image

TEDx Turkey, Galileo mu haklı, Giordano Bruno mu? | Levent Ülgen | TEDxMETUAnkara

Galileo mu haklı, Giordano Bruno mu? | Levent Ülgen | TEDxMETUAnkara

Çeviri: Esra Çakmak Gözden geçirme: Gözde Zülal Solak

Bak heyecanlı değilim dedim, ama ne yaptım.

Daha gelir gelmez kağıtları düşürdüm.

Gerçekten çok heyecanlıyım, sahneye çıkmaktan çok farklı bir şey bu.

Hepiniz hoşgeldiniz.

Gerçekten heyecanlıyım, kimse inanmıyor ama.

(Kahkaha)

Ben heyecanlıyım, bak şimdi gördüm.

Şimdi efendim, hoşgeldiniz dedim mi? Dedim dedim.

Sosyal medyada kim niye paylaşmış bilmiyorum ama,

şöyle bir şey var, birçoğunuz okumuşsunuz bana soruyorsunuz.

Akasya Durağı'nda Sinan rolünde oynayan Levent Ülgen,

ODTÜ Fizikten 4.00 ortalama ile mezun olmuştur.

(Kahkaha)

Şimdi efendim, transkriptimi getirdim.

(Kahkaha)

Valla, notlarım sağ olsun.

(Alkış)

Yıl 79, ODTÜ'ye girdim, hazırlık yılları, peşinden darbe oldu.

(Kahkaha)

Birinci sınıfta zaten zar zor İngilizce öğrendim.

İğrenç, her gün kavga dövüş.

İlk sömestr 0.83,

ikinci sömestr 1.50.

(Kahkaha)

Çaktık, repeat.

(Kahkaha)

İkinci sene okuyorum birinci sınıfı; 2,25.

İkinci sömestr 2,74.

İkinci sınıfta 2,03 kompleks matematik yaktı beni orada, complex calculus.

Ondan sonra ne yapmışım, 2,17, üçüncü sınıfa geçtim.

2,47. 2,83.

Son sınıf: 3,07. Şeref listesi.

(Alkış)

Ve son sömestr: 4,00.

(Alkış)

Vallahi belge.

Aldığım dersler ne: Silikon Teknoloji ve Dünya Tiyatro Tarihi.

Biri seçmeli ders, ama 4.00'la bitirdim mi?

Bitirdim.

Belgem var mı? Var.

Bazılarının diploması bile yok.

(Alkış)

Benim şükürler olsun, iki tane kapı gibi diplomam var.

Biri ODTÜ'den, biri Hacettepe'den.

Bu kadar, bu sır aramızda kalsın, tamam mı?

Herkes 4.00'la bitirdiğimi zannediyor, ama dört senede bitirdiğimi zannediyor.

Bu aramızda kalsın.

Ama 4.00 var transkriptte, isteyene gösteririm.

Şimdi efendim, babamın görevi nedeniyle

liseyi Konya'nın Bozkır kasabasında okudum iki seneyi.

Üçüncü sene Ankara'ya tayin olduk.

Babam bir memurdu,

işte malum ortalık siyasi dönem falan, babam bir akşam eve geldi.

Bana bir 250 lira verdi o zamanın parasıyla dedi,

''Dershaneye ilk kaydını yaptırdım. Taksiti ödedim, bu senin ikinci taksitin.

İstersen bu parayla git barda pavyonda eğlen,

istersen git dershaneye taksitini yatır,

üniversiteyi kazan,

adam gibi oku,

kendini kurtar, çünkü ben sana ne bir fabrika verebilirim,

ne bir tezgâh verebilirim, ne bir dükkan, ne bir tarla, tek yolun okumak,'' dedi.

O gece sabaha kadar ağladım.

Üh, babam niye böyle diyor, diye.

Niye maddi durumumuz iyi değil, diye.

Ertesi gün tabii ki dershaneye yazıldım.

O sırada, dershanede Kızılay'da gelip gidirken,

tiyatro merakım başladı.

Oyun izlemeye başladım.

İlk seyrettiğim oyun, tabii uzun yıllar Ankara'dan dışarıda olduğumuz için,

pek tiyatro şansım yoktu, izleme şansım.

İlk izlediğim oyun, Ankara Sanat Tiyatrosunun

''Sakıncalı Piyade''si, Uğur Mumcu.

Çok etkilendim, çok hoşuma gitti tiyatro.

Başka bir dünyada gibiydim.

Sonra her hafta bir tiyatro izledim, dershaneye gittiğim her haftasonu

mutlaka bir tiyatro izlemeye başladım.

Sonra sınavlara girdik, şimdiki gibi iki dakikada hemen sonuçlar gelmiyor,

iki üç ay beklemeniz lazım o zaman.

Sonuçları beklerken bir gün, Menekşe sokaktan

aşağı doğru yürüyorum arkadaşlarımla.

Ankara Halk Tiyatrosunun tabelasını gördüm.

Bir an dedim ki, ben tiyatrocu olacağım.

Oyuncu olacağım, dedim. Arkadaşlarım güldü bayağı.

Ben gittim, kurslar varmış.

Kurslara yazıldım.

Orada bir ay sonra haber geldi, ODTÜ Fizik'i kazandım, güzel.

Babama birinci aşamayı geçtik yani, ODTÜ'yü kazandık işte, iyi bir üniversite.

Bu arada, 17. tercihim.

(Kahkaha)

18 tercih yapıyoruz, benimki 17. tercih.

18. tercihim de Dil Tarih Tiyatroydu. Tiyatro kursları, ODTÜ, hazırlık çok zor geçtim.

İngilizcem her zaman kötü oldu, her zaman sorun oldu.

Bu arada parantez, o beş sene fizik okuduğum boyunca

bir tek soruyu İngilizce okuyup anlamadım.

Hep tahmini; ulan ivmeyi vermişse, hızı soruyordur.

Hızı vermişse, zamanı soruyordur, diye.

Hani Matematik kolaydı; find the value dedim mi onu çözüyordum da,

bir tek soruyu anlayarak çözmedim.

Bunu da belirteyim.

Derken hazırlığı zar zor geçtim.

Birinci sene, biraz önce anlattığım gibi, transkriptte kaldım.

Babam bütün bunları, benim tiyatroyla ilgilenmeme yordu.

Ki kendisi sanatla ilgilenen bir insandı.

Çok iyi şiir okurdu, hatta yazardı da, denerdi en azından.

Dedim ki, sen benim tiyatroma karışma, ben sana bu diplomayı getireceğim.

Söz mü? Söz.

İşte o yüzden bu yükseliş.

Sırf bir an önce tiyatroya kaçabilmek için.

Harçlığımı hep tiyatro yaparak Ankara Halk Tiyatrosu

ve Ankara Sanat Tiyatrosundan kazanarak harçlığımı biriktirdim.

Tiyatro yaptım

ve bu transkripti babama diplomayı hediye eder etmez,

ilk işim konservatuvara kaçmak oldu.

Tiyatro bölümünü kazandım.

Vallahi orayı da birincilikle bitirdim.

Ama bu sefer şey değil yani, hakikaten birincilikle bitirdim.

Sonra, Devlet Tiyatroları öyküsü başladı.

Devlet Tiyatrolarına girdim.

Trabzon'a tayin oldum.

O dönemde, tabii tiyatroyu çok seviyorum,

o ilk adım attığım gün, tiyatroyu ilk izlediğim gün,

yani hani ilk bakışta aşk derler ya,

öyle bir şey oldu.

Yani, bir canavar girdi içime.

Onsuz uyuyamıyorum, gece rüyalarıma bile tiyatro giriyor.

Trabzon'a gittim, artık bir okul mezunuyum, tiyatrocuyum

ve Devlet Tiyatrolarında bir elemanım

ve çok büyük bir baskı hissediyorum üzerimde siyasi görüşlerimden dolayı.

Çünkü Ankara Devlet Tiyatrosunda başlamış, Ankara Sanat Tiyatrosunda devam etmişim,

ODTÜ mezunuyum, e görüşümün ne olduğunu söylememe herhalde gerek yok.

Müthiş bir baskı hissediyorum idare tarafından üzerimde.

Ya da ben öyle sanıyorum.

Ve ben her türlü yanlışlığa, haksızlığa müdahale ediyorum

ve itiraz ediyorum, tam bir muhalifim, asi bir insanım.

Bu, idareyi çok kızdırdı.

Bana birsürü cezalar verdiler.

Ve ben, biraz yorulmaya ve yılmaya başladım, gözüm korkmaya başladı.

Bir gece dedim ki, bu kadar muhalif olmanın,

bu kadar itiraz etmenin bir anlamı yok, en iyisi ben idare ile biraz iyi geçineyim

pes edeyim, dedim.

Tam o sırada kütüphanemde kitaplarımı gördüm.

Nazım'ın kitapları vardı.

Bir tanesini aldım: Bursa Hapishanesi, okudum.

13 yıl hapis yattın, 13 yıl.

Orada şiirler yazdın, destanlar yazdın.

Oradaki insanlara resim yapmayı öğrettin.

Sen onlardan dokumacılık öğrendin, 13 yıl dayandın.

Ben 13 ay dayanamadım, öyle mi.

Çok ayıp! Çok utandım kendimden.

Dedim ki, ''Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün mesele.''

Ve ilk kez orada, bundan sonra teslim olmamaya karar verdim.

Sonra, Trabzon'daki hayatım devam ederken,

bir gün Melih Cevdet Anday geldi Trabzon'a.

Yine ben böyle hararetli hararetli muhalefet yapıyorum idareye.

Bağırıp çağırıyorum.

Melih Cevdet Anday'ın dikkatini çekti.

Size bir şey sorabilir miyim delikanlı, dedi.

Tabii, dedim.

Siz, dedi, Galileo'yu tanır mısınız, dedi.

Galileo'yu tanımaz mıyım efendim, ben dedim fizikçiyim,

aynı zamanda Ankara Sanat'da oyunu oynandı Bertolt Brecht'in yazdığı,

onda da oynadım ben, ilk kursiyerlik oyunum oydu, dedim.

Peki, dedi.

Giordano Bruno'yu tanır mısınız, dedi.

Tanımaz mıyım, dedim. Giordano Bruno'nun da oyunu var.

Onu da dedim, okudum.

Çok beğendim, dedim.

Ki anlatacağım öyküyü, sonra bana Ankara Devlet Tiyatrosunda

Giordano Bruno'yu, rolünü oynamak nasip oldu.

Dedim, onu da tanırım.

Peki, dedi, sence hangisi haklı?

Hangisini, dedi, kabul ediyorsun?

Tabii ki Giordano Bruno'yu, dedim.

Neden, dedi.

Çünkü, dedim, Galileo pes etmiş, korkmuş, geri adım atmış,

Dünya'nın, evrenin merkezi olmadığını söylemiş,

ama engizisyonun işkence aletlerini görünce

korkmuş geri adım atmış, bile bile yalan söylemiş.

Tamam evinde gitmiş o hapiste, yıllarında son eserini yazmış ama,

yine de kendini inkar etmiş.

Ama Giordano öyle mi, dedim.

Yedi yıl engizisyonun işkencesine direnmiş,

yedi yıl dayanmış, hatta konuşmasın diye dilini damağına çakmışlar,

damağını yırtmış, yine ''Tanrı insanın içindedir,

Dünya, evrenin merkezi değildir,'' demiş.

Tabii ki ben bu adamı destekliyorum, buna inanıyorum.

Kaç yaşındasınız evladım, dedi.

28, dedim.

48 yaşına gel de bir daha konuşalım, dedi.

(Kahkaha)

Allah'a şükür 55 yaşındayım, hâlâ Giordano Bruno'ya inanıyorum,

hâlâ ona hak veriyorum.

(Alkış)

Elbette Giordano Bruno kadar inatçı, onun kadar cesur olmam mümkün değil,

ama en azından yüreğimde hep Giordano Bruno yatıyor.

Ve Ankara Devlet Tiyatrosunda bu rolü oynadığımda,

bir cumartesi günüydü.

Bu işi seçmemdeki, kararlı olmamdaki,

inat etmemdeki nedeni ve kararlılığı bir kez daha takdir etmeme sebep olan

bir olay yaşadım.

Gençler vardı.

İçeriden cıvıl cıvıl sesler geliyordu.

Hatta bazı arkadaşlarımız, ya çoluk çocuk getirmişler,

orta okuldan insanlar getirmişler, oynamasak mı, ağır bir oyun bu, dedi.

Çünkü işkence görüyor, en sonunda yakılıyor Giordano,

yakılırken bile dilini parçalıyor.

Dedik ki, olsun ya oynayalım ve biz oynamaya karar verdik.

Oyun bitti, bir grup öğrenci çıkışa koştu.

Hakikaten böyle giyimlerinden, kuşamlarından biraz

kenar mahalle çocukları gibiydi, biraz yoksul gibilerdi.

İşte, benle konuşmak istediler.

Nereden geliyorsunuz, hatırlamıyorum adını şu okuldan dediler, ama herhalde

yine böyle yoksul semtlerimizden biriydi.

Dedim ya siz orta okul öğrencisi misiniz,

yok dedi, biz lise öğrencisiyiz.

Ha lise bir öğrencisisiniz?

Hayır dedi, lise son.

E yarın dedim üniversite sınavı var, üniversiteye gireceksiniz.

Evet dediler, öğretmenimiz bize hani son gün sınavı düşünmeyin,

moral olsun diye getirdi bizi buraya.

Aa ne güzel, dedim. Oradan bir tane kız çıktı,

Özür dilerim, gerçekten, burnumun direği sızlıyor.

Ben dedi üniversite okumayı çok istiyorum.

Üniversite okumanın çok önemli olduğunu biliyorum.

Ama bu oyunu seyrettikten sonra, mutlaka üniversite okuyacağım, dedi.

Bir kişi kazanmak bile, bu meslekte benim için bir rekordu.

En büyük başarıydı.

(Alkış)

Heyecanlanacağımı biliyordum da, ağlayacağımı hiç düşünmemiştim.

Gerçekten tiyatroyla ilgili benim hayatımda hiçbir zaman bir gelgit olmadı.

En başından beri karar verdim, en başından beri aşık oldum,

hep sevdim, çünkü ben tiyatroya inandım.

Ben, tiyatronun beni daha doğru ve daha iyi bir insan yapacağına inandım.

Umarım da öyle yapar.

Teşekkür ederim.

(Alkış)



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Çevrimiçi dil öğrenme @ LingQ

Galileo mu haklı, Giordano Bruno mu? | Levent Ülgen | TEDxMETUAnkara

Çeviri: Esra Çakmak Gözden geçirme: Gözde Zülal Solak

Bak heyecanlı değilim dedim, ama ne yaptım. قلت أني لست متوترًا لكن انظر ماذا فعلت. I said I wasn't excited, but look what I've done.

Daha gelir gelmez kağıtları düşürdüm. لم آتي بعد وقمت بإسقاط الأوراق I dropped the papers as soon as I came.

Gerçekten çok heyecanlıyım, sahneye çıkmaktan çok farklı bir şey bu. أنا حقًا متوتر، هذا أمرٌ مختلف تمامًا عن مجرد الصعود إلى مسرح I'm really excited, it's very different from going on stage

Hepiniz hoşgeldiniz. مرحبًا بكم جميعًا You're all welcome.

Gerçekten heyecanlıyım, kimse inanmıyor ama. أنا حقًا متوتر لا أحد يصدق لكن... I'm really excited, but nobody believes me.

(Kahkaha) (ضحك) (Laughter)

Ben heyecanlıyım, bak şimdi gördüm. أنا متوتر. ها هو، رأيته الآن! I'm excited, I see it now.

Şimdi efendim, hoşgeldiniz dedim mi? Dedim dedim. الآن... رحبت بكم أليس كذلك؟ نعم قلت لكم مرحبًا بكم Well, did I say welcome? Yes, I did.

Sosyal medyada kim niye paylaşmış bilmiyorum ama, لا أعرف من قام بمشاركة شيء على وسائل التواصل الاجتماعي ولم لكن I don't know who shared what on social media,

şöyle bir şey var, birçoğunuz okumuşsunuz bana soruyorsunuz. لكن يوجد أمر، أغلبكم قرأ ذلك وتسألوني but it's something like this, and many of you have read it and asked me.

Akasya Durağı'nda Sinan rolünde oynayan Levent Ülgen, ليفانت أولغن الذي لعب دور سنان في المسلسل الكوميدي محطة أكاسيا، "Levent Ülgen, who is playing the role of Sinan in Akasya Durağı,

ODTÜ Fizikten 4.00 ortalama ile mezun olmuştur. تخرج من جامعة الشرق الأوسط التقنية بمعدل 4.00 بتخصص الفيزياء graduated in Physics from METU with a grade 4."

(Kahkaha) (ضحك) (Laughter)

Şimdi efendim, transkriptimi getirdim. حسنًا الآن، أحضرت كشف علاماتي Now sir, I brought my transcript.

(Kahkaha) (ضحك) (Laughter)

Valla, notlarım sağ olsun. والله! أشكر علاماتي Honestly, thanks to my grades.

(Alkış) (تصفيق) (Applause)

Yıl 79, ODTÜ'ye girdim, hazırlık yılları, peşinden darbe oldu. ذهبت إلى جامعة الشرق الأوسط عام 1979، السنوات التحضيرية وعقِبها حصل إنقلاب "It was 1979. I entered METU in the prep year.

(Kahkaha) (ضحك) (Laughter)

Birinci sınıfta zaten zar zor İngilizce öğrendim. في السنة الأولى، تعلمت الإنجليزية بصعوبة أصلًا In the first grade, I hardly learned English.

İğrenç, her gün kavga dövüş. مقرف! كل يوم مشاجرة وضرب Disgusting fights every day.

İlk sömestr 0.83, في أول فصل حصلت على 0.83 First semester: 0,83.

ikinci sömestr 1.50. الفصل الثاني: 1.50 Second semester: 1,50. segundo semestre 1,50.

(Kahkaha) (ضحك) Failed, repeat.

Çaktık, repeat. فهمنا، كرر Crash, repeat.

(Kahkaha) (ضحك) (Laughter)

İkinci sene okuyorum birinci sınıfı; 2,25. في السنة الثانية، الفصل الأول 2.25 I was studying first grade in the second year: 2,25.

İkinci sömestr 2,74. الفصل الثاني: 2.74 Second semester: 2,74.

İkinci sınıfta 2,03 kompleks matematik yaktı beni orada, complex calculus. في الفصل الثاني حصلت على 2.03 في مقرر رياضيات معقد أرهقني، رياضيات معقدة Second grade: 2,03; maths, complex calculus burnt me up.

Ondan sonra ne yapmışım, 2,17, üçüncü sınıfa geçtim. وبعدها ماذا فعلت... عبرت إلى السنة الثالثة بمعدل 2.17 After that, 2,17. I passed to third grade.

2,47. 2,83. 2.47 2.83 2,47.

Son sınıf: 3,07. Şeref listesi. آخر فصل: 3.07 على قائمة الشرف Senior class: 3,07. List of honor.

(Alkış) (تصفيق) (Applause)

Ve son sömestr: 4,00. وآخر فصل: 4.00 And last semester: 4,00!"

(Alkış) (تصفيق) (Applause)

Vallahi belge. الوثيقة موجودة! Vallahi document.

Aldığım dersler ne: Silikon Teknoloji ve Dünya Tiyatro Tarihi. المقررات التي درستها: تكنولوجيا السيليكون وتاريخ المسرح العالمي I took lessons in Silicone Technology and History of World Theatre.

Biri seçmeli ders, ama 4.00'la bitirdim mi? إحداهم مسلك اختياري، لكن هل أنهيت بمعدل 4.00؟ One of them was optional, but did I finish with a 4,00?

Bitirdim. نعم أنهيت Yes, I did.

Belgem var mı? Var. هل لدي الوثيقة؟ نعم Do I have a degree? Yes.

Bazılarının diploması bile yok. البعض ليس لديه دبلوما (شهادة ثانوية) حتى Some don't even have degrees.

(Alkış) (تصفيق) (Applause)

Benim şükürler olsun, iki tane kapı gibi diplomam var. أنا والحمدلله لدي شهادتان عظيمتان واحدة من الشرق الأوسط Thank God, I have two big diplomas -

Biri ODTÜ'den, biri Hacettepe'den. والأخرى من هاجى تبه -أقوى جامعات المنطقة- One is from METU and one is from Hacettepe.

Bu kadar, bu sır aramızda kalsın, tamam mı? أكتفي بهذا فليبق بيننا هذا السر، حسنًا؟ That's it, keep this between us, okay?

Herkes 4.00'la bitirdiğimi zannediyor, ama dört senede bitirdiğimi zannediyor. يعتقد الجميع أني أنهيت بمعدل 4.00 ولكن أنهيت الأربع سنين كلها بهذا المعدل Everyone thinks I finished with a 4,0, but they think I finished in 4 years.

Bu aramızda kalsın. قليبقى هذا بيننا

Ama 4.00 var transkriptte, isteyene gösteririm. ولكن "4.00" موجودة في كشف العلامات لمن أراد أريها له But there's a 4,00 on the academic record,

Şimdi efendim, babamın görevi nedeniyle Well, I went to high school in Bozkır, Konya, for two years

liseyi Konya'nın Bozkır kasabasında okudum iki seneyi. I studied high school in Bozkır town of Konya for two years.

Üçüncü sene Ankara'ya tayin olduk. وفي السنة الثالثة عُيِّنَ في أنقرة Third year, we were appointed to Ankara.

Babam bir memurdu, أبي موظف في الحكومة My father was an officer,

işte malum ortalık siyasi dönem falan, babam bir akşam eve geldi. ومن المعلوم أن الأجواء كانت، الفترة سياسية وكذا، أبي قدِم للمنزل مساءً so you know the political issues.

Bana bir 250 lira verdi o zamanın parasıyla dedi, He gave me 250 liras with the money of that time, he said,

''Dershaneye ilk kaydını yaptırdım. Taksiti ödedim, bu senin ikinci taksitin. "I enrolled you in the course.

İstersen bu parayla git barda pavyonda eğlen, إن أردت اذهب إلى حانة وإقضِ وقتًا You can have fun in a bar or nightclub with this

istersen git dershaneye taksitini yatır, or you can pay the fee,

üniversiteyi kazan, واحصل على قبولك بالجامعة get into university, study properly,

adam gibi oku, واقرأ وتعلم مثل باقي البشر read like a man

kendini kurtar, çünkü ben sana ne bir fabrika verebilirim, وأنقذ نفسك بنفسك لأني أنا لا أستطيع أن أعطيك مصنعًا and save yourself,

ne bir tezgâh verebilirim, ne bir dükkan, ne bir tarla, tek yolun okumak,'' dedi. I can give you neither a stall, nor a shop, nor a field, your only way to read, '' he said.

O gece sabaha kadar ağladım. وتلك الليلة بكيت حتى اليوم الذي تلاه That night, I cried until morning.

Üh, babam niye böyle diyor, diye. أقول لماذا يقول أبي هذا الكلام I was like, "Oh, why does he say that?

Niye maddi durumumuz iyi değil, diye. And why is our financial situation bad?"

Ertesi gün tabii ki dershaneye yazıldım. واليوم التالي طبعًا ذهبت وتم تسجيلي في المدرسة The next day, of course, I enrolled in the classroom.

O sırada, dershanede Kızılay'da gelip gidirken, وتلك الأثناء، عند ذهابي وقدومي للمدرسة في كزل آي While I was doing the course,

tiyatro merakım başladı. بدأ حبي للمسرح my interest in theater started.

Oyun izlemeye başladım. وبدأت مشاهدة المسرحيات I started watching plays.

İlk seyrettiğim oyun, tabii uzun yıllar Ankara'dan dışarıda olduğumuz için, وأول مسرحية شاهدتها، وبالطبع لكوننا بعيدين عن أنقرة لسنوات عدة مضت The first play - I didn't have the chance to go to the theatre

pek tiyatro şansım yoktu, izleme şansım. لم تسنح لي الكثير من الفرص لمشاهدة المسرح I did not have much theater chance, I had the chance to watch it.

İlk izlediğim oyun, Ankara Sanat Tiyatrosunun the first play that I watched was in the Ankara Art Theater,

''Sakıncalı Piyade''si, Uğur Mumcu. "Sakıncalı Piyade" by Uğur Mumcu.

Çok etkilendim, çok hoşuma gitti tiyatro. تأثرت كثيرًا، أعجبني كثيرًا المسرح I was very impressed, I really liked the theatre.

Başka bir dünyada gibiydim. وكأنني في عالم آخر It was like another world.

Sonra her hafta bir tiyatro izledim, dershaneye gittiğim her haftasonu وبعد ذلك شاهدت مسرحية كل أسبوع في كل نهاية أسبوع أذهب للمدرسة Then I started to watch theatre once a week on the weekends

mutlaka bir tiyatro izlemeye başladım. أذهب دائمًا لمشاهدة مسرحية when I went to class.

Sonra sınavlara girdik, şimdiki gibi iki dakikada hemen sonuçlar gelmiyor, وبعدها قدّمنا الامتحانات. ليس كامتحانات اليوم تعلن النتائج فورًا بعد دقيقتين Then we took the exams.

iki üç ay beklemeniz lazım o zaman. we had to wait 2-3 months.

Sonuçları beklerken bir gün, Menekşe sokaktan وعندما كنا ننتظر النتائج يومًا ما كنت أمشي مع رفاقي مرورًا بشارع أحمر While waiting for the results,

aşağı doğru yürüyorum arkadaşlarımla. I'm walking down with my friends.

Ankara Halk Tiyatrosunun tabelasını gördüm. رأيت إعلان لمسرح أنقرة للفنون and I saw the Ankara Public Theatre's signboard.

Bir an dedim ki, ben tiyatrocu olacağım. وقلت أنا سأصبح مسرحيًا At that moment, I said I would be an actor.

Oyuncu olacağım, dedim. Arkadaşlarım güldü bayağı. وأصبح ممثلًا... ضحك رفاقي كثيرًا "I will be an actor," I said. My friends laughed at me.

Ben gittim, kurslar varmış. I went, there were courses.

Kurslara yazıldım. I am enrolled in the courses.

Orada bir ay sonra haber geldi, ODTÜ Fizik'i kazandım, güzel. وهناك، أتاني بعد عام خبر قبولي في جامعة الشرق الأوسط في قسم الفيزياء، جميل One month later, the news came,

Babama birinci aşamayı geçtik yani, ODTÜ'yü kazandık işte, iyi bir üniversite. بالنسبة لأبي فقد تخطينا مرحلة كبيرة فجامعة الشرق الأوسط جامعة جيدة So I passed the first stage for my father at METU, a good university.

Bu arada, 17. tercihim. وبالمناسبة كانت خياري السابع عشر By the way, it was my 17th choice.

(Kahkaha) (ضحك) We make 18 choices, mine was the 17th.

18 tercih yapıyoruz, benimki 17. tercih. نقوم بترجيح 18 جامعة وقُبلت في جامعة كانت خياري السابع عشر We make 18 choices, mine is the 17th choice.

18\. tercihim de Dil Tarih Tiyatroydu. وخياري الثامن عشر كان مسرح اللغة والتاريخ 18th was Language and History, Theatre. Tiyatro kursları, ODTÜ, hazırlık çok zor geçtim. Theater courses, METU, preparation was very difficult.

İngilizcem her zaman kötü oldu, her zaman sorun oldu. ولغتي الإنجليزية كانت سيئة طوال الوقت وكانت دائمًا مشكلة لي My English has always been bad, it has always been a problem.

Bu arada parantez, o beş sene fizik okuduğum boyunca وبالمناسبة بين قوسين، طوال الخمس سنوات التي درست فيها الفيزياء By the way, in all those five years of studying Physics

bir tek soruyu İngilizce okuyup anlamadım. سؤال واحد فقط كان باللغة الإنجليزية قرأته ولم أفهمه I never read and understood a question in English.

Hep tahmini; ulan ivmeyi vermişse, hızı soruyordur. كله بالتخمين " إذا قال التسارع إذا يقصد السرعة! Always guessing: if it gives the acceleration, it asks about the speed;

Hızı vermişse, zamanı soruyordur, diye. وإذا أعطاك السرعة يطلب الزمان" if it gives the speed, it asks about the time.

Hani Matematik kolaydı; find the value dedim mi onu çözüyordum da, الرياضيات كانت بسيطة؛ يقول جد القيمة كنت أحلها Well, maths was easy; when I saw "find the value", I could solve it,

bir tek soruyu anlayarak çözmedim. ولكن ولا أي سؤال قمت بحله عن فهم! but I didn't solve them by understanding.

Bunu da belirteyim. دعوني أوضح هذا. Let me say that.

Derken hazırlığı zar zor geçtim. وبعدها، تخطيت السنة التحضيرية بصعوبة I could hardly pass prep school.

Birinci sene, biraz önce anlattığım gibi, transkriptte kaldım. والسنة الأولى، كما أخبرتكم قبل قليل بقينا في كشف العلامات First year, as I said, I had fail grades on my academic record.

Babam bütün bunları, benim tiyatroyla ilgilenmeme yordu. وكان أبي يتعب لكون كل هذا لأجل اهتمامي بالمسرح My father thought the reason for that was my interest in theatre.

Ki kendisi sanatla ilgilenen bir insandı. وهو نفسه شخص متعلق بالفن But he had an interest in art too.

Çok iyi şiir okurdu, hatta yazardı da, denerdi en azından. كان يقرأ شعرًا جيدًا جدًا وكان كاتبًا حتى، أو يقال عنه كذا على الأقل He read poems well.

Dedim ki, sen benim tiyatroma karışma, ben sana bu diplomayı getireceğim. قلت له لا تتدخل في مسألة المسرح أنا سأحضر لك تلك الشهادة I said, "Don't mess with my theatre and I'll bring you that diploma."

Söz mü? Söz. وعد؟ وعد. Promise? Promise.

İşte o yüzden bu yükseliş. ولهذا السبب كان ذلك الارتفاع في المعدل That's the reason for my rebelling.

Sırf bir an önce tiyatroya kaçabilmek için. لكي أستطيع الذهاب للمسرح In order to escape to theatre quickly,

Harçlığımı hep tiyatro yaparak Ankara Halk Tiyatrosu جمعت مصروفي كله لأجل المسرح كله لأجل مسرح أنقرة للفنون I saved my allowance by doing theatre

ve Ankara Sanat Tiyatrosundan kazanarak harçlığımı biriktirdim. وجمعت كل مصروفي للنجاح في مسرح أنقرة للفنون and I saved my pocket money by earning from Ankara Art Theater.

Tiyatro yaptım قمت بعمل مسرحية I did theatre,

ve bu transkripti babama diplomayı hediye eder etmez, وحال إعطاء والدي هذه الشهادة كهدية، فورًا and as soon as I presented this diploma to my father,

ilk işim konservatuvara kaçmak oldu. وأول أمر بعدها الذهاب للمعهد المسرحي the first thing I did was to run to the Conservatory.

Tiyatro bölümünü kazandım. قُبِلتُ في قسم المسرح I got into the theatre department.

Vallahi orayı da birincilikle bitirdim. والله نجحت وبالمركز الأول هناك I swear, I graduated, ranking first again.

Ama bu sefer şey değil yani, hakikaten birincilikle bitirdim. ولكن هذه المرة ليس كتلك أقصد حقًا نجحت وبالمركز الأول But this time it's okay, I really did finish first.

Sonra, Devlet Tiyatroları öyküsü başladı. Then began the story of the State Theatres.

Devlet Tiyatrolarına girdim. ذهبت لمسرح للدولة I entered the State Theatres.

Trabzon'a tayin oldum. وعُيِّنت في طرابزون I was appointed to Trabzon.

O dönemde, tabii tiyatroyu çok seviyorum, In those times, I loved the theatre.

o ilk adım attığım gün, tiyatroyu ilk izlediğim gün, On the first day when I watched the theatre,

yani hani ilk bakışta aşk derler ya, أقصد، يقال الحب من أول نظرة صحيح؟ it was like love at first sight.

öyle bir şey oldu. حصل أمرٌ كهذا It was like that for me.

Yani, bir canavar girdi içime. It was like a monster inside me.

Onsuz uyuyamıyorum, gece rüyalarıma bile tiyatro giriyor. بدونه لا أنام، في أحلامي في الليل حتى يأتي المسرح I couldn't sleep without it. Even my dreams were about theatre.

Trabzon'a gittim, artık bir okul mezunuyum, tiyatrocuyum ذهبت لطرابزون، أصبحت خريجًا جامعيًا الآن، مسرحيّ I went to Trabzon as a graduate, an actor and an employee

ve Devlet Tiyatrolarında bir elemanım وأعمل في مسرح للدولة for the State Theatre,

ve çok büyük bir baskı hissediyorum üzerimde siyasi görüşlerimden dolayı. but I felt tremendous pressure because of my political views.

Çünkü Ankara Devlet Tiyatrosunda başlamış, Ankara Sanat Tiyatrosunda devam etmişim, Because I started at the Ankara State Theater and continued at the Ankara Art Theater,

ODTÜ mezunuyum, e görüşümün ne olduğunu söylememe herhalde gerek yok. so I don't need to say what was my opinion.

Müthiş bir baskı hissediyorum idare tarafından üzerimde. I felt great pressure on me from the administration.

Ya da ben öyle sanıyorum. أو أنا أظن ذلك Or I thought so.

Ve ben her türlü yanlışlığa, haksızlığa müdahale ediyorum وأنا أتدخل وأقف ضد الخطأ والظلم أيًا كان And I was interfering in all kinds of mistakes, injustices,

ve itiraz ediyorum, tam bir muhalifim, asi bir insanım. and I object, I am a complete opponent, a rebellious person.

Bu, idareyi çok kızdırdı. وأغضبتُ تلك الإدارة كثيرًا That made the administration angry,

Bana birsürü cezalar verdiler. and they imposed many punishments on me.

Ve ben, biraz yorulmaya ve yılmaya başladım, gözüm korkmaya başladı. وأنا، بدأت أتعب وأنهار، وبدأت أخاف And I started to get tired, afraid,

Bir gece dedim ki, bu kadar muhalif olmanın, في ليلة ما، قلت لا معنى لكونك معارضًا One night, I said, "There's no sense in dissenting and opposing so much,

bu kadar itiraz etmenin bir anlamı yok, en iyisi ben idare ile biraz iyi geçineyim There's no point in objecting that much, best of all I'll get along with the administration a little bit

pes edeyim, dedim. فالأستسلم.. قلت I give up."

Tam o sırada kütüphanemde kitaplarımı gördüm. وتمامًا تلك اللحظة رأيت كتبي في المكتبة Just then, I saw books I loved in the library.

Nazım'ın kitapları vardı. كان يوجد كتب لناظم حكمت Nazım had books.

Bir tanesini aldım: Bursa Hapishanesi, okudum. I took one of them, Bursa Prison, and read it.

13 yıl hapis yattın, 13 yıl. You served 13 years in prison, 13 years.

Orada şiirler yazdın, destanlar yazdın. وهناك، كتبت الأشعار والملحميات There he wrote poems and sagas.

Oradaki insanlara resim yapmayı öğrettin.

Sen onlardan dokumacılık öğrendin, 13 yıl dayandın. He learnt weaving from them. He resisted for 13 years.

Ben 13 ay dayanamadım, öyle mi. وأنا لم أتحمل 13 شهر، صحيح؟ And I couldn't resist 13 months, huh?

Çok ayıp! Çok utandım kendimden. إنه لأمرٌ مشين! خجلت من نفسي كثيرًا How shameful! I felt ashamed.

Dedim ki, ''Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün mesele.'' I said, "The issue is not about being captured,

Ve ilk kez orada, bundan sonra teslim olmamaya karar verdim. ولأول مرة هناك، قررت أن لا أستسلم بعد ذلك أبدًا And there, for the first time, I decided to stand firm.

Sonra, Trabzon'daki hayatım devam ederken, وبعدها، عند استمرار حياتي في طرابزون Then, while my life continued in Trabzon,

bir gün Melih Cevdet Anday geldi Trabzon'a. يومًا ما قدمَ إلى طرابزون مليح جودت أنداي Melih Cevdet Anday came to Trabzon one day.

Yine ben böyle hararetli hararetli muhalefet yapıyorum idareye. وأنا مجددًا أعارض الحكومة بحرارة للإدارة I was opposing the administration again.

Bağırıp çağırıyorum. وأصرخ I was vociferous.

Melih Cevdet Anday'ın dikkatini çekti. ولفت هذا انتباه مليح جودت أنداي It got Melih Cevdet Anday's attention.

Size bir şey sorabilir miyim delikanlı, dedi. قال: "هلّا سألتك سؤالًا أيها الشاب؟" He said, "Can I ask you something, young man?"

Tabii, dedim. قلت طبعًا "Sure," I said.

Siz, dedi, Galileo'yu tanır mısınız, dedi. قال هل تعرف غاليليو؟ "Do you know Galileo?" he said.

Galileo'yu tanımaz mıyım efendim, ben dedim fizikçiyim, قلت وكيف لا أعرفه؟ أنا فيزيائي And I said, "Of course, I know Galileo, sir, I'm a physicist,

aynı zamanda Ankara Sanat'da oyunu oynandı Bertolt Brecht'in yazdığı, في نفس الوقت، مثلت أيضًا مسرحيته التي كتبها بيرتل بريخت and Bertolt Brecht's play about him was performed in Ankara Theatre.

onda da oynadım ben, ilk kursiyerlik oyunum oydu, dedim. وأول مسرحية في مسيرتي المهنية كانت تلك المسرحية I've played in it; it was my first play as a trainee."

Peki, dedi. "Well," he said,

Giordano Bruno'yu tanır mısınız, dedi. أتعرف جوردانو برونو؟ "do you know Giordano Bruno?"

Tanımaz mıyım, dedim. Giordano Bruno'nun da oyunu var. قلت كيف لا أعرفه يوجد مسرحية أيضًا لجوردانو برونو "Of course," I said, "there is a play about him too.

Onu da dedim, okudum. هذه أيضًا قرأتها "I liked it very much," I said.

Çok beğendim, dedim. وأعجبتني كثيرًا I like it very much, I said.

Ki anlatacağım öyküyü, sonra bana Ankara Devlet Tiyatrosunda والتي في القصة التي سأخبرها لكم حصل لي نصيب And in the story I'm going to tell later on, I had the opportunity to play

Giordano Bruno'yu, rolünü oynamak nasip oldu. It was destined to play Giordano Bruno, his role.

Dedim, onu da tanırım. "Yes, I know him," I said.

Peki, dedi, sence hangisi haklı? قال برأيك أيهم أحق؟ "So, which one is right?" he asked,

Hangisini, dedi, kabul ediyorsun? "Which one do you approve of?"

Tabii ki Giordano Bruno'yu, dedim. قلت بالطبع جوردانو برونو "Giordano Bruno, of course," I said.

Neden, dedi. قال لماذا He said, "Why?"

Çünkü, dedim, Galileo pes etmiş, korkmuş, geri adım atmış, قلت لأن غاليليو استسلم وخاف، وانسحب "Because Galileo had given up, became scared, took a step back;

Dünya'nın, evrenin merkezi olmadığını söylemiş, وقال أن كوكب الأرض ليس مركز الكون he said that the world wasn't the centre of the universe,

ama engizisyonun işkence aletlerini görünce وعند رؤيته لمحاكم الكاثوليك وآلات التعذيب التي كانت ضد كل مخالف but he took a step back when he saw the inquisition's tormentors,

korkmuş geri adım atmış, bile bile yalan söylemiş. خاف وانسحب وكذب عن عمد scared backed down, even lied.

Tamam evinde gitmiş o hapiste, yıllarında son eserini yazmış ama, Okay, he went home, and under house arrest he wrote his last work,

yine de kendini inkar etmiş. لكن مجددَا، هو أنكر نفسه yet he denied himself.

Ama Giordano öyle mi, dedim. قلت ولكن هل جوردانو كهذا. But is Giordano like that?

Yedi yıl engizisyonun işkencesine direnmiş, تحمل تعذيب المحاكم تلك طوال سبع سنين He resisted torture from the Inquisition for seven years,

yedi yıl dayanmış, hatta konuşmasın diye dilini damağına çakmışlar, وحتى أنه شقوا حنكه لأن لا يتكلم it lasted for seven years, and they got their tongue on their palate so that they wouldn't even speak,

damağını yırtmış, yine ''Tanrı insanın içindedir, شقوا حنكه وقام وكرر "الله موجود بداخل الإنسان but he tore his palate and said,

Dünya, evrenin merkezi değildir,'' demiş. والكرة الأرضية ليست مركز المجرة" The earth is not the center of the universe. ''

Tabii ki ben bu adamı destekliyorum, buna inanıyorum. بالطبع أنا مع هذا الشخص وأؤمن بهذا Of course, I support and believe this man."

Kaç yaşındasınız evladım, dedi. قال ما عمرك بُنًي؟ He said, "How old are you, my son?"

28, dedim. I said, "28."

48 yaşına gel de bir daha konuşalım, dedi. قال عندما تصل لسن الثامنة والأربعين تعال لنتحدث مجددًا He said, "Let's talk again when you're 48."

(Kahkaha) (ضحك) (Laughter)

Allah'a şükür 55 yaşındayım, hâlâ Giordano Bruno'ya inanıyorum, I'm 55 years old, and thank God, I still believe in Giordano Bruno,

hâlâ ona hak veriyorum. I still agree with him.

(Alkış) (تصفيق) (Applause)

Elbette Giordano Bruno kadar inatçı, onun kadar cesur olmam mümkün değil, بالطبع ليس من الممكن أن أكون عنيدًا أو شجاعًا مثل جاردانو برونو Of course, it's impossible for me to be as stubborn and brave as Giordano Bruno,

ama en azından yüreğimde hep Giordano Bruno yatıyor. ولكن على الأقل جاردانو برونو محفوظ في قلبي but at least Giordano Bruno is always in my heart.

Ve Ankara Devlet Tiyatrosunda bu rolü oynadığımda, وعند تمثيلي لدوره في مسرح أنقرة الحكومي And the day when I played the role in Ankara State Theatre,

bir cumartesi günüydü. it was Saturday.

Bu işi seçmemdeki, kararlı olmamdaki, وقد مررت بحادثة جعلتني أكثر عزمًا وجعلتني أقدّر I experienced something which caused me to appreciate

inat etmemdeki nedeni ve kararlılığı bir kez daha takdir etmeme sebep olan the reason and determination of my profession choice

bir olay yaşadım. I had an incident.

Gençler vardı. كان هناك مجموعة شبان There were some lively youngsters there.

İçeriden cıvıl cıvıl sesler geliyordu. وكانت أصوات فرحتهم تأتي من الداخل Chirping sounds were coming from inside.

Hatta bazı arkadaşlarımız, ya çoluk çocuk getirmişler, حتى أن بعض رفاقنا قالوا "أحضروا أطفالًا أو طلاب إعدادية And some of our friends said,

orta okuldan insanlar getirmişler, oynamasak mı, ağır bir oyun bu, dedi. ما رأيكم أن لا نكمل ونلعب الدور؟ هذه مسرحية ثقيلة وصعبة" They brought people from middle school, should we not play, this is a heavy game, he said.

Çünkü işkence görüyor, en sonunda yakılıyor Giordano, لأنه يُعذًَب، وبالنهاية يحرَق جاردانو Because Giordano agonises and is burnt at the end.

yakılırken bile dilini parçalıyor. وحتى عند إحتراقه كان يقطع لسانه ruptures his tongue even as he is being burned.

Dedik ki, olsun ya oynayalım ve biz oynamaya karar verdik. قلنا فليكن فلنلعب الدور ثم قررنا لعب الدور "Never mind," we said, "let's do it." And we performed it.

Oyun bitti, bir grup öğrenci çıkışa koştu. انتهت المسرحية وركض مجموعة من الطلاب نحو المخرج When it was over, some of the students ran to the exit.

Hakikaten böyle giyimlerinden, kuşamlarından biraz وبالحقيقة من ملابسهم وهندامهم كانوا يبدون مثل From their clothes, it was obvious they were from the slums,

kenar mahalle çocukları gibiydi, biraz yoksul gibilerdi. They were like suburban children, a little like poor.

İşte, benle konuşmak istediler. وأرادوا التحدث معي Well, they wanted to talk to me.

Nereden geliyorsunuz, hatırlamıyorum adını şu okuldan dediler, ama herhalde من أين أتيتم؟ من تلك المدرسة لا أذكر أسمها ولكن أغلب الظن They said the name of their school. I don't remember its name,

yine böyle yoksul semtlerimizden biriydi. كانوا من أحد أحيائنا الفقيرة but probably it was in a poor neighbourhood.

Dedim ya siz orta okul öğrencisi misiniz, قلت أنتم طلاب في المرحلة الإعدادية؟ I asked if they were from middle school.

yok dedi, biz lise öğrencisiyiz. قالوا لا نحن طلاب ثانوية They said they were from high school.

Ha lise bir öğrencisisiniz? ها أنتم طلاب ثانوية. "High school first grade?"

Hayır dedi, lise son. قالوا لا في آخر الثانوية "No, last grade," they said.

E yarın dedim üniversite sınavı var, üniversiteye gireceksiniz. قلت إذا لديكم امتحان الجامعة وتدخلون الجامعة I said, "But there's a university entrance exam tomorrow."

Evet dediler, öğretmenimiz bize hani son gün sınavı düşünmeyin, قالوا نعم، معلمنا قال لنا أن لا نفكر كثيرًا بامتحان آخر يوم And they said that their teachers brought them here to reassure them

moral olsun diye getirdi bizi buraya. وأحضرنا هنا لأجل لتعديل مزاجنا ونفسيتنا and not to think of the exam on the last day.

Aa ne güzel, dedim. Oradan bir tane kız çıktı, قلت ما أجمل ذلك وهناك ظهرت فتاة Oh how nice, I said. A girl came out of there,

Özür dilerim, gerçekten, burnumun direği sızlıyor. I'm sorry, I find this really moving.

Ben dedi üniversite okumayı çok istiyorum. He said, I want to study at university.

Üniversite okumanın çok önemli olduğunu biliyorum. أعرف من هو مهم أمر الدراسة الجامعية I know that it's important to study at a university.

Ama bu oyunu seyrettikten sonra, mutlaka üniversite okuyacağım, dedi. قالت ولكن بعد مشاهدة هذا المسرحية حتمًا سأدخل الجامعة But after watching this, I'm definitely going to university."

Bir kişi kazanmak bile, bu meslekte benim için bir rekordu. كسب الأشخاص ولو شخص واحد في هذا المهنة كانت بالنسبة لي رقم قياسي It was a record for me to gain even one person in this profession.

En büyük başarıydı. كانت أكبر نجاح لي The greatest success.

(Alkış) (تصفيق) (Applause)

Heyecanlanacağımı biliyordum da, ağlayacağımı hiç düşünmemiştim. I knew I'd be excited, but I've never thought I'd cry.

Gerçekten tiyatroyla ilgili benim hayatımda hiçbir zaman bir gelgit olmadı. حقًا، لم يكن هناك أي مد وجزر في حياتي في ما يخص المسرح I really never felt the ebb and flow in my interest in theatre.

En başından beri karar verdim, en başından beri aşık oldum, من أول لحظة أتخذت قرارًا ومن البداية عشقته I decided from the very beginning, I fell in love from the beginning

hep sevdim, çünkü ben tiyatroya inandım. and always loved it, because I believed in theatre.

Ben, tiyatronun beni daha doğru ve daha iyi bir insan yapacağına inandım. أعتقدت أن المسرح سيجعل مني إنسانًا أفضل وأقوم I believed that theater would make me a more accurate and a better person.

Umarım da öyle yapar. وأتمنى أن يفعل ذلك I hope it did.

Teşekkür ederim. شكرًا لكم Thank you.

(Alkış) (تصفيق) (Applause)

×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.