×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.


image

TEDx Turkey, Gelecekten Hikayeler | Ezel Akay | TEDxIstanbul

Gelecekten Hikayeler | Ezel Akay | TEDxIstanbul

Çeviri: Cansu BAYRAM Gözden geçirme: Sancak Gülgen

Rahmetlinin bir sözü üzerine

bir genel çerçevesi olacakmış

noktaları birleştirmek.

O konuşmasını da izlemiştim. Dehşete kapıldım.

Yani, ben nefret ederim geçmişimden.

Geçmişimdeki bütün noktalar,

keşke olmasaydı dediğim şeyler.

Ama daha önemlisi

ben bir hikaye anlatıcısıyım.

Benim için Steve Jobs'ın noktalar dediği

kesin, yerinde duran, analiz edilebilir

--kendi şahsi tarihi içinde olduğu için --

şeyler, bizim için

biz hikaye anlatıcıları için

kuantum parçacıkları gibi.

Bilir misiniz kuantum teorisini?

Kuantum parçacıkları ile uğraşanlar bilirler.

Kuantum parçacığının yerini tespit etmek

mümkün değildir.

Olasılıkları tespit etmek mümkündür.

Biz hikaye anlatıcıları

ben mecburen bunu çizdirdim.

Bizim noktalar, sürekli olarak

gelecekle ilgili.

Hikaye anlatıcıları gelecekten geliyorlar.

Ben de gelecekten geldim buraya.

Şöyle; gideceğim oraya

onların kırmızı bir yazısı vardır

onun önüne çıkacağım,

hikaye anlatılıcığı ile ilgili başlayacağım.

İşte, yüz elli iki yüz kişi olacak.

Hikaye anlatıcıları sürekli yanılır

gelecek konusunda.

Ama, bizim işimiz

gerçekten hikaye anlatırken

bugüne, düne

-- bugün bile bizim için aslında sonrası olan bir an --

Yani bu an bile bizim için sonrası olan bir an.

Çok gelecekten bakıp

belki geçmiş noktaları toplayıp

onlardan geleceğe ilişkin,

dinleyicinin geleceğine ilişkin

bir hikaye yaratmak.

O seyirci, o izleyici için

yeni bir nokta,

yeni bir ihtimal üretmek bizim işimiz.

Sürekli olarak biz de normal insanlar gibi

kendi noktalarımızla, geçmişimizle uğraşıyoruz.

Ama meslek bu meslek olunca

aklımız yalnızca aslında geleceğe çalışıyor.

Ben de o yüzden

bütün hikaye anlatıcıları gibi

ben de gelecekten geliyorum.

Toplumsal olaylara bakıyoruz

geçmişle ilgili,

insanların arzularına bakıyoruz

yine geçmişte kalmış arzular.

Ve bunlardan bir hikaye üretiyoruz.

Bugünün seyircisini anlatıyoruz

ama daha anlatırken değişiyorlar.

Daha ben anlatmayı planladım,

geleceğin ne olacağını gördüm

fakat kalabalığı görmedim.

Şimdi bu kalabalığa göre de

değiştiriyorum konuşmamı.

Yani buradan oraya kadar bakmam gerekiyor.

O zaman ben birazcık daha esnek

bir vücut hareketi ile anlatmalıyım diyorum.

Yani hikaye, noktalar yaratarak

o muğlak noktalardan birine tutunarak

sonra öbürüne sıçrayarak anlatılıyor.

Seyirci de böyle takip ediyor.

Gerçekten ilham vermek üzere anlatılıyor

hikayelerin hepsi.

Şimdi, buraya gelmeden önce

seyirciye nereden bakıyoruz diye düşündüm.

Bir kere hikayeyi anlatınca değişecek

bu seyirci diye bakıyoruz.

Yani yine seyircinin geleceği ile ilgileniyoruz.

Bizim geçmiş için yapabileceğimiz hiçbir şey yok.

Geçmiş için yaptığımız bütün analizler, aslında

gelecek için bir ilham vermek üzere olabilir ancak.

Hatta bazen ilham vermiyoruz

bazen sadece rahatlatıyoruz.

Yani yerin iyi.

Aşk var.

Savaşlar bitebilir.

Barış mümkün.

Aç kalmayacaksın.

Böyle hikayeler de var.

Onlara gidiyoruz, hafif içimizin yağları eriyor.

Gerçek farklı olsa da

bir dayanma enerjisi ile çıkıyoruz.

Hikaye bir işe yarıyor.

Ve ya tam tersine

arzu ettiğimiz ama asla ulaşamayacağımız

noktalara ulaşabileceğimizin hikayesini anlatıyoruz

"Connecting the dots" denen şey;

geçmişteki noktaları birleştirerek

kim olduğunu anlama hikayesi

ancak başarılıysanız ilginç.

Yalnızca başarı öykülerinin böyle geriye dönüp

noktalarını birleştirmenin

bizler için bir manası var.

Halbuki hikaye anlatıcılarının esas dinleyicileri

başarısızlardır.

Sizler.

(Gülüşmeler)

Çünkü buradan sonrası ile ilgileniyoruz.

Hikaye anlatıcısı şöyle anlatır hikayesini:

Küçük bir yerde çalışıyordu, çok yoksuldu

yemek yiyemiyordu.

Sonra, işte

küçük bir yiyecek birşey icat etti kuru ekmeklerden.

Onu sattı para kazandı.

Oradan kendisine küçük bir dükkan aldı,

büyüdü, bilmem ne devleşti,

holding oldu, sonra Ferrari'sini sattı.

Yani bizim hikayelerimizin gerçek dinleyicileri;

başarılı olmak isteyen ve bunun yolunu arayan

hepimiz için geçerli bu.

Aramızda bugün çok başarılı olan birisi bile

belki Ferrari'sini satma hikayesini dinlemek istiyor.

O da başka bir başarı çünkü.

Başarısız olduğu bir noktada ancak

anlatılan hikaye onun için ilginç oluyor.

Bizim anlattığımız hikayeler

çok çeşitli ihtimalleri anlatıyor.

Hani çoklu evren teorileri vardır

son dönemlerde de televizyonlarda,

Amerikan dizilerinde, şurada burada

çok ele alınan bir konu.

Kim bilir neler olacak sorusu yerine

tabii ki birçok şey aynı anda olacak

birçok evrende olacak diye.

Ben böyle bir hikaye yazmıştım.

Genellikle de kendimi hep bu durumda hissederim.

Adamın biri anlatıyor

"Abi" diyor "Garip bir şeyler oluyor bana

mesela geçen gün taksiye bineceğim" diyor.

"Elimi kaldırdım taksi diye

bir baktım arkada bir ben daha var

taksi durmuş biniyor ona" diyor.

"Önümdeki adam,

taksinin önünde de ben varım

elini kaldırmış taksi durmayınca

küfrediyor ona doğru" diyor.

Sonra diyor,

bazen çok garip hissediyorum kendimi

mesela yürüyorum bir yokuştan iniyorum

düştüm, taşlar çarptı.

Bir baktım yanımdaki düşmedi, 'ben' düşmedi

aşağı doğru hızla gidiyor koşarak

toprakları ezerek.

Bir başka ben daha düştüm ve bayılmışım.

Bir başka ben ayağı kalktı, üstünü sirkeledi.

Ben bunların hepsini birden seyrediyorum.

Biz hikayeye başlarken böyle bakıyoruz meseleye bir parça.

Yani ne olacak, ne olursa ne olur,

ne olursa seyirci beğenir,

arzu ettiği şeyi bulur, ilham alır.

Tamamen şurada gördüğünüz bir halde kafa

birçok nokta var, yerleri bile belli değil

ve her noktadan başka noktalara da

başka hareketler var.

Şöyle bir bu işin yaptığımız mesleğin

geçmişine bir bakalım

ve bir mamut avı tahayyül edelim.

Mamut biliyorsunuz filimtrak uzun şeyli

çok lezzetli herhalde

çünkü sürekli avlıyorlar.

Bir kişi var görüyorsunuz orada birtakım

çıplak çıplak daha giyinmeyi bilmeyen

bir araya gelemeyen gerçi ok mok yapmışlar ama

kim oldukları belirsiz bir kalabalık var

ama bir kişi daha var.

Karınları aç

daha öyle toplum kabile mabile değiller,

tek tek ceylan vuruyorlar falan

mamuta gelince öyle tek başına olmuyor.

Sesleniyorlar, gelin diyorlar

haydi avlayalım falan diyorlar.

Yalnız bir kişi daha var dediğim gibi;

bu fotoğrafı çeken.

O biraz tembel.

Veya fazla zayıf.

Çok yiyemiyor.

Mamut eti falan zaten zor.

Fazla zayıf, karakteri bozuk.

Pek kimse sevmiyor onu belki.

Aşağılıyorlar.

Belki köyün palyaçoluğunu yapıyor.

Ama o burada durma yetkisine sahip tek kişi. Bakıyor ve geleceği kuruyor aslında.

Diyor ki:

Huu'nun attığı ok

mamutu tam gözünden vurdu.

Huu ile arası düzelsin istiyor.

Oradaki Jee diyor, çok yardıma muhtaçtı,

yanındaki onu kaldırdı

birlikte koştular

ama ikisi de mamutun ayakları altında ezildiler. Ama onlar sayesinde mamut devrildi diyor.

Kahramanlar yaratıyor

mümkünse ölmüş kahramanlar yaratıyor.

Değilse, artık elde ne varsa.

Bunları planlıyor.

Buna, şu adama ilişkin hikaye ile

şunu anlatırsam,

mamutla ilgili şunu söylersem

diye birşeyler kuruyor.

Diyor ben bu hikayeyi mutlaka

şimdi bunlar bu mamutu alırlar götürürler

keserler, ateş pişirirler, yerler,

hiç vakitleri kalmaz beni unuturlar.

Onun için ne yapayım diyor

bizim orada şimşek çakmış bir ağaç var, yanmış.

Onun önüne çıkıyor en görünen yer.

Onu kimsenin görmemesine imkan yok.

Ve başlıyor avın hikayesini anlatmaya.

O hikaye anlatıldığı andan itibaren

artık burada gördüğünüz güruh; bir toplumdur.

Kahramanları olan, geçmişleri olan,

noktaları olan.

O noktaların çoğu yalan da olsa.

Masal onları birleştiriyor,

onları bir haline getiriyor,

bir toplum haline getiriyor.

Çünkü birbirlerine muhtaçlar onlar

tek başlarına olsalar yaşayamayacaklar,

var olamayacaklar.

Yeryüzünün en eski mesleği

o bldiğiniz meslek değil, bizim mesleğimiz.

Çünkü biz olmadan biz yokuz.

Biz kavramı yok.

Biz dediğimiz şey ancak hikaye ile olabiliyor.

Hikayesi olmayan hiçbir şey varsayılamaz.

Bugün ticari markalar bile

hikayesi var mı markanın diye soruyorlar.

Çünkü hikayesi yoksa marka da yok.

Bu aslında çok arkaik bir gerçek.

Hikayeler öyle bildiğimiz gibi

yalnızca eğlendiğimiz şeyler değil.

Geçmiş zamanlarda üç şey sayesinde

insanlar birbirleri hakkında bilgi sahibi oluyorlardı.

Tüccarlar, göçebeler ve hikaye anlatıcıları.

Bunlar seyahat ediyordu yeryüzünde çünkü.

Yani o zamanın interneti

bu üç unsurdan oluşuyordu.

Biz bugün internet sayesinde keşfediyoruz ki; bütün dünya bir hikayeler dünyası olarak algılanabilir.

En tehlikelisi ama en tehlikelisi;

tek hikaye olması.

Tek hikaye çok tehlikeli bir şeydir.

Hikayecinin anlattığı hikaye de hikaye olabilir.

Yani bir hikayeci hiçbir zaman size gerçeği anlatmaz.

Hakikati anlatır ama gerçeği anlatmaz,

kendisi hakkında bile gerçeği anlatmayı tercih etmez. Elsa Hanım da bize böyle anlatıyor:

Babam beni erkek kılığına soktu,

kervanlara götürdü.

Kervanda da bir tane Kör Fehim diye bir meddah varmış.

Kör Fehim,

ona hikaye anlatıcılığını öğretme kararını almış

kızın ısrarları sonucunda.

Demiş ki:

Bak, bizim hikayelerimiz

her zaman başka türlü anlatılır.

Her anlatıda mutlaka hikayeyi değiştiririz.

Eğer kar yağıyorsa bizim kurt hikayesi farklılaşır.

Eğer zenginlerin karşısında anlatıyorsak

onlara farklı bir üslupla anlatırız en azından hikayeyi.

Eğer bir hacı kafilesi gelmişse

aynı hikayeyi onlara başka türlü bir ilham

ve arzu uyandıracak şekilde anlatırız.

Aynı hikaye gece, gündüz.

şu memlekette, şu ortamda,

savaşta, biz esirken başka türlü anlatılır.

Asla ve asla hikaye elle tutulamaz

hikayecinin yeteneği de hikaye bulmakta değil;

hikaye anlatmaktadır.

Tıpkı şey gibi düşünebilirsiniz;

bir fıkrayı bir arkadaşınız anlatıyor çok gülüyorsunuz, öbürü anlatıyor hiç gülmüyorsunuz.

İşte bunun ikisi arasındaki fark bizim mesleğimiz. Kör Fehim bir şey daha söylüyor. Diyor ki:

Bir kural var biz hikaye anlatıcıları arasında.

Tabii ki o zamanın hikaye anlatıcıları arasında.

Çilli Murat'ın anlattığı hiçbir hikayeyi ben anlatmam.

Benim 800 tane hikayem var,

onda da 600 tane falan vardır.

Bir hikaye anlatıcısın anlattığı hikayeyi

bir başka hikaye anlatıcısı anlatmaz,

yoksa loncadan atılır.

Bu aslında gördüğünüz gibi tek hikaye,

yalnızca tek bir hikaye anlatmayı engelleyecek

bir mesleki karar.

Şu anda yeni bir dünyaya adım atıyoruz.

Bu söz kim bilir kaç kere söylenmiştir

ama bana gerçekten öyle gibi geliyor.

Hikaye anlatıcılığının altın çağına biz adım atıyoruz. İnternet sayesinde bize bizi anlatan

hikayelerin sayısı artıyor.

Bizi anlatan hikayelerin sayısı arttıkça

biz dediğimiz şeyin çeşitlemeleri artırıyor.

Gidemediğimiz

o gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür

inanışı var ya. Bu ahlak dışı bir inanış zaten. Hiç değilse hikayeler bu anlayışı değiştiriyor orayı gönlümüzde bizim haline getirebiliyor. Bakınca görmeyiz biz.

Gösterilince görüyoruz.

Bize gösterecek insanlar lazım.

Hikaye anlatıcıları böyle varlıklar.

Hikayelerin artması aynı ilk hikayecinin yaptığı gibi, ortak bir hikaye toplarlanıyor

ve hepimizi bir araya getiriyor.

Anlatıcıya, uyandırmayı nasip eden

ilham perilerine teşekkürlerle...

(Alkış)


Gelecekten Hikayeler | Ezel Akay | TEDxIstanbul

Çeviri: Cansu BAYRAM Gözden geçirme: Sancak Gülgen Translation: Cansu BAYRAM Review: Sancak Gülgen

Rahmetlinin bir sözü üzerine

bir genel çerçevesi olacakmış

noktaları birleştirmek.

O konuşmasını da izlemiştim. Dehşete kapıldım.

Yani, ben nefret ederim geçmişimden.

Geçmişimdeki bütün noktalar,

keşke olmasaydı dediğim şeyler.

Ama daha önemlisi

ben bir hikaye anlatıcısıyım.

Benim için Steve Jobs'ın noktalar dediği

kesin, yerinde duran, analiz edilebilir

--kendi şahsi tarihi içinde olduğu için --

şeyler, bizim için

biz hikaye anlatıcıları için

kuantum parçacıkları gibi.

Bilir misiniz kuantum teorisini?

Kuantum parçacıkları ile uğraşanlar bilirler.

Kuantum parçacığının yerini tespit etmek

mümkün değildir.

Olasılıkları tespit etmek mümkündür.

Biz hikaye anlatıcıları

ben mecburen bunu çizdirdim.

Bizim noktalar, sürekli olarak

gelecekle ilgili.

Hikaye anlatıcıları gelecekten geliyorlar.

Ben de gelecekten geldim buraya.

Şöyle; gideceğim oraya

onların kırmızı bir yazısı vardır

onun önüne çıkacağım,

hikaye anlatılıcığı ile ilgili başlayacağım.

İşte, yüz elli iki yüz kişi olacak.

Hikaye anlatıcıları sürekli yanılır

gelecek konusunda.

Ama, bizim işimiz

gerçekten hikaye anlatırken

bugüne, düne

-- bugün bile bizim için aslında sonrası olan bir an --

Yani bu an bile bizim için sonrası olan bir an.

Çok gelecekten bakıp

belki geçmiş noktaları toplayıp

onlardan geleceğe ilişkin,

dinleyicinin geleceğine ilişkin

bir hikaye yaratmak.

O seyirci, o izleyici için

yeni bir nokta,

yeni bir ihtimal üretmek bizim işimiz.

Sürekli olarak biz de normal insanlar gibi

kendi noktalarımızla, geçmişimizle uğraşıyoruz.

Ama meslek bu meslek olunca

aklımız yalnızca aslında geleceğe çalışıyor.

Ben de o yüzden

bütün hikaye anlatıcıları gibi

ben de gelecekten geliyorum.

Toplumsal olaylara bakıyoruz

geçmişle ilgili,

insanların arzularına bakıyoruz

yine geçmişte kalmış arzular.

Ve bunlardan bir hikaye üretiyoruz.

Bugünün seyircisini anlatıyoruz

ama daha anlatırken değişiyorlar.

Daha ben anlatmayı planladım,

geleceğin ne olacağını gördüm

fakat kalabalığı görmedim.

Şimdi bu kalabalığa göre de

değiştiriyorum konuşmamı.

Yani buradan oraya kadar bakmam gerekiyor.

O zaman ben birazcık daha esnek

bir vücut hareketi ile anlatmalıyım diyorum.

Yani hikaye, noktalar yaratarak

o muğlak noktalardan birine tutunarak

sonra öbürüne sıçrayarak anlatılıyor.

Seyirci de böyle takip ediyor.

Gerçekten ilham vermek üzere anlatılıyor

hikayelerin hepsi.

Şimdi, buraya gelmeden önce

seyirciye nereden bakıyoruz diye düşündüm.

Bir kere hikayeyi anlatınca değişecek

bu seyirci diye bakıyoruz.

Yani yine seyircinin geleceği ile ilgileniyoruz.

Bizim geçmiş için yapabileceğimiz hiçbir şey yok.

Geçmiş için yaptığımız bütün analizler, aslında

gelecek için bir ilham vermek üzere olabilir ancak.

Hatta bazen ilham vermiyoruz

bazen sadece rahatlatıyoruz.

Yani yerin iyi.

Aşk var.

Savaşlar bitebilir.

Barış mümkün.

Aç kalmayacaksın.

Böyle hikayeler de var.

Onlara gidiyoruz, hafif içimizin yağları eriyor.

Gerçek farklı olsa da

bir dayanma enerjisi ile çıkıyoruz.

Hikaye bir işe yarıyor.

Ve ya tam tersine

arzu ettiğimiz ama asla ulaşamayacağımız

noktalara ulaşabileceğimizin hikayesini anlatıyoruz

"Connecting the dots" denen şey;

geçmişteki noktaları birleştirerek

kim olduğunu anlama hikayesi

ancak başarılıysanız ilginç.

Yalnızca başarı öykülerinin böyle geriye dönüp

noktalarını birleştirmenin

bizler için bir manası var.

Halbuki hikaye anlatıcılarının esas dinleyicileri

başarısızlardır.

Sizler.

(Gülüşmeler)

Çünkü buradan sonrası ile ilgileniyoruz.

Hikaye anlatıcısı şöyle anlatır hikayesini:

Küçük bir yerde çalışıyordu, çok yoksuldu

yemek yiyemiyordu.

Sonra, işte

küçük bir yiyecek birşey icat etti kuru ekmeklerden.

Onu sattı para kazandı.

Oradan kendisine küçük bir dükkan aldı,

büyüdü, bilmem ne devleşti,

holding oldu, sonra Ferrari'sini sattı.

Yani bizim hikayelerimizin gerçek dinleyicileri;

başarılı olmak isteyen ve bunun yolunu arayan

hepimiz için geçerli bu.

Aramızda bugün çok başarılı olan birisi bile

belki Ferrari'sini satma hikayesini dinlemek istiyor.

O da başka bir başarı çünkü.

Başarısız olduğu bir noktada ancak

anlatılan hikaye onun için ilginç oluyor.

Bizim anlattığımız hikayeler

çok çeşitli ihtimalleri anlatıyor.

Hani çoklu evren teorileri vardır

son dönemlerde de televizyonlarda,

Amerikan dizilerinde, şurada burada

çok ele alınan bir konu.

Kim bilir neler olacak sorusu yerine

tabii ki birçok şey aynı anda olacak

birçok evrende olacak diye.

Ben böyle bir hikaye yazmıştım.

Genellikle de kendimi hep bu durumda hissederim.

Adamın biri anlatıyor

"Abi" diyor "Garip bir şeyler oluyor bana

mesela geçen gün taksiye bineceğim" diyor.

"Elimi kaldırdım taksi diye

bir baktım arkada bir ben daha var

taksi durmuş biniyor ona" diyor.

"Önümdeki adam,

taksinin önünde de ben varım

elini kaldırmış taksi durmayınca

küfrediyor ona doğru" diyor.

Sonra diyor,

bazen çok garip hissediyorum kendimi

mesela yürüyorum bir yokuştan iniyorum

düştüm, taşlar çarptı.

Bir baktım yanımdaki düşmedi, 'ben' düşmedi

aşağı doğru hızla gidiyor koşarak

toprakları ezerek.

Bir başka ben daha düştüm ve bayılmışım.

Bir başka ben ayağı kalktı, üstünü sirkeledi.

Ben bunların hepsini birden seyrediyorum.

Biz hikayeye başlarken böyle bakıyoruz meseleye bir parça.

Yani ne olacak, ne olursa ne olur,

ne olursa seyirci beğenir,

arzu ettiği şeyi bulur, ilham alır.

Tamamen şurada gördüğünüz bir halde kafa

birçok nokta var, yerleri bile belli değil

ve her noktadan başka noktalara da

başka hareketler var.

Şöyle bir bu işin yaptığımız mesleğin

geçmişine bir bakalım

ve bir mamut avı tahayyül edelim.

Mamut biliyorsunuz filimtrak uzun şeyli

çok lezzetli herhalde

çünkü sürekli avlıyorlar.

Bir kişi var görüyorsunuz orada birtakım

çıplak çıplak daha giyinmeyi bilmeyen

bir araya gelemeyen gerçi ok mok yapmışlar ama

kim oldukları belirsiz bir kalabalık var

ama bir kişi daha var.

Karınları aç

daha öyle toplum kabile mabile değiller,

tek tek ceylan vuruyorlar falan

mamuta gelince öyle tek başına olmuyor.

Sesleniyorlar, gelin diyorlar

haydi avlayalım falan diyorlar.

Yalnız bir kişi daha var dediğim gibi;

bu fotoğrafı çeken.

O biraz tembel.

Veya fazla zayıf.

Çok yiyemiyor.

Mamut eti falan zaten zor.

Fazla zayıf, karakteri bozuk.

Pek kimse sevmiyor onu belki.

Aşağılıyorlar.

Belki köyün palyaçoluğunu yapıyor.

Ama o burada durma yetkisine sahip tek kişi. Bakıyor ve geleceği kuruyor aslında.

Diyor ki:

Huu'nun attığı ok

mamutu tam gözünden vurdu.

Huu ile arası düzelsin istiyor.

Oradaki Jee diyor, çok yardıma muhtaçtı,

yanındaki onu kaldırdı

birlikte koştular

ama ikisi de mamutun ayakları altında ezildiler. Ama onlar sayesinde mamut devrildi diyor.

Kahramanlar yaratıyor

mümkünse ölmüş kahramanlar yaratıyor.

Değilse, artık elde ne varsa.

Bunları planlıyor.

Buna, şu adama ilişkin hikaye ile

şunu anlatırsam,

mamutla ilgili şunu söylersem

diye birşeyler kuruyor.

Diyor ben bu hikayeyi mutlaka

şimdi bunlar bu mamutu alırlar götürürler

keserler, ateş pişirirler, yerler,

hiç vakitleri kalmaz beni unuturlar.

Onun için ne yapayım diyor

bizim orada şimşek çakmış bir ağaç var, yanmış.

Onun önüne çıkıyor en görünen yer.

Onu kimsenin görmemesine imkan yok.

Ve başlıyor avın hikayesini anlatmaya.

O hikaye anlatıldığı andan itibaren

artık burada gördüğünüz güruh; bir toplumdur.

Kahramanları olan, geçmişleri olan,

noktaları olan.

O noktaların çoğu yalan da olsa.

Masal onları birleştiriyor,

onları bir haline getiriyor,

bir toplum haline getiriyor.

Çünkü birbirlerine muhtaçlar onlar

tek başlarına olsalar yaşayamayacaklar,

var olamayacaklar.

Yeryüzünün en eski mesleği

o bldiğiniz meslek değil, bizim mesleğimiz.

Çünkü biz olmadan biz yokuz.

Biz kavramı yok.

Biz dediğimiz şey ancak hikaye ile olabiliyor.

Hikayesi olmayan hiçbir şey varsayılamaz.

Bugün ticari markalar bile

hikayesi var mı markanın diye soruyorlar.

Çünkü hikayesi yoksa marka da yok.

Bu aslında çok arkaik bir gerçek.

Hikayeler öyle bildiğimiz gibi

yalnızca eğlendiğimiz şeyler değil.

Geçmiş zamanlarda üç şey sayesinde

insanlar birbirleri hakkında bilgi sahibi oluyorlardı.

Tüccarlar, göçebeler ve hikaye anlatıcıları.

Bunlar seyahat ediyordu yeryüzünde çünkü.

Yani o zamanın interneti

bu üç unsurdan oluşuyordu.

Biz bugün internet sayesinde keşfediyoruz ki; bütün dünya bir hikayeler dünyası olarak algılanabilir.

En tehlikelisi ama en tehlikelisi;

tek hikaye olması.

Tek hikaye çok tehlikeli bir şeydir.

Hikayecinin anlattığı hikaye de hikaye olabilir.

Yani bir hikayeci hiçbir zaman size gerçeği anlatmaz.

Hakikati anlatır ama gerçeği anlatmaz,

kendisi hakkında bile gerçeği anlatmayı tercih etmez. Elsa Hanım da bize böyle anlatıyor:

Babam beni erkek kılığına soktu,

kervanlara götürdü.

Kervanda da bir tane Kör Fehim diye bir meddah varmış.

Kör Fehim,

ona hikaye anlatıcılığını öğretme kararını almış

kızın ısrarları sonucunda.

Demiş ki:

Bak, bizim hikayelerimiz

her zaman başka türlü anlatılır.

Her anlatıda mutlaka hikayeyi değiştiririz.

Eğer kar yağıyorsa bizim kurt hikayesi farklılaşır.

Eğer zenginlerin karşısında anlatıyorsak

onlara farklı bir üslupla anlatırız en azından hikayeyi.

Eğer bir hacı kafilesi gelmişse

aynı hikayeyi onlara başka türlü bir ilham

ve arzu uyandıracak şekilde anlatırız.

Aynı hikaye gece, gündüz.

şu memlekette, şu ortamda,

savaşta, biz esirken başka türlü anlatılır.

Asla ve asla hikaye elle tutulamaz

hikayecinin yeteneği de hikaye bulmakta değil;

hikaye anlatmaktadır.

Tıpkı şey gibi düşünebilirsiniz;

bir fıkrayı bir arkadaşınız anlatıyor çok gülüyorsunuz, öbürü anlatıyor hiç gülmüyorsunuz.

İşte bunun ikisi arasındaki fark bizim mesleğimiz. Kör Fehim bir şey daha söylüyor. Diyor ki:

Bir kural var biz hikaye anlatıcıları arasında.

Tabii ki o zamanın hikaye anlatıcıları arasında.

Çilli Murat'ın anlattığı hiçbir hikayeyi ben anlatmam.

Benim 800 tane hikayem var,

onda da 600 tane falan vardır.

Bir hikaye anlatıcısın anlattığı hikayeyi

bir başka hikaye anlatıcısı anlatmaz,

yoksa loncadan atılır.

Bu aslında gördüğünüz gibi tek hikaye,

yalnızca tek bir hikaye anlatmayı engelleyecek

bir mesleki karar.

Şu anda yeni bir dünyaya adım atıyoruz.

Bu söz kim bilir kaç kere söylenmiştir

ama bana gerçekten öyle gibi geliyor.

Hikaye anlatıcılığının altın çağına biz adım atıyoruz. İnternet sayesinde bize bizi anlatan

hikayelerin sayısı artıyor.

Bizi anlatan hikayelerin sayısı arttıkça

biz dediğimiz şeyin çeşitlemeleri artırıyor.

Gidemediğimiz

o gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür

inanışı var ya. Bu ahlak dışı bir inanış zaten. Hiç değilse hikayeler bu anlayışı değiştiriyor orayı gönlümüzde bizim haline getirebiliyor. Bakınca görmeyiz biz.

Gösterilince görüyoruz.

Bize gösterecek insanlar lazım.

Hikaye anlatıcıları böyle varlıklar.

Hikayelerin artması aynı ilk hikayecinin yaptığı gibi, ortak bir hikaye toplarlanıyor

ve hepimizi bir araya getiriyor.

Anlatıcıya, uyandırmayı nasip eden

ilham perilerine teşekkürlerle...

(Alkış)