×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.


image

TEDx Turkey, Hayal Kur! Harekete Geç! | Abdulkadir ÖZBEK | TEDxAnkara

Hayal Kur! Harekete Geç! | Abdulkadir ÖZBEK | TEDxAnkara

Çeviri: Nihal Aksakal Gözden geçirme: Figen Ergürbüz

Benim lisedeyken bir hayalim vardı.

Lisede öğrenciyken hayalim bankacı olmaktı.

Çünkü benim dedem bankacıydı.

Babam bankacı, amcam bankacı, halam bankacı, kuzenim bankacı.

Bizde sülale mesleği bankacılık.

Ben de dedim ki madem öyle bütün sülale bankacı, ben de bankacı olayım.

Hacettepe Üniversitesi İktisat bölümünü yazdım.

Üniversitede okumaya başladım.

Birinci sınıfa giderken bir aile dostumuz bana bir tavsiyede bulundu

ve hayatımı değiştiren olaylar öyle başladı.

Dedi ki; "Albdulkadir sen bankacı olmak istiyorsun

ama kaliteli bir bankacı olmak istiyorsan

ya da herhangi bir mesleği kaliteli bir şekilde yapmak istiyorsan

çok ama çok kitap okumalısın" dedi.

"Bunun için de sana tavsiyem bir hızlı okuma kursuna katılman."

Ben de tavsiyesine uydum, anlayarak hızlı okuma kursuna katıldım.

Yaklaşık iki ayın sonunda okuma hızım üç katına çıktı ve bu sayede çok daha hızlı okuduğum için daha fazla kitap okumaya başladım.

Sonrasında benim çok büyük bir problemim vardı. Üniversitedeyken, öğrenciyken Türkçe dersi alıyordum.

Türkçe dersinde hocamız bize ödev veriyordu, kitap okutturuyordu,

özetini çıkarttırıyordu ve bunu gelip bizim amfide anlatmamızı istiyordu.

İlk dönem bir sunum yapmıştım, inanılmaz derecede heyecanlanmıştım.

Heyecanım o kadar yüksek seviyedeydi ki

bir siyasetçinin başından geçenler az daha benim başımdan da geçiyordu.

Siyasetle ilgilenen birisi bir gün milletvekili olmaya karar veriyor,

aday adaylığı başvurusunda bulunuyor, aday gösteriyorlar

ve tabii biliyorsunuz bu süreçte seçim kampanyalarında mitingler gerçekleşiyor

ve mitingde de binlerce kişi toplanıyor, burada olduğu gibi.

Burada kişinin ilk konuşması olacağı için o kadar çok heyecanlanıyor ki

elleri ayakları titriyor, yüzü kızarıyor, kalbi çarpıyor.

En son ismini anons ettiklerinde kürsünün başına geldiğinde heyecandan öldü ölecek, o seviyede geliyor kürsünün başına

ve diyor ki;

''Sevgiili hemşehrilerim.

Buraya gelmeden önce anlatacaklarımı bir Allah biliyordu,

bir de ben biliyordum.

Şu an sadece Allah biliyor.'' diyor.

(Kahkaha)

Heyecandan her şeyi unutuyor.

Ben de onun gibi heyecandan her şeyi unutacak seviyede heyecanlanıyorum.

Allahım dedim, ben bunu çözemezsem iş hayatında başarılı olamayacağım,

bunun muhakkak ama muhakkak bir çözümü olmalı.

Topluluk karşısında konuşmanın bir eğitimi olmalı dedim

ve araştırdım

ve buldum.

Bir eğitime katıldım

ve o eğitim benim hayatımı değiştiren, belki de en faydalı eğitim olmuştu.

Hocam, o dönemde bana

topluluk karşısında konuşma heyecanımı kontrol altına alabilmek için

dört tane alıştırma tavsiye etti.

Dört tane alıştırma o kadar etkili oldu ki

şu anda sizin karşınıza gelip de binlerce kişi karşısında konuşabiliyorsam

belki de o alıştırmaları denilen şekilde yapmama borçluyum.

Şimdi, sizlerle bu dört tane alıştırmayı paylaşacağım.

Bu topluluk karşısında konuşma heyecanı olan yani hocam, ben de şu sahneye çıktığımda

böyle kalabalık bir grup karşısında

konuşma yapacak olsam çok heyecanlanırım diyen varsa

eminim ki bu alıştırmaları yaptıktan sonra

heyecanını çok daha rahat bir şekilde kontrol altına alacak.

Şimdi paylaşacağım bu dört tane alıştırmayı

her kim ki iyi bir şekilde dinler,

anlar, uygular ve gider yedi kişiye anlatırsa büyük sevaptır

bu aynı zamanda -

(Kahkaha)

Çünkü gerçekten yapılan dünyadaki araştırmalarda - ben çok araştırma yaptım bununla alakalı -

korkuları sıralamışlar, birinci sırada

topluluk karşısında konuşma heyecanı geliyor.

İkinci sırada yaşamın sonlanması geliyor.

Yani çoğu kişi diyor ki böyle konuşacağıma

insanlar karşısında ölsem daha iyi.

(Kahkaha)

Şimdi ilk alıştırma şuydu:

Bana dedi ki, ''Buradan çıkar çıkmaz

her gün, hiç ama hiç tanımadığın on kişiye selam vereceksin.''

Nasıl yani? Bir dükkâna girdin, dükkânın sahibini tanımıyorum,

selam vereceğim. Olur mu? ''Hayır olmaz.''

Yolda yürürken, karşından insanlar geliyor, onlardan birini

gözüne kestireceksin,

karşıdakine bakacaksın, güler yüzünle

''Merhaba, iyi günler. Selamın aleyküm.'' selamlarından

birini yapıştırıp geçeceksin dedi.

Ben tabii bunu yapacağım ama

çok merak ediyorum ne olacak, nasıl bir tepki verecekler.

Çekinerek de olsa yapmaya başladım

ve inanılmaz derecede hoşuma gitti.

İnsanlara selam verdim, birçoğu selamımı aldılar, bir kısmı selam almadan geçerken baktılar,

kimdi bu diye,

bir kısmı göz göze gelince korkup kafayı öne eğdi.

Ama ben hiç bırakmadım. Her gün o alıştırmayı yaptım.

İkinci haftaya geldiğimizde şunu tavsiye etti:

Hergün iki yada üç kişiyle

iki-üç dakika konuşma yapacaksın.

Ama konuşmayı sen başlatacaksın.

Durakta duran insanların yanına gideceksin,

kantinde sıra bekleyenlerin yanına gideceksin

ya da herhangi bir yerde bir insanın oturduğunu gördün,

sen inisiyatifi ele alarak iletişimi başlatacaksın

ve bir şekilde muhabbet edeceksin.

Bunu da yaptım ve gerçekten de

iletişim becerimin gitgide arttığını hissettim.

Üçüncü haftaya geldik. Üçüncü haftada işi zorlaştırdı.

Dedi ki; bir şehrin, bir işlek cadddesine çıkacaksın ve o caddede

karşı tarafa doğru bağıracaksın.

Ne diye bağıracağım dedim.

''Ahmet! Mehmet ! Süleyman! Ayşe!'' Bir isim telaffuz edeceksin

ama orada öyle biri olmayacak.

Dedim ben rezil olurum o zaman.

Dedi ki ''Zaten topluluk karşısında konuşma heyecanı duymanın

en büyük sebebi rezil olma korkun ve bir korkunun üzerine

gitmeden, o korku ile yüzleşmeden

onunla baş etmen çok zor,

adım adım yıkacağız bu korkunu.''dedi

ve caddelere çıktım, bağırmaya başladım.

Ahmetler, Mehmetler, Süleymanlar...

Baktım kimse bakmıyor, daha da coştum.

(Kahkaha)

Sonra dördüncü haftaya geldim.

Dedi ki ''İşte bu alıştırma var ya senin rezil olma korkunu

yerle bir edecek, özgüvenini de tavan yaptıracak alıştırma olacak.''dedi.

Ben de merakla bekliyorum ne olacak diye.

''Şimdi ki çalışmamız eczane çalışması.''dedi.

''Ne yapacağız eczanede? '' dedim

''Eczacıya gideceksin ve şunu soracaksın.

Kandil simiti çıktı mı? ''

(Kahkaha)

Dedim ki ''Ben üniversite öğrecisiyim, beni bilinçli

rezil edeceksin.''

''Evet, bilinçli bir şekilde gideceksin ve rezil olacaksın.'' dedi.

Eczaneyi niye seçiyoruz?

''Onlar hergün hastalarla uğraştığı için.'' dedi.

(Kahkaha)

''Çok bir tepki vermezler. Kasap filan elinde-

bir şey fırlatır mazallah-

Neyse dedim, gideyim yapayım.

Gittim, yaptım ve harbiden acayip bir duygu hissettim. Bilinçli bir şekilde rezil olmuştum

ve rezil olma korkum yerle bir olmuştu.

Benimle birlikte bir sürü kişi kursa katıldı.

Kursa katılanlardan biri daha sonra anılarını anlattı.

Bu işin esprisi, bir dükkâna girip o dükkânda olmayan bir şey istemek.

Bilinçli bir şekilde rezil oluyorsunuz ama adım adım.

Selam, muhabbet, cadde, eczane. İşte en son bu geliyor.

Bizim kursa katılan adamlardan bir tanesi kuyumcuya gitmiş.

Demiş ki ''Burada kıyma var mı? ''

Kuyumcu ''Kardeşim burası kuyumcu. Görmüyor musun?

Burada kıyma ne gezer?'' demiş.

Adam da ''Tamam.'' demiş, dışarıya çıkmış.

Sonrasını kendi şöyle anlattı, dedi ki:

''Hocam, ben kuyumcuya gittim ve burada kıyma var mı diye sordum ya

sonra dışarı çıktığımda şuramda bir şey hissettim,

bir özgüven patlaması yaşadım,

dayanamadım, coştum,

içeri tekrar girdim ve dedim ki

''Burada kıyma olmadığına emin misiniz?''

(Kahkaha)

Dedim ki ''Bunu tavsiye ediyor musunuz insanlara?'' ''İlkini tavsiye ediyorum ama ikinci kez girmemek lazım.'' dedi.

Kovalamış adam.

Şimdi bunları yaptıktan sonra, gerçekten şunu fark ettim: Ikinci dönem bir sunum yaptım, Türkçe dersinde, amfide, 100 almıştım

hocam '' Sen evrim mi geçirdin?'' dedi bana.

''Hocam kursa katıldım.'' dedim.

Sonra hızlı okuma, hitabet, ders çalışıyorum

ama hafızama alamıyorum, dedim ki bunları da yeneceğim.

Hafıza kursu, beyin dili programlaması ile ilgili

kurslara katıldım.

Gördüm ki bizim muhteşem bir beynimiz var

ve bu beyinde iki tane lob var,

biri sağ lob, biri sol lob.

Ama bizim eğitim sistemimiz devamlı solu çalıştırıyor.

Mantık, sayı, yazma, listeleme, detaylarla uğraşıyoruz.

Sağ taraf, hayal gücü, renk, görüntü, duygu, his.

Bunlarla ilgili olan taraf sanki stand-by modunda.

Neticesinde sol taraf sağ tarafa göre daha çok geliştiği için

sol taraf daha fazla gelişiyor

ve aynen şuna benziyor:

Burada bir kuş var, diyelim ki,

salonun başından sonuna kadar uçacak,

ben bu kuşun sağ kanadını kırsam uçabilir mi? Uçamaz.

Aynen böyle, eğitim sisteminde sağ taraf fazla geliştirilmediği için

sanatsal faaliyetler, hayal gücü,

hayal gücünün öğrenme sürecine aktif katılımı, hayal gücünü kullanarak öğrenme nasıl gerçekleşir, bunu bilmediğimiz için

tek kanatlı kuşlar olarak uçmaya çalışıyoruz.

Uçamayan çocuklarımıza da baskı yapıyoruz,

sınavlarda başarısız oldukları için.

Dedim ki bunların hepsini ben uyguladım, faydasını gördüm,

bankacılık hayallerimden vazgeçiyorum.

Bunları insanların öğrenmesi lazım.

Yıllar boyunca öğrenme gerçekleştiriyoruz,

öğrenmeyi öğrenmeden öğrenme gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

Ne yapabilirim dedim. Hacettepe Üniversitesi'nde

önce Kişisel Gelişim Kulübü'nü kurdum. Uzmanları üniversiteye çağırdım.

Bunların anlatılmasını sağladım.

Baktım ki salonlar doluyor, taşıyor -

Kayseri'de ilkokul okumuştum, girişimcilik ruhum kabardı.

Dedim ki ''Şirket kuralım.''

Eğitim Danışmanlık Şirketi kurdum. Üçüncü sınıfta.

Etkinlikler yapmaya, kurslar açmaya başladım.

Ama olay kulüpteki gibi gitmedi.

Kimse kursa gelmedi.

Bedava olduğu için geliyorlarmış.

Sonra, zorlandım. Düştüm. Acı çektim.

O günlerde yanımda destekçi olarak annem babam olmasaydı-

ki çoğu Türk ailesinin yapmadığı bir şeyi yaptılar.

''Oğlum sen devam et bu işe.

Pes etme. Hayallerinden vazgeçme.'' dediler.

Onların desteğiyle devam ettim.

Sonrasında, evlendikten sonra eşimin desteği ile devam ettim.

Hepsine burada, sizlerin huzurunda binlerce kez

teşekkür ediyorum.

(Alkış)

Bir anne babanın evladına yapabileceği en büyük şey

düştüğünde yardımcı olması, bir tekme de onların atmamasıdır.

Ama bizde böyle olmuyor maalesef.

Devam ettim. Dedim ki ''Bunu daha çok yayacağım.

Binlerce öğrenciye konuşacağız. Türkiye turnesine çıkacağız.''

Hayaller kurdum, dedim ki ''Ben Türkiye'nin

seksen bir iline gideceğim.'' Nasıl gideceğim? Para lazım.

Dedim ki sponsor bulacağız.

O dönemde TTNET'e gittim, onun öncesinde birçok kişiye gittim

ama kimse sponsor olmadı.

Bırakmadım, bulacağım bu sponsoru ve gezeceğim, bu üniversite öğrencilerinin ufkunu açacağız, dedim.

Seksen bir illik bir proje yaptım.

Yetmiş yedisine kadar gidebildik.

TTNET ile Geleceğini Netleştir Etkinlikleri kapsamında.

Belki burada da bu etkinliklere katılan öğrenciler vardır. 2010-2011 yıllarında yetmiş yedi farklı ilde,

doksan yedi farklı üniversitede,

yüz kırk etkinlik yaptık,

yetmiş iki bin öğrenci bu eğitimlere katıldı.

Nasıl daha kolay iş bulabilirler, hafızalarını nasıl geliştirebilirler,

iletişimi nasıl daha etkili kurabilirler, bunları anlattık.

Birçok arkadaş bu sayede iş sahibi oldu.

Ufukları açıldı, daha çok okumaya başladılar.

Başkalarına anlattılar.

Dedim ki ''Bu da yetmez.''.

Biz bir saat konuşuyoruz, burada on beş dakika sürem var.

Bunları yapmakta yetmez. Ne yapacağız?

Okul açacağız.

Dedim ki ''Eğitim, eğitim, eğitim.''

En önemli kısım eğitim, buradan çıkmayacağım.

Atatürk de diyor ya,

''Eğitimdir ki bir milleti, hür, şanlı, bağımsız,

yüksek bir topluluk hâline getirir ya da sefalete ve esarete terk ettirir.''

Eğitimden başka bir çıkışı yoktur bu toplumun.

Okullar kurmaya başladım. Şu an iki tane okulum var.

2019'da başta Ankara olmak üzere, on tane daha okul açacağım.

Nitelikli eğitimi Türkiye'nin her tarafına ulaştırmak için çalışıyorum.

İnşallah, bu beş yıl içerisinde de hedefim, hayalim

bir üniversite kurmak.

İş hayatına daha nitelikli insanlar yetiştirmek -

(Alkış)

Çünkü dünya çok değişti.

Bu eğitim sisteminin revize edilmesi lazım.

Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri canhıraş bir şekilde çalışıyorlar.

Hiç kimsenin eğitimi kötüye götürmeye çalıştığını düşünmeyin. Hepsi iyi niyetle çalışıyorlar.

Ama özel sektörün, insanların da inisiyatif alması,

elini taşın altına sokması lazım.

O yüzden çok daha fazla nitelikli eğitim kurumuna ihtiyacımız var. Son olarak şunu söylemek istiyorum,

bu kısacık vakit içerisinde

hayatımı kısaca özetlemeye çalıştım

ve bazen soruyorlar:

''Hocam başarı ile ilgili neyi tavsiye edersiniz? ''

''Hayatınızdaki prensipler nedir?'' diye sorduklarında,

Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı şairimizin

bir sözünü söylüyorum.

Mehmet Akif Ersoy diyor ki:

''Allah'a dayan, sa'ye sarıl,

hikmete ram ol,

varsa çıkar yol budur,

bilmiyorum başka yol.''

(Alkış)

Ben buna -

Başına iki şey daha eklemek istiyorum:

Hayal kurun, harekete geçin,

Allah'a dayanın,

çalışmaya sarılın,

O'nun takdirine rıza gösterin.

Yol varsa budur,

bilmiyorum başka çıkar yol.

Teşekkür ediyorum. Çok sağolun.

(Alkış)


Hayal Kur! Harekete Geç! | Abdulkadir ÖZBEK | TEDxAnkara

Çeviri: Nihal Aksakal Gözden geçirme: Figen Ergürbüz Übersetzung: Nihal Aksakal Rezension: Figen Ergürbüz Translation: Nihal Aksakal Review: Figen Ergürbüz

Benim lisedeyken bir hayalim vardı. كان لدي حلم عندما كنت في الثانوية. I had a dream when I was in high school.

Lisede öğrenciyken hayalim bankacı olmaktı. كان حلمي وأنا طالب بالثانوية أن أصبح موظفًا بنكيًا. Als ich ein Gymnasiast war, war mein Traum, Banker zu werden. When I was a high school student, my dream was to become a banker.

Çünkü benim dedem bankacıydı. لأن جدي كان موظفًا بنكيًا.

Babam bankacı, amcam bankacı, halam bankacı, kuzenim bankacı. أبي موظف بنكي، عمي موظف بنكي، عمتي موظفة بنكية، ابن عمي موظف بنكي. My father is a banker, my uncle is a banker, my aunt is a banker, my cousin is a banker.

Bizde sülale mesleği bankacılık. لدينا مهنة عائلية وهي العمل بالبنوك. Unser Familienberuf ist das Bankwesen. Our family profession is banking.

Ben de dedim ki madem öyle bütün sülale bankacı, ben de bankacı olayım. لذلك قلت ما دامت العائلة كلها هكذا يعملون بالبنوك، فلأكن أنا أيضًا موظفًا بنكيًا. So I said, since I would be a banker for the whole family and I would be a banker.

Hacettepe Üniversitesi İktisat bölümünü yazdım. التحقت بقسم الاقتصاد جامعة حجة تبة. I wrote the Department of Economics at Hacettepe University.

Üniversitede okumaya başladım. وبدأت الدراسة بالجامعة. I started studying at the university.

Birinci sınıfa giderken bir aile dostumuz bana bir tavsiyede bulundu عندما كنت في الصف الأول، قدم لي صديق لعائلتنا نصيحة A friend of our family gave me a piece of advice on my way to first grade.

ve hayatımı değiştiren olaylar öyle başladı. وهكذا بدأت الأحداث التي غيرت حياتي. and the events that changed my life started that way.

Dedi ki; "Albdulkadir sen bankacı olmak istiyorsun ما قاله: "عبد القادر، أنت تريد أن تصبح موظفًا بنكيًا، He said "Albdulkadir you want to be a banker

ama kaliteli bir bankacı olmak istiyorsan لكن إذا كنت تريد أن تصبح موظفًا بنكيًا ذا كفاءة but if you want to be a quality banker

ya da herhangi bir mesleği kaliteli bir şekilde yapmak istiyorsan أو إذا كنت تريد أن تمارس أي مهنةٍ كانت بكفاءة، or if you want to do any profession in a quality way

çok ama çok kitap okumalısın" dedi. فعليك أن تقرأ الكثير والكثير من الكتب". You should read a lot of books.

"Bunun için de sana tavsiyem bir hızlı okuma kursuna katılman." "ومن أجل هذا أيضًا نصيحة مني لك أن تلتحق بدورة للقراءة السريعة." "For this, I recommend you to attend a speed reading course."

Ben de tavsiyesine uydum, anlayarak hızlı okuma kursuna katıldım. وأنا بدوري اتبعت نصيحته، والتحقت بدورة للقراة السريعة بفهم. I followed his advice, I understood and attended a speed reading course.

Yaklaşık iki ayın sonunda okuma hızım üç katına çıktı وبعد شهرين تقريبًا، تضاعفت سرعتي في القراءة ثلاثة أضعاف، After about two months, my reading speed tripled ve bu sayede çok daha hızlı okuduğum için daha fazla kitap okumaya başladım. وبفضل هذا، نتيجةً لقراءتي بسرعة أكبر بكثير، بدأت أقرأ كتبًا أكثر. And thanks to this, I started reading more books because I was reading much faster.

Sonrasında benim çok büyük bir problemim vardı. وبعد هذا كانت لدي مشكلة كبيرة جدًا. Üniversitedeyken, öğrenciyken Türkçe dersi alıyordum. عندما كنت طالبًا بالجامعة، كنت أدرس مادة اللغة التركية. When I was in college, I was taking Turkish lessons as a student.

Türkçe dersinde hocamız bize ödev veriyordu, kitap okutturuyordu, وفي محاضرة اللغة التركية، كان أستاذنا يعطينا الواجب، ويجعلنا نقرأ كتبًا، In the Turkish lesson, our teacher gave us homework, had us read a book,

özetini çıkarttırıyordu ve bunu gelip bizim amfide anlatmamızı istiyordu. ويجعلنا نصنع لها ملخصًا، ويطلب منا إحضاره وشرحه في المدرج. He was making a summary and wanted us to come and explain it in the lecture hall.

İlk dönem bir sunum yapmıştım, inanılmaz derecede heyecanlanmıştım. قدمتُ عرضًا في الفصل الدراسي الأول، وكنت متوترًا بدرجة لا تصدق. I made a presentation in the first semester, I was incredibly excited.

Heyecanım o kadar yüksek seviyedeydi ki كان توتري بالغًا لدرجة أن... My excitement was so high

bir siyasetçinin başından geçenler az daha benim başımdan da geçiyordu. ما يمر بعقل أحد السياسيين يعد أقل مما كان يجول في رأسي. what happened to a politician was almost passing through me.

Siyasetle ilgilenen birisi bir gün milletvekili olmaya karar veriyor, الشخص المهتم بالسياسة، يقرر أن يصبح نائبًا عن الشعب في أحد الأيام، Someone interested in politics decides to become a deputy one day,

aday adaylığı başvurusunda bulunuyor, aday gösteriyorlar يبحث المرشح عن من يدعم ترشيحه، يقدمون المرشح، apply for candidacy, nominate them

ve tabii biliyorsunuz bu süreçte seçim kampanyalarında mitingler gerçekleşiyor وبالطبع كما تعرفون، تٌقام اجتماعات للحملات الخاصة بهذه العملية الانتخابية And of course, you know, in this process, rallies are held in election campaigns.

ve mitingde de binlerce kişi toplanıyor, burada olduğu gibi. ويحتشد في الاجتماع آلاف الأشخاص، كما هو الحال هنا. and thousands of people gather at the rally, just like here.

Burada kişinin ilk konuşması olacağı için o kadar çok heyecanlanıyor ki هنا شخص بسبب أول حديث له، يتوتر كثيرًا بالقدر الذي... He is so excited that this will be the first speech of the person here.

elleri ayakları titriyor, yüzü kızarıyor, kalbi çarpıyor. ترتعش له يداه وقدماه، ويحمر وجهه، ويخفق قلبه. His hands and feet are trembling, his face is blushing, his heart is pounding.

En son ismini anons ettiklerinde kürsünün başına geldiğinde وفي النهاية عندما يُنادى اسمه، ويعتلي المنصة When he came to his podium when they announced his name last heyecandan öldü ölecek, o seviyede geliyor kürsünün başına يكون كالذي مات من التوتر، يصل إلى هذه الدرجة ويعتلي المنصة، died of excitement will die, he comes to the chair at that level

ve diyor ki; ويقول: and says;

''Sevgiili hemşehrilerim. "أعزائي المواطنين، “My dear fellow countrymen.

Buraya gelmeden önce anlatacaklarımı bir Allah biliyordu, قبل أن آتي إلى هنا، ما كنت سأقوله كان الله وحده يعلمه، God knew what I was going to tell before coming here,

bir de ben biliyordum. وكنت أنا أيضًا فقط أعلمه. I also knew.

Şu an sadece Allah biliyor.'' diyor. أما الآن، فلا يعلمه إلا الله." Right now only God knows. ''

(Kahkaha) (ضحك)

Heyecandan her şeyi unutuyor. ينسى كل شيء من التوتر. He forgets everything out of excitement.

Ben de onun gibi heyecandan her şeyi unutacak seviyede heyecanlanıyorum. وأنا أيضًا، أشعر مثله بالتوتر بالدرجة التي يُنسى فيه كل شيء من التوتر. Like him, I am excited to forget everything.

Allahım dedim, ben bunu çözemezsem iş hayatında başarılı olamayacağım, قلت يا الله، إن لم أحل هذا، فلن أكون ناجحًا في حياة العمل، I said goodness, if I cannot solve this, I will not be successful in business life,

bunun muhakkak ama muhakkak bir çözümü olmalı. لكن لابد من إيجاد حل لهذا، بكل تأكيد. this must be a solution, but surely.

Topluluk karşısında konuşmanın bir eğitimi olmalı dedim قلت لابد من دورة لتعلم التحدث أمام الجمهور، I said speaking in front of the public must have education

ve araştırdım وبحثت، and I searched

ve buldum. ووجدت واحدة. and I found it.

Bir eğitime katıldım التحقت بدورة تدريبية، I attended a training

ve o eğitim benim hayatımı değiştiren, belki de en faydalı eğitim olmuştu. وغيرت هذه الدورة حياتي، وربما أصبحت هي الدورة الأكثر فائدة. and that education had been, perhaps the most beneficial, education that changed my life.

Hocam, o dönemde bana نصحني أستاذي في ذلك الوقت Teacher, at that time

topluluk karşısında konuşma heyecanımı kontrol altına alabilmek için من أجل التمكن من السيطرة على توتري عند التحدث أمام الجمهور To control my excitement in public speaking

dört tane alıştırma tavsiye etti. بأربع تمارين. He recommended four exercises.

Dört tane alıştırma o kadar etkili oldu ki أربع تمارين كانت فعالة لدرجة... Four exercises were so effective

şu anda sizin karşınıza gelip de binlerce kişi karşısında konuşabiliyorsam أنني إذا كنت الآن أقف أمامكم وأستطيع أن أتحدث أمام الآلاف، If I can come across you and speak in front of thousands of people right now

belki de o alıştırmaları denilen şekilde yapmama borçluyum. فربما أنا أدين بالفضل لهذه التمارين في قيامي بهذا بالشكل. maybe I owe it to doing those exercises in the so-called way.

Şimdi, sizlerle bu dört tane alıştırmayı paylaşacağım. الآن، سأشارك معكم هذه التمارين الأربعة. Now I'm going to share these four exercises with you.

Bu topluluk karşısında konuşma heyecanı olan إذا كان هناك من يقول: هذا التوتر الناتج With the excitement of speaking in front of this crowd yani hocam, ben de şu sahneye çıktığımda عن التحدث أمام الجمهور، يعني يا أستاذي، عند خروجي على ذلك المسرح So my teacher, when I go on that stage too

böyle kalabalık bir grup karşısında ومواجهتي لحشد كهذا، In the face of such a crowded group

konuşma yapacak olsam çok heyecanlanırım diyen varsa إذا كنت سألقي حديثًا، فإنني أتوتر كثيرًا، If anyone says that I would be very excited if I were to give a speech

eminim ki bu alıştırmaları yaptıktan sonra فأنا متأكد من أنه بعد عمل هذه التمارين I'm sure after doing these exercises

heyecanını çok daha rahat bir şekilde kontrol altına alacak. سيتمكن من السيطرة على توتره بشكل مريح أكثر. will control his excitement much more comfortably.

Şimdi paylaşacağım bu dört tane alıştırmayı سأشارككم الآن هذه التمارين الأربعة These four exercises I'm going to share now

her kim ki iyi bir şekilde dinler, أيًا من سيستمع، ويفهم، whoever listens well,

anlar, uygular ve gider yedi kişiye anlatırsa büyük sevaptır ويطبق جيدًا، ويذهب ويخبر سبعة أشخاص، يكُن له ثواب كبير It is a great reward if he understands, applies and goes and explains to seven

bu aynı zamanda - وفي نفس الوقت this is also -

(Kahkaha) (ضحك) (Laugh)

Çünkü gerçekten yapılan dünyadaki araştırmalarda - لأنه في الحقيقة كل الأبحاث التي أُجريت في العالم- Because in really research around the world - ben çok araştırma yaptım bununla alakalı - أنا قمت بالكثير من البحث فيما يتعلق بذلك- I've done a lot of research on this -

korkuları sıralamışlar, birinci sırada ذكرت قائمة من المخاوف، يحتل صدارتها they ranked the fears in the first place

topluluk karşısında konuşma heyecanı geliyor. توتر التحدث أمام الحشود. the excitement of speaking in front of the crowd.

İkinci sırada yaşamın sonlanması geliyor. وتأتي في المرتبة الثانية مفارقة الحياة. Second is the end of life.

Yani çoğu kişi diyor ki böyle konuşacağıma يعني معظم الناس يقولون لو أمُت يكُن أفضل So most people say I will talk like this

insanlar karşısında ölsem daha iyi. من أن أتحدث بهذا الشكل أمام الناس. I better die in front of people.

(Kahkaha) (ضحك) (Laugh)

Şimdi ilk alıştırma şuydu: الآن، أول تمرين كان هكذا: Now the first exercise was:

Bana dedi ki, ''Buradan çıkar çıkmaz قال لي، "بمجرد الخروج من هنا، She said to me, "As soon as I get out of here

her gün, hiç ama hiç tanımadığın on kişiye selam vereceksin.'' كل يوم، ستلقي السلام على عشرة أشخاص لا تعرفهم إطلاقًا." Every day you will greet ten people you have never met. ''

Nasıl yani? Bir dükkâna girdin, dükkânın sahibini tanımıyorum, كيف ذلك؟ تدخل إلى أحد الدكاكين، لا أعرف صاحب الدكان، How so? You walked into a shop, I don't know the owner of the shop,

selam vereceğim. Olur mu? ''Hayır olmaz.'' ألقي السلام. أيمكن هذا؟ "لا، لا يمكن." I will say hi Is it OK? ''No no.''

Yolda yürürken, karşından insanlar geliyor, onlardan birini وقال: أثناء سيرك بالطريق، يمر أمامك أشخاص، ستصوب As we walk the road, people come across, one of them

gözüne kestireceksin, نظرك نحو أحدهم، you will catch your eye

karşıdakine bakacaksın, güler yüzünle وستنظر إلى أمامك، بوجهٍ بشوش You will look at the other person, with your smiling face

''Merhaba, iyi günler. Selamın aleyküm.'' selamlarından "مرحبًا، يوم سعيد. السلام عليكم." ''Hello good day. Greetings. '' Greetings

birini yapıştırıp geçeceksin dedi. ستلقي إحدى هذه التحيات وتعبر. He said "you will pass one of them."

Ben tabii bunu yapacağım ama وأنا طبعًا سأقوم بذلك، لكن ينتابني Of course I will do this but

çok merak ediyorum ne olacak, nasıl bir tepki verecekler. الفضول حول ما سيحدث، كيف ستكون ردة فعلهم. I am very curious what will happen, how they will react.

Çekinerek de olsa yapmaya başladım رغم ترددي بدأت الأمر، I started to do it, albeit hesitantly

ve inanılmaz derecede hoşuma gitti. وأعجبني لدرجة لا تصدق. and I liked it incredibly.

İnsanlara selam verdim, birçoğu selamımı aldılar, ألقيت التحية على الناس، والكثير منهم ردوا عليَّ السلام، I greeted people, many received my greetings, bir kısmı selam almadan geçerken baktılar, ونظر إليَّ بعضهم دون رد السلام أثناء مروروهم As some of them passed without greeting they looked,

kimdi bu diye, نظرة تساؤل: من هذا الرجل، who was this?

bir kısmı göz göze gelince korkup kafayı öne eğdi. وبعضهم خافوا عندما تلاقت أعيننا وأحنوا رؤوسهم إلى الأمام. some of them were afraid when their eyes met, and they bowed their head.

Ama ben hiç bırakmadım. Her gün o alıştırmayı yaptım. لكنني لم أترك هذا التمرين مطلقًا، وواظبت عليه كل يوم. But I never quit. I did that exercise every day.

İkinci haftaya geldiğimizde şunu tavsiye etti: وعندما جئنا للأسبوع الثاني، نصحني بالتالي: By the second week, he recommended:

Hergün iki yada üç kişiyle ستتحدث إلى شخصين أو ثلاثة With two or three people a day

iki-üç dakika konuşma yapacaksın. كل يوم، لمدة دقيقتين أو ثلاثة. You will speak for two or three minutes.

Ama konuşmayı sen başlatacaksın. إلا أنك أنت من سيبادر بالحديث. But you will start the conversation.

Durakta duran insanların yanına gideceksin, ستذهب إلى جانب الواقفين بمحطة الحافلات، You will go to the people standing at the station,

kantinde sıra bekleyenlerin yanına gideceksin ستذهب إلى جانب من ينتظرون دورهم في الكانتين، You will go to those who wait in line in the canteen

ya da herhangi bir yerde bir insanın oturduğunu gördün, أو إلى أي مكان ترى فيه شخصًا جالسًا، Or anywhere you saw a person sitting,

sen inisiyatifi ele alarak iletişimi başlatacaksın ستمسك أنت بزمام المبادرة وتبدأ الحوار،

ve bir şekilde muhabbet edeceksin. وبطريقة ما ستدردش معه. and somehow you will have a chat.

Bunu da yaptım ve gerçekten de قمت بهذا أيضًا، وفي الحقيقة I did that too and indeed

iletişim becerimin gitgide arttığını hissettim. شعرت بتحسن مهاراتي في التواصل تدريجيًا.

Üçüncü haftaya geldik. Üçüncü haftada işi zorlaştırdı. جئنا للأسبوع الثالث. زادت الصعوبة في الأسبوع الثالث.

Dedi ki; bir şehrin, bir işlek cadddesine çıkacaksın ve o caddede قال لي: ستخرج إلى طريق عام مزدحم بالمدينة، وعلى هذا الطريق

karşı tarafa doğru bağıracaksın. ستصيح باتجاه الطرف المقابل.

Ne diye bağıracağım dedim. قلت بم سأصيح؟

''Ahmet! Mehmet ! Süleyman! Ayşe!'' Bir isim telaffuz edeceksin "أحمد! محمد! سليمان! عائشة!" ستتلفظ باسم ما ''Ahmet! Mehmet ! Solomon! Ayşe! '' You will pronounce a name

ama orada öyle biri olmayacak. لكن لن يكون هناك شخص بهذا الاسم. but there will not be such a person there.

Dedim ben rezil olurum o zaman. قلت سأُحرَج إذن. I said I would be disgraced then.

Dedi ki ''Zaten topluluk karşısında konuşma heyecanı duymanın قال لي: أصلًا الشعور بالتوتر عند التحدث أمام الجمهور He said, `` Already the excitement of speaking in front of the public

en büyük sebebi rezil olma korkun ve bir korkunun üzerine سببه الأكبر هو الخوف من الإحراج، ودون التغلب على الخوف، The biggest reason is to be disgrace over your fear

gitmeden, o korku ile yüzleşmeden ودون مواجهة هذا الخوف، Without going, without facing that fear

onunla baş etmen çok zor, سيكون تعاملك معه صعبًا جدًا، it is very difficult for you to deal with it,

adım adım yıkacağız bu korkunu.''dedi وأردف: خطوةً بخطوة سنهزم هذا الخوف. We will destroy this fear step by step. ''

ve caddelere çıktım, bağırmaya başladım. خرجت إلى الطرق العامة، وبدأت أصيح، and I went out into the streets and started shouting.

Ahmetler, Mehmetler, Süleymanlar... بأسماء أحمد، محمد، سليمان-- Ahmetler, Mehmets, Süleymanlar ...

Baktım kimse bakmıyor, daha da coştum. ونظرتُ، ووجدت أن لا أحد ينظر، فشعرت ببهجة أكبر. I looked, nobody is looking, I was even more enthusiastic

(Kahkaha) (ضحك)

Sonra dördüncü haftaya geldim. ثم وصلت إلى الأسبوع الرابع.

Dedi ki ''İşte bu alıştırma var ya senin rezil olma korkunu قال لي: "هذا هو التمرين الذي سيقضي على خوفك من الإحراج، He said, `` Here's this exercise, your fear of being a mess

yerle bir edecek, özgüvenini de tavan yaptıracak alıştırma olacak.''dedi. وسيكون التمرين الذي يجعل ثقتك في نفسك في أوجها." It will be an exercise that will destroy his self-confidence and bring his self-confidence to the ceiling. ''

Ben de merakla bekliyorum ne olacak diye. وأنا كنت أنتظر بفضول ما سيكون. I am looking forward to what will happen.

''Şimdi ki çalışmamız eczane çalışması.''dedi. قال: "الآن عملنا في الصيدلية." "Now our work is a pharmacy study."

''Ne yapacağız eczanede? '' dedim قلت "ماذا سنفعل في الصيدلية؟" '' What are we going to do in the pharmacy? '' I said

''Eczacıya gideceksin ve şunu soracaksın. قال: "ستذهب إلى الصيدلية، وستسأل هذا السؤال.

Kandil simiti çıktı mı? '' هل وصل كعك الموسم؟" Did you find the oil bag ''

(Kahkaha) (ضحك)

Dedim ki ''Ben üniversite öğrecisiyim, beni bilinçli قلت: "أنا طالب جامعي، ستجعلني I said, `` I am a university student, conscious of me

rezil edeceksin.'' أُحرج نفسي عمدًا." you will disgrace. ''

''Evet, bilinçli bir şekilde gideceksin ve rezil olacaksın.'' dedi. قال: "نعم، ستذهب وتُحرَج عن عمد." He said, "Yes, you will go consciously and you will be disgraced."

Eczaneyi niye seçiyoruz? لماذا اخترنا الصيدلية؟ Why do we choose the pharmacy?

''Onlar hergün hastalarla uğraştığı için.'' dedi. قال: "لأنهم يتعاملون مع المرضى (المختلين) كل يوم." “Because they deal with patients every day,” he said.

(Kahkaha) (ضحك)

''Çok bir tepki vermezler. Kasap filan elinde- "لا يعطون ردة فعل قوية. الجزار أو ما شابه، يقذف “They don't react much. Butcher or something -

bir şey fırlatır mazallah- ما بيده لا قدر الله." Throws something, mazallah-

Neyse dedim, gideyim yapayım. قلت على أيٍّ، لأذهب وأفعل ذلك. I said anyway, let me go.

Gittim, yaptım ve harbiden acayip bir duygu hissettim. ذهبت وقمت بالأمر، وأصدقكم القول شعرت بشيء غريب. I went and did it, and I really felt a weird feeling. Bilinçli bir şekilde rezil olmuştum أحرجت نفسي عن عمد، I was consciously disgraced

ve rezil olma korkum yerle bir olmuştu. وتبدد خوفي من الإحراج تمامًا. and my fear of being disgraced was shattered.

Benimle birlikte bir sürü kişi kursa katıldı. حضر هذه الدورة معي الكثير من الأشخاص. A lot of people attended the course with me.

Kursa katılanlardan biri daha sonra anılarını anlattı. أحد الذين حضروا الدورة أخبرنا فيما بعد بذكرياته. One of those who attended the course later told about his memories.

Bu işin esprisi, bir dükkâna girip o dükkânda olmayan bir şey istemek. جوهر هذا الأمر هو الدخول إلى أحد المحال وطلب شيء غير موجود بهذا المحل. The joke is going into a shop and asking for something that isn't in that shop.

Bilinçli bir şekilde rezil oluyorsunuz ama adım adım. أن تُحرجوا بهذا الشكل عمدًا، لكن خطوةً بخطوة. You are deliberately humiliated, but step by step.

Selam, muhabbet, cadde, eczane. İşte en son bu geliyor. إلقاء السلام، تبادل الحديث، الطريق، الصيدلية. يأتي هذا في النهاية. Hi, chat, street, pharmacy. This is the last to come.

Bizim kursa katılan adamlardan bir tanesi kuyumcuya gitmiş. أحد الذين حضروا الدورة ذهب إلى الصائغ. One of the men who attended our course went to the jeweler.

Demiş ki ''Burada kıyma var mı? '' وعندما ذهب إلى الصائغ قال: "هل يوجد لحم مفروم؟" He said, "Is there any ground beef here? ''

Kuyumcu ''Kardeşim burası kuyumcu. Görmüyor musun? قال الصائغ "هنا محل مجوهرات يا أخي. ألا ترى؟ Jeweler '' My brother, this is a jeweler. Can not you see?

Burada kıyma ne gezer?'' demiş. ماذا يفعل اللحم المفروم هنا؟" What does the ground beef do here? ''

Adam da ''Tamam.'' demiş, dışarıya çıkmış. قال الرجل "حسنًا." وخرج. The man said, "Okay," and went outside.

Sonrasını kendi şöyle anlattı, dedi ki: وروى بنفسه ما حدث بعد ذلك هكذا، قال: He explained the rest as follows, he said:

''Hocam, ben kuyumcuya gittim ve burada kıyma var mı diye sordum ya "أستاذي، لقد ذهبت إلى الصائغ وسألت إذا كان هناك لحمٌ مفروم `` Sir, I went to the jeweler and asked if there is minced meat here.

sonra dışarı çıktığımda şuramda bir şey hissettim, بعد ذلك عند خروجي شعرت بشيء هنا، Then when I got out I felt something here,

bir özgüven patlaması yaşadım, أحسست ببركان من الثقة بالنفس، I had an explosion of self-esteem,

dayanamadım, coştum, لم أتمالك نفسي، وتحمست، I could not stand it, I ran

içeri tekrar girdim ve dedim ki دخلت إلى المحل مرة أخرى، وقلت: I went in again and said

''Burada kıyma olmadığına emin misiniz?'' "هل أنت متأكد أنه لا يوجد لحم مفروم هنا؟" "Are you sure there is no ground beef here?"

(Kahkaha) (ضحك) (Laugh)

Dedim ki ''Bunu tavsiye ediyor musunuz insanlara?'' قلت: "هل تنصح الناس بهذا؟" I said, "Do you recommend this to people?" ''İlkini tavsiye ediyorum ama ikinci kez girmemek lazım.'' dedi. قال: "أنصح الناس بالمرة الأولى لكن عليهم ألا يدخلوا الثانية." He said, "I recommend the first one, but you shouldn't enter it a second time."

Kovalamış adam. لقد طارده الرجل. The man who chased it away.

Şimdi bunları yaptıktan sonra, gerçekten şunu fark ettim: الآن بعد فعل هذه الأشياء، في الحقيقة أدركت الآتي: Now after doing these things, I really realized that: Ikinci dönem bir sunum yaptım, Türkçe dersinde, amfide, 100 almıştım قدمت عرضًا في الفصل الدراسي الثاني، بمحاضرة اللغة التركية، في المدرج، وحصلت I made a presentation in the second semester, in the Turkish lesson, in the lecture hall, I got 100.

hocam '' Sen evrim mi geçirdin?'' dedi bana. على 100، وقال لي أستاذي: "هل طورت مهاراتك؟" My teacher said, "Have you evolved?"

''Hocam kursa katıldım.'' dedim. قلت "لقد التحقت بدورة، يا أستاذي." I said, "My teacher, I attended the course."

Sonra hızlı okuma, hitabet, ders çalışıyorum بعدها كنت أدرس القراءة السريعة، وفن الخطابة، Then speed reading, oratory, studying

ama hafızama alamıyorum, dedim ki bunları da yeneceğim. لكنني لم أتمكن من الحفظ، فقلت لأتغلب على هذا أيضًا. but I can't get it in my memory, I said I'll beat those too.

Hafıza kursu, beyin dili programlaması ile ilgili التحقت بدورة الذاكرة، ودورات عن برمجة Memory course on brain language programming

kurslara katıldım. لغة الدماغ.

Gördüm ki bizim muhteşem bir beynimiz var ووجدت أن لدينا دماغًا رائعًا

ve bu beyinde iki tane lob var, وبهذا الدماغ يوجد فصان، and this brain has two lobes,

biri sağ lob, biri sol lob. أحدهما الفص الأيمن، والآخر الفص الأيسر. one is right lobe, one is left lobe.

Ama bizim eğitim sistemimiz devamlı solu çalıştırıyor. إلا أن نظامنا التعليمي يشغل الفص الأيسر دائمًا.

Mantık, sayı, yazma, listeleme, detaylarla uğraşıyoruz. نتعامل مع المنطق والأعداد والكتابة والقوائم والتفاصيل.

Sağ taraf, hayal gücü, renk, görüntü, duygu, his. الجانب الأيمن، قوة الخيال، الألوان، المناظر، الأحاسيس، المشاعر. Right side, imagination, color, image, emotion, feeling.

Bunlarla ilgili olan taraf sanki stand-by modunda. الجانب الذي يخص هذه الأشياء كأنه في وضع الانتظار.

Neticesinde sol taraf sağ tarafa göre daha çok geliştiği için ونتيجة ذلك نظرًا لتطور الجانب الأيسر مقارنةً بالجانب الأيمن...

sol taraf daha fazla gelişiyor يتطور الجانب الأيسر أكثر بكثير، لأنه يُشغَّل أكثر

ve aynen şuna benziyor: ويشبه هذا بالضبط:

Burada bir kuş var, diyelim ki, فلنقل أن هنا يوجد طائر

salonun başından sonuna kadar uçacak, سيطير من أول القاعة إلى آخرها،

ben bu kuşun sağ kanadını kırsam uçabilir mi? Uçamaz. إذا كسرت جناحه الأيمن، هل سيستطيع الطيران؟ لن يستطيع.

Aynen böyle, eğitim sisteminde sağ taraf fazla geliştirilmediği için هكذا بالضبط، لأن الفص الأيمن لا يطور أكثر في نظامنا التعليمي

sanatsal faaliyetler, hayal gücü, الفعاليات الفنية، قوة الخيال

hayal gücünün öğrenme sürecine aktif katılımı, المشاركة الفعالة في تعلم قوة الخيال hayal gücünü kullanarak öğrenme nasıl gerçekleşir, bunu bilmediğimiz için كيف يصبح تعلم استعمال قوة الخيال حقيقة، لأننا لا نعلم هذا

tek kanatlı kuşlar olarak uçmaya çalışıyoruz. نحاول أن نحلق مثل الطائر ذي الجناح الواحد. we try to fly as birds with one wing.

Uçamayan çocuklarımıza da baskı yapıyoruz, نضغط على أطفالنا الذين لا يستطيعون التحليق،

sınavlarda başarısız oldukları için. لأنهم لا ينجحون في الامتحانات.

Dedim ki bunların hepsini ben uyguladım, faydasını gördüm, قلت أني قد جربت كل هذه الأشياء، ورأيت فائدتها،

bankacılık hayallerimden vazgeçiyorum. قلت سأتخلى عن أحلام الوظيفة البنكية.

Bunları insanların öğrenmesi lazım. ينبغي على الناس تعلم هذه الأشياء.

Yıllar boyunca öğrenme gerçekleştiriyoruz, على مدار سنوات ونحن نجعل التعلم ماديًا،

öğrenmeyi öğrenmeden öğrenme gerçekleştirmeye çalışıyoruz. نحاول أن نجعل التعلم ماديًا دون أن نعرف ما هو التعلم.

Ne yapabilirim dedim. Hacettepe Üniversitesi'nde قلت ماذا بإمكاني أن أفعل. أنشأت في بادئ الأمر بجامعة حجة تبة

önce Kişisel Gelişim Kulübü'nü kurdum. نادي التنمية الذاتية. Uzmanları üniversiteye çağırdım. ودعوت المختصين إلى الجامعة.

Bunların anlatılmasını sağladım. حرصت على أن يوصلوا ما لديهم من معرفة.

Baktım ki salonlar doluyor, taşıyor - ونظرت فإذا القاعات تمتلئ وتفيض...

Kayseri'de ilkokul okumuştum, girişimcilik ruhum kabardı. كنت قد درست الابتدائية في قيصرية، تملكتني روح ريادة الأعمال.

Dedim ki ''Şirket kuralım.'' قلت "فلننشئ شركة."

Eğitim Danışmanlık Şirketi kurdum. Üçüncü sınıfta. أنشأت شركة الاستشارات التعليمية. في عامي الجامعي الثالث.

Etkinlikler yapmaya, kurslar açmaya başladım. وبدأت في عمل دورات من أجل خلق أنشطة.

Ama olay kulüpteki gibi gitmedi. لكن الأمر لم يتم كما حدث في النادي.

Kimse kursa gelmedi. لم يأتِ أحد للدورة. Nobody came to the course.

Bedava olduğu için geliyorlarmış. كانوا يأتون سابقًا لأنها كانت مجانية. They're coming because it's free.

Sonra, zorlandım. Düştüm. Acı çektim. بعدها استصعبت الأمر، وانهرت، وتألمت.

O günlerde yanımda destekçi olarak annem babam olmasaydı- ولو لم يكن بجانبي أمي وأبي لدعمي في تلك الأيام...

ki çoğu Türk ailesinin yapmadığı bir şeyi yaptılar. فقد فعلا ما لا تفعله الكثير من العائلات التركية. which most Turkish families did not do.

''Oğlum sen devam et bu işe. قالا: "استمر يا بني في هذا العمل. '' Son, go ahead with this job.

Pes etme. Hayallerinden vazgeçme.'' dediler. لا تستسلم. لا تتخلَّ عن أحلامك."

Onların desteğiyle devam ettim. وبدعمهما استمررت.

Sonrasında, evlendikten sonra eşimin desteği ile devam ettim. بعد ذلك، بعد أن تزوجت، استمررت بدعم زوجتي.

Hepsine burada, sizlerin huzurunda binlerce kez كلهم هنا، وأشكرهم ألف مرة

teşekkür ediyorum. في حضوركم.

(Alkış) (تصفيق)

Bir anne babanın evladına yapabileceği en büyük şey أكبر ما يمكن أن يقدمه الأم والأب لابنهما

düştüğünde yardımcı olması, bir tekme de onların atmamasıdır. عند وقوعه يجب أن يكونوا عونًا له، وأن يعطوه دفعةً للأمام.

Ama bizde böyle olmuyor maalesef. لكن ليس هذا ما يحدث عندنا للأسف.

Devam ettim. Dedim ki ''Bunu daha çok yayacağım. أكملت طريقي، قائلًا: "سأخطو المزيد بعد في هذا الطريق.

Binlerce öğrenciye konuşacağız. Türkiye turnesine çıkacağız.'' سنتحدث مع الآلاف من الطلاب. سنخرج في جولة عبر تركيا."

Hayaller kurdum, dedim ki ''Ben Türkiye'nin رسمت أحلامًا وقلت: "سأذهب إلى 81 محافظة بتركيا."

seksen bir iline gideceğim.'' Nasıl gideceğim? Para lazım. كيف سأذهب؟ يلزمني المال.

Dedim ki sponsor bulacağız. قلت سنجد راعيًا.

O dönemde TTNET'e gittim, onun öncesinde birçok kişiye gittim ذهبت في ذلك الوقت إلى شركة تي تي نت، وكنت قد ذهبت قبلها إلى الكثيرين

ama kimse sponsor olmadı. لكنهم لم يقبلوا الرعاية.

Bırakmadım, bulacağım bu sponsoru ve gezeceğim, لم أستسلم، وقلت سأجد هذا الراعي وسأتجول، bu üniversite öğrencilerinin ufkunu açacağız, dedim. وسنوسع آفاق هؤلاء الطلبة الجامعيين.

Seksen bir illik bir proje yaptım. عملت مشروعًا لـ81 محافظة.

Yetmiş yedisine kadar gidebildik. ووصلنا إلى 77 منها.

TTNET ile Geleceğini Netleştir Etkinlikleri kapsamında. في إطار فعاليات "حدد مستقبلك مع تي تي نت".

Belki burada da bu etkinliklere katılan öğrenciler vardır. لعل هناك طلاب بين حاضري هذه الفعاليات. 2010-2011 yıllarında yetmiş yedi farklı ilde, أقمنا في عامي 2010-2011 في 77 محافظة مختلفة،

doksan yedi farklı üniversitede, في 97 جامعة مختلفة،

yüz kırk etkinlik yaptık, أقمنا 140 فعالية،

yetmiş iki bin öğrenci bu eğitimlere katıldı. شارك في هذه التدريبات 72 ألف طالب.

Nasıl daha kolay iş bulabilirler, hafızalarını nasıl geliştirebilirler, لقد شرحنا لهم كيف يمكنهم إيجاد العمل بطرق أسهل، كيف يمكنهم تطوير ذاكرتهم،

iletişimi nasıl daha etkili kurabilirler, bunları anlattık. كيف يمكنهم إنشاء تواصل أكثر فعالية.

Birçok arkadaş bu sayede iş sahibi oldu. وبفضل هذا أصبح العديد من الأصدقاء أصحاب أعمال.

Ufukları açıldı, daha çok okumaya başladılar. اتسعت آفاقهم، وبدؤوا يقرؤون أكثر بكثير.

Başkalarına anlattılar. وأخبروا غيرهم.

Dedim ki ''Bu da yetmez.''. فقلت: "هذا أيضًا لا يكفي."

Biz bir saat konuşuyoruz, burada on beş dakika sürem var. إننا نتحدث لساعة، وقتي المتاح هنا هو خمسة عشر دقيقة.

Bunları yapmakta yetmez. Ne yapacağız? لكن كل هذا لا يكفي. ماذا سنفعل؟

Okul açacağız. سنفتح مدرسة.

Dedim ki ''Eğitim, eğitim, eğitim.'' قلتُ "التعليم، التعليم، التعليم."

En önemli kısım eğitim, buradan çıkmayacağım. أهم جزء هو التعليم، ولن أخرج من هناك.

Atatürk de diyor ya, يقول أتاتورك:

''Eğitimdir ki bir milleti, hür, şanlı, bağımsız, "التعليم من شأنه جعل الشعوب مجتمعات حرة، رفيعة الشأن،

yüksek bir topluluk hâline getirir ya da sefalete ve esarete terk ettirir.'' مستقلة، سائدة، أو يخلّفها في البؤس والأسر."

Eğitimden başka bir çıkışı yoktur bu toplumun. هذا المجتمع ليس له مخرج سوى التعليم.

Okullar kurmaya başladım. Şu an iki tane okulum var. بدأت بإنشاء المدارس. لديّ مدرستان الآن.

2019'da başta Ankara olmak üzere, on tane daha okul açacağım. في 2019، على وشك أن نبدأ بأنقرة، سأفتح عشر مدارس أخرى.

Nitelikli eğitimi Türkiye'nin her tarafına ulaştırmak için çalışıyorum. إنني أعمل على توصيل التعليم الكفء إلى جميع أنحاء تركيا.

İnşallah, bu beş yıl içerisinde de hedefim, hayalim إن شاء الله، هدفي وحلمي خلال خمس سنوات

bir üniversite kurmak. أن أنشئ جامعةً.

İş hayatına daha nitelikli insanlar yetiştirmek - تأهيل أفراد أكثر كفاءة لدنيا العمل...

(Alkış) (تصفيق)

Çünkü dünya çok değişti. لأن العالم تغيّر كثيرًا.

Bu eğitim sisteminin revize edilmesi lazım. لابد من مراجعة نظام التعليم هذا.

Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri canhıraş bir şekilde çalışıyorlar. يعمل مسؤولو وزارة التعليم الوطني بلا هوادة.

Hiç kimsenin eğitimi kötüye götürmeye çalıştığını düşünmeyin. لا تظنوا أن هناك من يعمل على تدهور التعليم. Hepsi iyi niyetle çalışıyorlar. جميعهم يعملون بنية حسنة.

Ama özel sektörün, insanların da inisiyatif alması, لكن ينبغي على القطاع الخاص والأفراد أيضًا

elini taşın altına sokması lazım. أخذ زمام المبادرة، وتحمل المسؤولية.

O yüzden çok daha fazla nitelikli eğitim kurumuna ihtiyacımız var. لذلك لا نزال بحاجة إلى إقامة المزيد من نظم التعليم الكفء. Son olarak şunu söylemek istiyorum, أرغب في قول شيء أخير:

bu kısacık vakit içerisinde في هذا الوقت القصير

hayatımı kısaca özetlemeye çalıştım حاولت تلخيص حياتي باختصار

ve bazen soruyorlar: وأحيانًا يسألونني:

''Hocam başarı ile ilgili neyi tavsiye edersiniz? '' "بماذا تنصح يا أستاذي فيما يتعلق بالنجاح؟"

''Hayatınızdaki prensipler nedir?'' diye sorduklarında, وعندما يسألونني: "ما هي مبادئك في الحياة؟"،

Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı şairimizin أذكر قولًا لمحمد عاكف أرصوي

bir sözünü söylüyorum. شاعر نشيدنا الوطني.

Mehmet Akif Ersoy diyor ki: يقول محمد عاكف أرصوي:

''Allah'a dayan, sa'ye sarıl, "توكل على الله، والسعيَ فالزم،

hikmete ram ol, ولحكمته سلِّم،

varsa çıkar yol budur, إن كان ثمَّةُ مَخرجٍ فذا،

bilmiyorum başka yol.'' لا أعلم غيرَه نجاة."

(Alkış) (تصفيق)

Ben buna - أود أن...

Başına iki şey daha eklemek istiyorum: أضيف أمرًا آخر إلى هذا:

Hayal kurun, harekete geçin, احلموا، خذوا خطوات،

Allah'a dayanın, توكلوا على الله،

çalışmaya sarılın, الزموا العمل،

O'nun takdirine rıza gösterin. أظهروا الرضا بتقديره.

Yol varsa budur, إن كان ثمةُ طريقٍ،

bilmiyorum başka çıkar yol. فلا أعلم طريقًا للنجاة غيره.

Teşekkür ediyorum. Çok sağolun. أشكركم، شكرًا جزيلًا.

(Alkış) (تصفيق)