image

TEDx Turkey, Ben Bir Kadınım! | Feyza Altun | TEDxIstanbul

Ben Bir Kadınım! | Feyza Altun | TEDxIstanbul

Transcriber: AHMET GÜRSU Gözden geçirme: Yunus ASIK Av. Feyza Altun Aktivist Kadın erkek eşit mi?

Eşit değilsek niye değiliz?

Eşitsek niye sürekli ayrımcılığa uğruyoruz? Bu çoğumuzun yaptığı bir tartışma muhakkak kendi kadın erkek ilişkimizde, arkadaş ortamlarında.

Hukuk kurallarına baktığımız zaman hukuken de eşitiz aslında. Yani kanunda eşit gözüküyoruz.

Fakat Dünya Ekonomi Forumu'nun 2016'da yaptığı cinsiyet eşitliği raporuna göre, kadın ve erkeğin iş hayatında temsil edilmesi için sizce kaç sene gerekiyor olabilir?

Eşit olmamız için?

Çok hızlı birkaç tane fikir almak istiyorum. Var mı fikriniz?

93, iyi yaklaştınız.

117 sene gerekiyor.

Eşitiz diyen lütfen bu örneği hatırlasın.

Yani 117 sene sonra ancak iş hayatında, eşit bir şekilde temsil edileceğiz. Baktığınız zaman sorumluluk anlamında da eşit gibi gözüküyoruz. Kadınların pek çok özgürlüğü var gibi gözüküyor. Ama baktığınız zaman bir yerde yine bir sıkıntı var. Şimdi kadın erkek beraber sabah kalkıyorlar, işe gidiyorlar. Birisi doğalgazı ödüyorsa, birisi elektrik faturasını ödüyor. Beraber çıkılacak tatilin faturaları beraber ödeniyor. Ya da onun için beraber para biriktiriliyor. Fakat kadının gelenekten gelen görevi evde devam ediyor. İkisi aynı anda çalışıyorlar, aynı eşit maaşı kazanıyorlar. İkisi de yoruluyor, eve geliyorlar.

Adam televizyonun önüne oturuyor ya da Playstation oynuyor. Kadın sofrayı kuruyor, yemek yapıyor, sofrayı topluyor, çocuk varsa çocuklarla ilgileniyor, ütü varsa ütü yapıyor, çamaşır yıkıyor, bebek varsa gece kalkıyor,

adam çok prensipli kendini hiç bozmuyor hâlâ Playstation oynuyor. Devam ediyor buna .

Alkışlar, kadınlar alkışlıyor arkadan.

(Alkışlar)

Devam ediyor, durun daha bitmedi geliyoruz. Ve bu kısır döngü devam ediyor.

Bir noktadan sonra kadın iflas ediyor artık. Çünkü; bu bir robot değil, bu bir canlı.

O da yoruluyor,

o da para kazanıyor ama evde de bu şeyleri devam ettirmek durumunda kalıyor. Kadın bir noktadan sonra ben bunları yapmak istemiyorum dediği zaman, erkek sorgulamaya başlıyor.

Kadınlık görevleri, erkeklik görevleri devreye giriyor. Boşanmalarda bunlar kimi zaman ortaya çıkarılıyor. Bunlar kadının görevi olarak kabul ediliyor. Kadın bunları otomatikman kendisi içşelleştirmiş oluyor. Hâliyle ilişkilerde sıkıntılar başlıyor.

Ben burada kadına da erkeğe de kızmıyorum.

Çünkü bunlar bize çok küçüklükten empoze edilen şeyler. Eğitimle de alakası yok.

Eğitim bunu biraz kırıyor ancak, kadınlar ve erkeklerde. Bu ülkede "Göster oğlum amcana pipini" kültürü var mesela. İhtişamlı bir şey olsa anlayacağım sürekli gösterilmesini. Ama neden o pipi sürekli sergileniyor onu hiç anlamıyorum. "Göster oğlum amcalara pipini,"

"aç oğlum pipini,"

"oğlum pipini çağır yemek yesin."

Pipi bir kişilik çünkü, böyle bir kişilik atfediliyor ona. Çocuk haklı.

Bir süre sonra bunu bir şey sanıyor, pipisini göstermesi gerektiğini düşünüyor. Sonra biz kadınlar diyoruz ki, erkekler niye böyle ya, acaba niye böyleler? Küçükten geliyor bunlar.

Kız çocuklarında da tam tersi.

Sen kızsın yapmamalısın.

Yapamazsın. Yapmayacaksın. Sen bu bölümü okuyamazsın. Sen böyle gülemezsin.

Sen bunu giyinemezsin.

Sen bunu yapamazsın.

Erkekleri cinsellikleriyle ne kadar övüp

performanslarıyla ne kadar onu bir toplumda yer edindiriyorsak, kadınları da kendi cinselliklerinden o kadar utandırıyoruz. Daha ergenliğinden başlıyor erkeklerin,

seviştin mi?

Kaç kişiyle seviştin? Nasıl seviştin? Ne zaman seviştin? Kızlara da tam tersi, aman kızım sevişmesin. Ya bir mantık hatası var burada şimdi.

Adam sevişsin, kız?

Ya adam kimle şevişecek her şeyden önce?

Sıkıntı var yani burada.

Bak erkekler alkışlıyor galiba, işinize geliyor galiba değil mi konu. Burada benim anlamadığım mantık hatası var baktığınız zaman. Ama, bunu böyle söylediğimiz zaman evet komik oluyor, komik çünkü. Ama gerçek hayatta yaşananlar tabii ki de çok farklı. Bu masallardan başlıyor aslında.

Masallara baktığımız zaman şimdi;

Pamuk Prenses,

Uyuyan Güzel,

Rapunzel.

Bunlara bakın, bu kadınlar hep kapalı bir yerde, cam fanusta,

bir yerde izole bir yerdedirler.

Çünkü bu izolasyon aslında nedir biliyor musunuz? Bize ne mesaj veriliyor?

Onlara el değmiyor, onlar bakire.

Ve kim açacak o cam fanusu?

Ejderhayı kim kıracak?

Onunla evlenecek olan prens.

Evliliğin kutsallığı, kocanın kutsallığı

ve orada, onlar izole şekilde kadının yaşıyor olması, yine o bekaretin temsili.

Aslında bize alttan alttan bu mesajları veriyor. Bir de bakın, bu kadınların hep ortak özellikleri vardır. Hepsi çok güzel.

Hiç konuşmuyorlar.

Erkeklerin en sevdiği.

Kendilerine ne kötülük yapılırsa yapılsın,

hiç itiraz etmeyecek kadar salak kadınlar bunlar. Hiçbir şey söylemiyorlar.

Yani başlarına bin bir türlü bela geliyor, hep böyle bekliyor, cüceler falan. Böyle mutlu mutlu takılıyor bu kadınlar.

Bu nedir?

Başına ne gelirse gelsin,

kadın olarak ne yaşarsan yaşa,

sus,

kabul et,

cefakâr ol,

vefakâr ol.

Sonunda sana büyük bir şey vadediliyor.

Evlilik,

evleneceksin,

yakışıklı prens.

Erkekler yakışıklı değilseniz bittiniz zaten. Sizin de öyle bir handikapınız var masallara göre. Devamında sadece bu değil birinci algımıza işlenen şey. Cadılar kim masallarda hiç farkettiniz mi?

Adamların ikinci karıları.

(Gülüşmeler)

İkinci kez evlenen var mı içinizde?

Burada yine söylenen şey şu; ilk evlilik kutsaldır. Evleneceksiniz ve boşanmayacaksınız.

Boşanmak kötüdür ve ilk evlilik kutsaldır.

İkinci kadın ya da ikinci evlilik o evlilik kurumunun kutsallığını bozuyor aslında.

Bize bunlar o kadar derinden işleniyor ki,

biz bir noktadan sonra bunları içselleştiriyoruz. Bakın, kırmızı başlıklı kız.

Kırmızı başlıklı kız annesinin sözünü dinlemediği için, ormana girdiği için kurt tarafından yeniyor. Bu da yine bilinçaltı bir mesaj.

Sonra, bazı kahramanlık masallarında şu var; genelde erkekler savaşta ölmüş oluyor, kadınların savaşa gitmesi gerekiyor. Kadınlar savaşta erkek kılığında.

Aslanlar gibi cenk ediyorlar aslında kadınlar ama erkek kılığındalar. Fakat masal bu ya, kadın yanındakine âşık oluyor. Savaştan döneceğim, bir aşk olacak, bir romantizm olacak illa orada. Savaştan dönünce, yanında savaştığı adamla evleniyor. Adam açısından biraz sıkıntılı.

Kimle evlendin? Asker arkadaşımla evlendim. Savaşta, yoğun stres altında biz âşık olduk yanlışlıkla silah arkadaşımla. Bir mantıksızlık var ama kadına hep böyle bir şey yükleniyor. Hep şu mesaj veriliyor;

dış dünya erkeklere ait bir dünya.

Biz kadınlar içeride olmak durumundayız, zorundayız. Bu bizim görevimizdir

ve dışarıda daha çok erkek kılığında olabiliriz. Yani, bu masallardaki dışarıda olanlar hep erkek kılığında olduğu için bizim de, erkek kılığında dış dünyada olmamız gerekiyor. Bugün baktığınız zaman, iş hayatında yoğun çalışan kadınlar neden eleştirilir? Erkeksi tavırları yüzünden eleştirilir.

Erkek kılığında değiliz ama öz eleştiri yapacağım, erkeksi tavırlarımız var. Peki niye?

Bir öz eleştiri siz de yapın.

"Merhaba nasılsınız?" diyorsun adama,

"Nasıl olduğumu akşam yemekte konuşalım istersen" diyor. Yani, "Selamün aleyküm birader" demem mi gerekiyor illa beni ciddiye alman için? Kadınları iş hayatında ciddiye alınmak için erkeksi tavırlara mecbur ediyorlar. Kim yapıyor bunu?

Erkekler yapıyor.

O zaman erkeklerin burada öz eleştiri yapması gerekiyor. Ben iş hayatında ciddiye alınmak için

erkeksi tavırlar sergilemek zorunda kalmak istemiyorum açıkçası. Bu noktada yine şuna geliyoruz;

kadınlara yöneltilen eleştirilerde aslında kadınların suçu yok, kadınlara ben burada kızamam.

Yine toplumun getirdiği ataerkil kurallara ve dayattığı şeylere kızıyorum aslında ben.

Çünkü masallardan bu yana geliyor ve

gündelik hayatımızda bütün bu şeyler aynı şekilde devam ediyor. Baktığınız zaman alın yine, her zaman bizim tabumuz olan, çünkü bu coğrafyada cinsellik;

erkek cinselliği yaşasın, kadın cinselliği yaşamasın. Ama siz kadına sevişmediği zaman ''Kezban'' diyorsunuz. Seviştiği zaman ''kaşar'' diyorsunuz.

Bu kadın ne yapsın?

Ne yapacak yani, bana bir onu söyleyin.

Nasıl var olacak?

Sizin onayınızı ya da sizin takdirinizi nasıl alacak bu kadın. Çünkü her yaptığını eleştiriyorsunuz.

Yapamazsın, edemezsinlerle büyütüyorsunuz ve sonra sen bunu yapamıyorsun diye onu suçluyorsunuz. Bir kadın iş hayatında,

eğer çocuk doğurduğu zaman çocuğuna bakmak için işini bıraktığında, zaten kendisi bırakmasa da iznini kullandırmadan işten çıkarıyorlar. Peki siz, bu kadın evde oturup çocuk baktığı zaman kocası dâhil geliyor; ''Sen de ev hanımısın, evde oturuyosun''.

Sanki ev hanımlığı çok ciddi bir yoğun emek gerektirirken ve bence çok önemli bir işken,

sen bu kadına kendini değersiz hissettiriyorsun. Toplumda var olmasının sebebini ancak çalışıyor olması olarak lanse ediyorsun. Bu kadın ne yapsın?

Evde çocuğuna bakıyor sana yaranamıyor.

Dışarıda çalışıyor, ne biçim kadın diyorsun. Bakıcıya bırakıyor, ne pis anne bakıcıya bırakmış diyorsun. Kreşe vermiş, ama kreşlerde çocukları dövüyorlar diyorsun. Bu kadın ne yapsın?

Biz bu kadına hiçbir şekilde yaşam alanı vermiyoruz, tanımıyoruz ve sonrasında da ondan kendisi olmasını, mutlu olmasını, bir birey olmasını, dayatılan hiçbir şey yokmuş kafasında,

sınırları yokmuş gibi yaşamasını bekliyoruz. Bu çok mümkün bir şey değil bence.

Bir örnek vereceğim size.

Bir gün bir müvekkilim aradı. Dedi ki Feyza Hanım; "Bizim bir arkadaşımız iyi bir avukat sordu sizi söyledik, telefonunuzu verelim mi?" dedi, verin dedim. Telefonum çaldı "Avukat Feyyaz Bey ile görüşebilir miyim?" dedi. Buna çok alışığım.

Duruşmaya giriyorum, eve geliyorum,

ofise geliyorum, bakıyorum Avukat Fevzi, Avukat Feyyaz, Avukat Feyzi. Böyle şeyler oluyor, o yüzden de çok yanlış anlaşılmalar olduğu için dedim ki ben Avukat Feyza.

Ama Feyyaz dediler bana dedi.

Yanlış olmuş dedim ben Feyza, başka avukat yok bu telefonda. Dedi herhâlde yanlış oldu, ben kapatıp tekrar arayayım. Tamam bekliyorum, tekrar aradı "Evet, evet Feyyaz'mış" dedi. Dedim ki valla Feyyaz yok burada, ben varım. Avukatım, Doğan'da benim müvekkilim benim numaramı size vereceğini biliyorum, yani benim o.

"Allah Allah! dedi bu nasıl iş olur,

bana Feyyaz dediler, iyi avukat dediler" dedi. Yani inanmıyor, ben Feyza'yım ve iyi avukat olamam. Abartmıyorum, bunu gerçekten yaşadım.

Kapattı, ben müvekkilimi aradım dedim ki;

"Bak Doğan adam beni sinirlendiriyor, arayın dedim, aramasın beni, ben onun avukatı olmak istemiyorum."

Tekrar beni arıyor "Bana Feyyaz'ı ver!" dedi. (Gülüşmeler)

Yedim Feyyaz'ı dedim ben de, yok Feyyaz.

Adam inanmıyor.

Yine seneler önce Amerika'ya gideceğim, o zaman ki erkek arkadaşıma; "Ben Amerika'ya gideceğim" dedim.

"Gidemezsin" dedi.

"Neden?" dedim.

"Özlerim, mesafe uzak" romantik bir şey bekliyorum ben de. "Orada zenciler var" dedi.

(Gülüşmeler)

Hacı dedim zenciler sana ne yaptı?

(Gülüşmeler)

"Sen ne demek istiyorsun?" dedi.

Bilmiyorum sen ne demek istiyorsun, ben de onu demek istiyorum sana dedim. Ya işte kafa bu.

Samimi söylüyorum toplumun kafası bu.

Gerçekten ahlak sorguladığımızda, ahlak var mı yok mu söylemeyeceğim ama ahlakçılık var.

Bu ahlakçılık kadın bedeni üzerinden gidiyor. Ben kabul etmiyorum, ben yan görev kabul etmiyorum. Niye bir hükûmet kurulduğu zaman Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı kadın oluyor? Niye Adalet Bakanı, Ekonomi Bakanı,

Maliye bakanı, Dışişleri Bakanı kadın olmuyor? Neden sadece yan görevler?

(Alkışlar)

Belediye Başkanı oluyorsun, Başkan Yardımcısı'nı kadın yapıyorsun ne güzel! Nesi güzel? Ben Belediye Başkanı olmak istiyorum. Niye müsteşar oluyorum, Başbakan olmuyorum? Neden bana eşit şartlar sunulmuyor iş hayatında? Ben kabul etmiyorum, ben yan görev kabul etmiyorum. Bugün duruşmada ben gözümle gördüm.

Kadın geldi, hâkim kadın ''Hâkim bey'' diyor. Bakıyorum kadına, kadın hâkime hâkim bey diyor. O hâkim, hâkimse bey olur ancak, hâkime hanım olamaz. Biliyor ya da bilmiyor o ayrı mesele ama bu böyle gerçekten. Ben bunun kırılmasını istiyorum.

Bakın ben demiyorum ki, erkeklere böyle yapıyorsanız kızlara da öyle yapın. Adil olunsun.

Edepse herkese edep.

Ben edepliyim, sen edepli değilsen senin edepsizliğin beni niye etkiliyor ki? Ben niye senin yüzünden sokağa çıkmıyorum.

Ben de gece 3'te gezmeyi en az bir erkek kadar hak ediyorum. Kimse bunu kısıtlayamaz.

(Alkışlar)

Ben istediğimi giyerim arkadaş.

Sen kendi gözüne bakacaksın.

Sen kendi nefsine bakacaksın.

Ben sonuçta bu toplumu provoke edecek, insanları kışkırtacak, toplumun huzurunu bozacak şeyler yapmıyoruz biz bu ülkede kadınlar olarak. Biz mutlu olmak istiyoruz.

Biz kendimiz olmak istiyoruz.

Bize bir şey dayatmadan, bizi sıkmadan, bizi bunaltmadan. Biz gerçekten var olmak istiyoruz.

Bana dayatılan bütün yasaklara, yapamazsınlara. Bana neler söylediler;

Olmaz, yapamazsın, edemezsin, yapmamalısın. Yaparım!

Sen kimsin ki? Senin benden ne özelliğin var? Bu mu?

Yok kardeşim hiç bir önemi yok benim için.

(Alkışlar)

Ben bir kadınım.

Eksik ya da yarım olduğumu düşünmüyorum bu hâlimle. (Alkışlar)

Beni bütünleyen şey bir koca, bir çocuk, bir evlilik de değil. Bunlar ancak doğru yer, doğru zaman ve doğru insanla beni mutlu eden, hayatımı paylaştığım bir kurum.

Yanımda bir insan, evladım olabilir.

Bunlar beni bütünlemez.

Ben kocasız da varım.

Ben çocuksuz da tümüm.

Ben kariyerimle, işimle, aşklarımla, hırslarımla, tutkularımla, ruhumla, görüntümle, cinselliğimle,

istediklerimle ve istemediklerimle bir kadınım. Varım, tümüm, var olacağım.

Kimse bana eksiksin, yarımsın, yapamazsın, edemezsin diyerek beni asla engelleyemezler bu ülkede.

Ben iddia ediyorum,

bizim atasözlerimiz bile kadınları aşağılar, erkekleri över nitelikte. "Karı gibi ağlama" derler mesela.

"Erkek gibi erkek," "Adam gibi adam," "Adamın dibi" ya da bir kadını övmek için bile "Erkek gibi kadın" derler. Ben kadın gibi kadınım.

Erkeklik sizin olsun.

Erkekliğe bu ülkede çok fazla şey atfediliyor. Ben kötü olduğu için söylemiyorum.

Ne demek istediğimi çok iyi ifade edebiliyor muyum bilmiyorum ama anlaşıldığımı düşünmek istiyorum.

Erkeklikle ilgili bir sorunum yok.

Erkekliği överken, kadınlığın bu şekilde yerden yere vurulmasıyla sorunum var. Bu coğrafyada kadın olmak direnç demek.

Kadın olmak mücadele etmek demek.

Kadın olmak belki 5 katı, belki 10 katı çaba göstermek demek. Yapmadığın şeyler için bile yaftalanma korkusuyla yaşamak demek bu coğrafyada. O yüzden erkeklik çok onurlu, çok gururlu vesaire olabilir. Sizin onurunuz, gururunuz sizi ilgilendiriyor. Ben bir kadın olarak kadın gibi,

kadınlık onuru ve kadınlık gururumla yaşıyorum bu ülkede. Böyle yaşayacağım

ve eğer erkek olarak cesareti olan varsa gelsin Türkiye'de kadın olarak yaşasın. Meydan okuyorum ben!

Ciddi söylüyorum.

(Alkışlar)

Size çok samimi söylüyorum,

ben bu ülkede sevişti diye kızının kemiklerini kırarak, bir sağlam kemik bırakmayarak döven baba gördüm. Biz burada bir grup olarak birbirimizi anlıyor olabiliriz. Ben rahatlıkla bunları konuşuyor olabilirim. Bu ülkede eline halat verip

kendini öldüreceksin ya da biz seni öldüreceğiz diyen kadınlar var. Hâlâ intihar gibi gözüken çözemediğimiz dosyalar var. Bu ülkede güldü diye, sokakta biriyle flört etti diye dövülen, öldürülen, asılan kadınlar var.

Her gün görüyoruz haberlerde, değil mi?

Gerçekten biz, insanların kadınlık onurlarının ve gururunun bu ülkede olduğunu düşünmüyoruz. Ama bunun artık anlaşılması, bilinmesi ve algılanması gerektiğini düşünüyorum. Biz bundan sonra kadın olarak ölmeyeceğiz, yaşayacağız, kahkaha atacağız, sevişeceğiz, güleceğiz, çocuklar doğuracağız eğer istersek, istemezsek doğurmayacağız. Çalışmaz istersek çalışacağız.

Çalışmak istemiyorsak, artık nasıl yaşayacağız onu bilmiyorum -çalışmak lazım çünkü-

ama bir şekilde o hâlledilir diye düşünüyorum Biz bu şekilde var olacağız.

Bizi bu şekilde kabul edin.

Kabul etmek zorundasınız.

Etmeyenler olursa ettireceğiz.

Mücadeleye devam edeceğiz.

Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum. (Alkışlar)



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Çevrimiçi dil öğrenme @ LingQ

Ben Bir Kadınım! | Feyza Altun | TEDxIstanbul

Transcriber: AHMET GÜRSU Gözden geçirme: Yunus ASIK Transkriptor: AHMET GÜRSU Rezension: Yunus ASIK Transcriptor: AHMET GÜRSU Revisión: Yunus ASIK Av. Feyza Altun Aktivist Jagd. Feyza Altun Aktivist Hunting. Feyza Altun Activist Caza. Activista Feyza Altun Kadın erkek eşit mi? Sind Männer gleich? Are men equal? ¿Son los hombres iguales?

Eşit değilsek niye değiliz? Wenn wir nicht gleich sind, warum sind wir es nicht? If we are not equal, why are we not? Si no somos iguales, ¿por qué no lo somos?

Eşitsek niye sürekli ayrımcılığa uğruyoruz? Wenn wir gleich sind, warum werden wir dann ständig diskriminiert? If we are equal, why are we constantly being discriminated against? Si somos iguales, ¿por qué se nos discrimina constantemente? Bu çoğumuzun yaptığı bir tartışma muhakkak kendi kadın erkek ilişkimizde, Dies ist eine Debatte, die die meisten von uns in ihrer Beziehung zwischen Männern und Frauen führen. This is a debate that most of us have in our relationship between men and women Este es un debate que la mayoría de nosotros tenemos en nuestra propia relación mujer-hombre, arkadaş ortamlarında. in friend environments. en entornos amigos.

Hukuk kurallarına baktığımız zaman hukuken de eşitiz aslında. Wenn wir uns die Rechtsregeln ansehen, sind wir auch rechtlich gleich. When we look at the rules of law, we are also legally equal. Cuando miramos las reglas legales, también somos legalmente iguales. Yani kanunda eşit gözüküyoruz. So we seem equal in law.

Fakat Dünya Ekonomi Forumu'nun 2016'da yaptığı cinsiyet eşitliği raporuna göre, However, according to the gender equality report of the World Economic Forum in 2016, Sin embargo, según el informe sobre igualdad de género del Foro Económico Mundial de 2016, kadın ve erkeğin iş hayatında temsil edilmesi için to represent men and women in business life representar a hombres y mujeres en la vida empresarial sizce kaç sene gerekiyor olabilir? How many years do you think it might be needed? ¿Cuántos años crees que podría llevar?

Eşit olmamız için? To be equal? ¿Ser iguales?

Çok hızlı birkaç tane fikir almak istiyorum. I want to get some very quick ideas. Quiero tener algunas ideas muy rápidas. Var mı fikriniz? Do you have any idea? ¿Tiene alguna idea?

93, iyi yaklaştınız. 93, Sie näherten sich gut. 93, you approached well. 93, te acercaste bien.

117 sene gerekiyor. It takes 117 years. Lleva 117 años.

Eşitiz diyen lütfen bu örneği hatırlasın. Wenn Sie sagen, dass wir gleich sind, erinnern Sie sich bitte an dieses Beispiel. Saying that we are equal, please remember this example. Aquellos que dicen que somos iguales, recuerden este ejemplo.

Yani 117 sene sonra ancak iş hayatında, eşit bir şekilde temsil edileceğiz. Mit anderen Worten, wir werden erst nach 117 Jahren im Geschäftsleben gleichermaßen vertreten sein. In other words, we will be represented equally only in business life after 117 years. En otras palabras, estaremos representados equitativamente solo en la vida empresarial después de 117 años. Baktığınız zaman sorumluluk anlamında da eşit gibi gözüküyoruz. When you look at it, we seem to be equal in terms of responsibility. Cuando lo miras, parecemos iguales en términos de responsabilidad. Kadınların pek çok özgürlüğü var gibi gözüküyor. Women seem to have a lot of freedom. Las mujeres parecen tener mucha libertad. Ama baktığınız zaman bir yerde yine bir sıkıntı var. But when you look, there is a problem somewhere. Pero cuando lo miras, todavía hay un problema en alguna parte. Şimdi kadın erkek beraber sabah kalkıyorlar, işe gidiyorlar. Now men and women get up in the morning and go to work. Birisi doğalgazı ödüyorsa, birisi elektrik faturasını ödüyor. If someone is paying for natural gas, someone is paying the electricity bill. Si alguien paga el gas natural, alguien paga la factura de la luz. Beraber çıkılacak tatilin faturaları beraber ödeniyor. Die Rechnungen für den Urlaub zusammen werden zusammen bezahlt. The bills for the holiday together are paid together Las facturas de las vacaciones juntas se pagan juntas. Ya da onun için beraber para biriktiriliyor. Or they are saving money together for him. O están ahorrando dinero juntos para él. Fakat kadının gelenekten gelen görevi evde devam ediyor. Aber die traditionelle Pflicht der Frau bleibt zu Hause bestehen. But the traditional duty of the woman continues at home. İkisi aynı anda çalışıyorlar, aynı eşit maaşı kazanıyorlar. They both work at the same time, earning the same salary. Ambos trabajan al mismo tiempo y ganan el mismo salario. İkisi de yoruluyor, eve geliyorlar. Both of them are getting tired, they come home.

Adam televizyonun önüne oturuyor ya da Playstation oynuyor. The man is sitting in front of the TV or playing a Playstation. El hombre está sentado frente al televisor o jugando a una Playstation. Kadın sofrayı kuruyor, yemek yapıyor, sofrayı topluyor, The woman sets the table, cooks, sets the table, çocuk varsa çocuklarla ilgileniyor, ütü varsa ütü yapıyor, çamaşır yıkıyor, if there is a child, he takes care of the children, if there is an iron, he does the ironing, he does the laundry, si hay un niño, él cuida a los niños, si hay plancha, plancha, lava la ropa, bebek varsa gece kalkıyor, If there is a baby, she gets up at night, Si hay un bebé, se levanta por la noche.

adam çok prensipli kendini hiç bozmuyor hâlâ Playstation oynuyor. the man is very principled, he never breaks himself, he still plays Playstation. el hombre tiene muchos principios, nunca se rompe a sí mismo, todavía juega a Playstation. Devam ediyor buna . It continues. Continúa.

Alkışlar, kadınlar alkışlıyor arkadan. Applaus, Frauen klatschen von hinten. Applause, women clap from behind. Aplausos, las mujeres aplauden desde atrás.

(Alkışlar) (Salud)

Devam ediyor, durun daha bitmedi geliyoruz. It continues, wait, we are not over yet. Continúa, espera, todavía no hemos terminado. Ve bu kısır döngü devam ediyor. Und dieser Teufelskreis geht weiter. And this vicious circle continues. Y este círculo vicioso continúa.

Bir noktadan sonra kadın iflas ediyor artık. Nach einer Weile geht die Frau bankrott. After a point, the woman goes bankrupt. Después de un momento, la mujer se arruina. Çünkü; bu bir robot değil, bu bir canlı. Because; this is not a robot, this is a living being. Porque; esto no es un robot, esto es un ser vivo.

O da yoruluyor, He is also getting tired, También se está cansando

o da para kazanıyor ama evde de bu şeyleri devam ettirmek durumunda kalıyor. he also earns money, but he has to keep these things going at home. también gana dinero, pero tiene que mantener estas cosas en casa. Kadın bir noktadan sonra ben bunları yapmak istemiyorum dediği zaman, When the woman says at some point I don't want to do these things, Cuando la mujer dice que en algún momento no quiero hacer estas cosas, erkek sorgulamaya başlıyor. the man is starting to question. el hombre empieza a cuestionar.

Kadınlık görevleri, erkeklik görevleri devreye giriyor. Die Pflichten der Weiblichkeit und Männlichkeit kommen ins Spiel. Female duties and masculine duties come into play. Entran en juego los deberes femeninos y masculinos. Boşanmalarda bunlar kimi zaman ortaya çıkarılıyor. These are sometimes revealed in divorces. Estos a veces se revelan en divorcios. Bunlar kadının görevi olarak kabul ediliyor. These are considered the duty of the woman. Estos se consideran el deber de la mujer. Kadın bunları otomatikman kendisi içşelleştirmiş oluyor. The woman automatically internalizes them. La mujer los internaliza automáticamente. Hâliyle ilişkilerde sıkıntılar başlıyor. Folglich beginnen Probleme in den Beziehungen. Consequently, problems begin in relations. En consecuencia, los problemas comienzan en las relaciones.

Ben burada kadına da erkeğe de kızmıyorum. I am not angry with men or women here. No estoy enojado con hombres o mujeres aquí.

Çünkü bunlar bize çok küçüklükten empoze edilen şeyler. Because these are things that are imposed on us from very smallness. Porque son cosas que se nos imponen desde muy poco. Eğitimle de alakası yok. It has nothing to do with education. No tiene nada que ver con la educación.

Eğitim bunu biraz kırıyor ancak, kadınlar ve erkeklerde. Education breaks this a little bit, however, in women and men. La educación rompe esto un poco, sin embargo, en mujeres y hombres. Bu ülkede "Göster oğlum amcana pipini" kültürü var mesela. Zum Beispiel gibt es in diesem Land eine Kultur des "Zeig meinem Sohn Onkel deine Pips". For example, in this country there is a culture of "show my son uncle your pips". Por ejemplo, en este país hay una cultura de "muéstrale a mi hijo tío tus pepitas". İhtişamlı bir şey olsa anlayacağım sürekli gösterilmesini. Wenn es etwas Großartiges ist, werde ich verstehen, dass es ständig angezeigt wird. If it is something magnificent, I will understand that it is constantly displayed. Si es algo glorioso, entenderé que se muestra constantemente. Ama neden o pipi sürekli sergileniyor onu hiç anlamıyorum. But I don't understand why that dick is always on display. Pero no entiendo por qué esa polla siempre está a la vista. "Göster oğlum amcalara pipini," "Show my son your dick to your uncles," "Muéstrale a mi hijo tu polla a los tíos"

"aç oğlum pipini," "hungry son, your dick," "hijo hambriento, tu polla",

"oğlum pipini çağır yemek yesin." "Son call your dick to eat." "Hijo llama a tu polla para comer."

Pipi bir kişilik çünkü, böyle bir kişilik atfediliyor ona. Pipi ist eine Persönlichkeit, weil ihm eine solche Persönlichkeit zugeschrieben wird. Pipi is a personality because such a personality is attributed to him. Pipi es una personalidad porque se le atribuye tal personalidad. Çocuk haklı. The boy is right. El chico tiene razón.

Bir süre sonra bunu bir şey sanıyor, pipisini göstermesi gerektiğini düşünüyor. After a while he thinks it's something, he thinks he should show his dick. Después de un tiempo piensa que es algo, piensa que debería mostrar su polla. Sonra biz kadınlar diyoruz ki, erkekler niye böyle ya, acaba niye böyleler? Then we women say, why are men like this, I wonder why they are like this? Entonces las mujeres decimos, ¿por qué los hombres son así, me pregunto por qué son así? Küçükten geliyor bunlar. These are small. Estos son pequeños.

Kız çocuklarında da tam tersi. It's the opposite for girls. Es lo contrario para las chicas.

Sen kızsın yapmamalısın. You are a girl you shouldn't. Eres una chica que no deberías.

Yapamazsın. Yapmayacaksın. Sen bu bölümü okuyamazsın. Sie können nicht. Du wirst nicht. Sie können diesen Abschnitt nicht lesen. You can not. You will not. You cannot read this section. No puedes. No lo harás. No puede leer esta sección. Sen böyle gülemezsin. You can't laugh like that. No puedes reírte así.

Sen bunu giyinemezsin. No puedes usar esto.

Sen bunu yapamazsın. You can't do that. No puedes hacer eso.

Erkekleri cinsellikleriyle ne kadar övüp How much to praise men for their sexuality Cuánto alabar a los hombres por su sexualidad

performanslarıyla ne kadar onu bir toplumda yer edindiriyorsak, So sehr wir ihn mit seinen Auftritten zu einem Platz in einer Gesellschaft machen, As much as we make him a place in a society with his performances, Por mucho que le hagamos un lugar en una sociedad con sus actuaciones, kadınları da kendi cinselliklerinden o kadar utandırıyoruz. We embarrass women so much about their own sexuality. Avergonzamos tanto a las mujeres por su propia sexualidad. Daha ergenliğinden başlıyor erkeklerin, Men are starting from their adolescence, Los chicos empiezan la pubertad

seviştin mi? ¿Has tenido sexo?

Kaç kişiyle seviştin? Nasıl seviştin? Ne zaman seviştin? How many people have you had sex with? How did you make love? When did you make love? ¿Con cuántas personas has tenido relaciones sexuales? Como hiciste el amor Cuando hiciste el amor Kızlara da tam tersi, aman kızım sevişmesin. Just the opposite for girls, oh my daughter, don't make love. Todo lo contrario para las chicas, oh hija mía, no hagas el amor. Ya bir mantık hatası var burada şimdi. Either there is a logic error here now. O hay un error lógico aquí ahora.

Adam sevişsin, kız? El hombre hace el amor, chica?

Ya adam kimle şevişecek her şeyden önce? Who will the man fuck with first of all? ¿Con quién follará el hombre en primer lugar?

Sıkıntı var yani burada. There is a problem here. Aquí hay un problema.

Bak erkekler alkışlıyor galiba, işinize geliyor galiba değil mi konu. Look, men are applauding, I guess it comes to your business, isn't it? Mira, los hombres aplauden, supongo que se trata de tu negocio, ¿no? Burada benim anlamadığım mantık hatası var baktığınız zaman. There's a logic error here that I don't understand when you look at it Hay un error de lógica aquí que no entiendo cuando lo miras Ama, bunu böyle söylediğimiz zaman evet komik oluyor, komik çünkü. But, when we say it like that, yes it gets funny, because it's funny. Pero cuando lo decimos así, sí se pone gracioso, porque es gracioso. Ama gerçek hayatta yaşananlar tabii ki de çok farklı. But what happens in real life is of course very different. Pero lo que sucede en la vida real es, por supuesto, muy diferente. Bu masallardan başlıyor aslında. It actually starts from fairy tales. De hecho, comienza con los cuentos de hadas.

Masallara baktığımız zaman şimdi; When we look at the tales now; Cuando miramos los cuentos ahora;

Pamuk Prenses, Snow White, Blanco como la nieve,

Uyuyan Güzel, Sleeping Beauty, Bella Durmiente,

Rapunzel. Rapunzel.

Bunlara bakın, bu kadınlar hep kapalı bir yerde, Look at these, these women are always in a closed place Mira esto, estas mujeres siempre están en un lugar cerrado cam fanusta, in einem Glas, in a glass jar, en un frasco de vidrio,

bir yerde izole bir yerdedirler. they are in an isolated place. están en un lugar aislado.

Çünkü bu izolasyon aslında nedir biliyor musunuz? Because you know what this isolation actually is? ¿Porque sabes qué es realmente este aislamiento? Bize ne mesaj veriliyor? What message is being given to us? ¿Qué mensaje se nos está dando?

Onlara el değmiyor, onlar bakire. They are untouched, they are virgins. No se les toca, son vírgenes.

Ve kim açacak o cam fanusu? And who will open that glass bell jar? ¿Y quién abrirá esa campana de cristal?

Ejderhayı kim kıracak? Who will break the dragon? ¿Quién romperá al dragón?

Onunla evlenecek olan prens. The prince who will marry her. El príncipe que se casará con ella.

Evliliğin kutsallığı, kocanın kutsallığı The holiness of the marriage, the holiness of the husband La santidad del matrimonio, la santidad del esposo

ve orada, onlar izole şekilde kadının yaşıyor olması, and there, they are in isolation, y ahí están la mujer que vive aislada, yine o bekaretin temsili. again the representation of that virginity. nuevamente la representación de esa virginidad.

Aslında bize alttan alttan bu mesajları veriyor. In fact, it gives us these messages from below. De hecho, nos da estos mensajes desde abajo. Bir de bakın, bu kadınların hep ortak özellikleri vardır. Take a look, these women always have common features. Eche un vistazo, estas mujeres siempre tienen rasgos comunes. Hepsi çok güzel. All of them are beautiful. Todos ellos son hermosos.

Hiç konuşmuyorlar. No hablan en absoluto.

Erkeklerin en sevdiği. Favorite of men. El favorito de los hombres.

Kendilerine ne kötülük yapılırsa yapılsın, Whatever evil is done to them, Cualquier mal que se les haga,

hiç itiraz etmeyecek kadar salak kadınlar bunlar. These are women who are too stupid to object. Estas son mujeres que son demasiado estúpidas para oponerse. Hiçbir şey söylemiyorlar. No dicen nada.

Yani başlarına bin bir türlü bela geliyor, hep böyle bekliyor, cüceler falan. Mit anderen Worten, alle Arten von Ärger kommen zu ihnen, sie warten immer so, Zwerge und so weiter. In other words, all kinds of trouble come to them, they always wait like this, dwarfs and so on. En otras palabras, les llegan todo tipo de problemas, siempre esperan así, enanos y demás. Böyle mutlu mutlu takılıyor bu kadınlar. These women hang out happily. Estas mujeres pasan el rato felices.

Bu nedir? ¿Que es esto?

Başına ne gelirse gelsin, Whatever happens to you, Lo que te pase,

kadın olarak ne yaşarsan yaşa, whatever you live as a woman, lo que sea que vivas como mujer,

sus, ornamental, ornamental,

kabul et, admit it, Admitelo,

cefakâr ol, be long-suffering, Sea paciente,

vefakâr ol. be faithful. ser fiel.

Sonunda sana büyük bir şey vadediliyor. Finally, something great is promised to you. Finalmente, se te promete algo grande.

Evlilik,

evleneceksin, you will marry

yakışıklı prens. handsome prince. Príncipe apuesto.

Erkekler yakışıklı değilseniz bittiniz zaten. If the men are not handsome, you're done. Si los hombres no son guapos, ya está. Sizin de öyle bir handikapınız var masallara göre. You also have such a handicap according to fairy tales. También tienes esa desventaja, según los cuentos de hadas. Devamında sadece bu değil birinci algımıza işlenen şey. Danach nicht nur das, sondern was in unserer ersten Wahrnehmung wahrgenommen wird. Afterwards, not just this, but what is perceived in our first perception. Después, no solo esto, sino lo que se percibe en nuestra primera percepción. Cadılar kim masallarda hiç farkettiniz mi? Who in fairy tales have you ever noticed witches? ¿Quién en los cuentos de hadas has notado a las brujas?

Adamların ikinci karıları. Die zweiten Frauen der Männer. The second wives of the men. Las segundas esposas de los hombres.

(Gülüşmeler)

İkinci kez evlenen var mı içinizde? Do you have any of you married for the second time? ¿Alguien se casó por segunda vez?

Burada yine söylenen şey şu; ilk evlilik kutsaldır. Here again what is said is; first marriage is sacred. Aquí nuevamente lo que se dice es; el primer matrimonio es sagrado. Evleneceksiniz ve boşanmayacaksınız. You will marry and not get divorced. Te casarás y no te divorciarás.

Boşanmak kötüdür ve ilk evlilik kutsaldır. Divorce is bad and first marriage is sacred. El divorcio es malo y el primer matrimonio es sagrado.

İkinci kadın ya da ikinci evlilik o evlilik Second woman or second marriage that marriage Segunda mujer o segundo matrimonio ese matrimonio kurumunun kutsallığını bozuyor aslında. actually spoils the sanctity of his institution. en realidad estropea la santidad de su institución.

Bize bunlar o kadar derinden işleniyor ki, These are handled so deeply to us, Estos son tratados tan profundamente para nosotros

biz bir noktadan sonra bunları içselleştiriyoruz. we internalize them after a point. los internalizamos después de un punto. Bakın, kırmızı başlıklı kız. Look, the little red riding hood. Mira, la caperucita roja.

Kırmızı başlıklı kız annesinin sözünü dinlemediği için, Weil die Rotkäppchen nicht auf ihre Mutter hörte, Because the little red riding hood didn't listen to her mother, Porque la caperucita roja no escuchó a su madre, ormana girdiği için kurt tarafından yeniyor. He is eaten by the wolf as he enters the forest Es devorado por el lobo cuando entra al bosque. Bu da yine bilinçaltı bir mesaj. Dies ist wieder eine unbewusste Botschaft. This is again a subconscious message. Este es nuevamente un mensaje subconsciente.

Sonra, bazı kahramanlık masallarında şu var; Luego está esto en algunos cuentos heroicos; genelde erkekler savaşta ölmüş oluyor, kadınların savaşa gitmesi gerekiyor. men usually die in war, women must go to war. los hombres suelen morir en la guerra, las mujeres tienen que ir a la guerra. Kadınlar savaşta erkek kılığında. Frauen als Männer im Krieg verkleidet. Women dressed as men in war. Mujeres vestidas de hombres en la guerra.

Aslanlar gibi cenk ediyorlar aslında kadınlar ama erkek kılığındalar. They fight like lions, actually women, but they disguise as men. Luchan como leones, en realidad mujeres, pero se disfrazan de hombres. Fakat masal bu ya, kadın yanındakine âşık oluyor. But this is the tale, the woman falls in love with the one next to her. Pero esta es la historia, la mujer se enamora de la siguiente. Savaştan döneceğim, bir aşk olacak, bir romantizm olacak illa orada. I will come back from the war, there will be a love, there will be a romance. Regresaré de la guerra, habrá un amor, habrá un romance. Savaştan dönünce, yanında savaştığı adamla evleniyor. When he returns from war, he marries the man he fought with. Cuando regresa de la guerra, se casa con el hombre con el que luchó. Adam açısından biraz sıkıntılı. It is a little troublesome for the man. Es un poco problemático para el hombre.

Kimle evlendin? Asker arkadaşımla evlendim. Who did you marry? I married my military friend. Con quien te casaste Me casé con mi amigo militar. Savaşta, yoğun stres altında biz âşık olduk yanlışlıkla silah arkadaşımla. In the war, under intense stress, we accidentally fell in love with my gunmate. Durante la guerra, bajo un intenso estrés, nos enamoramos accidentalmente de mi compañero de armas. Bir mantıksızlık var ama kadına hep böyle bir şey yükleniyor. There is an irrationality, but such a thing is always attributed to women. Hay una irracionalidad, pero eso siempre se atribuye a las mujeres. Hep şu mesaj veriliyor; The following message is always given; Siempre se da el siguiente mensaje;

dış dünya erkeklere ait bir dünya. Die Außenwelt ist eine Welt der Menschen. the outside world is a world of men. el mundo exterior es un mundo de hombres.

Biz kadınlar içeride olmak durumundayız, zorundayız. We women have to be inside, we have to. Las mujeres tenemos que estar dentro, tenemos que hacerlo. Bu bizim görevimizdir This is our duty Esta es nuestra mision

ve dışarıda daha çok erkek kılığında olabiliriz. and outside we can be more dressed as men. y por fuera podemos ser más hombres. Yani, bu masallardaki dışarıda olanlar hep erkek kılığında olduğu için bizim de, So, because what's out there in these tales is always dressed as a man, we too, Entonces, como lo que hay en estos cuentos siempre está vestido como un hombre, nosotros también erkek kılığında dış dünyada olmamız gerekiyor. We need to be in the outside world dressed as men. Necesitamos estar en el mundo exterior vestidos como hombres. Bugün baktığınız zaman, iş hayatında yoğun çalışan kadınlar neden eleştirilir? When you look at it today, why are women who work hard in business life criticized? Cuando lo miras hoy, ¿por qué se critica a las mujeres que trabajan duro en la vida empresarial? Erkeksi tavırları yüzünden eleştirilir. Er wird für sein männliches Verhalten kritisiert. He is criticized for his manly manner Es criticado por su comportamiento varonil.

Erkek kılığında değiliz ama öz eleştiri yapacağım, erkeksi tavırlarımız var. We are not male, but I will self-criticize, we have masculine attitudes. No somos hombres, pero me autocriticaré, tenemos actitudes masculinas. Peki niye? ¿Entonces por qué?

Bir öz eleştiri siz de yapın. Do a self-criticism yourself. Haz una autocrítica tú mismo.

"Merhaba nasılsınız?" diyorsun adama, "Hello how are you?" you say to the man "¿Hola como estas?" le dices al hombre

"Nasıl olduğumu akşam yemekte konuşalım istersen" diyor. "Wenn Sie darüber sprechen möchten, wie ich abends beim Abendessen bin", sagt er. "If you want to talk about how I am at dinner in the evening," he says. "Si quieres hablar sobre cómo estoy en la cena", dice. Yani, "Selamün aleyküm birader" demem mi gerekiyor illa beni ciddiye alman için? Ich meine, muss ich "Hallo Bruder!" Sagen, damit du mich ernst nimmst? I mean, do I have to say "Hello brother!" For you to take me seriously? Quiero decir, ¿tengo que decir "¡Hola hermano!" Para que me tomes en serio? Kadınları iş hayatında ciddiye alınmak için erkeksi tavırlara mecbur ediyorlar. They oblige women to behave in a masculine way in order to be taken seriously in business life. Obligan a las mujeres a comportarse de forma masculina para que las tomen en serio en la vida empresarial. Kim yapıyor bunu? Who is doing this? Quien esta haciendo esto

Erkekler yapıyor. Men do. Los hombres lo hacen.

O zaman erkeklerin burada öz eleştiri yapması gerekiyor. So men have to self-criticize here. Entonces los hombres tienen que autocriticarse aquí. Ben iş hayatında ciddiye alınmak için I want to be taken seriously in business life Quiero que me tomen en serio en la vida empresarial.

erkeksi tavırlar sergilemek zorunda kalmak istemiyorum açıkçası. Frankly, I don't want to have to behave masculine. Francamente, no quiero tener que comportarme de forma masculina. Bu noktada yine şuna geliyoruz; At this point we come to this again; En este punto llegamos a esto nuevamente;

kadınlara yöneltilen eleştirilerde aslında kadınların suçu yok, In fact, women are not guilty in criticism against women, De hecho, las mujeres no son culpables de las críticas contra las mujeres, kadınlara ben burada kızamam. I can not get mad here for women No puedo enojarme con las mujeres aquí.

Yine toplumun getirdiği ataerkil kurallara ve Again, the patriarchal rules brought by society and Nuevamente, las reglas patriarcales traídas por la sociedad y dayattığı şeylere kızıyorum aslında ben. Actually I am angry with the things he imposes. En realidad estoy enojado con las cosas que impone.

Çünkü masallardan bu yana geliyor ve 'Cause he's been coming from fairy tales and Porque ha venido de cuentos de hadas y

gündelik hayatımızda bütün bu şeyler aynı şekilde devam ediyor. All these things continue in the same way in our daily life. Todas estas cosas continúan igual en nuestra vida diaria. Baktığınız zaman alın yine, her zaman bizim tabumuz olan, Wenn Sie es sich noch einmal ansehen, immer unser Tabu, When you look at it again, always our taboo, Cuando lo miras de nuevo, que siempre es nuestro tabú, çünkü bu coğrafyada cinsellik; because sexuality in this geography; porque la sexualidad en esta geografía;

erkek cinselliği yaşasın, kadın cinselliği yaşamasın. male sexuality live, women not have sexuality Viva la sexualidad masculina, las mujeres no tienen sexualidad. Ama siz kadına sevişmediği zaman ''Kezban'' diyorsunuz. But when you do not have sex with a woman, you say "Kezban". Pero cuando no tienes sexo con una mujer, dices "Kezban". Seviştiği zaman ''kaşar'' diyorsunuz. When you have sex, you say "cheddar". Dices "cheddar" cuando tienes relaciones sexuales.

Bu kadın ne yapsın? What should this woman do? ¿Qué debería hacer esta mujer?

Ne yapacak yani, bana bir onu söyleyin. So what will he do? Tell me that. Entonces, ¿qué va a hacer? Dime eso.

Nasıl var olacak? How will it exist? ¿Cómo existirá?

Sizin onayınızı ya da sizin takdirinizi nasıl alacak bu kadın. Wie diese Frau Ihre Zustimmung oder Ihre Wertschätzung erhält. How this woman will get your approval or your appreciation. Cómo esta mujer obtendrá tu aprobación o tu aprecio Çünkü her yaptığını eleştiriyorsunuz. Because you criticize everything you do. Porque criticas todo lo que haces.

Yapamazsın, edemezsinlerle büyütüyorsunuz Du kannst nicht, mit dir aufwachsen, kannst du nicht You can't, grow up with you can't No puedes, crecer contigo no puedes ve sonra sen bunu yapamıyorsun diye onu suçluyorsunuz. and then you blame him for not being able to do that. y luego lo culpas por no poder hacer esto Bir kadın iş hayatında, A woman in business life, Una mujer en la vida empresarial

eğer çocuk doğurduğu zaman çocuğuna bakmak için işini bıraktığında, if he leaves his job to take care of his child when he has a child, si deja su trabajo para cuidar a su hijo cuando da a luz zaten kendisi bırakmasa da iznini kullandırmadan işten çıkarıyorlar. Although he does not leave himself, they dismiss him without his permission. Aunque no se abandona, lo despiden sin su permiso. Peki siz, bu kadın evde oturup çocuk baktığı zaman kocası dâhil geliyor; Well, when this woman sits at home and looks after children, she comes including her husband; Bueno, esta mujer viene incluida su marido cuando se sienta en casa y cuida de los niños; ''Sen de ev hanımısın, evde oturuyosun''. "Du bist auch Hausfrau, du lebst zu Hause". "You are also a housewife, you live at home". "Tú también eres ama de casa, vives en casa".

Sanki ev hanımlığı çok ciddi bir yoğun emek gerektirirken Als ob die Hausfrau eine sehr schwere Arbeit erfordert As if housewife requires a very serious labor Como si ama de casa requiriera un parto muy serio ve bence çok önemli bir işken, And I think it's a very important job, Y creo que es un trabajo muy importante

sen bu kadına kendini değersiz hissettiriyorsun. you make this woman feel worthless. haces que esta mujer se sienta inútil. Toplumda var olmasının sebebini ancak çalışıyor olması olarak lanse ediyorsun. You portray the reason for its existence in the society only as the fact that it works. Presentas la razón de su existencia en la sociedad solo como un trabajo Bu kadın ne yapsın? What should this woman do? ¿Qué debería hacer esta mujer?

Evde çocuğuna bakıyor sana yaranamıyor. She takes care of her child at home, and she can't help you. Ella cuida a su hijo en casa y no puede ayudarte.

Dışarıda çalışıyor, ne biçim kadın diyorsun. Working outside, what kind of woman do you call? Trabajando afuera, ¿a qué tipo de mujer llamas? Bakıcıya bırakıyor, ne pis anne bakıcıya bırakmış diyorsun. Leave it to the caregiver, you say what the dirty mother left to the caregiver Déjelo al cuidador, le dices lo que la madre sucia le dejó al cuidador Kreşe vermiş, ama kreşlerde çocukları dövüyorlar diyorsun. You say he gave it to daycare, but they beat the children in daycare centers. Dices que se lo dio a la guardería, pero golpearon a los niños en las guarderías. Bu kadın ne yapsın? What should this woman do? ¿Qué debería hacer esta mujer?

Biz bu kadına hiçbir şekilde yaşam alanı vermiyoruz, tanımıyoruz We do not give this woman any living space, we do not know No le damos espacio vital a esta mujer, no lo sabemos ve sonrasında da ondan kendisi olmasını, mutlu olmasını, bir birey olmasını, and then to be himself, to be happy, to be an individual, y luego ser él mismo, ser feliz, ser un individuo, dayatılan hiçbir şey yokmuş kafasında, He had nothing imposed on his mind, No tenía nada impuesto en su mente

sınırları yokmuş gibi yaşamasını bekliyoruz. we expect him to live as if he has no boundaries. esperamos que viva como si no tuviera fronteras. Bu çok mümkün bir şey değil bence. I think this is not a very possible thing. Creo que esto no es muy posible.

Bir örnek vereceğim size. I will give you an example. Te daré un ejemplo.

Bir gün bir müvekkilim aradı. Dedi ki Feyza Hanım; One day a client called. Mrs. Feyza said; Un día, llamó un cliente. Feyza dijo eso; "Bizim bir arkadaşımız iyi bir avukat sordu sizi söyledik, "A friend of ours asked a good lawyer, we told you, "Un amigo nuestro le preguntó a un buen abogado, le dijimos, telefonunuzu verelim mi?" dedi, verin dedim. Should we give you your phone? "he said, I said give it. ¿Deberíamos darte tu teléfono? " Telefonum çaldı "Avukat Feyyaz Bey ile görüşebilir miyim?" dedi. My phone rang "Can I talk to Lawyer Feyyaz?" said. Mi teléfono sonó "¿Puedo hablar con el abogado Feyyaz?" dicho. Buna çok alışığım. I'm very used to this. Estoy muy acostumbrado a esto.

Duruşmaya giriyorum, eve geliyorum, Ich gehe vor Gericht, ich komme nach Hause I go to trial, I come home Voy a juicio, vuelvo a casa

ofise geliyorum, bakıyorum Avukat Fevzi, Avukat Feyyaz, Avukat Feyzi. I come to the office, I look at Lawyer Fevzi, Lawyer Feyyaz, Lawyer Feyzi. Llego a la oficina, miro al abogado Fevzi, al abogado Feyyaz, al abogado Feyzi. Böyle şeyler oluyor, o yüzden de çok yanlış anlaşılmalar olduğu için These things happen so because there are so many misunderstandings Estas cosas pasan porque hay muchos malentendidos dedim ki ben Avukat Feyza. I said I'm Lawyer Feyza. Dije que soy el abogado Feyza.

Ama Feyyaz dediler bana dedi. But they said Feyyaz said to me. Pero me dijeron Feyyaz.

Yanlış olmuş dedim ben Feyza, başka avukat yok bu telefonda. It was wrong, I said Feyza, there is no other lawyer on this phone. Estuvo mal, dije Feyza, no hay otro abogado en este teléfono. Dedi herhâlde yanlış oldu, ben kapatıp tekrar arayayım. He said probably it was wrong, I'll hang up and call again. Dijo que debe estar mal, colgaré y volveré a llamar. Tamam bekliyorum, tekrar aradı "Evet, evet Feyyaz'mış" dedi. Okay, I wait, he called again and said "Yes, yes it is Feyyaz". Vale, espero, volvió a llamar y dijo "Sí, sí, es Feyyaz. Dedim ki valla Feyyaz yok burada, ben varım. I said I swear Feyyaz is not here, I am. Dije, bueno, Feyyaz no está aquí, estoy. Avukatım, Doğan'da benim müvekkilim benim numaramı size vereceğini biliyorum, Mein Anwalt, ich weiß, dass mein Mandant in Doğan Ihnen meine Nummer geben wird. My lawyer, I know that my client at Doğan will give you my number, Mi abogado, sé que mi cliente en Doğan le dará mi número, yani benim o. so that's mine. entonces eso es mío

"Allah Allah! dedi bu nasıl iş olur, He said, "God, how can this work?" Él dijo: "Dios, ¿cómo puede funcionar esto?"

bana Feyyaz dediler, iyi avukat dediler" dedi. They called me Feyyaz, they called me a good lawyer. " Me llamaron Feyyaz, me llamaron buen abogado ". Yani inanmıyor, ben Feyza'yım ve iyi avukat olamam. He doesn't believe it, I'm Feyza and I can't be a good lawyer. Entonces él no lo cree, soy Feyza y no puedo ser un buen abogado. Abartmıyorum, bunu gerçekten yaşadım. I'm not exaggerating, I've really experienced this No estoy exagerando, realmente lo he experimentado.

Kapattı, ben müvekkilimi aradım dedim ki; Er schloss es, ich rief meinen Klienten an und sagte: He closed it, I called my client and said; Lo cerró, llamé a mi cliente y le dije;

"Bak Doğan adam beni sinirlendiriyor, arayın dedim, aramasın beni, "Schau, der geborene Mann macht mich wütend, ich sagte, ruf mich an, er wird mich nicht anrufen, "Look, the born man makes me angry, I said call me, he won't call me, "Mira, el nacido me enoja, dije llámame, no me llames, ben onun avukatı olmak istemiyorum." I don't want to be his lawyer. " No quiero ser su abogado ".

Tekrar beni arıyor "Bana Feyyaz'ı ver!" dedi. He calls me again "Give me Feyyaz!" said. Me vuelve a llamar "¡Dame Feyyaz!" dicho. (Gülüşmeler) (Laughter) (La risa)

Yedim Feyyaz'ı dedim ben de, yok Feyyaz. Ich habe Feyyaz gegessen, sagte ich, Feyyaz nicht. I ate Feyyaz, I said, not Feyyaz. Me comí Feyyaz, dije, no Feyyaz.

Adam inanmıyor. The man does not believe. El hombre no cree.

Yine seneler önce Amerika'ya gideceğim, o zaman ki erkek arkadaşıma; I will go to America years ago again, to my boyfriend at that time; Volveré a ir a Estados Unidos hace años, con mi novio en ese momento; "Ben Amerika'ya gideceğim" dedim. I said "I will go to America". Dije "Me iré a América".

"Gidemezsin" dedi. He said, "You can't go." Él dijo: "No puedes ir".

"Neden?" dedim. "Why is that?" I said. "¿Porqué es eso?" Yo dije.

"Özlerim, mesafe uzak" romantik bir şey bekliyorum ben de. "Miss, die Entfernung ist weit" Ich erwarte auch etwas Romantisches. "Miss, the distance is far" I'm expecting something romantic too. "Señorita, la distancia está lejos" Espero algo romántico. "Orada zenciler var" dedi. He said, "There are blacks out there. Dijo: "Hay negros ahí fuera".

(Gülüşmeler) (Laughter)

Hacı dedim zenciler sana ne yaptı? Ich sagte Pilger, was hat Niggas mit dir gemacht? I said pilgrim, what did niggas do to you? Dije peregrino, ¿qué te hicieron los negros?

(Gülüşmeler) (Laughter) (La risa)

"Sen ne demek istiyorsun?" dedi. "What do you mean?" said. "¿Qué quieres decir?" dicho.

Bilmiyorum sen ne demek istiyorsun, ben de onu demek istiyorum sana dedim. I don't know what you mean, and I want to say it, I said to you. No sé lo que quiere decir, y quiero decirlo, le dije. Ya işte kafa bu. Here is the head. Aquí está la cabeza.

Samimi söylüyorum toplumun kafası bu. I sincerely say this is the head of society. Sinceramente digo que este es el jefe de la sociedad.

Gerçekten ahlak sorguladığımızda, ahlak var mı yok mu söylemeyeceğim When we really question morality, I won't tell if there is morality Cuando realmente cuestionamos la moral, no diré si hay moralidad. ama ahlakçılık var. but there is morality. pero hay moralidad.

Bu ahlakçılık kadın bedeni üzerinden gidiyor. This morality runs through the female body. Esta moralidad atraviesa el cuerpo femenino. Ben kabul etmiyorum, ben yan görev kabul etmiyorum. I do not accept, I do not accept side assignments. No acepto, no acepto asignaciones secundarias. Niye bir hükûmet kurulduğu zaman Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı kadın oluyor? Why is the Minister of Family and Social Policies a woman when a government is established? ¿Por qué la Ministra de Familia y Políticas Sociales es una mujer cuando se establece un gobierno? Niye Adalet Bakanı, Ekonomi Bakanı, Why Minister of Justice, Minister of Economy, Por qué el Ministro de Justicia, Ministro de Economía,

Maliye bakanı, Dışişleri Bakanı kadın olmuyor? Finance Minister, Foreign Minister is not a woman? Ministro de Finanzas, Ministro de Relaciones Exteriores no es una mujer? Neden sadece yan görevler? ¿Por qué solo misiones secundarias?

(Alkışlar) (Salud)

Belediye Başkanı oluyorsun, Başkan Yardımcısı'nı kadın yapıyorsun ne güzel! You become the mayor, you make the vice-mayor a woman, how nice! Te conviertes en alcalde, haces de la vicealcaldesa una mujer, ¡qué lindo! Nesi güzel? Ben Belediye Başkanı olmak istiyorum. What's nice I want to be Mayor. ¿Qué es bueno? Quiero ser alcalde. Niye müsteşar oluyorum, Başbakan olmuyorum? Why am I being undersecretary, not Prime Minister? ¿Por qué soy subsecretario y no primer ministro? Neden bana eşit şartlar sunulmuyor iş hayatında? Why are I not offered equal conditions in business life? ¿Por qué no se me ofrecen las mismas condiciones en la vida empresarial? Ben kabul etmiyorum, ben yan görev kabul etmiyorum. I do not accept, I do not accept side assignments. No acepto, no acepto asignaciones secundarias. Bugün duruşmada ben gözümle gördüm. I saw it with my eyes at the hearing today. Lo vi con mis ojos en la audiencia de hoy.

Kadın geldi, hâkim kadın ''Hâkim bey'' diyor. The woman came, the judge woman says, "Judge." La mujer vino, la mujer juez dice: "Juez". Bakıyorum kadına, kadın hâkime hâkim bey diyor. Ich sehe die Frau an, sie nennt die Richterin die Richterin. I look at the woman, she calls the judge a woman judge Miro a la mujer, ella llama a la mujer juez, juez. O hâkim, hâkimse bey olur ancak, hâkime hanım olamaz. If he is a judge, he will be a gentleman, but not a judge. Si es un juez, será un bey, pero no un juez. Biliyor ya da bilmiyor o ayrı mesele ama bu böyle gerçekten. He knows it or not, it's a separate issue, but it really is like this. Lo sepa o no, es un tema aparte, pero realmente es así. Ben bunun kırılmasını istiyorum. I want this to be broken. Quiero que esto se rompa.

Bakın ben demiyorum ki, erkeklere böyle yapıyorsanız kızlara da öyle yapın. Look, I am not saying that if you are doing this to boys, do so to girls. Mire, no estoy diciendo que si le está haciendo esto a los niños, hágalo a las niñas. Adil olunsun. Be fair. Sé justo.

Edepse herkese edep. Good manners to everyone. Buenos modales a todos.

Ben edepliyim, sen edepli değilsen senin edepsizliğin beni niye etkiliyor ki? I am decent, if you are not decent, why does your impudence affect me? Soy decente, si tú no eres decente, ¿por qué me afecta tu descaro? Ben niye senin yüzünden sokağa çıkmıyorum. Why don't I go out on the street because of you. ¿Por qué no salgo a la calle por ti?

Ben de gece 3'te gezmeyi en az bir erkek kadar hak ediyorum. I deserve to travel at 3 a.m. as well as a man. Merezco viajar a las 3 am tanto como un hombre. Kimse bunu kısıtlayamaz. Nobody can restrict this. Nadie puede restringir esto.

(Alkışlar)

Ben istediğimi giyerim arkadaş. I wear what I want, friend. Me pongo lo que quiero, amigo.

Sen kendi gözüne bakacaksın. Du wirst in deine eigenen Augen schauen. You will look in your own eyes. Te mirarás a tus propios ojos.

Sen kendi nefsine bakacaksın. You will take care of yourself. Te cuidarás.

Ben sonuçta bu toplumu provoke edecek, insanları kışkırtacak, I will provoke this society after all, it will provoke people, Después de todo, provocaré a esta sociedad, provocará a la gente, toplumun huzurunu bozacak şeyler yapmıyoruz biz bu ülkede kadınlar olarak. We, as women, do not do things that will disturb the peace of the society. Nosotras, como mujeres, no hacemos cosas que perturben a la sociedad. Biz mutlu olmak istiyoruz. We want to be happy. Queremos ser felices.

Biz kendimiz olmak istiyoruz. We want to be ourselves. Queremos ser nosotros mismos.

Bize bir şey dayatmadan, bizi sıkmadan, bizi bunaltmadan. Without imposing anything on us, without bothering us, without overwhelming us. Sin imponernos nada, sin aburrirnos, sin abrumarnos. Biz gerçekten var olmak istiyoruz. We really want to exist. Realmente queremos existir.

Bana dayatılan bütün yasaklara, yapamazsınlara. All the prohibitions imposed on me, you can't. Todas las prohibiciones que me impusieron, no puedes. Bana neler söylediler; What did they tell me; ¿Qué me dijeron?

Olmaz, yapamazsın, edemezsin, yapmamalısın. No, you can't, you can't, you shouldn't. No, no puedes, no puedes, no deberías. Yaparım!

Sen kimsin ki? Senin benden ne özelliğin var? Wer bist du? Was hast du über mich Who are you? What do you have about me? ¿Quién eres tú? Que tienes de mi Bu mu?

Yok kardeşim hiç bir önemi yok benim için. No, hermano, no me importa.

(Alkışlar)

Ben bir kadınım. Yo soy una mujer.

Eksik ya da yarım olduğumu düşünmüyorum bu hâlimle. I do not think that I am missing or half in this state. No creo que me falte ni la mitad en este estado. (Alkışlar) (Salud)

Beni bütünleyen şey bir koca, bir çocuk, bir evlilik de değil. What completes me is not a husband, a child, or a marriage. Lo que me completa no es un esposo, un hijo o un matrimonio. Bunlar ancak doğru yer, doğru zaman ve doğru insanla beni mutlu eden, These are the only things that make me happy with the right place, right time and right person, Estos solo me hacen feliz con el lugar correcto, el momento adecuado y la persona adecuada, hayatımı paylaştığım bir kurum. an institution where I share my life. una institución donde comparto mi vida.

Yanımda bir insan, evladım olabilir. Ich kann eine Person bei mir haben, mein Kind. I can have a person with me, my child Puedo tener una persona conmigo, mi hijo.

Bunlar beni bütünlemez. Diese ergänzen mich nicht. These do not complement me. Estos no me complementan.

Ben kocasız da varım. I am also without a husband. También estoy sin marido.

Ben çocuksuz da tümüm. I am all without children. Estoy todo sin hijos.

Ben kariyerimle, işimle, aşklarımla, hırslarımla, tutkularımla, Ich bin mit meiner Karriere, meinem Job, meinen Lieben, meinen Ambitionen, meinen Leidenschaften, I am with my career, my job, my loves, my ambitions, my passions, Estoy con mi carrera, mi trabajo, mis amores, mis ambiciones, mis pasiones, ruhumla, görüntümle, cinselliğimle, with my soul, my image, my sexuality, con mi alma, mi imagen, mi sexualidad,

istediklerimle ve istemediklerimle bir kadınım. I am a woman with what I want and what I don't want. Soy una mujer con lo que quiero y lo que no quiero. Varım, tümüm, var olacağım. I exist, all, I will exist. Yo existo, todo, existiré.

Kimse bana eksiksin, yarımsın, yapamazsın, edemezsin diyerek Nobody telling me you're incomplete, half, you can't, can't Nadie me dice que estás incompleto, la mitad, no puedes, no puedes beni asla engelleyemezler bu ülkede. They can never prevent me in this country. Nunca podrán impedirme en este país.

Ben iddia ediyorum, I bet te apuesto

bizim atasözlerimiz bile kadınları aşağılar, erkekleri över nitelikte. even our proverbs despise women, praise men. incluso nuestros proverbios desprecian a las mujeres, alaban a los hombres. "Karı gibi ağlama" derler mesela. They say, "Don't cry like a wife." Dicen: "No llores como una esposa".

"Erkek gibi erkek," "Adam gibi adam," "Adamın dibi" "Man like man," "Man like man," "Man's bottom" "Hombre como hombre", "Hombre como hombre", "Fondo de hombre" ya da bir kadını övmek için bile "Erkek gibi kadın" derler. or even to praise a woman, "Woman like a man". o incluso para alabar a una mujer, "Mujer como un hombre". Ben kadın gibi kadınım. I am a woman like a woman. Soy mujer como mujer.

Erkeklik sizin olsun. May the manhood be yours. La hombría sea tuya.

Erkekliğe bu ülkede çok fazla şey atfediliyor. There is a lot of attribution to manhood in this country. Hay tanta atribución a la hombría en este país. Ben kötü olduğu için söylemiyorum. I'm not saying it because it's bad. No lo digo porque sea malo.

Ne demek istediğimi çok iyi ifade edebiliyor muyum bilmiyorum ama I don't know if I can express very well what I mean but No sé si puedo expresar muy bien lo que quiero decir pero anlaşıldığımı düşünmek istiyorum. I want to think I'm understood. Quiero pensar que me entienden.

Erkeklikle ilgili bir sorunum yok. Ich habe kein Problem mit Männlichkeit. I have no problem with masculinity. No tengo ningún problema con la masculinidad.

Erkekliği överken, kadınlığın bu şekilde yerden yere vurulmasıyla sorunum var. While I praise masculinity, I have a problem with femininity being smashed in this way. Si bien alabo la masculinidad, tengo un problema con que la feminidad sea aplastada de esta manera. Bu coğrafyada kadın olmak direnç demek. Being a woman in this geography means resistance. Ser mujer en esta geografía significa resistencia.

Kadın olmak mücadele etmek demek. Being a woman means fighting. Ser mujer significa luchar.

Kadın olmak belki 5 katı, belki 10 katı çaba göstermek demek. Being a woman means maybe 5 times, maybe 10 times effort. Ser mujer significa tal vez 5 veces, tal vez 10 veces esfuerzo. Yapmadığın şeyler için bile yaftalanma korkusuyla yaşamak demek bu coğrafyada. In this geography it means living with the fear of being stigmatized even for the things you have not done. Significa vivir con el miedo a ser estigmatizado incluso por las cosas que no has hecho en esta geografía. O yüzden erkeklik çok onurlu, çok gururlu vesaire olabilir. That is why masculinity can be very honorable, very proud, and so on. Entonces, la masculinidad puede ser muy honorable, muy orgullosa, etc. Sizin onurunuz, gururunuz sizi ilgilendiriyor. Your pride concerns you. Su señoría, su orgullo le concierne. Ben bir kadın olarak kadın gibi, I like a woman as a woman, Me gusta una mujer como mujer,

kadınlık onuru ve kadınlık gururumla yaşıyorum bu ülkede. I live in this country with female pride and female pride. Vivo en este país con orgullo femenino y orgullo femenino. Böyle yaşayacağım I will live like this Viviré así

ve eğer erkek olarak cesareti olan varsa gelsin Türkiye'de kadın olarak yaşasın. If you have the courage to come and if you live as men as women in Turkey. Si tienes el coraje de venir y si vives como hombres como mujeres en Turquía. Meydan okuyorum ben! Ich bin herausfordernd! I am challenging! ¡Soy un desafío!

Ciddi söylüyorum. I'm telling you seriously. Te lo digo en serio.

(Alkışlar) (Cheers)

Size çok samimi söylüyorum, I am telling you very sincerely, Te lo digo muy sinceramente,

ben bu ülkede sevişti diye kızının kemiklerini kırarak, die Knochen ihrer Tochter brechen, weil ich in diesem Land Liebe gemacht habe, breaking the bones of her daughter because I made love in this country rompiendo los huesos de su hija porque hice el amor en este país, bir sağlam kemik bırakmayarak döven baba gördüm. I saw the father beating him without leaving a solid bone. Vi al padre golpeándolo sin dejar un hueso sólido. Biz burada bir grup olarak birbirimizi anlıyor olabiliriz. We may be understanding each other here as a group. Podemos entendernos aquí como grupo. Ben rahatlıkla bunları konuşuyor olabilirim. I can easily be talking about them. Puedo estar hablando de ellos fácilmente. Bu ülkede eline halat verip In this country, you give your hand a rope En este país

kendini öldüreceksin ya da biz seni öldüreceğiz diyen kadınlar var. There are women who say you will kill yourself or we will kill you. Hay mujeres que dicen que te matarás o te mataremos nosotros. Hâlâ intihar gibi gözüken çözemediğimiz dosyalar var. There are still unresolved files that seem like suicide. Aún quedan archivos sin resolver que parecen un suicidio. Bu ülkede güldü diye, sokakta biriyle flört etti diye dövülen, Beaten for laughing or flirting with someone on the street in this country, Golpeado por reírse o coquetear con alguien en la calle en este país, öldürülen, asılan kadınlar var. There are women who were killed and hanged. Hay mujeres asesinadas y ahorcadas.

Her gün görüyoruz haberlerde, değil mi? We see it in the news every day, right? Lo vemos en las noticias todos los días, ¿verdad?

Gerçekten biz, insanların kadınlık onurlarının Indeed, we are the human dignity Realmente somos ve gururunun bu ülkede olduğunu düşünmüyoruz. and we don't think its pride is in this country. y no creemos que su orgullo esté en este país. Ama bunun artık anlaşılması, bilinmesi ve algılanması gerektiğini düşünüyorum. But I think this should now be understood, known and perceived. Pero creo que esto ahora debería entenderse, conocerse y percibirse. Biz bundan sonra kadın olarak ölmeyeceğiz, We will not die as women from now on, No moriremos como mujeres de ahora en adelante, yaşayacağız, kahkaha atacağız, sevişeceğiz, we will live, we will laugh, we will make love, Viviremos, nos reiremos, tendremos sexo güleceğiz, çocuklar doğuracağız eğer istersek, istemezsek doğurmayacağız. We will laugh, we will give birth to children, if we want, we will not give birth. Reiremos, daremos a luz hijos, si queremos no daremos a luz. Çalışmaz istersek çalışacağız. We will not work if we want to. No trabajaremos si queremos.

Çalışmak istemiyorsak, artık nasıl yaşayacağız onu bilmiyorum If we don't want to work, I don't know how to live anymore Si no queremos trabajar ya no se como vivir -çalışmak lazım çünkü- -You gotta work because- -Tienes que trabajar porque-

ama bir şekilde o hâlledilir diye düşünüyorum but somehow I think he can be made pero de alguna manera creo que se puede hacer Biz bu şekilde var olacağız. This is how we will exist. Así es como existiremos.

Bizi bu şekilde kabul edin. Accept us that way. Aceptanos de esa manera.

Kabul etmek zorundasınız. You have to accept. Tienes que aceptar.

Etmeyenler olursa ettireceğiz. If those who do not, we will. Si los que no lo hacen, lo haremos.

Mücadeleye devam edeceğiz. We will continue the struggle. Continuaremos la lucha.

Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum. Thank you so much for listening to me. Muchas gracias por escucharme. (Alkışlar)

×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.