image

Kaderi Değiştiren, Vaadin Gerçekleşmesi

Hiç size bir söz verip tutmayan biri oldu mu? Yaşlılar bir zamanlar insanların daha güvenilir olduklarını söyler. Bir anlaşma yaparak el sıkıştıklarında, sözlerinin güvenilir olduğunu bilirdiniz. Verdikleri sözleri tutarlardı. Fakat günümüzde bu türden bir anlaşma ölmüş gibi görünüyor. Bir arkadaşınıza veya akrabanıza para verip, hiçbir zaman geri ödemedikleri oldu mu? Veya, sizden bir şey satın almaya söz verip, başka bir yerde daha iyi fiyatlısını bulup size bir daha hiç dönmeyenler. Bu dünyada o kadar çok yalan, hainlik ve hırsızlık var ki, kime güveneceğimizi bilmiyoruz. Bu da bizi bu dersimizin ana konusuna getiriyor. Bu gezegendeki kısa yaşantımız sırasında, kime güvenebiliriz? Vaatlerini kesin olarak kim yerine getiriyor? Aksi durumda büyük bir miktarda para tasarrufu yapabileceği halde, sözünü tutan bir adamın öyküsünü okuyarak başlayalım. Bir zamanlar Sezgin Bey adında bir fabrika sahibi varmış. Fabrikasında çekyat ve koltuk gibi mobilyalar üretiliyormuş. Fabrikada elektrikle çalışan pek çok makine varmış. Bir gün elektrik sisteminde bir sorun olmuş ve bazı cihazlar geçici olarak kapanmış. Elektrik tekrar gelmiş, ancak o günden sonra zaman zaman kesinti yapmaya başlamış. Sezgin Bey şöyle demiş, “Sorunu kendim araştıracağım, herkes ellerinden geldiği kadar işlerine devam etsin.” Böylece herkes işinin başına dönmüş ve Sezgin Bey inşaat işinde çalışan bir arkadaşını aramış. “Fabrikada bir sorun çıktı ve bir elektrikçiye ihtiyacım var; beni kazıklamayacak, dürüst bir adam olsun. Elektrik hakkında hiçbir şey bilmem, bu yüzden elektrikçi beni kolaylıkla aldatabilir.” Arkadaşı birini tavsiye etmiş, Sezgin Bey elektrikçiyi aramış ve adam fabrikaya gelmiş. Elektrikçi gerekli incelemeyi yaptıktan sonra, Sezgin Bey'e rapor vermiş. “Transformatörlerdeki bazı çok ince kablolar yanmış. Makinelerin en çok çalıştıkları sürelerde o nokta fazla ısınıyor ve sigortalar atıyor. Sistem soğuduktan sonra sigortaları açabilirsiniz, ancak aynı şey olmaya devam edecek. Tüm sistemi kapatmam ve o kabloları değiştirmem gerekecek. Bu işlem epey zaman alacak. En iyisi bu işi Pazar günü fabrika kapalıyken, veya gece yapmam.” Sezgin Bey elektrikçinin doğru söylediğine inanmış. Fiyat üzerinde anlaşmışlar. Sezgin Bey “İş senindir” demiş. Elektrikçi o gece fabrika kapandıktan sonra çalışmaya başlayacakmış. Sezgin Bey bilmiyormuş, ancak fabrikasının müdürü Ali de bir elektrikçi çağırmış. Durumu idare etme yeteneğiyle patronunu etkilemek istiyormuş, bu yüzden tanıdığı birini çağırmış. Bu elektrikçi de bir inceleme yapmış ve Ali'yle birlikte Sezgin Bey'e gelerek rapor vermiş. Ali, “Sezgin Bey, birkaç dakikanız varsa, bu elektrikçiyle bir anlaşma yaptım ve sorunu tespit ettik. Bugün iş paydos ettikten sonra transformatördeki kablo tesisatının yenilenmesi gerekiyor. Ancak bu elektrikçi işi yapabilir, ben de onunla fiyatta anlaştım” demiş. Sezgin Bey bu noktada dikkatli davranmak istemiş. Ali'nin iyi bir eleman olduğunu biliyormuş ve etkin, sorun çözücü biri olma hevesini kırmak istemiyormuş. “Ali, bu soruna çözüm bulmak için çaba göstermene memnun oldum. Eminim ki anlaştığın elektrikçi iyi bir adamdır. Ne yazık ki ben başka bir elektrikçiyle anlaştım bile.” Ali şöyle demiş: “Diğer elektrikçiyi arayıp gelmemesini bildirebiliriz, yardımına ihtiyacımız kalmadığını söyleyebiliriz.” Sezgin Bey düşünceli bir şekilde Ali'ye bakıp şöyle demiş: “Korkarım ki bu mümkün değil. Sözümü verdim.” Ali yine de çabalarının işe yaramasını istemiş. “Eminim bu elektrikçi de işi en az diğeri kadar iyi yapabilir, zaten kendisi burada, diğer elektrikçinin ise tekrar gelmesi gerekecek. Ücretleri karşılaştıralım.” Ücretleri karşılaştırmışlar ve Ali'nin bulduğu elektrikçinin fiyatı 200 lira düşük çıkmış. “Bakın, benim elektrikçimin ücreti daha bile düşük!” “Bu doğru Ali, ancak bir sorun var.” “Nedir o?” Ali, hakkında bilgisi olmadığı bir şey olmasından korkarak sormuş. “İşi başka birine vermeye söz verdim ve sözümü tutacağım. Kendi anlaştığım elektrikçiyle çalışmakla, senin seçtiğinin daha kötü olduğunu söylemiyorum. Daha kötü olabilir, olmayabilir de. Fakat ben bir söz verdim ve sözümü tutacağım.” Bu son sözler acıymış, ancak tartışmanın sona erdiği anlamına geliyormuş. Patron bir karar vermiş ve öyle olması gerekiyormuş. Sezgin Bey bir söz vermiş ve tutmak için kesinlikle kararlıymış. Daha fazla para harcamak ve diğer adamı geri çevirmek anlamına gelse bile. Önceki derslerimizde Allah'ın verdiği çok önemli bir vaadi gördük. Ve göreceğimiz gibi, O bu vaadi yerine getirmeye kesinlikle kararlıydı. İbrahim'e bir çocuk vaat etmişti ve İbrahim'in bu çocuktan doğacak soyunun hem sayılamayacak kadar çok olacağını, hem de tüm dünyanın onların aracılığıyla kutsanacağını bildirmişti. İbrahim yaşlandığında ve vaat henüz yerine getirilmemişken ne olduğunu hatırlıyor musunuz? Sara İbrahim'i cariyesi Hacer'den bir çocuk yapmaya ikna etti. Peki Allah İbrahim'e bir oğul vaat ederken kastettiği bu muydu? Yanıt belli ki “hayır”, çünkü geçen dersimizde Allah'ın bu çocuğun Sara'dan gelmesini istediğini gördük. Peki İbrahim'in halihazırda edindiği çocuğa ne olacaktı ve Allah neden dünyayı onun aracılığıyla kutsamayacaktı? Kutsal Kitap'ı okuyup görelim, Yaratılış 21. bölüm, 1-11 ayetlerinden başlayalım: 1 RAB verdiği söz uyarınca Sara'ya iyilik etti ve sözünü yerine getirdi. 2 Sara hamile kaldı; İbrahim'in yaşlılık döneminde, tam Tanrı'nın belirttiği zamanda ona bir erkek çocuk doğurdu. 3 İbrahim Sara'nın doğurduğu çocuğa İshak16 adını verdi. 4 Tanrı'nın kendisine buyurduğu gibi oğlu İshak'ı sekiz günlükken sünnet etti. 5 İshak doğduğunda İbrahim yüz yaşındaydı. 6 Sara, “Tanrı yüzümü güldürdü” dedi, “Bunu duyan herkes benimle birlikte gülecek. 7 Kim İbrahim'e Sara çocuk emzirecek derdi? Bu yaşında ona bir oğul doğurdum.” 8 Çocuk büyüdü. Sütten kesildiği gün İbrahim büyük bir şölen verdi. 9 Ne var ki Sara, Mısırlı Hacer'in İbrahim'den olma oğlu İsmail'in alay ettiğini görünce, 10 İbrahim'e, “Bu cariyeyle oğlunu kov” dedi, “Bu cariyenin oğlu, oğlum İshak'ın mirasına ortak olmasın.” 11 Bu İbrahim'i çok üzdü, çünkü İsmail de öz oğluydu. İbrahim ikinci oğlunun doğumunu kutlayıp neşeleneceği zamanda, kendini berbat bir durumda buldu. İki kızgın ve kıskanç kadınla uğraşıyordu. Bunun nasıl olduğunu hatırlıyor musunuz? Allah'ın vaadini, O'nun onayı olmadan ve insanî bir çabayla gerçekleştirmeye çalışmak yüzünden. O zaman iyi bir fikir gibi görünen şey, ilgili herkes için bir gerginlik kaynağına dönüşmüştü. İbrahim ve Sara'nın Hacer'den çocuk sahibi olmak için evlilik sözleşmesini çiğneme hataları, evin içine acılık ve kıskançlık getirmişti. Şimdi evleri mutluluktan alabildiğine uzaktı ve İbrahim'in üzerine iki kadın arasında arabuluculuk yapmak gibi tatsız görev kalmıştı. Daha kötüsü ise, İbrahim'den Hacer'i ve oğlu İsmail'i evden atmasının istenmesiydi - İbrahim'in sevdiği, yetiştirdiği ve her şeyini bağladığı çocuk. Şimdi bir gençti ve İbrahim'in ölmesi halinde aile reisi o olacaktı. Yazılı olarak kayıtlı olmamasına rağmen, İbrahim'in Allah'a seslenerek şöyle söylediğini düşünmek zor değil: “Benim başıma ne geldi? Ailemi yaralayan bu soruna Sen kesinlikle Sara'dan daha iyi bir çözüm getirebilirsin. Bana antlaşmanın İshak'la devam edeceğini ve İsmail'in büyük bir ulus olacağını söyledin, biliyorum. Fakat oğlum İsmail'i bir daha hiç görmemecesine dışarı atmam gerekiyor mu?” Kavraması zor olsa da, bu öyküden çok önemli bir ders alabiliriz: Allah'ın vaat yoluyla vereceği şeyi hiçbir zaman çalışarak elde edemeyiz. 12. ve 13. ayetleri okuyarak devam edelim: 12 Ancak Tanrı İbrahim'e, “Oğlunla cariyen için üzülme” dedi, “Sara ne derse, onu yap. Çünkü senin soyun İshak'la sürecektir. 13 Cariyenin oğlundan da bir ulus yaratacağım, çünkü o da senin soyun.” Allah İbrahim'i teselli etti ve ona antlaşmasının İshak'a geçeceğini hatırlattı. Peki Allah “senin soyun İshak'la sürecektir” derken ne demek istemişti? Bu, Allah'ın İsmail'i İbrahim'in oğlu olarak kabul etmediği anlamına mı geliyordu? Kesinlikle hayır! Allah, İsmail'in İbrahim'in çocuğu olduğunu ve onun da büyük bir ulus olacağını açıkça belirtmişti. Sezgin Bey Ali'nin getirdiği elektrikçiyle çalışmadığında, bu onu daha kötü bir elektrikçi mi yaptı? Tabi ki hayır! İşte aynısı burada oluyordu. İsmail her zaman İbrahim'in oğlu olacaktı ve Allah onu kutsayacağını söylemişti. Allah kısacası, kendi günlerinde Nuh'u ve İbrahim'i kullanmayı seçtiği gibi, şimdi de İshak'ı kullanmayı seçiyordu. Öyleyse Allah şu sözleri söylerken ne demek istemişti: “Senin soyun İshak'ta sürecektir” ve “Senin soyunun aracılığıyla yeryüzündeki bütün halklar kutsanacak.” İbrahim ve Sara, İshak'ı Allah'ın vaadine iman ederek edindiler. Allah, Sara'nın yaşlı olması nedeniyle çocuk sahibi olmasının fiziksel olarak imkânsız olduğu bir zamanda onlara bir çocuk vaat etmişti. İshak dünyaya bir mucize yoluyla geldi. İbrahim'in ve Sara'nın övünebilecekleri bir şey değildi. Bu nedenle İshak bir iman simgesi olarak kabul edilebilir. Allah'ın vaatlerini tıpkı İbrahim'in yaptığı gibi iman yoluyla kabul edenler de, İbrahim'in gerçek çocukları olarak kabul ediliyor olabilir mi? Belki de burada, neslin fiziksel özelliğinden çok, ruhsal niteliğine odaklanan bir bildiri vardır. Bu, İbrahim'in çocuğu olmanın ne anlama geldiği midir, ve bu, dünyanın nasıl kutsanabileceği midir? Bunun, kaderimizi nasıl değiştirebileceğimizle bir ilgisi var mı? Allah neden bunu böyle gerçekleştirmek istesin? Bu sorulara verilebilecek yanıtlar olmasına rağmen, onları bu öyküde bulmuyoruz. Ancak kontrol her zaman olduğu gibi Allah'ın elinde. O, İbrahim'e verdiği sözü tutacak. 14- 21 ayetleriyle bitirelim: 14 İbrahim sabah erkenden kalktı, biraz yiyecek, bir tulum da su hazırlayıp Hacer'in omuzuna attı, çocuğunu da verip onu gönderdi. Hacer Beer-Şeva Çölü'ne gitti, orada bir süre dolaştı. 15 Tulumdaki su tükenince, oğlunu bir çalının altına bıraktı. 16 Yaklaşık bir ok atımı uzaklaşıp, “Oğlumun ölümünü görmeyeyim” diyerek onun karşısına oturup hıçkıra hıçkıra ağladı. 17 Tanrı çocuğun sesini duydu. Tanrı'nın meleği göklerden Hacer'e, “Nen var, Hacer?” diye seslendi, “Korkma! Çünkü Tanrı çocuğun sesini duydu. 18 Kalk, oğlunu kaldır, elini tut. Onu büyük bir ulus yapacağım.” 19 Sonra Tanrı Hacer'in gözlerini açtı, Hacer bir kuyu gördü. Gidip tulumunu doldurdu, oğluna içirdi. 20 Çocuk büyürken Tanrı onunlaydı. Çocuk çölde yaşadı ve okçu oldu. 21 Paran Çölü'nde yaşarken annesi ona Mısırlı bir kadın aldı. Allah vaatlerini yerine getirdi! İbrahim ve Sara'nın bir çocukları oldu, Allah İsmail'i korudu, ve şimdi İbrahim iki ulusun babası olacaktı - biri İsmail'in, diğeri İshak'ın soyundan. Sözlerin sürekli olarak bozulduğu bir dünyada, Allah'ın Kendi sözünü tutacağına inanabilir ve kesin olarak bilebiliriz! Bir zamanlar Cemal adında genç bir adam varmış, bu genç Nurhan adında güzel bir kıza aşık olmuş. Zamanla Nurhan'ın kalbini kazanmış ve Nurhan onunla evlenmek istemiş. Kararını Cemal'in askere gitmesinden hemen önce vermiş. Düğün planları veya buna benzer bir şey yapacak zamanları yokmuş. Cemal Nurhan'a şöyle demiş: “Geri döndüğümde seninle evlenmek istiyorum.” Nurhan “Seni bekleyeceğim” diyerek söz vermiş. Cemal, “Fakat sen çok güzelsin ve iyi bir aileden geliyorsun. Ben yokken pek çok cazip erkek gelip seninle evlenmek isteyecektir. Beni bekleyecek misin?” diye sormuş. Nurhan “Bekleyeceğim” demiş. Cemal için askerde geçirdiği zaman sonsuz gibi gelmiş. Nurhan sözünü tutarak onu bekleyecek miydi? Onun ne kadar özel bir kadın olduğunu biliyormuş. Genç askerin tahmin ettiği gibi, pek çok genç adam gelerek Nurhan'ın kalbini kazanmaya çalışmış. Fakat o her seferinde şöyle demiş: “Başka birine söz verdim.” Resmi olarak nişan yapmamış olmalarına rağmen, Nurhan Cemal'e verdiği sözü tutmuş. Cemal sonunda geri dönmüş ve evlenmişler. Sözlerin yerine getirilmesi uzun sürmüş. Ancak beklemeye değmiş. Tutulan bir sözün gücü tahmin edilemeyecek kadar büyüktür. Söz Allah'tan geldiğinde daha da güçlüdür. Allah İbrahim ve Sara'ya yaşlılıklarında çocuk sahibi olacaklarını vaat etmişti. Bilimsel olarak imkânsız olsa da, Allah bir mucize yaptı. Ancak Allah vaadini yerine getirmeden önce, onlar bunu kendi çabalarıyla gerçekleştirebileceklerini sandılar. Fakat insanî çabayla, yalnızca Allah'ın yapabileceği ve O'nun kendi belirlediği zamanda yapabileceği şey hiçbir zaman başarılamaz. Sabırlı olur ve Allah'ın çalışmasına izin verirsek, büyük bereketlerin geleceğinden emin olabiliriz. Cemal ve Nurhan'ın bekleyerek bereketlendikleri gibi, İbrahim ve Sara da Allah'ın vaadi yerine geldiği zaman bereketlendiler. Ancak en güzel kısım henüz gelmemişti!



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Language learning online @ LingQ

Hiç size bir söz verip tutmayan biri oldu mu? Yaşlılar bir zamanlar insanların daha güvenilir olduklarını söyler. Bir anlaşma yaparak el sıkıştıklarında, sözlerinin güvenilir olduğunu bilirdiniz. Verdikleri sözleri tutarlardı. Fakat günümüzde bu türden bir anlaşma ölmüş gibi görünüyor. Bir arkadaşınıza veya akrabanıza para verip, hiçbir zaman geri ödemedikleri oldu mu? Veya, sizden bir şey satın almaya söz verip, başka bir yerde daha iyi fiyatlısını bulup size bir daha hiç dönmeyenler. Bu dünyada o kadar çok yalan, hainlik ve hırsızlık var ki, kime güveneceğimizi bilmiyoruz. Bu da bizi bu dersimizin ana konusuna getiriyor. Bu gezegendeki kısa yaşantımız sırasında, kime güvenebiliriz? Vaatlerini kesin olarak kim yerine getiriyor? Aksi durumda büyük bir miktarda para tasarrufu yapabileceği halde, sözünü tutan bir adamın öyküsünü okuyarak başlayalım. Bir zamanlar Sezgin Bey adında bir fabrika sahibi varmış. Fabrikasında çekyat ve koltuk gibi mobilyalar üretiliyormuş. Fabrikada elektrikle çalışan pek çok makine varmış. Bir gün elektrik sisteminde bir sorun olmuş ve bazı cihazlar geçici olarak kapanmış. Elektrik tekrar gelmiş, ancak o günden sonra zaman zaman kesinti yapmaya başlamış. Sezgin Bey şöyle demiş, “Sorunu kendim araştıracağım, herkes ellerinden geldiği kadar işlerine devam etsin.” Böylece herkes işinin başına dönmüş ve Sezgin Bey inşaat işinde çalışan bir arkadaşını aramış. “Fabrikada bir sorun çıktı ve bir elektrikçiye ihtiyacım var; beni kazıklamayacak, dürüst bir adam olsun. Elektrik hakkında hiçbir şey bilmem, bu yüzden elektrikçi beni kolaylıkla aldatabilir.” Arkadaşı birini tavsiye etmiş, Sezgin Bey elektrikçiyi aramış ve adam fabrikaya gelmiş. Elektrikçi gerekli incelemeyi yaptıktan sonra, Sezgin Bey'e rapor vermiş. “Transformatörlerdeki bazı çok ince kablolar yanmış. Makinelerin en çok çalıştıkları sürelerde o nokta fazla ısınıyor ve sigortalar atıyor. Sistem soğuduktan sonra sigortaları açabilirsiniz, ancak aynı şey olmaya devam edecek. Tüm sistemi kapatmam ve o kabloları değiştirmem gerekecek. Bu işlem epey zaman alacak. En iyisi bu işi Pazar günü fabrika kapalıyken, veya gece yapmam.” Sezgin Bey elektrikçinin doğru söylediğine inanmış. Fiyat üzerinde anlaşmışlar. Sezgin Bey “İş senindir” demiş. Elektrikçi o gece fabrika kapandıktan sonra çalışmaya başlayacakmış. Sezgin Bey bilmiyormuş, ancak fabrikasının müdürü Ali de bir elektrikçi çağırmış. Durumu idare etme yeteneğiyle patronunu etkilemek istiyormuş, bu yüzden tanıdığı birini çağırmış. Bu elektrikçi de bir inceleme yapmış ve Ali'yle birlikte Sezgin Bey'e gelerek rapor vermiş. Ali, “Sezgin Bey, birkaç dakikanız varsa, bu elektrikçiyle bir anlaşma yaptım ve sorunu tespit ettik. Bugün iş paydos ettikten sonra transformatördeki kablo tesisatının yenilenmesi gerekiyor. Ancak bu elektrikçi işi yapabilir, ben de onunla fiyatta anlaştım” demiş. Sezgin Bey bu noktada dikkatli davranmak istemiş. Ali'nin iyi bir eleman olduğunu biliyormuş ve etkin, sorun çözücü biri olma hevesini kırmak istemiyormuş. “Ali, bu soruna çözüm bulmak için çaba göstermene memnun oldum. Eminim ki anlaştığın elektrikçi iyi bir adamdır. Ne yazık ki ben başka bir elektrikçiyle anlaştım bile.” Ali şöyle demiş: “Diğer elektrikçiyi arayıp gelmemesini bildirebiliriz, yardımına ihtiyacımız kalmadığını söyleyebiliriz.” Sezgin Bey düşünceli bir şekilde Ali'ye bakıp şöyle demiş: “Korkarım ki bu mümkün değil. Sözümü verdim.” Ali yine de çabalarının işe yaramasını istemiş. “Eminim bu elektrikçi de işi en az diğeri kadar iyi yapabilir, zaten kendisi burada, diğer elektrikçinin ise tekrar gelmesi gerekecek. Ücretleri karşılaştıralım.” Ücretleri karşılaştırmışlar ve Ali'nin bulduğu elektrikçinin fiyatı 200 lira düşük çıkmış. “Bakın, benim elektrikçimin ücreti daha bile düşük!” “Bu doğru Ali, ancak bir sorun var.” “Nedir o?” Ali, hakkında bilgisi olmadığı bir şey olmasından korkarak sormuş. “İşi başka birine vermeye söz verdim ve sözümü tutacağım. Kendi anlaştığım elektrikçiyle çalışmakla, senin seçtiğinin daha kötü olduğunu söylemiyorum. Daha kötü olabilir, olmayabilir de. Fakat ben bir söz verdim ve sözümü tutacağım.” Bu son sözler acıymış, ancak tartışmanın sona erdiği anlamına geliyormuş. Patron bir karar vermiş ve öyle olması gerekiyormuş. Sezgin Bey bir söz vermiş ve tutmak için kesinlikle kararlıymış. Daha fazla para harcamak ve diğer adamı geri çevirmek anlamına gelse bile. Önceki derslerimizde Allah'ın verdiği çok önemli bir vaadi gördük. Ve göreceğimiz gibi, O bu vaadi yerine getirmeye kesinlikle kararlıydı. İbrahim'e bir çocuk vaat etmişti ve İbrahim'in bu çocuktan doğacak soyunun hem sayılamayacak kadar çok olacağını, hem de tüm dünyanın onların aracılığıyla kutsanacağını bildirmişti. İbrahim yaşlandığında ve vaat henüz yerine getirilmemişken ne olduğunu hatırlıyor musunuz? Sara İbrahim'i cariyesi Hacer'den bir çocuk yapmaya ikna etti. Peki Allah İbrahim'e bir oğul vaat ederken kastettiği bu muydu? Yanıt belli ki “hayır”, çünkü geçen dersimizde Allah'ın bu çocuğun Sara'dan gelmesini istediğini gördük. Peki İbrahim'in halihazırda edindiği çocuğa ne olacaktı ve Allah neden dünyayı onun aracılığıyla kutsamayacaktı? Kutsal Kitap'ı okuyup görelim, Yaratılış 21. bölüm, 1-11 ayetlerinden başlayalım: 1 RAB verdiği söz uyarınca Sara'ya iyilik etti ve sözünü yerine getirdi. 2 Sara hamile kaldı; İbrahim'in yaşlılık döneminde, tam Tanrı'nın belirttiği zamanda ona bir erkek çocuk doğurdu. 3 İbrahim Sara'nın doğurduğu çocuğa İshak16 adını verdi. 4 Tanrı'nın kendisine buyurduğu gibi oğlu İshak'ı sekiz günlükken sünnet etti. 5 İshak doğduğunda İbrahim yüz yaşındaydı. 6 Sara, “Tanrı yüzümü güldürdü” dedi, “Bunu duyan herkes benimle birlikte gülecek. 7 Kim İbrahim'e Sara çocuk emzirecek derdi? Bu yaşında ona bir oğul doğurdum.” 8 Çocuk büyüdü. Sütten kesildiği gün İbrahim büyük bir şölen verdi. 9 Ne var ki Sara, Mısırlı Hacer'in İbrahim'den olma oğlu İsmail'in alay ettiğini görünce, 10 İbrahim'e, “Bu cariyeyle oğlunu kov” dedi, “Bu cariyenin oğlu, oğlum İshak'ın mirasına ortak olmasın.” 11 Bu İbrahim'i çok üzdü, çünkü İsmail de öz oğluydu. İbrahim ikinci oğlunun doğumunu kutlayıp neşeleneceği zamanda, kendini berbat bir durumda buldu. İki kızgın ve kıskanç kadınla uğraşıyordu. Bunun nasıl olduğunu hatırlıyor musunuz? Allah'ın vaadini, O'nun onayı olmadan ve insanî bir çabayla gerçekleştirmeye çalışmak yüzünden. O zaman iyi bir fikir gibi görünen şey, ilgili herkes için bir gerginlik kaynağına dönüşmüştü. İbrahim ve Sara'nın Hacer'den çocuk sahibi olmak için evlilik sözleşmesini çiğneme hataları, evin içine acılık ve kıskançlık getirmişti. Şimdi evleri mutluluktan alabildiğine uzaktı ve İbrahim'in üzerine iki kadın arasında arabuluculuk yapmak gibi tatsız görev kalmıştı. Daha kötüsü ise, İbrahim'den Hacer'i ve oğlu İsmail'i evden atmasının istenmesiydi - İbrahim'in sevdiği, yetiştirdiği ve her şeyini bağladığı çocuk. Şimdi bir gençti ve İbrahim'in ölmesi halinde aile reisi o olacaktı. Yazılı olarak kayıtlı olmamasına rağmen, İbrahim'in Allah'a seslenerek şöyle söylediğini düşünmek zor değil: “Benim başıma ne geldi? Ailemi yaralayan bu soruna Sen kesinlikle Sara'dan daha iyi bir çözüm getirebilirsin. Bana antlaşmanın İshak'la devam edeceğini ve İsmail'in büyük bir ulus olacağını söyledin, biliyorum. Fakat oğlum İsmail'i bir daha hiç görmemecesine dışarı atmam gerekiyor mu?” Kavraması zor olsa da, bu öyküden çok önemli bir ders alabiliriz: Allah'ın vaat yoluyla vereceği şeyi hiçbir zaman çalışarak elde edemeyiz. 12. ve 13. ayetleri okuyarak devam edelim: 12 Ancak Tanrı İbrahim'e, “Oğlunla cariyen için üzülme” dedi, “Sara ne derse, onu yap. Çünkü senin soyun İshak'la sürecektir. 13 Cariyenin oğlundan da bir ulus yaratacağım, çünkü o da senin soyun.” Allah İbrahim'i teselli etti ve ona antlaşmasının İshak'a geçeceğini hatırlattı. Peki Allah “senin soyun İshak'la sürecektir” derken ne demek istemişti? Bu, Allah'ın İsmail'i İbrahim'in oğlu olarak kabul etmediği anlamına mı geliyordu? Kesinlikle hayır! Allah, İsmail'in İbrahim'in çocuğu olduğunu ve onun da büyük bir ulus olacağını açıkça belirtmişti. Sezgin Bey Ali'nin getirdiği elektrikçiyle çalışmadığında, bu onu daha kötü bir elektrikçi mi yaptı? Tabi ki hayır! İşte aynısı burada oluyordu. İsmail her zaman İbrahim'in oğlu olacaktı ve Allah onu kutsayacağını söylemişti. Allah kısacası, kendi günlerinde Nuh'u ve İbrahim'i kullanmayı seçtiği gibi, şimdi de İshak'ı kullanmayı seçiyordu. Öyleyse Allah şu sözleri söylerken ne demek istemişti: “Senin soyun İshak'ta sürecektir” ve “Senin soyunun aracılığıyla yeryüzündeki bütün halklar kutsanacak.” İbrahim ve Sara, İshak'ı Allah'ın vaadine iman ederek edindiler. Allah, Sara'nın yaşlı olması nedeniyle çocuk sahibi olmasının fiziksel olarak imkânsız olduğu bir zamanda onlara bir çocuk vaat etmişti. İshak dünyaya bir mucize yoluyla geldi. İbrahim'in ve Sara'nın övünebilecekleri bir şey değildi. Bu nedenle İshak bir iman simgesi olarak kabul edilebilir. Allah'ın vaatlerini tıpkı İbrahim'in yaptığı gibi iman yoluyla kabul edenler de, İbrahim'in gerçek çocukları olarak kabul ediliyor olabilir mi? Belki de burada, neslin fiziksel özelliğinden çok, ruhsal niteliğine odaklanan bir bildiri vardır. Bu, İbrahim'in çocuğu olmanın ne anlama geldiği midir, ve bu, dünyanın nasıl kutsanabileceği midir? Bunun, kaderimizi nasıl değiştirebileceğimizle bir ilgisi var mı? Allah neden bunu böyle gerçekleştirmek istesin? Bu sorulara verilebilecek yanıtlar olmasına rağmen, onları bu öyküde bulmuyoruz. Ancak kontrol her zaman olduğu gibi Allah'ın elinde. O, İbrahim'e verdiği sözü tutacak. 14- 21 ayetleriyle bitirelim: 14 İbrahim sabah erkenden kalktı, biraz yiyecek, bir tulum da su hazırlayıp Hacer'in omuzuna attı, çocuğunu da verip onu gönderdi. Hacer Beer-Şeva Çölü'ne gitti, orada bir süre dolaştı. 15 Tulumdaki su tükenince, oğlunu bir çalının altına bıraktı. 16 Yaklaşık bir ok atımı uzaklaşıp, “Oğlumun ölümünü görmeyeyim” diyerek onun karşısına oturup hıçkıra hıçkıra ağladı. 17 Tanrı çocuğun sesini duydu. Tanrı'nın meleği göklerden Hacer'e, “Nen var, Hacer?” diye seslendi, “Korkma! Çünkü Tanrı çocuğun sesini duydu. 18 Kalk, oğlunu kaldır, elini tut. Onu büyük bir ulus yapacağım.” 19 Sonra Tanrı Hacer'in gözlerini açtı, Hacer bir kuyu gördü. Gidip tulumunu doldurdu, oğluna içirdi. 20 Çocuk büyürken Tanrı onunlaydı. Çocuk çölde yaşadı ve okçu oldu. 21 Paran Çölü'nde yaşarken annesi ona Mısırlı bir kadın aldı. Allah vaatlerini yerine getirdi! İbrahim ve Sara'nın bir çocukları oldu, Allah İsmail'i korudu, ve şimdi İbrahim iki ulusun babası olacaktı - biri İsmail'in, diğeri İshak'ın soyundan. Sözlerin sürekli olarak bozulduğu bir dünyada, Allah'ın Kendi sözünü tutacağına inanabilir ve kesin olarak bilebiliriz! Bir zamanlar Cemal adında genç bir adam varmış, bu genç Nurhan adında güzel bir kıza aşık olmuş. Zamanla Nurhan'ın kalbini kazanmış ve Nurhan onunla evlenmek istemiş. Kararını Cemal'in askere gitmesinden hemen önce vermiş. Düğün planları veya buna benzer bir şey yapacak zamanları yokmuş. Cemal Nurhan'a şöyle demiş: “Geri döndüğümde seninle evlenmek istiyorum.” Nurhan “Seni bekleyeceğim” diyerek söz vermiş. Cemal, “Fakat sen çok güzelsin ve iyi bir aileden geliyorsun. Ben yokken pek çok cazip erkek gelip seninle evlenmek isteyecektir. Beni bekleyecek misin?” diye sormuş. Nurhan “Bekleyeceğim” demiş. Cemal için askerde geçirdiği zaman sonsuz gibi gelmiş. Nurhan sözünü tutarak onu bekleyecek miydi? Onun ne kadar özel bir kadın olduğunu biliyormuş. Genç askerin tahmin ettiği gibi, pek çok genç adam gelerek Nurhan'ın kalbini kazanmaya çalışmış. Fakat o her seferinde şöyle demiş: “Başka birine söz verdim.” Resmi olarak nişan yapmamış olmalarına rağmen, Nurhan Cemal'e verdiği sözü tutmuş. Cemal sonunda geri dönmüş ve evlenmişler. Sözlerin yerine getirilmesi uzun sürmüş. Ancak beklemeye değmiş. Tutulan bir sözün gücü tahmin edilemeyecek kadar büyüktür. Söz Allah'tan geldiğinde daha da güçlüdür. Allah İbrahim ve Sara'ya yaşlılıklarında çocuk sahibi olacaklarını vaat etmişti. Bilimsel olarak imkânsız olsa da, Allah bir mucize yaptı. Ancak Allah vaadini yerine getirmeden önce, onlar bunu kendi çabalarıyla gerçekleştirebileceklerini sandılar. Fakat insanî çabayla, yalnızca Allah'ın yapabileceği ve O'nun kendi belirlediği zamanda yapabileceği şey hiçbir zaman başarılamaz. Sabırlı olur ve Allah'ın çalışmasına izin verirsek, büyük bereketlerin geleceğinden emin olabiliriz. Cemal ve Nurhan'ın bekleyerek bereketlendikleri gibi, İbrahim ve Sara da Allah'ın vaadi yerine geldiği zaman bereketlendiler. Ancak en güzel kısım henüz gelmemişti!

×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.