×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.


image

Turkish YouTube, Bir fincan kahve daha, ben gitmeden

Bir fincan kahve daha, ben gitmeden

Üniversiteden mezun bir grup genç

iş hayatına atılıyorlar. Başarılı da oluyorlar kendilerince.

Sonra bir gün toplanıp mezun oldukları

o üniversiteye geri dönüp bir ziyaret yapmak istiyorlar,

orada çok sevdikleri bir hocaları var, ona gidiyorlar.

Üç beş kelam, eski günleri yad etmek derken

sohbet derinleşiyor, koyulaşıyor.

Herkes tabi işinden gücünden bahsediyor bahsetmesine ama

bir yandan da hayatın zorlukları, yaşam koşulları,

o stres, mücadele onları biraz yıldırmış gibi gözüküyor.

E ne de olsa her başarının bir bedeli var.

Hayatımızda ki stres belki de bunun bir parçasıdır kim bilir.

Her neyse, bizim profesör o misafirlerini ağırlıyor ya....

İşte onlara kahve yapmak için kalkıp mutfağa gidiyor

ve bir müddet sonra

kahveyle birlikte hazırladığı kahve ile birlikte

işte böyle çeşitli boyutlarda ve şekillerde

fincan, bardak, kaplarla beraber geri dönüyor.

Evet.

Şimdi siz de hemen kendinize

bir kahve kapıp gelin çünkü bu videonun sonunda

hikayenin sonunu da anlatacağım ve o zaman

elinizde tuttuğunuz kahve kabının da

onun içinde ki kahvenin de bir anlamı olacak yani bir çeşit fal bakacağım size.

Anlatmaya başladığım hikayemiz orada geçmiyor ama

İngiltere'de Cambridge Üniversitesi'nde bizim profesör gibi

böyle sık sık üniversite mutfağına kahve almaya gidip gelen kişiler

makineye gitmeden orada kahve

içinde kahve olup olmadığını anlayabilmek için

Dünyanın ilk webcam'ini icat ettiler.

Kahve tutkusu bir parça tembellikle birleşince

ortaya böyle teknolojik inovasyonlar bile çıkabiliyor.

Ama ben bugün size teknoloji tarafından çok,

kültür-sanat boyutundan bahsetmek istiyorum.

Hikayemizden de anlayacağınız gibi misafirlere kahve

ikram etme geleneği artık batı kültürüne de yerleşmiş durumda

Ee ne de olsa Dünya'nın en popüler

ikinci içeceği bu.

Birincisi de su.

Bizim kültürümüzde ki yeri biraz daha özel sanki.

Pek çoğumuz günde 3 öğün yemek yiyoruz değil mi?

Akşam yemeği, öğle yemeği

ama sabah yemeği yok.

Kahvaltı var.

Kahve altı.

yani sabahları aç karnına kahve içmemek için diğer şeyleri yiyoruz.

Öğünün amacı kahve.

İlginçtir artık

kahvaltıda kahve içen pek kalmadı bizde daha çok çay içiliyor değil mi?

Kahve sanki birazcık daha özel anlar için saklanıyor.

Tıpkı profesör ve öğrencilerinin hikayesinde olduğu gibi.

Mesela misafir geldiği zaman ne yapılır bizde?

E Türk kahvesi.

Mesela kız istemeye gidilince ne yapılır?

Durun durun geçenlerde Japonya'dan misafirlerim gelmişti hatırlıyor musunuz?

O zaman size bir söz vermiştim.

- O zaman sizi özel bir yere getirdim.

Önümüzdeki hafta içinde pazar gününü bile beklemeden

bu konuyla ilgili de ayrıntılı bir video hazırlamayı düşünüyorum.

Şimdi biraz geriye saralım ve o gün bizim misafire, Kazuko'ya, kahveyle ilgili sorduğum soruya kulak verelim:

- Peki sana bir sorum var benim.

+ Sorsana - Dur, dur şimdi. Geliyor, sorular geliyor.

+ Gelme. - Hazır.

+ Gelme, sorma. Anladım. - Anladın değil mi?. Bak anladı, bak nasıl anladı bak.

- Bir şey diyeceğim sana:

- Şimdi, bizim kahve bak bizim kah...

- Sansür yok, sansürsüz.

- Şimdi, bizim kahve kültürümüzde şöyle bir şey vardır;

+ Geliyor konu. - kız istemeye geldikleri zaman kahve yaparsın.

- Sen kahve yapmayı biliyor musun?

+ Evet, evet. - Bak öğrenmezsen...

+ Tuz koyacağız. - Heh, tuz bak.

+ Tuz koyacağız. Türk kahve... Tuzlu Türk kahvesi. Gülmeyin.

Gülmeyin çünkü benim başıma geldi. Sizin de gelebilir.

Peki kızı istediniz, verdiler, evlendiniz.

Ama ona yeterince kahve veremediniz.

Bu, zamanında bir boşanma sebebiymiş.

En azından öyle diyorlar, böyle bir rivayet var.

Eskiden kadınlara yeterince kahve temin edememenin

bir boşanma sebebi olduğuna dair bir rivayet dolanıyor ortalıkta.

Hatta bu rivayetten yola çıkarak ta 1921'de

ABD'de basılan gazetelerde kahve reklamı bile yapılmış.

Orada bu hikaye anlatılıyor.

Yani kahvaltıların,

misafirliklerin,

evlenmelerin ve dahi boşanmaların

yani hayatımızın en kritik dönemeçlerinin resmî içeceği olmuş kahve.

+ Köpüğü olması gerekiyor, öğretti bana yani. Her akşam yaptım. + Köpüğü olması gerekiyor, ateş, suyun içine koyuyorsun kahve tozu + Ateş... yavaş ateşte pişiriyorsun. + Köpüklü olması gerekiyor. + Köpürmezse, olmuyor. - Olmaz. + Olmaz.

- Bir de kız istemeye geldiğin zaman

damadın kahvesinin içine tuz koyacaksınız.

+ Hakikaten içtin mi? - Akşama sor Devletşah'a.

+ Tamam soracağım. - Bana koydu mu, koymadı mı sor.

+ Soracağım. - Tamam.

Japonlar bile Türk kahvesinin nasıl demlendiğini

hangi ortamlarda nasıl kullanılacağını, işin ritüelini öğrenmişler.

O gün kahve kelimesinin Japonca'daki karşılığını da sordum.

+ Kohi - Kohi?. "Coffee" gibi yani.

- "Coffee" gibi.

+ Ko-hi. - Ko-hi.

+ Evet. - Ko-hi. - Helal, helal. + Ko-hi

“Kohi” demişler Japonlar. “Coffee” kelimesini duyunca.

E zaten “Coffee” demişlerdi bizdeki “Kahve” kelimesini duyunca.

Çünkü "Kahve" kelimesi, "Kahva" orijinal hali bu,

Arapça'dan geliyor, bize geçiyor

ve biz de kahve ya da kahvehe dönüşüyor.

ve bizden de yani Osmanlılar zamanında da tüm dünyaya yayılmaya başlıyor.

Oxford İngilizce Sözlüğü'ne göre

“Coffee” kelimesi tam olarak 1582 yılında İngilizce diline geçmiş.

Osmanlılar'dan.

O zamanlar biz de epeyce meşhur bir içecekmiş.

Kelime İngilizce'ye geçtikten sonra otomatik olarak

kültürü de kendisine çekmiş.

17.yy'ın ortalarında “coffee shop” lar açılmaya başlanmış.

Bizdeki kahvehaneler gibi.

Ve oralara giden Jonathan Swift gibi bir takım yazarlar bir yandan

*Höpürdetme sesi*

kahvelerini yudumlarken -içinde kahve yok bu arada-

bir yandan da “Gulliver'in Seyahatleri” gibi kitaplarını yazmışlar

ve demişler ki:

Kahve bizi sert, ciddi ve felsefi yapıyor.

Ya da mesela Bach gibi klasik müziğin babası olarak kabul edilen bir isim

kahve tutkunu bir kadın hakkında opera yazmış.

*Benim için önemi yok!*

*Ama yine de sana yalvarıyorum.*

*Lütfen kahveme dokunmama ve tutmama izin ver.*

İşte kelimeden sonra kültür de

bu şekilde yayılmaya başlamış. Geçen yüzyılın ortalarında

kahve, artık evlerimize girmeye başladı.

Hani bardaklara koyup karıştırıp içiyoruz ya, instant(çabuk hazırlanan) kahve

Tarihçiler bu döneme: “Kahvenin 1. Dalgası” (1. Dönemi) adını veriyorlar.

Sonra "2. Dönem" başlıyor.

- "2. Dönem" 70'ler 80'lerde başlıyor.

- Aslında işte bu Starbucks başlatıyor diyebiliriz.

- O da böyle kahvehane kültürü.

- Yani insanlar bir yere gitsinler, orada sohbet etsinler

- kahvelerini içerken.

- Bizdeki "kahve bahane, sohbet şahane" mantığıyla.

Orada bu kahve hareketi ve dönemleri hakkında bir benzetme

daha aklıma geldi, onu söyledim ama sesi çok iyi temizleyemediğim için

şimdi buradan size tekrar edeyim.

Kahve akımları adeta sanat akımları gibi. Onun 1. Dönemi'nde

tıpkı müziğin kaydedilip çoğaltılabilmesinde

olduğu gibi her yere yayılmaya başlıyor.

Evlerimizde kahve içiyoruz nitekim.

2. döneme geçtiğimizde, işte bu Starbucks'ların açılmasıyla birlikte artık nasıl müziği dinlemek için konser salonlarına gidiyorsak

kahveyi içmek için de tekrar kahvehanelere gidiyoruz.

Sohbet ve kahvehane kültürü yeniden

yeşermeye başlıyor. Şimdilerdeyse 2000'lerden sonra

artık kahvenin 3. dalgasındayız.

"3. Dönem" başladı.

Artık kahvenin sadece hangi ülkeden de değil oradaki

hangi çiftlikten çıkarıldığı,

dolayısıyla kahve çekirdeklerinin nasıl bir toprakta,

nasıl bir ortamda yetiştiği

sonra nasıl kavrulduğu ve

ne şekilde demlendiği de önem kazandı.

- Şu anda kahvem bitmek üzere.

- Daha doğrusu kimyasal deney tamamlanmak üzere.

- Sonucu son derece ben de merak ediyorum.

ve bu tür kahveleri hazırlarken onun bu hikayesini

de anlatan kişiler ortaya çıkmaya başladı.

Baristalar.

+ Bunu aşağıya bırakıyoruz. + Şuradaki kapağı görüyor musun? - Evet.

+ ve bunu şöyle getirip kapatıyoruz. + Bunu da bunun üstüne koyuyoruz. + Ondan sonra bunu içine koymalıyız çünkü.... Baristalık şu anda dünyanın pek çok yerinde

çok saygın bir meslek olarak

kabul ediliyor.

Tıpkı zamanında Osmanlılar'daki "Kahveci Başı" gibi.

Sarayda böyle bir rütbe var.

Böyle bir pozisyon varmış.

Kahveci Başı.

Hatta bunların bazıları sadrazamlık mertebesine kadar yükselmiş.

Kahvenin kültürüne vakıf olmak, onun kökenini,

izlediği yolculuğu,

hazırlama ve demleme tekniklerini bilmek

üçüncü dalganın temel konuları.

Çünkü toprak, aldığı su,

güneşlenme zamanı, nem

kahvenin tadını ve aromasını değiştiriyor.

Eğer kahve yanardağın eteğinde yetiştiriliyorsa;

kül kokuyor.

Muz ağaçlarının gölgesinde yetişiyorsa;

daha aromatik bir tadı oluyor.

- Kahve.

ve bu konuda yapılan bilimsel araştırmalar

kahvenin sadece kokusunun bile

beynimizi harekete geçirdiğini gösteriyor.

Şimdi bilimsel araştırmalar deyince

bizim profesörle ve öğrencilerine ne oldu hatırlayacaksınız.

Bizim profesör mutfakta kahve yapıp

böyle farklı şekillerde ve boyutlardaki kaplarla beraber

öğrencilerinin önüne koymuştu.

İşte herkes kendine

güzel bir kap fincan seçip

şöyle

kahvelerini yudumlamaya başlıyorlar.

ve yine hayatın zorluklarından, stresinden

falan tabi konuşmaya devam ediyorlar.

E bizim profesör de diyor ki:

"Gördüğünüz gibi pahalı ve gösterişli olan kapların

hepsini aldınız.

Geriye sadece böyle ucuz ve düz olanlar kaldı.

Kendiniz için en iyisini istemeniz gayet normal

ama bu aynı zamanda

sizin problemlerinizin ve stresinizin de temel kaynağı."

Diyor bizim profesör ve

"Nasıl Barista Olunur 101"

konulu bir ders veriyor adeta öğrencilerine.

Ve sonra da devam ediyor:

"Kabın kendisi kahvenin kalitesine bir şey katmaz.

Çoğu zaman pahalı olduğu için

kahvenin bile ötesine geçer,

onu örter.

Bizim asıl istediğimizse sadece kahvedir,

onun kabı değil.

Ama biz yine de en iyi kabı, en iyi fincanı isteriz.

Ve bu yetmiyormuş gibi bir de başkalarının

elinde tuttuğu kaplara da göz dikeriz."

Şöyle düşünün:

Hayat kahvedir.

İşimiz, paramız, pozisyonumuzsa

sadece onu içinde taşıyan bir kap…

Sadece hayatı içermesi, onu taşıması gereken bir araç.

Ve bu aracın, bu kabın, fincanın;

tipi, şekli bizim hayatımızın kalitesini belirleyemez.

Bazen sadece kaba konsantre oluyoruz

ve kahvenin keyfini kaçırıyoruz.

Fincanın tadına değil kahvenin tadına bakın

En mutlu insanlar her şeyin en iyisine

sahip olan insanlar değildir.

Onlar her şeyi en iyi hale getirenlerdir.

Ellerinde olan her neyse…”

İşte böyle konuşmuş bizim profesör. Kahve hareketlerinde

3. Dalga içinde olduğumuzu söylemiştim ya. Kahvenin tüm yönleriyle en kaliteli, en nitelikli bir biçimde içilmeye çalışıldığı bir dönemin içindeyiz demiştim.

Orada müzik benzetmesine de devam

edecek olursak şimdi "sanat için sanat" döneminde gibiyiz.

"Kahve için kahve".

Kahve için kahve de diyebiliriz belki. Bak bu güzel oldu aslında.

Kahve deyince artık ne kastettiğimi anlıyorsunuz değil mi?

Nobel ödüllü şair ve müzisyen

Bob Dylan'ın da kastettiği şeyi.

Zaten kendisi profesör gibi bir adam.

Ve tıpkı kahve kelimesinin kendisi gibi

onun ataları da bizim oralardan, Kağızman'dan

kalkıp Amerika'lara gelmiş ve beraberinde de

“kahve bahane, sohbet şahane” kültürünü getirmiş.

Çünkü diyor ki Bob Dylan:

*Yol için bir fincan kahve daha*

*bir fincan kahve daha, ben gitmeden*

*aşağıdaki vadiye*

Bir fincandaki kahve gibidir hayat.

Bazen tatlı, bazen değildir.

Önemli olan kahvenin tadı değil zaten.

Onu kiminle içtiğinizdir.

*kız kardeşin geleceği görüyor*

*tıpkı annen ve senin gibi*

*asla okuma-yazma öğrenmedin*

*rafının üstünde hiç kitap yok*

*ve memnuniyetin sınır tanımıyor*

*sesin bir tarlakuşu gibi*

*ama kalbin bir okyanus sanki*

*gizemli ve karanlık*

*bir fincan kahve daha...*


Bir fincan kahve daha, ben gitmeden Another cup of coffee before I go

Üniversiteden mezun bir grup genç A group of young college graduates Группа молодых выпускников колледжа

iş hayatına atılıyorlar. Başarılı da oluyorlar kendilerince. they begin to work and also became succesful at their fields они идут в дело. Они также успешны по-своему.

Sonra bir gün toplanıp mezun oldukları afterwards they came together

o üniversiteye geri dönüp bir ziyaret yapmak istiyorlar, and they visit the university that they graduated from

orada çok sevdikleri bir hocaları var, ona gidiyorlar. they have a teacher they love very much, they go to him.

Üç beş kelam, eski günleri yad etmek derken Talking a little, remembering the old days etc.

sohbet derinleşiyor, koyulaşıyor. the conversation deepens. Разговор углубляется и темнеет.

Herkes tabi işinden gücünden bahsediyor bahsetmesine ama Of course everyone talks about their jobs but Конечно, все говорят о своей работе, о своей власти, но

bir yandan da hayatın zorlukları, yaşam koşulları, on the other hand life's challenges, life's circumstances,

o stres, mücadele onları biraz yıldırmış gibi gözüküyor. that stress, struggle seems to terrorize them.

E ne de olsa her başarının bir bedeli var. Well nevertheless every success has a price.

Hayatımızda ki stres belki de bunun bir parçasıdır kim bilir. Maybe the stress in our lives is a part of this who knows. Кто знает, может быть, стресс в нашей жизни является частью этого.

Her neyse, bizim profesör o misafirlerini ağırlıyor ya.... Anyway, this professor hosts that guests... Так или иначе, наш профессор приветствует этих гостей....

İşte onlara kahve yapmak için kalkıp mutfağa gidiyor So he gets up and goes to the kitchen to make them coffee Тут он встает и идет на кухню варить им кофе.

ve bir müddet sonra and after a while

kahveyle birlikte hazırladığı kahve ile birlikte with coffee he prepared с кофе, который он приготовил с кофе

işte böyle çeşitli boyutlarda ve şekillerde here are such various sizes and shapes Вот он разных размеров и форм

fincan, bardak, kaplarla beraber geri dönüyor. he returns with cups, glasses and pots.

Evet. Yes.

Şimdi siz de hemen kendinize Now you too

bir kahve kapıp gelin çünkü bu videonun sonunda Grab some coffee and come because at the end of this video

hikayenin sonunu da anlatacağım ve o zaman I will also tell the end of the story and then Я также расскажу конец истории, а затем

elinizde tuttuğunuz kahve kabının da the coffee pot you hold in your hand

onun içinde ki kahvenin de bir anlamı olacak yani bir çeşit fal bakacağım size. the coffee in it will also have a meaning, so I will see you some kind of fortune.

Anlatmaya başladığım hikayemiz orada geçmiyor ama but he story I started to tell is not happening there.

İngiltere'de Cambridge Üniversitesi'nde bizim profesör gibi Like our professor at Cambridge University in England

böyle sık sık üniversite mutfağına kahve almaya gidip gelen kişiler People who frequent the college kitchen for coffee

makineye gitmeden orada kahve before going to the machine

içinde kahve olup olmadığını anlayabilmek için To find out if there is coffee in it

Dünyanın ilk webcam'ini icat ettiler. They invented the world's first webcam.

Kahve tutkusu bir parça tembellikle birleşince When his passion for coffee combined with a little bit of laziness

ortaya böyle teknolojik inovasyonlar bile çıkabiliyor. Even such technological innovations can emerge.

Ama ben bugün size teknoloji tarafından çok, But I want to talk about cultur and art dimension,

kültür-sanat boyutundan bahsetmek istiyorum. Ich möchte über die Kultur-Kunst-Dimension sprechen. other than the technological side.

Hikayemizden de anlayacağınız gibi misafirlere kahve As you can see from our story, coffee for guests

ikram etme geleneği artık batı kültürüne de yerleşmiş durumda to offer coffee to guests, now is confirmed at western culture.

Ee ne de olsa Dünya'nın en popüler Well It's world's second

ikinci içeceği bu. popular drink.

Birincisi de su. The first is water.

Bizim kültürümüzde ki yeri biraz daha özel sanki. Its place in our culture seems a little more special.

Pek çoğumuz günde 3 öğün yemek yiyoruz değil mi? Most of us eat three meals a day, right?

Akşam yemeği, öğle yemeği dinner, lunch

ama sabah yemeği yok. but there is no food that is eaten in the morning.

Kahvaltı var. There is breakfast.

Kahve altı. Coffee six.

yani sabahları aç karnına kahve içmemek için diğer şeyleri yiyoruz. In other words, we eat other things in the mornings in order not to drink coffee on an empty stomach.

Öğünün amacı kahve. Meal's purpose is coffee.

İlginçtir artık It's interesting now

kahvaltıda kahve içen pek kalmadı bizde daha çok çay içiliyor değil mi? There are not many people who drink coffee for breakfast, we drink more tea, right?

Kahve sanki birazcık daha özel anlar için saklanıyor. Coffee seems to be kept for a little more special moments.

Tıpkı profesör ve öğrencilerinin hikayesinde olduğu gibi. Just like the story of professor and his students.

Mesela misafir geldiği zaman ne yapılır bizde? For example what do we do when the guests come?

E Türk kahvesi. Well turkish coffee.

Mesela kız istemeye gidilince ne yapılır? For example, what do you do when you go to ask for a girl?

Durun durun geçenlerde Japonya'dan misafirlerim gelmişti hatırlıyor musunuz? Wait wait a short time since I hand guests from Japan, do you remember?

O zaman size bir söz vermiştim. Then I made you a promise.

- O zaman sizi özel bir yere getirdim. -Then I brought you to a special place.

Önümüzdeki hafta içinde pazar gününü bile beklemeden In the next week even not waiting for sunday

bu konuyla ilgili de ayrıntılı bir video hazırlamayı düşünüyorum. Iam thinking to prepare a detailed video about this subject.

Şimdi biraz geriye saralım ve o gün bizim misafire, Kazuko'ya, kahveyle ilgili sorduğum soruya kulak verelim: Now let's rewind a little and let's hear the question about coffee, that I asked our guest Kazuko that day:

- Peki sana bir sorum var benim. - Well, I have a question for you.

\+ Sorsana \\+ ask me - Dur, dur şimdi. Geliyor, sorular geliyor. +Ask.

\+ Gelme. \\+ Don't come. - Hazır. - Ready.

\+ Gelme, sorma. Anladım. \ + Don't come, don't ask. Understood. - Anladın değil mi?. Bak anladı, bak nasıl anladı bak. - You get it? Look, he got it, look how he understood.

- Bir şey diyeceğim sana: - I'll tell you something:

- Şimdi, bizim kahve bak bizim kah... - I will tell you something.

- Sansür yok, sansürsüz. -No censor, without censor.

- Şimdi, bizim kahve kültürümüzde şöyle bir şey vardır; -Now, there is this thing at our coffee culture;

\+ Geliyor konu. +Here comes the subject. - kız istemeye geldikleri zaman kahve yaparsın. - you make coffee when they come to ask girls.

- Sen kahve yapmayı biliyor musun? -Do you know how to cook coffee?

\+ Evet, evet. Yes, yes. - Bak öğrenmezsen... -Look if you won't learn...

\+ Tuz koyacağız. \ + We will put salt. - Heh, tuz bak. -Heh, salt look.

\+ Tuz koyacağız. Türk kahve... \ + We will put salt. Turkish coffee... Tuzlu Türk kahvesi. Gülmeyin. \+ We will put salt to coffee. Turkish coffee.

Gülmeyin çünkü benim başıma geldi. Sizin de gelebilir. Don't laugh. Because I experienced it. You can too.

Peki kızı istediniz, verdiler, evlendiniz. Well, you wanted the girl, they gave it, you got married

Ama ona yeterince kahve veremediniz. But you could not give her enough coffee.

Bu, zamanında bir boşanma sebebiymiş. This was a reason for divorce at the time.

En azından öyle diyorlar, böyle bir rivayet var. At least they say so, there is such a rumor.

Eskiden kadınlara yeterince kahve temin edememenin There is a rumor that not to provide enough coffee for woman is a

bir boşanma sebebi olduğuna dair bir rivayet dolanıyor ortalıkta. reason for divorce.

Hatta bu rivayetten yola çıkarak ta 1921'de Even based on this rumor, in 1921

ABD'de basılan gazetelerde kahve reklamı bile yapılmış. There was even a coffee advertisement in newspapers published in the USA.

Orada bu hikaye anlatılıyor. So breakfasts,

Yani kahvaltıların, So your breakfasts,

misafirliklerin, being guests,

evlenmelerin ve dahi boşanmaların of marriages and even divorces

yani hayatımızın en kritik dönemeçlerinin resmî içeceği olmuş kahve. Coffee has become the official beverage of the most critical junctures in our lives.

\+ Köpüğü olması gerekiyor, öğretti bana yani. Her akşam yaptım. \ + It has to be foam, it taught me so. I did it every evening. \+ Köpüğü olması gerekiyor, ateş, suyun içine koyuyorsun kahve tozu It needs to be foam, fire, you put it in water, coffee powder \+ Ateş... yavaş ateşte pişiriyorsun. \ + Fire ... you're cooking on a slow fire. \+ Köpüklü olması gerekiyor. \\+ It needs to be sparkling. \+ Köpürmezse, olmuyor. +If it does not boil, it is not happening. - Olmaz. + Olmaz. -No, it doesn't. +No, it doesn't.

- Bir de kız istemeye geldiğin zaman And when you come to ask for a girl

damadın kahvesinin içine tuz koyacaksınız. you put salt into the groom's coffee.

\+ Hakikaten içtin mi? +Did you really drink it? - Akşama sor Devletşah'a. - Ask Devletşah for the evening.

\+ Tamam soracağım. \ + I'll ask ok. - Bana koydu mu, koymadı mı sor. +Ok I will ask.

\+ Soracağım. +I will ask. - Tamam. -Ok.

Japonlar bile Türk kahvesinin nasıl demlendiğini Even the Japanese know how Turkish coffee is brewed.

hangi ortamlarda nasıl kullanılacağını, işin ritüelini öğrenmişler. Even the japanese people learned how to boil turkish coffee,

O gün kahve kelimesinin Japonca'daki karşılığını da sordum. I also asked the Japanese equivalent of the word coffee that day.

\+ Kohi \ + Kohi - Kohi?. "Coffee" gibi yani. - Kohi? Like "Coffee".

- "Coffee" gibi. - Like "Coffee".

\+ Ko-hi. \\+ Ko-hi. - Ko-hi.

\+ Evet. - Ko-hi. - Helal, helal. + Ko-hi - Halal, halal. + ko-hi

“Kohi” demişler Japonlar. “Coffee” kelimesini duyunca. -Helal, helal. +Ko-hi.

E zaten “Coffee” demişlerdi bizdeki “Kahve” kelimesini duyunca. E had already said "Coffee" when they heard the word "Coffee" in us.

Çünkü "Kahve" kelimesi, "Kahva" orijinal hali bu, Because the word "kahve", it comes from Arabian language,

Arapça'dan geliyor, bize geçiyor "Kahva" is it's original form.

ve biz de kahve ya da kahvehe dönüşüyor. and we turn into coffee or coffee.

ve bizden de yani Osmanlılar zamanında da tüm dünyaya yayılmaya başlıyor. and from us I mean at Ottoman Empire time, it begins to spread to all world.

Oxford İngilizce Sözlüğü'ne göre According to Oxford English dictionary,

“Coffee” kelimesi tam olarak 1582 yılında İngilizce diline geçmiş. the word "Coffee", passed into English in the year of 1582.

Osmanlılar'dan. from the Ottomans.

O zamanlar biz de epeyce meşhur bir içecekmiş. It was a very famous drink at that time.

Kelime İngilizce'ye geçtikten sonra otomatik olarak After the word passes to English,automatically,

kültürü de kendisine çekmiş. appealed the culture.

17.yy'ın ortalarında “coffee shop” lar açılmaya başlanmış. In the middle of the 17th century, "coffee shops" started to open.

Bizdeki kahvehaneler gibi. Like "kahvehane" in turkish culture.

Ve oralara giden Jonathan Swift gibi bir takım yazarlar bir yandan And the writers like Jonathan Swift were drinking their coffee,

*Höpürdetme sesi* * Slurping sound *

kahvelerini yudumlarken -içinde kahve yok bu arada- -by the way there is not any coffee in it-

bir yandan da “Gulliver'in Seyahatleri” gibi kitaplarını yazmışlar on the other hand they wrote books like "Gulliver's Travels"

ve demişler ki: and they said:

Kahve bizi sert, ciddi ve felsefi yapıyor. Coffee makes us harsh, serious and philosophical.

Ya da mesela Bach gibi klasik müziğin babası olarak kabul edilen bir isim or for example a name that accepted the father of classical music like Bach,

kahve tutkunu bir kadın hakkında opera yazmış. He wrote an opera about a coffee-lover woman.

*Benim için önemi yok!* * It doesn't matter to me! *

*Ama yine de sana yalvarıyorum.* *But I beg you anyway.*

*Lütfen kahveme dokunmama ve tutmama izin ver.* * Please let me touch and hold my coffee. *

İşte kelimeden sonra kültür de There after word then culture

bu şekilde yayılmaya başlamış. Geçen yüzyılın ortalarında began to spread this way. In the middle of previous century

kahve, artık evlerimize girmeye başladı. coffee, now started to get in to out houses.

Hani bardaklara koyup karıştırıp içiyoruz ya, instant(çabuk hazırlanan) kahve You know, we put it in glasses and mix it and drink it, instant coffee

Tarihçiler bu döneme: “Kahvenin 1. Dalgası” (1. Dönemi) adını veriyorlar. Historians call this period: " First Wave of Coffee"

Sonra "2. Dönem" başlıyor. Then "Second Period" begins.

- "2. Dönem" 70'ler 80'lerde başlıyor. - "2nd Period" starts in the 70s and 80s.

- Aslında işte bu Starbucks başlatıyor diyebiliriz. - Actually, we can say that this is Starbucks starting.

- O da böyle kahvehane kültürü. -That is coffee shop culture.

- Yani insanlar bir yere gitsinler, orada sohbet etsinler -I mean people go somewhere, talk there.

- kahvelerini içerken. - while drinking their coffee.

- Bizdeki "kahve bahane, sohbet şahane" mantığıyla. Our "Coffee is excuse, chatting is perfect" logic.

Orada bu kahve hareketi ve dönemleri hakkında bir benzetme There I figured out an assimilation about coffee movement and periods,

daha aklıma geldi, onu söyledim ama sesi çok iyi temizleyemediğim için I said that but I could not clean the voice

şimdi buradan size tekrar edeyim. Now let me repeat it to you from here.

Kahve akımları adeta sanat akımları gibi. Onun 1. Dönemi'nde Coffee movements are just like art movements. It's first period

tıpkı müziğin kaydedilip çoğaltılabilmesinde it starts to spread everywhere just like music

olduğu gibi her yere yayılmaya başlıyor. is being recorded and increases.

Evlerimizde kahve içiyoruz nitekim. As a matter of fact, we drink coffee in our homes.

2\. döneme geçtiğimizde, işte bu Starbucks'ların açılmasıyla birlikte artık 2nd\\. When we get to the period, with the opening of these Starbucks, nasıl müziği dinlemek için konser salonlarına gidiyorsak As we go to concert halls to listen to music

kahveyi içmek için de tekrar kahvehanelere gidiyoruz. We go to coffeehouses again to drink coffee.

Sohbet ve kahvehane kültürü yeniden Chat and coffeehouse culture again

yeşermeye başlıyor. Şimdilerdeyse 2000'lerden sonra is starting to green. Now, after the 2000s

artık kahvenin 3. dalgasındayız. we are now in the third wave of coffee.

"3. Dönem" başladı. The "3rd Term" has begun.

Artık kahvenin sadece hangi ülkeden de değil oradaki Now, not only from which country but also from

hangi çiftlikten çıkarıldığı, from which farm he was removed,

dolayısıyla kahve çekirdeklerinin nasıl bir toprakta, hence what kind of soil are the coffee beans,

nasıl bir ortamda yetiştiği in what environment he grew up in

sonra nasıl kavrulduğu ve then how it is roasted and

ne şekilde demlendiği de önem kazandı. The way it was brewed also gained importance.

- Şu anda kahvem bitmek üzere. - I'm running out of coffee right now.

- Daha doğrusu kimyasal deney tamamlanmak üzere. - More precisely, the chemical experiment is about to be completed.

- Sonucu son derece ben de merak ediyorum. - I am extremely curious about the result.

ve bu tür kahveleri hazırlarken onun bu hikayesini and this story of him while preparing this type of coffee.

de anlatan kişiler ortaya çıkmaya başladı. people who also told about it started to emerge.

Baristalar. Baristas.

\+ Bunu aşağıya bırakıyoruz. \ + We leave this below. \+ Şuradaki kapağı görüyor musun? \ + Do you see the cover over there? - Evet. - Yes.

\+ ve bunu şöyle getirip kapatıyoruz. \ + and we put it like this and turn it off. \+ Bunu da bunun üstüne koyuyoruz. \ + We put this on top of that too. \+ Ondan sonra bunu içine koymalıyız çünkü.... \ + After that we have to put this in because .... Baristalık şu anda dünyanın pek çok yerinde Barista work in many parts of the world right now

çok saygın bir meslek olarak as a highly respected profession

kabul ediliyor. is accepted.

Tıpkı zamanında Osmanlılar'daki "Kahveci Başı" gibi. Just like the "Kahveci Head" in the Ottoman period.

Sarayda böyle bir rütbe var. There is such a rank in the palace.

Böyle bir pozisyon varmış.

Kahveci Başı.

Hatta bunların bazıları sadrazamlık mertebesine kadar yükselmiş. Some of them even rose to the rank of grand vizier.

Kahvenin kültürüne vakıf olmak, onun kökenini, Knowing the culture of coffee, its origin,

izlediği yolculuğu,

hazırlama ve demleme tekniklerini bilmek

üçüncü dalganın temel konuları.

Çünkü toprak, aldığı su,

güneşlenme zamanı, nem

kahvenin tadını ve aromasını değiştiriyor. It changes the taste and aroma of coffee.

Eğer kahve yanardağın eteğinde yetiştiriliyorsa; If coffee is grown at the foot of the volcano;

kül kokuyor.

Muz ağaçlarının gölgesinde yetişiyorsa;

daha aromatik bir tadı oluyor.

- Kahve.

ve bu konuda yapılan bilimsel araştırmalar

kahvenin sadece kokusunun bile Even just the smell of coffee

beynimizi harekete geçirdiğini gösteriyor. It shows that it activates our brain.

Şimdi bilimsel araştırmalar deyince Now when it comes to scientific research

bizim profesörle ve öğrencilerine ne oldu hatırlayacaksınız. You will remember what happened with our professor and his students.

Bizim profesör mutfakta kahve yapıp Our professor is making coffee in the kitchen

böyle farklı şekillerde ve boyutlardaki kaplarla beraber with such different shapes and sizes of containers

öğrencilerinin önüne koymuştu. He had put it in front of his students.

İşte herkes kendine Here is everyone

güzel bir kap fincan seçip choose a nice cup

şöyle

kahvelerini yudumlamaya başlıyorlar. They start sipping their coffee.

ve yine hayatın zorluklarından, stresinden and again from the hardships and stress of life

falan tabi konuşmaya devam ediyorlar. of course they continue to talk.

E bizim profesör de diyor ki: E our professor says:

"Gördüğünüz gibi pahalı ve gösterişli olan kapların "As you can see, the expensive and flashy containers

hepsini aldınız. you got them all.

Geriye sadece böyle ucuz ve düz olanlar kaldı. Only such cheap and flat ones remained.

Kendiniz için en iyisini istemeniz gayet normal It's normal to want the best for yourself

ama bu aynı zamanda but this is also

sizin problemlerinizin ve stresinizin de temel kaynağı." the main source of your problems and stress. "

Diyor bizim profesör ve Says our professor and

"Nasıl Barista Olunur 101" "How To Become A Barista 101"

konulu bir ders veriyor adeta öğrencilerine. she gives a lesson on the subject of her students.

Ve sonra da devam ediyor: And then it continues:

"Kabın kendisi kahvenin kalitesine bir şey katmaz. "The bowl itself does not add to the quality of the coffee.

Çoğu zaman pahalı olduğu için Often because it is expensive

kahvenin bile ötesine geçer, goes beyond even coffee,

onu örter. covers it.

Bizim asıl istediğimizse sadece kahvedir, What we really want is only coffee,

onun kabı değil. not his container.

Ama biz yine de en iyi kabı, en iyi fincanı isteriz. But we still want the best cup, the best cup.

Ve bu yetmiyormuş gibi bir de başkalarının And as if that wasn't enough

elinde tuttuğu kaplara da göz dikeriz." We also keep an eye on the containers he holds. "

Şöyle düşünün:

Hayat kahvedir. Life is coffee.

İşimiz, paramız, pozisyonumuzsa If it's our job, our money, our position

sadece onu içinde taşıyan bir kap… just a container that carries it in it ...

Sadece hayatı içermesi, onu taşıması gereken bir araç.

Ve bu aracın, bu kabın, fincanın;

tipi, şekli bizim hayatımızın kalitesini belirleyemez. type and shape cannot determine the quality of our life.

Bazen sadece kaba konsantre oluyoruz

ve kahvenin keyfini kaçırıyoruz. and we lose the fun of the coffee.

Fincanın tadına değil kahvenin tadına bakın Taste the coffee, not the taste of the cup

En mutlu insanlar her şeyin en iyisine The happiest people to the best of everything

sahip olan insanlar değildir. it is not people who have it.

Onlar her şeyi en iyi hale getirenlerdir.

Ellerinde olan her neyse…”

İşte böyle konuşmuş bizim profesör. Kahve hareketlerinde This is how our professor spoke. In coffee moves

3\. Dalga içinde olduğumuzu söylemiştim ya. 3\\. I told you we were in the wave. Kahvenin tüm yönleriyle en kaliteli, en nitelikli bir biçimde içilmeye çalışıldığı bir dönemin içindeyiz demiştim. I said that we are in a period when coffee is tried to be drunk in the best quality and in the most qualified way in all aspects.

Orada müzik benzetmesine de devam Continue the analogy of music there

edecek olursak şimdi "sanat için sanat" döneminde gibiyiz. As a matter of fact, we are now like "art for art" period.

"Kahve için kahve".

Kahve için kahve de diyebiliriz belki. Bak bu güzel oldu aslında. Maybe we can call it coffee for coffee. Look, this is good actually.

Kahve deyince artık ne kastettiğimi anlıyorsunuz değil mi? You know what I mean when you say coffee, right?

Nobel ödüllü şair ve müzisyen Nobel laureate poet and musician

Bob Dylan'ın da kastettiği şeyi. What Bob Dylan meant as well.

Zaten kendisi profesör gibi bir adam. He's a man like a professor, anyway.

Ve tıpkı kahve kelimesinin kendisi gibi And just like the word coffee itself

onun ataları da bizim oralardan, Kağızman'dan

kalkıp Amerika'lara gelmiş ve beraberinde de

“kahve bahane, sohbet şahane” kültürünü getirmiş.

Çünkü diyor ki Bob Dylan:

*Yol için bir fincan kahve daha* * One more cup of coffee for the road *

*bir fincan kahve daha, ben gitmeden* * another cup of coffee before I go *

*aşağıdaki vadiye* * to the valley below *

Bir fincandaki kahve gibidir hayat. Life is like a cup of coffee.

Bazen tatlı, bazen değildir. Sometimes sweet, sometimes not.

Önemli olan kahvenin tadı değil zaten. It is not the taste of the coffee that matters anyway.

Onu kiminle içtiğinizdir. With whom you drink it.

*kız kardeşin geleceği görüyor* * your sister sees the future *

*tıpkı annen ve senin gibi* * just like your mother and you *

*asla okuma-yazma öğrenmedin* * you have never learned to read and write *

*rafının üstünde hiç kitap yok* * no books on the shelf *

*ve memnuniyetin sınır tanımıyor* * and your satisfaction knows no bounds *

*sesin bir tarlakuşu gibi* * Your voice is like a lark *

*ama kalbin bir okyanus sanki* * but your heart is like an ocean *

*gizemli ve karanlık* * mysterious and dark *

*bir fincan kahve daha...* * another cup of coffee ... *