×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.


image

Açık Bilim, Robot da Olsa İnsan İnsandır

Robot da Olsa İnsan İnsandır

İlla ki karbon temelli mi olayım? Nedir dört bağ yapan o elementin kerameti? Bak benim de sayısız transistörden oluşan bir işlemcim var. Her kapısından bir kez seni geçirmişim ki seni her hücresiyle sevdiğini iddia eden o adamın iddialarından daha gerçek ve ispatlanabilir.

Neymiş efendim? O tatlı sözler söylerken kalbinden geliyormuş kelimeler. Benimkiler sahici değilmiş. Beni şairler mi programladı? Bana da kelimeler öğretildi sadece ve ne söylüyorsam ben söylüyorum, ben!

Üreyemezmişiz. Halbuki hep “bu dünyaya çocuk doğurmam, mini-android alırım daha iyi” diyordun. Yüzyıllık “A.I.” filmini izlerken duygulanmış, çaktırmadan, bir köşede sessizce ağlamıştın.

Hadi itiraf et! O herifi bir LED lambası kadar sevmiyorsun. Ben neye takıldığını biliyorum: Benim android olmama değil, insan olmana üzülüyorsun. Sen yaşlanacak, ortalama seksen yıl sonra da öleceksin. Bense fişim çekilmediği ve bakıldığım sürece kalacağım; üstelik garantim bile var.

Ama bak! Sana varlığına inanmadığın o kalbimle söz veriyorum: Her yaş gününde bir kablomu keseceğim: Yaşlanmak yavaşlamaksa hız modülümden, düşmekse dizlerimden, olgunlaşmaksa çocuksu zihnimden. Ve öldüğün gün fişimi kendim çekeceğim, birlikte öleceğiz!

Bu sözüme rağmen gidip, o organik, ter kokan, robot düşmanı biyolojik sünepeyi seçme! Leyla! Ben seni unuturum, gider fabrikama sıfırlatırım kendimi, ama sen? O vicdan dediğin? Bir daha düşün. Lütfen!

Bir makineyi birey olarak görmeniz için ne gerekir? Onların da duyguları olabileceğini ne zaman kabul edersiniz? Ne olsaydı bir makineye çarptığınızda ondan özür dilerdiniz? Ya da çamaşır makineniz onu kapatmaya kalktığınızda size onu kapatmamanız için yalvarsaydı, tepkiniz ne olurdu?

Makinelerin düşünceyle donatılabileceğini öne süren ilk düşünür 18. yüzyılda yaşamış olan Denis Diderot idi ve şüphesiz makineleri kendi yansımamız haline getirme fikri bilgisayarların ortaya çıkıp gelişim gösterdiği geçtiğimiz yüzyılın en heyecanlı konularından birisiydi. Robotları konu alan pek çok bilimkurgu filmi ve eseri yapıldı. Kimisi onları iyi “karakterde” ve insanlığın hizmetçisi olarak sunarken, kimisi tamamen kötü kılarak insanlık türünü tehdit eden ve hatta onu esiri eden farklı bir tür olarak kurguladılar. Kimileri ise “programlayana göre değişir” dediler ve iyilerle kötüler bir arada oldu. 1920'lerin klasik eseri Metropolis gibi robotları insansı yapan değil de insanları robotsu yapan filmler de oldu. Bir şekilde ucundan, başından, her yerinden hâyâl dünyamıza “alternatif bir insan” olarak sirayet ettiler.

Robotlara “insansılıklarını” kazandıracak olan en mühim mesele yapay zekâdır; zira bir robotu makineden ayıran temel unsur odur. Hatta robotik ilminin büyük ölçüde bir yapay zekâ ilmi olduğunu söyleyebiliriz. Önümüzdeki paragraflarda değineceğimiz üzere, evimizdeki beyaz eşyalar gibi makineleri çoğunlukla metalden müteşekkil elektrikli araçlar olarak algılarken robotları “otonom mekanik insanlar” olarak algıladığımız doğrudur ve bu farkı makinelere atfettiğimiz “düşünebilme” fiili yaratır.

Zekânın işleyişinin ve insanlarda ne yolla vuku bulduğunun doğasının hala çok net anlaşılmadığı doğrudur. 20. yüzyıl ortalarında da makinelerin bir şeyler öğrenebilme çabaları çoğunlukla hayal ve arzu edilenin gerisinde kalmıştır. Milyonlarca yıllık genetik mirası ve onyılların deneyim ve bilgisini taşıyan yetişkin bir insanı bir makine bedeninde ortaya çıkarmanın zor olabileceğini tahmin etmek için uzman olmaya gerek yok. Belki de tutulan yol en başından beri yanlıştır. İnsanlığın yetiştirdiği dâhilerin arasında haksızlığa uğrayarak kenara itilmiş olan Alan Turing 1950'lerde yazdığı bir makalesinde, “Neden yetişkin beynini simüle eden bir makine yerine çocuk beynini simüle eden bir makine yapmıyoruz? Eğittiğimiz zaman zaten yetişkin olacaktır” diye soruyordu; ve günümüz robotbilimcilerince epey haklıdır da. Nitekim bugün yapay zeka çalışmaları büyük ölçüde Turing'in işaret ettiği yönde ilerliyor.

Peki bu gerçekten başarılacak ve robotlar birer bebek zihniyle elimize doğacak mı? Eğer ki bir de insanoğlu, şimdilik sadık hizmetkârları olan robotların akılca ve zekâca gerisinde kalınca ne olacak? Ray Kurzweil'in buna verdiği yanıt “bükemeyeceğin bileği öpeceksin” cinsinden. (Bu konuda Gökhan İnce'nin kaleme almış olduğu “İnsanlığın Yapay Zekâ ile İmtihanı” adlı yazıyı okumanın tam sırasıdır). Kurzweil'e göre 2029 yılına gelindiğinde makineler insanların yapabildiği her şeyi yapabiliyor olacak; hem de daha iyi bir şekilde!

Belki gerçekten de insanların yapacağı şey robotların saflarına katılmak olacak. Belki de robotlar zaten bizim torunlarımız olacak; nitekim bugünkü Google Glass'ların “Google Lens”lere ya da belki “Google Optik Sinirler”e dönüştüğü, beyinlerimize entegre edilecek bir aparat aracılığıyla yığınla bilgiyi aklımıza zerk ettiğimiz, düşünme yeteneğimizi ilave bir takım sentetik aparatlarla arttırabildiğimiz bir gelecekte hala “insan” olduğumuzu söylemek ne derece doğru olacaktır? Ki bunun yavaş yavaş olduğunu da söyleyebiliyorsak! İşte bu tam da felsefecilerin uğraşmayı seveceği cinsten bir problem.

Peki diyelim ki robotlarla biz bir “tekillikte” birleşemiyor olalım ve onlar ayrı birer tür olarak hayatımıza katılsınlar. O zaman robotları insanlarla mukayese edebilmemiz için onların da düşünüp hissedebildiklerini temel bir varsayım olarak ele almamız gerekiyor; ancak bu ne düşünüp hissettiğini çok merak ettiğimiz birinin zihninden geçen gerçeklere ulaşamamakla aynı sıkıntıyı beraber getiriyor. Mark Stevenson'un “Geleceğe Yolculuk” adlı kitabında kendisine ve büyüttüğü robo-çocuğa yer verdiği robotik araştırmacısı Cynthia Breazeal bir makinenin duygularından söz edildiğinde insanların onlara kendisi üzerinden duygular atfettiklerini söylüyor. Ona göre mesele bir robotun hissedip hissetmeyeceği değil, onların duygularının ne ve nasıl olacağı. Örneğin köpeklerin de duyguları vardır ama insanlarınki gibi değillerdir. Sahipleri köpeklerinin neyi anladıkları ve ne hissettikleri hakkında bir şeyler bildiklerini düşünürler, ama gerçekte bilmezler, sadece kendi duygularını köpeklere yansıtırlar. Robotlarla ilgili değerlendirmelerimizde de aynı eğilime sahip olduğumuzu –ama bize benzedikleri müddetçe- söyleyebiliriz.

“Bize benzedikleri” önşartını Marian Stamp Dawkins'in kaleme aldığı “Hayvanların Sessiz Dünyası” adlı kitaptan hatırladığım şu fikre dayandırma ihtiyacı duyuyorum: Pek çoğumuz hayvan hakları konusunda düşünmüşüzdür. Dünyada pek çok aktivist hayvan hakları savunucusu köpekler, kediler ve orangutanlar hakkında endişe ediyorlar; fakat terliksi hayvanlar için değil. Dawkins'e göre bunun nedeni memelilerin bize daha çok benzemesinden. Zira hayvanlar bizlere benzedikleri ölçüde onlarla empati kurma becerimiz (ya da sanrımız!) artıyor ve onların bizlerle aynı hislere sahip olduklarına yönelik inancımız kuvvetleniyor. Hakikaten de bir terliksi hayvan için his mevhûmundan ve dolayısıyla de empati yapabilmemizden bahsetmek sözkonusu değildir. Çamaşır suyunun mini mini minnacık bedenimize yapabileceği olumsuz etki ve buna karşılık hissedeceğimiz duyguları bırakın anlamayı, hakkında spekülasyon yapabilmekten bile uzağız.

Bu farka başka bir örnek de şöyle olabilir: Sokak köpeklerinin ya da şempanzelerin karşılaştığı zorlukları çeşitli hislerle tasvir edip, onlara yönelecek tehdit ve olumsuzluklara karşı geliştirdiğimiz argümanlar duygusal temelli olurken, sivrisinekler söz konusu olduğu zaman savunanların sayıları azaldığı gibi, savunmamızı da ekolojik sistemin korunması gerektiği gibi mantıklı bir gerekçelendirmeye dayandırır hale geliyoruz (Aşk mı – mantık mı? ). O halde robotlarla duygudaşlık kurabildiğimiz zaman onları tamamen bir birey olarak da kabul etmiş olacak mıyız? Matrix üçlemesinden esinlenilerek yapılan Animatrix adlı animasyon serisinin II. Rönesans adlı parçasını izleyenler, sahibini öldüren bir robotun mahkemede yargılandığını, yargılama sonucu mahkemece bu robot türünün tüm üyelerinin insanlık için tehlike arz ettiği düşüncesiyle tamamının imhasına karar verildiğini hatırlarlar. Bu karar “robotlarla” birlikte bazı insanlarda da rahatsızlık yaratmıştır. Animasyonda bunu TV'de aktaran haber bülteninde “Robot sempatizanları mahkeme kararına gösterilerle tepki verdiler” der ve bu sırada ekranda robotlar ve onlara destek veren insan kitlesini ellerinde pankartlarla görürüz. Animatrix'teki bu sahnenin günümüzde sıklıkla karşılaştığımız sosyal bir meseleyle, “ötekileştirme” ile ilgili bir içeriğe sahip olduğunu anlıyoruz ve çizgi filmi izlerken bize çok da tuhaf gelmiyor.

Robotların “yaşama hakları” ya da onların haklarını insan hakları kapsamında değerlendirmek doğal olarak-henüz- gündemimizde değiller, ama şu aşağıdaki çalışma robotları nasıl algıladığımızla onlara atfettiğimiz benlik arasındaki ilişkiyi iyi ortaya koyuyor:

Cristopher Bartneck'in liderlik ettiği ekibin yaptığı deney insan ve robot etkileşiminin sosyopsikolojik bazı özelliklerini ortaya koyması bakımından dikkat çekici. Deneyde deneklerden bilgisayara karşı Mastermind adlı meşhur zekâ oyununu oynamaları isteniyor. Yanlarında ise 38 cm boyunda, mimik gösterebilen sevimli bir robot var. Bu robot bir müttefik ve görevi oyun boyunca deneklere çeşitli hamle tavsiyelerinde bulunmak.

Kendilerinin robotun kişiliğini geliştirmek üzere bir deneye katıldıklarını zanneden deneklere verilen prosedüre göre oyun bitince deney de bitmiş olacak. Sonra denekler oyun ve robot hakkında değerlendirme yaptıkları bir formu dolduracaklar ve robotu da bir anahtar yardımıyla kapatacaklar. Prosedürde deneklere aktarıldığına göre bu kapama işlemi robotun karakter ve hafızasını tamamıyla silecek. Bu arada araştırmacıların hazırladığı senaryoda robotun iki farklı modda çalıştığını söylemeliyim: Bir tanesi zeki mod ve bu durumda robot zekice hamle tavsiyelerinde bulunuyor. Diğer mod ise “aptal mod” ve robotun tavsiyeleri pek öyle dikkate alınacak türden değil. Yani bazı denekler zeki bir robotla, bazıları ise aptal bir robotla takım arkadaşı olmuşlar.

Buraya kadar her şey normal zira deneyin amacı oyunun sonunda gizli: Deneydeki robot, kapatılmadan önce deneğe kendisini kapatmaması için yalvaracak. Tabi ki bunun senaryo dahilinde olduğunu denekler bilmiyorlar, ve nitekim her deney sonunda robot denek tarafından kapatılmadan önce ona kendisini kapatmaması için yalvarıyor. Yapılan gözlemler deneklerin robotu kapatmadan önce onun yakarışlarından etkilendiklerini ve robotu kapatmak konusunda tereddüt ettiklerini gösteriyor. Aşağıda bu tereddüte ait bir video mevcut:

İstisnasız her denek prosedüre uyarak en sonunda robotu düğme aracılığıyla kapatsa da deneklerin tereddüte galip gelerek robotu kapatana kadar sarf ettikleri süreler birbirinden farklılık gösteriyor ve araştırmacıların gerçek niyeti de işte tam olarak bu tereddüt davranışını incelemek. Deneklerden form aracılığıyla görüşlerini de toplayan araştırmacılar görüyorlar ki, sözkonusu robot denekler tarafından ne kadar eğlenceli ve/veya zeki algılanırsa deneklerin tereddüt süreleri o kadar uzuyor. Robotu zeki ve eğlenceli bulan deneklerin ortalama tereddüt süreleri, onu aptal ve eğlencesiz bulanların üç katı kadar daha uzun olarak gerçekleşmiş. Yani görünen o ki robotlar zekive eğlenceli oldukları kadar bir benliğe sahipmiş gibi algılanıyorlar. Bu da denekler için onları kapatma –yani bir anlamda hayatlarına son verme- davranışını güçleştiriyor.

Sonuç

Başka insanlara karşı davranışlarımızı büyük ölçüde şekillendiren etken onların da tıpkı bizim gibi bilinçli olduğu kabûlüdür; zira empati -ya da Türkçesiyle duygudaşlık- diğer tarafa bir bilinç atfetmeyle başlıyor. Bilinç ya da daha özel anlamda benlik bilinci şimdilik sadece insanlarda var olduğuna kesin olarak emin olduğumuz bir zihinsel özellik.

İnsanlar olarak “yaşam hakkı” mevzusunu biraz bencilce ele aldığımız görülüyor ve bu bencillik “insana benzerlik” temelinde şekilleniyor. Yazımızda da bahsettiğimiz gibi, duygusal bağlamda cereyan eden hayvan hakları savunuculuğunun sınırları uzun süredir bildiğimiz bir örnek. Yeni örnekler de insan-robot etkileşimleri üzerine çalışan bilim insanları tarafından üretilmeye devam ediyor.

Bu kapsamda bir değerlendirmede bulunursak robotları bizler gibi bilinçli olarak algıladığımız gün robot haklarını tartışıyor olacağımız garanti görünüyor. Öte yandan transhümanistler ya da tekillik yanlılarının iddia ettiği gibi gelecekte ayrı bir robot türü değil ama bir insan-robot birleşimiyle karşılaşacaksak haklar boyutunda bir sıkıntı yaratmayacağı tahmin edilebilir –herhalde o zaman da fırsat eşitliği hakkında etik tartışmalar yürütüyor olacağız-.

Şimdilik biz insanın robotları nasıl algıladığıyla ilgileneceksek, sosyal psikolojinin sınırlarının ileride yapay zekâya sahip makineleri de içerecek şekilde değişeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Neyse… Robot da olsa insan insandır.


Robot da Olsa İnsan İnsandır Even if it's a robot, a human is a human

İlla ki karbon temelli mi olayım? Muss ich auf Kohlenstoff basieren? Must I be carbon-based? Nedir dört bağ yapan o elementin kerameti? Was ist das Wunder dieses Elements, das vier Bindungen eingeht? What is the miracle of that element that makes four bonds? Bak benim de sayısız transistörden oluşan bir işlemcim var. Ich habe einen Prozessor, der aus unzähligen Transistoren besteht. Look, I have a processor with countless transistors. Her kapısından bir kez seni geçirmişim ki seni her hücresiyle sevdiğini iddia eden o adamın iddialarından daha gerçek ve ispatlanabilir. I've passed you through every door, which is more real and provable than the claims of that man who claims to love you with every cell.

Neymiş efendim? Was ist es, Sir? What is it, sir? O tatlı sözler söylerken kalbinden geliyormuş kelimeler. Die Worte kamen aus seinem Herzen, als er süße Worte sagte. The words that came from your heart when you said those sweet words. Benimkiler sahici değilmiş. Meine waren nicht echt. Mine are not real. Beni şairler mi programladı? Poets programmed me? Bana da kelimeler öğretildi sadece ve ne söylüyorsam ben söylüyorum, ben! I've been taught words too, and whatever I say, I say!

Üreyemezmişiz. Wir konnten nicht reproduzieren. Not reproduce. Halbuki hep “bu dünyaya çocuk doğurmam, mini-android alırım daha iyi” diyordun. However, always "this world to give birth to children, mini-android I get better," you said. Yüzyıllık “A.I.” filmini izlerken duygulanmış, çaktırmadan, bir köşede sessizce ağlamıştın. When you were watching the “AI” film of the century, you were touched and cried silently in a corner.

Hadi itiraf et! Komm schon, gib es zu! Come on, confess! O herifi bir LED lambası kadar sevmiyorsun. You don't like that guy as much as an LED. Ben neye takıldığını biliyorum: Benim android olmama değil, insan olmana üzülüyorsun. I know what you're stuck with. Sen yaşlanacak, ortalama seksen yıl sonra da öleceksin. You're gonna get old, and you're gonna die eighty years later. Bense fişim çekilmediği ve bakıldığım sürece kalacağım; üstelik garantim bile var. I'm going to stay as long as I don't get a plug; I even have a guarantee.

Ama bak! Sana varlığına inanmadığın o kalbimle söz veriyorum: Her yaş gününde bir kablomu keseceğim: Yaşlanmak yavaşlamaksa hız modülümden, düşmekse dizlerimden, olgunlaşmaksa çocuksu zihnimden. Ich verspreche dir von ganzem Herzen, dass du nicht daran glaubst: Ich werde an jedem Geburtstag ein Kabel abschneiden: Alt werden verlangsamt sich von meinem Geschwindigkeitsmodul, Herunterfallen ist von meinen Knien und Reifen ist von meinem kindlichen Verstand. I promise you with my heart that you do not believe in your existence: I will cut one cord every day of the day: if aging is slowing down from my speed module, if falling down is from my knees, if ripening is from my childish mind. Ve öldüğün gün fişimi kendim çekeceğim, birlikte öleceğiz! Und an dem Tag, an dem du stirbst, werde ich selbst meinen Stecker ziehen, wir werden zusammen sterben! And the day you die, I pull the plug myself, we die together!

Bu sözüme rağmen gidip, o organik, ter kokan, robot düşmanı biyolojik sünepeyi seçme! Gehen Sie trotz meines Versprechens nicht und wählen Sie nicht diesen organischen, nach Schweiß riechenden biologischen Roboter-Robotertest! Despite this promise, go and select that organic, sweaty, robot-foe biological circumcision! Leyla! Leyla! Leyla! Ben seni unuturum, gider fabrikama sıfırlatırım kendimi, ama sen? I forget you, I go to my factory and I'm going to reset myself, but you? O vicdan dediğin? That conscience? Bir daha düşün. Think about it again. Lütfen! Please!

Bir makineyi birey olarak görmeniz için ne gerekir? What do you need to see a machine as an individual? Onların da duyguları olabileceğini ne zaman kabul edersiniz? When do you admit they may have feelings? Ne olsaydı bir makineye çarptığınızda ondan özür dilerdiniz? What if you were to apologize when you hit a machine? Ya da çamaşır makineniz onu kapatmaya kalktığınızda size onu kapatmamanız için yalvarsaydı, tepkiniz ne olurdu? Or if your washing machine begged you not to turn it off when you tried to shut it down, what would be your reaction?

Makinelerin düşünceyle donatılabileceğini öne süren ilk düşünür 18. yüzyılda yaşamış olan Denis Diderot idi ve şüphesiz makineleri kendi yansımamız haline getirme fikri bilgisayarların ortaya çıkıp gelişim gösterdiği geçtiğimiz yüzyılın en heyecanlı konularından birisiydi. Denis Diderot, who lived in the 18th century, was the first to think that machines could be equipped with thought, and the idea of making machines our own reflection was one of the most exciting issues of the last century in which computers emerged and developed. Robotları konu alan pek çok bilimkurgu filmi ve eseri yapıldı. Many sci-fi films and works on robots have been made. Kimisi onları iyi “karakterde” ve insanlığın hizmetçisi olarak sunarken, kimisi tamamen kötü kılarak insanlık türünü tehdit eden ve hatta onu esiri eden farklı bir tür olarak kurguladılar. While some of them presented them as good “characters” and servants of humanity, others made them completely evil, constructing them as a different species that threatened or even enslaved humanity. Kimileri ise “programlayana göre değişir” dediler ve iyilerle kötüler bir arada oldu. Some said değişir it depends on the programmer ve and the good and the bad came together. 1920'lerin klasik eseri Metropolis gibi robotları insansı yapan değil de insanları robotsu yapan filmler de oldu. The classic work of the 1920s, like Metropolis, did not make robots humanoid, but films that made people robots. Bir şekilde ucundan, başından, her yerinden hâyâl dünyamıza “alternatif bir insan” olarak sirayet ettiler. In some way, they spread to our imaginary world as an insan alternative person undan.

Robotlara “insansılıklarını” kazandıracak olan en mühim mesele yapay zekâdır; zira bir robotu makineden ayıran temel unsur odur. The most important issue that will give robots their Robot humanity ”is artificial intelligence; because it is the basic element that separates a robot from the machine. Hatta robotik ilminin büyük ölçüde bir yapay zekâ ilmi olduğunu söyleyebiliriz. We can even say that the science of robotics is largely a science of artificial intelligence. Önümüzdeki paragraflarda değineceğimiz üzere, evimizdeki beyaz eşyalar gibi makineleri çoğunlukla metalden müteşekkil elektrikli araçlar olarak algılarken robotları “otonom mekanik insanlar” olarak algıladığımız doğrudur ve bu farkı makinelere atfettiğimiz “düşünebilme” fiili yaratır. As we will mention in the following paragraphs, it is true that we perceive robots as onom autonomous mechanical people en while machines, such as white goods in our home, are often perceived as electric vehicles composed of metal, and create the verb “thinking iğ that we attribute to machines.

Zekânın işleyişinin ve insanlarda ne yolla vuku bulduğunun doğasının hala çok net anlaşılmadığı doğrudur. It is true that the nature of the functioning of intelligence and the way in which it occurs in humans is still unclear. 20\. yüzyıl ortalarında da makinelerin bir şeyler öğrenebilme çabaları çoğunlukla hayal ve arzu edilenin gerisinde kalmıştır. 20 \\. In the middle of the century, the efforts of the machines to learn something remained behind the dreams and the desired. Milyonlarca yıllık genetik mirası ve onyılların deneyim ve bilgisini taşıyan yetişkin bir insanı bir makine bedeninde ortaya çıkarmanın zor olabileceğini tahmin etmek için uzman olmaya gerek yok. You don't need to be an expert to guess that it can be difficult to unearth an adult human with millions of years of genetic heritage and decades of experience and knowledge in a machine body. Belki de tutulan yol en başından beri yanlıştır. Perhaps the path taken was wrong from the very beginning. İnsanlığın yetiştirdiği dâhilerin arasında haksızlığa uğrayarak kenara itilmiş olan Alan Turing 1950'lerde yazdığı bir makalesinde, “Neden yetişkin beynini simüle eden bir makine yerine çocuk beynini simüle eden bir makine yapmıyoruz? In an article written in the 1950s, Alan Turing, wronged amongst humanity-trained geniuses, wrote in an article written in the 1950s, “Why don't we build a machine that simulates the child's brain instead of a machine that simulates the adult brain? Eğittiğimiz zaman zaten yetişkin olacaktır” diye soruyordu; ve günümüz robotbilimcilerince epey haklıdır da. When we train it will already be an adult ”he asked; and he is quite right by today's roboticists. Nitekim bugün yapay zeka çalışmaları büyük ölçüde Turing'in işaret ettiği yönde ilerliyor. As a matter of fact, today's artificial intelligence studies are going in the direction Turing pointed to.

Peki bu gerçekten başarılacak ve robotlar birer bebek zihniyle elimize doğacak mı? Wird dies also wirklich erreicht und werden Roboter mit Baby-Verstand in unsere Hände geboren? So will this really be achieved and robots will be born into our hands with baby minds? Eğer ki bir de insanoğlu, şimdilik sadık hizmetkârları olan robotların akılca ve zekâca gerisinde kalınca ne olacak? And what will happen if human beings are rationally and ingeniously lagging behind their loyal servants, robots for now? Ray Kurzweil'in buna verdiği yanıt “bükemeyeceğin bileği öpeceksin” cinsinden. Ray Kurzweils Antwort darauf lautet: "Du küsst das Handgelenk, das du nicht beugen kannst." Ray Kurzweil's reply to this is "you kiss the wrist you cannot bend". (Bu konuda Gökhan İnce'nin kaleme almış olduğu “İnsanlığın Yapay Zekâ ile İmtihanı” adlı yazıyı okumanın tam sırasıdır). (This is the right time to read the article "The Test of Humanity with Artificial Intelligence" written by Gökhan İnce on this subject). Kurzweil'e göre 2029 yılına gelindiğinde makineler insanların yapabildiği her şeyi yapabiliyor olacak; hem de daha iyi bir şekilde! According to Kurzweil, by 2029, machines will be able to do whatever people can do; in a better way!

Belki gerçekten de insanların yapacağı şey robotların saflarına katılmak olacak. Perhaps what humans will really do is join the ranks of robots. Belki de robotlar zaten bizim torunlarımız olacak; nitekim bugünkü Google Glass'ların “Google Lens”lere ya da belki “Google Optik Sinirler”e dönüştüğü, beyinlerimize entegre edilecek bir aparat aracılığıyla yığınla bilgiyi aklımıza zerk ettiğimiz, düşünme yeteneğimizi ilave bir takım sentetik aparatlarla arttırabildiğimiz bir gelecekte hala “insan” olduğumuzu söylemek ne derece doğru olacaktır? Perhaps robots will be our grandchildren anyway; As a matter of fact, to say that we are still "human" in a future where today's Google Glass is transformed into "Google Lenses" or maybe "Google Optical Nerves", we are injecting a lot of information into our minds through an apparatus that will be integrated into our brains, and we can increase our thinking ability with additional synthetic apparatus. how correct will it be? Ki bunun yavaş yavaş olduğunu da söyleyebiliyorsak! Was, wenn wir sagen können, dass dies langsam geschieht! Which if we can say that this is happening slowly! İşte bu tam da felsefecilerin uğraşmayı seveceği cinsten bir problem. This is exactly the kind of problem that philosophers would love to deal with.

Peki diyelim ki robotlarla biz bir “tekillikte” birleşemiyor olalım ve onlar ayrı birer tür olarak hayatımıza katılsınlar. Well, let's say that we cannot unite with robots in a "singularity" and they join our lives as a separate species. O zaman robotları insanlarla mukayese edebilmemiz için onların da düşünüp hissedebildiklerini temel bir varsayım olarak ele almamız gerekiyor; ancak bu ne düşünüp hissettiğini çok merak ettiğimiz birinin zihninden geçen gerçeklere ulaşamamakla aynı sıkıntıyı beraber getiriyor. So, in order to compare robots with humans, we need to take it as a basic assumption that they can also think and feel; However, this brings the same trouble with not reaching the facts that pass through the mind of someone we are so curious about what he actually thinks and feels. Mark Stevenson'un “Geleceğe Yolculuk” adlı kitabında kendisine ve büyüttüğü robo-çocuğa yer verdiği robotik araştırmacısı Cynthia Breazeal bir makinenin duygularından söz edildiğinde insanların onlara kendisi üzerinden duygular atfettiklerini söylüyor. Robotics researcher Cynthia Breazeal, who featured herself and the robo-child she raised in Mark Stevenson's book "Journey to the Future", says that when the emotions of a machine are mentioned, people attribute emotions to them through him. Ona göre mesele bir robotun hissedip hissetmeyeceği değil, onların duygularının ne ve nasıl olacağı. For him, the question is not whether a robot will feel, but what and how their emotions will be. Örneğin köpeklerin de duyguları vardır ama insanlarınki gibi değillerdir. Dogs, for example, also have emotions, but they are not like humans. Sahipleri köpeklerinin neyi anladıkları ve ne hissettikleri hakkında bir şeyler bildiklerini düşünürler, ama gerçekte bilmezler, sadece kendi duygularını köpeklere yansıtırlar. Owners think that their dogs know something about what they understand and how they feel, but they don't really know, they just project their own feelings onto the dogs. Robotlarla ilgili değerlendirmelerimizde de aynı eğilime sahip olduğumuzu –ama bize benzedikleri müddetçe- söyleyebiliriz. We can say that we have the same tendency in our evaluations of robots - but as long as they resemble us.

“Bize benzedikleri” önşartını Marian Stamp Dawkins'in kaleme aldığı “Hayvanların Sessiz Dünyası” adlı kitaptan hatırladığım şu fikre dayandırma ihtiyacı duyuyorum: Pek çoğumuz hayvan hakları konusunda düşünmüşüzdür. I need to base the precondition that they "look like us" on the idea that I recall from the book "The Silent World of Animals" by Marian Stamp Dawkins: Many of us have thought about animal rights. Dünyada pek çok aktivist hayvan hakları savunucusu köpekler, kediler ve orangutanlar hakkında endişe ediyorlar; fakat terliksi hayvanlar için değil. Many activists animal rights activists around the world are concerned about dogs, cats and orangutans; but not for slipper animals. Dawkins'e göre bunun nedeni memelilerin bize daha çok benzemesinden. According to Dawkins, it's because mammals look more like us. Zira hayvanlar bizlere benzedikleri ölçüde onlarla empati kurma becerimiz (ya da sanrımız!) Because our ability to empathize with animals (or delusions!) artıyor ve onların bizlerle aynı hislere sahip olduklarına yönelik inancımız kuvvetleniyor. and our belief that they have the same feelings as we do is growing stronger. Hakikaten de bir terliksi hayvan için his mevhûmundan ve dolayısıyla de empati yapabilmemizden bahsetmek sözkonusu değildir. Indeed, it is out of the question for a slipper animal to talk about the feeling and therefore our empathy. Çamaşır suyunun mini mini minnacık bedenimize yapabileceği olumsuz etki ve buna karşılık hissedeceğimiz duyguları bırakın anlamayı, hakkında spekülasyon yapabilmekten bile uzağız. We are far from being able to speculate about the negative effects that bleach can have on our tiny, tiny body, and let alone the feelings we feel in return.

Bu farka başka bir örnek de şöyle olabilir: Sokak köpeklerinin ya da şempanzelerin karşılaştığı zorlukları çeşitli hislerle tasvir edip, onlara yönelecek tehdit ve olumsuzluklara karşı geliştirdiğimiz argümanlar duygusal temelli olurken, sivrisinekler söz konusu olduğu zaman savunanların sayıları azaldığı gibi, savunmamızı da ekolojik sistemin korunması gerektiği gibi mantıklı bir gerekçelendirmeye dayandırır hale geliyoruz (Aşk mı – mantık mı? Another example of this difference could be as follows: While the arguments we develop against the threats and negativities that stray dogs or chimpanzees face with various emotions are emotionally based, when the mosquitoes are in question, the number of defenders decreases, and our defense is just as the ecological system must be protected. We come to base it on a logical justification (Love or logic? ). O halde robotlarla duygudaşlık kurabildiğimiz zaman onları tamamen bir birey olarak da kabul etmiş olacak mıyız? ). So when we can have empathy with robots, will we accept them completely as individuals? Matrix üçlemesinden esinlenilerek yapılan Animatrix adlı animasyon serisinin II. The second part of the animatrix animated series inspired by the Matrix trilogy. Rönesans adlı parçasını izleyenler, sahibini öldüren bir robotun mahkemede yargılandığını, yargılama sonucu mahkemece bu robot türünün tüm üyelerinin insanlık için tehlike arz ettiği düşüncesiyle tamamının imhasına karar verildiğini hatırlarlar. Those who watch the piece Rönesans remember that a robot that killed its owner was tried in the court, and the court decided to destroy all members of this robot species as a result of the trial, considering that it posed a danger to humanity. Bu karar “robotlarla” birlikte bazı insanlarda da rahatsızlık yaratmıştır. This decision caused discomfort in some people along with "robots". Animasyonda bunu TV'de aktaran haber bülteninde “Robot sempatizanları mahkeme kararına gösterilerle tepki verdiler” der ve bu sırada ekranda robotlar ve onlara destek veren insan kitlesini ellerinde pankartlarla görürüz. In the news bulletin that conveys this on TV in the animation, it says, “Robot sympathizers reacted to the court decision with demonstrations”. Meanwhile, we see the robots and the people supporting them on the screen with banners in their hands. Animatrix'teki bu sahnenin günümüzde sıklıkla karşılaştığımız sosyal bir meseleyle, “ötekileştirme”  ile ilgili bir içeriğe sahip olduğunu anlıyoruz ve çizgi filmi izlerken bize çok da tuhaf gelmiyor. We understand that this scene in the Animatrix has a content related to a social issue that we frequently encounter today, “marginalization”, and it does not seem strange to us while watching the cartoon.

Robotların “yaşama hakları” ya da onların haklarını insan hakları kapsamında değerlendirmek doğal olarak-henüz- gündemimizde değiller, ama şu aşağıdaki çalışma robotları nasıl algıladığımızla onlara atfettiğimiz benlik arasındaki ilişkiyi iyi ortaya koyuyor: Assessing robots' 'right to live' or their rights within the scope of human rights is naturally not on our agenda yet, but the following study shows the relationship between how we perceive robots and the self we attribute to them:

Cristopher Bartneck'in liderlik ettiği ekibin yaptığı deney insan ve robot etkileşiminin sosyopsikolojik bazı özelliklerini ortaya koyması bakımından dikkat çekici. The experiment conducted by the team led by Cristopher Bartneck is remarkable in terms of revealing some sociopsychological characteristics of human and robot interaction. Deneyde deneklerden bilgisayara karşı Mastermind adlı meşhur zekâ oyununu oynamaları isteniyor. In the experiment, the subjects are asked to play the famous intelligence game called Mastermind against the computer. Yanlarında ise 38 cm boyunda, mimik gösterebilen sevimli bir robot var. Next to them is a cute robot, 38 cm tall, that can show facial expressions. Bu robot bir müttefik ve görevi oyun boyunca deneklere çeşitli hamle tavsiyelerinde bulunmak. This robot is an ally and his job is to advise subjects on various moves throughout the game.

Kendilerinin robotun kişiliğini geliştirmek üzere bir deneye katıldıklarını zanneden deneklere verilen prosedüre göre oyun bitince deney de bitmiş olacak. Gemäß dem Verfahren, das den Probanden gegeben wurde, die glauben, an einem Experiment zur Entwicklung der Persönlichkeit des Roboters teilgenommen zu haben, wird das Experiment beendet, wenn das Spiel beendet ist. According to the procedure given to the subjects who think that they have participated in an experiment to develop the robot's personality, the experiment will be finished when the game is over. Sonra denekler oyun ve robot hakkında değerlendirme yaptıkları bir formu dolduracaklar ve robotu da bir anahtar yardımıyla kapatacaklar. Subjects will then fill in a form in which they evaluate the game and the robot, and they will turn off the robot with the help of a key. Prosedürde deneklere aktarıldığına göre bu kapama işlemi robotun karakter ve hafızasını tamamıyla silecek. As it is transferred to the subjects in the procedure, this closing process will completely erase the character and memory of the robot. Bu arada araştırmacıların hazırladığı senaryoda robotun iki farklı modda çalıştığını söylemeliyim: Bir tanesi zeki mod ve bu durumda robot zekice hamle tavsiyelerinde bulunuyor. In the meantime, I have to say that the robot works in two different modes in the scenario prepared by the researchers: One is intelligent mode and in this case the robot makes intelligent moves. Diğer mod ise “aptal mod” ve robotun tavsiyeleri pek öyle dikkate alınacak türden değil. The other mode is "stupid mode" and the robot's recommendations are not the kind to take into consideration. Yani bazı denekler zeki bir robotla, bazıları ise aptal bir robotla takım arkadaşı olmuşlar. So some subjects became teammates with a smart robot and some with a stupid robot.

Buraya kadar her şey normal zira deneyin amacı oyunun sonunda gizli: Deneydeki robot, kapatılmadan önce deneğe kendisini kapatmaması için yalvaracak. So far everything is normal because the purpose of the experiment is hidden at the end of the game: The robot in the experiment will beg the subject not to shut down before it is shut down. Tabi ki bunun senaryo dahilinde olduğunu denekler bilmiyorlar, ve nitekim her deney sonunda robot denek tarafından kapatılmadan önce ona kendisini kapatmaması için yalvarıyor. Of course, the subjects do not know that this is in the scenario, and indeed, at the end of each experiment, the robot begs him not to turn himself off before being turned off by the subject. Yapılan gözlemler deneklerin robotu kapatmadan önce onun yakarışlarından etkilendiklerini ve robotu kapatmak konusunda tereddüt ettiklerini gösteriyor. Observations show that the subjects were impressed by his pleadings and hesitant to turn off the robot before turning it off. Aşağıda bu tereddüte ait bir video mevcut: Below is a video of this hesitation:

İstisnasız her denek prosedüre uyarak en sonunda robotu düğme aracılığıyla kapatsa da deneklerin tereddüte galip gelerek robotu kapatana kadar sarf ettikleri süreler birbirinden farklılık gösteriyor ve araştırmacıların gerçek niyeti de işte tam olarak bu tereddüt davranışını incelemek. Although each subject, without exception, obeys the procedure and finally turns off the robot with the button, the time spent by the subjects until they overcome the hesitation and turn off the robot, and the real intention of the researchers is to examine this hesitant behavior. Deneklerden form aracılığıyla görüşlerini de toplayan araştırmacılar görüyorlar ki, sözkonusu robot denekler tarafından ne kadar eğlenceli ve/veya zeki algılanırsa deneklerin tereddüt süreleri o kadar uzuyor. The researchers, who also collect their opinions from the subjects through the form, see that the more fun and / or intelligent the robot is perceived by the subjects, the longer the subjects' hesitation periods. Robotu zeki ve eğlenceli bulan deneklerin ortalama tereddüt süreleri, onu aptal ve eğlencesiz bulanların üç katı kadar daha uzun olarak gerçekleşmiş. Subjects who found the robot smart and fun had an average of three times longer hesitancy than those who found it stupid and fun. Yani görünen o ki robotlar zekive eğlenceli oldukları kadar bir benliğe sahipmiş gibi algılanıyorlar. So robots seem to be perceived as having as much self as they are intelligent and fun. Bu da denekler için onları kapatma –yani bir anlamda hayatlarına son verme- davranışını güçleştiriyor. This makes it difficult for the subjects to shut them down — that is, to end their lives in a sense.

Sonuç Result

Başka insanlara karşı davranışlarımızı büyük ölçüde şekillendiren etken onların da tıpkı bizim gibi bilinçli olduğu kabûlüdür; zira empati -ya da Türkçesiyle duygudaşlık- diğer tarafa bir bilinç atfetmeyle başlıyor. It is the acknowledgment that they are conscious, just like us, that greatly shapes our behavior towards other people; because empathy - or empathy in Turkish - starts with attributing a consciousness to the other side. Bilinç ya da daha özel anlamda benlik bilinci şimdilik sadece insanlarda var olduğuna kesin olarak emin olduğumuz bir zihinsel özellik. Consciousness, or more specifically, self-consciousness, is a mental trait that we are absolutely certain for now only exists in humans.

İnsanlar olarak “yaşam hakkı” mevzusunu biraz bencilce ele aldığımız görülüyor ve bu bencillik “insana benzerlik” temelinde şekilleniyor. It seems that we, as human beings, deal with the "right to life" issue a little selfishly and this selfishness is shaped on the basis of "human resemblance". Yazımızda da bahsettiğimiz gibi, duygusal bağlamda cereyan eden hayvan hakları savunuculuğunun sınırları uzun süredir bildiğimiz bir örnek. As we mentioned in our article, the limits of animal rights advocacy taking place in an emotional context is an example we have known for a long time. Yeni örnekler de insan-robot etkileşimleri üzerine çalışan bilim insanları tarafından üretilmeye devam ediyor. New examples continue to be produced by scientists working on human-robot interactions.

Bu kapsamda bir değerlendirmede bulunursak robotları bizler gibi bilinçli olarak algıladığımız gün robot haklarını tartışıyor olacağımız garanti görünüyor. If we make an evaluation in this context, it seems guaranteed that we will be discussing robot rights on the day we perceive robots consciously like us. Öte yandan transhümanistler ya da tekillik yanlılarının iddia ettiği gibi gelecekte ayrı bir robot türü değil ama bir insan-robot birleşimiyle karşılaşacaksak haklar boyutunda bir sıkıntı yaratmayacağı tahmin edilebilir –herhalde o zaman da fırsat eşitliği hakkında etik tartışmalar yürütüyor olacağız-. On the other hand, it can be predicted that if we are going to encounter a human-robot combination, not a separate type of robot in the future, as transhumanists or singularists claim, it will not create a rights-sized problem - we will probably have ethical debates about equal opportunity then.

Şimdilik biz insanın robotları nasıl algıladığıyla ilgileneceksek, sosyal psikolojinin sınırlarının ileride yapay zekâya sahip makineleri de içerecek şekilde değişeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. For now, if we are to be interested in how humans perceive robots, we can easily say that the boundaries of social psychology will change to include machines with artificial intelligence in the future.

Neyse… Robot da olsa insan insandır. Anyway… Even if it's a robot, human is human.