image

Barış Özcan 2020, “Bermuda Şeytan Üçgeni”nin gizemi çözülebilir mi?

“Bermuda Şeytan Üçgeni”nin gizemi çözülebilir mi?

“Yüzlerce gemi ve uçağı arkalarında bir iz bırakmadan yok eden dünyanın bu özel diliminde ne var?” (Argosy Dergisi, Şubat 1964, Vincent Gaddis)

Bermuda Şeytan Üçgeni diye bir şey duydunuz mu? Atlantik Okyanusu'nda çok sayıda geminin ve uçağın gizemli bir şekilde kaybolduğu iddia edilen bir bölge var. İlk olarak Kristof Kolomb'un günlüklerinde yazdığı söyleniyor. Kaptanın seyir defterinde pusulaların şaşırdığı ve gökyüzünde uçan ışıklar görüldüğü not edilmiş.

Yüzyılda da Ellen Austin gibi döneme ait bazı gemilerin o bölgede kaybolduğu, onu bulmak için gelen ödül avcılarının da kayıplara karıştığı gibi bazı hikayeler anlatılmış. Resmi olarak kayıtlara geçen ilk önemli olay Amerikan Deniz Kuvvetleri'ne ait USS Cyclops gemisinin 4 Mart 1918'de kaybolması. İçindeki 309 kişilik mürettebatıyla birlikte… Brezilya'dan manganez yüklenerek yola çıkan bu gemi arkasında hiçbir iz bırakmıyor. Ne bir batık bulabiliyorlar, ne de mürettebatın cesetlerini… İşin ilginci aynı sınıftan iki kardeş gemi Proteus ve Nereus da 2. Dünya Savaşı sırasında Atlantik Okyanusu'nda kayıplara karışıyor. Buna benzeyen daha pek çok olay sıralanıyor. Sadece gemiler değil uçakların da aynı bölgede kaybolduğuna ve bir daha haber alınamadığına dair olaylar bunlar. Peki bu gizemi çözebilir miyiz? Hem de oturduğumuz yerden. Oraya hiç gitmeden? Ben çözebileceğimizi iddia ediyorum. Bunu çözmek için harcayacağımız zihinsel çabayı da faydalı bir egzersiz olarak görüyorum.

Kritik düşünme becerilerimizi ve teknolojiyi kullanarak, aktif olarak öğrenebilir ve yaratıcılığımızın da yardımıyla analitik bir sonuca varabiliriz. Biraz garip bir ifade olduğunun farkındayım ama Dünya Ekonomik Forumu raporlarına göre 2022'de iş dünyasının arayacağı en önemli 5 yeteneği aynı cümle içinde kullanmak için bunu özellikle yaptım. Şimdi bu yeteneklerimizi kullanarak bir analize girişelim. Bölgenin isminden başlayalım. Bermuda Şeytan Üçgeni. Egzotik+Doğaüstü+Matematik. Bundan daha çekici bir isim formülü düşünemiyorum. Sizin aklınızda neler çağrıştırıyor? Denizde bir bölge var. Üçgen şeklinde. O bölgeye giren bir daha çıkamıyor. İyi de niye üçgen? Bu ismi kim koymuş? Öyle ya, kritik düşünme becerileri kazanmanın ilk adımı doğru soruları sormaktır.

Eğer doğru soruları sorarsak ve teknolojinin de yardımıyla bir araştırma yaparsak bölgeyi ilk kez kayıtlara geçiren kişiye ve yazdığı yazısına ulaşabiliriz: Vincent Gaddis. Bir gazeteci. Argosy dergisinin Şubat 1964 sayısında yazdığı yazıda “Bermuda Üçgeni” tabirini uyduran ilk kişi.

500 yıldan beri meydana geldiği iddia edilen gizemli olayların çoğunun okyanusun bu bölgesinde olduğunu söylemiş. Ama 1964'deki bu yazıya kadar ortada öyle bir üçgen müçgen yok. Evet kaybolan uçaklar, gemiler var. Ama bunlar yaklaşık olarak o bölgede. Vincent'ın yaptığı şey, becerikli bir yazar olarak kelimelerle resim çizmek. Açmış haritayı, koymuş önüne. “Ya ben bu bölgeyi nasıl tarif edersem daha çekici hale getirebilirim” diye düşünmüş. Hedef kitlesi Amerikalı okuyucular olan bir dergide yazsaydınız siz ne yapardınız? Onların bildiği yerlerden başlardınız. Florida zaten cepte. Küba'yı da bilirler ama özellikle o dönemde pek sevmezler. Hımm şurada bir ada var. Amerika'ya bağlı Puerto Rico adası. İşte iki noktayı bulduk bile. Ama iki noktadan sadece bir doğru çizebilirsin. Bir bölge belirlemek için en azından bir noktaya daha ihtiyaç var. İşte okyanusta böyle başka bir köşe noktası ararken karşımıza kaçınılmaz olarak tek bir yer çıkıyor: Bermuda. Ve bu noktaları birleştirince de neredeyse kusursuz bir üçgen elde ediyoruz.

“Florida'dan Bermuda'ya bir çizgi çekin, bir diğerini Bermuda'dan Puerto Rico'ya ve üçüncü çizgiyi de Bahamalar'ın tam üstünden tekrar Florida'ya getirin.” diye yazmış. Bermuda üçgeni deyimi bir makaleyle işte bu şekilde doğmuş.

Doğar doğmaz da ilgi çekmiş. O kadar ilgi çekmiş ki başka yazarlar onun bu fikirlerini alıp, yenilerini ekleyip önce kitap sonra da belgesel haline getirmişler.

“Bermuda Üçgeni. İşte burada. Atlantik Okyanusu'nda ABD'nin güneydoğu köşesinin açıklarında… Zamanımızın en tuhaf ve tehlikeli gizemlerinden birini araştıracak bir film izlemek üzeresiniz. Charles Berlitz'in çok satan kitabından uyarlandı.” (The Bermuda Triangle, 1974, Charles Berlitz) Adına belgesel deyince akan sular duruyor değil mi? Sadece bu kategorinin adı bile içeriğe bir ciddiyet, bir itibar kazandırıyor. Sakın buna aldanmayın. Kalitesiz belgesellerden uzak durun. Çünkü bunlar kurguyla kurgu dışını birbirine karıştırarak gerçeğin kendisine çok büyük zarar veriyorlar. Bir film izlediğinizde onun kurgu olduğunu bilirsiniz. Örneğin Spielberg'in en sevdiğim filmlerinden birinin açılış sahnesini izletiyim size. Çölün ortasında bir kum fırtınasının içinde birbirleriyle İspanyolca, Fransızca ve İngilizce konuşarak anlaşmaya çalışan insanları görüyoruz bu filmin en başında.

Profesyonel tercüman değilim. Mesleğim kartografi. Haritacıyım.

Sonra çölün ortasında bir şey bulduklarını fark ediyoruz.

Hepsi oradalar.

Kumların arasından 5 tane uçak seçiyoruz. Az önce tanıştığımız haritacıyla birlikte neler olup bittiğini anlamaya çalışırken birisi anlatmaya başlıyor.

19 sayılı uçuş. 19 ne? Fort Lauderdale donanma uçuş istasyonundaki eğitim uçuşu. Bir gemi enkazına hedef atışı yapıyorlardı. Bunları kim kullanıyor? Hiç kimse. 1945'te bu uçakların kaybolduğu bildirilmişti. Bu bir film olmasına rağmen 19 sayılı uçuş gerçek. Ve bence diğer tüm olaylardan daha çok Bermuda Şeytan Üçgeni efsanesinin doğumuna yol açtı. Filmdekinin aksine bu 5 uçak ve içindeki pilotlar hiçbir zaman bulunamadı. Florida'da Miami'nin kuzeyindeki Fort Lauderdale'den havalanan 5 uçak rutin bir eğitim uçuşu için yola çıktılar. Üçgen şeklinde bir rotaları vardı. Üçgen şeklinde. Bu üçgenin ilk kenarının ortalarında bir gemi enkazına atış talimi yapmaları gerekiyordu. Bundan sonra plana göre doğuya doğru biraz daha ilerleyip Bahama Adaları'ndan geçmeleri, kuzeye gittikten sonra da son bir dönüş yapıp ana üsse geri dönmeleri gerekiyordu. Böylece üçgen şeklindeki rotaları tamamlanmış olacaktı. Saat 3'te planlandığı gibi talim atışını gerçekleştirdiler. Fakat 40 dakika kadar sonra ekibin lideri iki pusulasının da doğru düzgün çalışmadığını bildirdi. Çeşitli yer istasyonları onlarla güçlükle iletişime geçmeye çalıştı ama yerlerini belirleyemedi. Giderek zayıflayan telsiz sinyalleri arasında zaman zaman uçaklardaki pilotların bulundukları yeri anlayabilmek için aralarında yaptıkları konuşmaları duydular. Ekibin lideri tecrübeli bir pilottu ve navigasyon araçları çalışmayınca yerlerini belirlemek için denizdeki kara parçalarını incelemeye başladı. Altlarındaki adalara bakınca daha önce defalarca uçuş yaptığı Florida Keys bölgesinde olduklarına karar verdi. Bu durumda batmakta olan güneşi sol kanatlarına alırlarsa kuzeye doğru uçup karaya varmış olurlardı. Bunu denediler ama karaya filan varamadılar. Bunun üzerine ilk düşündükleri yerden daha da uzakta olduklarına inandılar. Karaya ulaşabilmek için doğuya dönmeleri gerekiyordu. Fakat bunu yapmalarına rağmen altlarında okyanustan başka bir şey yoktu. Onlar bu manevraları yaparken saat 5:50'de kara istasyonları yerlerini yaklaşık olarak belirledi. Uçuş ekibinin düşündüğü gibi Florida Keys bölgesinde değillerdi. Orada olduklarını zannettikleri için yaptıkları yanlış manevralarla ilk rotalarından 200 mil kuzeye gitmişlerdi. Fakat kötüleşen hava koşulları nedeniyle yer istasyonu onlara bu bilgiyi iletemedi. Bunun üzerine saat 7:27'de iki uçağı onları bulmak için havalandırdılar. Fakat o uçaklardan da sadece biri geri gelebildi. Diğeri kaybolan ilk 5 uçakla birlikte kayıplara karıştı.

Az önce gösterdiğim “Üçüncü türden yakınlaşmalar” filmi bu 5 uçağın çölün ortasında bulunmasıyla başlıyor.

Ama yepyeniler! Pilot nerede? Anlayamıyorum! Uçuş ekibi nerede? Buraya nasıl gelmiş?

İşte böyle cevaplayamadığımız sorularla karşılaşınca ne yaparız? Bundan güzel hikayeler üretiriz, sonra da gerile gerile filmlerini izleriz. Ki Spielberg'ün bu filminde konu uzaylılara bağlanmıştı. Hayal gücünün ürünü olduğu için bunda hiçbir sorun yok. Fakat bazıları konuya kendini kaptırıp “belgesel” adı altında benzer sonuçlara ulaştıklarını iddia etmeye başlayınca gerçeklerle hayaller birbirine giriyor.

Bermuda Üçgeni kitabı ve bu kitaptan uyarlanan belgeselde böylesi karışıklıkları bol bol görebiliyoruz. Bunların yazarı Charles Berlitz'in paranormal konularda bir çok kitabı bulunuyor. Özellikle Atlantis hakkında. Bermuda Üçgeni'nin bulunduğu bölgede kayıp kıta Atlantis'in battığını ve bu gizemli olayların da bu yüzden meydana geldiğini iddia ediyor. Gördüğünüz gibi konuyu uzaylılara bağlayanlar da var, Atlantis'e bağlayanlar da. Peki “şeytan” bunun neresinde? Öyle ya biz bu bölgeyi hep “Bermuda Şeytan Üçgeni” olarak duyduk. Oysa ismin kökenine indiğimizde sadece “Bermuda Üçgeni” diye bir tanım yapılmış. İngilizce kaynaklarda Bermuda Şeytan Üçgeni'nin İngilizcesi yani “Bermuda Devil Triangle” diye bir ifade hiç yok. Bunu Türkçe'ye tercüme ederken literatüre biz geçirmişiz. Hani normalde “Beyaz Ev” anlamına gelen “White House” kelimesini “Beyaz Saray” olarak tercüme etmemiz gibi.

İngilizce kaynakların sadece birinde ve ondan uyarlanan belgeselde Bermuda demeden sadece “Şeytan Üçgeni” şeklinde bir başlık atılmış. İşte nasıl olduysa biz bu üç kişinin yazdığı üç şeyi birleştirip kendi gizemli üçgenimizi üretmişiz ve aslında olayların sebebini de kendimizce çözmüşüz. Bu gizemi çeşitli şeylere bağlayan pek çok teori içerisinden biz şeytana bağlayanı seçmişiz.

“Geniş Atlantik'in küçük bir bölümü olsa da çok sayıda gemi burada yeryüzünden silindi. Sayısız uçak asla varış durağına ulaşamadı. Yüzlerce yat limanına geri dönemedi. Bu şeytanın suçu.” (The Devil's Triangle Belgeseli, 1974, Richard Winer) Bu şeytanın suçu. Öyle mi? Gizem çözüldü yani. Bermuda'da bir üçgen var ve oraya girenleri “şeytan aldı götürdü.” Madem bu kadar yaratıcı bir zihnimiz var, neden bunu kendi çıkarlarımız için kullanmıyoruz? Ben size daha gerçekçi bir hikaye uydurayım şimdi. Karadeniz Şeytan Beşgeni.

İstanbul'dan Odesa limanına bir çizgi çekin, oradan Sivastopol ve Anapa'ya uğrayıp Trabzon'a gelin ve nihayet yine İstanbul'da çizgileri bitirip sınırı tamamlayın. İşte size bir beşgen. Şeytana daha uygun bir şekil. Üstelik boynuzları da var. Daha da önemlisi bu bölgede kaybolan uçak ve batan gemi sayısı Bermuda Şeytan Üçgeni'ndekinden kat kat daha fazla. Şeytan üçgeninde 500 yılda 50 gemi ve 20 uçak kaybolduğu rapor edildi. Oysa sadece 2010'da denizlerde kaybolan gemi sayısı 172. Bunların hiçbiri Bermuda civarında değil. Nerede kayboldu bu gemiler? Dünyanın en tehlikeli denizleri olarak kabul edilen Japon Denizi, Güney Çin Denizi, Kuzey Denizi, Doğu Akdeniz ve hazır olun Karadeniz'de. Boşu boşuna “Karadeniz'de gemilerin mi battı” şeklinde bir deyim yok herhalde dilimizde. Nuh'un gemisinin kalıntıları bile burnumuzun dibinde Karadeniz'de aranmıyor mu? Öte tarafta dünyanın en şiddetli kasırgalarının bulunduğu bölgesinde 500 yılda 50 gemi batmış ve bundan gizem üretiyorlar. Bu bölge öyle küçük bir yer filan da değil. Karadeniz'den hatta Türkiye'den daha büyük bir alandan bahsediyoruz. Yüzbinlerce kilometrekarelik bir alandan…

Ya arkadaş hiç düşündün mü burada hava aniden değişiyor, hortumlar, kasırgalar çıkıyor. Yer altından doğal gaz fışkırıyor, Gulf Stream denilen sıcak su akıntısı geçiyor, dev gibi dalgalar oluşuyor. Tabiki zaman zaman gemiler de batacak.

“Ama uçakların pusulalarında da anomaliler oluşuyor. Uzaylılar şey etmiş olmasın?” Manyetik sapmalar dünyanın her yerinde olabilir. Hatta bununla ilgili daha önce “Dünyanın kutupları neden yer değiştiriyor?” adında bir video hazırlamıştım. Uçakların pist numaralarını bile değiştirmek zorunda kalıyorlar bu yüzden.

Diyelim ki çok tehlikeli bir bölge orası. Neden uçaklar hala uçmaya devam ediyor? Florida'dan fırlatılan roketler uzaya gitmeden önce o bölgenin hemen yakınından geçiyorlar. Dünyada “cruise turizmi”nin en yoğun olduğu bölge orası. Ticari gemilerin de rotasının hemen üstünde. Buna rağmen hepsi de yollarına devam ediyor. Sigorta şirketleri bu rotada seyahat eden gemiler için ekstra risk primi istemiyor.

Öte yandan orada kaybolduğu iddia edilen gemilerin, uçakların bir kısmı üçgenin içinde bile değildi. Sadece rotaları o üçgenin içinden geçiyordu. Tüm olayları aktarmakla vakit kaybetmek istemiyorum ama bir geminin henüz üçgene girmeden Meksika körfezinde; Barbados'tan kalkan bir başkasının oradan hiçbir olay olmadan geçtikten sonra kıyıya yakın bir yerlerde kaybolduğunu biliyoruz. Bazı uçaklar ya da başta aktardığım USS Cyclops'un kardeş gemileri zaten yakınından bile geçmemişler, Kuzey Atlantik'te kaybolmuşlar. USS Cyclops'un son görüldüğü yer St. Kitts adaları epeyce yakın, ama içinde değil. Kristof Kolomb'un gördüklerine gelince… Takip ettiği rota ve tarihler göz önünde bulundurulduğunda Eylül ortasında pusulası anomaliler gösterirken zaten okyanusun ortasındaymış. Ekim ayında gördüğü ışıkların da meteor ya da adalarda yaşayan yerlilerin yaktığı meşalelerden gelme ihtimali çok yüksek. Bu arada ne battılar, ne de kayboldular.

Bunlardan sadece 19 numaralı uçuş üçgenin içinde gerçekleşti, en popüler olay haline geldi ve bence oradaki rotanın şekli, bölgeyi tanımlamak için ilk yazıyı kaleme alan yazara ilham verdi.

“Bermuda Şeytan Üçgeni'nin gizemi çözülebilir mi?” Sorusuyla yola çıkmıştık. Ortada bir gizem yoksa neyi çözeceğiz? Aslında bir gizem var. Okyanusun kendisi. Dünyada keşfedilmedik bir yer kalmadı. Onu geçtim Ay'ın bile çok ayrıntılı haritasını yaptık. Güneş sisteminin dışına çıkmış uzay araçları var. Buna rağmen dünya yüzeyinin %70'ini kaplayan okyanusları Mars'ın yüzeyinden daha az biliyoruz. Bir zamanlar Mars'ı da bilmiyorduk. Bilmediğimiz için “Dünyalar Savaşı” gibi kitaplarda hep Marslılar bize saldırıyordu nedense. Ne zamanki oraya uzay araçları gönderip neler olup bittiğine baktık, o zaman Marslı uzaylılar da ortadan kalkıverdi. Bugün dünyanın çevresinde dönen binlerce uydu var. GPS sayesinde karalardaki her adımımızı hesaplayabiliyoruz. Ama okyanusların ayrıntılı bir haritasını hala çıkartamadık. Okyanus tabanının %90'ının sadece 5 km çözünürlüğünde bir haritası var elimizde. Yani tabanda 5 km'den daha küçük cisimlerin nerede başlayıp nerede bittiğini bilmiyoruz. Karşılaştırma olsun diye belirteyim. Ay'ın ve Venüs'ün tamamının haritası 100 metre çözünürlüğünde bitirilmiş durumda. 2020 Temmuz ya da Ağustos'unda yeni bir rover gönderilecek olan Mars yüzeyinin bazı bölümlerini 6 metre çözünürlüğünde haritalamış durumdayız. 6 metre. Okyanuslarımızın tabanını 5000 metre.

Az önce alıntıladığım filmin şu bölümünü boşu boşuna göstermedim sizlere…

Profesyonel tercüman değilim. Mesleğim kartografi. Haritacıyım.

Okyanusları hala keşfetmedik. Doğru düzgün bir haritasını bile çıkarmadık. Bizim için hala bilinmez. O yüzden boşluk kabul etmeyen beyinlerimizi tatmin etmek için bazıları onun yüzeyini hemen saçma sapan üçgenlerle, beşgenlerle parselliyor.

Bu hafta seslendirmesini bitirdiğim çok güzel bir kitap var. Adını vermeyeceğim, çünkü onunla ilgili başlı başına bir video yapmayı planlıyorum. Ama o kitapta da bu konuya çok güzel değinilmiş. İnsanların bilmedikleri hakkında nasıl hikayeler uydurdukları, denizlerin ne kadar keşfedilmemiş olduğu anlatılmış. Orada da denize ait gizemli bir varlıktan söz ediliyor. Dediğim gibi kitabın adını şimdi vermeyeceğim ama o varlığa diğer insanların taktığı adı söyleyeyim mi? Deniz Şeytanı.

Bilinmeyenden korkmayın. Başkalarını da korkutmayın. Kritik düşünme becerilerinizi ve teknolojiyi kullanarak, aktif olarak öğrenebilir ve yaratıcılığınızın da yardımıyla analitik bir sonuca varabilirsiniz. Bilim dünyasının zaten yıllardır kullandığı bu teknikler, gelecekte her konuda herkesin işine yarayacak.



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Çevrimiçi dil öğrenme @ LingQ

“Bermuda Şeytan Üçgeni”nin gizemi çözülebilir mi?

“Yüzlerce gemi ve uçağı arkalarında bir iz bırakmadan yok eden dünyanın bu özel diliminde ne var?” (Argosy Dergisi, Şubat 1964, Vincent Gaddis)

Bermuda Şeytan Üçgeni diye bir şey duydunuz mu? Atlantik Okyanusu'nda çok sayıda geminin ve uçağın gizemli bir şekilde kaybolduğu iddia edilen bir bölge var. İlk olarak Kristof Kolomb'un günlüklerinde yazdığı söyleniyor. It is said that it was first written in the diaries of Christopher Columbus. Kaptanın seyir defterinde pusulaların şaşırdığı ve gökyüzünde uçan ışıklar görüldüğü not edilmiş. It was noted in the captain's log that the compasses were confused and the flying lights were seen in the sky.

Yüzyılda da Ellen Austin gibi döneme ait bazı gemilerin o bölgede kaybolduğu, onu bulmak için gelen ödül avcılarının da kayıplara karıştığı gibi bazı hikayeler anlatılmış. Resmi olarak kayıtlara geçen ilk önemli olay Amerikan Deniz Kuvvetleri'ne ait USS Cyclops gemisinin 4 Mart 1918'de kaybolması. İçindeki 309 kişilik mürettebatıyla birlikte… Brezilya'dan manganez yüklenerek yola çıkan bu gemi arkasında hiçbir iz bırakmıyor. Ne bir batık bulabiliyorlar, ne de mürettebatın cesetlerini… İşin ilginci aynı sınıftan iki kardeş gemi Proteus ve Nereus da 2. They can neither find a shipwreck nor the corpses of the crew. Interestingly, two sister ships of the same class, Proteus and Nereus, are also in the 2nd World War. Dünya Savaşı sırasında Atlantik Okyanusu'nda kayıplara karışıyor. He disappeared in the Atlantic Ocean during World War II. Buna benzeyen daha pek çok olay sıralanıyor. There are many more similar events. Sadece gemiler değil uçakların da aynı bölgede kaybolduğuna ve bir daha haber alınamadığına dair olaylar bunlar. Peki bu gizemi çözebilir miyiz? Hem de oturduğumuz yerden. From where we sit. Oraya hiç gitmeden? Without ever going there? Ben çözebileceğimizi iddia ediyorum. Bunu çözmek için harcayacağımız zihinsel çabayı da faydalı bir egzersiz olarak görüyorum. I also consider the mental effort we will spend to solve it as a useful exercise.

Kritik düşünme becerilerimizi ve teknolojiyi kullanarak, aktif olarak öğrenebilir ve yaratıcılığımızın da yardımıyla analitik bir sonuca varabiliriz. Biraz garip bir ifade olduğunun farkındayım ama Dünya Ekonomik Forumu raporlarına göre 2022'de iş dünyasının arayacağı en önemli 5 yeteneği aynı cümle içinde kullanmak için bunu özellikle yaptım. I know it's a bit of an odd statement, but I did this specifically to use the top 5 talents that the business world will look for in 2022 in the same sentence, according to the World Economic Forum reports. Şimdi bu yeteneklerimizi kullanarak bir analize girişelim. Now, let's start an analysis using these capabilities. Bölgenin isminden başlayalım. Bermuda Şeytan Üçgeni. Egzotik+Doğaüstü+Matematik. Bundan daha çekici bir isim formülü düşünemiyorum. I can't think of a more compelling name formula than this. Sizin aklınızda neler çağrıştırıyor? Denizde bir bölge var. Üçgen şeklinde. O bölgeye giren bir daha çıkamıyor. Anyone who enters that area can't get out. İyi de niye üçgen? Bu ismi kim koymuş? Who gave this name? Öyle ya, kritik düşünme becerileri kazanmanın ilk adımı doğru soruları sormaktır.

Eğer doğru soruları sorarsak ve teknolojinin de yardımıyla bir araştırma yaparsak bölgeyi ilk kez kayıtlara geçiren kişiye ve yazdığı yazısına ulaşabiliriz: Vincent Gaddis. If we ask the right questions and do a research with the help of technology, we can reach the person who registered the region for the first time and his article: Vincent Gaddis. Bir gazeteci. Argosy dergisinin Şubat 1964 sayısında yazdığı yazıda “Bermuda Üçgeni” tabirini uyduran ilk kişi.

500 yıldan beri meydana geldiği iddia edilen gizemli olayların çoğunun okyanusun bu bölgesinde olduğunu söylemiş. Ama 1964'deki bu yazıya kadar ortada öyle bir üçgen müçgen yok. But until this article in 1964, there is no such triangular triangle. Evet kaybolan uçaklar, gemiler var. Ama bunlar yaklaşık olarak o bölgede. But these are roughly in that area. Vincent'ın yaptığı şey, becerikli bir yazar olarak kelimelerle resim çizmek. What Vincent does is paint pictures with words as a resourceful writer. Açmış haritayı, koymuş önüne. He opened the map and put it in front of him. “Ya ben bu bölgeyi nasıl tarif edersem daha çekici hale getirebilirim” diye düşünmüş. He thought, "How can I describe this region, how can I make it more attractive?" Hedef kitlesi Amerikalı okuyucular olan bir dergide yazsaydınız siz ne yapardınız? Onların bildiği yerlerden başlardınız. Florida zaten cepte. Florida is already in the pocket. Küba'yı da bilirler ama özellikle o dönemde pek sevmezler. Hımm şurada bir ada var. Hmm, there's an island over there. Amerika'ya bağlı Puerto Rico adası. İşte iki noktayı bulduk bile. Here we already found two points. Ama iki noktadan sadece bir doğru çizebilirsin. But you can draw only one line from two points. Bir bölge belirlemek için en azından bir noktaya daha ihtiyaç var. At least one more point is needed to define a region. İşte okyanusta böyle başka bir köşe noktası ararken karşımıza kaçınılmaz olarak tek bir yer çıkıyor: Bermuda. So when we are looking for another corner point in the ocean, we inevitably come across only one place: Bermuda. Ve bu noktaları birleştirince de neredeyse kusursuz bir üçgen elde ediyoruz. And when we connect these dots, we get an almost perfect triangle.

“Florida'dan Bermuda'ya bir çizgi çekin, bir diğerini Bermuda'dan Puerto Rico'ya ve üçüncü çizgiyi de Bahamalar'ın tam üstünden tekrar Florida'ya getirin.” diye yazmış. Bermuda üçgeni deyimi bir makaleyle işte bu şekilde doğmuş. This is how the term Bermuda triangle was born with an article.

Doğar doğmaz da ilgi çekmiş. As soon as he was born, he attracted attention. O kadar ilgi çekmiş ki başka yazarlar onun bu fikirlerini alıp, yenilerini ekleyip önce kitap sonra da belgesel haline getirmişler.

“Bermuda Üçgeni. İşte burada. Here it is. Atlantik Okyanusu'nda ABD'nin güneydoğu köşesinin açıklarında… Zamanımızın en tuhaf ve tehlikeli gizemlerinden birini araştıracak bir film izlemek üzeresiniz. Charles Berlitz'in çok satan kitabından uyarlandı.” (The Bermuda Triangle, 1974, Charles Berlitz) Adına belgesel deyince akan sular duruyor değil mi? When you say documentary, the flowing waters stop, right? Sadece bu kategorinin adı bile içeriğe bir ciddiyet, bir itibar kazandırıyor. Just the name of this category gives the content a seriousness and a reputation. Sakın buna aldanmayın. Don't be fooled by this. Kalitesiz belgesellerden uzak durun. Stay away from poor quality documentaries. Çünkü bunlar kurguyla kurgu dışını birbirine karıştırarak gerçeğin kendisine çok büyük zarar veriyorlar. Bir film izlediğinizde onun kurgu olduğunu bilirsiniz. Örneğin Spielberg'in en sevdiğim filmlerinden birinin açılış sahnesini izletiyim size. For example, let me show you the opening scene of one of my favorite Spielberg movies. Çölün ortasında bir kum fırtınasının içinde birbirleriyle İspanyolca, Fransızca ve İngilizce konuşarak anlaşmaya çalışan insanları görüyoruz bu filmin en başında. At the very beginning of this movie, we see people trying to communicate with each other by speaking Spanish, French and English in a sandstorm in the middle of the desert.

Profesyonel tercüman değilim. Mesleğim kartografi. Haritacıyım.

Sonra çölün ortasında bir şey bulduklarını fark ediyoruz. Then we realize that they have found something in the middle of the desert.

Hepsi oradalar. They're all there.

Kumların arasından 5 tane uçak seçiyoruz. We choose 5 planes from the sand. Az önce tanıştığımız haritacıyla birlikte neler olup bittiğini anlamaya çalışırken birisi anlatmaya başlıyor. While trying to understand what's going on with the cartographer we just met, someone starts to tell.

19 sayılı uçuş. Flight number 19. 19 ne? Fort Lauderdale donanma uçuş istasyonundaki eğitim uçuşu. Training flight at Fort Lauderdale navy flight station. Bir gemi enkazına hedef atışı yapıyorlardı. They were targeting a shipwreck. Bunları kim kullanıyor? Who is using them? Hiç kimse. 1945'te bu uçakların kaybolduğu bildirilmişti. Bu bir film olmasına rağmen 19 sayılı uçuş gerçek. Although this is a movie, flight 19 is real. Ve bence diğer tüm olaylardan daha çok Bermuda Şeytan Üçgeni efsanesinin doğumuna yol açtı. And I think more than any other event it gave birth to the legend of the Bermuda Triangle. Filmdekinin aksine bu 5 uçak ve içindeki pilotlar hiçbir zaman bulunamadı. Unlike in the movie, these 5 planes and their pilots were never found. Florida'da Miami'nin kuzeyindeki Fort Lauderdale'den havalanan 5 uçak rutin bir eğitim uçuşu için yola çıktılar. Five planes, taking off from Fort Lauderdale, north of Miami, Florida, set off for a routine training flight. Üçgen şeklinde bir rotaları vardı. They had a triangular route. Üçgen şeklinde. Bu üçgenin ilk kenarının ortalarında bir gemi enkazına atış talimi yapmaları gerekiyordu. In the middle of the first side of this triangle, they were supposed to practice targeting a shipwreck. Bundan sonra plana göre doğuya doğru biraz daha ilerleyip Bahama Adaları'ndan geçmeleri, kuzeye gittikten sonra da son bir dönüş yapıp ana üsse geri dönmeleri gerekiyordu. Böylece üçgen şeklindeki rotaları tamamlanmış olacaktı. Thus, their triangular route would have been completed. Saat 3'te planlandığı gibi talim atışını gerçekleştirdiler. At 3 o'clock they conducted the drill as scheduled. Fakat 40 dakika kadar sonra ekibin lideri iki pusulasının da doğru düzgün çalışmadığını bildirdi. Çeşitli yer istasyonları onlarla güçlükle iletişime geçmeye çalıştı ama yerlerini belirleyemedi. Various ground stations tried to contact them with difficulty, but were unable to locate them. Giderek zayıflayan telsiz sinyalleri arasında zaman zaman uçaklardaki pilotların bulundukları yeri anlayabilmek için aralarında yaptıkları konuşmaları duydular. From time to time, amid the weakening of the radio signals, they heard the conversations of the pilots on the planes in order to understand their whereabouts. Ekibin lideri tecrübeli bir pilottu ve navigasyon araçları çalışmayınca yerlerini belirlemek için denizdeki kara parçalarını incelemeye başladı. Altlarındaki adalara bakınca daha önce defalarca uçuş yaptığı Florida Keys bölgesinde olduklarına karar verdi. Looking at the islands below them, he decided they were in the Florida Keys, where he had flown many times before. Bu durumda batmakta olan güneşi sol kanatlarına alırlarsa kuzeye doğru uçup karaya varmış olurlardı. Bunu denediler ama karaya filan varamadılar. They tried this, but they could not reach the land or anything. Bunun üzerine ilk düşündükleri yerden daha da uzakta olduklarına inandılar. Thereupon, they believed they were further away from the place they had originally thought. Karaya ulaşabilmek için doğuya dönmeleri gerekiyordu. To reach land, they had to turn east. Fakat bunu yapmalarına rağmen altlarında okyanustan başka bir şey yoktu. But despite doing so, they had nothing but the ocean beneath them. Onlar bu manevraları yaparken saat 5:50'de kara istasyonları yerlerini yaklaşık olarak belirledi. As they made these maneuvers, at 5:50 the land stations approximate their location. Uçuş ekibinin düşündüğü gibi Florida Keys bölgesinde değillerdi. They were not in the Florida Keys area as the flight crew thought. Orada olduklarını zannettikleri için yaptıkları yanlış manevralarla ilk rotalarından 200 mil kuzeye gitmişlerdi. Because they thought they were there, they had mismanaged 200 miles north of their original route. Fakat kötüleşen hava koşulları nedeniyle yer istasyonu onlara bu bilgiyi iletemedi. However, due to deteriorating weather conditions, the ground station was unable to transmit this information to them. Bunun üzerine saat 7:27'de iki uçağı onları bulmak için havalandırdılar. Thereupon, at 7:27, two planes took off to find them. Fakat o uçaklardan da sadece biri geri gelebildi. But only one of those planes came back. Diğeri kaybolan ilk 5 uçakla birlikte kayıplara karıştı.

Az önce gösterdiğim “Üçüncü türden yakınlaşmalar” filmi bu 5 uçağın çölün ortasında bulunmasıyla başlıyor. The movie “The third kind of close encounters” that I just showed begins with the discovery of these 5 planes in the middle of the desert.

Ama yepyeniler! Pilot nerede? Anlayamıyorum! I can not understand! Uçuş ekibi nerede? Buraya nasıl gelmiş?

İşte böyle cevaplayamadığımız sorularla karşılaşınca ne yaparız? What do we do when faced with questions that we cannot answer? Bundan güzel hikayeler üretiriz, sonra da gerile gerile filmlerini izleriz. Ki Spielberg'ün bu filminde konu uzaylılara bağlanmıştı. In this movie of Spielberg, the subject was connected to aliens. Hayal gücünün ürünü olduğu için bunda hiçbir sorun yok. There's nothing wrong with that, as it's the product of imagination. Fakat bazıları konuya kendini kaptırıp “belgesel” adı altında benzer sonuçlara ulaştıklarını iddia etmeye başlayınca gerçeklerle hayaller birbirine giriyor.

Bermuda Üçgeni kitabı ve bu kitaptan uyarlanan belgeselde böylesi karışıklıkları bol bol görebiliyoruz. We can see such confusions a lot in the Bermuda Triangle book and the documentary adapted from this book. Bunların yazarı Charles Berlitz'in paranormal konularda bir çok kitabı bulunuyor. Özellikle Atlantis hakkında. Bermuda Üçgeni'nin bulunduğu bölgede kayıp kıta Atlantis'in battığını ve bu gizemli olayların da bu yüzden meydana geldiğini iddia ediyor. He claims that the lost continent Atlantis sank in the region of the Bermuda Triangle and that's why these mysterious events took place. Gördüğünüz gibi konuyu uzaylılara bağlayanlar da var, Atlantis'e bağlayanlar da. Peki “şeytan” bunun neresinde? So where is the "devil" in that? Öyle ya biz bu bölgeyi hep “Bermuda Şeytan Üçgeni” olarak duyduk. Well, we have always heard of this region as the "Bermuda Triangle". Oysa ismin kökenine indiğimizde sadece “Bermuda Üçgeni” diye bir tanım yapılmış. İngilizce kaynaklarda Bermuda Şeytan Üçgeni'nin İngilizcesi yani “Bermuda Devil Triangle” diye bir ifade hiç yok. In English sources, there is no such word as "Bermuda Devil Triangle" in English for the Bermuda Triangle. Bunu Türkçe'ye tercüme ederken literatüre biz geçirmişiz. While translating it into Turkish, we put it in the literature. Hani normalde “Beyaz Ev” anlamına gelen “White House” kelimesini “Beyaz Saray” olarak tercüme etmemiz gibi. It's like how we translate the word "White House", which normally means "White House", to "White House".

İngilizce kaynakların sadece birinde ve ondan uyarlanan belgeselde Bermuda demeden sadece “Şeytan Üçgeni” şeklinde bir başlık atılmış. In only one of the English sources and the documentary adapted from it, only the title "Devil's Triangle" was given without mentioning Bermuda. İşte nasıl olduysa biz bu üç kişinin yazdığı üç şeyi birleştirip kendi gizemli üçgenimizi üretmişiz ve aslında olayların sebebini de kendimizce çözmüşüz. Bu gizemi çeşitli şeylere bağlayan pek çok teori içerisinden biz şeytana bağlayanı seçmişiz. Among the many theories that connect this mystery to various things, we have chosen the one that connects it to the devil.

“Geniş Atlantik'in küçük bir bölümü olsa da çok sayıda gemi burada yeryüzünden silindi. “Many ships have been wiped off the face of the earth here, albeit a small part of the wide Atlantic. Sayısız uçak asla varış durağına ulaşamadı. Yüzlerce yat limanına geri dönemedi. Hundreds could not return to the marina. Bu şeytanın suçu.” (The Devil's Triangle Belgeseli, 1974, Richard Winer) It's the devil's fault." (The Devil's Triangle Documentary, 1974, Richard Winer) Bu şeytanın suçu. Öyle mi? Gizem çözüldü yani. So the mystery is solved. Bermuda'da bir üçgen var ve oraya girenleri “şeytan aldı götürdü.” Madem bu kadar yaratıcı bir zihnimiz var, neden bunu kendi çıkarlarımız için kullanmıyoruz? There's a triangle in Bermuda, and "the devil took away" those who entered it. If we have such a creative mind, why don't we use it for our own benefit? Ben size daha gerçekçi bir hikaye uydurayım şimdi. Let me make up a more realistic story for you now. Karadeniz Şeytan Beşgeni.

İstanbul'dan Odesa limanına bir çizgi çekin, oradan Sivastopol ve Anapa'ya uğrayıp Trabzon'a gelin ve nihayet yine İstanbul'da çizgileri bitirip sınırı tamamlayın. İşte size bir beşgen. Şeytana daha uygun bir şekil. A more demonic form. Üstelik boynuzları da var. Daha da önemlisi bu bölgede kaybolan uçak ve batan gemi sayısı Bermuda Şeytan Üçgeni'ndekinden kat kat daha fazla. Şeytan üçgeninde 500 yılda 50 gemi ve 20 uçak kaybolduğu rapor edildi. Oysa sadece 2010'da denizlerde kaybolan gemi sayısı 172. However, the number of ships lost at sea in 2010 alone is 172. Bunların hiçbiri Bermuda civarında değil. None of these are in the vicinity of Bermuda. Nerede kayboldu bu gemiler? Where did these ships disappear? Dünyanın en tehlikeli denizleri olarak kabul edilen Japon Denizi, Güney Çin Denizi, Kuzey Denizi, Doğu Akdeniz ve hazır olun Karadeniz'de. Considered the most dangerous seas in the world, the Sea of Japan, the South China Sea, the North Sea, the Eastern Mediterranean and get ready in the Black Sea. Boşu boşuna “Karadeniz'de gemilerin mi battı” şeklinde bir deyim yok herhalde dilimizde. There is no such phrase in our language as "Did your ships sink in the Black Sea" for nothing. Nuh'un gemisinin kalıntıları bile burnumuzun dibinde Karadeniz'de aranmıyor mu? Aren't even the remains of Noah's ark being sought in the Black Sea right under our noses? Öte tarafta dünyanın en şiddetli kasırgalarının bulunduğu bölgesinde 500 yılda 50 gemi batmış ve bundan gizem üretiyorlar. On the other hand, in the region of the world's most severe hurricanes, 50 ships sank in 500 years and they produce mystery from it. Bu bölge öyle küçük bir yer filan da değil. This region is not such a small place. Karadeniz'den hatta Türkiye'den daha büyük bir alandan bahsediyoruz. We are talking about an area larger than the Black Sea and even Turkey. Yüzbinlerce kilometrekarelik bir alandan…

Ya arkadaş hiç düşündün mü burada hava aniden değişiyor, hortumlar, kasırgalar çıkıyor. Yer altından doğal gaz fışkırıyor, Gulf Stream denilen sıcak su akıntısı geçiyor, dev gibi dalgalar oluşuyor. Tabiki zaman zaman gemiler de batacak.

“Ama uçakların pusulalarında da anomaliler oluşuyor. “But there are also anomalies in the compasses of airplanes. Uzaylılar şey etmiş olmasın?” Manyetik sapmalar dünyanın her yerinde olabilir. Didn't the aliens do anything?" Magnetic declinations can happen anywhere in the world. Hatta bununla ilgili daha önce “Dünyanın kutupları neden yer değiştiriyor?” adında bir video hazırlamıştım. In fact, the question "Why do the poles of the Earth shift?" I made a video called Uçakların pist numaralarını bile değiştirmek zorunda kalıyorlar bu yüzden. That's why they even have to change the runway numbers of the planes.

Diyelim ki çok tehlikeli bir bölge orası. Neden uçaklar hala uçmaya devam ediyor? Florida'dan fırlatılan roketler uzaya gitmeden önce o bölgenin hemen yakınından geçiyorlar. Rockets launched from Florida pass in the immediate vicinity of that area before going into space. Dünyada “cruise turizmi”nin en yoğun olduğu bölge orası. Ticari gemilerin de rotasının hemen üstünde. It is just above the route of commercial ships. Buna rağmen hepsi de yollarına devam ediyor. Sigorta şirketleri bu rotada seyahat eden gemiler için ekstra risk primi istemiyor.

Öte yandan orada kaybolduğu iddia edilen gemilerin, uçakların bir kısmı üçgenin içinde bile değildi. On the other hand, some of the ships and planes allegedly lost there were not even in the triangle. Sadece rotaları o üçgenin içinden geçiyordu. Tüm olayları aktarmakla vakit kaybetmek istemiyorum ama bir geminin henüz üçgene girmeden Meksika körfezinde; Barbados'tan kalkan bir başkasının oradan hiçbir olay olmadan geçtikten sonra kıyıya yakın bir yerlerde kaybolduğunu biliyoruz. I don't want to waste time reporting all the events, but a ship is in the Gulf of Mexico before it enters the triangle; We know that another one, who departed from Barbados, disappeared near the coast after passing there without incident. Bazı uçaklar ya da başta aktardığım USS Cyclops'un kardeş gemileri zaten yakınından bile geçmemişler, Kuzey Atlantik'te kaybolmuşlar. USS Cyclops'un son görüldüğü yer St. Kitts adaları epeyce yakın, ama içinde değil. Kristof Kolomb'un gördüklerine gelince… Takip ettiği rota ve tarihler göz önünde bulundurulduğunda Eylül ortasında pusulası anomaliler gösterirken zaten okyanusun ortasındaymış. Ekim ayında gördüğü ışıkların da meteor ya da adalarda yaşayan yerlilerin yaktığı meşalelerden gelme ihtimali çok yüksek. It is very likely that the lights he saw in October came from meteorites or torches lit by the locals living on the islands. Bu arada ne battılar, ne de kayboldular. Meanwhile, they neither sank nor disappeared.

Bunlardan sadece 19 numaralı uçuş üçgenin içinde gerçekleşti, en popüler olay haline geldi ve bence oradaki rotanın şekli, bölgeyi tanımlamak için ilk yazıyı kaleme alan yazara ilham verdi.

“Bermuda Şeytan Üçgeni'nin gizemi çözülebilir mi?” Sorusuyla yola çıkmıştık. “Can the mystery of the Bermuda Triangle be solved?” We started with the question. Ortada bir gizem yoksa neyi çözeceğiz? If there is no mystery, what are we going to solve? Aslında bir gizem var. Okyanusun kendisi. The ocean itself. Dünyada keşfedilmedik bir yer kalmadı. There is no place left unexplored in the world. Onu geçtim Ay'ın bile çok ayrıntılı haritasını yaptık. I passed it, we even made a very detailed map of the Moon. Güneş sisteminin dışına çıkmış uzay araçları var. There are spacecraft out of the solar system. Buna rağmen dünya yüzeyinin %70'ini kaplayan okyanusları Mars'ın yüzeyinden daha az biliyoruz. However, we know less about the oceans, which cover 70% of the Earth's surface, than the surface of Mars. Bir zamanlar Mars'ı da bilmiyorduk. Once upon a time, we didn't even know about Mars. Bilmediğimiz için “Dünyalar Savaşı” gibi kitaplarda hep Marslılar bize saldırıyordu nedense. Ne zamanki oraya uzay araçları gönderip neler olup bittiğine baktık, o zaman Marslı uzaylılar da ortadan kalkıverdi. Whenever we sent spacecraft there to see what was going on, then the Martian aliens disappeared too. Bugün dünyanın çevresinde dönen binlerce uydu var. Today there are thousands of satellites orbiting the earth. GPS sayesinde karalardaki her adımımızı hesaplayabiliyoruz. Thanks to GPS, we can calculate every step we take on land. Ama okyanusların ayrıntılı bir haritasını hala çıkartamadık. But we still haven't made a detailed map of the oceans. Okyanus tabanının %90'ının sadece 5 km çözünürlüğünde bir haritası var elimizde. We have a map of 90% of the ocean floor with only 5 km resolution. Yani tabanda 5 km'den daha küçük cisimlerin nerede başlayıp nerede bittiğini bilmiyoruz. Karşılaştırma olsun diye belirteyim. Let me point it out for comparison. Ay'ın ve Venüs'ün tamamının haritası 100 metre çözünürlüğünde bitirilmiş durumda. The entire map of the Moon and Venus has been completed with a resolution of 100 meters. 2020 Temmuz ya da Ağustos'unda yeni bir rover gönderilecek olan Mars yüzeyinin bazı bölümlerini 6 metre çözünürlüğünde haritalamış durumdayız. 6 metre. Okyanuslarımızın tabanını 5000 metre.

Az önce alıntıladığım filmin şu bölümünü boşu boşuna göstermedim sizlere… I didn't show you this part of the movie I just quoted for nothing...

Profesyonel tercüman değilim. Mesleğim kartografi. Haritacıyım.

Okyanusları hala keşfetmedik. We haven't discovered the oceans yet. Doğru düzgün bir haritasını bile çıkarmadık. We haven't even mapped it properly. Bizim için hala bilinmez. It is still unknown to us. O yüzden boşluk kabul etmeyen beyinlerimizi tatmin etmek için bazıları onun yüzeyini hemen saçma sapan üçgenlerle, beşgenlerle parselliyor. That's why, in order to satisfy our vacant brains, some immediately parcel out its surface with ridiculous triangles and pentagons.

Bu hafta seslendirmesini bitirdiğim çok güzel bir kitap var. There is a very good book that I finished dubbing this week. Adını vermeyeceğim, çünkü onunla ilgili başlı başına bir video yapmayı planlıyorum. I won't name it, because I plan to make a stand-alone video about it. Ama o kitapta da bu konuya çok güzel değinilmiş. But this book is very well covered. İnsanların bilmedikleri hakkında nasıl hikayeler uydurdukları, denizlerin ne kadar keşfedilmemiş olduğu anlatılmış. It was told how people made up stories about what they did not know, how unexplored the seas were. Orada da denize ait gizemli bir varlıktan söz ediliyor. There, too, there is talk of a mysterious creature belonging to the sea. Dediğim gibi kitabın adını şimdi vermeyeceğim ama o varlığa diğer insanların taktığı adı söyleyeyim mi? As I said, I won't give the name of the book now, but should I tell you the name that other people gave to that entity? Deniz Şeytanı.

Bilinmeyenden korkmayın. Don't be afraid of the unknown. Başkalarını da korkutmayın. Do not scare others. Kritik düşünme becerilerinizi ve teknolojiyi kullanarak, aktif olarak öğrenebilir ve yaratıcılığınızın da yardımıyla analitik bir sonuca varabilirsiniz. By using your critical thinking skills and technology, you can learn actively and come to an analytical conclusion with the help of your creativity. Bilim dünyasının zaten yıllardır kullandığı bu teknikler, gelecekte her konuda herkesin işine yarayacak. These techniques, which the scientific world has been using for years, will be useful for everyone in the future.

×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.