×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.


image

Nur's Turkish Coffee, Why Turkish People Drink Salty Coffee? Türkler Neden Tuzlu Kahve İçer?

Why Turkish People Drink Salty Coffee? Türkler Neden Tuzlu Kahve İçer?

Türk Kahvesi

İstanbul'dan herkese merhaba! Programımıza hoş geldiniz. Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Bugünkü bölümümüz Türk Kahvesi hakkında olacak. Bugün Türk kahvesinden bahsedeceğiz. Türk kahvesi nasıl yapılır, Türk kahvesinin yanında neden su ikram edilir, tuzlu kahve nedir ve bunun gibi konulardan bahsedeceğiz.

Öncelikle ben şahsen Türk kahvesini pek sevmiyorum. Daha çok çayı tercih ediyorum. Çayı seviyorum, Türk çayını . Ama Türk kahvesini çok seven ve ona bağımlı olan pek çok kişi var. Bağımlı ne demek? Bağımlı demek bir şeyi yapmayı çok istemek, sürekli yapmak istemek demek. Mesela içkiye bağımlı olmak, kumara bağımlı olmak, sigaraya bağımlı olmak buna örnek olabilir. Pek kelimesi ise "çok fazla" demek . Yani ben kahveyi pek sevmiyorum. Yani kahveyi çok fazla sevmiyorum demek.

Evet, dediğim gibi, ben Türk kahvesini pek sevmiyorum ancak Türk kahvesini çok seven ve ona bağımlı olan pek çok Türk var.

Tür kahvesi Türkler için gerçekten çok önemli ve Türk kültürünü de çok fazla etkilemiş. Şimdi Türklerin kahveyle ilgili olan adetlerinden bahsedeceğiz. Adet ne demek? Adet demek, eskiden beri sürekli yapılan şeyler demek. Yani geçmişten günümüze kadar sürekli yapılan şeylere adet deniyor. Mesela İngilizlerin saat 5'te 5 çay içmeleri onların bir adeti. Ya da Türklerin kahvenin yanında su ikram etmeleri Türklerin bir adeti.

Günümüzde Türk kahvesiyle ilgili en çok bilinen en çok duyulan adetlerden bir tanesi Tuzlu Kahve adeti. Nedir bu tuzlu kahve adeti? Tuzlu kahve adetini şöyle açıklayabilirim. Mesela bir kız ve erkek evlenmek istediklerinde, önce erkek ailesiyle birlikte kızın evine gider ve kızı ailesinden ister. Yani kızla evlenmek için kızın annesinden, babasından izin alır. Buna "isteme" denir. Bu isteme töreni sırasında kız mutfağa gider ve kahve yapar .Herkese normal kahve yapar. Damadın yani evlenecek olan erkeğin annesine, babasına normal kahve yapar ama damada yapacağı kahvenin içine bir miktar tuz koyar. Ve erkek bu kahveyi içmek zorundadır. Erkeğin yani damadın bu kahveyi içmekten başka şansı yoktur.Eğer o kızla evlenmek istiyorsa, o kahveyi içmek zorundadır. Bu kahveyi içerek bir nevi kıza sevgisini ispatlamış olur. Yani bu tuzlu kahve erkekler için sınav gibi bir şeydir. Eğer kahveyi içerse sınavı kazanmış olur, eğer içmezse sınavı kaybetmiş olur.

Erkekler genel olarak bu durumdan biraz şikayetçi. Tabii ki tuzlu kahve içmek istemiyorlar. Ama ben şahsen çok güzel bir adet olduğunu düşünüyorum. Ve çok eğlenceli. Eğer bir erkek bir kızı seviyorsa, onun için tuzlu kahve içmeyi göze alabilir. Tuzlu kahveye katlanabilir.

Her durumda olduğu gibi kahveye tuz atma konusunu da abartanlar var tabii ki. Abartmak ne demek? Abartmak demek yani bir şeyi çok fazla yapmak demek. Mesela çikolata yemeyi çok seviyorsun ve günde 10 tane çikolata yiyorsun. Bu durumda sen çikolata yemeyi abartıyorsun. Tadını kaçırıyorsun.

Konumuza dönecek olursak bazı kızlarımız bu tuzlu kahve olayını da abartıyor. Kahvenin içine sadece tuz değil, pul biber, limon, şeker, sirke ve bunun gibi şeyler koyuyorlar. Ama ne koyarlarsa koysunlar damatlar bu kahveyi içmek zorunda.

Hatta bu konuyla ilgili 2014 yılında televizyonlarda bir haber çıktı.

Haber şu şekildeydi;

Türkiye'nin Konya şehrinde bir erkek ailesiyle birlikte kız istemeye gidiyor, yani kızın evine gidiyor. Ve adetlerimizden biri olan tuzlu kahve olayını da burada tecrübe ediyorlar, burada yaşıyorlar. Kız kahveye tuz atma olayını biraz abartıyor. Kahvenin içine peynir, reçel, domates, tuz, yağ, şeker, yumurtanın sarısı ve biraz da bal koyuyor. Tabii ki kahveyi götürüyor, damat kahveyi içmek istemiyor ama kendi ailesi yani damadın ailesi zorla içiriyor. Çünkü adet. Sonra gece eve döndüklerinde damat çok büyük bir karın ağrısı çekiyor.Ve hastaneye kaldırılıyor, gıda zehirlenmesinden dolayı hayatını kaybediyor yani ölüyor. Gıda zehirlenmesi ne demek? Gıda zehirlenmesi yediği bir şeyden dolayı zehirlenmek demek.Yediği bir şeyden dolayı zehirlenince "gıda zehirlenmesi" deniyor. Evet, hiç bir şeyi abartmamak lazım, öyle değil mi ?

Aslında bu tuzlu kahve olayı eskiden böyle değilmiş, eskiden daha farklıymış. Eski zamanlarda, gelin ve damat adayı şimdiki gibi birbirleriyle tanışıp evlenmiyorlarmış.İlk kez kız isterken birbirlerini görüyorlarmış.Yani görücü usulü evlilik oluyormuş. Yani ilk kez kız isteme töreninde birbirlerini görüyorlar.Bu yüzden damat adayı eve gelirmiş ve kız damadı yani erkeği ilk kez orda görürmüş .O yüzden gelin hemen gidip kahveyi yaparmış. ve eğer damadı beğendiyse, erkeği beğendiyse kahvesini şekerli yaparmış. Ama eğer beğenmediyse, kahvenin içine şeker yerine tuz koyarmış.

Tuzlu kahveyi içen damat da, kızın kendisini beğenmediğini anlarmış ve evine dönermiş. Bu isteğinden vazgeçermiş.

Evet şimdi Türk kahvesi nasıl hazırlanır ondan biraz bahsedelim. Öncelikle herkese kahveyi nasıl içtiği sorulur. "Kahvenizi nasıl alırsınız? ", "Kahvenizi nasıl içersiniz?" diye kahveyi nasıl içtikleri sorulur. Bu sorunun da üç cevabı vardır: Sade, orta ya da şekerli. Sade kahve yani hiç şeker olmayan , şekersiz kahve demek. Orta kahveye de az şeker katılıyor, şekerli kahveye ise çok şeker katılıyor.

Kahve nasıl hazırlanır ona gelelim.Bir fincan suya 2 çay kaşığı kahve ve şeker eklenerek yapılıyor. Yani cezveye bir fincan su, iki çay kaşığı kahve ve şeker ekleyerek kahveyi yapıyoruz. Kahve yapmakla ilgili en önemli şey ise kahveyi bol köpüklü yapmak. Bizde kahvenin üzerinde köpük olması çok önemli. Eğer kahveyi köpüklü yapıyorsan, bu senin becerikli, maharetli biri olduğun anlamına geliyor. Yani kahvenin köpüksüz olması senin kahve yapmayı çok bilmediğin anlamına geliyor. Yani kahve ne kadar köpüklü olursa o kadar iyi.

Kahveyi hazırladıktan sonra yanında bir bardak su ile ikram ediyoruz. Bu da Osmanlı dan kalma bir gelenek. Peki neden yanında bir bardak suyla ikram ediyoruz? Bunun bazı sebepleri var. Osmanlı zamanında eve misafir geldiğinde ev sahibi direk ona kahve ikram ediyormuş. Ve yanına da bir bardak su koyuyormuş. Misafir eğer önce suyu içerse, bu karnının aç olduğu anlamına geliyormuş ve hemen sofra hazırlanıyormuş. Ama eğer önce kahveyi içerse bu karnının tok olduğu anlamına geliyormuş. Ve ev sahibi onun tok olduğunu anlıyormuş. Evet, güzel bir adet ama şu an bu adeti bu şekilde uygulamıyoruz. Kahvenin yanına su koyuyoruz ama önce suyu içmiş , önce kahveyi içmiş buna dikkat etmiyoruz.

Son olarak da bitirmeden önce, bizim kahveyle ilgili çok ünlü bir atasözümüz var. Dediğim gibi kahve Türk kültürünü çok etkilediği için, bununla ilgili bir atasözümüz bile var. Bu atasözü şu: ‘bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.' Yani bu atasözü ne anlama geliyor, bize yapılan küçük bir iyiliği bile, gösterilen küçük bir dostluğu bile asla unutmamalıyız. Yani size biri bir fincan kahve verdiyse, bu yaptığı güzel davranışı 40 yıl boyunca hatırlamanız ve onun size yaptığı bu iyiliği unutmamanız anlamına geliyor. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim, bugünkü bölümümüz burada bitti. Umarım faydalı olmuştur,umarım anlamışsınızdır. Kendinize iyi bakın, hoşça kalın.


Why Turkish People Drink Salty Coffee? Türkler Neden Tuzlu Kahve İçer? لماذا يشرب الأتراك القهوة المالحة؟ لماذا يشرب الأتراك القهوة المملحة؟ Warum trinken die Türken salzigen Kaffee? Warum trinken Türken gesalzenen Kaffee? Γιατί οι Τούρκοι πίνουν αλμυρό καφέ; Γιατί οι Τούρκοι πίνουν αλμυρό καφέ; Why Turkish People Drink Salty Coffee? Why Do Turks Drink Salted Coffee? ¿Por qué los turcos beben café salado? ¿Por qué los turcos beben café salado? Pourquoi les Turcs boivent-ils du café salé ? Pourquoi les Turcs boivent-ils du café salé ? Perché i turchi bevono caffè salato? Perché i turchi bevono caffè salato? トルコの人々はなぜ塩辛いコーヒーを飲むのか?トルコの人々はなぜ塩辛いコーヒーを飲むのか? Waarom drinken Turken zoute koffie? Waarom drinken Turken zoute koffie? Dlaczego Turcy piją słoną kawę? Dlaczego Turcy piją słoną kawę? Porque é que os turcos bebem café salgado? Porque é que os turcos bebem café salgado? Почему турки пьют соленый кофе? Почему турки пьют соленый кофе? Varför dricker turkarna salt kaffe? Varför dricker turkiska människor salt kaffe? 为什么土耳其人喝咸咖啡?土耳其人为什么喝加盐咖啡?

Türk Kahvesi türkischer Kaffee Turkish coffee Café turco

İstanbul'dan herkese merhaba! Hallo zusammen aus Istanbul! Hello everyone from Istanbul! ¡Hola a todos desde Estambul! Programımıza hoş geldiniz. Willkommen zu unserem Programm. Welcome to our program. Nasılsınız? Wie geht es dir? How are you Umarım iyisinizdir. Ich hoffe dir geht es gut. I hope you are fine. Bugünkü bölümümüz Türk Kahvesi hakkında olacak. حلقة اليوم ستكون عن القهوة التركية. In der heutigen Folge geht es um türkischen Kaffee. Today's episode will be about Turkish Coffee. Bugün Türk kahvesinden bahsedeceğiz. اليوم سنتحدث عن القهوة التركية. Heute werden wir über türkischen Kaffee sprechen. Today we will talk about Turkish coffee. Türk kahvesi nasıl yapılır, Türk kahvesinin yanında neden su ikram edilir, tuzlu kahve nedir  ve bunun gibi konulardan bahsedeceğiz. سنتحدث عن كيفية صنع القهوة التركية ، ولماذا يتم تقديم الماء مع القهوة التركية ، وما هي القهوة المالحة وما إلى ذلك. Wir werden darüber sprechen, wie man türkischen Kaffee macht, warum Wasser neben türkischem Kaffee serviert wird, was gesalzener Kaffee ist und so weiter. We will talk about how to make Turkish coffee, why water is offered alongside Turkish coffee, what is salty coffee and so on. Мы поговорим о том, как приготовить кофе по-турецки, почему к кофе по-турецки подают воду, что такое соленый кофе и так далее.

Öncelikle  ben şahsen Türk kahvesini pek sevmiyorum. بادئ ذي بدء ، أنا شخصياً لا أحب القهوة التركية كثيراً. Zunächst einmal mag ich persönlich türkischen Kaffee nicht besonders. First of all, I personally don't like Turkish coffee much. Во-первых, лично я не очень люблю турецкий кофе. Daha çok çayı tercih ediyorum. Ich bevorzuge mehr Tee. I prefer more tea. Çayı seviyorum, Türk çayını . Ich liebe Tee, türkischen Tee. I love tea, Turkish tea. Ama Türk kahvesini çok seven ve ona  bağımlı olan pek çok kişi var. لكن هناك الكثير من الأشخاص الذين يحبون القهوة التركية وهم مدمنون عليها. Aber es gibt viele Menschen, die türkischen Kaffee lieben und darauf angewiesen sind. But there are many people who love and depend on Turkish coffee. Но есть много людей, которые любят кофе по-турецки и пристрастились к нему. Bağımlı ne demek? Was bedeutet süchtig? What does addict mean? Bağımlı demek bir şeyi yapmayı çok istemek, sürekli yapmak istemek demek. Abhängig bedeutet, etwas sehr viel tun zu wollen, es die ganze Zeit tun zu wollen. Dependent means wanting to do something, wanting to do it all the time. Mesela içkiye bağımlı olmak, kumara bağımlı olmak, sigaraya bağımlı olmak buna örnek olabilir. Beispielsweise können Alkohol-, Glücksspiel- und Zigarettensucht Beispiele hierfür sein. For example, being dependent on drink, being dependent on gambling, being dependent on smoking can be an example. Pek kelimesi ise "çok fazla" demek . Viele Wörter bedeuten "zu viel". The word "too much" means too much. Слово многие означает «слишком много». Yani ben kahveyi pek sevmiyorum. Also ich mag Kaffee nicht so gerne. I mean, I don't like coffee. Поэтому я не очень люблю кофе. Yani kahveyi çok fazla sevmiyorum demek. Das heißt, ich mag Kaffee nicht so gerne. Which means I don't like coffee too much.

Evet, dediğim gibi, ben Türk kahvesini pek sevmiyorum ancak Türk kahvesini çok seven ve ona bağımlı olan pek çok Türk var. Ja, wie gesagt, ich mag türkischen Kaffee nicht besonders, aber es gibt viele Türken, die türkischen Kaffee lieben und süchtig danach sind. Yes, as I said, I don't like Turkish coffee much, but there are many Turks who love and depend on Turkish coffee. Да, как я уже сказал, я не очень люблю турецкий кофе, но есть много турок, которые любят турецкий кофе и пристрастились к нему.

Tür kahvesi Türkler için gerçekten  çok önemli ve Türk kültürünü de çok fazla etkilemiş. Typ Kaffee ist für Türken sehr wichtig und hat die türkische Kultur stark beeinflusst. Kind coffee is really important for the Turks and has affected the Turkish culture too much. Le café turc est très important pour les Turcs et a beaucoup influencé la culture turque. Şimdi Türklerin kahveyle ilgili olan adetlerinden bahsedeceğiz. الآن سنتحدث عن عادات الأتراك المتعلقة بالقهوة. Jetzt werden wir über die Bräuche der Türken in Bezug auf Kaffee sprechen. Now we will talk about the customs of the Turks about coffee. Şimdi Türklerin kahveyle ilgili olan adetlerinden bahsedeceğiz. Adet ne demek? Was bedeutet Stück? What does menstruation mean? Adet demek, eskiden beri sürekli yapılan şeyler demek. يعني الحيض الأشياء التي تم القيام بها بشكل مستمر لفترة طويلة. Menstruation bedeutet Dinge, die seit langem ununterbrochen getan werden. Custom means things that have been done all the time. Yani geçmişten günümüze kadar sürekli yapılan şeylere adet deniyor. Mit anderen Worten, Dinge, die ständig von der Vergangenheit bis zur Gegenwart getan werden, werden als Menstruation bezeichnet. In other words, what is done from past to present is called custom. En d'autres termes, les choses qui ont été faites de manière continue du passé au présent sont appelées des coutumes. Mesela İngilizlerin saat 5'te 5 çay içmeleri onların bir adeti. Zum Beispiel ist es bei den Briten Brauch, um 5 Uhr Tee zu trinken. For example, the British 5-to-5 tea is one of their sat. Ya da Türklerin kahvenin yanında su ikram etmeleri Türklerin bir adeti. Oder es ist ein türkischer Brauch, dass Türken Wasser zum Kaffee anbieten. Or the Turks offering water next to the coffee is one of the Turks.

Günümüzde Türk kahvesiyle ilgili en çok bilinen en çok duyulan adetlerden bir tanesi Tuzlu Kahve adeti. واحدة من أكثر التقاليد شهرة وسمعة حول القهوة التركية اليوم هي تقليد القهوة المالحة. Eine der bekanntesten und am meisten gehörten Traditionen über türkischen Kaffee ist heute die Tradition des salzigen Kaffees. Today, one of the most well-known and most popular pieces about Turkish coffee is the salty coffee. Aujourd'hui, l'une des coutumes les plus connues du café turc est celle du café salé. Nedir bu tuzlu kahve adeti? Was ist dieser salzige Kaffeebrauch? What is this salty coffee custom? Tuzlu kahve adetini şöyle açıklayabilirim. Ich kann die salzige Kaffeetradition wie folgt erklären. I can explain the number of salted coffee. Mesela bir kız ve erkek evlenmek istediklerinde, önce erkek ailesiyle birlikte kızın evine gider ve kızı ailesinden ister. Wenn zum Beispiel ein Junge und ein Mädchen heiraten wollen, geht der Mann zuerst mit seiner Familie zum Haus des Mädchens und fragt von seiner Familie nach dem Mädchen. For example, when a girl and a boy want to get married, the boy first goes to the girl's house with her family and asks the daughter from the family. Yani kızla evlenmek için kızın annesinden, babasından izin alır. Mit anderen Worten, er bekommt die Erlaubnis von der Mutter und dem Vater des Mädchens, das Mädchen zu heiraten. So she takes permission from her mother and father to marry the girl. Buna "isteme" denir. Das nennt man „wollen“. This is called "asking". Bu isteme töreni sırasında kız mutfağa gider ve kahve yapar .Herkese normal kahve yapar. Während dieser Bittenzeremonie geht das Mädchen in die Küche und kocht Kaffee, sie kocht normalen Kaffee für alle. During this request ceremony, the girl goes to the kitchen and makes coffee. Damadın yani evlenecek olan erkeğin annesine, babasına normal kahve yapar ama damada yapacağı kahvenin içine bir miktar tuz koyar. Er kocht regelmäßig Kaffee für die Mutter und den Vater des Bräutigams, das heißt für den Mann, der heiraten wird, aber der Bräutigam mischt etwas Salz in den Kaffee, den er kochen wird. He makes normal coffee to his mother and father, but puts some salt into the coffee he will make. Elle prépare un café normal pour la mère et le père du marié, c'est-à-dire l'homme qui va se marier, mais elle met du sel dans le café qu'elle préparera pour le marié. Ve erkek bu kahveyi içmek zorundadır. Und der Mann muss diesen Kaffee trinken. And the man has to drink this coffee. Erkeğin yani damadın bu kahveyi içmekten başka şansı yoktur.Eğer o kızla evlenmek istiyorsa, o kahveyi içmek zorundadır. Der Mann, der Bräutigam, hat keine andere Wahl, als diesen Kaffee zu trinken, wenn er dieses Mädchen heiraten will, muss er diesen Kaffee trinken. If the man wants to marry that girl, he has to drink the coffee. Bu kahveyi içerek bir nevi kıza sevgisini ispatlamış olur. Indem er diesen Kaffee trinkt, beweist er gewissermaßen seine Liebe zu dem Mädchen. Drinking this coffee proves his love for a girl. Yani bu tuzlu kahve erkekler için sınav gibi bir şeydir. Dieser salzige Kaffee ist also wie ein Test für Männer. So this salty coffee is something like test for men. Eğer kahveyi içerse sınavı kazanmış olur, eğer içmezse sınavı kaybetmiş olur. Wenn er den Kaffee trinkt, wird er die Prüfung bestehen, wenn er dies nicht tut, wird er die Prüfung verlieren. If he drinks coffee, he wins the exam.

Erkekler genel olarak bu durumdan biraz şikayetçi. Männer beschweren sich im Allgemeinen ein wenig über diese Situation. Men generally complain a bit. Мужчины обычно мало жалуются на эту ситуацию. Tabii ki tuzlu kahve içmek istemiyorlar. Natürlich wollen sie keinen salzigen Kaffee trinken. Of course they don't want to drink salty coffee. Ama ben şahsen çok güzel bir adet olduğunu düşünüyorum. Aber ich persönlich finde es einen sehr schönen Brauch. But I personally think it is a very nice custom. Но лично я считаю, что это очень хороший обычай. Ve çok eğlenceli. And so much fun. Eğer bir erkek bir kızı seviyorsa, onun için tuzlu kahve içmeyi göze alabilir. Wenn ein Typ ein Mädchen mag, kann er es sich leisten, salzigen Kaffee für sie zu trinken. If a man loves a girl, he can afford to drink salty coffee for him. Tuzlu kahveye katlanabilir. Es kann in salzigen Kaffee gefaltet werden. He can put up with salty coffee.

Her durumda olduğu gibi kahveye tuz atma konusunu da abartanlar var tabii ki. Natürlich gibt es diejenigen, die das Problem der Zugabe von Salz zum Kaffee übertreiben, wie es in jedem Fall der Fall ist. As in any case, there are those who exaggerate the issue of throwing salt in coffee. Comme dans toute situation, il y a bien sûr des personnes qui exagèrent la question de l'ajout de sel dans le café. Abartmak ne demek? Was bedeutet übertreiben? What does exaggeration mean? Abartmak demek yani bir şeyi çok fazla yapmak demek. Übertreiben bedeutet, etwas zu viel zu tun. Exaggerating means doing too much. Преувеличивать означает делать что-то слишком много. Mesela çikolata yemeyi çok seviyorsun ve günde 10 tane çikolata yiyorsun. Zum Beispiel isst du gerne Schokolade und isst 10 Pralinen am Tag. For example, you love to eat chocolate and eat 10 chocolates a day. Bu durumda sen çikolata yemeyi abartıyorsun. In diesem Fall übertreiben Sie es, Schokolade zu essen. In that case, you're exaggerating eating chocolate. Tadını kaçırıyorsun. Du verlierst deinen Geschmack. You're losing it. Ты теряешь вкус.

Konumuza dönecek olursak bazı kızlarımız bu tuzlu kahve olayını da abartıyor. Zurück zu unserem Thema, einige unserer Mädchen übertreiben diese Sache mit dem salzigen Kaffee. Back to our topic, some of our girls are exaggerating this salty coffee event. Возвращаясь к нашей теме, некоторые из наших девушек преувеличивают эту вещь с соленым кофе. Kahvenin içine sadece tuz değil, pul biber, limon, şeker, sirke ve bunun gibi şeyler koyuyorlar. Sie geben nicht nur Salz in den Kaffee, sondern auch Chili, Zitrone, Zucker, Zucker, Essig und so weiter. They put not only salt in the coffee, but pepper, lemon, sugar, vinegar and so on. Ama ne koyarlarsa koysunlar damatlar bu kahveyi içmek zorunda. Aber egal, was sie tun, der Bräutigam muss diesen Kaffee trinken. But whatever they put in, the grooms have to drink this coffee. Mais quoi qu'il en soit, le marié doit boire ce café.

Hatta bu konuyla ilgili 2014 yılında televizyonlarda bir haber çıktı. Im Jahr 2014 gab es sogar eine Nachrichtensendung zu diesem Thema im Fernsehen. In fact, in 2014, a news appeared on television.

Haber şu şekildeydi; Die Nachricht lautete wie folgt; The news was as follows;

Türkiye'nin Konya şehrinde bir erkek ailesiyle birlikte kız istemeye gidiyor, yani kızın evine gidiyor. Turkey is going to ask the girl with a man's family in Konya, so going to the girl's house. Ve adetlerimizden biri olan tuzlu kahve olayını da burada tecrübe ediyorlar, burada yaşıyorlar. Und sie erleben die Sache mit dem salzigen Kaffee, die zu unseren Bräuchen gehört, hier, sie leben hier. And they are experiencing one of our customs, the salty coffee event, they live here. И они испытывают соленый кофе, который является одним из наших обычаев, здесь, они живут здесь. Kız kahveye tuz atma olayını biraz abartıyor. Sie übertreibt es mit dem Salz im Kaffee. She's exaggerating a little bit of salt in coffee. Kahvenin içine peynir, reçel, domates, tuz, yağ, şeker, yumurtanın sarısı ve biraz da bal koyuyor. He puts cheese, jam, tomato, salt, oil, sugar, egg yolk and some honey in the coffee. Tabii ki kahveyi götürüyor, damat kahveyi içmek istemiyor ama kendi ailesi yani damadın ailesi zorla içiriyor. Natürlich nimmt er den Kaffee, der Bräutigam will ihn nicht trinken, aber seine Familie, die Familie des Bräutigams, zwingt ihn, ihn zu trinken. Of course he takes the coffee, the groom doesn't want to drink the coffee, but his own family, the groom's family, makes him drink. Bien sûr, il prend le café, le marié ne veut pas le boire, mais sa famille, la famille du marié, le force à le boire. Конечно, он берет кофе, жених не хочет пить кофе, но его семья, семья жениха, вынуждена его пить. Çünkü adet. Because menstruation. Sonra gece eve döndüklerinde damat çok büyük bir karın ağrısı çekiyor.Ve hastaneye kaldırılıyor, gıda zehirlenmesinden dolayı hayatını kaybediyor yani ölüyor. Als sie dann nachts nach Hause kommen, bekommt der Bräutigam große Bauchschmerzen und wird ins Krankenhaus gebracht, er stirbt an einer Lebensmittelvergiftung. Then when they return home at night, the groom suffers from a very big abdominal pain. Потом, когда ночью возвращаются домой, у жениха сильно болит живот, и его везут в больницу, он умирает от пищевого отравления. Gıda zehirlenmesi ne demek? Was bedeutet Lebensmittelvergiftung? What does food poisoning mean? Что означает пищевое отравление? Gıda zehirlenmesi yediği bir şeyden dolayı zehirlenmek demek.Yediği bir şeyden dolayı zehirlenince "gıda zehirlenmesi" deniyor. Wenn man sich durch etwas vergiftet, das man gegessen hat, spricht man von einer "Lebensmittelvergiftung". Food poisoning means poisoning because of something it eats. When it is poisoned because of something it eats, it is called "food poisoning". Evet, hiç bir şeyi abartmamak lazım, öyle değil mi ? Ja, man kann es nicht übertreiben, nicht wahr? Yeah, you shouldn't overdo it, right?

Aslında bu tuzlu kahve olayı eskiden böyle değilmiş, eskiden daha farklıymış. Das mit dem salzigen Kaffee war früher nicht so, das war früher anders. Actually, this salty coffee thing wasn't how it used to be, it was different. En fait, cette histoire de café salé n'était pas comme ça dans le passé, c'était différent dans le passé. Eski zamanlarda, gelin ve damat adayı şimdiki gibi birbirleriyle tanışıp evlenmiyorlarmış.İlk kez kız isterken birbirlerini görüyorlarmış.Yani görücü usulü evlilik oluyormuş. Früher trafen und heirateten Braut und Bräutigam nicht wie heute, sie sahen sich zum ersten Mal, als sie ein Mädchen wollten, also war es eine arrangierte Ehe. In the old times, the bride and groom candidate met each other and married each other as they do now. Autrefois, les candidats au mariage ne se rencontraient pas et ne se mariaient pas comme aujourd'hui, ils se voyaient pour la première fois en demandant une fille. В прежние времена жених и невеста не встречались и не женились друг на друге, как сейчас.Они впервые увидели друг друга, когда захотели девочку.Так что это был брак по расчету. Yani ilk kez kız isteme töreninde birbirlerini görüyorlar.Bu yüzden damat adayı eve gelirmiş ve kız damadı yani erkeği ilk kez orda görürmüş .O yüzden gelin hemen gidip kahveyi yaparmış. Das heißt, sie sehen sich das erste Mal bei der Zeremonie, deshalb kommt der zukünftige Bräutigam nach Hause und das Mädchen sieht den Bräutigam dort zum ersten Mal, deshalb geht die Braut sofort und kocht den Kaffee. So they see each other for the first time in the ceremony of asking for girls. That is why the groom candidate came to the house and the girl saw the son-in-law for the first time. Ils se voient donc pour la première fois lors de la cérémonie de demande d'une fille. Le candidat marié rentre donc à la maison et la fille voit le marié, c'est-à-dire l'homme, pour la première fois. Иными словами, они впервые видят друг друга на церемонии, поэтому жених приходит домой, а девушка впервые видит жениха там, поэтому невеста сразу идет и варит кофе. ve eğer damadı beğendiyse, erkeği beğendiyse kahvesini şekerli yaparmış. Und wenn es dem Bräutigam gefiel, wenn es dem Mann gefiel, machte er seinen Kaffee mit Zucker. And if the son-in-law liked it, if he liked the man, he would make his coffee with sugar. И если жениху нравилось, если мужчине нравилось, он делал себе кофе с сахаром. Ama eğer beğenmediyse, kahvenin içine şeker yerine tuz koyarmış. But if he didn't like it, he'd put salt in coffee instead of sugar. Но если ему это не нравилось, он клал в кофе соль вместо сахара.

Tuzlu kahveyi içen damat da, kızın kendisini beğenmediğini anlarmış ve evine dönermiş. Der Bräutigam, der den salzigen Kaffee trank, merkte, dass das Mädchen ihn nicht mochte, und ging nach Hause. The groom, who was drinking salty coffee, understood that the girl did not like him and returned home. Жених, выпивший соленый кофе, поймет, что девушка его не любит, и вернется домой. Bu isteğinden vazgeçermiş. Er würde es aufgeben. He gave up this request. Он отказался от этой просьбы.

Evet şimdi Türk kahvesi nasıl hazırlanır ondan biraz bahsedelim. Ja, jetzt wollen wir ein bisschen darüber reden, wie man türkischen Kaffee zubereitet. Now, let's talk about how to prepare Turkish coffee. Öncelikle herkese kahveyi nasıl içtiği sorulur. First of all, everyone is asked how he drinks coffee. Tout d'abord, on demande à chacun comment il boit le café. "Kahvenizi nasıl  alırsınız? "How do you get your coffee? ", "Kahvenizi nasıl içersiniz?" "," How do you drink your coffee? " diye kahveyi nasıl içtikleri sorulur. asked how they drink coffee. Спросите их, как они пьют кофе. Bu sorunun da üç cevabı vardır: Sade, orta ya da şekerli. There are three answers to this question: plain, medium or sweet. Il y a trois réponses à cette question : Nature, moyen ou doux. На этот вопрос есть три ответа: обычный, средний или сладкий. Sade kahve yani hiç şeker olmayan , şekersiz kahve demek. Black coffee means sugar-free coffee with no sugar. Orta kahveye de az şeker katılıyor, şekerli kahveye  ise çok şeker katılıyor. Less sugar is added to the medium coffee and sugar is added to the sugared coffee.

Kahve nasıl hazırlanır ona gelelim.Bir fincan suya 2 çay kaşığı kahve ve şeker eklenerek yapılıyor. How to prepare coffee in a cup of water to her. Yani cezveye bir fincan su, iki çay kaşığı kahve ve şeker ekleyerek kahveyi yapıyoruz. So, we make coffee by adding a cup of water, two teaspoons of coffee and sugar to the coffee pot. Kahve yapmakla ilgili en önemli şey ise kahveyi bol köpüklü yapmak. The most important thing about making coffee is to make the coffee frothy. Bizde kahvenin üzerinde köpük olması çok önemli. It is very important that we have foam on the coffee. Пенка на кофе очень важна для нас. Eğer kahveyi köpüklü yapıyorsan, bu senin becerikli, maharetli biri olduğun anlamına geliyor. Wenn Sie den Kaffee schaumig machen, bedeutet das, dass Sie ein geschickter, geschickter Mensch sind. If you're making the coffee frothy, it means you're resourceful, skilful. Si vous faites mousser le café, cela signifie que vous êtes une personne habile et compétente. Если у вас пенится кофе, значит, вы находчивый человек. Yani kahvenin köpüksüz olması senin kahve yapmayı çok bilmediğin anlamına geliyor. Wenn der Kaffee also keinen Schaum hat, bedeutet das, dass Sie nicht wissen, wie man Kaffee kocht. That means you don't know how to make coffee. Другими словами, тот факт, что кофе не пенится, означает, что вы не умеете варить кофе. Yani kahve ne kadar köpüklü olursa o kadar iyi. Je schaumiger der Kaffee also ist, desto besser. I mean, the more frothy the coffee, the better. Plus le café est mousseux, mieux c'est.

Kahveyi hazırladıktan sonra yanında bir bardak su ile ikram ediyoruz. Nach der Zubereitung des Kaffees servieren wir ihn mit einem Glas Wasser. After preparing the coffee, we serve it with a glass of water. Bu da Osmanlı dan kalma bir gelenek. Dies ist eine Tradition, die auf das Osmanische Reich zurückgeht. This is a tradition from the Ottoman Empire. Peki neden yanında bir bardak suyla ikram ediyoruz? Warum servieren wir ihn mit einem Glas Wasser? So why offer it with a glass of water? Bunun bazı sebepleri var. Hierfür gibt es einige Gründe. There are some reasons for this. Osmanlı zamanında eve misafir geldiğinde ev sahibi direk ona kahve ikram ediyormuş. In osmanischer Zeit bot der Gastgeber einem Gast, der ins Haus kam, direkt Kaffee an. When the guests came to the house during Ottoman times, the landlord was offering him coffee directly. Во времена Османской империи, когда в дом приходили гости, хозяин дома предлагал ему кофе напрямую. Ve yanına da bir bardak su koyuyormuş. Und er stellte ein Glas Wasser daneben. And he puts a glass of water. Misafir eğer önce suyu içerse, bu karnının aç olduğu anlamına geliyormuş ve hemen sofra hazırlanıyormuş. Ama eğer önce kahveyi içerse bu karnının tok olduğu anlamına geliyormuş. Wenn der Gast zuerst das Wasser trank, bedeutete dies, dass er hungrig war und der Tisch sofort gedeckt wurde. Wenn er aber zuerst den Kaffee trank, bedeutete das, dass er satt war. If the guest first drinks the water, this means that his belly is hungry and the table is prepared immediately. Если гость пил воду первым, это означало, что он голоден, и стол готовился немедленно. Если же он первым выпил кофе, это означало, что он сыт. Ve ev sahibi onun tok olduğunu anlıyormuş. And the landlord knew he was full. Evet, güzel bir adet ama şu an bu adeti bu şekilde uygulamıyoruz. Ja, das ist ein guter Brauch, aber wir praktizieren ihn heute nicht mehr in dieser Weise. Yes, it's a good menstruation, but we don't practice it that way right now. Да, это хороший обычай, но в настоящее время мы так не практикуем. Kahvenin yanına su koyuyoruz ama önce suyu içmiş , önce kahveyi içmiş buna dikkat etmiyoruz. We put water next to the coffee, but we don't pay attention to whether the guest drinks the water or the coffee first. Ставим воду рядом с кофе, но не обращаем на это внимания, так как он сначала выпил воду и первым выпил кофе.

Son olarak da bitirmeden önce, bizim kahveyle ilgili çok ünlü bir atasözümüz var. Bevor ich zum Schluss komme, gibt es noch ein sehr bekanntes Sprichwort über Kaffee. And finally, before we finish, we have a very famous proverb about coffee. Dediğim gibi kahve Türk kültürünü çok etkilediği için, bununla ilgili bir atasözümüz bile var. Wie ich schon sagte, hat der Kaffee die türkische Kultur so sehr beeinflusst, dass wir sogar ein Sprichwort darüber haben. As I said, since coffee affects Turkish culture very much, we even have a proverb about it. Bu atasözü şu: ‘bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.' Dieses Sprichwort lautet: "Eine Tasse Kaffee hat ein Gedächtnis von vierzig Jahren". This proverb says: 'A cup of coffee has forty years' sake.' Ce proverbe dit : "une tasse de café a quarante ans de mémoire". Эта пословица звучит так: «Чашка кофе запоминается на сорок лет». Yani bu atasözü ne anlama geliyor, bize yapılan küçük bir iyiliği bile, gösterilen  küçük bir dostluğu bile asla unutmamalıyız. Also, was bedeutet dieses Sprichwort, wir sollten niemals vergessen, selbst einen kleinen Gefallen, der uns getan wurde, sogar eine kleine Freundschaft, die uns gezeigt wurde. So what this proverb means, we should never forget a little goodness, even a little friendship shown to us. Ce proverbe signifie donc que nous ne devrions jamais oublier même une petite faveur qui nous a été faite, même une petite amitié qui nous a été témoignée. Так что же означает эта пословица, мы никогда не должны забывать даже маленькую оказанную нам услугу, даже маленькую проявленную дружбу. Yani size biri bir fincan kahve verdiyse, bu yaptığı güzel davranışı 40 yıl boyunca hatırlamanız ve onun size yaptığı bu iyiliği unutmamanız anlamına geliyor. Wenn dir also jemand eine Tasse Kaffee gibt, bedeutet das, dass du dich an das gute Benehmen erinnerst, das er 40 Jahre lang getan hat, und dass du nicht vergisst, was er dir Gutes getan hat. So if someone gave you a cup of coffee, it means that you will remember the good behavior he did for 40 years and not forget his goodness. Cela signifie que si quelqu'un vous offre une tasse de café, vous vous souviendrez de ce bon comportement pendant 40 ans et vous n'oublierez pas cette bonne action. Так что, если кто-то дает вам чашку кофе, это означает, что вы помните хорошее поведение, которое они делали в течение 40 лет, и вы не забываете добро, которое они сделали вам. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim, bugünkü bölümümüz burada bitti. Thank you for listening to me. Merci de m'avoir écouté, ceci conclut la session d'aujourd'hui. Umarım faydalı olmuştur,umarım anlamışsınızdır. I hope it was useful and I hope you understood. Kendinize iyi bakın, hoşça kalın. Take care of yourself Bye. Prenez soin de vous, au revoir.