olmayacak," diyordu. Yel değirmeni tartışmaları süredursun, bir de çiftliğin savunulması sorunu vardı. İnsanların, Ağıl Savaşında bozguna uğratılmış olmalarına karşın, çiftliği yeniden ele geçirip Bay Jones'a geri vermek için, daha da kararlı ikinci bir girişimde bulunabilecekleri artık bütün hayvanlarca kavranmıştı. Uğradıkları yenilginin haberi tüm köylere yayılarak, komşu çiftliklerdeki hayvanların daha da asileşmelerine yol açmış; bu yüzden, insanların yeniden saldırıya geçme olasılığı daha da artmıştı. Snowball ile Napoléon, her konuda olduğu gibi bu konuda da anlaşamadılar. Napoléon'a göre, hayvanların bir yerlerden ateşli silahlar bulmaları ve bunları kullanmayı öğrenmeleri gerekiyordu. Snowball ise, öteki çiftliklerin üzerine daha çok güvercin salmaları ve hayvanları başkaldırmaya kışkırtmaları gerektiği kanısındaydı. Biri, kendilerini savunamazlarsa, eninde sonunda mutlaka yenileceklerini ileri sürüyor; öbürü ise, her yerde ayaklanmalar patlak verirse, kendilerini savunmalarına gerek kalmayacağını söylüyordu. Hayvanlar bir Napoléon'a, bir Snowball'a kulak veriyorlar, ama hangisinin haklı olduğu konusunda bir türlü karara varamıyorlardı. Daha doğrusu, o sırada kim konuşuyorsa ona hak veriyorlardı.

En sonunda, Snowball'un planları gerçek oldu. Ertesi pazar düzenlenecek Toplantı'da, yel değirmeni yapım çalışmalarının başlatılması önerisi oya sunulacaktı. Hayvanlar büyük samanlıkta toplandıklarında, Snowball ayağa kalktı ve konuşmasının ikide bir koyunların melemeleriyle kesilmesine aldırmaksızın, yel değirmeninin yapılması gerektiğinin nedenlerini sayıp döktü. Ardından, yanıt vermek üzere Napoléon kalktı ayağa. Çok sakin bir sesle, yel değirmeninin saçmalıktan başka bir şey olmadığını, yel değirmenine oy vermeyi kimseye öğütleyemeyeceğini söyledi ve hemen yerine oturdu. Konuşması yarım dakika bile sürmemişti; sözlerinin etkisinin farkında değilmiş gibi görünüyordu. Bunun üzerine, yerinden fırlayan Snowball, yeniden melemeye başlayan koyunları susturarak, yel değirmeninin nimetlerini anlatan ateşli bir söylev çekti. O ana kadar, yel değirmenini isteyen hayvanlarla yel değirmenine karşı çıkan hayvanların sayısı aşağı yukarı eşit görünüyordu, ama Snowball'un söz ustalığı eşitliği bir anda bozuverdi. Parlak sözlerle, hayvanların köle gibi çalışmaktan kurtulacakları bir Hayvan Çiftliği tablosu çizen Snowball'un düş gücü artık saman bıçkılarının, pancar doğrayıcıların çok ötesine uzanmıştı. Harman makineleri, sabanlar, kesek kırma makineleri, silindirler, biçerdöverler ve biçerbağlarların elektrik gücüyle çalışacağını, her ahırın kendi ışığına, sıcak ve soğuk suyuna, kendi elektrikli ısıtıcısına kavuşacağını söylüyordu. Konuşmasını bitirdiğinde, oyların kime gideceği konusunda kimsenin kuşkusu kalmamıştı. Ama tam o sırada Napoléon ayağa kalktı, Snowball'a yan yan baktıktan sonra, o güne değin kimsenin işitmediği kadar tiz bir çığlık attı. Bunun üzerine, dışarıdan korkunç havlamalar duyuldu, az sonra çivili tasmalarıyla dokuz iri köpek zıpkın gibi içeri daldı. Dosdoğru Snowball'un üzerine atıldılar. Snowball, tam zamanında yerinden fırlamasa, azgınca saldıran köpeklere yem olacaktı. Hemen kendini dışarı attı, köpekler de peşinden. Şaşkınlık ve korkudan nutku tutulan hayvanlar, kapıya yığılıp kovalamacayı seyre koyuldular. Snowball, bir domuzun koşabileceği kadar hızlı koşuyor, çayırı geçip anayola kavuşmaya çabalıyordu. Ama köpekler de ensesindeydi. Birden kayıp düştü; herkes artık kesin yakalandı derken, yeniden ayağa kalktı ve daha da hızlı koşmaya başladı. Köpekler de fırtına gibiydiler, avlarına eriştiler erişeceklerdi. Bir tanesi tam kuyruğunu kapacaktı ki, Snowball tam zamanında kaçırdı kuyruğunu. Köpeklerle arasında neredeyse bir karış kalmışken, son bir çabayla ileri atılarak, çitteki deliklerden birinden kaçtı gitti. Bir daha da Snowball'u gören olmadı. Hayvanlar, suskun ve sinmiş, samanlığa geri döndüler. Az sonra köpekler de koşarak geldiler. Bu canavarların nereden çıktığını ilk başta hiç kimse anlayamamıştı, ama çok geçmeden gerçek ortaya çıktı. Bunlar, Napoléon'un annelerinden ayırıp özel olarak yetiştirdiği yavrulardı. Henüz tam büyümemiş olmalarına karşın fazlasıyla iriydiler; bir kurt kadar yabanıl görünüyorlardı. Napoléon'un yanından ayrılmıyorlardı. Tıpkı öteki köpeklerin Bay Jones'a yaltaklandıkları gibi, onların da Napoléon'a kuyruk salladıkları kimsenin gözünden kaçmadı. Napoléon, arkasında köpekleri, bir zamanlar Koca Reis'in konuşma yapmış olduğu yükseltiye çıktı ve pazar sabahı toplantılarına artık son verileceğini açıkladı: Bu gereksiz toplantılar vakit kaybından başka bir şey değildi. Bundan böyle, çiftliğin işleyişiyle ilgili bütün sorunlar, kendisinin başkanlığındaki özel bir domuzlar kurulunca çözülecekti. Kurul sorunları kapalı oturumlarda ele alacak, kararları sonradan öteki hayvanlara bildirecekti. Hayvanlar pazar sabahları gene bayrağı selamlamak, İngiltere'nin Hayvanları şarkısını söylemek ve haftalık buyrukları almak için toplanacaklar, ama tartışmalara artık asla izin verilmeyecekti. Daha Snowball'un kovuluşunun şaşkınlığını savuşturamamış olan hayvanlar, bu açıklama karşısında iyice umutsuzluğa kapıldılar. Bazıları, doğru dürüst bir gerekçe bulabilseler, karşı çıkacaklardı. Boxer bile tedirgindi. Kulaklarını arkaya yatırdı, yelesini sallayarak kafasını toparlamaya çalıştı; ama söyleyecek söz bulamadı. Domuzlardan bazıları ise düşüncelerini açıkça dile getirmekten çekinmediler. Ön sıradaki dört genç domuz, hep birlikte ayağa fırlayarak, olup bitenleri onaylamadıklarını bağıra bağıra açıkladılar. Ama Napoléon'un ayakları dibinde yatmakta olan köpekler birden ürkütücü bir biçimde hırlayınca, susup yerlerine oturmak zorunda kaldılar. O sırada, koyunlar da, kulakları sağır eden bir sesle, "Dört ayak iyi, iki ayak kötü!" diye melemeye başlamışlardı. Gösteri o kadar uzun sürdü ki, konunun tartışılmasına olanak kalmadı.

Bir süre sonra, çiftliği dolaşıp yeni düzeni öteki hayvanlara anlatma görevi Squealer'a verildi. "Yoldaşlar," dedi Squealer, "Napoléon Yoldaş'ın böyle bir görevi üstlenmekle ne kadar büyük bir özveride bulunduğunu, buradaki tüm hayvanların çok iyi anladığından hiç kuşkum yok. Yoldaşlar, sakın önderliğin yan gelip keyif çatmak olduğunu sanmayın. Tam tersine, önderlik, çok ağır bir sorumluluk yükler. İçimizde, bütün hayvanların eşit olduğuna en çok inanan, Napoléon Yoldaş'tır. Kararları kendi başınıza almanıza izin vermekten büyük mutluluk duyacaktır. Ama yoldaşlar, bazen yanlış kararlar da alabilirsiniz, o zaman halimiz nice olur? Örneğin, şu yel değirmeni saçmalığını savunan Snowball'un izinden gitmeye karar verseydiniz, ne yapardık? Hainin teki olduğu artık açıkça ortaya çıkmadı mı Snowball' un?" Hayvanlardan biri, "Snowball, Ağıl Savaşında yiğitçe çarpıştı," diyecek oldu. "Yiğitlik yeterli değildir," diye karşılık verdi Squealer. "Sadakat ve itaat daha önemlidir. Ağıl Savaşına gelince; Snowrball'un bu savaştaki rolünün çok fazla abartıldığını bir gün anlayacağınıza inanıyorum. Disiplin, yoldaşlar, demir disiplin! Bugün parolamız bu olmalı. Tek bir yanlış adım atmayagörelim, düşmanlarımız o saat tepemize binecektir. Yoldaşlar, herhalde Jones'un geri gelmesini istemezsiniz!" Bu soru da yanıtsız kaldı. Jones'un geri gelmesini elbette istemiyorlardı; pazar sabahları yapılan toplantıların, Jones'un geri gelmesine yol açma olasılığı varsa, tartışmalara kuşkusuz son verilmeliydi. Olup bitenleri kafasında evirip çeviren Boxer, herkesin düşüncesini dile getirdi: "Napoléon Yoldaş öyle diyorsa öyledir." O günden sonra da, kendi adına benimsediği "Daha çok çalışacağım" parolasının yanı sıra, "Napoléon her zaman haklıdır" sözünü düstur edindi. İlkbaharla birlikte havalar ısınmış, tarlalar sürülmeye başlamıştı. Snowball'un yel değirmeni çizimlerini yaptığı baraka kapatılmış, söylenenler doğruysa yerdeki çizimler de silinmişti. Hayvanlar, her pazar sabahı saat onda büyük samanlıkta toplanıp haftalık buyrukları alıyorlardı. Koca Reis'in artık bütünüyle kurumuş olan kafatası, meyve bahçesinde gömüldüğü yerden çıkarılmış, bayrak direğinin dibinde, tüfeğin yanında duran bir kütüğün üzerine yerleştirilmişti. Hayvanlar, bayrak göndere çekildikten sonra kafatasının önünden saygıyla geçerek girmek zorundaydılar samanlığa. Samanlıkta da artık eskiden olduğu gibi bir arada oturulmuyordu. Napoléon, yükseltinin önünde oturuyor; şiir yazıp şarkı besteleme konusunda olağanüstü yetenekli olan Minimus adlı bir başka domuz ile Squealer da iki yanına çöküyorlardı. Dokuz genç köpek onların çevresinde yarım daire oluşturuyor, öteki domuzlar ise daha arkada oturuyorlardı. Geri kalan hayvanların tümü, yüzleri onlara dönük, yükseltinin karşısına diziliyordu. Napoléon haftalık buyrukları asker gibi, sert bir sesle okuyor, İngiltere'nin Hayvanları şarkısı tek bir kez söyleniyor ve herkes dağılıyordu. Snowball'un çiftlikten kovuluşunun üzerinden topu topu üç pazar geçmişti. Napoléon birdenbire yel değirmeninin yapılması gerektiğini açıklayınca, tüm hayvanlar donup kaldılar. Bu apansız düşünce değişikliğinin nedenini söylemedi Napoléon, yalnızca bu ağır işin çok sıkı çalışmalarını gerektireceğini belirterek herkesi uyardı; tayınların azaltılması bile söz konusu olabilirdi. Ama planlar en ince ayrıntılarına kadar hazırlanmıştı. Domuzlardan oluşan özel bir kurul, üç haftadır kafa patlatıyordu. Yel değirmeni yapımı, bazı değişikliklerle birlikte, iki yıl sürebilirdi.

O akşam Squealer, öteki hayvanlara, Napoléon'un yel değirmeni tasarısına aslında hiçbir zaman karşı çıkmadığını anlattı. Tam tersine, bu tasarıyı ilk savunan Napoléon olmuştu; nitekim Snowball'un barakanın döşemesine çizdiği tasarımlar, aslında Napoléon'un dosyaları arasından çalınmış olan çizimlerdi. Yel değirmeni, gerçekte, onun düşüncesinden doğmuştu.

Hayvanlardan biri sormadan edemedi: "Onun düşüncesinden doğmuştu da, Napoléon neden o kadar şiddetle karşı çıkmıştı yel değirmenine?" Squealer'ın yüzünde şeytansı bir anlatım belirdi: "Napoléon Yoldaş kurnazca davrandı," dedi. "Snowball, tehlikeli biriydi, herkese kötü örnek oluyordu. Napoléon Yoldaş da, ondan kurtulmak için yel değirmenine karşıymış gibi göründü." Squealer'a bakılırsa, artık Snowball ortadan kalktığına göre yel değirmeni tasarısı rahatça uygulamaya konulabilirdi. İşte, taktik diye buna derlerdi. Squealer, hoplaya zıplaya, şen kahkahalar atıp kuyruğunu sallayarak birkaç kez, "Taktik, yoldaşlar, taktik!" diye yineledi. Hayvanlar, "taktik" sözcüğünden pek bir şey anlamamışlardı doğrusu; ama Squealer o kadar inandırıcı konuşuyordu, kuşkusuz bir rastlantı sonucu onun yanında bulunan üç köpek öylesine ürkütücü bir biçimde hırlıyordu ki, Squealer'ın açıklamasını daha fazla karşı çıkmadan kabul ettiler.



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Çevrimiçi dil öğrenme @ LingQ

5 Bölüm

Beşinci Bölüm Chapter Five

Kış yaklaştıkça, Mollie daha da tuhaflaşıyordu. As winter approached, Mollie was getting weirder. Her sabah işe geç geliyor, uyuyakaldığını söyleyerek özür diliyor, iştahı yerinde olmasına karşın akıl sır erdiremediği bazı sancılardan yakınıyordu. He came to work late every morning, apologized by saying that he had fallen asleep, and complained of some pains that he could not fathom even though he had a good appetite. Bir bahane uydurup işten kaçıyor, yalağın başına gidip aptal aptal sudaki yansısını seyrediyordu. He was running away from work by making up an excuse, going to the trough and stupidly watching his reflection in the water. Ama ortalıkta daha ciddi söylentiler de dolaşıyordu. But more serious rumors were also circulating. Bir gün, Mollie, ağzında bir saman sapı, kuyruğunu sallayarak keyifle avluya girdiğinde, Clover onu bir kenara çekti. One day, Clover pulled her aside when Mollie came into the courtyard with a straw in her mouth and wagging her tail in delight.

"Bak, Mollie," dedi, "çok ciddi bir şey söyleyeceğim sana. "Look, Mollie," he said, "I have something very serious to tell you. Bu sabah, Hayvan Çiftliği'ni Foxwood Çiftliği'nden ayıran çitin üzerinden bakarken gördüm seni. I saw you this morning looking over the fence that separates Animal Farm from Foxwood Farm. Çitin öbür yanında da Bay Pilkington'ın adamlarından biri vardı. On the other side of the fence was one of Mr Pilkington's men. Gerçi çok uzaktaydım, ama seninle konuştuğunu, senin de burnunu okşamasına ses çıkarmadığını gördüğüme neredeyse emindim. Although I was far away, I was almost certain that I saw him talking to you and making no sound when you stroked your nose. Ne demek oluyor bu, Mollie?" What does that mean, Mollie?" "Hayır! Burnumu falan okşamadı!" He didn't caress my nose or anything!" diye bağırdı Mollie. cried Mollie. "Ben öyle bir şey yapmadım! "I did no such thing! Yalan! "Ter ter tepiniyor, ayaklarıyla yeri eşeliyordu. “He was sweating, scratching the ground with his feet. "Mollie! Yüzüme bak. O adamın senin burnunu okşamadığına namusun üstüne yemin eder misin?" Do you swear on your honor that that man didn't stroke your nose?" Mollie, "Yalan! Öyle bir şey olmadı!" diye yinelediyse de, gözlerini Clover'ın gözlerinden kaçırdı; tarlaya doğru dörtnala tabanları yağladı. she repeated, but avoided Clover's eyes; galloping towards the field oiled the soles. Birden, Clover'ın kafası bir şeye takıldı. Suddenly, Clover's head caught on something. Kimseye bir şey söylemeden Mollie'nin ahırdaki bölmesine girdi, ayağıyla biraz eşeleyince samanların arasına bir avuç kesmeşeker ile çeşitli renklerde kurdeleler gizlenmiş olduğunu gördü. Without saying a word to anyone, he entered Mollie's stall in the barn, scratching a little with his foot, and saw that hidden in the straw were a handful of sugar cubes and ribbons of various colors. Üç gün sonra Mollie ortadan kayboldu. Three days later Mollie disappeared. Uzun süre nerede olduğuna ilişkin hiçbir bilgi edinilemedi, ta ki güvercinler onu Willingdon'ın orada gördüklerini bildirene kadar. For a long time there was no information on his whereabouts until the pigeons reported that Willingdon had seen him there. Bir meyhanenin önünde duran, kırmızı-siyah, küçük, şık bir arabaya koşuluymuş. He was in a small, stylish car, red and black, standing in front of a tavern. Meyhaneciye benzeyen, ekose pantolonlu, tozluklu, şişman, al yanaklı bir adam, Mollie'nin burnunu okşuyor, ona şeker yediriyormuş. A fat, rosy-cheeked man in plaid pants and leggings, who looked like a tavern, was stroking Mollie's nose and feeding her candy. Tüyleri yeni kırkılmış olan Mollie'nin perçemine kızıl bir kurdele bağlıymış. Mollie, who had just clipped her hair, was tied with a red ribbon in her bangs. Güvercinlere bakılırsa, keyfi yerinde görünüyormuş. Judging by the pigeons, he seemed to be in good spirits. O günden sonra hayvanlar Mollie'nin adını bir daha anmadılar. After that day, the animals never mentioned Mollie's name again. Ocak ayında havalar müthiş soğudu. In January, the weather was terribly cold. Toprak o kadar sertti ki, tarlalarda çalışmak olanaksızdı. The soil was so hard that working in the fields was impossible. Büyük samanlıkta toplantı üstüne toplantı yapılıyor, domuzlar gelecek mevsimin işlerini planlamaya çalışıyorlardı. Meeting after meeting was held in the great barn, and the pigs were trying to plan their work for the next season. Çiftlik siyasetiyle ilgili bütün konularda karar verme yetkisi, öteki hayvanlardan açıkça daha zeki olan domuzlara verilmişti; verdikleri kararların oy çokluğuyla onaylanması gerekse de. The power to decide all matters of farm policy was vested in the pigs, who were clearly more intelligent than the other animals; although their decisions must be approved by a majority vote. Hemen her konuda takışan Snowball ile Napoléon arasında ikide bir hırgür çıkmasa, bu düzen pek güzel işleyecekti. This order would have worked very well if there weren't a quarrel between Snowball and Napoleon, who disagreed about almost everything. Biri arpa ekilen alanın daha da genişletilmesini önerecek olsa, öbürü yulaf ekilen alanın genişletilmesi gerektiğini savunmaya kalkıyor; biri bir tarlanın lahana yetiştirmeye elverişli olduğunu söyleyecek olsa, öbürü o tarlada kökbitkilerden başka hiçbir şey yetişmeyeceğini ileri sürüyordu. If one proposes to further expand the area sown with barley, the other tries to argue that the area planted with oats should be expanded; If one were to say that a field was suitable for growing cabbage, the other would argue that nothing but root crops would grow in that field. İkisinin de yandaşları vardı; bazen şiddetli tartışmalar patlak veriyordu. Both had adherents; sometimes violent arguments broke out. Snowball, parlak söylevleriyle, toplantılarda çoğu zaman oyların çoğunluğunu elde etmeyi başarıyordu; ama Napoléon da, kulis çalışmalarında kendine destek bulma konusunda az becerikli değildi. Snowball, with his brilliant speeches, often managed to get a majority of the votes at the meetings; but Napoleon was no less adept at finding support for his backstage work. Özellikle de koyunları etkilemeyi çok iyi biliyordu. He especially knew how to impress the sheep. Son zamanlarda yerli yersiz "Dört ayak iyi, iki ayak kötü!" Lately, the incongruous "Four legs good, two legs bad!" diye melemeyi alışkanlık edinmiş olan koyunlar, toplantının sık sık kesilmesine yol açıyorlardı. The sheep, accustomed to bleating, caused frequent interruption of the meeting. Özellikle de Snowball'un konuşmasının can alıcı yerlerinde, "Dört ayak iyi, iki ayak kötü!" Especially at the heart of Snowball's speech, "Four legs good, two legs bad!" diye melemeye başlamaları gözden kaçmıyordu. It was not overlooked that they began to bleat. Snowball, çiftlik evinde bulduğu Çiftçi ve Hayvan Yetiştiricisi adlı derginin eski sayılarını okuyup incelemiş, çiftliğin yenilenmesi ve geliştirilmesiyle ilgili bir sürü tasarı oluşturmuştu. Snowball had read and studied the old issues of the magazine The Farmer and Animal Breeder, which he found at the farmhouse, and came up with many plans for the renovation and improvement of the farm. Tarlalarda su kanalları açılması, yemlerin silolarda korunması, dışkılardan nasıl yararlanılacağı gibi konuları ne kadar iyi bildiğini gösteren konuşmalar yapıyordu. He was giving speeches that showed how well he knew how to open water channels in the fields, protect the feed in silos, and how to use the excrement. Tüm hayvanların dışkılarını doğrudan doğruya tarlaya, hem de her gün tarlanın farklı bir yerine yapmalarıyla ilgili karmaşık bir tasarı geliştirmişti; böylece, dışkıları arabalarla tarlalara taşımak için emek ve zaman harcamaktan da kurtulacaklardı. He had developed a complex scheme for all animals to dump their excrement directly on the field, and in a different part of the field each day; this way, they would also avoid spending time and effort to transport the excrement to the fields by carts. Napoléon ise tek bir özgün düşünce bile geliştirmiyor, Snowball'un tasarılarının hiçbir işe yaramayacağını sessizce çevresine yayıyor, sanki uygun zamanı kolluyordu. Napoleon, on the other hand, did not develop a single original thought, but quietly spread the idea that Snowball's plans were useless, as if waiting for the appropriate time. Ama aralarındaki tartışmaların en şiddetlisi, yel değirmeni konusunda patlak verecekti. But the fiercest argument between them would break out over the windmill.

Çiftlik binalarının az ilerisinde uzanıp giden çayırda, küçük bir tepe vardı. There was a small hill in the meadow that stretched out just beyond the farm buildings. Burası, çiftliğin en yüksek yeriydi. This was the highest point on the farm. Zemini iyice inceleyen Snowball, bir yel değirmeni için en uygun yerin burası olduğunu açıkladı. Examining the ground thoroughly, Snowball explained that this was the best place for a windmill. Yel değirmeni bir dinamoyu çalıştırabilir ve t ü m çiftliğe elektrik gücü sağlayabilirdi. The windmill could power a dynamo and provide electrical power to the entire farm. Böylece, ahırlar aydınlatılabilir ve kışın ısıtılabilir; yuvarlak testere, ot ve saman bıçkısı, pancar doğrayıcı ve elektrikli süt sağma makinesi gibi aletler kullanılabilirdi. Thus, the barns can be illuminated and heated in winter; such tools as a circular saw, grass and hay saw, beet chopper and electric milking machine could be used. Hayvanlar daha önce hiç böyle bir şey duymamışlardı (Nuh Nebi'den kalma bir çiftlik olan Beylik Çiftlik'te yalnızca en ilkel aletler bulunuyordu); o düşsel aygıtları gözlerinin önünde canlandıran Snowball'u şaşkınlık içinde dinliyorlardı. Animals had never heard of anything like this before (Beylik Çiftlik, a Noah's farm, had only the most primitive tools); They listened in amazement as Snowball pictured those imaginary devices before their eyes. Snowball'un anlattıklarına bakılırsa, bu akıl almaz aygıtlar çiftliğin bütün işlerini görecek, onlar da kırlarda yan gelip keyif çatacaklar, kitap okuyup söyleşerek kendilerini geliştireceklerdi. According to Snowball's account, these incredible devices would do all the work of the farm, and they would have fun in the countryside, improve themselves by reading books and chatting. Snowball'un yel değirmeniyle ilgili planları birkaç haftada sonuçlandırıldı. Snowball's plans for the windmill were finalized in a matter of weeks. Mekanik ayrıntıların büyük bir bölümü, Bay Jones'un üç kitabından elde edildi: Eviniz İçin Bin Bir Bilgi, Kendi Duvarını Kendin Yap ve On Derste Elektrik. Much of the mechanical detail is derived from three of Mr. Jones' books: A Thousand and A Tips for Your Home, Build Your Own Wall, and Electric in Ten Lessons. Snowball, bir zamanlar kuluçka makinelerinin durduğu, düzgün ahşap döşemesi çizim yapmaya elverişli barakayı çalışma odası olarak kullanıyordu. Snowball used as his study the shack where the incubators once stood, the smooth wood floor of which was suitable for drawing. Bazen saatlerce kapandığı oluyordu barakaya. Sometimes the barracks were closed for hours. Yere açtığı kitaplarının sayfaları üzerine taş ağırlıklar koyuyor, ön ayağının toynakları arasına bir tebeşir tutturuyor, çizimleri hızla gerçekleştirirken heyecandan soluğu kesiliyor, kesik kesik hırıltılar çıkıyordu gırtlağından. He placed stone weights on the pages of the books he opened on the floor, fastened a chalk between the hooves of his front foot, gasping with excitement and ragged snarls from his throat as he quickly made the drawings. Snowball'un çizimleri yavaş yavaş manivelalar ve dişli çarklardan oluşan karmaşık bir yığına dönüştü, barakanın yarısından fazlasını kapladı. Snowball's drawings gradually turned into an intricate pile of levers and cogs, taking up more than half of the shed. Öteki hayvanlar bütün bunlardan hiçbir şey anlamıyor, ama çok etkileyici buluyorlardı. The other animals understood nothing of all this, but found it fascinating. Her gün en az bir kez gelip Snowball'un çizimlerine bakıyorlardı. They came at least once a day to look at Snowball's drawings. Tavuklar ve ördekler de geliyor, tebeşirle çizilmiş çizgilere basmamak için akla karayı seçiyorlardı. Chickens and ducks also came to mind, choosing land to avoid stepping on the chalk lines. Bir tek, yel değirmenine karşı olduğunu daha en başından açıklamış olan Napoléon uzak duruyordu oradan. Only Napoleon, who had declared from the very beginning his opposition to the windmill, stayed away. Ama gene de dayanamadı, bir gün durup dururken çizimleri görmeye geldi. But he still couldn't stand it, one day he came to see the drawings out of the blue. Barakanın içinde ağır ağır dolandı, çizimlerin her bir ayrıntısını uzun uzadıya inceledi, birkaç kez koklayıp yokladı, bir süre öyle durup göz ucuyla gözledi, sonra birden bacağını kaldırıp çizimlerin üstüne işedi ve tek bir söz söylemeden çıktı gitti. He walked slowly through the shed, examining every detail of the drawings, sniffing and probing a few times, staring for a moment, then suddenly lifted his leg to pee on the drawings and left without a word.

Yel değirmeni sorunu, çiftlikte derin bir bölünmeye yol açmıştı. The windmill problem had caused a deep division on the farm. Snowball, yel değirmeninin yapımının çok zor olacağını yadsımıyordu. Snowball did not deny that building the windmill would be very difficult. Taşocağından taş taşınacak, duvarlar örülecek, yel değirmeninin kanatları yapılacak, sonra da dinamolar ve kablolar bulmak gerekecekti. Stone would be moved from the quarry, walls would be built, the wings of the windmill would have to be made, then dynamos and cables would have to be found. (Snowball, bütün bu işlerin üstesinden nasıl gelineceğinden hiç söz etmiyordu) Yalnızca, bütün işlerin bir yıl içinde biteceğini ileri sürmekle yetiniyordu. (Snowball made no mention of how to get all this stuff done.) He simply argued that it would all be over in a year. Ona kalırsa, yel değirmeni tamamlandığında işler o kadar kolaylaşacaktı ki, hayvanların haftada yalnızca üç gün çalışmaları gerekecekti. In his opinion, things would get so much easier once the windmill was completed that the animals would only have to work three days a week. Buna karşılık Napoléon, en büyük gereksinimlerinin besin üretimini artırmak olduğunu, yel değirmeniyle zaman yitirilirse herkesin açlıktan öleceğini öne sürüyordu. By contrast, Napoleon argued that their greatest need was to increase food production, and that if time wasted on the windmill, everyone would starve. Hayvanlar, "Oyunuzu Snowball'a atın, haftada üç gün çalışın!" The animals say, "Get your game on Snowball, study three days a week!" ve "Oyunuzu Napoléon'a atın, hiç aç kalmayın!" and "Give Napoleon, never go hungry!" sloganları altında iki hizbe ayrılmışlardı. They split into two factions under their slogans. Hiziplerin dışında kalan tek hayvan Benjamin'di. The only animal left out of the factions was Benjamin. Ne bolluk geleceğine inanıyordu, ne de yel değirmeninin işleri kolaylaştıracağına. He did not believe that abundance would come, nor that the windmill would make things easier. "Yel değirmeni olsa da, olmasa da, şu kötü hayatımızda değişen bir şey olmayacak," diyordu. "With or without a windmill, nothing will change in our wicked life," he said. Yel değirmeni tartışmaları süredursun, bir de çiftliğin savunulması sorunu vardı. While the windmill debate continued, there was also the question of defending the farm. İnsanların, Ağıl Savaşında bozguna uğratılmış olmalarına karşın, çiftliği yeniden ele geçirip Bay Jones'a geri vermek için, daha da kararlı ikinci bir girişimde bulunabilecekleri artık bütün hayvanlarca kavranmıştı. It was now clear to all animals that the humans, though defeated in the War of the Fold, could make a second, more determined attempt to recapture the farm and return it to Mr. Jones. Uğradıkları yenilginin haberi tüm köylere yayılarak, komşu çiftliklerdeki hayvanların daha da asileşmelerine yol açmış; bu yüzden, insanların yeniden saldırıya geçme olasılığı daha da artmıştı. The news of their defeat spread to all the villages, causing the animals in the neighboring farms to become more rebellious; therefore, the probability of people attacking again increased even more. Snowball ile Napoléon, her konuda olduğu gibi bu konuda da anlaşamadılar. Snowball and Napoleon could not agree on this issue, as they do on everything else. Napoléon'a göre, hayvanların bir yerlerden ateşli silahlar bulmaları ve bunları kullanmayı öğrenmeleri gerekiyordu. According to Napoleon, animals had to find firearms from somewhere and learn to use them. Snowball ise, öteki çiftliklerin üzerine daha çok güvercin salmaları ve hayvanları başkaldırmaya kışkırtmaları gerektiği kanısındaydı. Snowball was of the opinion that they should release more pigeons on the other farms and incite the animals to revolt. Biri, kendilerini savunamazlarsa, eninde sonunda mutlaka yenileceklerini ileri sürüyor; öbürü ise, her yerde ayaklanmalar patlak verirse, kendilerini savunmalarına gerek kalmayacağını söylüyordu. One argues that if they cannot defend themselves, they will eventually be defeated; the other said that if riots broke out everywhere, they would not need to defend themselves. Hayvanlar bir Napoléon'a, bir Snowball'a kulak veriyorlar, ama hangisinin haklı olduğu konusunda bir türlü karara varamıyorlardı. The animals listened to a Napoleon or a Snowball, but could not decide which was right. Daha doğrusu, o sırada kim konuşuyorsa ona hak veriyorlardı. More precisely, they agreed with whoever was speaking at the time.

En sonunda, Snowball'un planları gerçek oldu. Finally, Snowball's plans came true. Ertesi pazar düzenlenecek Toplantı'da, yel değirmeni yapım çalışmalarının başlatılması önerisi oya sunulacaktı. At the meeting to be held the following Sunday, the proposal to start the windmill construction works would be put to the vote. Hayvanlar büyük samanlıkta toplandıklarında, Snowball ayağa kalktı ve konuşmasının ikide bir koyunların melemeleriyle kesilmesine aldırmaksızın, yel değirmeninin yapılması gerektiğinin nedenlerini sayıp döktü. When the animals were gathered in the great barn, Snowball stood up and threw out the reasons why the windmill had to be built, not caring that his speech was often interrupted by the bleating of the sheep. Ardından, yanıt vermek üzere Napoléon kalktı ayağa. Then Napoleon rose to his feet to answer. Çok sakin bir sesle, yel değirmeninin saçmalıktan başka bir şey olmadığını, yel değirmenine oy vermeyi kimseye öğütleyemeyeceğini söyledi ve hemen yerine oturdu. He said in a very calm voice that the windmill was nothing but nonsense, that he could not advise anyone to vote for the windmill, and immediately sat down. Konuşması yarım dakika bile sürmemişti; sözlerinin etkisinin farkında değilmiş gibi görünüyordu. His speech hadn't even lasted half a minute; He seemed unaware of the impact of his words. Bunun üzerine, yerinden fırlayan Snowball, yeniden melemeye başlayan koyunları susturarak, yel değirmeninin nimetlerini anlatan ateşli bir söylev çekti. At this, jumping from his seat, Snowball silenced the sheep, which had begun to bleat again, and gave a fiery speech describing the blessings of the windmill. O ana kadar, yel değirmenini isteyen hayvanlarla yel değirmenine karşı çıkan hayvanların sayısı aşağı yukarı eşit görünüyordu, ama Snowball'un söz ustalığı eşitliği bir anda bozuverdi. Until then, the number of animals that wanted the windmill and those that opposed the windmill had seemed roughly equal, but Snowball's rhetoric broke the equation in an instant. Parlak sözlerle, hayvanların köle gibi çalışmaktan kurtulacakları bir Hayvan Çiftliği tablosu çizen Snowball'un düş gücü artık saman bıçkılarının, pancar doğrayıcıların çok ötesine uzanmıştı. With brilliant words, Snowball's imagination, painting an Animal Farm where animals would be freed from slavery, now extended far beyond the straw saws and beet choppers. Harman makineleri, sabanlar, kesek kırma makineleri, silindirler, biçerdöverler ve biçerbağlarların elektrik gücüyle çalışacağını, her ahırın kendi ışığına, sıcak ve soğuk suyuna, kendi elektrikli ısıtıcısına kavuşacağını söylüyordu. He said that threshing machines, ploughs, clod-breaking machines, rollers, combines, and harvesters would run on electricity, and that each barn would have its own light, hot and cold water, and its own electric heater. Konuşmasını bitirdiğinde, oyların kime gideceği konusunda kimsenin kuşkusu kalmamıştı. By the time he had finished speaking, no one was in any doubt as to whom the votes would go. Ama tam o sırada Napoléon ayağa kalktı, Snowball'a yan yan baktıktan sonra, o güne değin kimsenin işitmediği kadar tiz bir çığlık attı. But just then Napoleon stood up, gave Snowball a sideways glance, and gave a shrill cry that no one had ever heard. Bunun üzerine, dışarıdan korkunç havlamalar duyuldu, az sonra çivili tasmalarıyla dokuz iri köpek zıpkın gibi içeri daldı. Thereupon, terrible barking was heard from outside, and soon nine large dogs on spiked collars rushed in like harpoons. Dosdoğru Snowball'un üzerine atıldılar. They were thrown straight at Snowball. Snowball, tam zamanında yerinden fırlamasa, azgınca saldıran köpeklere yem olacaktı. If Snowball hadn't jumped out of his place just in time, he would have been prey to the raging dogs. Hemen kendini dışarı attı, köpekler de peşinden. He threw himself out immediately, followed by the dogs. Şaşkınlık ve korkudan nutku tutulan hayvanlar, kapıya yığılıp kovalamacayı seyre koyuldular. Speechless with amazement and fear, the animals slumped at the door and watched the chase. Snowball, bir domuzun koşabileceği kadar hızlı koşuyor, çayırı geçip anayola kavuşmaya çabalıyordu. Snowball was running as fast as a pig could, trying to cross the meadow and reach the highway. Ama köpekler de ensesindeydi. But the dogs were on his neck, too. Birden kayıp düştü; herkes artık kesin yakalandı derken, yeniden ayağa kalktı ve daha da hızlı koşmaya başladı. Suddenly he slipped; When everyone was saying that he was definitely caught, he got up again and started to run even faster. Köpekler de fırtına gibiydiler, avlarına eriştiler erişeceklerdi. Dogs were like storms too, they would reach their prey. Bir tanesi tam kuyruğunu kapacaktı ki, Snowball tam zamanında kaçırdı kuyruğunu. One of them was about to grab its tail when Snowball missed it just in time. Köpeklerle arasında neredeyse bir karış kalmışken, son bir çabayla ileri atılarak, çitteki deliklerden birinden kaçtı gitti. With a final effort, almost an inch between him and the dogs, he rushed forward and fled through one of the holes in the fence. Bir daha da Snowball'u gören olmadı. Nobody saw Snowball again. Hayvanlar, suskun ve sinmiş, samanlığa geri döndüler. The animals, mute and cowed, went back to the barn. Az sonra köpekler de koşarak geldiler. Soon the dogs came running. Bu canavarların nereden çıktığını ilk başta hiç kimse anlayamamıştı, ama çok geçmeden gerçek ortaya çıktı. At first, no one could understand where these monsters came from, but soon the truth emerged. Bunlar, Napoléon'un annelerinden ayırıp özel olarak yetiştirdiği yavrulardı. These were puppies that Napoleon separated from their mothers and raised in private. Henüz tam büyümemiş olmalarına karşın fazlasıyla iriydiler; bir kurt kadar yabanıl görünüyorlardı. Although not yet fully grown, they were extremely large; they looked as wild as a wolf. Napoléon'un yanından ayrılmıyorlardı. They did not leave Napoleon's side. Tıpkı öteki köpeklerin Bay Jones'a yaltaklandıkları gibi, onların da Napoléon'a kuyruk salladıkları kimsenin gözünden kaçmadı. It did not go unnoticed that they wag their tails at Napoleon, just as the other dogs fawned at Mr. Jones. Napoléon, arkasında köpekleri, bir zamanlar Koca Reis'in konuşma yapmış olduğu yükseltiye çıktı ve pazar sabahı toplantılarına artık son verileceğini açıkladı: Bu gereksiz toplantılar vakit kaybından başka bir şey değildi. Napoléon, with his dogs behind him, climbed up to the height where the Big Chief had once given a speech, and announced that the Sunday morning meetings would be ended: these useless meetings were a waste of time. Bundan böyle, çiftliğin işleyişiyle ilgili bütün sorunlar, kendisinin başkanlığındaki özel bir domuzlar kurulunca çözülecekti. Henceforth, all problems with the running of the farm were to be resolved by a special committee of pigs headed by him. Kurul sorunları kapalı oturumlarda ele alacak, kararları sonradan öteki hayvanlara bildirecekti. The board would discuss issues in closed sessions, and then communicate the decisions to the other animals. Hayvanlar pazar sabahları gene bayrağı selamlamak, İngiltere'nin Hayvanları şarkısını söylemek ve haftalık buyrukları almak için toplanacaklar, ama tartışmalara artık asla izin verilmeyecekti. Animals would again gather on Sunday mornings to salute the flag, sing Beasts of England, and take weekly orders, but discussion would never be allowed any longer. Daha Snowball'un kovuluşunun şaşkınlığını savuşturamamış olan hayvanlar, bu açıklama karşısında iyice umutsuzluğa kapıldılar. The animals, who had not yet been able to shake off the amazement of Snowball's dismissal, became more and more desperate at this explanation. Bazıları, doğru dürüst bir gerekçe bulabilseler, karşı çıkacaklardı. Some would protest if they could come up with a decent justification. Boxer bile tedirgindi. Even Boxer was nervous. Kulaklarını arkaya yatırdı, yelesini sallayarak kafasını toparlamaya çalıştı; ama söyleyecek söz bulamadı. He tucked his ears back, shook his mane, trying to clear his head; but he couldn't find the words to say. Domuzlardan bazıları ise düşüncelerini açıkça dile getirmekten çekinmediler. Some of the pigs did not hesitate to express their opinions openly. Ön sıradaki dört genç domuz, hep birlikte ayağa fırlayarak, olup bitenleri onaylamadıklarını bağıra bağıra açıkladılar. The four young pigs in the front row all jumped to their feet and shouted their disapproval of what had happened. Ama Napoléon'un ayakları dibinde yatmakta olan köpekler birden ürkütücü bir biçimde hırlayınca, susup yerlerine oturmak zorunda kaldılar. But when the dogs lying at Napoleon's feet suddenly snarled frightfully, they had to shut up and sit down. O sırada, koyunlar da, kulakları sağır eden bir sesle, "Dört ayak iyi, iki ayak kötü!" Meanwhile, the sheep cried out in a deafening voice, "Four legs good, two legs bad!" diye melemeye başlamışlardı. they began to bleat. Gösteri o kadar uzun sürdü ki, konunun tartışılmasına olanak kalmadı. The demonstration lasted so long that it was no longer possible to discuss the matter.

Bir süre sonra, çiftliği dolaşıp yeni düzeni öteki hayvanlara anlatma görevi Squealer'a verildi. After a while, Squealer was given the task of roaming the farm and explaining the new order to the other animals. "Yoldaşlar," dedi Squealer, "Napoléon Yoldaş'ın böyle bir görevi üstlenmekle ne kadar büyük bir özveride bulunduğunu, buradaki tüm hayvanların çok iyi anladığından hiç kuşkum yok. "Comrades," said Squealer, "I have no doubt that all the animals here understand very well what a great sacrifice Comrade Napoleon made in undertaking such a task. Yoldaşlar, sakın önderliğin yan gelip keyif çatmak olduğunu sanmayın. Comrades, do not think that leadership is a sideshow. Tam tersine, önderlik, çok ağır bir sorumluluk yükler. On the contrary, leadership imposes a very heavy responsibility. İçimizde, bütün hayvanların eşit olduğuna en çok inanan, Napoléon Yoldaş'tır. Comrade Napoleon is the one who most believes in the equality of all animals among us. Kararları kendi başınıza almanıza izin vermekten büyük mutluluk duyacaktır. He will be more than happy to let you make decisions for yourself. Ama yoldaşlar, bazen yanlış kararlar da alabilirsiniz, o zaman halimiz nice olur? But comrades, sometimes you can make wrong decisions, then how are we? Örneğin, şu yel değirmeni saçmalığını savunan Snowball'un izinden gitmeye karar verseydiniz, ne yapardık? For example, if you decided to follow in the footsteps of Snowball defending that windmill bullshit, what would we do? Hainin teki olduğu artık açıkça ortaya çıkmadı mı Snowball' un?" Hasn't it become clear now that Snowball is a traitor?" Hayvanlardan biri, "Snowball, Ağıl Savaşında yiğitçe çarpıştı," diyecek oldu. “Snowball fought valiantly in the Battle of the Fold,” one of the animals began to say. "Yiğitlik yeterli değildir," diye karşılık verdi Squealer. "Courage is not enough," Squealer replied. "Sadakat ve itaat daha önemlidir. "Loyalty and obedience are more important. Ağıl Savaşına gelince; Snowrball'un bu savaştaki rolünün çok fazla abartıldığını bir gün anlayacağınıza inanıyorum. As for the War of the Hallows; I believe one day you will realize that Snowrball's role in this war has been greatly exaggerated. Disiplin, yoldaşlar, demir disiplin! Discipline, comrades, iron discipline! Bugün parolamız bu olmalı. That should be our motto today. Tek bir yanlış adım atmayagörelim, düşmanlarımız o saat tepemize binecektir. Let's take a single wrong step, and our enemies will be upon us that hour. Yoldaşlar, herhalde Jones'un geri gelmesini istemezsiniz!" Comrades, you probably don't want Jones to come back!" Bu soru da yanıtsız kaldı. This question also remained unanswered. Jones'un geri gelmesini elbette istemiyorlardı; pazar sabahları yapılan toplantıların, Jones'un geri gelmesine yol açma olasılığı varsa, tartışmalara kuşkusuz son verilmeliydi. Of course they didn't want Jones to come back; If the Sunday morning meetings were likely to lead to Jones' return, the arguments certainly had to be put to an end. Olup bitenleri kafasında evirip çeviren Boxer, herkesin düşüncesini dile getirdi: "Napoléon Yoldaş öyle diyorsa öyledir." Turning the whole thing around in his mind, Boxer expressed everyone's opinion: "If Comrade Napoleon says so, so it is." O günden sonra da, kendi adına benimsediği "Daha çok çalışacağım" parolasının yanı sıra, "Napoléon her zaman haklıdır" sözünü düstur edindi. From that day on, he adopted the motto "Napoléon is always right" as well as the motto he adopted for himself, "I will work harder". İlkbaharla birlikte havalar ısınmış, tarlalar sürülmeye başlamıştı. With the spring, the weather warmed up and the fields began to be plowed. Snowball'un yel değirmeni çizimlerini yaptığı baraka kapatılmış, söylenenler doğruysa yerdeki çizimler de silinmişti. The shack where Snowball was drawing the windmill was closed, and the drawings on the ground had been erased if the rumors were true. Hayvanlar, her pazar sabahı saat onda büyük samanlıkta toplanıp haftalık buyrukları alıyorlardı. The animals gathered in the great barn at ten o'clock every Sunday morning and took the weekly orders. Koca Reis'in artık bütünüyle kurumuş olan kafatası, meyve bahçesinde gömüldüğü yerden çıkarılmış, bayrak direğinin dibinde, tüfeğin yanında duran bir kütüğün üzerine yerleştirilmişti. Big Chief's skull, now completely dry, had been dug out of its burial in the orchard and set on a log at the base of the flagpole, next to the rifle. Hayvanlar, bayrak göndere çekildikten sonra kafatasının önünden saygıyla geçerek girmek zorundaydılar samanlığa. The animals had to enter the barn by respectfully passing in front of the skull after the flag was raised. Samanlıkta da artık eskiden olduğu gibi bir arada oturulmuyordu. The barn was no longer sitting together as it used to be. Napoléon, yükseltinin önünde oturuyor; şiir yazıp şarkı besteleme konusunda olağanüstü yetenekli olan Minimus adlı bir başka domuz ile Squealer da iki yanına çöküyorlardı. Napoleon sits in front of the hill; Squealer and another pig named Minimus, who were extraordinarily talented at writing poems and composing songs, were collapsing on their sides. Dokuz genç köpek onların çevresinde yarım daire oluşturuyor, öteki domuzlar ise daha arkada oturuyorlardı. Nine young dogs formed a semicircle around them, while the other pigs sat further back. Geri kalan hayvanların tümü, yüzleri onlara dönük, yükseltinin karşısına diziliyordu. All the remaining animals were lined up across the ridge, facing them. Napoléon haftalık buyrukları asker gibi, sert bir sesle okuyor, İngiltere'nin Hayvanları şarkısı tek bir kez söyleniyor ve herkes dağılıyordu. Napoleon read the weekly orders in a stern, soldierly voice, the Beasts of England song was sung once, and everyone dispersed. Snowball'un çiftlikten kovuluşunun üzerinden topu topu üç pazar geçmişti. Three Sundays had passed since Snowball was fired from the farm. Napoléon birdenbire yel değirmeninin yapılması gerektiğini açıklayınca, tüm hayvanlar donup kaldılar. All the animals froze when Napoleon suddenly announced that the windmill had to be built. Bu apansız düşünce değişikliğinin nedenini söylemedi Napoléon, yalnızca bu ağır işin çok sıkı çalışmalarını gerektireceğini belirterek herkesi uyardı; tayınların azaltılması bile söz konusu olabilirdi. Napoléon did not say the reason for this sudden change of mind, but warned everyone that this hard work would require a lot of hard work; There could even be a reduction in rations. Ama planlar en ince ayrıntılarına kadar hazırlanmıştı. But the plans were drawn up to the smallest detail. Domuzlardan oluşan özel bir kurul, üç haftadır kafa patlatıyordu. A special committee of pigs had been baffling for three weeks. Yel değirmeni yapımı, bazı değişikliklerle birlikte, iki yıl sürebilirdi. Windmill construction could have taken two years, with some modifications.

O akşam Squealer, öteki hayvanlara, Napoléon'un yel değirmeni tasarısına aslında hiçbir zaman karşı çıkmadığını anlattı. That evening, Squealer told the other animals that he had never actually objected to Napoleon's windmill design. Tam tersine, bu tasarıyı ilk savunan Napoléon olmuştu; nitekim Snowball'un barakanın döşemesine çizdiği tasarımlar, aslında Napoléon'un dosyaları arasından çalınmış olan çizimlerdi. On the contrary, Napoleon was the first to defend this bill; indeed, the designs that Snowball drew on the floor of the shack were actually drawings stolen from Napoléon's files. Yel değirmeni, gerçekte, onun düşüncesinden doğmuştu. The windmill was actually born out of his idea.

Hayvanlardan biri sormadan edemedi: "Onun düşüncesinden doğmuştu da, Napoléon neden o kadar şiddetle karşı çıkmıştı yel değirmenine?" One of the animals could not help but ask: "Why was Napoleon so vehemently opposed to the windmill, when it was born of his thought?" Squealer'ın yüzünde şeytansı bir anlatım belirdi: "Napoléon Yoldaş kurnazca davrandı," dedi. A devilish expression appeared on Squealer's face: "Comrade Napoleon was cunning," he said. "Snowball, tehlikeli biriydi, herkese kötü örnek oluyordu. “Snowball was a dangerous man, setting a bad example for everyone. Napoléon Yoldaş da, ondan kurtulmak için yel değirmenine karşıymış gibi göründü." Comrade Napoleon also seemed to oppose the windmill to get rid of it." Squealer'a bakılırsa, artık Snowball ortadan kalktığına göre yel değirmeni tasarısı rahatça uygulamaya konulabilirdi. According to Squealer, now that Snowball was gone, the windmill design could be put into practice. İşte, taktik diye buna derlerdi. That's what they called tactics. Squealer, hoplaya zıplaya, şen kahkahalar atıp kuyruğunu sallayarak birkaç kez, "Taktik, yoldaşlar, taktik!" "Tactic, comrades, tactic!" Squealer shouted several times, bouncing, laughing and wagging his tail. diye yineledi. he repeated. Hayvanlar, "taktik" sözcüğünden pek bir şey anlamamışlardı doğrusu; ama Squealer o kadar inandırıcı konuşuyordu, kuşkusuz bir rastlantı sonucu onun yanında bulunan üç köpek öylesine ürkütücü bir biçimde hırlıyordu ki, Squealer'ın açıklamasını daha fazla karşı çıkmadan kabul ettiler. The animals didn't really understand much of the word "tactics"; but Squealer spoke so convincingly that the three dogs who were no doubt by accident were snarling so eerily that they accepted Squealer's explanation without further protest.

×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.