image

Yaşam Tadında Hikayeler, Hayat gibi oyun

Hayat gibi oyun

Youtube'de video yapmaya başladıktan sonra farkettiğim bir şey var.

Buraların raconu oyun videosu yapmak.

O yüzden ben de bir oyun videosu hazırlamaya karar verdim.

Size hayat gibi bir oyundan bahsedeceğim.

Şimdi ki oyunlarda hikaye çok önemli, biliyorsunuz

benim seçtiğim oyunun da bir hikayesi var

ve oldukça eski bir hikaye bu.

Yaklaşık 1500 yıl kadar önce bir alimle zalimin karşılaşması ile başlıyor.

Zalim, tahmin edebileceğiniz gibi, bir kral.

Hindistanda yaşıyor ve savaşı çok seviyor.

Halkı, bu savaşlardan çok çektiği için olsa gerek,

barışı çok seven bir alime gidip ondan yardım istiyor.

Alim düşünüyor, taşınıyor

en sonunda, en cahil, en zalim insanların bile hoşuna gidebilcek şahane bir çözüm buluyor:

bir oyun!

Kralım, siz savaşmayı çok seviyorsunuz o yüzden ben de size dilediğiniz gibi savaşabileceğiniz bir oyun getirdim.

Şu ufak taşlar sizin askerleriniz, piyonlarınız

İki tane atlı, iki tane de filli birliğiniz var.

İki tane de kaleniz.

Siz tabii ki şahsınız,

yanınızda da yardımcınız, veziriniz var.

Artık dilediğiniz kadar savaşabilirsiniz.

Kral, çaturanga adlı bu oyunu pek sevmiş

Alime ''Dile benden ne dilersen'' demiş.

Alimin zalime verdiği cevapsa başlı başına başka bir oyun olmuş

Demiş ki:

Fazla bir şey istemem.

Bu oyunun oynandığı tahtanın

ilk karesi için bir, ikinci karesi için de iki tane buğday istiyorum.

Her bir karede bir öncekinin iki misli buğday verseniz bana yeter.

Zalim ve epeyce de cahil olan bu kral

Kendisi gibi yüce ve kudretli birinden

şu kadarcık bir şey istenmesine çok sinirlenmiş ve

''Hesaplayın ve istediğinden bir tane bile fazla bir şey vermeyin''

demiş.

Ve hesaplamışlar.

Daha 15. kareye geldiklerinde verilmesi gereken buğday miktarını tartınca,

Bir buçuk kiloya denk geldiğini görünce,

şaşırıp biraz endişelenmeye başlamışlar.

Nitekim 25. karede bir buçuk ton,

31. karede doksan iki ton olduğunu hesaplamışlar. Daha 49. kareye gelindiğinde

verilmesi gerek buğdayın ağırlığı 24 milyon ton

olmuş ki, bu şu anda Türkiye'nin yıllık buğday üretiminden fazla.

Sonuçta

ne Türkiye'nin ne Hindistan'ın

1500 yıldan beri

Dünyada üretilen

tüm buğdayın tamamını bile verseler

bu borcu ödeyemeyecekleri ortada

Nasıl mı ?

birlikte hesaplıyalım isterseniz.

Şimdi ilk kareye bir tane koyuyorduk buna iki üzeri sıfır diyelim

ikinci kareye bunun iki katı yani iki üzeri bir

ve bu şekilde

boşlukları doldurmaya devam ediyoruz

64. kareye geldiğimizde oraya konulması gereken buğday miktarı iki üzeri altmış üç olur.

Ve bütün bunların toplamını hesaplamak için de

bunu tekrar formilize edecek olursak

iki üzeri altmış dört

eksi bir tane buğdaya ihtiyacımız var demektir ki

buda toplamda:

on sekiz kentrilyon dört yüz kırk altı katrilyon yedi yüz kırk dört trilyon yetmiş üç milyar yedi yüz dokuz milyon beş yüz elli bir bin altı yüz on beş

tane buğday anlamına gelir.

İnanmayan hesaplasın.

Bazen bu alimin getirdiği oyunu mu yoksa verdiği cevabı mı daha çok seviyorum bilemiyorum.

Ama hem oyun hem de cevap büyük bir zeka ürünü

Zaten sonradan adı değişmiş olsa da kuralları değişmiş olsa da

satranç adlı bu oyunun zeka özelliği hiçbir zaman değişmemiş.

Ama zekaya hafızayı da eklemek isteyen Türkler:

Oyunun tahtasını ortadan kaldırıp, Atların üzerinde körleme satranç oynamaya kalkmışlar.

Tamam, tahtayı ortadan kaldırabilirsiniz belki ama rakibinizi ortadan kaldırabilir misiniz?

Mesela, insan olmayan biri ile satranç oynayabilir misiniz?

İster inanın ister inanmayın

izlemekte olduğunuz ve 1809 da oynanan bu oyunda

satranç tahtasının bir tarafında oturan kişi Napolyon Bonapart

diğer taraftaysa bir robot var.

Ve satranç oynayan bu robotun adı:

Türk

Evet doğru duydunuz.

Türk adında bir robot

Sizce, bu oyunu kim kazanmıştır dersiniz

Biraz önce anlattığım Alim ile Zalim'in hikayesini hatırlarsanız belki bir ipucu yakalarsınız

Evet.

Bu robotla Napolyon'un satranç maçında

kazanan robot olmuş.

Aslında bu tam anlamıyla bir robot değil

''otomaton'' denilen bir makine.

Ve adının ''Türk'' olduğu da sizi yanıltmasın çünkü:

Bu makineyi yapan bir türk değil, Kenpelen adında bir Macar.

Ama makineye bakınca neden türk dendiği çok daha rahat anlaşılıyor

O yıllar da Avrupa'da güçlü bir orayantel merakı var.

Mesela Mozart, Mehterden etkilenip Türk Marşı'nı bestelemiş.

Kenpelen'de 1770 de böyle bir makine yapmış ve ona ''Türk'' adını vermiş.

Çok ilgi görünce de Avrupa'da ve daha sonrada Amerika da

bir turneye çıkmışlar bu robotla birlikte.

Ve içlerinde Napolyon gibi ünlülerin olduğu pek çok insan ile satranç maçı yapmış bu makine.

Çok uzun bir süre kimse bu makinenin nasıl çalıştığını

ve aralarında usta oyuncuların da bulunduğu pek çok kişiyi nasıl satrançta alt edebildiğni anlayamamış.

Ama sonra, bunun bir kandırmaca olduğu ortaya çıkmış.

Aslında makinenin içine gizlenen bir kişi

onu yönlendiriyormuş.

İşte bu makineye, Daha doğrusu içindeki kişiye yenilen ünlülerden bir tanesi de

Benjamin Franklin

1779 da yazdığı bir makale de

''Hayat satranç gibidir'' demişti.

Ben bu sözle ilgili yorumumu en sona saklıyorum ama

onun yerine yani ''Hayat satranç gibidir'' yerine

''Satranç hayat gibidir'' diyebilirim rahatlıkla.

Süresi belli olmayan bir oyun

ve bu oyunun ne zaman biteceğini bilemezsiniz.

Bazen bir şeyleri elde etmek için başka bir şeyi feda etmek zorunda kalırsınız.

Her zaman ilerleyemezsiniz, bazen geri adım atmak gerekir.

Ama her adımınızda düşünmelisiniz.

Seçimlerinizi akıllıca yapmalısınız.

Stratejik hareket etmelisiniz.

Hedefinize ulaşmanın tek bir yolu yoktur

Farklı şeyler deniyebilirsiniz.

Yılmadan, usanmadan, sıkılmadan tekrar tekrar denemelisiniz.

Çünkü hayattaki gibi olasılklar sonsuzdur

Her taşın kendine göre bir konumu ve önemi vardır

Tıpkı gerçek hayatta hiçbir insanın önemsiz olmaması gibi

Satranç tahtasında da hiçbir taş önemsiz değildir.

Bir piyonun bile vezir olma potansiyeli vardır.

Satranç oyuncusu aynı anda hem besteci hem de müzisyendir.

Yaratıcı olmak zorundadır.

Yaptığınız her hamlenin bir sonucu vardır ve bu sonuca katlanmak zorundasınızdır

Yani size sorumluluğu öğretir.

Bu yönüyle baktığımızda aslında dünyanın belkide en stresli oyunlarından biridir.

Ünlü oyuncu Kasparov'un deyimiyle:

''Aklın işkencesi''

çünkü konsantrasyon gerektirir

bu devirde belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz özellik:

Odaklanabilme gücü

Napolyon bir makineye yenilen ilk ünlü insan olduğunu düşündü uzun bir süre.

Bu duyguyu yaşayan bir başka ünlü de: Kasparov.

İster inanın ister inanmayın izlemekte olduğunuz ve 1997 de oynanan bu oyunda

Satranç tahtasının bir tarafında oturan kişi Garry Kasparov

yani dünya satranç şampiyonu.

Diğer tarafta ise bir makine var

daha doğrusu bir yapay zeka.

IBM tarafından geliştirilen ''Deep Blue''

ve bu oyunu kazanan makine oldu.

Bu kez içinde insan olma ihtimali de yok

mu acaba?!

Çünkü Kasparov 2. oyunun bir hamlesinde

Deep Blue'ya insanlar tarafından müdahale edilerek yardım edildiğini iddia etti.

Çünkü böyle bir durumda bir bilgisayarın başka bir hamle yaparak piyon kazanma eğiliminde olması bekleniyordu

ve bu beklenti pek çok satranç otoritesi tarafından da doğrulandı.

Fakat IBM bu iddiayı ve Kasparov'un yeniden maç önerisini reddederek,

Deep Blue projesini sona erdirdi

Bu durumda makineye bir insan müdehalesi var mı?.. yok mu?

Satranç hayat gibidir de

Hayat, tam olarak satranç gibi değildir bence kusura bakma Benjamin Franklin.

Eğer öyleyse bile birilerine ya da makinelere karşı oynamıyoruz

Belki de... ölümle satranç oynuyoruz

Ingmar Bergman'ın klasik filmi 7. mühürdeki gibi

Hayatı bir satranç olarak, bir savaş olarak görmüyorum;

barış olarak görüyorum.

Tek amacımız kazanmak olmamalı.

Bizim kazanabilmemiz için başka birileri kaybetmek zorunda kalmamalı.

Bakmayın siz buraların böyle bembeyaz olduğuna

gerçek hayat satranç tahtasındaki gibi sadece siyah ve beyazlardan ibaret değil

aralarda grinin yüzlerce, binlerce tonu var.

Ama yine de bir oyun.

Dünya hayatı bir oyundan, bir eğlenceden başka bir şey değil

ama satrançtan çok daha karmaşık bir oyun.

Ölümle oynanan bir oyun.

Şah

Mat

Altyazı: Yiğit Can Karakaş



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Çevrimiçi dil öğrenme @ LingQ

Hayat gibi oyun game like life

Youtube'de video yapmaya başladıktan sonra farkettiğim bir şey var. There is something I realized after I started making videos on Youtube.

Buraların raconu oyun videosu yapmak. The most popular thing in here is to make 'video game' videos.

O yüzden ben de bir oyun videosu hazırlamaya karar verdim. Because of that I have decided to make a video about a video game.

Size hayat gibi bir oyundan bahsedeceğim. I'll tell you about a game a lot like life.

Şimdi ki oyunlarda hikaye çok önemli, biliyorsunuz Nowadays, stories of games are so important, you know.

benim seçtiğim oyunun da bir hikayesi var The game that I've selected has a story too,

ve oldukça eski bir hikaye bu. and it is a quite old story.

Yaklaşık 1500 yıl kadar önce bir alimle zalimin karşılaşması ile başlıyor. About 1500 year ago, it begins with the encounter of a Bookman and a Cruel.

Zalim, tahmin edebileceğiniz gibi, bir kral. As you can imagine, Cruel is a king.

Hindistanda yaşıyor ve savaşı çok seviyor. He lives in India and loves war.

Halkı, bu savaşlardan çok çektiği için olsa gerek, Because his people have suffered a lot from wars,

barışı çok seven bir alime gidip ondan yardım istiyor. they go to a peace-loving Bookman for help.

Alim düşünüyor, taşınıyor After mature consideration,

en sonunda, en cahil, en zalim insanların bile hoşuna gidebilcek şahane bir çözüm buluyor: Bookman finds a wonderful solution even the most ignorant might like.

bir oyun! A game.

Kralım, siz savaşmayı çok seviyorsunuz o yüzden ben de size dilediğiniz gibi savaşabileceğiniz bir oyun getirdim. My king, you love to fight. So I brought you a game you can fight as much as you want!

Şu ufak taşlar sizin askerleriniz, piyonlarınız Those little pieces are your soldiers, your pawns.

İki tane atlı, iki tane de filli birliğiniz var. You have 2 knights, 2 bishops.

İki tane de kaleniz. You also have 2 rooks.

Siz tabii ki şahsınız, You are, of course, the king.

yanınızda da yardımcınız, veziriniz var. By your side, you have the queen as your assistant.

Artık dilediğiniz kadar savaşabilirsiniz. Now, you can fight as you like.

Kral, çaturanga adlı bu oyunu pek sevmiş The king was very fond of this game called Chaturanga.

Alime ''Dile benden ne dilersen'' demiş. He said "make any wish" to the bookman.

Alimin zalime verdiği cevapsa başlı başına başka bir oyun olmuş The answer given by the bookman was an another game to the cruel.

Demiş ki: He says:

Fazla bir şey istemem. I do not want much,

Bu oyunun oynandığı tahtanın I only want 1 wheat for the first square of the board

ilk karesi için bir, ikinci karesi için de iki tane buğday istiyorum. in which this game is played, and 2 wheat for the second square.

Her bir karede bir öncekinin iki misli buğday verseniz bana yeter. It is enough for me to receive double of wheat for each previous square played.

Zalim ve epeyce de cahil olan bu kral This cruel and quite ignorant king

Kendisi gibi yüce ve kudretli birinden who thinks he is very mighty and sublime

şu kadarcık bir şey istenmesine çok sinirlenmiş ve was very annoyed for being asked for something this small.

''Hesaplayın ve istediğinden bir tane bile fazla bir şey vermeyin'' "Calculate and give nothing more than he deserves"

demiş. the king said.

Ve hesaplamışlar. And they calculated.

Daha 15. kareye geldiklerinde verilmesi gereken buğday miktarını tartınca, At the 15th square, the weight of wheat to be given was

Bir buçuk kiloya denk geldiğini görünce, corresponding to one and a half kilos (three pounds),

şaşırıp biraz endişelenmeye başlamışlar. they got a bit worried.

Nitekim 25. karede bir buçuk ton, Thus, 25th square corresponded one and a half tons of wheat and

31\. karede doksan iki ton olduğunu hesaplamışlar. 31st square corresponded ninety-two tons of wheat. Daha 49. kareye gelindiğinde At the 49th square,

verilmesi gerek buğdayın ağırlığı 24 milyon ton weight of the wheat was 24 million tons.

olmuş ki, bu şu anda Türkiye'nin yıllık buğday üretiminden fazla. And currently this is more than Turkey's annual wheat production.

Sonuçta Eventually,

ne Türkiye'nin ne Hindistan'ın neither Turkey nor India

1500 yıldan beri since 1500 years of

Dünyada üretilen wheat produced in the world

tüm buğdayın tamamını bile verseler was not enough

bu borcu ödeyemeyecekleri ortada to pay this debt.

Nasıl mı ? "How?" You ask.

birlikte hesaplıyalım isterseniz. Let's calculate together.

Şimdi ilk kareye bir tane koyuyorduk buna iki üzeri sıfır diyelim Now we're putting 1 for the first square, say 2 to the power of zero

ikinci kareye bunun iki katı yani iki üzeri bir a second square will be twice of first one

ve bu şekilde and thereby

boşlukları doldurmaya devam ediyoruz we continue to fill the gaps.

64\. kareye geldiğimizde When we came to the 64th square oraya konulması gereken buğday miktarı iki üzeri altmış üç olur. the amount of wheat to be put there will be two to sixty-three.

Ve bütün bunların toplamını hesaplamak için de And to calculate the total amount

bunu tekrar formilize edecek olursak if we formulate this again

iki üzeri altmış dört two to sixty-four

eksi bir tane buğdaya ihtiyacımız var demektir ki minus one is the total amount of wheat we need.

buda toplamda: And in total:

on sekiz kentrilyon dört yüz kırk altı katrilyon yedi yüz kırk dört trilyon yetmiş üç milyar yedi yüz dokuz milyon beş yüz elli bir bin altı yüz on beş Eighteen quintillion four hundred and forty-six quadrillion seven hundred and forty-four trillion seventy three billion seven hundred nine million five hundred fifty one thousand six hundred fifteen

tane buğday anlamına gelir. is the amount of owed wheat.

İnanmayan hesaplasın. Calculate if you do not believe.

Bazen bu alimin getirdiği oyunu mu yoksa verdiği cevabı mı daha çok seviyorum bilemiyorum. I don't know which I love more; the game of bookman or the playful answer he gave to the game against cruel.

Ama hem oyun hem de cevap büyük bir zeka ürünü But both the game and the answer are products of intelligence.

Zaten sonradan adı değişmiş olsa da kuralları değişmiş olsa da Even though the rules and name is changed later

satranç adlı bu oyunun zeka özelliği hiçbir zaman değişmemiş. The mental aspect of the game that is called chess now has never changed.

Ama zekaya hafızayı da eklemek isteyen Türkler: But Turks who want to add memory over intelligence

Oyunun tahtasını ortadan kaldırıp, Atların üzerinde körleme satranç oynamaya kalkmışlar. abolished the board and lifted their horses to play chess blindly.

Tamam, tahtayı ortadan kaldırabilirsiniz belki ama rakibinizi ortadan kaldırabilir misiniz? OK, you can remove the board, but can you eliminate your opponent?

Mesela, insan olmayan biri ile satranç oynayabilir misiniz? For example, can you play chess with someone who is not human?

İster inanın ister inanmayın Believe it or not

izlemekte olduğunuz ve 1809 da oynanan bu oyunda the game you are watching right now was played in 1809

satranç tahtasının bir tarafında oturan kişi Napolyon Bonapart one of the people sitting on one side of the chess board is Napoleon Bonaparte

diğer taraftaysa bir robot var. and a robot on the other side.

Ve satranç oynayan bu robotun adı: And this chess playing robot's name is:

Türk "Türk" (Turkish).

Evet doğru duydunuz. Yes, you heard it right.

Türk adında bir robot A robot named Turkish.

Sizce, bu oyunu kim kazanmıştır dersiniz In your opinion, who do you think is the winner?

Biraz önce anlattığım Alim ile Zalim'in hikayesini hatırlarsanız belki bir ipucu yakalarsınız If you remember the story I told a little while ago, maybe you can catch hints from it.

Evet. Yes.

Bu robotla Napolyon'un satranç maçında This robot and Napoleon's chess match,

kazanan robot olmuş. the winner was the robot.

Aslında bu tam anlamıyla bir robot değil In fact, this is not a robot, literally.

''otomaton'' denilen bir makine. A machine that is called 'Automaton'.

Ve adının ''Türk'' olduğu da sizi yanıltmasın çünkü: And do not deceived by the name 'Türk', because:

Bu makineyi yapan bir türk değil, Kenpelen adında bir Macar. This machine is not made by a Turk, it is made by a Hungarian man named Kempelen.

Ama makineye bakınca neden türk dendiği çok daha rahat anlaşılıyor But when you look at the machine, it is understood why they named it Turkish.

O yıllar da Avrupa'da güçlü bir orayantel merakı var. There was a strong oriental curiosity in europe in those years.

Mesela Mozart, Mehterden etkilenip Türk Marşı'nı bestelemiş. For example, Mozart affected from Mehter March and composed the Turkish Anthem.

Kenpelen'de 1770 de böyle bir makine yapmış ve ona ''Türk'' adını vermiş. So Kempelen, in 1770, have made a machine and gave the name 'Türk' to it.

Çok ilgi görünce de Avrupa'da ve daha sonrada Amerika da After seeing a lot of interest in Europe and later in America,

bir turneye çıkmışlar bu robotla birlikte. he went on a tour with this robot.

Ve içlerinde Napolyon gibi ünlülerin olduğu pek çok insan ile satranç maçı yapmış bu makine. And it made many chess matches with many celebrities such as Napoleon.

Çok uzun bir süre kimse bu makinenin nasıl çalıştığını For a long time how this machine works

ve aralarında usta oyuncuların da bulunduğu pek çok kişiyi nasıl satrançta alt edebildiğni anlayamamış. was a mystery, no one, including professional players understood how the machine could defeat its opponents.

Ama sonra, bunun bir kandırmaca olduğu ortaya çıkmış. But then it turned out that it was a trickery.

Aslında makinenin içine gizlenen bir kişi In fact, a person was hidden inside the machine

onu yönlendiriyormuş. and he was guiding it.

İşte bu makineye, Daha doğrusu içindeki kişiye yenilen ünlülerden bir tanesi de One of the people who was defeated to this machine, or rather the person inside it

Benjamin Franklin was Benjamin Franklin.

1779 da yazdığı bir makale de An article he wrote in 1779,

''Hayat satranç gibidir'' demişti. ''Life is like chess,'' he said.

Ben bu sözle ilgili yorumumu en sona saklıyorum ama I am keeping my comment about this quote for the end of this video and

onun yerine yani ''Hayat satranç gibidir'' yerine instead of saying "Life is like chess," I am saying

''Satranç hayat gibidir'' diyebilirim rahatlıkla. "Chess is like life" very easily.

Süresi belli olmayan bir oyun A non-specific game time.

ve bu oyunun ne zaman biteceğini bilemezsiniz. You never know when this game will end.

Bazen bir şeyleri elde etmek için başka bir şeyi feda etmek zorunda kalırsınız. Sometimes, to achieve something you have to sacrifice something else.

Her zaman ilerleyemezsiniz, bazen geri adım atmak gerekir. You can not make progress every time, sometimes you need to step back.

Ama her adımınızda düşünmelisiniz. But you should consider your every step.

Seçimlerinizi akıllıca yapmalısınız. You must make your choices wisely.

Stratejik hareket etmelisiniz. You must act strategically.

Hedefinize ulaşmanın tek bir yolu yoktur There is not only one way to reach your goal.

Farklı şeyler deniyebilirsiniz. You can try different things.

Yılmadan, usanmadan, sıkılmadan tekrar tekrar denemelisiniz. From the beginning to the end, you should try again and again without getting bored.

Çünkü hayattaki gibi olasılklar sonsuzdur Because in life, there are endless possibilities.

Her taşın kendine göre bir konumu ve önemi vardır Every piece has a position and importance of its own.

Tıpkı gerçek hayatta hiçbir insanın önemsiz olmaması gibi Just as no human in real life is unimportant.

Satranç tahtasında da hiçbir taş önemsiz değildir. No chess piece on the chess board is not trivial.

Bir piyonun bile vezir olma potansiyeli vardır. Even a pawn has the potential to become a queen.

Satranç oyuncusu aynı anda hem besteci hem de müzisyendir. Chess players are simultaneously composers and musicians.

Yaratıcı olmak zorundadır. They must be creative.

Yaptığınız her hamlenin bir sonucu vardır ve bu sonuca katlanmak zorundasınızdır Every move you make has a consequence and this is a result you have to endure.

Yani size sorumluluğu öğretir. That teaches you responsibility.

Bu yönüyle baktığımızda aslında dünyanın belkide en stresli oyunlarından biridir. When we look at this aspect, perhaps it is one of the world's most stressful game.

Ünlü oyuncu Kasparov'un deyimiyle: The famous actor Kasparov's statement:

''Aklın işkencesi'' ''The torture of the mind."

çünkü konsantrasyon gerektirir Because it requires concentration.

bu devirde belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz özellik: Perhaps in this period of time, the most necessary feature is

Odaklanabilme gücü the strength of focus.

Napolyon bir makineye yenilen ilk ünlü insan olduğunu düşündü uzun bir süre. Napoleon thought he was the first famous person who is defeated by a machine for a long time.

Bu duyguyu yaşayan bir başka ünlü de: Kasparov. Another famous person who had this feeling was Kasparov.

İster inanın ister inanmayın izlemekte olduğunuz ve 1997 de oynanan bu oyunda Believe it or not, in this game played in 1997

Satranç tahtasının bir tarafında oturan kişi Garry Kasparov one of the people sitting on one side of the chess board was Garry Kasparov

yani dünya satranç şampiyonu. that is, the world chess champion!

Diğer tarafta ise bir makine var On the other side there is a machine

daha doğrusu bir yapay zeka. rather, an artificial intelligence.

IBM tarafından geliştirilen ''Deep Blue'' Developed by IBM, 'Deep Blue'

ve bu oyunu kazanan makine oldu. and the winner of this game was the machine.

Bu kez içinde insan olma ihtimali de yok This time, the possibility of being a human inside is zero...

mu acaba?! ... Do I wonder?

Çünkü Kasparov 2. oyunun bir hamlesinde Because a move made by machine at 2nd game,

Deep Blue'ya insanlar tarafından müdahale edilerek yardım edildiğini iddia etti. Kasparov claimed Deep Blue was intervened by people.

Çünkü böyle bir durumda bir bilgisayarın başka bir hamle yaparak piyon kazanma eğiliminde olması bekleniyordu Because in such a situation, it was expected to win another pawn instead of making a move

ve bu beklenti pek çok satranç otoritesi tarafından da doğrulandı. and it was confirmed by many chess authorities.

Fakat IBM bu iddiayı ve Kasparov'un yeniden maç önerisini reddederek, But IBM rejected this claim and re-match with Kasparov

Deep Blue projesini sona erdirdi and terminated Deep Blue project.

Bu durumda makineye bir insan müdehalesi var mı?.. yok mu? In this case, is there a human intervention to the machine or not?

Satranç hayat gibidir de Chess is like life,

Hayat, tam olarak satranç gibi değildir bence kusura bakma Benjamin Franklin. but life is not exactly like chess. Sorry, Benjamin Franklin.

Eğer öyleyse bile birilerine ya da makinelere karşı oynamıyoruz Even if it is, we are not playing against each other or with machines.

Belki de... ölümle satranç oynuyoruz Maybe... We're playing chess with death.

Ingmar Bergman'ın klasik filmi 7. mühürdeki gibi As in Ingmar Bergman's classic film, 'Seventh Seal',

Hayatı bir satranç olarak, bir savaş olarak görmüyorum; I do not see life as a chess or as a war;

barış olarak görüyorum. I see it as peace.

Tek amacımız kazanmak olmamalı. Winning should not be our single aim.

Bizim kazanabilmemiz için başka birileri kaybetmek zorunda kalmamalı. Our gain should not cause another one's loss.

Bakmayın siz buraların böyle bembeyaz olduğuna It may look white here,

gerçek hayat satranç tahtasındaki gibi sadece siyah ve beyazlardan ibaret değil but real life is not just black and white like the chessboard.

aralarda grinin yüzlerce, binlerce tonu var. There are hundreds of thousands of grey tones.

Ama yine de bir oyun. But still, it is a game.

Dünya hayatı bir oyundan, bir eğlenceden başka bir şey değil World is nothing more than a game,

ama satrançtan çok daha karmaşık bir oyun. but much more complex game than chess.

Ölümle oynanan bir oyun. A game, played with death.

Şah Check...

Mat ...mate.

Altyazı: Yiğit Can Karakaş Subtitles: Aylin Kılınç

×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.