image

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi I - 4, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi I (1)

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi I (1)

4. II. MEŞRUTİYET DÖNEMİ 1876 Kanun-ı Esasisi'nin ilanı ve 1877'de Osmanlı Meclis-i Umumisi'nin açılmasıyla başlayan anayasalı ve parlamentolu hayat, yani I. Meşrutiyet II. Abdülhamit'in yine mevcut anayasaya dayanarak kısa bir süre sonra siyasal sistemi askıya almasıyla akamete uğramıştır. Bu askıya alış bir süre sonra Osmanlı toprakları dâhilinde siyasi tepki hareketlerini ortaya çıkarmıştır. Anayasalı ve meclisli idari yapıya tekrar dönülmesi yönünde talepte bulunan bu tepki hareketleri, Osmanlı aydınlarının içinde bulunduğu homojen olmayan bir muhalefet hareketi idi. Daha sonra İttihat ve Terakki adını alacak olan bu siyasal muhalif yapı, uzun süren örgütlenme ve mücadelelerin ardından II. Meşrutiyet'in ilanını (23 Temmuz 1908) gerçekleştirmiştir. Ancak meşrutiyetin ilanında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (İTC) Ahmet Rıza Bey Grubu ile Selanik, Manastır, Üsküp, Edirne gibi vilayetlerde örgütlenen ve daha çok asker kökenlilerin bulunduğu Osmanlı Hürriyet Cemiyeti etkin olmuştur. Nitekim Makedonya'da meşrutiyetin ilanı için emri altındaki askerle beraber dağa çıkanlar, milis kuvvetler oluşturanlar ve II. Abdülhamit'in emirlerine ve komutanlarına karşı gelenler Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ne bağlı idiler. 4.1. II. Meşrutiyet'in İlanı ve Tepkiler İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (İTC) idari ve askerî yapılar içinde yasa dışı örgütlenmeye girişmesine ve II. Abdülhamit'i Kanun-ı Esasiyi (KE) yeniden ilan etmeye zorlamasına ve meşrutiyeti getirme çabasına yönlendiren birçok etken olmuştur. Bunlar arasında özellikle şu hususlar sayılabilir: Osmanlı toprak bütünlüğü üzerindeki tehditlerin II. Abdülhamit devrinde de devam etmesi ve hatta giderek artması, II. Abdülhamit'in serbest bir siyasal hayata ve düşünceye fırsat tanımaması ön sıralardadır. Nitekim Japonya, İran ve Rusya gibi ülkelerde meşrutiyetin ilanı ve uygulamaları Osmanlı aydınlarının kendi ülkelerinde de meşrutiyet, dolayısıyla farklı düşüncelerin mücadele edebileceğine dair arzuları artırmıştır. Rusya ve İngiltere arasında yapılan Reval Görüşmeleri, kimi Osmanlı aydınlarınca Osmanlı toprak bütünlüğü için tehdit olarak algılanmış ve rejim değişikliği için zemin olarak gösterilmiştir. Bu aydınlara göre Reval Görüşmeleri'nde, Osmanlı toprağı olan ve uzun bir dönemdir uluslararası kamuoyunu meşgul eden Makedonya'nın Osmanlı Devleti'nin çıkarlarının aksine çözümlenme kararı alınmıştı. Meşrutiyetin ilanı Osmanlı toplum katmanlarında ise farklı tepkilerle karşılanmıştır. Genel itibarıyla halk, yeni ve farklı bir döneme girildiğini hissetse de meşruti sistemi tam anlamıyla idrak ettiği söylenemez. Nitekim belli bir kesim halk tepkisiz kalırken tepki gösterenler büyük kalabalıklar oluşturmakla beraber meşrutiyeti vergi vermemek, istediğini yapabilmek, mevcut kanunları tanımamak gibi algılamıştı. Bu algı bir süre Osmanlı idari yapısında ve sokaklarda asayişsizliğe, ülkenin yönetilememesine ve otoritesizliğe neden olacaktır. Öyle ki bu durumdan meşrutiyet ihtilalini gerçekleştiren İTC de rahatsızlık duymuştur. Diğer taraftan kimi aydın çevreleri ve halkta meşrutiyetin ilanı memnuniyet ve sevinç meydana getirmiştir. Reval Görüşmeleri'ndeki paylaşımdan Osmanlı Devleti'nin kurtulduğu, padişahların kaybettikleri yerlerin geri alınacağı havası hâkim olmuştu. Kahraman olarak görülen İTC mensupları merakla beklenmiş, bütün kesimlerin, din adamlarının, Osmanlı ordusuna karşı savaşan çetecilerle Türk subaylarının yakınlaşması meşrutiyet havasına yansımıştı. İlanın ilk döneminde Osmanlı toplumunun bütün kesimleri arasında göreceli bir yakınlık ve kaynaşma doğmuştu. Zihinlerde meşrutiyet rejimi, âdeta geçmiş idarenin kötülüklerini ortadan kaldıracak bir tılsım, sihir olarak görülmüş; açılacak olan meclisin yüzyılların biriktirdiği kötülüklerin, fenalıkların, sorunların önüne geçeceği düşünülmüştür. Meşrutiyetin ilanı dış ilişkileri de etkilemiştir. İlk anda Avrupa'da Osmanlı Devleti'ne karşı oldukça büyük bir sempati doğmuş, İngiliz, Fransız, Alman kamuoyu meşrutiyetin ilanını olumlu karşılamış ve desteklerini ilan etmişlerdir. Rusya'nın tavrı genel anlamda olumlu görünse de Osmanlı Devleti'nin ıslahat yapması gerektiğine dair çağrılarından vazgeçmemişlerdir. Ancak meşrutiyet rejimine karşı duyulan bu memnuniyet ifadelerine, yaklaşımlarına rağmen ilerleyen zaman içinde II. Meşrutiyet döneminde Osmanlı-Avrupa ilişkilerinde derinden, sarsıcı ve olumsuz gelişmeler meydana gelmiştir. 4.2. II. Meşrutiyet Döneminde Siyasi Yaşam 4.2.1. 1908 Seçimleri ve Seçim Kanunu II. Meşrutiyet dönemi Türk siyasi yaşamı için önemli yeniliklerin ve gelişmelerin başlangıcıdır. Bu dönemde anayasalı ve çok partili siyasal yaşam tecrübelerinin adımları atılmıştır. Bu dönemde önemli siyasi çatışmalar, kavgalar ortaya çıkmış, günümüze kadar süren siyasi akımlar, tavırlar ortaya çıkmıştır. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyetin ilanıyla 1876 KE'si (Anayasası) yeniden yürürlüğe girmiştir. Ardından Meclis-i Mebusan'ın (MM) oluşturulması için seçim hazırlıklarına başlanmıştır. Bu seçimlerde KE'nin yanı sıra 1876 KE'ye kısmen aykırı hükümler içeren ve bir seçim yasası olmaktan daha çok geçici yönetmelik biçiminde hazırlanmış olan İntihabat-ı Mebusan Kanun-ı Muvakkatı dikkate alınmış ve iki turlu seçim esası benimsenmiştir. Bu seçim kanunu 1877-1878 Meclis-i Mebusanı tarafından hazırlanmıştı, 2 Ağustos 1908'de Padişah II. Abdülhamit'in onayıyla ancak yürürlüğe girebilmiştir. Bu seçim kanunuyla kimlerin seçmen ve mebus adayı olabileceği, seçimlerin nasıl yapılacağı kayıt altına alınmıştı. Bu seçim kanunu ırk ve din esasını değil, KE'de ifadesini bulan Osmanlı vatandaşlığı ilkesini benimsemişti. Böylece ortak vatan idealinin gerçekleşmesi için siyasi yapı ve oluşumların ırk, mezhep ve din esasına göre oluşması önlenmeye çalışılmıştır. Ancak bu seçim kanununun seçim bölgesi olarak Osmanlı idari yapılanmasındaki sancakları temel alması, gayrimüslimlerce büyük eleştiriye sebep olmuştur. Bu eleştiri, gayrimüslimlerin seçim programlarının ve propagandalarının önemli bir yönü olarak ortaya çıkmıştır. Zira gayrimüslimler sancakların çoğunda nüfusları yetersiz ve milletvekili sayısı açısından zayıf kalacaklarını iddia etmişlerdi. Gayrimüslimlerin mebus sayısının, hatta kabinedeki nazırların her bir unsurun nüfusuna göre belirlenmesine dair talepleri de yukarıda izah edilen tartışmalar çerçevesinde değerlendirilmelidir. Aslında bu eleştiri Osmanlı vatandaşlarının idarede temsilinin yeterliliği sorununu ortaya çıkarmaktaydı. Ancak diğer yandan gayrimüslimlerin talepleri ırk, mezhep ve din esasının ilke olarak benimsenmesi gibi, Osmanlı vatandaşlığını zedeleyecek durumlara meydan verebilecekti. 1908 seçimlerinde mücadele İttihat ve Terakki Cemiyeti, Ahrar Fırkası, Rum, Bulgar ve Ermeniler arasında geçmiştir. Bu seçimlerde gayrimüslimler kendi toplumları üzerinden kısa sürede etkin olmayı başarmışlardır. Bu noktada, Fener Patrikhanesi ve Ermeni Kilisesi ileri gelenleri kendi topluluklarının çıkarlarının gözetecek adayları seçtirebilmek için her türlü çabayı sarf etmişlerdi. Bu çabayı Bulgar, Arnavut ve Araplar arasında da görmek mümkündür. Seçim öncesi siyasi oluşumlar mecliste takip edecekleri siyasi programları yayınlamışlardır. Örneğin Bulgar Kongresi, siyasi programında Osmanlı idari yapısında değişikliği gidilmesi, devlet dairelerine Bulgar dilinde dilekçe verilmesi, seçimlerin doğrudan doğruya ve 20 yaşındaki herkesin katılması gibi hususları öne çıkarmıştır. Rumlar seçim programlarını, seçim kanunun her toplumun nüfusları oranında mebus çıkaracak şekilde değiştirilmesi, Patrikhane ve Rumlara tanınan imtiyazların devamı üzerine kurmuşlardı. Ermeniler de Ermeni Patriği'nin desteğinde seçimlere hazırlanmışlardır. Ancak, Ermeniler özellikle Anadolu'da dağınık olmaları yüzünden istedikleri kadar mebus çıkaramama endişesi içerisinde idiler. Bu yüzden, Rum Patrikhanesi ile görüşerek birlikte seçimlere girip ortak bir cephe oluşturmaya çalışmışlardı. Bununla birlikte, seçimler esnasında, özellikle Ermeni Taşnak Cemiyeti, İTC ile beraber hareket etmiştir. Seçimlerin diğer güçlü yapısı Ahrar Fırkası idi. Bu siyasi yapı ademimerkeziyetçilerin ve Prens Sabahattin'in fırkası olarak görülmüştür. Aslında Prens Sabahattin ve arkadaşları II. Meşrutiyet öncesinde Jön-Türk hareketlerin diğer bir güçlü kolunu oluşturuyordu ve yaşanan bazı siyasi, fikri farklılıklar ve şahsi tartışmalar sonucunda İttihat ve Terakki Cemiyeti'nden kopmuşlardı. Ahrar Fırkası ileri gelenleri İstanbul'da İTC'ye karşı Rumlarla ittifak yapma kararı alarak Rum Patriği ile görüşmüşlerdir. Bu siyasi tavır, İTC'yi oldukça endişelendirmiş, II. Meşrutiyet'in hemen başında İTC ile Ahrar Fırkası ve Prens Sabahattin arasında ademimerkeziyet ve Fener Patrikhanesi imtiyazları çerçevesinde ateşli bir tartışmaların çıkmasına neden olmuştur. Ancak Ahrar Fırkasının İTC kadar Osmanlı coğrafyasında örgütlendiği söylenemez. Nitekim seçim sonuçları bu durumu teyit etmiştir. İTC ise 1908 seçimlerine giren en güçlü siyasi oluşumdur. İTC, 1908 kongresinde seçimlerle ilgili kendi siyasi programını dair kararlar almış ve 6 Ekim 1908'de Şura-yı Ümmet gazetesinde ilan etmiştir. Bu siyasi programa göre seçmen yaşının düşürülmesi ve seçmen olabilme kriterlerinin Osmanlı vatandaşları lehine değiştirilmesi hususu bulunmaktaydı. Ancak bu siyasi programın en önemli özellikleri millî egemenlik ilkesinin Osmanlı siyasi kurumlarında gerçekleştirilmesiydi. Bu minvalde Meclis-i Mebusan meşruti sistemin merkezine oturtulmaya çalışılacaktı. Şöyle ki Meclis-i Mebusan hem padişah hem de hükümet karşısında anayasal açıdan kuvvetlendirilecekti. Ayrıca padişahın atamasıyla oluşan Meclis-i Ayan'ın temsili özelliğinin halk lehine değiştirilmesi hedeflenmişti. Buna göre Ayan Meclisi üyelerinin önemli bir bölümü millî egemenlik esası çerçevesinde seçilecekti. İTC'nin bu siyasi programı, Ahrar Fırkasının daha önce ilan etmiş olduğu programla paralellik arz etmekteydi. 4.2.2. 1908 Seçim Sonuçları ve 1908-1912 Meclis-i Mebusanı Seçimlere meşrutiyeti ilan eden siyasi güç olmanın avantajıyla giren, halk nezdinde sempati kazanan ve mukaddes cemiyet olarak anılan İTC, hızlı bir şekilde taşrada da örgütlenmiştir. Ayrıca taşrada bölgenin ileri gelenleriyle anlaşmış ve askerî gücü elinde bulundurmanın avantajını kullanmışlardır. Böylece İTC, 1908 seçimlerinden mebusların biri hariç çoğunluğu alarak galip çıkmıştır. Ahrar Fırkası, sadece Ankara'dan bir mebus çıkarabilmiştir. Gayri Müslimler ise İTC'nin de destekleriyle adaylarını Meclis-i Mebusan'a gönderebilmişlerdir. Ancak bu seçim sonuçları üzerinde durulması gereken önemli bir husus vardır. Bu husus İTC saflarından Meclis-i Mebusan'a giren mebusların tamamının İttihat ve Terakkiye bağlı olmamalarıdır. Nitekim II. Meşrutiyet'in ilk parlamenter dönemi olan 1908-1912 yılları içinde İTC'nin sürekli mebus sayısında azalma görülecektir. Hatta Meclis-i Mebusan'da çoğunluğu kaybedecek noktaya geleceklerdir. 1908-1912 dönemi meclisi büyük törenler ve uluslararası diplomatik, siyasi ve basının katılımıyla 17 Aralık 1908'de açılmıştır. Başlangıçta siyasilerin ve halkın önemli görevler beklediği bu meclis, kısa bir süre sonra iç ve dış siyasi çekişme ve müdahalelerin etkisi altında kalmıştır. Önceleri İTC, hükümet işlerini II. Abdülhamit'in paşalarına bırakmıştır. II. Meşrutiyet'in başında kurulan hükümetlerde İTC üyesi ve yandaşı nazırların sayısı çok az olmuştur. Bu durum İTC'yi bir yandan güçsüz gösterirken diğer taraftan ihtilal ile kazanmış olduğu iktidarı kaybetme noktasına getirmiştir. Örneğin önce destek verdiği Sadrazam Kamil Paşa hükümetini, İTC kendisinin sunduğu güven olmamasıyla devirmiştir. Zira Kamil Paşa, İTC'nin dışarından hükümete müdahalesini engellemeye çalışmıştır. Hatta İttihatçıların meşrutiyet ihtilalinin güvencesi olarak gördüğü askerî birlikleri, avcı taburlarını İstanbul dışına çıkarmak istemiştir. Bu tavırlar daima karşı ihtilal korkusuyla ve iktidarı kaybetme endişesiyle yaşayan İttihatçıların hükümet işlerine müdahale etmesinin bir nedeni olmuştur. Nitekim İttihatçıların 1908-1912 parlamenter dönem içinde karşılaşmış olduğu önemli bir tehdit 31 Mart Vakası (İsyanı) idi (13 Nisan 1909). İTC'yi iktidardan uzaklaştırma ve siyasi hayat dışına atma girişimi olan bu isyan, İttihatçı karşıt cephenin içinde olduğu veya desteklediği bir girişimdir. Parlamentonun içinden olmayan ve aynı zaman meşru siyasi güçlerin dışından gelen bu isyan girişimine İstanbul'daki bazı askerî birlikler ve basın, bir kısım medrese öğrencileri ve sokaklarda kalabalıklara iştirak eden halk tabakası katılmıştır. Hüseyin Hilmi Paşa hükümeti yıkan ve Meclisi basan isyancılar, ancak İTC'nin Makedonya'dan getirttiği askerî birlikler sayesinde durdurulabilmişlerdir. Her ne kadar İTC'ye karşı yapılmış ise de isyanın başarıya ulaşamaması İttihatçıların işine yaramıştır. Zira İttihat ve Terakki muhalifleri, özellikle Ahrar Fırkasını suskunluğa sürüklenmiş, II. Abdülhamit yerine Sultan Mehmet Reşat'ı tahta çıkarmıştır. Daha da kuvvetlenen İTC Meclis-i Mebusan'ın açılmasından itibaren gerçekleştirilemeyen yasal düzenlemeleri yapmıştır. Bunların arasında Meclis-i Mebusan'ı meşruti sistemin merkezi gücü hâline getiren 21 Ağustos 1909 Kanun-ı Esasi değişikliği önemlidir. Bu anayasa değişikliği ile İTC, seçimler esnasında ortaya koyduğu amaçlarının önemli bir kısmını gerçekleştirmiştir. 31 Mart Vakası sonrası İTC karşıtı muhalif siyasi oluşumlar, Meclis-i Mebusan içinde Ahali Fırkası, Mutedil Hürriyet-perveran Fırkası, Rum, Ermeni, Bulgar ve Arnavutların ayrı ayrı oluşturdukları mebus grupları altında faaliyet göstermişlerdir. Ancak beklenen etkiyi bu oluşumlar gösterememişlerdir. Bunun farkına varan ve yeni arayışlar içine giren İTC karşıtları, meclisteki muhalifleri büyük oranda aynı çatı altında toplamayı başarmışlardır. Bu yeni çatı 21 Kasım 1911'de resmen kurularak Hürriyet ve İtilaf Fırkası (HİF) adını almış ve çok kısa bir süre sonra İstanbul ara seçimlerine girmiştir. 11 Aralık 1911'de yapılan İstanbul ara seçimlerini Rum ve Ermeni ikinci seçmenlerin desteğini alarak bir oy farkla kazanan HİF, İttihatçıları korkutmuştur. HİF, seçim sonucunu İTC'ye karşı bir zafer olarak değerlendirilmiş ve muhalif cephenin kuvvet bulması adına propaganda için kullanmıştır. Gerçekten de HİF'in kısa bir sürede seçim kazanması İttihatçıları endişelendirmiştir. Zira muhalifler birleşerek önemli bir siyasi oluşum ortaya çıkardıkları gibi, Meclis-i Mebusan'da İTC'yi azınlık durumuna düşürebileceklerdi. Nitekim meclisteki bazı oylamalarda İTC hükümetinin düşürülmesine neden olacak kadar sayıya ulaşmışlardır. Bu tehlikenin farkına varan İTC ileri gelenleri, mecliste tekrar çoğunluğu elde etmek için erken seçime gidilmesini uygun bulmuşlardır. Muhaliflerin hazırlıksız yakalanacakları bir erken seçimle meclisin yenilenmesini amaçlayan İTC, hükümet imkânlarını kullanarak yeni meclisin kendi üyelerinden oluşmasını, 1908 seçimlerindeki hatalarından kurtulmayı düşünmüşlerdir. İttihatçıların desteğini alan Sadrazam Sait Paşa, 1909 anayasa değişikliğinden geri adım atarak Meclis-i Mebusan'ı feshetme yolu takip etmiştir. Muhalefetin bütün çabalarına rağmen Padişah Mehmet Reşat ve Meclis-i Ayan'ın desteğini alan Sadrazam Sait Paşa meclisin feshini ve erken seçimlere gidilmesini sağlamıştır (18 Ocak 1912). Bu gelişme muhalefet için büyük başarısızlık olmuştur. 4.2.3. 1912 Seçimleri ve 1912 Meclis-i Mebusanı Ocak-Mart 1912'de yapılan seçimlere fırka olarak İTF ve HİF katılmıştır. Bu seçimlere İTC, desteklemiş olduğu Sait Paşa hükümeti ve bu hükümetteki üyeleri olan Posta Nazırı Talat Paşa, Nafia Nazırı Cavit Bey ve Dahiliye Nazırı Adil Bey ile avantajlı girmiştir. İdari ve askerî bürokrasisinin imkânlarını kullanan İTC, seçimden kesin bir zaferle çıkmıştır. Öyle ki İTC, seçim öncesinde valilik, mutasarrıflık gibi seçim faaliyetlerini etkileyecek devlet kademelerinde değişikliklere gitmiştir. Yine muhalefetin, HİF mebus adaylarının faaliyetlerini, seçim çalışmalarını engellemiştir. Muhalif mebus adayları şiddet, darp ve tutuklanma dâhil birçok baskıya maruz kalmışlardır. Bu yüzden 1912 seçimleri Türk demokrasisinde Sopalı Seçim şeklinde adlandırılmıştır. Ayrıca İttihatçılar, HİF'in rejim karşıtlarının yuvası hâline geldiği ve HİF'in iktidara gelmesiyle anarşi başlayacağı, Osmanlı Devleti bölüneceği propagandasını yapmışlardır. Seçimlerde HİF ise, propagandalarını özellikle İTC'nin hükümet imkânlarıyla muhalefete baskı uyguladığı, İttihatçıların din aleyhtarı olduğu üzerine kurmuşlardır.



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Çevrimiçi dil öğrenme @ LingQ

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi I (1)

4\\\\. II. MEŞRUTİYET DÖNEMİ 1876 Kanun-ı Esasisi'nin ilanı ve 1877'de Osmanlı Meclis-i Umumisi'nin açılmasıyla başlayan anayasalı ve parlamentolu hayat, yani I. Meşrutiyet II. CONSTITUTIONAL PERIOD The declaration of the Constitution of 1876 and the constitutional and parliaments which started with the opening of the Ottoman Parliament in 1877, namely the First Constitutional Monarchy II. PERÍODO CONSTITUCIONAL A vida constitucional e parlamentar que começou com a proclamação da Constituição de 1876 e a abertura da Assembleia Geral Otomana em 1877, nomeadamente o I. Período Constitucional II. Abdülhamit'in yine mevcut anayasaya dayanarak kısa bir süre sonra siyasal sistemi askıya almasıyla akamete uğramıştır. It was interrupted by Abdulhamit's suspension of the political system after a short time based on the existing constitution. Bu askıya alış bir süre sonra Osmanlı toprakları dâhilinde siyasi tepki hareketlerini ortaya çıkarmıştır. This suspension led to political reaction movements within the Ottoman territory after a while. Anayasalı ve meclisli idari yapıya tekrar dönülmesi yönünde talepte bulunan bu tepki hareketleri, Osmanlı aydınlarının içinde bulunduğu homojen olmayan bir muhalefet hareketi idi. These reaction movements, which demanded a return to the constitutional and parliamentary administrative structure, were an inhomogeneous opposition movement in which the Ottoman intellectuals were involved. Daha sonra İttihat ve Terakki adını alacak olan bu siyasal muhalif yapı, uzun süren örgütlenme ve mücadelelerin ardından II. This political opposition structure, which later became known as İttihat ve Terakki, was founded by II. Meşrutiyet'in ilanını (23 Temmuz 1908) gerçekleştirmiştir. He made the declaration of the Constitutional Monarchy (23 July 1908). Ancak meşrutiyetin ilanında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (İTC) Ahmet Rıza Bey Grubu ile Selanik, Manastır, Üsküp, Edirne gibi vilayetlerde örgütlenen ve daha çok asker kökenlilerin bulunduğu Osmanlı Hürriyet Cemiyeti etkin olmuştur. However, the Ahmet Rıza Bey Group of the Committee of Union and Progress (İTC) and the Ottoman Freedom Association, which was organized in provinces such as Salonica, Bitola, Skopje, Edirne and which had mostly military origin, were active in the declaration of constitutionalism. Nitekim Makedonya'da meşrutiyetin ilanı için emri altındaki askerle beraber dağa çıkanlar, milis kuvvetler oluşturanlar ve II. As a matter of fact, those who went up to the mountain with the soldiers under his command for the declaration of constitutionalism in Macedonia, those who formed militia forces and II. Abdülhamit'in emirlerine ve komutanlarına karşı gelenler Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ne bağlı idiler. Those who opposed Abdülhamit's orders and commanders were affiliated with the Ottoman Freedom Association. 4.1. II. Meşrutiyet'in İlanı ve Tepkiler İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (İTC) idari ve askerî yapılar içinde yasa dışı örgütlenmeye girişmesine ve II. The Announcement of the Constitutional Monarchy and Reactions The Committee of Union and Progress (İTC) attempted illegal organization within the administrative and military structures and II. Abdülhamit'i Kanun-ı Esasiyi (KE) yeniden ilan etmeye zorlamasına ve meşrutiyeti getirme çabasına yönlendiren birçok etken olmuştur. There were many factors that led Abdülhamit to force him to re-declare the Law of Principle (KE) and to bring constitutionalism. Bunlar arasında özellikle şu hususlar sayılabilir: Osmanlı toprak bütünlüğü üzerindeki tehditlerin II. Abdülhamit devrinde de devam etmesi ve hatta giderek artması, II. Continuing and even increasing during the reign of Abdülhamit II. Abdülhamit'in serbest bir siyasal hayata ve düşünceye fırsat tanımaması ön sıralardadır. Abdülhamit's refusal to allow a free political life and thought is at the forefront. Nitekim Japonya, İran ve Rusya gibi ülkelerde meşrutiyetin ilanı ve uygulamaları Osmanlı aydınlarının kendi ülkelerinde de meşrutiyet, dolayısıyla farklı düşüncelerin mücadele edebileceğine dair arzuları artırmıştır. Rusya ve İngiltere arasında yapılan Reval Görüşmeleri, kimi Osmanlı aydınlarınca Osmanlı toprak bütünlüğü için tehdit olarak algılanmış ve rejim değişikliği için zemin olarak gösterilmiştir. The Reval Talks between Russia and England were perceived by some Ottoman intellectuals as a threat to the territorial integrity of the Ottoman Empire and were shown as a ground for regime change. Bu aydınlara göre Reval Görüşmeleri'nde, Osmanlı toprağı olan ve uzun bir dönemdir uluslararası kamuoyunu meşgul eden Makedonya'nın Osmanlı Devleti'nin çıkarlarının aksine çözümlenme kararı alınmıştı. According to these intellectuals, in the Reval Talks, it was decided to resolve Macedonia, which is Ottoman territory and has been occupying the international public opinion for a long time, contrary to the interests of the Ottoman Empire. Meşrutiyetin ilanı Osmanlı toplum katmanlarında ise farklı tepkilerle karşılanmıştır. The declaration of the Constitutional Monarchy was met with different reactions in the layers of the Ottoman society. Genel itibarıyla halk, yeni ve farklı bir döneme girildiğini hissetse de meşruti sistemi tam anlamıyla idrak ettiği söylenemez. In general, although the public feels that a new and different era has been entered, it cannot be said that they fully understand the constitutional system. Nitekim belli bir kesim halk tepkisiz kalırken tepki gösterenler büyük kalabalıklar oluşturmakla beraber meşrutiyeti vergi vermemek, istediğini yapabilmek, mevcut kanunları tanımamak gibi algılamıştı. As a matter of fact, while a certain segment of the public remained unresponsive, those who reacted perceived the constitutionalism as not paying taxes, being able to do what they wanted, not recognizing the existing laws, although large crowds formed. Bu algı bir süre Osmanlı idari yapısında ve sokaklarda asayişsizliğe, ülkenin yönetilememesine ve otoritesizliğe neden olacaktır. This perception will cause disorder in the Ottoman administrative structure and streets, the country's inability to be governed and a lack of authority for a while. Öyle ki bu durumdan meşrutiyet ihtilalini gerçekleştiren İTC de rahatsızlık duymuştur. So much so that the CUP, which carried out the constitutional revolution, was also disturbed by this situation. Diğer taraftan kimi aydın çevreleri ve halkta meşrutiyetin ilanı memnuniyet ve sevinç meydana getirmiştir. Reval Görüşmeleri'ndeki paylaşımdan Osmanlı Devleti'nin kurtulduğu, padişahların kaybettikleri yerlerin geri alınacağı havası hâkim olmuştu. Kahraman olarak görülen İTC mensupları merakla beklenmiş, bütün kesimlerin, din adamlarının, Osmanlı ordusuna karşı savaşan çetecilerle Türk subaylarının yakınlaşması meşrutiyet havasına yansımıştı. The members of the CUP, who were seen as heroes, were eagerly awaited, and the rapprochement of all factions, clergy, mercenaries fighting against the Ottoman army and Turkish officers was reflected in the constitutional atmosphere. İlanın ilk döneminde Osmanlı toplumunun bütün kesimleri arasında göreceli bir yakınlık ve kaynaşma doğmuştu. In the first period of the proclamation, there was a relative closeness and cohesion among all segments of Ottoman society. Zihinlerde meşrutiyet rejimi, âdeta geçmiş idarenin kötülüklerini ortadan kaldıracak bir tılsım, sihir olarak görülmüş; açılacak olan meclisin yüzyılların biriktirdiği kötülüklerin, fenalıkların, sorunların önüne geçeceği düşünülmüştür. In the minds, the constitutional regime was seen as a talisman and magic that would remove the evils of the past administration; It was thought that the assembly to be opened would prevent the evils, evils and problems accumulated over the centuries. Meşrutiyetin ilanı dış ilişkileri de etkilemiştir. The declaration of the Constitutional Monarchy also affected foreign relations. İlk anda Avrupa'da Osmanlı Devleti'ne karşı oldukça büyük bir sempati doğmuş, İngiliz, Fransız, Alman kamuoyu meşrutiyetin ilanını olumlu karşılamış ve desteklerini ilan etmişlerdir. Rusya'nın tavrı genel anlamda olumlu görünse de Osmanlı Devleti'nin ıslahat yapması gerektiğine dair çağrılarından vazgeçmemişlerdir. Although Russia's attitude seemed generally positive, they did not give up on their calls for the Ottoman Empire to make reforms. Ancak meşrutiyet rejimine karşı duyulan bu memnuniyet ifadelerine, yaklaşımlarına rağmen ilerleyen zaman içinde II. However, despite these expressions of satisfaction and approaches towards the constitutional regime, in the course of time II. Meşrutiyet döneminde Osmanlı-Avrupa ilişkilerinde derinden, sarsıcı ve olumsuz gelişmeler meydana gelmiştir. During the Constitutional Monarchy period, profound, shocking and negative developments occurred in the Ottoman-European relations. 4.2. II. Meşrutiyet Döneminde Siyasi Yaşam 4.2.1. 1908 Seçimleri ve Seçim Kanunu II. Meşrutiyet dönemi Türk siyasi yaşamı için önemli yeniliklerin ve gelişmelerin başlangıcıdır. Bu dönemde anayasalı ve çok partili siyasal yaşam tecrübelerinin adımları atılmıştır. In this period, the steps of the constitutional and multi-party political life experiences were taken. Bu dönemde önemli siyasi çatışmalar, kavgalar ortaya çıkmış, günümüze kadar süren siyasi akımlar, tavırlar ortaya çıkmıştır. In this period, important political conflicts and fights have emerged, and political movements and attitudes have emerged that have lasted until today. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyetin ilanıyla 1876 KE'si (Anayasası) yeniden yürürlüğe girmiştir. With the proclamation of the Constitutional Monarchy on 23 July 1908, the 1876 KE (Constitution) came into force again. Ardından Meclis-i Mebusan'ın (MM) oluşturulması için seçim hazırlıklarına başlanmıştır. Afterwards, preparations for elections were started for the establishment of the Majlis-i Mebusan (MM). Bu seçimlerde KE'nin yanı sıra 1876 KE'ye kısmen aykırı hükümler içeren ve bir seçim yasası olmaktan daha çok geçici yönetmelik biçiminde hazırlanmış olan İntihabat-ı Mebusan Kanun-ı Muvakkatı dikkate alınmış ve iki turlu seçim esası benimsenmiştir. In these elections, the Intihabat-ı Mebusan Kanun-ı Muvakkâtı, which was prepared in the form of a temporary regulation rather than an election law, containing provisions partially contrary to the KE of 1876, was taken into account and the principle of two-round elections was adopted. Bu seçim kanunu 1877-1878 Meclis-i Mebusanı tarafından hazırlanmıştı, 2 Ağustos 1908'de Padişah II. This election law was prepared by the Parliament of 1877-1878, on August 2, 1908, the Sultan II. Abdülhamit'in onayıyla ancak yürürlüğe girebilmiştir. It could only come into effect with the approval of Abdülhamit. Bu seçim kanunuyla kimlerin seçmen ve mebus adayı olabileceği, seçimlerin nasıl yapılacağı kayıt altına alınmıştı. With this election law, it was recorded who could be voter and deputy candidate and how the elections would be held. Bu seçim kanunu ırk ve din esasını değil, KE'de ifadesini bulan Osmanlı vatandaşlığı ilkesini benimsemişti. This election law did not adopt the basis of race and religion, but the principle of Ottoman citizenship, which was expressed in the KE. Böylece ortak vatan idealinin gerçekleşmesi için siyasi yapı ve oluşumların ırk, mezhep ve din esasına göre oluşması önlenmeye çalışılmıştır. Thus, in order to realize the ideal of a common homeland, it was tried to prevent the formation of political structures and formations on the basis of race, sect and religion. Ancak bu seçim kanununun seçim bölgesi olarak Osmanlı idari yapılanmasındaki sancakları temel alması, gayrimüslimlerce büyük eleştiriye sebep olmuştur. However, the fact that this election law was based on the sanjaks in the Ottoman administrative structure as electoral districts caused great criticism by non-Muslims. Bu eleştiri, gayrimüslimlerin seçim programlarının ve propagandalarının önemli bir yönü olarak ortaya çıkmıştır. This criticism has emerged as an important aspect of the election programs and propaganda of non-Muslims. Zira gayrimüslimler sancakların çoğunda nüfusları yetersiz ve milletvekili sayısı açısından zayıf kalacaklarını iddia etmişlerdi. Because, non-Muslims claimed that in most of the sanjaks, their population was insufficient and they would be weak in terms of the number of deputies. Gayrimüslimlerin mebus sayısının, hatta kabinedeki nazırların her bir unsurun nüfusuna göre belirlenmesine dair talepleri de yukarıda izah edilen tartışmalar çerçevesinde değerlendirilmelidir. The demands of non-Muslims to determine the number of deputies and even the ministers in the cabinet according to the population of each element should also be evaluated within the framework of the discussions explained above. Aslında bu eleştiri Osmanlı vatandaşlarının idarede temsilinin yeterliliği sorununu ortaya çıkarmaktaydı. In fact, this criticism brought up the problem of the adequacy of the representation of Ottoman citizens in the administration. Ancak diğer yandan gayrimüslimlerin talepleri ırk, mezhep ve din esasının ilke olarak benimsenmesi gibi, Osmanlı vatandaşlığını zedeleyecek durumlara meydan verebilecekti. However, on the other hand, the demands of non-Muslims could lead to situations that would harm Ottoman citizenship, such as the adoption of race, sect and religion as a principle. 1908 seçimlerinde mücadele İttihat ve Terakki Cemiyeti, Ahrar Fırkası, Rum, Bulgar ve Ermeniler arasında geçmiştir. The struggle in the 1908 elections was between the Committee of Union and Progress, Ahrar Party, Greeks, Bulgarians and Armenians. Bu seçimlerde gayrimüslimler kendi toplumları üzerinden kısa sürede etkin olmayı başarmışlardır. In these elections, non-Muslims managed to become active in their own communities in a short time. Bu noktada, Fener Patrikhanesi ve Ermeni Kilisesi ileri gelenleri kendi topluluklarının çıkarlarının gözetecek adayları seçtirebilmek için her türlü çabayı sarf etmişlerdi. At this point, the notables of the Fener Patriarchate and the Armenian Church made every effort to elect candidates who would look after the interests of their communities. Bu çabayı Bulgar, Arnavut ve Araplar arasında da görmek mümkündür. It is possible to see this effort among Bulgarians, Albanians and Arabs. Seçim öncesi siyasi oluşumlar mecliste takip edecekleri siyasi programları yayınlamışlardır. Before the election, political formations published the political programs they would follow in the parliament. Örneğin Bulgar Kongresi, siyasi programında Osmanlı idari yapısında değişikliği gidilmesi, devlet dairelerine Bulgar dilinde dilekçe verilmesi, seçimlerin doğrudan doğruya ve 20 yaşındaki herkesin katılması gibi hususları öne çıkarmıştır. Rumlar seçim programlarını, seçim kanunun her toplumun nüfusları oranında mebus çıkaracak şekilde değiştirilmesi, Patrikhane ve Rumlara tanınan imtiyazların devamı üzerine kurmuşlardı. The Greeks had based their electoral programs on the change of the election law in such a way as to issue deputies in proportion to the population of each community, and the continuation of the Patriarchate and the privileges given to the Greeks. Ermeniler de Ermeni Patriği'nin desteğinde seçimlere hazırlanmışlardır. Armenians also prepared for the elections with the support of the Armenian Patriarch. Ancak, Ermeniler özellikle Anadolu'da dağınık olmaları yüzünden istedikleri kadar mebus çıkaramama endişesi içerisinde idiler. However, the Armenians were worried about not being able to get as many deputies as they wanted, especially because they were scattered in Anatolia. Bu yüzden, Rum Patrikhanesi ile görüşerek birlikte seçimlere girip ortak bir cephe oluşturmaya çalışmışlardı. Bununla birlikte, seçimler esnasında, özellikle Ermeni Taşnak Cemiyeti, İTC ile beraber hareket etmiştir. However, during the elections, especially the Armenian Dashnak Association acted together with the CUP. Seçimlerin diğer güçlü yapısı Ahrar Fırkası idi. Bu siyasi yapı ademimerkeziyetçilerin ve Prens Sabahattin'in fırkası olarak görülmüştür. This political structure was seen as a party of the decentralists and Prince Sabahattin. Aslında Prens Sabahattin ve arkadaşları II. Meşrutiyet öncesinde Jön-Türk hareketlerin diğer bir güçlü kolunu oluşturuyordu ve yaşanan bazı siyasi, fikri farklılıklar ve şahsi tartışmalar sonucunda İttihat ve Terakki Cemiyeti'nden kopmuşlardı. Before the Constitutional Monarchy, they were another strong branch of the Young-Turk movements, and they broke away from the Committee of Union and Progress as a result of some political, intellectual differences and personal discussions. Ahrar Fırkası ileri gelenleri İstanbul'da İTC'ye karşı Rumlarla ittifak yapma kararı alarak Rum Patriği ile görüşmüşlerdir. The notables of the Ahrar Party decided to make an alliance with the Greeks against the CUP in Istanbul and met with the Greek Patriarch. Bu siyasi tavır, İTC'yi oldukça endişelendirmiş, II. This political attitude greatly worried the CUP, II. Meşrutiyet'in hemen başında İTC ile Ahrar Fırkası ve Prens Sabahattin arasında ademimerkeziyet ve Fener Patrikhanesi imtiyazları çerçevesinde ateşli bir tartışmaların çıkmasına neden olmuştur. At the very beginning of the Second Constitutional Monarchy, a heated debate broke out between the CUP, the Ahrar Party and Prince Sabahattin, within the framework of decentralization and the Fener Patriarchate privileges. Ancak Ahrar Fırkasının İTC kadar Osmanlı coğrafyasında örgütlendiği söylenemez. However, it cannot be said that the Ahrar Party was as organized in the Ottoman geography as the CUP. Nitekim seçim sonuçları bu durumu teyit etmiştir. İTC ise 1908 seçimlerine giren en güçlü siyasi oluşumdur. CUP, on the other hand, is the most powerful political formation that entered the 1908 elections. İTC, 1908 kongresinde seçimlerle ilgili kendi siyasi programını dair kararlar almış ve 6 Ekim 1908'de Şura-yı Ümmet gazetesinde ilan etmiştir. The CUP took decisions on its own political program related to the elections in the 1908 congress and announced it in the newspaper Şura-yı Ümmet on 6 October 1908. Bu siyasi programa göre seçmen yaşının düşürülmesi ve seçmen olabilme kriterlerinin Osmanlı vatandaşları lehine değiştirilmesi hususu bulunmaktaydı. According to this political program, there was the issue of lowering the voting age and changing the criteria for being a voter in favor of Ottoman citizens. Ancak bu siyasi programın en önemli özellikleri millî egemenlik ilkesinin Osmanlı siyasi kurumlarında gerçekleştirilmesiydi. However, the most important features of this political program were the realization of the principle of national sovereignty in the Ottoman political institutions. Bu minvalde Meclis-i Mebusan meşruti sistemin merkezine oturtulmaya çalışılacaktı. In this way, the Parliament would be tried to be placed at the center of the constitutional system. Şöyle ki Meclis-i Mebusan hem padişah hem de hükümet karşısında anayasal açıdan kuvvetlendirilecekti. Namely, the Parliament would be strengthened constitutionally against both the sultan and the government. Ayrıca padişahın atamasıyla oluşan Meclis-i Ayan'ın temsili özelliğinin halk lehine değiştirilmesi hedeflenmişti. In addition, it was aimed to change the representative feature of the Majlis-i Ayan, which was formed by the appointment of the sultan, in favor of the people. Buna göre Ayan Meclisi üyelerinin önemli bir bölümü millî egemenlik esası çerçevesinde seçilecekti. Accordingly, a significant part of the members of the Ayan Assembly would be elected within the framework of national sovereignty. İTC'nin bu siyasi programı, Ahrar Fırkasının daha önce ilan etmiş olduğu programla paralellik arz etmekteydi. This political program of the CUP was in parallel with the program previously announced by the Ahrar Party. 4.2.2. 1908 Seçim Sonuçları ve 1908-1912 Meclis-i Mebusanı Seçimlere meşrutiyeti ilan eden siyasi güç olmanın avantajıyla giren, halk nezdinde sempati kazanan ve mukaddes cemiyet olarak anılan İTC, hızlı bir şekilde taşrada da örgütlenmiştir. The 1908 Election Results and the 1908-1912 Parliamentary Deputies The CUP, which entered the elections with the advantage of being the political power that declared the constitutionalism, gained sympathy from the public and was known as the holy society, quickly organized in the provinces as well. Ayrıca taşrada bölgenin ileri gelenleriyle anlaşmış ve askerî gücü elinde bulundurmanın avantajını kullanmışlardır. In addition, they made an agreement with the notables of the region in the provinces and used the advantage of having military power. Böylece İTC, 1908 seçimlerinden mebusların biri hariç çoğunluğu alarak galip çıkmıştır. Thus, the CUP was victorious in the 1908 elections by taking the majority except for one of the deputies. Ahrar Fırkası, sadece Ankara'dan bir mebus çıkarabilmiştir. Ahrar Party was only able to get a deputy from Ankara. Gayri Müslimler ise İTC'nin de destekleriyle adaylarını Meclis-i Mebusan'a gönderebilmişlerdir. Non-Muslims, on the other hand, were able to send their candidates to the Parliament with the support of the CUP. Ancak bu seçim sonuçları üzerinde durulması gereken önemli bir husus vardır. However, there is an important issue that needs to be emphasized in these election results. Bu husus İTC saflarından Meclis-i Mebusan'a giren mebusların tamamının İttihat ve Terakkiye bağlı olmamalarıdır. This point is that not all of the deputies from the ranks of the CUP, who entered the Parliament, were not affiliated with the Committee of Union and Progress. Nitekim II. Meşrutiyet'in ilk parlamenter dönemi olan 1908-1912 yılları içinde İTC'nin sürekli mebus sayısında azalma görülecektir. During the years 1908-1912, the first parliamentary period of the Constitutional Monarchy, the number of permanent members of the CUP would decrease. Hatta Meclis-i Mebusan'da çoğunluğu kaybedecek noktaya geleceklerdir. They will even come to the point where they will lose the majority in the Parliament. 1908-1912 dönemi meclisi büyük törenler ve uluslararası diplomatik, siyasi ve basının katılımıyla 17 Aralık 1908'de açılmıştır. The 1908-1912 parliament was opened on 17 December 1908 with great ceremonies and the participation of international diplomatic, political and press. Başlangıçta siyasilerin ve halkın önemli görevler beklediği bu meclis, kısa bir süre sonra iç ve dış siyasi çekişme ve müdahalelerin etkisi altında kalmıştır. This assembly, where politicians and the public expected important tasks at the beginning, was soon under the influence of internal and external political conflicts and interventions. Önceleri İTC, hükümet işlerini II. Initially, the CUP handled government affairs in II. Abdülhamit'in paşalarına bırakmıştır. He left it to the pashas of Abdülhamit. II. Meşrutiyet'in başında kurulan hükümetlerde İTC üyesi ve yandaşı nazırların sayısı çok az olmuştur. In the governments established at the beginning of the Second Constitutional Monarchy, the number of CUP member and supporter ministers was very low. Bu durum İTC'yi bir yandan güçsüz gösterirken diğer taraftan ihtilal ile kazanmış olduğu iktidarı kaybetme noktasına getirmiştir. Örneğin önce destek verdiği Sadrazam Kamil Paşa hükümetini, İTC kendisinin sunduğu güven olmamasıyla devirmiştir. For example, the CUP overthrew the government of Grand Vizier Kamil Pasha, which it supported at first, because of the lack of confidence it offered. Zira Kamil Paşa, İTC'nin dışarından hükümete müdahalesini engellemeye çalışmıştır. Because Kamil Pasha tried to prevent the CUP's intervention in the government from outside. Hatta İttihatçıların meşrutiyet ihtilalinin güvencesi olarak gördüğü askerî birlikleri, avcı taburlarını İstanbul dışına çıkarmak istemiştir. In fact, he wanted to take the military units and hunter battalions out of Istanbul, which the Unionists saw as the guarantee of the constitutional revolution. Bu tavırlar daima karşı ihtilal korkusuyla ve iktidarı kaybetme endişesiyle yaşayan İttihatçıların hükümet işlerine müdahale etmesinin bir nedeni olmuştur. These attitudes have always been a reason why the Unionists, who lived in fear of counter-revolution and fear of losing power, intervened in government affairs. Nitekim İttihatçıların 1908-1912 parlamenter dönem içinde karşılaşmış olduğu önemli bir tehdit 31 Mart Vakası (İsyanı) idi (13 Nisan 1909). İTC'yi iktidardan uzaklaştırma ve siyasi hayat dışına atma girişimi olan bu isyan, İttihatçı karşıt cephenin içinde olduğu veya desteklediği bir girişimdir. This rebellion, which is an attempt to remove the CUP from power and exclude it from political life, is an attempt in which the opposing Unionist front is involved or supported. Parlamentonun içinden olmayan ve aynı zaman meşru siyasi güçlerin dışından gelen bu isyan girişimine İstanbul'daki bazı askerî birlikler ve basın, bir kısım medrese öğrencileri ve sokaklarda kalabalıklara iştirak eden halk tabakası katılmıştır. Hüseyin Hilmi Paşa hükümeti yıkan ve Meclisi basan isyancılar, ancak İTC'nin Makedonya'dan getirttiği askerî birlikler sayesinde durdurulabilmişlerdir. The rebels, who overthrew the Hüseyin Hilmi Pasha government and stormed the Assembly, were only able to be stopped thanks to the military units brought by the CUP from Macedonia. Her ne kadar İTC'ye karşı yapılmış ise de isyanın başarıya ulaşamaması İttihatçıların işine yaramıştır. Although it was against the CUP, the failure of the revolt to succeed helped the Unionists. Zira İttihat ve Terakki muhalifleri, özellikle Ahrar Fırkasını suskunluğa sürüklenmiş, II. Because the opponents of the Union and Progress, especially the Ahrar Party, were dragged into silence, II. Abdülhamit yerine Sultan Mehmet Reşat'ı tahta çıkarmıştır. Instead of Abdülhamit, Sultan Mehmet Reşat ascended the throne. Daha da kuvvetlenen İTC Meclis-i Mebusan'ın açılmasından itibaren gerçekleştirilemeyen yasal düzenlemeleri yapmıştır. The CUP, which became even stronger, made legal arrangements that could not be realized since the opening of the Parliament. Bunların arasında Meclis-i Mebusan'ı meşruti sistemin merkezi gücü hâline getiren 21 Ağustos 1909 Kanun-ı Esasi değişikliği önemlidir. Among these, the 21st August 1909 Law-i Esasi amendment, which made the Majlis-i Mebusan the central power of the constitutional system, is important. Bu anayasa değişikliği ile İTC, seçimler esnasında ortaya koyduğu amaçlarının önemli bir kısmını gerçekleştirmiştir. With this constitutional amendment, the CUP has realized a significant part of its objectives during the elections. 31 Mart Vakası sonrası İTC karşıtı muhalif siyasi oluşumlar, Meclis-i Mebusan içinde Ahali Fırkası, Mutedil Hürriyet-perveran Fırkası, Rum, Ermeni, Bulgar ve Arnavutların ayrı ayrı oluşturdukları mebus grupları altında faaliyet göstermişlerdir. After the 31 March Incident, opposition political formations against the CUP operated under the members of parliamentary groups formed separately by the People's Party, the Mutedil Hürriyet-perveran Party, Greeks, Armenians, Bulgarians and Albanians. Ancak beklenen etkiyi bu oluşumlar gösterememişlerdir. However, these formations could not show the expected effect. Bunun farkına varan ve yeni arayışlar içine giren İTC karşıtları, meclisteki muhalifleri büyük oranda aynı çatı altında toplamayı başarmışlardır. Bu yeni çatı 21 Kasım 1911'de resmen kurularak Hürriyet ve İtilaf Fırkası (HİF) adını almış ve çok kısa bir süre sonra İstanbul ara seçimlerine girmiştir. 11 Aralık 1911'de yapılan İstanbul ara seçimlerini Rum ve Ermeni ikinci seçmenlerin desteğini alarak bir oy farkla kazanan HİF, İttihatçıları korkutmuştur. HIF, which won the Istanbul by-elections on December 11, 1911 by one vote, with the support of the Greek and Armenian second voters, frightened the Unionists. HİF, seçim sonucunu İTC'ye karşı bir zafer olarak değerlendirilmiş ve muhalif cephenin kuvvet bulması adına propaganda için kullanmıştır. Gerçekten de HİF'in kısa bir sürede seçim kazanması İttihatçıları endişelendirmiştir. Indeed, the fact that the HIF won elections in a short time worried the Unionists. Zira muhalifler birleşerek önemli bir siyasi oluşum ortaya çıkardıkları gibi, Meclis-i Mebusan'da İTC'yi azınlık durumuna düşürebileceklerdi. Because the opponents could unite to create an important political formation, and they would be able to reduce the CUP to a minority position in the Parliament. Nitekim meclisteki bazı oylamalarda İTC hükümetinin düşürülmesine neden olacak kadar sayıya ulaşmışlardır. As a matter of fact, in some votes in the parliament, they reached enough numbers to cause the CUP government to be overthrown. Bu tehlikenin farkına varan İTC ileri gelenleri, mecliste tekrar çoğunluğu elde etmek için erken seçime gidilmesini uygun bulmuşlardır. Realizing this danger, the notables of the CUP found it appropriate to hold early elections in order to regain the majority in the parliament. Muhaliflerin hazırlıksız yakalanacakları bir erken seçimle meclisin yenilenmesini amaçlayan İTC, hükümet imkânlarını kullanarak yeni meclisin kendi üyelerinden oluşmasını, 1908 seçimlerindeki hatalarından kurtulmayı düşünmüşlerdir. CUP, aiming to renew the parliament with an early election in which the opponents would be caught unprepared, thought of making the new parliament composed of its own members by using the government's facilities, and getting rid of the mistakes in the 1908 elections. İttihatçıların desteğini alan Sadrazam Sait Paşa, 1909 anayasa değişikliğinden geri adım atarak Meclis-i Mebusan'ı feshetme yolu takip etmiştir. Grand Vizier Sait Pasha, who received the support of the Unionists, took a step back from the 1909 constitutional amendment and followed the path of abolishing the Parliament. Muhalefetin bütün çabalarına rağmen Padişah Mehmet Reşat ve Meclis-i Ayan'ın desteğini alan Sadrazam Sait Paşa meclisin feshini ve erken seçimlere gidilmesini sağlamıştır (18 Ocak 1912). Despite all the efforts of the opposition, Grand Vizier Sait Pasha, who received the support of the Sultan Mehmet Reşat and the Majlis-i Ayan, ensured the dissolution of the assembly and the holding of early elections (18 January 1912). Bu gelişme muhalefet için büyük başarısızlık olmuştur. This development has been a major failure for the opposition. 4.2.3. 1912 Seçimleri ve 1912 Meclis-i Mebusanı Ocak-Mart 1912'de yapılan seçimlere fırka olarak İTF ve HİF katılmıştır. Bu seçimlere İTC, desteklemiş olduğu Sait Paşa hükümeti ve bu hükümetteki üyeleri olan Posta Nazırı Talat Paşa, Nafia Nazırı Cavit Bey ve Dahiliye Nazırı Adil Bey ile avantajlı girmiştir. İdari ve askerî bürokrasisinin imkânlarını kullanan İTC, seçimden kesin bir zaferle çıkmıştır. CUP, using the resources of its administrative and military bureaucracy, emerged from the election with a decisive victory. Öyle ki İTC, seçim öncesinde valilik, mutasarrıflık gibi seçim faaliyetlerini etkileyecek devlet kademelerinde değişikliklere gitmiştir. So much so that before the election, the CUP made changes in the state levels that would affect the election activities such as governorship and mutasarrif. Yine muhalefetin, HİF mebus adaylarının faaliyetlerini, seçim çalışmalarını engellemiştir. Again, the opposition prevented the activities and election work of the HIF deputies. Muhalif mebus adayları şiddet, darp ve tutuklanma dâhil birçok baskıya maruz kalmışlardır. Opposition MP candidates have been subjected to many pressures, including violence, beatings and arrests. Bu yüzden 1912 seçimleri Türk demokrasisinde Sopalı Seçim şeklinde adlandırılmıştır. That's why the 1912 elections were called the Stick Election in Turkish democracy. Ayrıca İttihatçılar, HİF'in rejim karşıtlarının yuvası hâline geldiği ve HİF'in iktidara gelmesiyle anarşi başlayacağı, Osmanlı Devleti bölüneceği propagandasını yapmışlardır. Seçimlerde HİF ise, propagandalarını özellikle İTC'nin hükümet imkânlarıyla muhalefete baskı uyguladığı, İttihatçıların din aleyhtarı olduğu üzerine kurmuşlardır. In the elections, the HIF based their propaganda on the fact that the CUP exerted pressure on the opposition with the government's means, and that the Unionists were anti-religious.

×

LingQ'yu daha iyi hale getirmek için çerezleri kullanıyoruz. Siteyi ziyaret ederek, bunu kabul edersiniz: cookie policy.