×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.


image

TEDx Turkey, Deneyimsiz Eleman Aranıyor. | Armağan Çağlayan | TEDxBursa

Deneyimsiz Eleman Aranıyor. | Armağan Çağlayan | TEDxBursa

Çeviri: Sessenol Projesi Gözden geçirme: Figen Ergürbüz

Öncelikle hoş geldiniz.

Ben yasakları delmek için varım.

(Alkışlar)

Bursa'da bir Tedx konuşması bana teklif edildiğinde,

ne hakkında konuşayım diye düşündüm uzun süre.

Sonra dediler ki bu yılın konusu deneyim.

Ben de o sırada Kanal D'ye henüz Genel Müdür yardımcısı olmuştum.

Oturdum 2 gün düşündüm ve dedim ki;

ben şöyle bir başlığı olan bir konuşma yapmak istiyorum;

"Deneyimsiz eleman aranıyor."

(Alkışlar)

Herhâlde aranızda bugüne kadar iş başvurusu yapmış olanlar vardır.

Görebilir miyim iş başvurusu yapanları?

Şahane, peki iş başvurusundan ret cevabı alanları görebilir miyim?

Bayağı iyi.

Peki deneyimsizlik sebebiyle ret cevabı alanları görebilir miyim?

Oysa bana gelseydiniz hepinizi işe alırdım.

(Gülüşmeler) (Alkışlar)

Çünkü ben,

deneyimli insanların kendilerine bir konfor alanı yarattıklarını düşünüyorum.

Ayrıca çok fazla kibirli olduklarını düşünüyorum.

Ayrıca yeniliklere açık olmadıklarını düşünüyorum.

(Alkışlar)

Bunu nereden biliyorum kendimden.

(Gülüşmeler)

Ama sadece kendimden değil.

Burada mutlaka işverenler vardır.

Bir onları da görebilir miyim?

Bakın bunların hepsi kendi popolarını sağlama almak için

kendilerine konfor alanı yaratmış insanlardır.

Net.

O kadar net ki ben de öyleyim, kendimden biliyorum.

Ama deneyimsiz insanlar;

yeniliklere açıktır, cesurdur, yenilikçidir. Mesela kendi hayatımdan örnek vereyim yeniliklere açık olmakla ilgili.

Biliyorsunuz ya da bilmek zorunda değilsiniz ben,

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdim.

Onun üstüne de Uluslararası İlişkiler masterı yaptım.

Sonra işletme doktorası yaptım.

Şimdi de sosyoloji öğrencisiyim.

Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra 3 yıl kadar ya da 4 yıl kadar,

bir inşaat şirketinin hukuk müşavirliğini yaptım, İzmit'de.

Sonra dedim ki; bu küçük yerde bana bir hayat yok, ben İstanbul'a gideceğim.

Ve İstanbul'a gittim.

3 yıl kadar işsiz kaldım.

Ama iş arıyorum yani.

O zamanlarda bir yasa var:

5 yıl avukatlık yapmış olanlar direkt Adalet Bakanlığı'na başvuruyorlar

ve sizi hâkim ya da savcı olarak direkt atıyor Adalet Bakanlığı.

Şimdi de galiba öyle zorunluluk tam bilmiyorum.

Ben gittim dedim ki iş bulamayacağım Adalet Bakanlığı'na bir dilekçe yazdım.

Ama dilekçeyi unuttum gitti ben.

Sonra benim çocukluk arkadaşım bana dedi ki;

-Gel, Med Yapım diye bir şirket kuruluyor,

bir televizyon şirketi.

Orada bir hazırlık elemanı arıyorlar, orada sana bir görüşme ayarladım, dedi.

Gittim, görüştüm bana dediler ki; - Gel pazartesi günü işe başla.

- Ne yapacağım, dedim. - Hazırlık elemanı olacaksın, dediler.

Eve gittim evde kapıda bir tane pusula, resmî bir şey olduğu belli,

çıkardım baktım.

Şöyle yazıyor; Sayın, Armağan Çağlayan lütfen Sahra Cidi karakoluna geliniz...

Ciddi korktum, karakol falan karışık işler. Karakola, girdim, ağabey acayip bir şey oldu;

bütün polisler ayağa kalktı önünü falan ilikliyor,

Armağan Bey hoş geldiniz diyor.

Önce bir anlamadım ne olduğunu.

Sonra komiser geldi,

bir kağıt uzattı önüme.

Atama emri, Ali Armağan Çağlayan;

Şırnak Cumhuriyet Savcısı olarak atandınız yazıyor.

(Gülüşmeler)

Şimdi biraz önce de hayatımda hiç bilmediğim

bir iş yerine kabul edilmişim.

Televizyonculuk diye bir şey o zaman yok,

yani çok yeni Türkiye'de özel televizyonlar

ve ben hiç bilmiyorum öyle işler.

Bana dedim beş dakika izin verin.

Dışarı çıktım o zamanlar cep telefonu filan yok, ankesörlü telefonlar var.

Bu salonun yaş ortalaması yeter herhâlde.

Bir jeton aldım, annemi aradım.

Şimdi büyük ya annemize danışacağız deneyimli hayat konusunda;

anne dedim böyle böyle, iki seçenek var:

Ya Şırnak'a gideceğim Cumhuriyet Savcısı olacağım ya da hayatımda hiç bilmediğim bir işi yapacağım ve televizyoncu olacağım.

Benim annem öğretmen, hiç düşünmedi,

Şırnak'a git dedi tabii ki savcı olacaksın, dedi.

Telefonu kapattım annem böyle diyorsa tersini yapmam lazım dedim.

(Gülüşmeler)

(Alkışlar)

Ve atama emrini imzalamadım, televizyoncu oldum.

Bakın; işte bu deneyimsiz insanın yeniliklere açık olmasıyla ilgili bir şey.

Oysa bugünkü aklım olsa, aynı şey bugün başıma gelse,

bu kadar, 25 yıldır televizyonculuk yapıyorum,

ne yaparım biliyor musunuz, imzalarım ve Şırnak'a giderim. Çok ciddi söylüyorum bunu.

Deneyimsiz insanlar bence deneyimli insanlara göre daha cesurlar.

Televizyonculuğa başladım o zaman doktoram var ama kimse beni takmıyor.

Elime bir tane otobüs bileti veriyorlar,

- Git Eminönü'nden top al gel, diyorlar,

ben gidiyorum Eminönü'nden top alıp geliyorum,

böyle işler yapıyorum.

Huysuz Virjin de namıdiğer Seyfi Dursunoğlu,

bizim şirketle anlaşmış, benim çalıştığım yapım şirketiyle.

10 bölüm bir bizden önce televizyon programı yapmış ama

parayı da cebine koymuş yeni transfer olmuş ama sürekli şunu söylüyor;

- Benim malzemem yok,

10 bölümden fazla bir şey yapamam ben, diyor.

Gitti bizim şirkettekiler Gani Müjde'yle anlaştılar.

Şimdi Gani Müjde deyince,

hani Gani Müjde yani...

Gani bey bir şeyler yazdı getirdiler.

Şirkette okundu, herkes karınlarını tuta tuta güldü.

Sonra bunu Seyfi Bey'e götürdüler.

Seyfi Bey dedi ki; - Bunlar olmamış. Sonra Necef Uğurlu'ya gittiler.

Necef Uğurlu çok şahane şeyler yazdı gerçekten.

Bunu yine Seyfi Bey'e götürdüler Seyfi bey dedi ki yine;

- Bunlar olmamış.

Ben de hep bunları dinliyorum, oturdum orada bilgisayarın başına,

ofiste bir köşede bir şeyler yazdım.

Seyfi Bey'in kostümlerini yapan patronun karısı vardı,

yani bizim şirketin patronunun karısı.

Ona dedim ki;

- Bu yazılanları götürüp Seyfi Bey'e verir misin?

Seyfi Bey şöyle yapmış okuduktan sonra;

- Bu çocuğu bana getirin, demiş.

Ben gittim ve benim televizyonculuk kariyerim öyle değişti.

Deneyimsiz insan her zaman daha cesurdur.

Bugün olsa bu deneyimimle hayatta hiç kimseye bir şey yazıp

beni de dene diye yollamam.

Çünkü kariyerimi kaybetmekten korkarım.

Çünkü güvenli alanımı kaybetmekten korkarım,

çünkü reddedilmekten korkarım.

Ayrıca deneyimsizlik,

insana çok acayip bir saflık, bir hümanizm kazandırıyor.

Bu salonda hepiniz ilk Popstar'ı kuşkusuz seyretmişsinizdir.

O zamanlar biliyorsunuz şarkı yarışmaları Türkiye'de yeniydi.

Jüri kavramı Türkiye'de yeniydi,

yarışmacı olmak Türkiye'de yeniydi.

Biz dört jüri üyesi,

gittik Türkiye'nin çeşitli yerlerinden 13 tane insan seçtik.

İşte o bildiğiniz ve unutamadığınız; Bayhanlar, Firdevsler hepsini

hiçbir hesap kitap yapmadan.

İşte mesela şunu düşünmedik;

Bayhan'ı seçelim de Bayhan da öteki Türklerin kahramanı olsun,

onun karşısına da beyaz Türklerin kahramanı Barış'ı koyalım,

bir de kadın kahraman; Firdevs koyalım diye düşünmedik.

Gerçekten onları istediğimiz için onları seçtik.

Ve bize gelen yarışmacılar da son derece deneyimsizliği ile

hayatında ilk defa bir şeye katılmak için

bu yarışmaya gelip başvurdular.

Birincisi acayip başarı kazandı sonra ikincisini yapmaya başladık.

Mutlaka görmüşsünüzdür İzmir'de ilk elemeye yedi bin kişi filan geldi.

İşte bütün gazetelere bu manşet oldu;

Popstar umut dağıtıyor filan diye.

Sonra bütün jüri üyeleri büyük deneyimimizle şunu yapmaya başladık;

şimdi biz bunu alırsak bunu Bayhan'ın yerine koyarız,

bu da Firdevs gibi bu,

bayağı bütün deneyimimizi aslında kötüye kullandık. Sonra yarışmacılar da deneyimli gelmeye başladı.

Bayağı kavga çıkartmak için gelen,

işte bana laf sokmak için gelen.

Bursa'da kafama ayakkabı bile attılar Saddam'a ayakkabı atıldığı dönem,

(Gülüşmeler)

ciddi söylüyorum.

Bursa'daki bir elemede, o zaman Saddam'a ayakkabı atmışlardı.

Yarışmacının biri söyledi, ben olmadı dedim.

Ayakkabıyı çıkarttı bir fırlattı bana.

Ve iki yarışma arasında şöyle bir fark var.

İlk Popstar'da hem jüri deneyimsizdi,

hem seyirci deneyimsizdi.

hem yarışmacılar deneyimsizdi.

Ama ilk Popstar'a bir eleme gecesinde gelen oy miktarını söylüyorum;

iki milyon iki yüz elli bin sms.

İkinci Popstar'da jüri deneyimliydi, yarışmacılar deneyimliydi,

seyirci deneyimliydi.

Gelen oy miktarını söylüyorum; bin beş yüz.

Şimdi, deneyimsiz insan mı iyidir?

Deneyimli insan mı iyidir?

Kuşkusuz deneyimsiz olmak deneyimli olmaya göre bir avantaj.

Ben gerçekten böyle düşünüyorum.

İlk Popstar ile ilgili bir deneyim hikâyesi daha anlatayım.

Bayhan yarışıyor.

Bayhan'ın kuzeniydi galiba,

kuzenini kazara öldürdüğü ortaya çıktı.

Bütün gazetelerde manşet; Bayhan Katil.

Şirkette olağanüstü toplantı yapıldı.

Ama hiç öyle toplantı gibi değil,

- Ne yapacağız, dedim ben patrona.

- Hiçbir şey yapmayacağız, çocuk çıkacak, olanı anlatacak, dedi.

Bugün olsa sosyal medya uzmanı, halkla ilişkiler uzmanı,

kişisel gelişim uzmanı ve o olay çözülemez biliyorsunuz.

Böyle kördüğüm olur bırakılır.

Ama o gün o olay orada bir gecede çözüldü.

Çocuk çıktı dürüstçe anlattı;

- Evet kazara kuzenimi bıçakladım,

o da kan kaybından öldü, dedi bitti.

Bugün sekiz tane uzman bu olayı çözmeye çalışır ve çözülemez.

Gerçekten çözülemez.

(Gülüşmeler)

Şunu gerçekten söylemek isterim ki;

deneyimli insanlar, kendi konfor alanlarından kurtulamadıkları sürece,

bu, deneyimsiz insanları işe almamak meselesi de sürüp gidecek.

Benim beyaz yakalılara naçizane kendimin de arada sırada denediği

ama arada sırada denemediği bir şey önermek isterim.

Lütfen konforlu alanlarınızdan kurtulun.

Her sabah yatağınızdan kalktığınızda deneyimi yatağınızda bırakın.

Ama iş yerine bütün deneyimsizliğinizle gidin.

Ve burada deneyimsizliği yüzünden,

iş başvurusu reddedilenlere söylemek istediğim şeyler var:

Lütfen üzülmeyin.

Siz yeniliklere açık, işbirliğine açık,

efendim, zihni bizden daha açık insanlarsınız.

En son yapılan araştırmaya göre,

insanın karşısındaki insanı dinleme süresi

ne kadara düşmüş biliyor musunuz?

Sekiz saniye.

Ama bu sekiz saniye bence deneyimli insanlar için.

Benim de karşımdaki insanı dinleme sürem,

belki sekiz saniye bile yok.

Ama deneyimsiz insanlar bilgiye ve işbirliğine o kadar açıklar ki;

sizi sıkılmadan 3-4 dakika dinleyebilirler.

Gerçekten buna inanıyorum ve bir yazarın dediği gibi,

bütün deneyimsiz arkadaşlara şunu söylemek istiyorum:

"Lütfen korkmayın, tökezlediğiniz yerde hazineniz vardır."

(Alkışlar)


Deneyimsiz Eleman Aranıyor. | Armağan Çağlayan | TEDxBursa

Çeviri: Sessenol Projesi Gözden geçirme: Figen Ergürbüz

Öncelikle hoş geldiniz. في البداية أهلاً بكم.

Ben yasakları delmek için varım. أنا هنا لكي أخترق الحظر.

(Alkışlar) (تصفيق)

Bursa'da bir Tedx konuşması bana teklif edildiğinde, عندما عرض علي التحدث في TEDx بورصا،

ne hakkında konuşayım diye düşündüm uzun süre. فكرت لفترة طويلة عن ماذا سأتحدث.

Sonra dediler ki bu yılın konusu deneyim. ثم قلت إن موضوع هذا العام هو الخبرة.

Ben de o sırada Kanal D'ye henüz Genel Müdür yardımcısı olmuştum. في ذلك الوقت، أصبحت نائب المدير العام في قناة D.

Oturdum 2 gün düşündüm ve dedim ki; جلست وفكرت لمدة يومين ثم قلت،

ben şöyle bir başlığı olan bir konuşma yapmak istiyorum; أريد أن أتحدث مع عنوان:

"Deneyimsiz eleman aranıyor." "البحث عن موظفين عديمي الخبرة"

(Alkışlar) (تصفيق)

Herhâlde aranızda bugüne kadar iş başvurusu yapmış olanlar vardır. أفترض أن هناك من تقدم بطلب للحصول على وظيفة حتى الآن.

Görebilir miyim iş başvurusu yapanları? هل يمكنني رؤية المتقدمين للوظائف؟

Şahane, peki iş başvurusundan ret cevabı alanları görebilir miyim? رائع، حسناً هل يمكنني رؤية الأشخاص الذين تم رفضهم؟

Bayağı iyi. جيد جداً.

Peki deneyimsizlik sebebiyle ret cevabı alanları görebilir miyim? حسناً، هل يمكنني رؤية من تم رفضهم بسبب عدم الخبرة؟

Oysa bana gelseydiniz hepinizi işe alırdım. إذا كنتم ستأتون لي، فأنا سأوظفكم جميعاً.

(Gülüşmeler) (Alkışlar) (ضحك) (تصفيق)

Çünkü ben, لأنني،

deneyimli insanların kendilerine bir konfor alanı yarattıklarını düşünüyorum. أعتقد أن الأشخاص ذوي الخبرة قد خلقوا مساحة لراحة أنفسهم.

Ayrıca çok fazla kibirli olduklarını düşünüyorum. أعتقد أنهم متغطرسون جداً.

Ayrıca yeniliklere açık olmadıklarını düşünüyorum. أعتقد أيضاً أنهم ليسوا منفتحين على الابتكارات.

(Alkışlar) (تصفيق)

Bunu nereden biliyorum kendimden. من أين أعرف أنا (من نفسي).

(Gülüşmeler) (ضحك)

Ama sadece kendimden değil. ولكن لست أنا فقط.

Burada mutlaka işverenler vardır. بالتأكيد يوجد هنا أصحاب أعمال.

Bir onları da görebilir miyim? هل يمكنني رؤية واحد منهم؟

Bakın bunların hepsi kendi popolarını sağlama almak için انظروا، هؤلاء الأشخاص خلقوا منطقة راحة لأنفسهم

kendilerine konfor alanı yaratmış insanlardır. لكي يحموا مكانتهم.

Net. واضح.

O kadar net ki ben de öyleyim, kendimden biliyorum. من الواضح جداً أنني أعرف ذلك بنفسي.

Ama deneyimsiz insanlar; لكن الناس عديمو الخبرة،

yeniliklere açıktır, cesurdur, yenilikçidir. منفتحون للابتكار، شجعان ومبتكرون. Mesela kendi hayatımdan örnek vereyim yeniliklere açık olmakla ilgili. دعوني أعطي مثالاً من حياتي حول الانفتاح على الابتكارات.

Biliyorsunuz ya da bilmek zorunda değilsiniz ben, تعرفون أو ليس عليكم أن تعرفوا،

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdim. تخرجت في كلية الحقوق بجامعة إسطنبول.

Onun üstüne de Uluslararası İlişkiler masterı yaptım. حصلت على درجة الماجستير في العلاقات الدولية.

Sonra işletme doktorası yaptım. ثم حصلت على الدكتوراة في إدارة الأعمال.

Şimdi de sosyoloji öğrencisiyim.

Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra 3 yıl kadar ya da 4 yıl kadar, بعد التخرج في كلية الحقوق لمدة تصل إلى ثلاث أو أربع سنوات،

bir inşaat şirketinin hukuk müşavirliğini yaptım, İzmit'de. عملت كمستشار قانوني في شركة إنشاءات في إزميت.

Sonra dedim ki; bu küçük yerde bana bir hayat yok, ben İstanbul'a gideceğim. ثم قلت، ليست لدي حياة في هذا المكان الصغير، سأذهب إلى إسطنبول.

Ve İstanbul'a gittim. وذهبت إلى إسطنبول.

3 yıl kadar işsiz kaldım. أصبحت عاطلاً عن العمل لمدة ثلاث سنوات.

Ama iş arıyorum yani. لكنني أبحث عن عمل.

O zamanlarda bir yasa var: في ذلك الوقت كان يوجد قانون:

5 yıl avukatlık yapmış olanlar direkt Adalet Bakanlığı'na başvuruyorlar أولئك الذين مارسوا المحاماة لمدة خمس سنوات يتقدمون مباشرة إلى وزارة العدل

ve sizi hâkim ya da savcı olarak direkt atıyor Adalet Bakanlığı. وسيتم تعيينهم مباشرة كقاض أو مدع عام.

Şimdi de galiba öyle zorunluluk tam bilmiyorum. الآن أعتقد أنني لا أعرف بالضبط ما يجب القيام به.

Ben gittim dedim ki iş bulamayacağım Adalet Bakanlığı'na bir dilekçe yazdım. كتبت عريضة إلى وزارة العدل.

Ama dilekçeyi unuttum gitti ben. ولكنني قدمتها ونسيتها.

Sonra benim çocukluk arkadaşım bana dedi ki; ثم قال لي صديق طفولتي،

-Gel, Med Yapım diye bir şirket kuruluyor, تعال، يتم تأسيس شركة ميد للإنتاج،

bir televizyon şirketi. شركة تلفزيون.

Orada bir hazırlık elemanı arıyorlar, orada sana bir görüşme ayarladım, dedi. أخبرني: إنهم يبحثون عن معدين، ورتبت لك مقابلة عمل هناك.

Gittim, görüştüm bana dediler ki; - Gel pazartesi günü işe başla. ذهبت، تحدثت وقالوا لي: تعال يوم الإثنين لتبدأ العمل.

- Ne yapacağım, dedim. - Hazırlık elemanı olacaksın, dediler. قلت ماذا سأفعل؟ قالوا سوف تكون مُعِداً.

Eve gittim evde kapıda bir tane pusula, resmî bir şey olduğu belli, ذهبت إلى المنزل وكان هناك رسالة عند الباب الواضح أنها شيء رسمي،

çıkardım baktım. أخرجتها ونظرت فيها.

Şöyle yazıyor; Sayın, Armağan Çağlayan lütfen Sahra Cidi karakoluna geliniz... مكتوب هناك: السيد، أرمان شالايان يرجى الحضور إلى مركز شرطة Sahra...

Ciddi korktum, karakol falan karışık işler. شعرت بالخوف الشديد، مركز شرطة أو شيء من هذا القبيل أي أعمال معقدة. Karakola, girdim, ağabey acayip bir şey oldu; دخلت مركز الشرطة وحصلت أشياء عجيبة،

bütün polisler ayağa kalktı önünü falan ilikliyor, كل رجال الشرطة وقفوا،

Armağan Bey hoş geldiniz diyor. يقولون أهلاً بك يا سيد أرمان.

Önce bir anlamadım ne olduğunu. أولاً لم أفهم ماذا حدث.

Sonra komiser geldi, ثم أتى المفوض،

bir kağıt uzattı önüme. وأعطاني ورقة.

Atama emri, Ali Armağan Çağlayan; مكتوب بها: أمر تكليف، علي أرمان شالايان،

Şırnak Cumhuriyet Savcısı olarak atandınız yazıyor. لقد تم تعيينك مدعٍ عام في شرناق.

(Gülüşmeler) (ضحك)

Şimdi biraz önce de hayatımda hiç bilmediğim قبل قليل تم قبولي في وظيفة

bir iş yerine kabul edilmişim. لم أكن أعرفها من قبل.

Televizyonculuk diye bir şey o zaman yok, لم تكن مهنة الإعداد مشهورة في ذلك الوقت،

yani çok yeni Türkiye'de özel televizyonlar على الرغم من وجود الكثير من القنوات الخاصة الجديدة في تركيا

ve ben hiç bilmiyorum öyle işler. ولكني لا أعرف تلك الأعمال أبداً.

Bana dedim beş dakika izin verin. قلت: اسمحوا لي خمس دقائق.

Dışarı çıktım o zamanlar cep telefonu filan yok, ankesörlü telefonlar var. خرجت، في هذه الأوقات لم يكن هناك هاتف محمول، ولكن يوجد هواتف عمومية.

Bu salonun yaş ortalaması yeter herhâlde. أعتقد جميعكم تعرفون ذلك.

Bir jeton aldım, annemi aradım. أخذت عملة معدنية واتصلت بأمي.

Şimdi büyük ya annemize danışacağız deneyimli hayat konusunda; الآن سوف أتشاور مع أمي لأن لديها خبرة في الحياة،

anne dedim böyle böyle, iki seçenek var: قلت لأمي عندي خياران:

Ya Şırnak'a gideceğim Cumhuriyet Savcısı olacağım إما سأذهب إلى شرناق وأصبح المدعي العام ya da hayatımda hiç bilmediğim bir işi yapacağım ve televizyoncu olacağım. أو سأقوم بعمل لم أكن أعرفه أبداً في حياتي وسأكون مُعِداً.

Benim annem öğretmen, hiç düşünmedi, والدتي معلمة، لم تفكر،

Şırnak'a git dedi tabii ki savcı olacaksın, dedi. وقالت على الفور أذهب إلى شرناق بالطبع وأصبح المدعي العام.

Telefonu kapattım annem böyle diyorsa tersini yapmam lazım dedim. أغلقت الهاتف وقلت يجب أن أفعل العكس.

(Gülüşmeler) (ضحك)

(Alkışlar) (تصفيق)

Ve atama emrini imzalamadım, televizyoncu oldum. ولم أوقع على طلب التعيين وأصبحت مُعِداً.

Bakın; işte bu deneyimsiz insanın yeniliklere açık olmasıyla ilgili bir şey. انظروا، هذا ما يحدث للشخص عديم الخبرة المنفتح على الابتكارات.

Oysa bugünkü aklım olsa, aynı şey bugün başıma gelse, ولكن إذا كان لدي نفس العقل اليوم،

bu kadar, 25 yıldır televizyonculuk yapıyorum, هل تعرفون ماذا كنت سأفعل، كنت سأمضي وأذهب إلى شرناق،

ne yaparım biliyor musunuz, imzalarım ve Şırnak'a giderim. للعلم، أعمل مًعِداً منذ 25 عاماً. Çok ciddi söylüyorum bunu. أقول هذا بشكل جاد للغاية.

Deneyimsiz insanlar bence deneyimli insanlara göre daha cesurlar. برأيي الأشخاص عديمو الخبرة أكثر شجاعة من ذوي الخبرة.

Televizyonculuğa başladım o zaman doktoram var ama kimse beni takmıyor. بدأت وظيفتي كمُعِد وكنت حاصل على درجة الدكتوراة في ذلك الوقت لكن لا أحد يريدني.

Elime bir tane otobüs bileti veriyorlar, يعطونني تذكرة حافلة واحدة

- Git Eminönü'nden top al gel, diyorlar, يقولون أذهب افعل هذا

ben gidiyorum Eminönü'nden top alıp geliyorum, أذهب وأفعل ما يقولون لي وأعود،

böyle işler yapıyorum. أفعل تلك الأشياء. (أعمال روتينية)

Huysuz Virjin de namıdiğer Seyfi Dursunoğlu, شخص معروف باسم سيفي دورسونوغلو،

bizim şirketle anlaşmış, benim çalıştığım yapım şirketiyle. أبرم اتفاق مع شركة الإنتاج التي أعمل معها.

10 bölüm bir bizden önce televizyon programı yapmış ama بفعل برنامج تلفزيوني من 10 حلقات

parayı da cebine koymuş yeni transfer olmuş ama sürekli şunu söylüyor; وتم إعطاء المال له، ولكنه ظل يقول:

- Benim malzemem yok, ليس عندي موضوع،

10 bölümden fazla bir şey yapamam ben, diyor. ولا أستطيع عمل أكثر من 10 حلقات.

Gitti bizim şirkettekiler Gani Müjde'yle anlaştılar. اتفقت شركتنا مع جاني موجد

Şimdi Gani Müjde deyince, الآن، عندما أقول جاني موجد،

hani Gani Müjde yani... أي كما تعلمون جاني موجد....

Gani bey bir şeyler yazdı getirdiler. أحضروا السيد جاني وكتب شيئاً.

Şirkette okundu, herkes karınlarını tuta tuta güldü. قرأه في الشركة وضحك الجميع جداً.

Sonra bunu Seyfi Bey'e götürdüler. ثم أخذوها إلى السيد سيفي.

Seyfi Bey dedi ki; - Bunlar olmamış. قال السيد سيفي: لا يمكن هذا. Sonra Necef Uğurlu'ya gittiler.

Necef Uğurlu çok şahane şeyler yazdı gerçekten. كتب نجف أوغورلو أشياء رائعة جداً حقاً.

Bunu yine Seyfi Bey'e götürdüler Seyfi bey dedi ki yine; أخذوها إلى السيد سيفي مرة أخرى وقال:

- Bunlar olmamış. لا يمكن ذلك.

Ben de hep bunları dinliyorum, oturdum orada bilgisayarın başına, وأنا أستمع لهم جميعاً، ثم جلست على الكمبيوتر،

ofiste bir köşede bir şeyler yazdım. وكتبت أشياء في زاوية في المكتب.

Seyfi Bey'in kostümlerini yapan patronun karısı vardı, كان يوجد زوجة الرئيس التي تصمم أزياء السيد سيفي

yani bizim şirketin patronunun karısı. أي زوجة رئيس شركتنا.

Ona dedim ki; قلت لها:

- Bu yazılanları götürüp Seyfi Bey'e verir misin? هل يمكنك أخذ الكتابات وإعطائها إلى السيد سيفي؟

Seyfi Bey şöyle yapmış okuduktan sonra; قرأها السيد سيفي ثم قال:

- Bu çocuğu bana getirin, demiş. أجلبوا لي هذا الولد.

Ben gittim ve benim televizyonculuk kariyerim öyle değişti. ذهبت وحياتي المهنية في التلفزيون تغيرت.

Deneyimsiz insan her zaman daha cesurdur. الإنسان عديم الخبرة دائماً أكثر شجاعة.

Bugün olsa bu deneyimimle hayatta hiç kimseye bir şey yazıp اليوم وعلى الرغم من هذه التجربة في حياتي،

beni de dene diye yollamam. لا أكتب شيئاً لمجرد المحاولة.

Çünkü kariyerimi kaybetmekten korkarım. لأنني أخشى من فقدان مسيرتي المهنية.

Çünkü güvenli alanımı kaybetmekten korkarım, لأنني أخشى من فقدان المساحة الآمنة،

çünkü reddedilmekten korkarım. لأنني أخشى الرفض.

Ayrıca deneyimsizlik, عدم الخبرة أيضاً،

insana çok acayip bir saflık, bir hümanizm kazandırıyor. يعطي للإنسان نقاء وإنسانية عجيبة .

Bu salonda hepiniz ilk Popstar'ı kuşkusuz seyretmişsinizdir. جميع من في هذه القاعة، قد شاهدوا أول نجم غناء

O zamanlar biliyorsunuz şarkı yarışmaları Türkiye'de yeniydi. تعرفون في تلك الأوقات كانت مسابقات الأغاني جديدة في تركيا.

Jüri kavramı Türkiye'de yeniydi, وكان مفهوم لجنة التحكيم ووجود متنافسين،

yarışmacı olmak Türkiye'de yeniydi. شيئاً جديداً في تركيا.

Biz dört jüri üyesi, نحن أربعة أعضاء في هيئة التحكيم،

gittik Türkiye'nin çeşitli yerlerinden 13 tane insan seçtik. ذهبنا واخترنا 13 شخصاً من أماكن مختلفة من تركيا.

İşte o bildiğiniz ve unutamadığınız; Bayhanlar, Firdevsler hepsini جميعكم تعرفون ولايمكن أن تنسوا بايهان وفردوس

hiçbir hesap kitap yapmadan. اخترناهم جميعاً بطريقة عشوائية.

İşte mesela şunu düşünmedik; على سبيل المثال، لم نفكر في ذلك:

Bayhan'ı seçelim de Bayhan da öteki Türklerin kahramanı olsun, اخترت بايهان وأصبح بايهان بطل الأتراك الآخرين،

onun karşısına da beyaz Türklerin kahramanı Barış'ı koyalım, دعونا نضعه كحمامة السلام البيضاء للأتراك

bir de kadın kahraman; Firdevs koyalım diye düşünmedik. والبطلة، اخترنا فردوس ولم نفكر في ذلك.

Gerçekten onları istediğimiz için onları seçtik. لقد اخترناهم حقاً لأننا أردناهم.

Ve bize gelen yarışmacılar da son derece deneyimsizliği ile والمتسابقون الذين اشتركوا في هذه المسابقة

hayatında ilk defa bir şeye katılmak için عديمو خبرة،

bu yarışmaya gelip başvurdular. لأنها كانت أول مسابقة لهم في حياتهم.

Birincisi acayip başarı kazandı sonra ikincisini yapmaya başladık. نجحت أول مسابقة نجاحاً كبيراً، ثم أقمنا ثاني مسابقة.

Mutlaka görmüşsünüzdür İzmir'de ilk elemeye yedi bin kişi filan geldi. بالتاكيد رأيتم أول تصفية في إزمير، جاء حوالي سبعة آلاف شخص.

İşte bütün gazetelere bu manşet oldu; كان العنوان الرئيسي في كل الجرائد،

Popstar umut dağıtıyor filan diye. نجم الغناء يعطي الأمل.

Sonra bütün jüri üyeleri büyük deneyimimizle şunu yapmaya başladık; ثم بدأ كل الحكام في التصفية بناءً على خبرتهم الكبيرة

şimdi biz bunu alırsak bunu Bayhan'ın yerine koyarız, الآن، أُسيء استخدام خبرتنا بالكامل

bu da Firdevs gibi bu, بعد أن أخذنا هذا،

bayağı bütün deneyimimizi aslında kötüye kullandık. وضعناه في مكان بايهان، وفردوس أيضاً. Sonra yarışmacılar da deneyimli gelmeye başladı. ثم بدأ المتسابقون أيضاً في القدوم.

Bayağı kavga çıkartmak için gelen, أتيت لإنهاء الشجار،

işte bana laf sokmak için gelen. وللتحدث.

Bursa'da kafama ayakkabı bile attılar Saddam'a ayakkabı atıldığı dönem, قذفوني بالأحذية أنا وصدام في بورصا،

(Gülüşmeler) (ضحك)

ciddi söylüyorum. أنا جاد.

Bursa'daki bir elemede, o zaman Saddam'a ayakkabı atmışlardı. رموا صدام بالأحذية، في العرض في بورصا.

Yarışmacının biri söyledi, ben olmadı dedim. قال أحد المتنافسين، لم أقل.

Ayakkabıyı çıkarttı bir fırlattı bana. خلع حذاءه وألقى به في وجهي.

Ve iki yarışma arasında şöyle bir fark var. وهناك فرق بين المسابقتين.

İlk Popstar'da hem jüri deneyimsizdi, كانت لجنة تحكيم المسابقة الأولى عديمة الخبرة،

hem seyirci deneyimsizdi. وكان الجمهور أيضاً عديم الخبرة.

hem yarışmacılar deneyimsizdi. والمتنافسون أيضاً عديمو الخبرة.

Ama ilk Popstar'a bir eleme gecesinde gelen oy miktarını söylüyorum; ولكن أقول لك أن المسابقة الأولى حصدت أصوات

iki milyon iki yüz elli bin sms. اثنين مليون ومئتين وخمسين ألف رسالة.

İkinci Popstar'da jüri deneyimliydi, yarışmacılar deneyimliydi, كان الحكام في المسابقة الثانية ذوي خبرة، وكان المنافسون ذوي خبرة،

seyirci deneyimliydi. كان الجمهور من ذوي الخبرة.

Gelen oy miktarını söylüyorum; bin beş yüz. وكمية الأصوات كانت 1500

Şimdi, deneyimsiz insan mı iyidir? الآن، هل الأشخاص عديمو الخبرة جيدون؟

Deneyimli insan mı iyidir? هل الأشخاص ذوو الخبرة جيدون؟

Kuşkusuz deneyimsiz olmak deneyimli olmaya göre bir avantaj. مما لا شك فيه، عدم الخبرة هو ميزة لكي تصبح من ذوي الخبرة

Ben gerçekten böyle düşünüyorum. أنا أفكر هكذا حقاً.

İlk Popstar ile ilgili bir deneyim hikâyesi daha anlatayım. دعوني أخبركم قصة حول تجربة أول مسابقة.

Bayhan yarışıyor. بايهان يتنافس.

Bayhan'ın kuzeniydi galiba, اتضح أن بايهان قتل ابن عمه

kuzenini kazara öldürdüğü ortaya çıktı. عن طريق الخطأ.

Bütün gazetelerde manşet; Bayhan Katil. العنوان الرئيسي في كل الصحف: بايهان قاتل.

Şirkette olağanüstü toplantı yapıldı. اجتماع غير عادي في الشركة.

Ama hiç öyle toplantı gibi değil, لكنه ليس مثل الاجتماع على الإطلاق،

- Ne yapacağız, dedim ben patrona. قلت لمديري: ماذا سنفعل؟

- Hiçbir şey yapmayacağız, çocuk çıkacak, olanı anlatacak, dedi. قال: لن نفعل أي شيء، فالطفل سيخرج وسيقول ما حدث.

Bugün olsa sosyal medya uzmanı, halkla ilişkiler uzmanı, حتى اليوم لا يمكن حل تلك الحادثة، على الرغم من وجود خبير تواصل إجتماعي،

kişisel gelişim uzmanı ve o olay çözülemez biliyorsunuz. خبير علاقات عامة، وخبير تنمية بشرية.

Böyle kördüğüm olur bırakılır. هذا هو الطريق المسدود.

Ama o gün o olay orada bir gecede çözüldü. ولكن هناك في ذلك اليوم تم حل هذا الحدث بين عشية وضحاها.

Çocuk çıktı dürüstçe anlattı; خرج الطفل وقال بصراحة:

- Evet kazara kuzenimi bıçakladım, أجل، لقد طعنت ابن عمي بطريق الخطأ،

o da kan kaybından öldü, dedi bitti. ولقد توفي من فقدان الدم.

Bugün sekiz tane uzman bu olayı çözmeye çalışır ve çözülemez. اليوم، يحاول ثمانية خبراء حل هذه المشكلة ولا يمكن حلها.

Gerçekten çözülemez. حقاً لا يمكن حلها.

(Gülüşmeler) (ضحك)

Şunu gerçekten söylemek isterim ki; أريد قول ذلك حقاً:

deneyimli insanlar, kendi konfor alanlarından kurtulamadıkları sürece, طالما لا يستطيع الأشخاص ذوو الخبرة التخلص من منطقة الراحة الخاصة بهم،

bu, deneyimsiz insanları işe almamak meselesi de sürüp gidecek. فستستمر مسألة عدم توظيف أشخاص عديمي الخبرة.

Benim beyaz yakalılara naçizane kendimin de arada sırada denediği أود أن أقترح شيئاً على ذوي الياقات البيضاء الذين أكون مثلهم أحياناً،

ama arada sırada denemediği bir şey önermek isterim. ولكن ليس دائماً.

Lütfen konforlu alanlarınızdan kurtulun. من فضلكم اتركوا مناطق راحتكم.

Her sabah yatağınızdan kalktığınızda deneyimi yatağınızda bırakın. كل صباح انهضوا وحاولوا ترك السرير.

Ama iş yerine bütün deneyimsizliğinizle gidin. اذهبوا للعمل مع قلة خبرتكم.

Ve burada deneyimsizliği yüzünden, هناك أشياء أريد أن أقولها لأولئك الذين تم رفضهم

iş başvurusu reddedilenlere söylemek istediğim şeyler var: بسبب قلة خبرتهم:

Lütfen üzülmeyin. من فضلكم لا تقلقوا.

Siz yeniliklere açık, işbirliğine açık, سيدي، أنتم منفتحون على الابتكار والتعاون،

efendim, zihni bizden daha açık insanlarsınız. وعقولكم منفتحة أكثر منا.

En son yapılan araştırmaya göre, هل تعلمون ما المدة التي

insanın karşısındaki insanı dinleme süresi يستطيع الإنسان الاستماع لشخص،

ne kadara düşmüş biliyor musunuz? وفقاً لأحدث الأبحاث:

Sekiz saniye. ثمان ثوانٍ.

Ama bu sekiz saniye bence deneyimli insanlar için. ولكن برأيي تلك الثمان ثوانٍ لأجل الأشخاص ذوي الخبرة.

Benim de karşımdaki insanı dinleme sürem, ليس لدي حتى الثواني الثمانية،

belki sekiz saniye bile yok. للاستماع إلى الشخص الذي أمامي.

Ama deneyimsiz insanlar bilgiye ve işbirliğine o kadar açıklar ki; لكن الأشخاص عديمي الخبرة منفتحون على المعرفة وعلى التعاون،

sizi sıkılmadan 3-4 dakika dinleyebilirler. ويمكنهم الاستماع لمدة ثلاث - أربع دقائق دون الشعور بالملل.

Gerçekten buna inanıyorum ve bir yazarın dediği gibi, أريد أن أقول لكل الأصدقاء عديمي الخبرة، وأنا أعتقد ذلك حقاً،

bütün deneyimsiz arkadaşlara şunu söylemek istiyorum: كما قال الكاتب:

"Lütfen korkmayın, tökezlediğiniz yerde hazineniz vardır." "من فضلك لا تخف، هناك كنز حيث تتعثر."

(Alkışlar) (تصفيق)