image

TEDx Turkey, Şimdi değilse, Ne zaman? | If it isn't now, When is it? | 2018 | Melis Kaygılaroğlu | TEDxIzmit

Şimdi değilse, Ne zaman? | If it isn't now, When is it? | 2018 | Melis Kaygılaroğlu | TEDxIzmit

Transcriber: Metin Akın Gözden geçirme: Figen Ergürbüz

Bana bakınca ne düşünüyorsunuz?

Aslında biliyorum.

''Bir ön yargıyı kırmak, atomu parçalamaktan daha zordur.''

Albert Einstein.

Bugün buraya bu zorlu görev için geldim.

Ben Melis.

Ben Esma. Ben Rana

Ben Jacquelin. Ben Berfin.

Evet bugün burada belki Melis olarak duruyorum ama beni şu anda tamamen kimliksiz ve ön yargısız

sadece kadın olarak dinlemenizi istiyorum. Zor olduğunu biliyorum.

Benim yaşadığım ülkede şöyle bir laf var:

''Bir ortamda sessizlik olduğu zaman, bir yerlerde kız çocuğu doğdu'' deniyor.

Henüz kız çocuğunun doğduğu yeri çiçek tarlasına çevirdiğinden kimsenin haberi yok.

İşte ben buraya bugün bu yüzden geldim.

Daha doğduğumuz an itibariyle bizim üzerimize yüklenen o kasveti şu balonun içine koyup

elimdeki bu iğneyle patlatmak için geldim. Zor görünüyor biliyorum ama biz beraber bunu yapabiliriz. Bunun için iki şeye ihtiyacımız var.

Bir ön yargıları kırmak, iki cesaret etmek.

Bir kadın olarak ön yargıları ikiye ayıracağım.

Kadınlara karşı ön yargılar ve bizim, kendi ön yargılarımız. Zira bugün kadınlar olarak en büyük problemimiz

birbirimize olan ön yargılarımız.

Biz kadınlar olarak birbirimize yaşam hakkı tanımamaya başladık

farkında mısınız?

Biz birbirimizin özgürlüğüne engel olarak

kendi özgürlüğümüzün önüne engel koymaya başladık.

Yapılan bir araştırmaya göre Twitter'da

İngiltere merkezli bir araştırma kuruluşu Demos yapıyor bu araştırmayı,

Twitter'da kadın düşmanı içerikli

yaklaşık 300 bin tweet'in, yüzde 98 gibi bir oranı gene kadınlar tarafından yazılıyor.

Ben, kendi Instagram'ıma baktığım zaman

bana gelen bütün kötü yorumlar bütün kötü mesajlar

hepsi hemcinslerim tarafından geliyor.

Öyle kötü deyince lütfen aklınıza hakaret ya da kötü söz gelmesin.

Direk olarak kendimi kötü hissetmem için yazılan şeyler.

Peki bana şunun cevabını verin.

Hiç tanımadığı bir kadına,

neden başka bir kadın kendini kötü hissettirmek ister?

Ön yargı.

Şöyle düşünün.

Bir kadınsınız ve sokakta yürüyorsunuz.

Karşı taraftan size doğru başka bir kadın geliyor.

Bu kadının sizden tamamen farklı olduğunu düşünün.

Tamamen farklı bir görüntüsü var.

Farklı din, farklı dil, farklı kültür.

Aslında ben Melis olarak o kadar eminim ki. Sizi birbirinden ayıran tek şey doğduğunuz yer

ama siz o an için farklı olduğunuzu düşünüyorsunuz.

Sizce ilk hamleniz ne oluyor?

Ben söyleyeyim.

Süzmek.

Şöyle bi' tepeden tırnağa bakmak

ya da ani göz hareketiyle bakmaya dahi tenezzül etmemek.

''Sen benden farklısın, o yüzden hemen koşarak benden uzaklaş''

diye bağırıyorsunuz.

İyi de sen kimsin?

Ben kimim?

Siz kimsiniz?

Biz kadınız. Biz insanız. Bizim hayattaki mücadelemiz bir.

Bizim kendimizi kanıtlamakla ilgili savaşımız bir. Bizim gözyaşlarımız bir. Bizim kahkahalarımız ortak.

Bizim kalbimiz aynı sizinle.

Bunu nasıl görmeyebiliyorsunuz?

Karşınızdakini bir bez parçasıyla ya da kaşıyla gözüyle ona böyle bir şiddet uygulamaya nasıl cesaret edebiliyorsunuz? O zaman sokakta bas bas bağırdığımız ''kadına şiddete hayır''

cümlesinin eylem ayağı direk kendimiz olmuyor muyuz?

Bu yaptığımızın karşımızdaki kadında tokattan başka bir etkisi yok. İnanın. Hanımlar, beyler!

Bir şey kabul etmekten başlayalım.

Hepimiz önyargılarla donatılmış durumdayız

ve vücudumuzdaki önyargılar aslında terbiye edilebilir özelliklerdir. O yüzden biz bugün bunu burada değiştireceğiz.

Şimdi şu bilinçsiz ön yargıya dair ufak bir hikâye hatırlatmak istiyorum. Bir gün bir adam oğlu ile beraber arabada giderken bi' trafik kazası geçirirler.

Çok şiddetli bir kazadır.

Adam hemen oğlunu kucağına alır, hastaneye götürür.

Hastanenin acilinden içeri girerler. Çocuk kan revan içinde, ameliyata alınması gerekir, hemen ameliyathaneye getirilir. Cerrah içeri girer, kıyafetlarini giyer. Eldivenlerini takar. Cerrah tam ameliyata başlayacakken, ellerini kaldırır.

“Ben ameliyat edemem” der.

''Bu benim oğlum''

Yani aslında çok şaşırtıcı bir şey yok. Cerrah çocuğun annesidir.

Ama neden bu kadar sessizlik oluyor?

Çünkü hikayenin sonuna gelene kadar

hepimiz cerrahın erkek olduğuna o kadar emindik ki.

İşte bilinçsiz ön yargı.

Şimdi bilinçli ya da bilinçsiz ön yargılar bu kadar açık olarak önümüzde duruyorken

biz neden bunu değiştirmeyelim?

Kadınlar, siz, kadınlarım!

Biz bu değişimin öncüsü olabiliriz.

'Melis, sen şimdi neden kadınlara bir yük daha yüklüyorsun?'

diye iç geçirenler oluyor biliyorum.

Şöyle açıklayayım:

Dünya üzerindeki her suçlu bireyi düşünelim. İyi suçlar, kötü suçlar,

suç işlemiş kadın ya da erkekleri gözünüzün önüne getirin ve kendinize şu soruyu sorun:

Bu kişi dünyaya suçlu olarak mı gelmiştir?

Hayır.

Peki bu kişiyi hayata kim getirmiştir? Ya da hayata bu kişiyi kim hazırlamıştır? Anne.

Lütfen arada 'baba' diyenlere müsade etmeyin.

Zira o babayı da dünyaya bir anne getirmiştir.

Peki, her anne nedir?

Bir kadındır.

Hemen ekleyeyim anne olmak için doğurmanın şart olmadığı gibi her kadının da dünyaya bir çocuk getirmek gibi bir zorunluluğu da asla yoktur.

Ama anne olmayan kadınların da

dünyanın bir yerinde belli bir zamanda hayata birilerini hazırladığına emin olabilirsiniz.

O yüzden döngünün başı döndü yine biz kadınlara geldi?

Şimdi biz bunu üzerimize yüklenen bir ağırlıkmış gibi alıp bunun altında ezilip, şikayet edeceğimize bunun bir güç olduğunu düşünsek.

Hep beraber hareket etsek, bunu bir avantaja çevirsek. Bakın, bir kadın değişirse devirler değişir. Bir kadın gülümsemeye başlarsa, o bütün mahalle kahkaha atar.

Bir ailede bir kadın bilinçlenirse o evden sağlıklı bireyler çıkar. Aslında bunun için dünyayı baştan yaratmamıza gerek yok.

Yani bizim kadınlık kodlarımızda aslında bu var.

Hiçbir sosyal faktör olmadan, hiçbir çevresel etkin olmadan biz aslında kadınlar olarak yaratılıştan birbirimizi seviyoruz. Bizim korkacak bir şeyimiz yok. Kadınlar korkutucu değil inanın bana.

Bunu da örneklendireceğim.

Bir kadınsınız gece yarısı sokakta yürüyorsunuz.

Kaldırımınızda giderken aynı kaldırımdan size doğru başka bir kadın gelse kaldırım değiştirir misiniz?

Hayır.

Ya da asansörde yukarı çıkarken, hemcinsleriniz asansöre girse

çantanızı önünüze kıstırıp, şöyle bir adım karşı tarafa döner misiniz?

Hayır.

Ya da bir bankta oturuyorsunuz ve yanınıza başka bir kadın geliyor. Soluklanmak için oturuyor ve size birazcık yanaşıyor. Hemen kendinizi geri çeker misiniz?

Hayır.

Çocuğunuzla sokakta yürüyorsunuz

ve karşı taraftan hemcinsiniz bir kadın çocuğunuzu sevmek için geliyor. Hemen müsade etmez misiniz?

Tamam işte. Biz buna dönmek zorundayız.

Zaten bizim yaratılışımız bu.

Bakın kadınlar, hayatta her ne ile suçlanıyorsak suçlanalım.

Ki biliyorum evet bir sürü şeyle suçlanıyoruz.

Mesela yaşlanmakla suçlanıyoruz. Bu çok bizim elimizde çünkü.

Ya da mesela hamilelikte şişen ayaklarımızla suçlanıyoruz.

Hemen bir bilgi vereyim:

Dünya üzerinde her 90 saniyede 1 kadın hamileliğinde ya da doğumunda ölüyor.

Dolayısıyla biz, evet hamileliğimizde ayağımız şişiyor diye çok suçluyuz.

Ya da çok konuşmak ile suçlanıyoruz mesela çünkü erkekler günde 4 bin kelime kullanırken biz kadınlar günde 7 bin kelime kullanıyoruz. Evet, tamam kabul ediyorum. Bu büyük bir suç.

Tamam, her neyse o.

Biz ne kadar çok şeyle suçlanırsak suçlanalım.

İster dik başlı olalım. İster sessiz olalım.

İster içimize kapanık olalım. İster bağıra çağıra yaşayalım.

Her ne olursak olalım, birbirimizi sevmek öyle kabul etmek zorundayız. Sevgi bulaşıcıdır. Sevgi iyileştiricidir.

Biz neden bunun öncüsü olmayalım?

Biz neden bu işin bayrağını taşımayalım?

Şu bize yüklenen o kusursuzluk denen şey başımızın en büyük belası. Bize daha doğduğumuz an itibariyle kadın olarak ailemizde, çevremizde,

sosyal çevremizde, okul yaşantımızda, iş yaşantımızda hatta bugün günümüzde sosyal medyada bile

kusursuz olmamız bekleniyor.

Biz bu kadar kusursuz olma beklentisiyle büyütülürken bir o kadar da

korkak olmamız bekleniyor.

Şimdi biz hem korkak hem kusursuz olmayı nasıl becereceğiz?

Kız çocukları büyürken düştüklerinde ''ay, dur öpeyim geçsin'' yapıp.

Erkek çocukları düştüğünde ''erkek adam ağlamaz'' diyerek

nasıl biz bu çocukların kusursuz olmamalarını

ya da korkmamalarını sağlayabiliriz?

Mümkün değil.

Zaten bu söylediğim şey, en büyük evrensel problemlerimizden biri. Bir toplumda erkeklerin duygularını yaşamasına ne kadar müsaade edilirse

o toplumda kadınlar o kadar özgürleşir.

Nasıl ki erkeklerin hassas olmak, kırılgan olmak gibi hakları var. Biz kadınların da güçlü olmak gibi bir hakkımız var.

Yine bir istatistik vermek isterim. Yapılan araştırmalara göre

iş başvurularına yollanan CV'lerde başarı kriterleri özdeş olmasına rağmen

yönetici pozisyonlarına başvuru yapan erkek adaylarının isimleri sadece

Ayşe yerine Ali olduğu için çok daha fazla işe kabul edilip çok daha fazla maaşla çalışmaya başlıyorlar. Tamam. Bu bilinen bir şey. Burada beni ilgilendiren nokta şu:

bu işe kabul edilmeyen Ayşe'lerin yüzde 96'sı gibi bir oranı:

anne.

Bu bize diyor ki kadınlar anne olduktan sonra

zaten kariyer olarak o noktada görülmüyorlar.

Ama baba olan Ali'ler için asla aynı şey geçerli değil. Yani buradan şunu söylemek istiyorum.

Biz kadın olarak herhangi bir iş, hangi iş olursa başta ev kadınlığı da olmak üzere

ne işi yapmak istersek yapalım. Ne kadar başarılı notlar alırsak alalım. Ne kadar iyi okullara gidersek, gidelim.

Boğazımıza kadar hırsa boğulmuş olursak, olalım.

Hatta ne kadar başarılı evlilikler yaparsak yapalım.

Başarılı evlilik ne? Kimse bilinmiyor.

Her ne olursa olsun bizim üzerimize yüklenen o kusursuzluk durumu

bizim her zaman risk almaktan korkmamıza sebep oluyor.

Adım atmaktan çekinmemize sebep oluyor.

Ya bırakın, bırakın kusurlu olalım.

Varsın bağırış çağırış hep beraber kusurlarımızı haykıralım.

Diğer kadınların kusurlarını kabul edelim.

Ancak o zaman cesur olmaya bir adım daha yaklaşabiliriz.

Biz çocuklarımıza cesur olmayı öğretmek zorundayız.

Biz çocuklarımıza kabul görmek için sevgi kazanmak için

mükemmel olmak gerekmediğini söylemeliyiz.

Biz hep beraber çocuklarımızın kulağına aynı şeyi fısıldamalıyız.

Susma. Susmasın bizim çocuklarımız.

Özellikle kız çocukları daha doğduğu andan itibaren cefakâr olmak,

kendini evine adamak, kafasını önüne eğip

başına her ne geliyorsa gelsin, susmak öğretiliyor. Şimdi bu çocuk büyüdüğü zaman tek doğrusu bu olduğu için o da kendi çocuklarına aynı şeyi öğretiyor. Hayır, sen buraya gidemezsin. Hayır, sen bunu giyemezsin.

Hayır, bu iş sana göre değil. Sen bunu beceremezsin.

Sen bunun altından kalkamazsın. Hiç sen o işe bulaşma.

Sen bu saatte ekmek almaya gidemezsin.

Zira yaşı senden küçük bile olsa o evde bir erkek kardeşin var. Bu çocuklar büyüyüp anne olduğunda kendi çocuklarına susmayı öğretiyorlar. O zaman bir yardım edin.

Bi' kerecik olsun hep beraber cesaretlendirebilir miyiz kadınlarımızı? Öne çıkmaya, konuşmaya, eyleme geçmeye, birbirini sevmeye ve cesur olmaya cesaretlendirebilir miyiz?

Bakın, kadın hakları üzerine konuşmak asla bir erkek düşmanlığı değildir. Zira bugün zaten ülkenin hiçbir yerinde ya da Dünya'da hiçbir ülkede cinsiyetçi eşitlik gibi bir şey söz konusu değil.

O yüzden bu konu üzerine gitmek bizi hiç bir adım öteye götürmez. Biz kadınlar olarak önce bi' kendimize döneceğiz. Önce bi' dönüp bakacağız. Biz değişimi kendimizden başlatacağız.

Kendimizden. Yanımızdakinden. Ailemizden. Mahallemizden başlatacağız değişimi.

Önce biz bir kadın kadına barış sağlayacağız.

Çünkü senin de, senin de,

senin de, senin de,

evet senin de. Hepinizin içinde biryerde bir ben var. Biliyorum.

Evet, belki anne olan Melis yok.

Evet, belki evlat Melis yok ya da oyuncu Melis yok, fark etmez.

Ama bir yerde öyle bir hissin var ki, ben ona düştüm ya da düşeceğim.

Biz bunu hep beraber yapmak zorundayız.

Sevgili kızım Ada

Hayır, sen doğduğunda bir sessizlik olmadı bizim evimizde

aksine, sevindik biz.

Sen, şanslı dünyaya gelenlerdensin.

Hatta günümüze bakıldığında sen belki ayrıcalıklısın da

çünkü biz, kız çocuğusun diye daha az sevmiyoruz seni ya da kız çocuğusun diye daha az güvenmiyoruz sana ama sakın Ada. Sakın bize güvenme.

Kendine güven.

Kadınlığına güven.

Kimseyi sakın görünüşüyle filtreleme.

Eğer illa ki bir filtreleme yapacaksan, kalbiyle filtrele insanları.

Sen dünyayı değiştirebilirsin.

Seni seviyorum.

(Alkışlar)

Teşekkür ederim.

Hanımlar, beyler! Kadınlar, adamlar!

Bugün burada değişimi beraber başlatabiliriz.

Lütfen ön yargılarımızı kıralım.

Herkesi olduğu gibi kabullenmeye şimdi burada başlayalım ve erkekler lütfen kadınlardan korkmayın.

Yok ya da vazgeçtim, siz korkun çünkü biz dünyayı değiştirebiliriz. Evet, tamam. Son olarak, beni bugün bu salonda dinleyen ve sonradan dinleyecek olan tüm kadınlar.

Sizi bir adım öne çıkmaya davet ediyorum.

Görünür olmaya, ön yargılarımızı kırarak, birbirimizi severek fark yaratmaya davet ediyorum.

Şimdi değilse ne zaman?

(Alkışlar)

Teşekkür ederim.



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Çevrimiçi dil öğrenme @ LingQ

Şimdi değilse, Ne zaman? | If it isn't now, When is it? | 2018 | Melis Kaygılaroğlu | TEDxIzmit

Transcriber: Metin Akın Gözden geçirme: Figen Ergürbüz Транскрайбер: Метин Акин Обзор: Фиген Эргюрбюз

Bana bakınca ne düşünüyorsunuz?

Aslında biliyorum.

''Bir ön yargıyı kırmak, atomu parçalamaktan daha zordur.''

Albert Einstein.

Bugün buraya bu zorlu görev için geldim.

Ben Melis.

Ben Esma. Ben Rana

Ben Jacquelin. Ben Berfin.

Evet bugün burada belki Melis olarak duruyorum ama beni şu anda tamamen kimliksiz ve ön yargısız

sadece kadın olarak dinlemenizi istiyorum. Zor olduğunu biliyorum.

Benim yaşadığım ülkede şöyle bir laf var:

''Bir ortamda sessizlik olduğu zaman, bir yerlerde kız çocuğu doğdu'' deniyor.

Henüz kız çocuğunun doğduğu yeri çiçek tarlasına çevirdiğinden kimsenin haberi yok.

İşte ben buraya bugün bu yüzden geldim.

Daha doğduğumuz an itibariyle bizim üzerimize yüklenen o kasveti şu balonun içine koyup

elimdeki bu iğneyle patlatmak için geldim. Zor görünüyor biliyorum ama biz beraber bunu yapabiliriz. Bunun için iki şeye ihtiyacımız var.

Bir ön yargıları kırmak, iki cesaret etmek.

Bir kadın olarak ön yargıları ikiye ayıracağım.

Kadınlara karşı ön yargılar ve bizim, kendi ön yargılarımız. Zira bugün kadınlar olarak en büyük problemimiz

birbirimize olan ön yargılarımız.

Biz kadınlar olarak birbirimize yaşam hakkı tanımamaya başladık

farkında mısınız?

Biz birbirimizin özgürlüğüne engel olarak

kendi özgürlüğümüzün önüne engel koymaya başladık.

Yapılan bir araştırmaya göre Twitter'da

İngiltere merkezli bir araştırma kuruluşu Demos yapıyor bu araştırmayı,

Twitter'da kadın düşmanı içerikli

yaklaşık 300 bin tweet'in, yüzde 98 gibi bir oranı gene kadınlar tarafından yazılıyor.

Ben, kendi Instagram'ıma baktığım zaman

bana gelen bütün kötü yorumlar bütün kötü mesajlar

hepsi hemcinslerim tarafından geliyor.

Öyle kötü deyince lütfen aklınıza hakaret ya da kötü söz gelmesin.

Direk olarak kendimi kötü hissetmem için yazılan şeyler.

Peki bana şunun cevabını verin.

Hiç tanımadığı bir kadına,

neden başka bir kadın kendini kötü hissettirmek ister?

Ön yargı.

Şöyle düşünün.

Bir kadınsınız ve sokakta yürüyorsunuz.

Karşı taraftan size doğru başka bir kadın geliyor.

Bu kadının sizden tamamen farklı olduğunu düşünün.

Tamamen farklı bir görüntüsü var.

Farklı din, farklı dil, farklı kültür.

Aslında ben Melis olarak o kadar eminim ki. Sizi birbirinden ayıran tek şey doğduğunuz yer

ama siz o an için farklı olduğunuzu düşünüyorsunuz.

Sizce ilk hamleniz ne oluyor?

Ben söyleyeyim.

Süzmek.

Şöyle bi' tepeden tırnağa bakmak

ya da ani göz hareketiyle bakmaya dahi tenezzül etmemek.

''Sen benden farklısın, o yüzden hemen koşarak benden uzaklaş''

diye bağırıyorsunuz.

İyi de sen kimsin?

Ben kimim?

Siz kimsiniz?

Biz kadınız. Biz insanız. Bizim hayattaki mücadelemiz bir.

Bizim kendimizi kanıtlamakla ilgili savaşımız bir. Bizim gözyaşlarımız bir. Bizim kahkahalarımız ortak.

Bizim kalbimiz aynı sizinle.

Bunu nasıl görmeyebiliyorsunuz?

Karşınızdakini bir bez parçasıyla ya da kaşıyla gözüyle ona böyle bir şiddet uygulamaya nasıl cesaret edebiliyorsunuz? O zaman sokakta bas bas bağırdığımız ''kadına şiddete hayır''

cümlesinin eylem ayağı direk kendimiz olmuyor muyuz?

Bu yaptığımızın karşımızdaki kadında tokattan başka bir etkisi yok. İnanın. Hanımlar, beyler!

Bir şey kabul etmekten başlayalım.

Hepimiz önyargılarla donatılmış durumdayız

ve vücudumuzdaki önyargılar aslında terbiye edilebilir özelliklerdir. O yüzden biz bugün bunu burada değiştireceğiz.

Şimdi şu bilinçsiz ön yargıya dair ufak bir hikâye hatırlatmak istiyorum. Bir gün bir adam oğlu ile beraber arabada giderken bi' trafik kazası geçirirler.

Çok şiddetli bir kazadır.

Adam hemen oğlunu kucağına alır, hastaneye götürür.

Hastanenin acilinden içeri girerler. Çocuk kan revan içinde, ameliyata alınması gerekir, hemen ameliyathaneye getirilir. Cerrah içeri girer, kıyafetlarini giyer. Eldivenlerini takar. Cerrah tam ameliyata başlayacakken, ellerini kaldırır.

“Ben ameliyat edemem” der.

''Bu benim oğlum''

Yani aslında çok şaşırtıcı bir şey yok. Cerrah çocuğun annesidir.

Ama neden bu kadar sessizlik oluyor?

Çünkü hikayenin sonuna gelene kadar

hepimiz cerrahın erkek olduğuna o kadar emindik ki.

İşte bilinçsiz ön yargı.

Şimdi bilinçli ya da bilinçsiz ön yargılar bu kadar açık olarak önümüzde duruyorken

biz neden bunu değiştirmeyelim?

Kadınlar, siz, kadınlarım!

Biz bu değişimin öncüsü olabiliriz.

'Melis, sen şimdi neden kadınlara bir yük daha yüklüyorsun?'

diye iç geçirenler oluyor biliyorum.

Şöyle açıklayayım:

Dünya üzerindeki her suçlu bireyi düşünelim. İyi suçlar, kötü suçlar,

suç işlemiş kadın ya da erkekleri gözünüzün önüne getirin ve kendinize şu soruyu sorun:

Bu kişi dünyaya suçlu olarak mı gelmiştir?

Hayır.

Peki bu kişiyi hayata kim getirmiştir? Ya da hayata bu kişiyi kim hazırlamıştır? Anne.

Lütfen arada 'baba' diyenlere müsade etmeyin.

Zira o babayı da dünyaya bir anne getirmiştir.

Peki, her anne nedir?

Bir kadındır.

Hemen ekleyeyim anne olmak için doğurmanın şart olmadığı gibi her kadının da dünyaya bir çocuk getirmek gibi bir zorunluluğu da asla yoktur.

Ama anne olmayan kadınların da

dünyanın bir yerinde belli bir zamanda hayata birilerini hazırladığına emin olabilirsiniz.

O yüzden döngünün başı döndü yine biz kadınlara geldi?

Şimdi biz bunu üzerimize yüklenen bir ağırlıkmış gibi alıp bunun altında ezilip, şikayet edeceğimize bunun bir güç olduğunu düşünsek.

Hep beraber hareket etsek, bunu bir avantaja çevirsek. Bakın, bir kadın değişirse devirler değişir. Bir kadın gülümsemeye başlarsa, o bütün mahalle kahkaha atar.

Bir ailede bir kadın bilinçlenirse o evden sağlıklı bireyler çıkar. Aslında bunun için dünyayı baştan yaratmamıza gerek yok.

Yani bizim kadınlık kodlarımızda aslında bu var.

Hiçbir sosyal faktör olmadan, hiçbir çevresel etkin olmadan biz aslında kadınlar olarak yaratılıştan birbirimizi seviyoruz. Bizim korkacak bir şeyimiz yok. Kadınlar korkutucu değil inanın bana.

Bunu da örneklendireceğim.

Bir kadınsınız gece yarısı sokakta yürüyorsunuz.

Kaldırımınızda giderken aynı kaldırımdan size doğru başka bir kadın gelse kaldırım değiştirir misiniz?

Hayır.

Ya da asansörde yukarı çıkarken, hemcinsleriniz asansöre girse

çantanızı önünüze kıstırıp, şöyle bir adım karşı tarafa döner misiniz?

Hayır.

Ya da bir bankta oturuyorsunuz ve yanınıza başka bir kadın geliyor. Soluklanmak için oturuyor ve size birazcık yanaşıyor. Hemen kendinizi geri çeker misiniz?

Hayır.

Çocuğunuzla sokakta yürüyorsunuz

ve karşı taraftan hemcinsiniz bir kadın çocuğunuzu sevmek için geliyor. Hemen müsade etmez misiniz?

Tamam işte. Biz buna dönmek zorundayız.

Zaten bizim yaratılışımız bu.

Bakın kadınlar, hayatta her ne ile suçlanıyorsak suçlanalım.

Ki biliyorum evet bir sürü şeyle suçlanıyoruz.

Mesela yaşlanmakla suçlanıyoruz. Bu çok bizim elimizde çünkü.

Ya da mesela hamilelikte şişen ayaklarımızla suçlanıyoruz.

Hemen bir bilgi vereyim:

Dünya üzerinde her 90 saniyede 1 kadın hamileliğinde ya da doğumunda ölüyor.

Dolayısıyla biz, evet hamileliğimizde ayağımız şişiyor diye çok suçluyuz.

Ya da çok konuşmak ile suçlanıyoruz mesela çünkü erkekler günde 4 bin kelime kullanırken biz kadınlar günde 7 bin kelime kullanıyoruz. Evet, tamam kabul ediyorum. Bu büyük bir suç.

Tamam, her neyse o.

Biz ne kadar çok şeyle suçlanırsak suçlanalım.

İster dik başlı olalım. İster sessiz olalım.

İster içimize kapanık olalım. İster bağıra çağıra yaşayalım.

Her ne olursak olalım, birbirimizi sevmek öyle kabul etmek zorundayız. Sevgi bulaşıcıdır. Sevgi iyileştiricidir.

Biz neden bunun öncüsü olmayalım?

Biz neden bu işin bayrağını taşımayalım?

Şu bize yüklenen o kusursuzluk denen şey başımızın en büyük belası. Bize daha doğduğumuz an itibariyle kadın olarak ailemizde, çevremizde,

sosyal çevremizde, okul yaşantımızda, iş yaşantımızda hatta bugün günümüzde sosyal medyada bile

kusursuz olmamız bekleniyor.

Biz bu kadar kusursuz olma beklentisiyle büyütülürken bir o kadar da

korkak olmamız bekleniyor.

Şimdi biz hem korkak hem kusursuz olmayı nasıl becereceğiz?

Kız çocukları büyürken düştüklerinde ''ay, dur öpeyim geçsin'' yapıp.

Erkek çocukları düştüğünde ''erkek adam ağlamaz'' diyerek

nasıl biz bu çocukların kusursuz olmamalarını

ya da korkmamalarını sağlayabiliriz?

Mümkün değil.

Zaten bu söylediğim şey, en büyük evrensel problemlerimizden biri. Bir toplumda erkeklerin duygularını yaşamasına ne kadar müsaade edilirse

o toplumda kadınlar o kadar özgürleşir.

Nasıl ki erkeklerin hassas olmak, kırılgan olmak gibi hakları var. Biz kadınların da güçlü olmak gibi bir hakkımız var.

Yine bir istatistik vermek isterim. Yapılan araştırmalara göre

iş başvurularına yollanan CV'lerde başarı kriterleri özdeş olmasına rağmen

yönetici pozisyonlarına başvuru yapan erkek adaylarının isimleri sadece

Ayşe yerine Ali olduğu için çok daha fazla işe kabul edilip çok daha fazla maaşla çalışmaya başlıyorlar. Tamam. Bu bilinen bir şey. Burada beni ilgilendiren nokta şu:

bu işe kabul edilmeyen Ayşe'lerin yüzde 96'sı gibi bir oranı:

anne.

Bu bize diyor ki kadınlar anne olduktan sonra

zaten kariyer olarak o noktada görülmüyorlar.

Ama baba olan Ali'ler için asla aynı şey geçerli değil. Yani buradan şunu söylemek istiyorum.

Biz kadın olarak herhangi bir iş, hangi iş olursa başta ev kadınlığı da olmak üzere

ne işi yapmak istersek yapalım. Ne kadar başarılı notlar alırsak alalım. Ne kadar iyi okullara gidersek, gidelim.

Boğazımıza kadar hırsa boğulmuş olursak, olalım.

Hatta ne kadar başarılı evlilikler yaparsak yapalım.

Başarılı evlilik ne? Kimse bilinmiyor.

Her ne olursa olsun bizim üzerimize yüklenen o kusursuzluk durumu

bizim her zaman risk almaktan korkmamıza sebep oluyor.

Adım atmaktan çekinmemize sebep oluyor.

Ya bırakın, bırakın kusurlu olalım.

Varsın bağırış çağırış hep beraber kusurlarımızı haykıralım.

Diğer kadınların kusurlarını kabul edelim.

Ancak o zaman cesur olmaya bir adım daha yaklaşabiliriz.

Biz çocuklarımıza cesur olmayı öğretmek zorundayız.

Biz çocuklarımıza kabul görmek için sevgi kazanmak için

mükemmel olmak gerekmediğini söylemeliyiz.

Biz hep beraber çocuklarımızın kulağına aynı şeyi fısıldamalıyız.

Susma. Susmasın bizim çocuklarımız.

Özellikle kız çocukları daha doğduğu andan itibaren cefakâr olmak,

kendini evine adamak, kafasını önüne eğip

başına her ne geliyorsa gelsin, susmak öğretiliyor. Şimdi bu çocuk büyüdüğü zaman tek doğrusu bu olduğu için o da kendi çocuklarına aynı şeyi öğretiyor. Hayır, sen buraya gidemezsin. Hayır, sen bunu giyemezsin.

Hayır, bu iş sana göre değil. Sen bunu beceremezsin.

Sen bunun altından kalkamazsın. Hiç sen o işe bulaşma.

Sen bu saatte ekmek almaya gidemezsin.

Zira yaşı senden küçük bile olsa o evde bir erkek kardeşin var. Bu çocuklar büyüyüp anne olduğunda kendi çocuklarına susmayı öğretiyorlar. O zaman bir yardım edin.

Bi' kerecik olsun hep beraber cesaretlendirebilir miyiz kadınlarımızı? Öne çıkmaya, konuşmaya, eyleme geçmeye, birbirini sevmeye ve cesur olmaya cesaretlendirebilir miyiz?

Bakın, kadın hakları üzerine konuşmak asla bir erkek düşmanlığı değildir. Zira bugün zaten ülkenin hiçbir yerinde ya da Dünya'da hiçbir ülkede cinsiyetçi eşitlik gibi bir şey söz konusu değil.

O yüzden bu konu üzerine gitmek bizi hiç bir adım öteye götürmez. Biz kadınlar olarak önce bi' kendimize döneceğiz. Önce bi' dönüp bakacağız. Biz değişimi kendimizden başlatacağız.

Kendimizden. Yanımızdakinden. Ailemizden. Mahallemizden başlatacağız değişimi.

Önce biz bir kadın kadına barış sağlayacağız.

Çünkü senin de, senin de,

senin de, senin de,

evet senin de. Hepinizin içinde biryerde bir ben var. Biliyorum.

Evet, belki anne olan Melis yok.

Evet, belki evlat Melis yok ya da oyuncu Melis yok, fark etmez.

Ama bir yerde öyle bir hissin var ki, ben ona düştüm ya da düşeceğim.

Biz bunu hep beraber yapmak zorundayız.

Sevgili kızım Ada

Hayır, sen doğduğunda bir sessizlik olmadı bizim evimizde

aksine, sevindik biz.

Sen, şanslı dünyaya gelenlerdensin.

Hatta günümüze bakıldığında sen belki ayrıcalıklısın da

çünkü biz, kız çocuğusun diye daha az sevmiyoruz seni ya da kız çocuğusun diye daha az güvenmiyoruz sana ama sakın Ada. Sakın bize güvenme.

Kendine güven.

Kadınlığına güven.

Kimseyi sakın görünüşüyle filtreleme.

Eğer illa ki bir filtreleme yapacaksan, kalbiyle filtrele insanları.

Sen dünyayı değiştirebilirsin.

Seni seviyorum.

(Alkışlar)

Teşekkür ederim.

Hanımlar, beyler! Kadınlar, adamlar!

Bugün burada değişimi beraber başlatabiliriz.

Lütfen ön yargılarımızı kıralım.

Herkesi olduğu gibi kabullenmeye şimdi burada başlayalım ve erkekler lütfen kadınlardan korkmayın.

Yok ya da vazgeçtim, siz korkun çünkü biz dünyayı değiştirebiliriz. Evet, tamam. Son olarak, beni bugün bu salonda dinleyen ve sonradan dinleyecek olan tüm kadınlar.

Sizi bir adım öne çıkmaya davet ediyorum.

Görünür olmaya, ön yargılarımızı kırarak, birbirimizi severek fark yaratmaya davet ediyorum.

Şimdi değilse ne zaman?

(Alkışlar)

Teşekkür ederim.

×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.