×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.


image

Ayşe ve Ali, Pazar Sabahı

Pazar Sabahı

Aslında, sabahları biraz huysuz olurum, erkenden uyanmayı sevmediğimden olsa gerek.

Pek fazla konuşmayı da sevmem, sabah sabah! Her neyse, gözlerimi açtığımda birden evin çok sessiz olduğunu farkediyorum. Konuşmalar,televizyonun sesi ya da annemin mutfakta yarattığı sesler hiç biri yok. Sessizlik ne güzel, okul da yok bugün. Biraz daha yatakta kalıp keyif yapıyorum. Biraz daha uykuya dalıyorum, sonra annemin adımı seslenmesiyle uyanıyorum.

-Ayşeeee !

Hadi, kalk artık,saat kaç oldu,haberin var mı?

Pazar da olsa sonsuz yatak keyfi yok tabii.

Yavaş yavaş kalkıyor, üzerimi değiştiriyorum. Banyoya gidip çabucak yüzümü yıkıyor ve mutfağa doğru yöneliyorum ya da şöyle söylemem daha doğru sanırım ; kokuya doğru yöneliyorum. Çünkü, annemin pazar sabahı kahvaltısı için hazırladığı poğaçalar nefis kokuyorlar.

Kahvaltım müthişti.Bugün, bir arkadaşımla buluşup,sinemaya gideceğiz.Epeydir vizyona girmesini beklediğimiz bir film vardı, onu birlikte seyredeceğiz.

Öncesinde kuaföre gidip,saçlarımı kestirmeyi düşünüyorum, ama henüz aramadım. Öncelikle, arayıp randevu almalıyım.

Sinemadan sonra eve dönünce,biraz ders çalışmalıyım.Sınavlarım yaklaşıyor,yavaş yavaş hazırlanmam lazım...


Pazar Sabahı Sonntag Morgen Sunday morning domingo de manhã воскресное утро

Aslında, sabahları biraz huysuz olurum, erkenden uyanmayı sevmediğimden olsa gerek. Eigentlich werde ich morgens etwas launisch, wahrscheinlich weil ich nicht gerne früh aufstehe. Actually, it's a bit grumpy in the morning, I do not like to wake up early. En fait, je deviens un peu grincheux le matin, probablement parce que je n'aime pas me lever tôt. Na verdade, fico um pouco irritado de manhã, provavelmente porque não gosto de acordar cedo.

Pek fazla konuşmayı da sevmem, sabah sabah! Ich rede auch nicht gern, morgens morgens! I do not like to talk too much, morning morning! Je n'aime pas beaucoup parler non plus, le matin le matin ! Eu também não gosto de falar muito, de manhã pela manhã! Я тоже не люблю много говорить, с утра до утра! Her neyse, gözlerimi açtığımda birden evin çok sessiz olduğunu farkediyorum. Jedenfalls, wenn ich meine Augen öffne, merke ich plötzlich, dass es im Haus sehr ruhig ist. Anyway, when I open my eyes I suddenly realize that the house is very quiet. Quoi qu'il en soit, quand j'ouvre les yeux, je réalise soudain que la maison est très calme. De qualquer forma, quando abro os olhos, de repente percebo que a casa está muito quieta. Так или иначе, когда я открываю глаза, я вдруг понимаю, что в доме очень тихо. У сваком случају, када отворим очи, одједном схватим да је кућа веома тиха. Konuşmalar,televizyonun sesi ya da annemin mutfakta yarattığı sesler hiç biri yok. Gespräche, das Geräusch des Fernsehers oder die Geräusche meiner Mutter in der Küche fehlen. There are no conversations, no sound of television, or no sound your mother created in the kitchen. Les conversations, le son de la télé ou les sons que faisait ma mère dans la cuisine sont absents. Sessizlik ne güzel, okul da yok bugün. Wie schön ist die Stille, heute ist keine Schule. Silence is beautiful, there is no school today. Biraz daha yatakta kalıp keyif yapıyorum. Ich bleibe noch etwas länger im Bett und genieße es. I stay in bed a little more and enjoy myself. Je reste au lit un peu plus longtemps et j'en profite. Biraz daha uykuya dalıyorum, sonra annemin adımı seslenmesiyle uyanıyorum. Ich schlafe noch ein wenig länger ein und wache dann auf, als meine Mutter meinen Namen ruft. I'm falling asleep a little more, then I wake up with my mother calling my name. Je m'endors un peu plus longtemps, puis je me réveille quand ma mère m'appelle.

-Ayşeeee ! -Ayşeeee! -Aysee!

Hadi, kalk artık,saat kaç oldu,haberin var mı? Komm schon, steh auf, weißt du wie spät es ist? Come on, get up, you know what time it was? Давай, вставай, ты знаешь, который час?

Pazar da olsa sonsuz yatak keyfi yok tabii. Endloses Bettvergnügen gibt es natürlich auch am Sonntag nicht. On Sunday, of course, there is no endless bed pleasure. Bien sûr, il n'y a pas de plaisir au lit sans fin, même le dimanche. Конечно, бесконечного постельного удовольствия не бывает, даже в воскресенье.

Yavaş yavaş kalkıyor, üzerimi değiştiriyorum. Ich stehe langsam auf und ziehe mich um. I get up slowly and change my hand. I go to the bathroom and wash the face quickly, and I'm heading towards the kitchen or I think it's better to say: I am heading towards the smell. My morning, my mother smells delicious prawns prepared for Sunday morning breakfast. Je me lève doucement et change de vêtements. Я медленно встаю и переодеваюсь. Banyoya gidip çabucak yüzümü yıkıyor ve mutfağa doğru yöneliyorum ya da şöyle söylemem daha doğru sanırım ; kokuya doğru yöneliyorum. Ich gehe ins Badezimmer und wasche schnell mein Gesicht und gehe in Richtung Küche, oder ich denke, es wäre richtiger zu sagen; Ich tendiere zum Duft. I had a movie that we expected to get into the vision and we will watch it together. Je vais à la salle de bain et me lave rapidement le visage et me dirige vers la cuisine, ou je pense qu'il serait plus correct de dire ; Je penche pour le parfum. Я иду в ванную, быстро умываюсь и направляюсь на кухню или, думаю, правильнее будет сказать; Я склоняюсь к запаху. Çünkü, annemin  pazar sabahı kahvaltısı  için hazırladığı poğaçalar nefis kokuyorlar. Weil das Gebäck, das meine Mutter für ihr Frühstück am Sonntagmorgen zubereitet hat, köstlich riecht. I am going to go to the hairdresser in the beginning and think about cutting my hair, but I have not called yet. Parce que les pâtisseries que ma mère a préparées pour son petit-déjeuner du dimanche matin sentent bon.

Kahvaltım müthişti.Bugün, bir arkadaşımla buluşup,sinemaya gideceğiz.Epeydir vizyona girmesini beklediğimiz bir film vardı, onu birlikte seyredeceğiz. Mein Frühstück war super, heute treffe ich mich mit einem Freund und gehe ins Kino. First of all, I have to call and make an appointment. Mon petit déjeuner était super. Aujourd'hui, je vais rencontrer un ami et aller au cinéma. Мой завтрак был отличным Сегодня я собираюсь встретиться с другом и пойти в кино.

Öncesinde kuaföre gidip,saçlarımı kestirmeyi düşünüyorum, ama henüz aramadım. Ich überlege, zuerst zum Friseur zu gehen und mir die Haare schneiden zu lassen, aber ich habe noch nicht angerufen. When I go home after the movie, I have to study a little bit. Je pense aller chez le coiffeur et me faire couper les cheveux d'abord, mais je n'ai pas encore appelé. Öncelikle, arayıp randevu almalıyım. Zuerst muss ich anrufen und einen Termin vereinbaren. First of all, I have to call and make an appointment. D'abord, je dois appeler et prendre rendez-vous. Во-первых, я должен позвонить и записаться на прием.

Sinemadan sonra eve dönünce,biraz ders çalışmalıyım.Sınavlarım yaklaşıyor,yavaş yavaş hazırlanmam lazım... Wenn ich nach dem Kino nach Hause komme, muss ich noch ein bisschen lernen, meine Prüfungen rücken näher, ich muss mich langsam vorbereiten... When I come home after the cinema, I have to study a little bit. My exams are approaching, I have to prepare slowly ... Quand je rentre après le cinéma, je dois étudier un peu, mes examens approchent, je dois me préparer doucement...