image

Barış Özcan 2020, Ay’da su bulundu! Yine!

Ay'da su bulundu! Yine!

Bilim dünyasında bu haftanın en önemli gelişmesi hiç şüphesiz Ay'da yapılan bir keşif oldu. Ay'da su bulundu! Yine! On yıllardır oralarda bir yerde su olabileceği tahmin ediliyordu ama kanıtlanamamıştı. Üstelik ilk keşif 2020'de değil, 11 yıl önce, 2009'da yapıldı. Ay'ın kutuplarında hiç güneş almayan kraterlerin içinde su buzu olduğu tespit edildi. O kraterlerin güneş sisteminin en soğuk noktaları olduğunu düşündüğümüzde bu çok da şaşırtıcı gelmeyebilir. İşte şaşırtıcı olan şey bu hafta yapılan keşif. Ay'ın güneş alan yerlerinde de su molekülleri olduğu bulundu. Suyun bulunduğu bölgeyi eminim siz de defalarca görmüşsünüzdür. Görmediyseniz Ay'ı çıplak gözle incelemenin şimdi tam zamanı, çünkü dolunay. Bu gece kafanızı gökyüzüne kaldırın ve onun alt tarafına doğru bakın. Oradaki en büyük ikinci krater Clavius krateri. Su orada tespit edildi. Bilim-kurgu meraklıları bu krateri 2001 Uzay Macerası filminden de hatırlayacaktır. Tam o bölgede kurulmuş bir Ay yerleşkesi vardı: Clavius Üssü.

11 yıl arayla yapılan bu iki ayrı keşfin şöyle bir farklılığı var. İlk keşif Ay'ın etrafında dönen bir uzay aracı tarafından yapılmıştı: Hindistan'ın gönderdiği Chandrayaan 1 aracı yüksek çözünürlüklü kameralarıyla Ay'ın Güney Kutbu'nu taramaya başladı. Sonra bu araçtan ayrılan başka bir araç saniyede 2.5 km hızla doğrudan Ay yüzeyine yönlendirildi ve sonra da çarptırıldı. Evet doğru duydunuz göz göre göre çakılması sağlandı. Böylece çarparak da olsa Hindistan, ABD, Rusya ve Japonya'nın ardından Ay yüzeyine iniş yapabilen dördüncü ülke oldu. Bu kontrollü çarpma 25 metre genişliğinde, 4 metre derinliğinde bir çukur oluşturdu. O çukurun yerindeki 10.000 ton civarında materyal yerden yükseldi ve güneş ışığının da yardımıyla yörüngedeki araç tarafından görüntülendi. O görüntülerin analiziyle de Ay'ın kutuplarında su bulunduğu açıklandı. Tabi bu suyu tespit edip kullanabilmek için Ay yüzeyine sürekli uzay araçlarını çarpmak pek sürdürülebilir bir yöntem değil.

O yüzden geçen hafta yapılan yeni keşif stratejik bir öneme sahip. Bu iki keşfin farklılığı olduğunu söylemiştim. İlki Ay'ın etrafında dönen Chandrayaan 1 uzay aracıyla yapılmıştı. Yenisi ise Dünya'nın etrafında dönen bir uçakla yapıldı. SOFIA adlı bu uçak modifiye edilmiş bir Boeing 747. Güneş batmadan önce yerden havalanıyor ve yaklaşık 12 km yükseklikte yani stratosferde gece boyunca 10 saat civarında uçuyor.

SOFIA normalde bilgelik demek biliyorsunuz. Ayasofya'nın içinde de geçiyor. Fakat uzayla ilgili çalışmalarda kelimeler sadece ilk anlamıyla kullanılmıyor. Uzun cümlelerin baş harfleriyle yani akronim kullanımıyla böyle akılda kalıcı isimler üretme geleneği var ki bunu geçen haftaki videoda vurgulamıştım. Burada da açılımı Stratospheric Observatory for Infrared Astronomy. Stratosferde gezinen ve kızılötesi araçları olan mobil bir gözlemevi olduğunu söyleyebiliriz. Uçağın arkasındaki şu siyah bölümü görüyor musunuz? Havadayken o kısım açılıyor ve içindeki 2.5 metre çaplı teleskop ortaya çıkıyor. Kısaca SOFIA uçan bir teleskop. Onun ticari uçaklardan biraz daha yüksek irtifadaki bu uçuş kabiliyeti, Dünya atmosferindeki neredeyse tüm su buharının üzerine çıkmasına izin veriyor. Daha alçak irtifalarda su buharı bazı kızılötesi dalga boylarının yere ulaşmasını engellediği için daha sağlıklı gözlem yapabilmesini sağlıyor. Böylece dünyanın herhangi bir yerinden infrared spektrumun %85'ini kullanabiliyor. Bugüne kadar astronomiyle ilgili nefis manzaralar kaydetmiş SOFIA; göksel manyetik alanlar, yıldız oluşturan bölgeler, kuyruklu yıldızlar, bulutsular ve galaktik merkezler…

Bu tür görüntüleri görmeye alışkınız. Peki suyun da böyle fotoğrafını mı çekti bu teleskop? Hayır. Ay yüzeyinde su moleküllerine özel bir dalga boyunu tespit etti. Hem de çıplak gözle bile görülen bir bölgesinde. Çıplak gözle görebiliyoruz çünkü güneş ışığı yansıyor. Ay'da atmosfer olmadığına göre güneşin sıcaklığıyla bu suyun buharlaşıp yok olması gerekmez miydi? Evet, gerekirdi. Zaten o yüzden şaşırtıcı bir buluş bu. Oradaki bir şeyler yeni su moleküllerinin oluşmasını ve bunların bir şekilde orada saklanabilmesini sağlıyor olmalı.

Bu suyun nasıl oluşmaya devam ettiğiyle ilgili bazı teoriler var. Ay yüzeyine yağmur gibi yağan ve içinde az miktarda su taşıyan mikrometeoritler, çarparak suyu ay yüzeyinde biriktirebilir. Diğer bir olasılık ise, güneş rüzgârının ay yüzeyine hidrojen gönderdiği ve hidroksil oluşturmak için topraktaki oksijen taşıyan minerallerle kimyasal reaksiyona neden olduğu iki aşamalı bir süreç olabilir. Bu arada, mikrometeorit bombardımanından kaynaklanan radyasyon, hidroksili suya dönüştürüyor olabilir.

Hadi su oluştu. Orada nasıl kalmaya devam edebiliyor? Bu konuda da suyun, mikrometeorit çarpmalarının yarattığı yüksek ısıdan oluşan topraktaki minik boncuk benzeri yapılara hapsolabiliceği söyleniyor. Diğer bir olasılık da, suyun ay toprağı taneleri arasına gizlenmiş olması ve güneş ışığından korunmuş olması. Bu durum da potansiyel olarak onu boncuk benzeri yapılarda hapsolmuş sudan biraz daha erişilebilir hale getiriyor.

Şu anda başta Çin ve ABD olmak üzere ülkeler arasında Ay'da bir üs kurma yarışı var. Kalıcı olarak inşa edilmesi planlanan bu Ay üslerinde yaşayanlar için en temel ihtiyaç su olacak. Eskiden bu suyu hiç Güneş görmeyen krater çukurlarından çıkarmayı planlıyorlardı. Şimdi çok daha erişilebilir yüzeylerden de elde edilebileceği ortaya çıkmış oldu. Aslında bu ihtimale karşılık çoktan hazırlıklara da başlanmıştı. Daha geçen hafta NASA, 2023'te Ay'a buz arayan bir kazıcı göndermek için 47 milyon dolarlık bir ticari sözleşme yaptığını duyurdu. Artık karmaşık sistemler kullanmadan bile su elde edebilmek mümkün olabilir. Gönderilecek bu ay gezgini bulduğu buzlu kayaları ve toprağı güneşli bir noktaya sürükleyince buharlaşma meydana gelecek ve o sırada suyu toplayıp kullanabilir hale getirecekler.

Bulunan su çok az miktarda. Bir kıyaslama yapmak gerekirse Dünyanın en kurak bölgelerinden Sahra Çölü'nde bulunan suyun yüzde birinden bile az. Yine de eğer toprakta hapsolmuş su moleküllerini sadece buharlaşma yoluyla bildiğimiz suya dönüştürünce bir metreküp topraktan böyle küçük bir soda şişesini dolduracak kadar su elde edilebilir. Şu anda bu miktardaki suyu uzaya göndermenin maliyeti binlerce dolar. Dolayısıyla kurulacak Ay üssünün sadece etrafındaki topraklardan bu havuzu dolduracak kadar su çıkarılabilir. Böylece uzay keşifleri için en değerli kaynağı en düşük maliyetle elde edebilmek mümkün olabilir.

Tabi bu arada o topraklardan başka ne gibi değerli şeyler çıkarılacak onu da zamanla göreceğiz. Dünyada hiç olmadığı için çok değerli başka şeyler de olabilir mi? 2001 Uzay Macerası filmi tam da o bölgede kurulmuş bir Ay üssü kehanetini yıl olarak tutturamadı. Ama filmdeki Ay üssünde saklanan monolit kehaneti belki de büyük bir su deposu şeklinde yakında gerçeğe dönüşecek.



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Çevrimiçi dil öğrenme @ LingQ

Ay’da su bulundu! Yine!

Bilim dünyasında bu haftanın en önemli gelişmesi hiç şüphesiz Ay'da yapılan bir keşif oldu. Ay'da su bulundu! Yine! On yıllardır oralarda bir yerde su olabileceği tahmin ediliyordu ama kanıtlanamamıştı. Üstelik ilk keşif 2020'de değil, 11 yıl önce, 2009'da yapıldı. Ay'ın kutuplarında hiç güneş almayan kraterlerin içinde su buzu olduğu tespit edildi. O kraterlerin güneş sisteminin en soğuk noktaları olduğunu düşündüğümüzde bu çok da şaşırtıcı gelmeyebilir. This may not come as a surprise when we consider that those craters are the coldest spots in the solar system. İşte şaşırtıcı olan şey bu hafta yapılan keşif. Ay'ın güneş alan yerlerinde de su molekülleri olduğu bulundu. Suyun bulunduğu bölgeyi eminim siz de defalarca görmüşsünüzdür. I am sure you have seen the area where the water is located many times. Görmediyseniz Ay'ı çıplak gözle incelemenin şimdi tam zamanı, çünkü dolunay. If you haven't seen it, now is the time to examine the Moon with the naked eye, because it's a full moon. Bu gece kafanızı gökyüzüne kaldırın ve onun alt tarafına doğru bakın. Oradaki en büyük ikinci krater Clavius krateri. Su orada tespit edildi. Water was detected there. Bilim-kurgu meraklıları bu krateri 2001 Uzay Macerası filminden de hatırlayacaktır. Sci-fi fans will remember this crater from the 2001 Space Odyssey movie. Tam o bölgede kurulmuş bir Ay yerleşkesi vardı: Clavius Üssü. There was a lunar settlement set up right in that area: Clavius Base.

11 yıl arayla yapılan bu iki ayrı keşfin şöyle bir farklılığı var. There is a difference between these two separate discoveries, which were made 11 years apart. İlk keşif Ay'ın etrafında dönen bir uzay aracı tarafından yapılmıştı: Hindistan'ın gönderdiği Chandrayaan 1 aracı yüksek çözünürlüklü kameralarıyla Ay'ın Güney Kutbu'nu taramaya başladı. Sonra bu araçtan ayrılan başka bir araç saniyede 2.5 km hızla doğrudan Ay yüzeyine yönlendirildi ve sonra da çarptırıldı. Then another vehicle separated from this vehicle was directed directly to the lunar surface at a speed of 2.5 km per second and then crashed. Evet doğru duydunuz göz göre göre çakılması sağlandı. Yes, you heard it right, it was nailed to the eye. Böylece çarparak da olsa Hindistan, ABD, Rusya ve Japonya'nın ardından Ay yüzeyine iniş yapabilen dördüncü ülke oldu. Bu kontrollü çarpma 25 metre genişliğinde, 4 metre derinliğinde bir çukur oluşturdu. O çukurun yerindeki 10.000 ton civarında materyal yerden yükseldi ve güneş ışığının da yardımıyla yörüngedeki araç tarafından görüntülendi. Around 10,000 tons of material at the site of that pit rose from the ground and was imaged by the orbiting vehicle with the help of sunlight. O görüntülerin analiziyle de Ay'ın kutuplarında su bulunduğu açıklandı. With the analysis of those images, it was announced that there was water at the poles of the Moon. Tabi bu suyu tespit edip kullanabilmek için Ay yüzeyine sürekli uzay araçlarını çarpmak pek sürdürülebilir bir yöntem değil. Of course, it is not a sustainable method to constantly crash spacecraft on the Moon's surface in order to detect and use this water.

O yüzden geçen hafta yapılan yeni keşif stratejik bir öneme sahip. Bu iki keşfin farklılığı olduğunu söylemiştim. I said that these two discoveries are different. İlki Ay'ın etrafında dönen Chandrayaan 1 uzay aracıyla yapılmıştı. The first was made with the Chandrayaan 1 spacecraft orbiting the Moon. Yenisi ise Dünya'nın etrafında dönen bir uçakla yapıldı. The new one was made with an airplane orbiting the Earth. SOFIA adlı bu uçak modifiye edilmiş bir Boeing 747. Güneş batmadan önce yerden havalanıyor ve yaklaşık 12 km yükseklikte yani stratosferde gece boyunca 10 saat civarında uçuyor. It takes off from the ground before the sun sets and flies at an altitude of about 12 km, i.e. in the stratosphere, for around 10 hours during the night.

SOFIA normalde bilgelik demek biliyorsunuz. SOFIA normally means wisdom, you know. Ayasofya'nın içinde de geçiyor. It also takes place inside Hagia Sophia. Fakat uzayla ilgili çalışmalarda kelimeler sadece ilk anlamıyla kullanılmıyor. But in studies of space, words are not only used in the first sense. Uzun cümlelerin baş harfleriyle yani akronim kullanımıyla böyle akılda kalıcı isimler üretme geleneği var ki bunu geçen haftaki videoda vurgulamıştım. Burada da açılımı Stratospheric Observatory for Infrared Astronomy. Stratosferde gezinen ve kızılötesi araçları olan mobil bir gözlemevi olduğunu söyleyebiliriz. We can say that it is a mobile observatory with infrared instruments navigating the stratosphere. Uçağın arkasındaki şu siyah bölümü görüyor musunuz? See that black section behind the plane? Havadayken o kısım açılıyor ve içindeki 2.5 metre çaplı teleskop ortaya çıkıyor. Kısaca SOFIA uçan bir teleskop. Onun ticari uçaklardan biraz daha yüksek irtifadaki bu uçuş kabiliyeti, Dünya atmosferindeki neredeyse tüm su buharının üzerine çıkmasına izin veriyor. Its ability to fly at slightly higher altitudes than commercial aircraft allows it to rise above almost all water vapor in the Earth's atmosphere. Daha alçak irtifalarda su buharı bazı kızılötesi dalga boylarının yere ulaşmasını engellediği için daha sağlıklı gözlem yapabilmesini sağlıyor. At lower altitudes, water vapor prevents some infrared wavelengths from reaching the ground, allowing for healthier observations. Böylece dünyanın herhangi bir yerinden infrared spektrumun %85'ini kullanabiliyor. Thus, it can use 85% of the infrared spectrum from anywhere in the world. Bugüne kadar astronomiyle ilgili nefis manzaralar kaydetmiş SOFIA; göksel manyetik alanlar, yıldız oluşturan bölgeler, kuyruklu yıldızlar, bulutsular ve galaktik merkezler…

Bu tür görüntüleri görmeye alışkınız. We are used to seeing such images. Peki suyun da böyle fotoğrafını mı çekti bu teleskop? So, did this telescope take a picture of the water like this? Hayır. Ay yüzeyinde su moleküllerine özel bir dalga boyunu tespit etti. He detected a wavelength specific to water molecules on the lunar surface. Hem de çıplak gözle bile görülen bir bölgesinde. In an area that can be seen even with the naked eye. Çıplak gözle görebiliyoruz çünkü güneş ışığı yansıyor. We can see it with the naked eye because sunlight is reflected. Ay'da atmosfer olmadığına göre güneşin sıcaklığıyla bu suyun buharlaşıp yok olması gerekmez miydi? Evet, gerekirdi. Zaten o yüzden şaşırtıcı bir buluş bu. Oradaki bir şeyler yeni su moleküllerinin oluşmasını ve bunların bir şekilde orada saklanabilmesini sağlıyor olmalı. Something in there must be causing new water molecules to form and somehow be able to hide there.

Bu suyun nasıl oluşmaya devam ettiğiyle ilgili bazı teoriler var. Ay yüzeyine yağmur gibi yağan ve içinde az miktarda su taşıyan mikrometeoritler, çarparak suyu ay yüzeyinde biriktirebilir. Micrometeorites, which rain on the lunar surface and carry small amounts of water, can crash and accumulate water on the lunar surface. Diğer bir olasılık ise, güneş rüzgârının ay yüzeyine hidrojen gönderdiği ve hidroksil oluşturmak için topraktaki oksijen taşıyan minerallerle kimyasal reaksiyona neden olduğu iki aşamalı bir süreç olabilir. Another possibility could be a two-step process where the solar wind sends hydrogen to the lunar surface and causes a chemical reaction with oxygen-bearing minerals in the soil to form hydroxyl. Bu arada, mikrometeorit bombardımanından kaynaklanan radyasyon, hidroksili suya dönüştürüyor olabilir. Meanwhile, radiation from micrometeorite bombardment may be converting the hydroxyl to water.

Hadi su oluştu. Let's create water. Orada nasıl kalmaya devam edebiliyor? How can he stay there? Bu konuda da suyun, mikrometeorit çarpmalarının yarattığı yüksek ısıdan oluşan topraktaki minik boncuk benzeri yapılara hapsolabiliceği söyleniyor. Diğer bir olasılık da, suyun ay toprağı taneleri arasına gizlenmiş olması ve güneş ışığından korunmuş olması. Another possibility is that the water is hidden between grains of lunar soil and is shielded from sunlight. Bu durum da potansiyel olarak onu boncuk benzeri yapılarda hapsolmuş sudan biraz daha erişilebilir hale getiriyor.

Şu anda başta Çin ve ABD olmak üzere ülkeler arasında Ay'da bir üs kurma yarışı var. Kalıcı olarak inşa edilmesi planlanan bu Ay üslerinde yaşayanlar için en temel ihtiyaç su olacak. Eskiden bu suyu hiç Güneş görmeyen krater çukurlarından çıkarmayı planlıyorlardı. They used to plan to extract this water from crater pits that never saw the sun. Şimdi çok daha erişilebilir yüzeylerden de elde edilebileceği ortaya çıkmış oldu. Now it has been revealed that it can also be obtained from much more accessible surfaces. Aslında bu ihtimale karşılık çoktan hazırlıklara da başlanmıştı. In fact, preparations for this possibility had already begun. Daha geçen hafta NASA, 2023'te Ay'a buz arayan bir kazıcı göndermek için 47 milyon dolarlık bir ticari sözleşme yaptığını duyurdu. Just last week, NASA announced a $47 million commercial contract to send an ice-seeking digger to the Moon in 2023. Artık karmaşık sistemler kullanmadan bile su elde edebilmek mümkün olabilir. Gönderilecek bu ay gezgini bulduğu buzlu kayaları ve toprağı güneşli bir noktaya sürükleyince buharlaşma meydana gelecek ve o sırada suyu toplayıp kullanabilir hale getirecekler.

Bulunan su çok az miktarda. The amount of water found is very small. Bir kıyaslama yapmak gerekirse Dünyanın en kurak bölgelerinden Sahra Çölü'nde bulunan suyun yüzde birinden bile az. Yine de eğer toprakta hapsolmuş su moleküllerini sadece buharlaşma yoluyla bildiğimiz suya dönüştürünce bir metreküp topraktan böyle küçük bir soda şişesini dolduracak kadar su elde edilebilir. Şu anda bu miktardaki suyu uzaya göndermenin maliyeti binlerce dolar. Dolayısıyla kurulacak Ay üssünün sadece etrafındaki topraklardan bu havuzu dolduracak kadar su çıkarılabilir. Böylece uzay keşifleri için en değerli kaynağı en düşük maliyetle elde edebilmek mümkün olabilir. Thus, it may be possible to obtain the most valuable resource for space exploration at the lowest cost.

Tabi bu arada o topraklardan başka ne gibi değerli şeyler çıkarılacak onu da zamanla göreceğiz. Dünyada hiç olmadığı için çok değerli başka şeyler de olabilir mi? Could there be other things that are very valuable because they do not exist in the world? 2001 Uzay Macerası filmi tam da o bölgede kurulmuş bir Ay üssü kehanetini yıl olarak tutturamadı. The 2001 Space Odyssey movie could not keep up with the prophecy of a Moon base established in that exact region. Ama filmdeki Ay üssünde saklanan monolit kehaneti belki de büyük bir su deposu şeklinde yakında gerçeğe dönüşecek.

×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.