Neden Kimse Beni Sevmiyor? - Çirkin Miyim?
Merhaba arkadaşlar, ben Emirhan.
Sanırım ben çirkin bir insanım.
İnsanlar benim yanıma gelmiyor.
Öğretmenlerim beni herhangi bir etkinliğe seçmiyorlar.
Bakalım hikâyemi dinlediğinizde
siz de benim gibi düşünecek misiniz?
Hikâyeme geçmeden önce ufak bir hatırlatma:
"Hâlâ kanalımıza abone değilseniz, abone olup bildirimleri açmayı unutmayın."
İlkokuldayken görünüşümle ilgili hiçbir kötü düşüncem yoktu.
Fakat liseye başlayacağım dönemlerde
kendime daha çok dikkat etmeye başladım.
Birgün aynanın karşısına geçtiğimde
kendime dikkatlice baktım ve dedim ki:
"Ben çirkin bir insanım."
Liseye de bu düşünceler ile başladım.
Liseye başladığımda yeni arkadaşlar edinme ümidindeydim
ama liseye başladığımda durum, umduğum gibi olmadı.
Sınıfımda kimse benim yanıma gelip
benle konuşmuyordu bile.
İnsanlar âdeta sınıfta ben yokmuşum gibi davranıyorlardı
ve bu durum beni çok üzüyordu.
Her okul gününde,
okulda arkadaşlarım mutlu bir şekilde vakit geçirirken
benimse neredeyse tüm günüm
okulun bitmesini beklemekle geçiyordu.
Gerçi okul bittikten sonra da
hiç arkadaşım olmadığı için
yapacak pek bir şeyim olmuyordu.
Birgün yine üzgün bir şekilde okula gittim.
O gün en çok dersimizin olduğu gündü.
Sıkıntıdan âdeta patlamıştım.
Yine okulun bitmesini bekliyordum.
Derslerimiz bitti ve akşam eve döndüm,
elimi yüzümü yıkadım,
odamda aynanın karşısına geçtim.
Uzun bir süre kendime baktım
ve derin düşüncelere daldım,
"Neden benim hiç arkadaşım yok?
Okulda neden kimse benimle arkadaş olmuyor?
Tüm bunlar ben çirkin olduğum için miydi?"
Bu düşünceler sürekli kafamı kurcalıyordu.
O günüm bu düşünceler içerisinde geçti.
Ertesi gün basketbol seçmeleri vardı.
Okula başladığımdan beri ilk defa bu kadar heyecanlanmıştım.
Basketbol oynamayı ve oynayanları izlemeyi
çok seven bir insanım.
Takıma seçilip hem sevdiğim spor olan basketbol oynayacaktım
hem de orada yeni arkadaşlar edinecektim.
Mutlu olabilmem için çok güzel bir fırsat olabilirdi.
O gün sevinçle okula gittim.
Seçmeler öğle arasında olacaktı.
Basketbol kıyafetlerimi de çantamda getirmiştim.
Her şeyim hazırdı.
Öğlen arası vakti geldi ve sahaya indim.
Önce biraz ısınma hareketleri yaptım.
Seçileceğimden çok emindim ve
hocanın gelmesini dört gözle bekliyordum.
Sonunda hoca geldi, çok heyecanlandım.
Bizimle biraz konuştuktan sonra sırayla hocanın istediklerin yapmaya başladık.
Önce uzaktan sırayla basket atmaya çalıştık
sonra topla bazı hareketler yaptık.
Sonra hocamız, bize maç yaptırdı.
Tam maçın önemli bir anında
çok güzel bir basket attım.
Herkes şok olmuştu.
Bu boya rağmen kimse bu basketi atmamı beklemiyordu.
Sonra gururla hocaya döndüm ve
bir de ne göreyim.
Hocamız diğer bir öğretmenle konuşuyordu.
Maça bakmıyor, yanına gelen Türkçe öğretmenimizle konuşuyordu.
Bu atışımı nasıl görmezdi?
Bu atış belki de seçilmeme vesile olacaktı
ama umudum hâlâ devam ediyordu.
Bir süre daha maç devam etti
ve daha sonra hoca bizi yanına çağırdı:
"Hepinizi tebrik ederim çocuklar.
Hepiniz çok başarılıydınız
ama maalesef aranızdan bazıları takıma katılamayacak.
Yapacağım değerlendirmeler sonucunda
yarın takıma seçilenleri listeye yazıp panoya asacağım.
Oradan sonuçları öğrenebilirsiniz." dedi.
O gün büyük bir heyecanla eve gittim.
O gün bütün gecem maçta olanları ve takıma kimlerin seçileceğini düşünmekle geçti.
Çok heyecanlıydım, acaba benim de ismim listede yazacak mıydı?
Sabah olunca heyecandan kahvaltı bile yapmadan
okula gitmek için evden hızla dışarı fırladım.
Okula gider gitmez soluğu panonun önünde aldım.
Listede ismimi arıyordum, arıyordum ama yoktu.
Yoksa... Hızla öğretmenler odasına beden eğitimi öğretmeninin yanına koştum.
"Hocam listede ismimi göremedim, bir yanlışlık mı oldu acaba?" diye sordum.
Hoca da bana baktı: "Evladım maalesef sen kısa olduğun için seni seçmedim." dedi.
O an tüm hayallerim yıkılmıştı âdeta.
Bir süre hocanın yüzüne üzüntüyle baktım.
Ne diyeceğimi bilemedim. Öfke ile kapıyı kapatıp gittim.
O günüm çok mutsuz geçti.
Derslerde dersi dinleyecek hâlde bile değildim.
Eve dönerken hava yağmurluydu.
İnsanlar yağmurdan kaçmak için koşuşturuyordu
ama yağan yağmur benim umrumda bile değildi.
Günlerim bu şekilde geçiyordu.
Bu olaydan 1 ay sonra 18 Mart Çanakkale şehitlerini anma töreni için
öğretmenimiz her sınıftan 1 kişi seçileceğini bize söyledi.
"Çocuklar gün sonunda okul müdürü gün sonunda sınıfları gezip kimlerin seçileceğini belirleyecek." dedi.
Bu haberi duyunca çok heyecanlandım.
Tüm okulun önünde böyle bir gösteride bulunmak benim için çok gurur verici olurdu.
Gösteride beni izlemeye gelen ailem de eminim ki benimle gurur duyardı.
Son dersi bu düşünceler içerisinde beklemeye başladım.
Hoca dersi anlatıyordu ama benim aklım müdürün seçeceği kişideydi.
Günün sonunda müdür sınıfa girdi.
Bütün sınıf heyecanla müdüre bakıyordu.
Öğretmenimizle biraz konuştuktan sonra benim olduğum tarafı göstererek
"Seni seçiyorum, yeni görevin hayırlı olsun." dedi.
Sevinçle müdürün yanına tahtaya koştum.
O sırada müdür şaşkın bir şekilde bana baktı ve
"Seni değil, arkandaki arkadaşını seçmiştim evladım." dedi.
O an kendimi çok kötü hissettim.
Hem gösteriye seçilememiştim hem de bütün sınıfa rezil olmuştum.
Kesin müdür beni çirkin olduğum için seçmemişti.
Ayberk ise okulun en yakışıklılarından bir tanesiydi.
Bu yüzden müdür onu seçmişti diye düşündüm.
Zil çaldı ve ben bu düşünceler içerisinde üzgün bir hâlde eve doğru gittim.
Eve varır varmaz çantamı attım bir köşeye ve yatağıma uzandım.
Bunca olayların üst üste gelmesi beni çok yormuştu.
Kısa bir süre sonra annem odama geldi.
"Hadi oğlum okuldan geldin acıkmışsındır en sevdiğin yemekleri hazırladım haydi sofraya." dedi
ama benim hiç yemek yiyecek hâlim yoktu.
Anneme "Sonra yerim anne, şu an yemek yiyecek hâlde değilim." dedim.
Annem de "Tamam oğlum." dedi.
Annem gittikten sonra yatağımda yine düşüncelere daldım.
Biraz da ağladım.
Daha sonra elimi, yüzümü yıkamak için banyoya gittim.
Aynanın karşısına geçtim ve "Ben çirkin, kısa ve kimsenin sevmediği bir insanım.
Hâlbuki çirkin, kısa olmasam hem insanlar beni severdi
hem basketbol takımına girerdim hem de Çanakkale gösterileri için müdür beni seçerdi."
diye düşünmeye başladım
ve bu sefer aynanın karşısında hıçkıra, hıçkıra ağlamaya başladım.
Birkaç dakika sonra annem ağlama seslerimi duymuş olmalı ki yanıma geldi.
Annem "Oğlum neyin var, neden ağlıyorsun? Sesin odaya kadar geliyor." diye sordu.
Ben de ilk başta anlatmaktan çekinsem de annemin ısrarı sonucu
"Odamda sana her şeyi anlatacağım anne." dedim ve odama gittik.
Başımdan geçen tüm olayları, çirkin olduğumu düşündüğümü,
kimsenin beni sevmediğini ve bu yüzden üzgün bir hâlde olduğumu anlattım.
Annem de hafifçe tebessüm etti ve
"Sen şimdi kimsenin seni sevmediğini mi düşünüyorsun?
Kendini yalnız hissediyorsun öğle mi?" dedi.
Ben de buruk bir sesle "Evet." dedim.
Sonra annem "O zaman seni en çok sevenin farkında değilsin oğlum." dedi.
Bir an düşünmeye başladım, bu kim olabilirdi?
Anneme "Sen misin?" dedim.
"Hayır benden bile çok seven biri." dedi.
Annem konuşmaya devam etti.
"Seni en çok seven Allah'tır oğlum. Sen 16 yaşındasın,
ondan önce dünyada yoktun bile.
Bu dünyaya gelmek için bir ücret ödemedin.
Bir sınava girip de yaşayabilme hakkı kazanmadın.
Allah seni çok sevdiği için seni var etti,
seni dünyaya gönderdi.
Bak oğlum, taş olmadın, ağaç olmadın, hayvan olmadın, insan olarak seni dünyaya gönderdi.
Bununla birlikte bak Allah sana sağlıklı bir vücut nasip etmiş.
Gözlerin, ellerin, ayakların, kulakların hepsi sapasağlam.
Hem mesela koca öküz, koca inek, sadece ot yiyor,
su içiyor bunlar onun tüm yiyecek ihtiyaçlarını karşılıyor.
Biz de onlar gibi olabilirdik
ama Allah tam bizim dilimize göre çeşit çeşit yiyecekler, içecekler yaratmıştır.
Tatlısından tuzlusuna, ekşisinden sulu sulu güzel meyvelerine,
limonatasından meyve suyuna bir sürü yiyecek ve içecekler yaratmıştır.
İstese bizi sadece ot yiyen, su içen bir hayvan gibi yaratabilirdi
ama O bizi insan olarak yaratmıştır.
Tam ağız tadımıza uygun yiyecekler, içecekler ve bizim için daha bir sürü nimet yaratmıştır.
Ayrıca basketbol takımına seçilememiş olabilirsin,
Allah herkese farklı yetenekler verebilir oğlum.
Belki de senin yeteneğin başka bir spor dalıdır." dedi.
Annemin bu sözleri beni çok etkilemişti.
Demek ki ben yalnız, kimsenin sevmediği bir insan değilmişim.
Allah her zaman, her yerde beni görüyor ve beni seviyormuş da
ben farkında değilmişim.
Anneme bana tüm bu anlattıkları için çok teşekkür ettim
ve onu çok sevdiğimi söyledim.
Bu konuşmalardan sonra içimi çok büyük bir huzur kapladı.
Yalnız olmadığımı, Allah'ın her zaman benim yanımda olduğunu bilmenin,
bir insana ne kadar huzur verdiğini o gün anladım.
O gün bu düşünceler içerisinde uykuya daldım.
Ertesi sabah her zamankinden daha huzurlu bir şekilde namazımı kıldım
ve Rabbime çok şükrettim.
Ardından sevinçle okula gittik.
Teneffüste daha önce beni hiç sevmediğini sandığım arkadaşlarım
yanıma gelip benimle sohbet etmeye başladılar.
Çok şaşırmıştım, daha önce arkadaşlarım hiç benim yanıma gelip benimle konuşmazlardı.
Hep kendi aralarında anlaşırlardı.
Arkadaşlarıma sordum "Siz benimle hiç konuşmazdınız bugün ne oldu da benim yanıma geldiniz?" dedim.
Arkadaşlarımdan biri de "Biz seni somurtkan görür, yanına gelmeye çekinirdik.
Bugün mutlu gördük, ondan geldik." dedi.
Bu söyledikleri beni çok şaşırtmıştı.
Ben onların beni çirkin gördükleri için yanıma gelmediklerini sanıyordum.
Oysa onlar ben her zaman dışarıdan somurtkan göründüğüm için yanıma gelmiyorlarmış.
Çirkin olduğumdan dolayı değilmiş.
Hem zaten bir insanın kendine çirkinim demesi de çok yanlış olur
çünkü kiminin gözleri güzeldir, kiminin kaşları güzeldir,
kiminin huyları güzeldir, kiminin farklı güzel yönleri olabilir.
Önemli olan güzel yönlerimizi görebilmek.
O gün sınıf arkadaşlarımla doya doya muhabbet ettim.
Öğle arasında mutlu bir şekilde okulda dolaşırken
panoda okçuluk takımı seçmeleri olduğunu gördüm.
O sırada aklıma annemin söyledikleri geldi.
Belki de Allah bana bu yönde bir yetenek vermiş olabilirdi.
Büyük bir hevesle seçmelerin olduğu salona gittim.
Seçmeler başlamıştı ben de heyecanla sıraya girdim.
Sonunda sıra bana gelmişti.
3 atış yaptım, üçü de tam isabet olmuştu.
Öğretmenlerimiz atışlarım karşısında çok şaşırmıştı.
Atışlarımdan sonra beni direkt takıma birinci sıraya yazdı.
Büyük bir mutlulukla salondan ayrıldım.
Allah'ın bana vermiş olduğu yeteneklerimi keşfettiğim için çok mutlu olmuştum.
O gün benim için çok güzel geçiyordu.
Okulda artık son derse giriyorduk.
Teneffüste sınıfa doğru giderken müdürün benim yerime Çanakkale gösterisi için seçtiği Ayberk ile karşılaştım.
Biraz sohbet ettikten sonra bana "Sana bir şey itiraf etmek istiyorum." dedi
ve devam etti. "Benim çok sevdiğim bir ağabeyim var.
Kendisi askerde, ben de Çanakkale gösterilerinde yer alıp ailem de o sırada beni videoya çekip
ağabeyimi mutlu etmek için ona göndermelerini çok istiyordum.
Bu yüzden müdür beye gidip bu durumu anlattım
ve beni seçmesini istedim.
O da beni kırmadı ve teklifimi kabul etti." dedi.
Durumu şimdi anlamıştım.
Müdür bey demek ki ben çirkin olduğum için değil Ayberk'in bu isteğinden dolayı onu seçmişti.
Biraz daha aramızda muhabbet ettikten sonra ikimiz de derse girdik.
O gün anladım ki olayların hiçbiri benim anladığım gibi değilmiş.
İnsan başına gelen olayları bazen çok yanlış bir şekilde yorumlayabiliyor.
Evet arkadaşlar, hikâyem burada bitti.
Umarım hikâyemi beğenmişsinizdir.
Bu tarz videoları daha fazla gelmesini istiyorsanız
beğenip, yorum kısmına düşüncelerinizi yazmayı unutmayın.
Allah'a emanet olun.