image

Açık Bilim, Süt İçtim “Midem” Yandı…

Süt İçtim “Midem” Yandı…

Yoğurt, ayran, peynir… Ya da keşkül, sütlaç, puding… Sütlü Nuriye, irmik tatlısı… Dondurma, krem şanti, milkshake… Daha fazla sayamıyorum…

İnek, keçi ve koyun sütünden mamül pek çok ürün hayatımızın vazgeçilmezlerini oluşturuyor. Mesela ben bu topraklarda yaşayan bir insan olarak peynirsiz bir kahvaltı düşünemiyorum. Bu pek çok Avrupalı için de öyle. Öte yandan ayranın ayrı bir yeri var. Ülkemizde soğuk ve gazlı içeceklere yaygın bir alternatif olarak içecek pazarından büyük bir pasta alıyor. Milli içecek olarak önerilmesi boşuna değil…

Ama eğer bundan 8000 yıl kadar önce yaşasaydınız büyük ihtimalle sadece peynir, kısmen yoğurt yiyebilecektiniz… Onları da belki de bir miktar şişkinliği göze alarak…

Laktoz İntoleransı sütte bulunan laktoz şekerini sindirememe durumudur. Bir hastalık olmaktan çok genetik bir çeşitliliktir (siyah, beyaz ya da sarı ırktan olmak ya da mavi veya kahverengi gözlü olmak kadar olağan bir çeşitlilik). Üstelik Avrupa ve mezopotamya toplumları dışındaki toplumlarda çok yaygındır. Hatta bazı “kapalı” -yani uzun yüzyıllar boyunca genelde kendi içinde evlilik gerçekleştirmiş olan- kavimlerde hemen hemen herkeste vardır.

test Laktoz şekeri bir disakkarit, yani çift şekerdir. Galaktoz ve glukozun birleşmesinden oluşur. Onu tekrar yapı taşlarına ayıran, yani sindiren enzime ise laktaz adı verilir. Dünya üzerinde hangi milletin mensubu olursa olsun -genetik bir bozukluğu olmadıkça- bebeklerin tamamında laktaz üretilir ve laktoz sindiriminde bir sorun yaşanmaz; zira bebekler anne sütünü bu sayede sindirebilirler. Binlerce yıl önce de bebekler laktoz sindiriminde bir sorun yaşamıyorlardı, ancak insanların sütten kesilme zamanları geldiğinde laktaz enzimi üretimi keskin bir biçimde düşüyordu. Bebek zaten artık anne sütünden bağımsız hale geldiği için laktaz eksikliğinin bir sorun yaratması söz konusu değildi…

Avcı toplayıcı toplumlar tarım ve hayvancılıkla yaşamını sürdüren toplumlara evrildiğinde sabana koşulan, etlerinden ve yünlerinden faydalanılan hayvanların sütleri herhalde sadece bebeklere içiriliyordu. Bir süre sonra insanlar sütten çeşitli türev besinler yapmayı öğrendiler. Yetişkin insanlar süt içemiyorlardı ama peynir, yoğurt, yağ gibi mandıra ürünlerini nispeten daha rahat bir şekilde yiyebiliyorlardı, çünkü o günlerde yediklerinin kimyalarının farkında olmasalar da günlük süt %4,80 oranında laktoz şekeri içerirken, bir çedar peynirinde bu oran %0,07'ye, tereyağda ise %0,51'e düşüyor ve böylece onları süt kadar rahatsız etmiyordu(1).

Laktoz İntoleransı

Rahatsız etmek derken onu da açıklayalım: Laktoz intoleransı bulunan bireyler süt içtikleri zaman ne yaşıyordu? Şişkinlik, mide krampı, aşırı gaz çıkarma, ishal, kusma ve karın ağrısı. Üstelik tüm bu belirtiler laktoz tüketiminin miktarına göre artış gösterebiliyor ve şiddetli hale gelebiliyordu. Yetişkinler bu belirtileri atlatsa da çok çok nadiren görülen doğuştan laktoz intoleransına sahip bebekler sırf bu yüzden ölebiliyorlardı.

Sindirilmeyen laktozun bu sıkıntıları yaratmasının sebebi, bir disakkarit olan laktoz molekülünün ince bağırsak duvarından geçememesi, bu yüzden emilememesi ve emilemeyen laktazın bağırsak floramızda yer alan bakterilerce bir ziyafete dönüştürülmesi. Bu bakteri sindirimi ve fermentasyonu sonunda açığa çıkan gazlar (oksijen, hidrojen ve metan) sindirim sisteminde sıkışır. Ayrıca sindirilmeyen şekerin varlığı ve artan gaz basıncı bağırsak içerisindeki osmotik basıncı ve bağırsak genişliğini arttırarak ishale sebep olur. Alınan laktoz miktarı arttıkça bu rahatsızlıklar da dolaylı olarak artar. Ne kadar ekmek, o kadar köfte, ne kadar laktoz, o kadar gaz…

-Damak zevkine- faydalı mutasyon

Bebeklerde laktozu sindiren laktaz enziminin salgılanmasını kontrol eden gen LCT genidir. LCT geninin aktifliğini ya da pasifliğini kontrol eden gen ise MCM6 genidir(2).

Muhtemelen bebeklik döneminden çıkmış bireylerin anne sütü taleplerini sürdürerek onların bebeklerle rekabetini engelleme yönünde faydalı bir adaptasyon sonucunda ortaya çıkmış bir özellik olarak MCM6 geni sütten kesilme dönemi sonrasında LCT genini kapatır.

Ancak… Binlerce yıl önce MCM6 geni bir mutasyona uğrayıp, LCT'yi kapatamaz hale gelmiş. Böylece bizler de keşkül, fırın sütlaç ya da puding tüketebilir bireylere dönüşmüşüz (iyi ki! Haa… Bir de güllaç. Çok severim. ) İnsan evriminin son aşamalarından birisi, biyokültütel bir evrim olarak laktaz sürekliliği. Bir yandan iktisadi ve kültürel değişim yaşanırken diğer yandan biyolojik evrim buna eşlik etmiş görünüyor. (Fotoğraf: sutdilimi.blogspot.com) MCM6 genindeki mutasyon sayesinde yetişkinlikte laktaz üretme kabiliyetini yitirmemeye Laktaz Sürekliliği adı veriliyor. Laktaz sürekliliği mutasyona bağlı olarak çok uzun yıllar önce ortaya çıkmış olabilir, ama bireyler arasında yaygınlaşarak sık görülmeye başlanması son on bin yıl içerisinde gerçekleşmiş. Bu yüzden geç insan evriminin bir parçası olarak görülüyor ve hayvanların evcilleştirilmesi ve mandıracılığın başlaması ile birlikte eş zamanlı gerçekleştiği için biyokültürel bir evrim olarak nitelendiriliyor.

Laktaz sürekliliğini sağlayan mutasyonun yaygınlaşması ve günümüze kadar gelmesi mutasyon sahiplerine sağladığı çeşitli avantajlardan kaynaklanıyor. Bu faydalardan bir tanesi, özellikle Kuzey Avrupa gibi az ışık alan bölgelerde D vitamini de az olduğundan kemikler için kalsiyum tüketiminin hayati önem kazanması. Süt tüketebilen toplumlar D vitamini azlığından kaynaklanan raşitizm gibi hastalıkları bertaraf edebilmişler. Ayrıca kıtlık zamanlarında suyun yokluğuna süt iyi bir alternatiftir. Vikinglerin Grönland gibi az tarım alanına sahip ve sık sık kıtlık dönemleri geciren bölgelerde keçileriyle hayatta kalması (6) ve bugün İsveçlilerin %99'unun laktaz sürekliliğine sahip olması tesadüf gibi görünmüyor (7).

Araştırmalar gösteriyor ki laktaz sürekliliğine yol açan mutasyon tek kaynaktan gelmiyor. En yaygın olanı Balkanlar ve Orta Avrupa'da gerçekleşmiş olduğu sanılan ve oradan doğuda Hindistan'a kadar güneyde Kuzey Avrupa'ya kadar yayılmış olanı iken, Arap devesinin evcilleştirilmesinden sonra ortaya çıkmış olan bir başka alel de mevcut (sonuçları yeni yayınlanan bir araştırma laktaz sürekliliğinin Avrupa'da değil ortadoğuda gelişip yayılmış olabileceğini gösteriyor (3)). Birbirinden bağımsız olarak nispeten daha erken olmak üzere Afrika'da da gerçekleşmiş olduğu tespit edilen ise farklı aleller bulunuyor. Bu da laktaz sürekliliğinin gerçekten de mühim bir mutasyon olduğunu ve içerisinde gerçekleştiği topluma sağladığı faydalardan ötürü kısa sürede kalıcı hale gelebildiğini gösteriyor.

Laktaz Süreliliklileştiremediklerimizden misiniz?

Bu arada… Sanmayın ki her toplum bu şansa sahip.

Örneğin beyaz Amerikalıların ve Kuzey Avrupalı yetişkinlerde laktoz intoleransına rastlanma oranı %6 ila %15 arasında değişiyor. Meksikalılarda %47, Güney Afrikalı siyahlarda %60. Çinli ve Japonlar gibi uzak doğu toplumlarında %25. Güney Amerika yerlilerinde ise %90'ın üzerinde(2). (Amerikalıların mezopotamyalılar gibi inek, koyun ve keçi yetiştirme şansları olmadığını ve hatta Lama'dan başka sürü hayvanına sahip olmadıklarını hatırlatırım)(4). Türkiye'de laktoz intoleransına rastlama sıklığının %20 olduğu düşünülüyor (5).

Laktoz intoleransına rastlanma sıklığının en düşük olduğu toplumlar %1 ile İsveçliler ve Hollandalılar. Aslında sahip oldukları peynir çeşitlerine –ve ne kadar lezzetli olduklarına- bakılırsa sanki laktoz intoleransından en çok onlar çekmiş gibi görünüyorlar, oysa öyle değil.

Tarih, Çinlilerin süt tüketmediğini yazıyor. Asya steplerinde dolaşan göçebe kavimlerin de pek süt içtiği söylenemez. Ayrıca bu göçebe toplumlar peynir yapımı için yeterli bir süre boyunca aynı meskeni tutmuyorlar. Kalsiyum ihtiyaçlarını nasıl giderdiklerini düşünürken bir eski Türk içeceği olarak tanıtılan kefir geldi aklıma. Biraz araştırınca Kefir'in de laktozdan yoksun olduğunu öğrendim. Elbette kesin bir bilgi değil ama bu da niçin asya toplumlarının kefir ve kımız yapmayı öğrendikleri konusunda bir yanıt vermiş oldu bana. Eğer yoğurt da bir Orta Asya icadı olmasaydı laktozdan muzdarip olan Türkler ve Moğolların kımızı sadece alkollü bir içecek olarak tüketmemiş olabileceğini öne sürebilirdim, çünkü yoğurt da laktozu düşürmenin yollarından bir diğeri. Yoğurdu yoğurt yapan bakteriler sütteki laktoz şekerini fermente ettiklerinden sütten daha az laktoz içeriyor. Hatta yoğurtdun icadının sebebinin bu olduğu düşünülüyor. Sonuç Laktaz intoleransının bir hastalık olarak adlandırılmamasının sebebi, aslında bu durumun bir eksiklik olmasından değil, yetişkin olunmasına rağmen laktozu sindirebilmenin bir avantaj olmasından kaynaklanıyor. Adını koymasak da kimimizin süt içmekle, sütlü mamüllerle ilgili çeşitli sıkıntıları olabiliyor. Kimimiz “süt bana dokunuyor” ya da “süt bende gaz yapıyor” deyip geçiyoruz. Oysa bu şikayetler binlerce yıl önce gerçekleşmiş faydalı bir mutasyondan nasibimizi almamış olmamızdan kaynaklanıyor olabilir… Tabi… Mahkeme kadının mülkü değil… Laktoz İntoleransı da MCM6'nın değil. Çeşitli mukoza bozuklukları da aktoz intoleransına sebep olabiliyor. Çok nadir görülüyor olsa da kimi bebeklerde daha en başından LCT geninde arıza bulunabiliyor. Bu bebekler anne sütü de dahil hiçbir şekilde süt içemiyorlar. Geçmiş yıllarda önemli bir bebek ölümü sebebi olan bu durum soya katkılı sütlerle, hazır ve özel mamalarla veya başka tür besinlerle bertaraf ediliyor. Her neyse… Sütlaç, keşkül, ayran, yoğurt, kaymak vb. derken bu mutasyonun ne kadar faydalı olduğunu düşünüyorum da… Hmmmmmmmmmm…. (Yemeğe gitti).



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Çevrimiçi dil öğrenme @ LingQ

Süt İçtim “Midem” Yandı…

Yoğurt, ayran, peynir… Ya da keşkül, sütlaç, puding… Sütlü Nuriye, irmik tatlısı… Dondurma, krem şanti, milkshake… Daha fazla sayamıyorum… Yoghurt, buttermilk, cheese… or discovery, rice pudding mik Milky Nuriye, semolina dessert p Ice cream, whipped cream, milkshake… I can't say any more Y

İnek, keçi ve koyun sütünden mamül pek çok ürün hayatımızın vazgeçilmezlerini oluşturuyor. Many products made of cow, goat and sheep milk are indispensable to our life. Mesela ben bu topraklarda yaşayan bir insan olarak peynirsiz bir kahvaltı düşünemiyorum. For example, as a person living in this land, I can't think of a breakfast without cheese. Bu pek çok Avrupalı için de öyle. This is so for many Europeans as well. Öte yandan ayranın ayrı bir yeri var. On the other hand, ayran has a distinct place. Ülkemizde soğuk ve gazlı içeceklere yaygın bir alternatif olarak içecek pazarından büyük bir pasta alıyor. As a common alternative to cold and carbonated beverages in our country, it buys a large cake from the beverage market. Milli içecek olarak önerilmesi boşuna değil… It is not in vain to recommend it as a national drink ...

Ama eğer bundan 8000 yıl kadar önce yaşasaydınız büyük ihtimalle sadece peynir, kısmen yoğurt yiyebilecektiniz… Onları da belki de bir miktar şişkinliği göze alarak… But if you lived 8000 years ago then you could probably only eat cheese, partly yoghurt ... maybe taking a little bloating ...

Laktoz İntoleransı sütte bulunan laktoz şekerini sindirememe durumudur. Lactose Intolerance is the inability to digest lactose sugar in milk. Bir hastalık olmaktan çok genetik bir çeşitliliktir (siyah, beyaz ya da sarı ırktan olmak ya da mavi veya kahverengi gözlü olmak kadar olağan bir çeşitlilik). It is more of a genetic variety than an illness (black, white or yellow, or a usual variety of blue or brown eyes). Üstelik Avrupa ve mezopotamya toplumları dışındaki toplumlarda çok yaygındır. Moreover, it is very common in communities outside Europe and Mesopotamian societies. Hatta bazı “kapalı” -yani uzun yüzyıllar boyunca genelde kendi içinde evlilik gerçekleştirmiş olan- kavimlerde hemen hemen herkeste vardır. There are even some "closed" - almost all of them in tribes - who have married within themselves for many centuries in the world.

test The lactase enzyme breaks down lactose sugars into single sugary building blocks, glucose and galactose (Source: chemistry.tutorvista.com). Laktoz şekeri bir disakkarit, yani çift şekerdir. Lactose sugar is a disaccharide, ie double sugar. Galaktoz ve glukozun birleşmesinden oluşur. It consists of a combination of galactose and glucose. Onu tekrar yapı taşlarına ayıran, yani sindiren enzime ise laktaz adı verilir. The enzyme that separates it back into building blocks, the enzyme digesting it, is called lactase. Dünya üzerinde hangi milletin mensubu olursa olsun -genetik bir bozukluğu olmadıkça- bebeklerin tamamında laktaz üretilir ve laktoz sindiriminde bir sorun yaşanmaz; zira bebekler anne sütünü bu sayede sindirebilirler. No matter what nation is on the world - lactase is produced in all of the babies - unless there is a genetic defect - and there is no problem in lactose digestion; because babies can digest mothers on this. Binlerce yıl önce de bebekler laktoz sindiriminde bir sorun yaşamıyorlardı, ancak insanların sütten kesilme zamanları geldiğinde laktaz enzimi üretimi keskin bir biçimde düşüyordu. Thousands of years ago, babies had a problem with lactose digestion, but lactase enzyme production was sharply reduced when people were out of milk. Bebek zaten artık anne sütünden bağımsız hale geldiği için laktaz eksikliğinin bir sorun yaratması söz konusu değildi… Since the baby is now independent of the mother's milk, the lack of lactase is not a problem ...

Avcı toplayıcı toplumlar tarım ve hayvancılıkla yaşamını sürdüren toplumlara evrildiğinde sabana koşulan, etlerinden ve yünlerinden faydalanılan hayvanların sütleri herhalde sadece bebeklere içiriliyordu. When the hunter-gathering societies grew into societies that survived their agriculture and livestock life, the milk of the animals that had been made to the fathers when they were born, and the animals that were harvested from their flesh and wools, Bir süre sonra insanlar sütten çeşitli türev besinler yapmayı öğrendiler. After a while, people learned to make a variety of derivative foods from milk. Yetişkin insanlar süt içemiyorlardı ama peynir, yoğurt, yağ gibi mandıra ürünlerini nispeten daha rahat bir şekilde yiyebiliyorlardı, çünkü o günlerde yediklerinin kimyalarının farkında olmasalar da günlük süt %4,80 oranında laktoz şekeri içerirken, bir çedar peynirinde bu oran %0,07'ye, tereyağda ise %0,51'e düşüyor ve böylece onları süt kadar rahatsız etmiyordu(1). Adult people did not have milk, but they could eat dairy products such as cheese, yoghurt, and oil in a relatively comfortable way, since they were lactose in 4.80% of daily milk and 0.07% in a cheddar cheese in butter and 0.51% in butter, so that they did not bother them as much as milk (1).

Laktoz İntoleransı Lactose Intolerance

Rahatsız etmek derken onu da açıklayalım: Laktoz intoleransı bulunan bireyler süt içtikleri zaman ne yaşıyordu? Let's explain it when I say uncomfortable: What did the individuals who had lactose intolerance lived when they drank milk? Şişkinlik, mide krampı, aşırı gaz çıkarma, ishal, kusma ve karın ağrısı. Bloating, stomach cramping, excessive gas extraction, diarrhea, vomiting and abdominal pain. Üstelik tüm bu belirtiler laktoz tüketiminin miktarına göre artış gösterebiliyor ve şiddetli hale gelebiliyordu. Moreover, all of these symptoms could increase according to the amount of lactose consumption and become severe. Yetişkinler bu belirtileri atlatsa da çok çok nadiren görülen doğuştan laktoz intoleransına sahip bebekler sırf bu yüzden ölebiliyorlardı. Although adults survived these symptoms, infants with very rare congenital lactose intolerance could die just because of this.

Sindirilmeyen laktozun bu sıkıntıları yaratmasının sebebi, bir disakkarit olan laktoz molekülünün ince bağırsak duvarından geçememesi, bu yüzden emilememesi ve emilemeyen laktazın bağırsak floramızda yer alan bakterilerce bir ziyafete dönüştürülmesi. The reason why the undigested lactose creates these troubles is that the lactose molecule, a disaccharide, can not pass through the small intestinal wall, so that the lactate can not be absorbed and converted into a banquet for bacteria in our intestinal flora. Bu bakteri sindirimi ve fermentasyonu sonunda açığa çıkan gazlar (oksijen, hidrojen ve metan) sindirim sisteminde sıkışır. Gases (oxygen, hydrogen and methane) released by this bacterial digestion and fermentation are trapped in the digestive tract. Ayrıca sindirilmeyen şekerin varlığı ve artan gaz basıncı bağırsak içerisindeki osmotik basıncı  ve bağırsak genişliğini arttırarak ishale sebep olur. In addition, the presence of undigested sugar and increased gas pressure increase the osmotic pressure and intestinal width in the intestine, causing diarrhea. Alınan laktoz miktarı arttıkça bu rahatsızlıklar da dolaylı olarak artar. As the amount of lactose taken increases, these ailments indirectly increase. Ne kadar ekmek, o kadar köfte, ne kadar laktoz, o kadar gaz… The more bread, the more meatballs, the more lactose, the more gas…

-Damak zevkine- faydalı mutasyon Beneficial mutation

Bebeklerde laktozu sindiren laktaz enziminin salgılanmasını kontrol eden gen LCT genidir. The gene that controls the secretion of the lactase enzyme that digests lactose in babies is the LCT gene. LCT geninin aktifliğini ya da pasifliğini kontrol eden gen ise MCM6 genidir(2). The gene that controls the activity or passivity of the LCT gene is the MCM6 gene (2).

Muhtemelen bebeklik döneminden çıkmış bireylerin anne sütü taleplerini sürdürerek onların bebeklerle rekabetini engelleme yönünde faydalı bir adaptasyon sonucunda ortaya çıkmış bir özellik olarak MCM6 geni sütten kesilme dönemi sonrasında LCT genini kapatır. It is likely that individuals who have emerged from the infancy period as a result of a useful adaptation to maintain breast-milk wishes and prevent them from competing with infants, the MCM6 closes the LCT gene after a period of extensive milking.

Ancak…  Binlerce yıl önce MCM6 geni bir mutasyona uğrayıp, LCT'yi kapatamaz hale gelmiş. But… Thousands of years ago, the MCM6 gene mutated and couldn't turn off the LCT. Böylece bizler de keşkül, fırın sütlaç ya da puding tüketebilir bireylere dönüşmüşüz (iyi ki! Thus, we have turned into individuals who can consume keskül, baked rice pudding or pudding (fortunately! Haa… Bir de güllaç. Haa… And a laugh. Çok severim. I love it very much. ) İnsan evriminin son aşamalarından birisi, biyokültütel bir evrim olarak laktaz sürekliliği. Bir yandan iktisadi ve kültürel değişim yaşanırken diğer yandan biyolojik evrim buna eşlik etmiş görünüyor. While economic and cultural change is on the one hand, biological evolution seems to accompany it on the other. (Fotoğraf: sutdilimi.blogspot.com) MCM6 genindeki mutasyon sayesinde yetişkinlikte laktaz üretme kabiliyetini yitirmemeye Laktaz Sürekliliği adı veriliyor. (Photo: sutdilimi.blogspot.com) Thanks to a mutation in the MCM6 gene, the ability to produce lactase in adulthood is called Lactase Continuity. Laktaz sürekliliği mutasyona bağlı olarak çok uzun yıllar önce ortaya çıkmış olabilir, ama bireyler arasında yaygınlaşarak sık görülmeye başlanması son on bin yıl içerisinde gerçekleşmiş. The continuity of lactase may have occurred many years ago due to the mutation, but it has been over the past ten thousand years that it has become widespread among the individuals and started to be frequent. Bu yüzden geç insan evriminin bir parçası olarak görülüyor ve hayvanların evcilleştirilmesi ve mandıracılığın başlaması ile birlikte eş zamanlı gerçekleştiği için biyokültürel bir evrim olarak nitelendiriliyor. This is seen as a part of late human evolution and is described as a biocultural evolution because of the domestication of animals and simultaneous realization of dairy farming.

Laktaz sürekliliğini sağlayan mutasyonun yaygınlaşması ve günümüze kadar gelmesi mutasyon sahiplerine sağladığı çeşitli avantajlardan kaynaklanıyor. The spread of the mutation that makes the lactase persistent and the uptightness of it come from the various advantages it provides to mutation holders. Bu faydalardan bir tanesi, özellikle Kuzey Avrupa gibi az ışık alan bölgelerde D vitamini de az olduğundan kemikler için kalsiyum tüketiminin hayati önem kazanması. One of these benefits is the vital importance of calcium consumption for bones, especially when there is less vitamin D in low light areas such as Northern Europe. Süt tüketebilen toplumlar D vitamini azlığından kaynaklanan raşitizm gibi hastalıkları bertaraf edebilmişler. Societies that can consume milk have been able to eliminate diseases such as rickets caused by vitamin D deficiency. Ayrıca kıtlık zamanlarında suyun yokluğuna süt iyi bir alternatiftir. In addition, milk is a good alternative when water is not available in times of scarcity. Vikinglerin Grönland gibi az tarım alanına sahip ve sık sık kıtlık dönemleri geciren bölgelerde keçileriyle hayatta kalması (6) ve bugün İsveçlilerin %99'unun laktaz sürekliliğine sahip olması tesadüf gibi görünmüyor (7). It seems no coincidence that Vikings survived with their goats in areas such as Greenland with little farmland and frequent famine (6), and that 99% of Swedes today have a lactase persistence (7).

Araştırmalar gösteriyor ki laktaz sürekliliğine yol açan mutasyon tek kaynaktan gelmiyor. Research shows that the mutation that leads to lactase continuity is not from a single source. En yaygın olanı Balkanlar ve Orta Avrupa'da gerçekleşmiş olduğu sanılan ve oradan doğuda Hindistan'a kadar güneyde Kuzey Avrupa'ya kadar yayılmış olanı iken, Arap devesinin evcilleştirilmesinden sonra ortaya çıkmış olan bir başka alel de mevcut (sonuçları yeni yayınlanan bir araştırma laktaz sürekliliğinin Avrupa'da değil ortadoğuda gelişip yayılmış olabileceğini gösteriyor (3)). There is another allele that emerged after the domestication of the Arabic period (the results of a recently published research on the continuation of the lactase in Europe), while the most common is thought to have occurred in the Balkans and Central Europe and spread from north to east in the south to India in the east. but not in the Middle East (3)). Birbirinden bağımsız olarak nispeten daha erken olmak üzere Afrika'da da gerçekleşmiş olduğu tespit edilen ise farklı aleller bulunuyor. There is a different alley, which is found to have occurred independently in Africa relatively early, too. Bu da laktaz sürekliliğinin gerçekten de mühim bir mutasyon olduğunu ve içerisinde gerçekleştiği topluma sağladığı faydalardan ötürü kısa sürede kalıcı hale gelebildiğini gösteriyor. This suggests that lactase continuity is indeed an important mutation and that it can become permanent in a short time because of the benefits it provides.

Laktaz Süreliliklileştiremediklerimizden misiniz? Are you one of those that we do not lactate?

Bu arada… Sanmayın ki her toplum bu şansa sahip. By the way… Do not think that every society has this chance.

Örneğin beyaz Amerikalıların ve Kuzey Avrupalı yetişkinlerde laktoz intoleransına rastlanma oranı %6 ila %15 arasında değişiyor. For example, the incidence of lactose intolerance in white Americans and Northern European adults ranges from 6% to 15%. Meksikalılarda %47, Güney Afrikalı siyahlarda %60. 47% for Mexicans, 60% for South African blacks. Çinli ve Japonlar gibi uzak doğu toplumlarında %25. 25% in far eastern societies such as Chinese and Japanese. Güney Amerika yerlilerinde ise %90'ın üzerinde(2). And over 90% of South American natives (2). (Amerikalıların mezopotamyalılar gibi inek, koyun ve keçi yetiştirme şansları olmadığını ve hatta Lama'dan başka  sürü hayvanına sahip olmadıklarını hatırlatırım)(4). (Remind Americans that they do not have the chance to breed cows, sheep and goats like Mesopotamian, and they do not even have any animals other than Lama) (4). Türkiye'de laktoz intoleransına rastlama sıklığının %20 olduğu düşünülüyor (5). Coincides with the frequency of lactose intolerance in Turkey is thought to be 20% (5).

Laktoz intoleransına rastlanma sıklığının en düşük olduğu toplumlar %1 ile İsveçliler ve Hollandalılar. Societies with the lowest incidence of lactose intolerance are Swedes and Dutch with 1%. Aslında sahip oldukları peynir çeşitlerine –ve ne kadar lezzetli olduklarına- bakılırsa sanki laktoz intoleransından en çok onlar çekmiş gibi görünüyorlar, oysa öyle değil. Actually, they look like they have attracted most of their lactose intolerance to the variety of cheese they have - and how delicious they are, although it is not.

Tarih, Çinlilerin süt tüketmediğini yazıyor. History writes that the Chinese do not consume milk. Asya steplerinde dolaşan göçebe kavimlerin de pek süt içtiği söylenemez. It can not be said that the nomadic tribes circulating in the Asian stables also drank much milk. Ayrıca bu göçebe toplumlar peynir yapımı için yeterli bir süre boyunca aynı meskeni tutmuyorlar. In addition, these nomadic societies do not keep the same dwelling for a sufficient period of time for cheese making. Kalsiyum ihtiyaçlarını nasıl giderdiklerini düşünürken bir eski Türk içeceği olarak tanıtılan kefir geldi aklıma. When thinking about how they were going to need their calcium, kefir was introduced as an old Turkish drink. Biraz araştırınca Kefir'in de laktozdan yoksun olduğunu öğrendim. After some research, I found out that Kefir is also lactose-free. Elbette kesin bir bilgi değil ama bu da niçin asya toplumlarının kefir ve kımız yapmayı öğrendikleri konusunda bir yanıt vermiş oldu bana. Surely it is not certain knowledge, but it is an answer to me why Asian societies have learned to make kefir and kumitsu. Eğer yoğurt da bir Orta Asya icadı olmasaydı laktozdan muzdarip olan Türkler ve Moğolların kımızı sadece alkollü bir içecek olarak tüketmemiş olabileceğini öne sürebilirdim, çünkü yoğurt da laktozu düşürmenin yollarından bir diğeri. Yoğurdu yoğurt yapan bakteriler sütteki laktoz şekerini fermente ettiklerinden sütten daha az laktoz içeriyor. Hatta yoğurtdun icadının sebebinin bu olduğu düşünülüyor. Sonuç Laktaz intoleransının bir hastalık olarak adlandırılmamasının sebebi, aslında bu durumun bir eksiklik olmasından değil, yetişkin olunmasına rağmen laktozu sindirebilmenin bir avantaj olmasından kaynaklanıyor. Adını koymasak da kimimizin süt içmekle, sütlü mamüllerle ilgili çeşitli sıkıntıları olabiliyor. Kimimiz “süt bana dokunuyor” ya da “süt bende gaz yapıyor” deyip geçiyoruz. Oysa bu şikayetler binlerce yıl önce gerçekleşmiş faydalı bir mutasyondan nasibimizi almamış olmamızdan kaynaklanıyor olabilir… Tabi… Mahkeme kadının mülkü değil… Laktoz İntoleransı da MCM6'nın değil. Çeşitli mukoza bozuklukları da aktoz intoleransına sebep olabiliyor. Çok nadir görülüyor olsa da kimi bebeklerde daha en başından LCT geninde arıza bulunabiliyor. Bu bebekler anne sütü de dahil hiçbir şekilde süt içemiyorlar. Geçmiş yıllarda önemli bir bebek ölümü sebebi olan bu durum soya katkılı sütlerle, hazır ve özel mamalarla veya başka tür besinlerle bertaraf ediliyor. Her neyse… Sütlaç, keşkül, ayran, yoğurt, kaymak vb. derken bu mutasyonun ne kadar faydalı olduğunu düşünüyorum da… Hmmmmmmmmmm…. (Yemeğe gitti). Wenn Joghurt keine zentralasiatische Erfindung wäre, könnte ich argumentieren, dass die Türken und Mongolen, die unter Laktose litten, Rot nicht nur als alkoholisches Getränk konsumiert haben könnten, da Joghurt ein weiterer Weg ist, Laktose zu senken. If yoghurt was not a Central Asian invention, I could suggest that the Turks and Mongols suffering from lactose may not have consumed our roe as an alcoholic beverage because yogurt is another way to lose lactose.

×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.