image

Barış Özcan 2020, Kara tahta mı yoksa beyaz tahta mı?

Kara tahta mı yoksa beyaz tahta mı?

İlkokula giden bir oğlum var. Yeni yıl hediyesi olarak ona bir tahta aldık. Bir tarafı modern beyaz tahta, diğer tarafı klasik kara tahta. O okuldayken arada bir ben de bir kaçamak yapıp onu kullanmaya başladım. Tabi seçenek sayısı artınca insanda kararsızlık da artıyor. Tam üzerine yazı yazacakken acaba hangi tarafını kullansam diye düşünmeye başladım. Ben ilkokulda okuma yazmayı kara tahta üzerinde öğrendim. Ortaokul ve lisede tahtalar yeşile dönmeye başladı. Üniversitede de beyaza. Fakat ilk kez aynı anda ikisini de kullanabilme ihtimalim ortaya çıkınca bunların rengi de bana dert oldu. Öğrenme, hatırlama gibi konularda acaba hangi renk tahta daha etkili diye düşünürken bir şey aklıma geldi.

Geçen yıllarda bir haber dikkatimi çekmişti. Onu biraz hikayeleştirerek anlatayım size. 120 yıllık bir okulda tadilat yapmaya başlamışlar. Eski sıraları, sandalyeleri çıkarmışlar. Duvarlarda asılı resimleri, çizelgeleri indirmişler. Boya badana yapacakları için yerlere muşambaları sermişler. Tam işe başlayacakken şu tahtaları da sökelim, boya işi bittikten sonra tekrar yerine takarız diye düşünmüşler. Onları sökünce çok ilginç bir şeyle karşılaşmışlar. Tahtaların arkasında duvarlara gömülü halde daha eski tahtalar çıkmış. Kara tahtalar. Üstelik üzerinde tebeşirle yazılmış yazılar hala silinmemiş bir şekilde duruyormuş. Eski öğretmenlerin el yazıları, öğrencilerin teneffüslerde yaptığı çizimler. Müzik dersinde kullanılan notalar. İlginç bir çarpım tablosu. Hatta Aralık ayına ait bir takvim. 1917 yılının Aralık ayına ait! O yazıların 100 yıldan uzun bir süredir orada kaldığını fark etmişler.

Bu adeta 100 yıl önceki bir sınıfın ortak hafızasına erişmek gibi bir şey. Çünkü tahtalar öğretmen ve öğrencilerin paylaştığı büyük bir not defteri gibidir. Onların zihinlerine açılan bir pencere gibi. Çok az kişi bunun farkındadır ama eğitim dünyasında yapılan en önemli inovasyondur. Modern teknolojilerin aksine kullanımı çok basittir. Yine de etkilidir. Ekonomiktir. O yüzden yeryüzündeki neredeyse tüm okulların, tüm sınıflarına yayılmıştır.

İşin ilginci tarihi çok da eski değil. Binlerce yıldır okul ve eğitim kavramları var ama bilebildiğimiz kadarıyla herkesin paylaştığı o büyük tahtalar yok. Güney Mezopotamya'daki Sümerlerde öğrenciler kil tabletlere kalem benzeri taşlarla not alıyordu. Bugün bildiğimiz tahtaya benzer ilk nesneyi Hindistan'da görüyoruz. 11. Yüzyılda Gazneli Mahmut'la Hindistan'a giden Biruni orada gördüklerini “Tarikh al-Hind” diye bir kitapta kayıt altına almış. O kitapta dönemin eğitimi hakkında diyor ki “Okullarda öğrenciler için siyah tabletler kullanırlar. Bu tabletleri genişlemesine değil de uzunlamasına kullanırlar (yani dikey olarak). Üzerine beyaz bir materyalle soldan sağa doğru yazarlar.” Konuyla doğrudan ilgili değil ama bu kitapta bin yıl önceki yaşama dair başka ilginç bilgiler de var. Mesela iki kişi tavla oynarken zarları üçüncü bir kişi atarmış. Satrancı aynı anda dört kişi oynarmış ve tahtanın üzerine taşları şu şekilde dizerlermiş. İlgilenenler bu kitabın İngilizcesini ücretsiz olarak internet üzerinden okuyabilirler. Linkler ve kaynaklar her zaman olduğu gibi web sitemde.

Tahta konusuna dönecek olursak, öğrencilerin ve öğretmenlerin yazı yazmak için tabletler kullanması çok eskilere dayansa da bunlar hep kişiseldi. Tüm sınıfın ortak bir tahta kullanması gibi bir konsept daha 200 yıl kadar önce ortaya çıkmış. İskoçya'da bir coğrafya öğretmeni -artık tek tek öğrencilerin yanına gidip konuyu onların notları üzerinden anlatmak yerine- almış büyükçe bir kara tahtayı, asmış sınıfın duvarına ve onun üstüne yazarak çizerek anlatmaya başlamış konuları… Bu yöntemin etkili olduğu görülünce hızla ülkedeki diğer okullara, sonra da tüm dünyaya yayılmış. Kara tahta eğitim dünyasının herkes tarafından kabul görmüş en önemli teknolojik inovasyonu olarak adeta bir sembole dönüşmüş. Çünkü okullardaki eğitim metodunu değiştirmiş.

“Herkes tarafından kabul görmüş” dedim ama bununla ilgili ilginç bir istisna var. “Konik isyanı” diye tarihe geçmiş bu istisna. İsyanın sebebi kara tahtalar ve olay 1825 ve 1830 yıllarında Yale Üniversitesi'nde gerçekleşiyor. Tahtalar özellikle matematikte eski eğitim yöntemlerinin değiştirilmesine neden olmuş dedik ya… Eskiden öğrenciler sınavlarda geometri sorularını çözerken kitaplarında diyagramların -konik gibi şekillerin- bulunduğu kısımlara bakabiliyormuş. Tahta icat edilince mertlik bozulmuş, ya da asıl mertlik başlamış 🙂 Çünkü matematik profesörleri artık geometri sorularını öğrencileri tahtaya kaldırıp akıllarında kaldığı kadarıyla çözmelerini istemeye başlamış. Bu istek daha sonra kanuna dönüşünce öğrenciler isyan çıkarmışlar. Derslere, sınavlara girmemeye başlamışlar. 1832'ye kadar süren bu isyan dalgası sonucunda okuldaki öğrencilerin yarısı kovulmuş. Hikayeden çıkartacağımız ders: Matematik profesörlerinin fendi, öğrencileri yendi.

Elleri tebeşir tozuyla beyaza boyanmış, dağınık saçları ve kırışık gömlekleriyle kendinden geçmiş bir şekilde kara tahtaya formüller yazan bu kişileri küçümsememek lazım. “Ya kara tahta mı kaldı?” diyeceksiniz: “Biz artık akıllı tahtalara parmağımızla yazıp çiziyoruz.” Ben de tam oraya gelecektim.

Tahta bir konsept olarak eğitim ve iş hayatımıza girdikten sonra bir evrim geçirdi. 1800'lerden 1960'lı yıllara kadar kara tahtaydı. Sonra yeşil tahtalar ortaya çıktı. Artık bildiğimiz tahta değil de başka malzemeler de kullanılmaya başlandı. Neden yeşil sorusunun cevabını tam olarak bilemiyorum. Bazıları okunmasının daha kolay olduğunu iddia ediyor. Bazıları da pek çok kültürde yeşil rengin rahatlatıcı bir etkisi olduğundan bu rengin yaygınlaştığını söylüyor. Modern dünyada en yaygın kullanılan tahtalarsa artık beyaz. Tıpkı kitaplar ya da defterlerde olduğu gibi beyaz zemin üzerine siyah ya da farklı renklerde yazılan yazıların daha kolay okunduğu söyleniyor. Mesele sadece daha kolay okunması da değil. Üzerine daha kolay yazılması. Daha kolay silinmesi. Her şey giderek kolaylaşıyor.

Buna rağmen hala özellikle matematik profesörleri kara tahta kullanmaktan bir türlü vazgeçemiyorlar. Küçük bir azınlıktan söz ediyorum tabi. Zaten sayıları az olduğu için kullandıkları malzemeleri bulma konusunda sıkıntılar yaşıyorlar. Geçtiğimiz yıllarda bir Japon tebeşir firması satışları azaldığı için kapanacağını duyurmuştu. Bu haberi duyan dünyanın dört bir tarafındaki matematik profesörleri kutu kutu tebeşir istif etmeye başladılar. Bazıları ömürlerinin sonuna kadar yetecek tebeşiri biriktirdiğini söylüyor. Peki nedir bu onlardaki “kara tahta – beyaz tebeşir” tutkusu? Profesörlerden birinin söyledikleri çok ilgimi çekmişti:

“Matematik bir yönüyle bilim olsa da pek çok yönden sanata benzer” diyordu. “Güzel bir dersi kara bir tahtanın üzerine işlemenin gerçekten sanatsal bir tarafı vardır. Matematikçiler birbirlerinin eserlerine bakarak imrenirler ve bu eserleri ortaya koyan araçları kullanmak isterler.”

Bu romantik ifadeler belki de yaşlanmış zihinlerin geçmişe bağlılıklarından, bir çeşit nostaljiden kaynaklanıyor. Çünkü bilimsel olarak siyah üzerine beyaz yazı yazmanın ya da beyaz üzerine siyah yazı yazmanın etkileri konusunda yapılmış çok fazla araştırma yok. Yani hangisinin üstün olduğundan emin değiliz. Aslına bakarsanız bu güzel de bir fırsat. Sizler kendi okullarınızda, işlerinizde ya da evlerinizde bununla ilgili denemeler yapabilirsiniz. Hafıza testleri. Öğretmenler sınıftaki öğrencileriyle bir denek grubu oluşturup kontrollü deneyler yapabilir. Böylece hem bilimsel yöntem kullanılmış olur hem de proje bazlı bir öğrenme gerçekleşir.

Ben şimdilerde bu denemeleri kendi üzerimde yapmaya başladım. İki yöntemin de kendine göre artıları ve eksileri var. Beyaz tahtaya kalemle daha hızlı yazılıp, çiziliyor ama kalemlerin mürekkebi durduğu yerde bile kuruyup bitiyor. Kara tahtadaki yazıların kontrastı daha çok hoşuma gidiyor. Ayrıca dijital kitapları da siyah zemin üzerine beyaz yazıyla okumayı tercih ettiğimden bana göre daha okunaklı. Ama tebeşir tozu bazıları için rahatsız edici olabilir. Her şekilde beyaza göre daha kirli bir deneyim.

Dediğim gibi bu konu tartışma götürür. Ama sanırım benim zihnim de belki nostaljik duygularla biraz kara tahtaya meylediyor bugünlerde. Beynimin çok doğal bir uzantısı gibi hissettiriyor. Üst üste yazılmış ama tam silinememiş yazılar, aklımdaki unutulmaya yüz tutmuş yine de parça parça hatırladığım anılar gibi. Birazdan cep telefonumun, dijital tabletimin, bilgisayarımın sonsuz olasılıklarla dolu ekranlarına döneceğim ve o ekranlara yazmak, o ekranları silmek çok daha kolay ve konforlu olacak. Zaten öyle olduğu için modern eğitim deyince ilk olarak bu cihazlar ve sınıflarda da akıllı tahtalar akla geliyor hemen. Ama ne var biliyor musunuz? Bundan 100 yıl sonra bir okulda tadilat yapılacağı zaman duvarın derinliklerinde üzerinde hala yazılar olan bir akıllı tahta ya da beyaz tahta bulma ihtimali çok düşük diye tahmin ediyorum. Belki de bir şeyleri unutmamak için, öğrenmek o kadar da kolay olmamalı.



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Çevrimiçi dil öğrenme @ LingQ

Kara tahta mı yoksa beyaz tahta mı?

İlkokula giden bir oğlum var. Yeni yıl hediyesi olarak ona bir tahta aldık. We bought him a board as a Christmas present. Bir tarafı modern beyaz tahta, diğer tarafı klasik kara tahta. O okuldayken arada bir ben de bir kaçamak yapıp onu kullanmaya başladım. While he was in school, I took a getaway from time to time and started using it. Tabi seçenek sayısı artınca insanda kararsızlık da artıyor. Of course, as the number of options increases, the indecisiveness of people also increases. Tam üzerine yazı yazacakken acaba hangi tarafını kullansam diye düşünmeye başladım. Just when I was going to write on it, I started to think about which side I should use. Ben ilkokulda okuma yazmayı kara tahta üzerinde öğrendim. I learned to read and write on a chalkboard in primary school. Ortaokul ve lisede tahtalar yeşile dönmeye başladı. Boards started to turn green in middle school and high school. Üniversitede de beyaza. Fakat ilk kez aynı anda ikisini de kullanabilme ihtimalim ortaya çıkınca bunların rengi de bana dert oldu. But when the possibility of using both at the same time arose for the first time, the color of these also bothered me. Öğrenme, hatırlama gibi konularda acaba hangi renk tahta daha etkili diye düşünürken bir şey aklıma geldi.

Geçen yıllarda bir haber dikkatimi çekmişti. A news story caught my attention last year. Onu biraz hikayeleştirerek anlatayım size. Let me tell you a little story about it. 120 yıllık bir okulda tadilat yapmaya başlamışlar. They started to make renovations in a 120-year-old school. Eski sıraları, sandalyeleri çıkarmışlar. Duvarlarda asılı resimleri, çizelgeleri indirmişler. They downloaded the pictures and charts hanging on the walls. Boya badana yapacakları için yerlere muşambaları sermişler. Because they were going to paint and whitewash, they laid linoleum on the ground. Tam işe başlayacakken şu tahtaları da sökelim, boya işi bittikten sonra tekrar yerine takarız diye düşünmüşler. Onları sökünce çok ilginç bir şeyle karşılaşmışlar. When they disassembled them, they encountered something very interesting. Tahtaların arkasında duvarlara gömülü halde daha eski tahtalar çıkmış. Kara tahtalar. Üstelik üzerinde tebeşirle yazılmış yazılar hala silinmemiş bir şekilde duruyormuş. Moreover, the writings written in chalk on it were still intact. Eski öğretmenlerin el yazıları, öğrencilerin teneffüslerde yaptığı çizimler. Müzik dersinde kullanılan notalar. İlginç bir çarpım tablosu. Hatta Aralık ayına ait bir takvim. 1917 yılının Aralık ayına ait! O yazıların 100 yıldan uzun bir süredir orada kaldığını fark etmişler. They realized that those inscriptions had been there for over 100 years.

Bu adeta 100 yıl önceki bir sınıfın ortak hafızasına erişmek gibi bir şey. Çünkü tahtalar öğretmen ve öğrencilerin paylaştığı büyük bir not defteri gibidir. Onların zihinlerine açılan bir pencere gibi. Çok az kişi bunun farkındadır ama eğitim dünyasında yapılan en önemli inovasyondur. Few people are aware of this, but it is the most important innovation in the world of education. Modern teknolojilerin aksine kullanımı çok basittir. Yine de etkilidir. Yet it is effective. Ekonomiktir. O yüzden yeryüzündeki neredeyse tüm okulların, tüm sınıflarına yayılmıştır.

İşin ilginci tarihi çok da eski değil. The interesting thing is that its history is not very old. Binlerce yıldır okul ve eğitim kavramları var ama bilebildiğimiz kadarıyla herkesin paylaştığı o büyük tahtalar yok. Güney Mezopotamya'daki Sümerlerde öğrenciler kil tabletlere kalem benzeri taşlarla not alıyordu. Bugün bildiğimiz tahtaya benzer ilk nesneyi Hindistan'da görüyoruz. We see the first wood-like object we know today in India. 11. Yüzyılda Gazneli Mahmut'la Hindistan'a giden Biruni orada gördüklerini “Tarikh al-Hind” diye bir kitapta kayıt altına almış. O kitapta dönemin eğitimi hakkında diyor ki “Okullarda öğrenciler için siyah tabletler kullanırlar. Bu tabletleri genişlemesine değil de uzunlamasına kullanırlar (yani dikey olarak). Üzerine beyaz bir materyalle soldan sağa doğru yazarlar.” Konuyla doğrudan ilgili değil ama bu kitapta bin yıl önceki yaşama dair başka ilginç bilgiler de var. Mesela iki kişi tavla oynarken zarları üçüncü bir kişi atarmış. Satrancı aynı anda dört kişi oynarmış ve tahtanın üzerine taşları şu şekilde dizerlermiş. İlgilenenler bu kitabın İngilizcesini ücretsiz olarak internet üzerinden okuyabilirler. Linkler ve kaynaklar her zaman olduğu gibi web sitemde.

Tahta konusuna dönecek olursak, öğrencilerin ve öğretmenlerin yazı yazmak için tabletler kullanması çok eskilere dayansa da bunlar hep kişiseldi. Tüm sınıfın ortak bir tahta kullanması gibi bir konsept daha 200 yıl kadar önce ortaya çıkmış. İskoçya'da bir coğrafya öğretmeni -artık tek tek öğrencilerin yanına gidip konuyu onların notları üzerinden anlatmak yerine- almış büyükçe bir kara tahtayı, asmış sınıfın duvarına ve onun üstüne yazarak çizerek anlatmaya başlamış konuları… Bu yöntemin etkili olduğu görülünce hızla ülkedeki diğer okullara, sonra da tüm dünyaya yayılmış. Kara tahta eğitim dünyasının herkes tarafından kabul görmüş en önemli teknolojik inovasyonu olarak adeta bir sembole dönüşmüş. Çünkü okullardaki eğitim metodunu değiştirmiş.

“Herkes tarafından kabul görmüş” dedim ama bununla ilgili ilginç bir istisna var. “Konik isyanı” diye tarihe geçmiş bu istisna. İsyanın sebebi kara tahtalar ve olay 1825 ve 1830 yıllarında Yale Üniversitesi'nde gerçekleşiyor. The reason for the riot is blackboards and the event takes place at Yale University in the years 1825 and 1830. Tahtalar özellikle matematikte eski eğitim yöntemlerinin değiştirilmesine neden olmuş dedik ya… Eskiden öğrenciler sınavlarda geometri sorularını çözerken kitaplarında diyagramların -konik gibi şekillerin- bulunduğu kısımlara bakabiliyormuş. Tahta icat edilince mertlik bozulmuş, ya da asıl mertlik başlamış 🙂 Çünkü matematik profesörleri artık geometri sorularını öğrencileri tahtaya kaldırıp akıllarında kaldığı kadarıyla çözmelerini istemeye başlamış. Bu istek daha sonra kanuna dönüşünce öğrenciler isyan çıkarmışlar. When this request later became a law, the students rebelled. Derslere, sınavlara girmemeye başlamışlar. They started not taking classes and exams. 1832'ye kadar süren bu isyan dalgası sonucunda okuldaki öğrencilerin yarısı kovulmuş. As a result of this wave of rebellion that lasted until 1832, half of the students in the school were expelled. Hikayeden çıkartacağımız ders: Matematik profesörlerinin fendi, öğrencileri yendi.

Elleri tebeşir tozuyla beyaza boyanmış, dağınık saçları ve kırışık gömlekleriyle kendinden geçmiş bir şekilde kara tahtaya formüller yazan bu kişileri küçümsememek lazım. “Ya kara tahta mı kaldı?” diyeceksiniz: “Biz artık akıllı tahtalara parmağımızla yazıp çiziyoruz.” Ben de tam oraya gelecektim.

Tahta bir konsept olarak eğitim ve iş hayatımıza girdikten sonra bir evrim geçirdi. As a wooden concept, it has evolved since it entered our education and business lives. 1800'lerden 1960'lı yıllara kadar kara tahtaydı. It was the chalkboard from the 1800s to the 1960s. Sonra yeşil tahtalar ortaya çıktı. Artık bildiğimiz tahta değil de başka malzemeler de kullanılmaya başlandı. Other materials began to be used, not just the wood we know now. Neden yeşil sorusunun cevabını tam olarak bilemiyorum. I don't know exactly why it's green. Bazıları okunmasının daha kolay olduğunu iddia ediyor. Some claim it is easier to read. Bazıları da pek çok kültürde yeşil rengin rahatlatıcı bir etkisi olduğundan bu rengin yaygınlaştığını söylüyor. Others say that green color has become widespread in many cultures because it has a relaxing effect. Modern dünyada en yaygın kullanılan tahtalarsa artık beyaz. The most widely used boards in the modern world are now white. Tıpkı kitaplar ya da defterlerde olduğu gibi beyaz zemin üzerine siyah ya da farklı renklerde yazılan yazıların daha kolay okunduğu söyleniyor. It is said that texts written in black or in different colors on a white background, just like in books or notebooks, are easier to read. Mesele sadece daha kolay okunması da değil. It's not just about making it easier to read, either. Üzerine daha kolay yazılması. Daha kolay silinmesi. Her şey giderek kolaylaşıyor. Everything is getting easier.

Buna rağmen hala özellikle matematik profesörleri kara tahta kullanmaktan bir türlü vazgeçemiyorlar. Despite this, mathematics professors still cannot give up using blackboards. Küçük bir azınlıktan söz ediyorum tabi. I'm talking about a small minority, of course. Zaten sayıları az olduğu için kullandıkları malzemeleri bulma konusunda sıkıntılar yaşıyorlar. Since their numbers are low, they have difficulties in finding the materials they use. Geçtiğimiz yıllarda bir Japon tebeşir firması satışları azaldığı için kapanacağını duyurmuştu. In the past years, a Japanese chalk company announced that it would close because its sales were decreasing. Bu haberi duyan dünyanın dört bir tarafındaki matematik profesörleri kutu kutu tebeşir istif etmeye başladılar. Bazıları ömürlerinin sonuna kadar yetecek tebeşiri biriktirdiğini söylüyor. Peki nedir bu onlardaki “kara tahta – beyaz tebeşir” tutkusu? So what is their passion for “blackboard – white chalk”? Profesörlerden birinin söyledikleri çok ilgimi çekmişti:

“Matematik bir yönüyle bilim olsa da pek çok yönden sanata benzer” diyordu. “Although mathematics is a science in one aspect, it is similar to art in many ways,” he said. “Güzel bir dersi kara bir tahtanın üzerine işlemenin gerçekten sanatsal bir tarafı vardır. “There's something really artistic about embroidering a beautiful lesson on a chalkboard. Matematikçiler birbirlerinin eserlerine bakarak imrenirler ve bu eserleri ortaya koyan araçları kullanmak isterler.”

Bu romantik ifadeler belki de yaşlanmış zihinlerin geçmişe bağlılıklarından, bir çeşit nostaljiden kaynaklanıyor. These romantic expressions perhaps stem from the attachment of aged minds to the past, a kind of nostalgia. Çünkü bilimsel olarak siyah üzerine beyaz yazı yazmanın ya da beyaz üzerine siyah yazı yazmanın etkileri konusunda yapılmış çok fazla araştırma yok. Because scientifically, there isn't much research on the effects of writing in white on black or writing in black on white. Yani hangisinin üstün olduğundan emin değiliz. Aslına bakarsanız bu güzel de bir fırsat. Sizler kendi okullarınızda, işlerinizde ya da evlerinizde bununla ilgili denemeler yapabilirsiniz. You can experiment with it in your own schools, jobs or homes. Hafıza testleri. Memory tests. Öğretmenler sınıftaki öğrencileriyle bir denek grubu oluşturup kontrollü deneyler yapabilir. Böylece hem bilimsel yöntem kullanılmış olur hem de proje bazlı bir öğrenme gerçekleşir. Thus, both scientific method is used and project-based learning takes place.

Ben şimdilerde bu denemeleri kendi üzerimde yapmaya başladım. İki yöntemin de kendine göre artıları ve eksileri var. Beyaz tahtaya kalemle daha hızlı yazılıp, çiziliyor ama kalemlerin mürekkebi durduğu yerde bile kuruyup bitiyor. It is faster to write and draw on the whiteboard with a pen, but the ink of the pens dries up even where it stands. Kara tahtadaki yazıların kontrastı daha çok hoşuma gidiyor. Ayrıca dijital kitapları da siyah zemin üzerine beyaz yazıyla okumayı tercih ettiğimden bana göre daha okunaklı. Ama tebeşir tozu bazıları için rahatsız edici olabilir. Her şekilde beyaza göre daha kirli bir deneyim. Either way, it's a dirtier experience than white.

Dediğim gibi bu konu tartışma götürür. As I said, this issue is debatable. Ama sanırım benim zihnim de belki nostaljik duygularla biraz kara tahtaya meylediyor bugünlerde. But I guess my mind is leaning towards the chalkboard these days, maybe with nostalgic feelings. Beynimin çok doğal bir uzantısı gibi hissettiriyor. It feels like a very natural extension of my brain. Üst üste yazılmış ama tam silinememiş yazılar, aklımdaki unutulmaya yüz tutmuş yine de parça parça hatırladığım anılar gibi. The writings that were written on top of each other but could not be completely erased are like memories that have sunk into oblivion, but which I still remember piecemeal. Birazdan cep telefonumun, dijital tabletimin, bilgisayarımın sonsuz olasılıklarla dolu ekranlarına döneceğim ve o ekranlara yazmak, o ekranları silmek çok daha kolay ve konforlu olacak. Zaten öyle olduğu için modern eğitim deyince ilk olarak bu cihazlar ve sınıflarda da akıllı tahtalar akla geliyor hemen. Ama ne var biliyor musunuz? But you know what? Bundan 100 yıl sonra bir okulda tadilat yapılacağı zaman duvarın derinliklerinde üzerinde hala yazılar olan bir akıllı tahta ya da beyaz tahta bulma ihtimali çok düşük diye tahmin ediyorum. I guess that 100 years from now, when a school is going to be renovated, the probability of finding a smart board or whiteboard with writings still in the depths of the wall is very low. Belki de bir şeyleri unutmamak için, öğrenmek o kadar da kolay olmamalı.

×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.