image

TEDx Turkey, Kitaplar ve Sevginin Gücü | Afife KÜÇÜKBENLİ | TEDxAnkara

Kitaplar ve Sevginin Gücü | Afife KÜÇÜKBENLİ | TEDxAnkara

Çeviri: Esra Çakmak Gözden geçirme: Figen Ergürbüz

İnsanlar ne zaman bir çıkış yolu arar?

Veya buna nasıl bir ihtiyaç duyar?

İnsanlar bence darda kaldığı zamanlar

veya hayatlarında bir şeyin tıkandığını hissettikleri zamanlar

bir çıkış yolu arar.

Ben bu çıkış yoluna karar verdiğimde, bunu bilmiyordum.

Nasıl karar verdiğimi, ne yaptığımı bilmiyordum.

Bunun bir çıkış yolu olduğunu bilmiyordum.

Yıl 1956.

Kayseri'nin Yahyalı kazasında,

kalabalık bir çiftçi ailesi olan Mustafa Efendi'nin evinde,

evlendirdiği beşinci çocuğunun ilk kız bebeği olarak dünyaya gelmişim.

Ayı günü belli değil.

Ağaçlarda son kirazların kaldığı zaman,

tahminen temmuz başı.

Dedem ismimi Afife Jale koymuş.

Biraz sanata meraklıymış herhâlde.

Ben Afife Jale, o kalabalık ailede

sağlıklı mutlu bir çocukluk geçirmişim.

Öyle söylüyorlar.

Okula ne zaman gittiğimi hiç hatırlamıyorum;

çünkü benden büyük abilerim, ablalarım vardı, amca çocuklarım.

Onlar şiir okurken ben onlardan önce ezberlermişim,

beni elimden tutup götürmüşler, böylece okula başlamışım.

Şiir okurmuşum okulda.

Net hatırladığım ilkokul yıllarım, ilkokul üç.

Okumayı çok seviyordum, okulumu seviyordum.

Çalışkan bir talebeydim.

Sonra dört, arkasından beş.

Ama çok seviyordum okumayı, bulduğum her şeyi okuyordum.

O arada Çalıkuşu'nun parçalarını okumuştum

ve bir karar vermiştim:

Ben öğretmen olacaktım.

Öğretmen olmalıydım

ve anadoluda birçok çocuklar yetiştirmeliydim.

Köy öğretmeni, hayalim buydu.

Ve ilkokul bitti,

ben hep hayal kuruyorum, ben işte okuyacağım öğretmen olacağım.

Okula kayıt zamanı geldiğinde, babam beni ortaokula kaydettirdi.

Büyük bir heves, coşku!

Ben uçuyorum, hayallerim var!

Ama ne yazık ki annem buna izin vermedi.

Hayır, dedi.

O zamana kadar dedem vefat etmiş, biz ayrı eve çıkmıştık.

Benden küçük dört erkek kardeşim olmuştu.

"Hayır," dedi "olmaz."

"Ben bu kadar işin altından kalkamam.

Bu, kız nasıl olsa.

Evde bana yardım etsin, erkek çocukları okusun," dedi.

İşte benim dünyam kararmıştı.

Hayallerim yıkılmıştı, nasıl okuyamazdım!

Ne olacaktı peki, her şey yarım mı kalacaktı?

Ağladım, üzüldüm, küstüm; ama çare yoktu.

Annem kararını vermişti

ve kimse onu ikna edemedi.

Baktım bu iş böyle olmayacak.

Böyle mi kalmalıydım dedim, bilmeden bir karar verdim.

Tahsil yapamamıştım, ama okumalıydım okumalı.

Ama ne?

Yok ki etrafta!

O zaman eski gazete, dergi,

ne buldumsa...

Kardeşlerimin ders kitapları,

onların eve getirdikleri okuma kitapları...

Ben bunları okuyordum,

bir de o zaman radyolarda çok güzel programlar vardı.

Okul radyosu, radyo tiyatrosu;

bunları kesintisiz izliyordum, takip ediyordum.

Kendimi yetiştirmeye çalışıyordum,

çünkü benim akranlarım okuyordu ve ben gidemiyordum.

Böylelikle bulduğum her şeyi okuyaraktan,

radyo dinleyerekten, yıllar geçti.

Artık ben bir genç kızdım.

Bizim oralarda çok yaygın olan akraba evliliği

veya görücü usulü evlilikler vardı.

Okuduğum kitaplardan, dinlediğim radyolardan

bir şeyler öğrenmiştim.

Kendime güvenim artmıştı, güvenim gelmişti.

Etrafımda olup bitenleri sorgulayabiliyordum,

izleyebiliyordum.

Belki aklımdan, süzgecimden geçirebiliyordum.

İşte o zaman bir çıkış yolu daha lazımdı bana.

Ne yapmalıydım?

Ailemin veya çevrenin bana verdiği, bana dayattığı evliliği değil;

eşimi ben seçmeliydim!

Yine ama nasıl?

Bu sefer babam daha çok arkamda durdu.

Babam, bir amcam ve ben üçümüz birlik olduk.

Hem çevreye, hem aileye,

bir de anneme karşı bu sefer biz kazandık.

Mahallede hoş bir çocuk vardı, komşumuzun çocuğu;

okuyordu, iyi bir insandı.

Konuşuyorduk, galiba da aşık mıydık bilmiyorum ama

(Kahkaha)

o benim kocam olmalıydı, o benim eşim olmalıydı.

Kararlıydım artık.

Öyle de oldu nitekim.

Biz eşimle birçok zorlukları yenerek

1977 yılında evlendik.

Bir dönüm noktası, bir hayat daha açılmıştı önümde, bir perde.

Büyük şehire taşınmıştık.

Konya o zaman çok büyük göründü bana.

Ben artık daha özgürdüm.

Eşim çok iyi bir insandı,

beni kısıtlamıyordu, kendime zaman ayırabiliyordum.

Kitap okuyabiliyordum,

daha çok radyo dinleyebiliyordum.

Böylece geçti, kendimi yetiştirmeye çalışıyordum.

Eksikliği fark etmiştim tahsil, eğitim eksikliğimi.

Ve nitekim üç tane çocuğum oldu.

İki erkek, bir kız.

Ev hanımıyım, uğraşıyorum.

İki oğlan, bir kız çocuğum olduğu zaman bir daha başkaydı hayat.

Gerçekten çocuklarımı çok seviyordum,

yarım kalan hayalimi belki burada tamamlayabilirdim.

Çocuklarım önce iyi birer insan olmalılardı,

iyi birer vatandaş, yurttaş

ve iyi birer eğitim almalıydılar.

Ben bunun için gayret edecektim.

Hem kendimi yetiştirdim yıllarca,

hem çocuklarımı yetiştirdim,

ama burada bana rehber olan hep kitaplardı.

Kitap okumaktan asla vazgeçmedim.

Çocuklarım da başarılı oldular.

İstanbul Teknik Üniversitesi, Boğaziçi

ve Ankara Bilkent'i burslu kazanarak üç çocuğum da iyi birer eğitim yaptılar.

(Alkış)

Teşekkür ederim.

Şimdi iki oğlum İstanbul'da,

artık onlar iyi birer insan benim gözümde.

Özgür, kendi kararlarını verebilen, mutlu, duyarlı birer bireyler.

Kızım yurt dışında akademisyen,

o da orada devam ediyor hayatına.

Çocuklarımla, onların sevgili eşleriyle

ve yeğenlerimle gurur duyuyorum.

Hepsi benim canlarım.

Bu hayat böyle giderken,

bir sıkıntı daha oldu.

Eşim emekli oldu, yaşı 41.

Asker emeklisi.

Artık birkaç yıl çocuklarımızın eğitimi için Balıkesir'deydik o zaman,

kaldık bekledik.

Onlar da evden gitti.

Ne yapabilirdik?

Bir karı bir koca bir apartman dairesinde, çok da genciz.

Ya ben düşündüm, bir çıkış yolu daha lazımdı bana.

Ben onun çıkış yolu olduğunu bilmiyordum.

Gittim, memleketimi izledim.

Sağa sola baktım,

bizim için en iyi uygun olanı köyümüze dönüp

eşimin daha önce yaptığı babasının

ve bildiği iş olan küçükbaş hayvancılığı koydum kafama.

"Olmaz" dediler tabii ilk başta herkes,

"olmaz yapamazsınız kolay iş değil."

Ama ben karar vermiştim, kararlıydım, bunu da yapacaktım.

Ve biz memleketimize, köyümüze döndük.

Çok küçük bir miktarla on tane koyun aldık,

üç tane de oğlak, keçi yavrusu aldık.

Evimizin bahçesinde bu işe başladık.

Zorluklar oldu tabii, hiç bilmediğim bir işti.

Ama zorluklar niye var, üstesinden gelinmek için.

Ben bunun üstesinden gelecektim.

Beni engellemeye çalışanlar çok oldu, ama yılmadım.

Önce evimizin bahçesinde bu işi büyüttük,

olmayacaktı çoğaldı hayvan.

Gittik memleketin şehrin dışında

bir kurak, çorak bir arazi aldık

çok maddi değeri olmayan.

Herkes bize güldü.

"Ya burada tilki bağlasan durmaz, burada insan yaşar mı?" dediler.

Yol yok, su yok, elektrik yok.

"Ama niye olmasın, insan gelince her şey gelir" dedim.

Ve biz çiftliğimizi oraya kurduk,

şu anda yaşadığımız çiftliğimizi.

Büyük çabalar sarf ederek suyu da, elektriği de,

eh geçecek kadar yolu da geçirdik.

Şu anda çiftliğimizde 400'ün üstünde koyun ve keçimiz var küçükbaş.

Tavuklarımız var, ördeklerimiz.

Arım var, arıcılık da yapıyorum.

Kedilerimiz, köpeklerimiz...

Orası çok kuraktı,

meyveler yetiştirdik.

İki yıldır sebze de yapıyoruz toprak getirip oraya ekledik.

İşte bu hayvanlarımızla, eşimle, dostlarımızla

ve kitaplarımla çok mutlu bir hayatımız var.

Bu da benim için 3. bir çıkış yoluydu.

Bu da olmuştu.

Bir de benim bir yurt dışına gitme hayalim vardı,

okuduğum kitaplardan çok etkileniyordum.

Mesela bir Notre Dame'ın Kamburu'nda Notre Dame Kilisesini merak ediyordum.

Venedik şehri bana çok ilginç geliyordu.

Ve eşimle karar verdik,

30. evlilik yıl dönümümüzde biz yurt dışına gittik ve bunu alışkanlık ettik, beş yılda bir yurt dışına çıkıyoruz.

Venedik'i gördüm,

İsviçre'yi gördüm Alpler'i, çok hoşuma gitti.

Artı Paris Seine Nehri, Sefiller orada yazılmıştı ya!

Orayı da merak ediyordum.

Ve Notre Dame Kilisesi,

çocukluğumuzda okuduğumuzda çok korkmuştuk o ışıklardan.

Orada Esmeralda kafesine oturup bir kere baktım,

"Ey Notre Dame sen bizi ne kadar korkutmuştun!" diye.

Böyle bir hayatımız var.

Nasıl anlatayım,

yani insanların umutlarının hiç tükeneceğine inanmıyorum.

Umutlarımızı tüketmemeliyiz.

Sonra bana bazen soruyorlar,

"Afife Teyze bu enerjiyi nereden alıyorsun?" diye.

Bu enerjiyi sevgiden alıyorum.

Gerçekten doğayı çok seviyorum,

hayvanlarımı çok seviyorum, insanları çok seviyorum.

Çiftliğimizde şunu ön planda tutuyoruz;

doğaya saygılı, yaban hayatına saygılı

ve hayvan refahını, maddi gelirden önde tutuyoruz.

Böyle olduğu zaman doğaya daha çok katkım olduğuna inanıyorum.

(Alkış)

Benim bu enerjim neden bitmek bilmiyor diye sorduklarında,

enerjim sevgiden kaynaklanıyor.

İnsan, ben şunu düşünüyorum.

İnsan sevdiği zaman, bu sevgi kendisini enerji olarak dönüyor.

Bir de zorluklardan yılmıyorum.

Yani zorluklar beni yıldıramıyor.

Şöyle düşünüyorum,

insan bir şeye karar verdiği zaman

iyi sorguladığı, iyi araştırdığı, daha iyi araştırdığında,

yani bir de cesur olduğu zaman

hayallerini yakalar diyorum.

Ve hayal kurmak çok güzel bir şey,

belki de benim bunların hepsi bir hayalle başladı.

Ama ben şunu diyorum etrafıma,

hayallerinizin peşinden koşmayın; onları tutun.

Yakalayın ve hayata geçirin.

(Alkış)

Hayaller hayata geçtiği zaman insan çok mutlu oluyor.

Zorlukları başardığı zaman da çok mutlu oluyorsun.

Benim en mutlu olduğum zaman,

Üç buçuk yıl elektriksiz kaldım çiftliğimde.

Her yere başvurdum, olmaz dediler.

Ya nasıl olmaz, ben burada bir üretim yapıyorum.

Yani bana yardımcı olunması lazım.

Bak hayvancılık ölüp gidiyor, ne dedimse ama sonunda başardım.

Üç buçuk yıl Ankara'ya gittim, Kayseri'ye gittim,

milletvekillerini buldum.

Hatta biri bana dedi ki,

senin yaptığın iş ne ki, dedi.

Senin kullanacağın elektriği iki yılda üç yılda,

dağda bir maden ocağı bir saatte kullanır,dedi. O zaman koy o taşı da kaynat da ye, dedim.

Ben üretim yapıyoruz.

(Kahkaha) (Alkış)

Ve bunu, yani o elektriğin gelip de yandığı gün

ben çok mutlu bir insandım.

Çünkü neden? Bir zorluğu başarmıştım.

Kararlıydım ve onu getirttim oraya,

benden sonra oraya birçok çiftlik geldi.

Yani onlara da örnek olmuştuk herhâlde,

çünkü insan gelince işletmeler kuruldu hayvancılık üstüne.

Şu anda orası çok güzel,

dostlarımız geliyorlar.

Bir çiftlik evi artık, insanlar hasret kaldı öyle bir şeye.

Şimdi öyle sobalı bir evdeyiz, çiftlik evinde.

Yani şehirde olan her şeyimizi bıraktık,

döndük, yaptık, çok mutluyuz.

Herkes kararlı olmalı ve hayallerinin peşinden koşmalı,

yakalamalı, gerçekleştirmeli.

Bunun için de galiba sevgi,

enerji,

bir de cesaret lazım.

Hepinizi çok seviyorum.

Hoşça kalın.

(Alkış)



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Çevrimiçi dil öğrenme @ LingQ

Kitaplar ve Sevginin Gücü | Afife KÜÇÜKBENLİ | TEDxAnkara 书籍与爱的力量 | Afife KÜÇÜKBENLİ | TEDx安卡拉

Çeviri: Esra Çakmak Gözden geçirme: Figen Ergürbüz Translation: Esra Cakmak Review: Figen Ergurbuz 翻译:Esra Cakmak 评论:Figen Ergurbuz

İnsanlar ne zaman bir çıkış yolu arar? When do people look for a way out? 人们什么时候寻找出路?

Veya buna nasıl bir ihtiyaç duyar? Or how does it need it? 或者它如何需要它?

İnsanlar bence darda kaldığı zamanlar I think when people are in trouble 我想当人们遇到麻烦时

veya hayatlarında bir şeyin tıkandığını hissettikleri zamanlar or when they feel something is stuck in their life 或者当他们觉得有什么东西卡在他们的生活中时

bir çıkış yolu arar. looks for a way out. 寻找出路。

Ben bu çıkış yoluna karar verdiğimde, bunu bilmiyordum. When I decided on this way out, I didn't know that.

Nasıl karar verdiğimi, ne yaptığımı bilmiyordum. I didn't know how I made my decision or what I was doing.

Bunun bir çıkış yolu olduğunu bilmiyordum. I didn't know there was a way out.

Yıl 1956. The year is 1956.

Kayseri'nin Yahyalı kazasında, In Yahyalı district of Kayseri,

kalabalık bir çiftçi ailesi olan Mustafa Efendi'nin evinde, in the house of Mustafa Efendi, a large farmer family,

evlendirdiği beşinci çocuğunun ilk kız bebeği olarak dünyaya gelmişim. I was born as the first baby girl of his fifth child, whom he married.

Ayı günü belli değil. The day of the month is unknown.

Ağaçlarda son kirazların kaldığı zaman, When the last cherries remain on the trees,

tahminen temmuz başı. Probably early July.

Dedem ismimi Afife Jale koymuş. My grandfather named me Afife Jale.

Biraz sanata meraklıymış herhâlde. He must have been a bit of an art lover.

Ben Afife Jale, o kalabalık ailede I'm Afife Jale, in that big family

sağlıklı mutlu bir çocukluk geçirmişim. I had a healthy and happy childhood.

Öyle söylüyorlar. They say so.

Okula ne zaman gittiğimi hiç hatırlamıyorum; I never remember when I went to school;

çünkü benden büyük abilerim, ablalarım vardı, amca çocuklarım. because I had older brothers, sisters, uncles and children.

Onlar şiir okurken ben onlardan önce ezberlermişim,

beni elimden tutup götürmüşler, böylece okula başlamışım. They took me by the hand, so I started school.

Şiir okurmuşum okulda.

Net hatırladığım ilkokul yıllarım, ilkokul üç. I remember clearly my primary school years, primary school three.

Okumayı çok seviyordum, okulumu seviyordum.

Çalışkan bir talebeydim. I was a hardworking student.

Sonra dört, arkasından beş. Then four, then five.

Ama çok seviyordum okumayı, bulduğum her şeyi okuyordum.

O arada Çalıkuşu'nun parçalarını okumuştum By the way, I had read parts of Çalıkuşu

ve bir karar vermiştim:

Ben öğretmen olacaktım.

Öğretmen olmalıydım I should have been a teacher

ve anadoluda birçok çocuklar yetiştirmeliydim.

Köy öğretmeni, hayalim buydu. Village teacher, that was my dream.

Ve ilkokul bitti,

ben hep hayal kuruyorum, ben işte okuyacağım öğretmen olacağım. I always dream, I will be the teacher I will study at work.

Okula kayıt zamanı geldiğinde, babam beni ortaokula kaydettirdi. When it was time to enroll in school, my father enrolled me in middle school.

Büyük bir heves, coşku! Great enthusiasm, enthusiasm!

Ben uçuyorum, hayallerim var! I'm flying, I have dreams!

Ama ne yazık ki annem buna izin vermedi.

Hayır, dedi.

O zamana kadar dedem vefat etmiş, biz ayrı eve çıkmıştık. By that time, my grandfather had passed away and we had been living separately.

Benden küçük dört erkek kardeşim olmuştu. I had four brothers younger than me.

"Hayır," dedi "olmaz." "No," he said, "no."

"Ben bu kadar işin altından kalkamam. "I can't handle this much work.

Bu, kız nasıl olsa. This is a girl anyway.

Evde bana yardım etsin, erkek çocukları okusun," dedi. Let him help me at home, let the boys study," he said.

İşte benim dünyam kararmıştı. Here my world went dark.

Hayallerim yıkılmıştı, nasıl okuyamazdım! My dreams were shattered, how could I not read!

Ne olacaktı peki, her şey yarım mı kalacaktı? What would happen, would everything be left unfinished?

Ağladım, üzüldüm, küstüm; ama çare yoktu. I cried, I was sad, I got angry; but there was no solution.

Annem kararını vermişti My mother had made her decision.

ve kimse onu ikna edemedi. and no one could convince him.

Baktım bu iş böyle olmayacak. I saw that this will not work like this.

Böyle mi kalmalıydım dedim, bilmeden bir karar verdim. I said should I stay like this, I made a decision without knowing.

Tahsil yapamamıştım, ama okumalıydım okumalı. I couldn't study, but I should have read.

Ama ne?

Yok ki etrafta! Not around!

O zaman eski gazete, dergi, The old newspaper, magazine,

ne buldumsa... whatever i found...

Kardeşlerimin ders kitapları, My brothers' textbooks,

onların eve getirdikleri okuma kitapları... the reading books they brought home...

Ben bunları okuyordum, I was reading these

bir de o zaman radyolarda çok güzel programlar vardı. There were also very good programs on the radio at that time.

Okul radyosu, radyo tiyatrosu; school radio, radio theatre;

bunları kesintisiz izliyordum, takip ediyordum. I was watching them nonstop.

Kendimi yetiştirmeye çalışıyordum, I was trying to raise myself,

çünkü benim akranlarım okuyordu ve ben gidemiyordum. because my peers were studying and I could not go.

Böylelikle bulduğum her şeyi okuyaraktan, So by reading everything I find,

radyo dinleyerekten, yıllar geçti. It's been years since I listened to the radio.

Artık ben bir genç kızdım. Now I was a young girl.

Bizim oralarda çok yaygın olan akraba evliliği Consanguineous marriage, which is very common in our region

veya görücü usulü evlilikler vardı. or arranged marriages.

Okuduğum kitaplardan, dinlediğim radyolardan From the books I've read, from the radios I've listened to

bir şeyler öğrenmiştim. I had learned something.

Kendime güvenim artmıştı, güvenim gelmişti. My self-confidence increased, my confidence came.

Etrafımda olup bitenleri sorgulayabiliyordum, I could question what was going on around me,

izleyebiliyordum. I could watch.

Belki aklımdan, süzgecimden geçirebiliyordum. Maybe I could get it through my mind, through my filter.

İşte o zaman bir çıkış yolu daha lazımdı bana. That's when I needed another way out.

Ne yapmalıydım? What should I do?

Ailemin veya çevrenin bana verdiği, bana dayattığı evliliği değil; Not the marriage that my family or environment gave me or imposed on me;

eşimi ben seçmeliydim! I should have chosen my wife!

Yine ama nasıl? But how?

Bu sefer babam daha çok arkamda durdu. This time, my father stood behind me more.

Babam, bir amcam ve ben üçümüz birlik olduk. My father, an uncle, and I, the three of us, became one.

Hem çevreye, hem aileye, both to the environment and to the family,

bir de anneme karşı bu sefer biz kazandık. And this time we won against my mother.

Mahallede hoş bir çocuk vardı, komşumuzun çocuğu; There was a nice kid in the neighborhood, our neighbor's kid;

okuyordu, iyi bir insandı.

Konuşuyorduk, galiba da aşık mıydık bilmiyorum ama We were talking, maybe we were in love, I don't know but

(Kahkaha) (Laugh)

o benim kocam olmalıydı, o benim eşim olmalıydı. he should have been my husband, he should have been my wife.

Kararlıydım artık. I was determined now.

Öyle de oldu nitekim. That's how it happened.

Biz eşimle birçok zorlukları yenerek We overcame many difficulties with my wife

1977 yılında evlendik.

Bir dönüm noktası, bir hayat daha açılmıştı önümde, bir perde. A turning point, another life had opened before me, a curtain.

Büyük şehire taşınmıştık. We moved to the big city.

Konya o zaman çok büyük göründü bana. Konya seemed huge to me then.

Ben artık daha özgürdüm. I was more free now.

Eşim çok iyi bir insandı,

beni kısıtlamıyordu, kendime zaman ayırabiliyordum. It didn't limit me, I could take time for myself.

Kitap okuyabiliyordum,

daha çok radyo dinleyebiliyordum.

Böylece geçti, kendimi yetiştirmeye çalışıyordum. So it passed, I was trying to educate myself.

Eksikliği fark etmiştim tahsil, eğitim eksikliğimi. I noticed the lack of education, my lack of education.

Ve nitekim üç tane çocuğum oldu. And indeed, I had three children.

İki erkek, bir kız.

Ev hanımıyım, uğraşıyorum. I'm a housewife, I'm busy.

İki oğlan, bir kız çocuğum olduğu zaman bir daha başkaydı hayat.

Gerçekten çocuklarımı çok seviyordum,

yarım kalan hayalimi belki burada tamamlayabilirdim. Maybe I could complete my unfinished dream here.

Çocuklarım önce iyi birer insan olmalılardı, My children should have been good people first,

iyi birer vatandaş, yurttaş good citizen, citizen

ve iyi birer eğitim almalıydılar.

Ben bunun için gayret edecektim. I would strive for it.

Hem kendimi yetiştirdim yıllarca, I also raised myself for years,

hem çocuklarımı yetiştirdim,

ama burada bana rehber olan hep kitaplardı. but it was always books that guided me here.

Kitap okumaktan asla vazgeçmedim. I have never stopped reading books.

Çocuklarım da başarılı oldular. My children have also been successful.

İstanbul Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Istanbul Technical University, Bogazici

ve Ankara Bilkent'i burslu kazanarak üç çocuğum da iyi birer eğitim yaptılar. and Ankara Bilkent with a scholarship, my three children had a good education.

(Alkış) (Applause)

Teşekkür ederim.

Şimdi iki oğlum İstanbul'da,

artık onlar iyi birer insan benim gözümde. Now they are good people in my eyes.

Özgür, kendi kararlarını verebilen, mutlu, duyarlı birer bireyler. They are free, happy, sensitive individuals who can make their own decisions.

Kızım yurt dışında akademisyen, My daughter is an academic abroad,

o da orada devam ediyor hayatına. he continues his life there.

Çocuklarımla, onların sevgili eşleriyle With my children, their beloved wives

ve yeğenlerimle gurur duyuyorum. And I'm proud of my nephews.

Hepsi benim canlarım.

Bu hayat böyle giderken,

bir sıkıntı daha oldu. There was another problem.

Eşim emekli oldu, yaşı 41. My wife is retired, age 41.

Asker emeklisi. Military retired.

Artık birkaç yıl çocuklarımızın eğitimi için Balıkesir'deydik o zaman, We were in Balıkesir for a few years now for the education of our children,

kaldık bekledik. we stayed and waited.

Onlar da evden gitti. They also left the house.

Ne yapabilirdik?

Bir karı bir koca bir apartman dairesinde, çok da genciz. Husband and wife in an apartment, we are very young.

Ya ben düşündüm, bir çıkış yolu daha lazımdı bana. I thought, I needed another way out.

Ben onun çıkış yolu olduğunu bilmiyordum.

Gittim, memleketimi izledim. I went and watched my hometown.

Sağa sola baktım, I looked left and right

bizim için en iyi uygun olanı köyümüze dönüp what suits us best is to return to our village.

eşimin daha önce yaptığı babasının my husband's father had done before

ve bildiği iş olan küçükbaş hayvancılığı koydum kafama. and I put my head on small cattle breeding, which is what he knows.

"Olmaz" dediler tabii ilk başta herkes, Of course at first everyone said "no way",

"olmaz yapamazsınız kolay iş değil."

Ama ben karar vermiştim, kararlıydım, bunu da yapacaktım. But I had decided, I was determined, I was going to do this too.

Ve biz memleketimize, köyümüze döndük.

Çok küçük bir miktarla on tane koyun aldık, We bought ten sheep with a very small amount,

üç tane de oğlak, keçi yavrusu aldık. We bought three kids and goats.

Evimizin bahçesinde bu işe başladık.

Zorluklar oldu tabii, hiç bilmediğim bir işti. There were difficulties, of course, it was a job that I never knew.

Ama zorluklar niye var, üstesinden gelinmek için. But why are there difficulties, to be overcome.

Ben bunun üstesinden gelecektim. I would overcome this.

Beni engellemeye çalışanlar çok oldu, ama yılmadım. There were many people who tried to prevent me, but I did not give up.

Önce evimizin bahçesinde bu işi büyüttük, First we grew this business in the garden of our house,

olmayacaktı çoğaldı hayvan. the animal would not multiply.

Gittik memleketin şehrin dışında We went to your hometown outside the city

bir kurak, çorak bir arazi aldık we bought an arid, barren land

çok maddi değeri olmayan. not of much monetary value.

Herkes bize güldü.

"Ya burada tilki bağlasan durmaz, burada insan yaşar mı?" dediler. "What if you tie a fox here, will people live here?" they said.

Yol yok, su yok, elektrik yok.

"Ama niye olmasın, insan gelince her şey gelir" dedim. "But why not, when people come, everything comes," I said.

Ve biz çiftliğimizi oraya kurduk,

şu anda yaşadığımız çiftliğimizi. the farm where we live now.

Büyük çabalar sarf ederek suyu da, elektriği de, By making great efforts, we have both water and electricity,

eh geçecek kadar yolu da geçirdik. Well, we've passed the road enough to pass.

Şu anda çiftliğimizde 400'ün üstünde koyun ve keçimiz var küçükbaş. Currently, we have over 400 sheep and goats in our farm.

Tavuklarımız var, ördeklerimiz.

Arım var, arıcılık da yapıyorum. I have bees, I also do beekeeping.

Kedilerimiz, köpeklerimiz...

Orası çok kuraktı,

meyveler yetiştirdik. We grew fruits.

İki yıldır sebze de yapıyoruz toprak getirip oraya ekledik. We have been making vegetables for two years, we brought soil and added it there.

İşte bu hayvanlarımızla, eşimle, dostlarımızla Here we are with our animals, my wife, our friends.

ve kitaplarımla çok mutlu bir hayatımız var. and we have a very happy life with my books.

Bu da benim için 3. bir çıkış yoluydu. This was a third way out for me.

Bu da olmuştu. This too had happened.

Bir de benim bir yurt dışına gitme hayalim vardı, I also had a dream of going abroad,

okuduğum kitaplardan çok etkileniyordum. I was very impressed with the books I read.

Mesela bir Notre Dame'ın Kamburu'nda Notre Dame Kilisesini merak ediyordum. For example, in The Hunchback of Notre Dame, I was wondering about the Notre Dame Church.

Venedik şehri bana çok ilginç geliyordu. The city of Venice seemed very interesting to me.

Ve eşimle karar verdik,

30\. evlilik yıl dönümümüzde biz yurt dışına gittik 30\\. we went abroad on our wedding anniversary ve bunu alışkanlık ettik, beş yılda bir yurt dışına çıkıyoruz. and we made a habit of it, we go abroad every five years.

Venedik'i gördüm, I saw Venice,

İsviçre'yi gördüm Alpler'i, çok hoşuma gitti. I saw Switzerland, the Alps, I liked it very much.

Artı Paris Seine Nehri, Sefiller orada yazılmıştı ya! Plus Paris Seine River, Les Misérables was written there!

Orayı da merak ediyordum. I was wondering about that too.

Ve Notre Dame Kilisesi,

çocukluğumuzda okuduğumuzda çok korkmuştuk o ışıklardan. When we read it in our childhood, we were very afraid of those lights.

Orada Esmeralda kafesine oturup bir kere baktım, There I sat in the Esmeralda cage and looked once,

"Ey Notre Dame sen bizi ne kadar korkutmuştun!" diye. "O Notre Dame, how you frightened us!" saying.

Böyle bir hayatımız var. We have such a life.

Nasıl anlatayım, How can I explain

yani insanların umutlarının hiç tükeneceğine inanmıyorum. I don't believe people will ever lose hope.

Umutlarımızı tüketmemeliyiz. We must not lose our hopes.

Sonra bana bazen soruyorlar, Then sometimes they ask me,

"Afife Teyze bu enerjiyi nereden alıyorsun?" diye.

Bu enerjiyi sevgiden alıyorum.

Gerçekten doğayı çok seviyorum,

hayvanlarımı çok seviyorum, insanları çok seviyorum.

Çiftliğimizde şunu ön planda tutuyoruz; We prioritize the following in our farm;

doğaya saygılı, yaban hayatına saygılı respectful of nature, respectful of wildlife

ve hayvan refahını, maddi gelirden önde tutuyoruz. and animal welfare, we prioritize financial income.

Böyle olduğu zaman doğaya daha çok katkım olduğuna inanıyorum. When this happens, I believe that I contribute more to nature.

(Alkış)

Benim bu enerjim neden bitmek bilmiyor diye sorduklarında, When they ask why this energy of mine is endless,

enerjim sevgiden kaynaklanıyor. My energy comes from love.

İnsan, ben şunu düşünüyorum.

İnsan sevdiği zaman, bu sevgi kendisini enerji olarak dönüyor. When a person loves, this love returns itself as energy.

Bir de zorluklardan yılmıyorum. I also do not shy away from difficulties.

Yani zorluklar beni yıldıramıyor. So difficulties do not discourage me.

Şöyle düşünüyorum,

insan bir şeye karar verdiği zaman

iyi sorguladığı, iyi araştırdığı, daha iyi araştırdığında, when he questions well, researches well, researches better,

yani bir de cesur olduğu zaman so when he's brave

hayallerini yakalar diyorum. I say catch your dreams.

Ve hayal kurmak çok güzel bir şey, And it's a beautiful thing to dream,

belki de benim bunların hepsi bir hayalle başladı. Maybe it all started with a dream.

Ama ben şunu diyorum etrafıma, But I say to myself,

hayallerinizin peşinden koşmayın; onları tutun. don't chase your dreams; hold them.

Yakalayın ve hayata geçirin. Capture and bring to life.

(Alkış)

Hayaller hayata geçtiği zaman insan çok mutlu oluyor. When dreams come true, people are very happy.

Zorlukları başardığı zaman da çok mutlu oluyorsun. You are also very happy when you succeed in difficulties.

Benim en mutlu olduğum zaman, When I'm happiest

Üç buçuk yıl elektriksiz kaldım çiftliğimde. I was without electricity for three and a half years in my farm.

Her yere başvurdum, olmaz dediler. I applied everywhere, they said no.

Ya nasıl olmaz, ben burada bir üretim yapıyorum. How can it not be, I'm doing a production here.

Yani bana yardımcı olunması lazım. So I need help.

Bak hayvancılık ölüp gidiyor, ne dedimse ama sonunda başardım. Look, livestock is dying, whatever I said, but I finally made it.

Üç buçuk yıl Ankara'ya gittim, Kayseri'ye gittim,

milletvekillerini buldum. I found the deputies.

Hatta biri bana dedi ki, Someone even said to me,

senin yaptığın iş ne ki, dedi. “What is your job?” he said.

Senin kullanacağın elektriği iki yılda üç yılda, The electricity you will use in two years and three years,

dağda bir maden ocağı bir saatte kullanır,dedi. “A mine in the mountain is used in an hour,” he said. O zaman koy o taşı da kaynat da ye, dedim. Then put that stone, boil it and eat it, I said.

Ben üretim yapıyoruz. I'm producing.

(Kahkaha) (Alkış) (Laughter) (Applause)

Ve bunu, yani o elektriğin gelip de yandığı gün And this, the day that electricity came and burned

ben çok mutlu bir insandım.

Çünkü neden? Bir zorluğu başarmıştım. Because why? I had accomplished a challenge.

Kararlıydım ve onu getirttim oraya, I was determined and had him brought there,

benden sonra oraya birçok çiftlik geldi. Many farms came there after me.

Yani onlara da örnek olmuştuk herhâlde, So we must have set an example for them,

çünkü insan gelince işletmeler kuruldu hayvancılık üstüne. because when people came, businesses were established on animal husbandry.

Şu anda orası çok güzel,

dostlarımız geliyorlar.

Bir çiftlik evi artık, insanlar hasret kaldı öyle bir şeye. It's a farmhouse now, people are longing for something like that.

Şimdi öyle sobalı bir evdeyiz, çiftlik evinde. Now we are in a house with such a stove, in a farmhouse.

Yani şehirde olan her şeyimizi bıraktık, So we left everything we had in the city,

döndük, yaptık, çok mutluyuz.

Herkes kararlı olmalı ve hayallerinin peşinden koşmalı, Everyone should be determined and follow their dreams,

yakalamalı, gerçekleştirmeli. must catch up.

Bunun için de galiba sevgi, For this, perhaps love,

enerji,

bir de cesaret lazım.

Hepinizi çok seviyorum. I love you all.

Hoşça kalın.

(Alkış)

×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.