image

Kaderi Değiştiren, Gelmiş Geçmiş En Büyük Yalan

Bazıları, hayatta idare edebilmek için birazcık yalan söylemeniz gerektiğini iddia eder. Belki yalanın kimseye zarar vermediği ve yalan söylediğiniz şey yanınıza kâr kaldığı sürece, yalanda sorun olmadığını düşünüyorlardır. Fakat sorun, yalanın aldatma üzerine kurulu olduğu ve hiç kimsenin aldatılmaktan hoşlanmadığıdır. Başkasının sizin hakkınızda hiç yalan söylediği oldu mu? Hakkınızda bir yalanın yayılmasından daha kötüsü, başkalarının bu yalana inanmalarıdır! Binlerce yıldır insanlar tarihin en büyük yalanıyla aldatılıyor. Nedir bu yalan? Okumaya devam edip öğreneceğiz. Bir gün, perdeci Sedat dükkânına giren bir Amerikalı'yı görünce şaşırdı. Amerikalı iş için Türkiye'ye yeni taşınmıştı ve kısa bir ziyaretin ardından iki adam çabucak arkadaş olmuşlardı. Sedat, Tom'u akıllı ve esprili olduğu için seviyordu. Fakat en önemlisi , Tom'un dürüstlüğünü, yargılayıcı olmayan tavrını ve karısına olan sadakatini beğeniyordu. Sedat, Tom'a Türk yaşamını öğretmeyi amaç edindi. Onu hamama ve pazara götürdü, hatta Ramazan'da evine iftara çağırdı. İlkbaharda da aileleriyle sık sık kent dışındaki tepelerde pikniğe giderlerdi. Sedat aynı zamanda Tom'un kendisini, perdeci olmasına bakmayarak, akıllı bir adam olarak kabul etmesinden hoşlanırdı. Böylece iki adam birlikte çay içer, gülüp eğlenir ve hayat hakkında konuşurlardı. Ancak arkadaşlıkları, Sedat'ın içki dükkânı işleten amcasından tepki gördü. Amca, Tom'dan belki de içki içmediği için hoşlanmamıştı. Sebebi ne olursa olsun, Sedat'a her zaman şöyle diyordu: “O Amerikalı'yla yalnızca parası olduğu için zaman geçiriyorsun.” Bazen Tom perde mağazasında Sedat ile otururken amcası gelirdi. Sedat'a dönerek, sanki Tom hiç Türkçe anlayamıyormuş gibi, şöyle derdi: “Bu Amerikalı'dan bir menfaatin var, öyle değil mi?” Sedat'ın incindiği ve utandığı gözlerinden okunurdu. Arkadaşlıklarının gerçek olduğunu bildiği için inciniyordu ve amcasının bir misafire bu şekilde davranmasından da çok utanıyordu. İyi günde arkadaşlıkları korumak kolaydır. Ancak dostluğun gerçek denenmesi sıkıntı zamanlarında olur. Dört yıllık dostluktan sonra, Sedat sıkıntılı zamanlardan geçmeye başlamıştı. Önce küçük oğlu nadir görülen bir omurga hastalığına yakalandı. Kısa bir süre sonra da, Sedat'ın dükkânını kiraladığı binanın mal sahibi binayı sattı. Yeni mal sahibi binayı başka bir amaçla kullanmak istiyordu ve Sedat dükkândan çıkarılınca, yaklaşık bir yıl süreyle hiçbir gelir elde edemedi. Dostluklarının sağlamlığı işte bu şartlar altında denenecekti. Sedat dürüst ve şerefli bir adamdı. Tom'un dostu olduğunu biliyordu ve rahatlıkla maddi yardım isteyebilirdi, ancak Tom'dan hiçbir zaman para istemedi. Tom ise, karısına gösterdiği sadakatin aynısını dostluklarına da yansıttı. Yaklaşık bir yıl boyunca her hafta, Tom hastaneye gelip Sedat'ın oğlunun başucunda oturdu ve ona masallar anlattı. 2 Sedat'ın amcasının bir kez bile yapmadığı bir hareketti bu. Sedat'ın sıkıntıları geçtikten uzun süre sonra, Tom tekrar Türkiye'ye dönme fırsatı buldu. Sedat Tom'u havaalanında karşıladı, onu yeni dükkânına götürdü ve birlikte asma altında çay içtiler. Havadan sudan konuştuktan sonra, Tom sözü Sedat'ın eski sıkıntılarına getirdi. Arkadaşının gözlerinin içine bakarak bir itirafta bulundu, “Sedat, o zaman sana yeni bir dükkân açmana yardımcı olmak için 3000 dolar vermeyi ne kadar çok istedim, bilemezsin. Ancak amcanın suçlamalarını hatırladım. O yalancı adama anlatacak bir hikâye çıkararak seni ve dostluğumuzu lekelemek istemedim. Senin ne kadar büyük sıkıntılardan geçtiğini görmeme rağmen, hiç kimse arkadaşlığını satın aldığımı sanmasın diye, o parayı vermemeye karar verdim. Sedat gözyaşlarıyla karşılık verdi: “Ailemi düşündüğünü ve sahip olduğun her şeyi bana verebileceğini biliyordum. Fakat bana para vermemekle gerçekten de dostluğumuza önem verdiğini kanıtlamış oldun. Açıkçası, ben de amcamı yalancı çıkarmak için bana hiçbir şey vermeyeceğini umuyordum. Zor fakat akıllıca bir karar vermişsin.” Tom, amcanın nasıl olduğunu sordu ve Sedat şu yanıtı verdi: “Amcamı kaybettik. Yalnız ve arkadaşsız öldü. Sen gittiğinden beri bu konuda çok düşündüm, ve şu sonuca vardım: dostu olmayan bir adam her zaman gerçek dostluğa karşı tepki gösterir, çünkü iki şeyi, sadakati ve sevgiyi hiçbir zaman anlayamaz.” Tarihin en eski kayıtlı olaylarına, muhtemelen yazının icadına kadar geri dönüp baktığımızda, Eyüp peygamberin öyküsünü buluyoruz! Onun öyküsü Kutsal Kitap'taki en etkileyici öykülerden biri, çünkü İbrahim peygamberin çağdaşı olan Eyüp, büyük bir sıkıntıdan geçti. Fakat kötü olduğu için acı çekmedi; aksine, başına gelenler iyi olduğu için geldi! Eyüp'ün de, Sedat gibi, birinin lekelemek istediği bir dostluğu vardı. Ancak benzerlik bu kadardı, çünkü Eyüp'ün dostu da, düşmanı da, tüm insanlardan daha büyüktü. Evet, Eyüp'ün dostu Allah'tı, iftiracısı ise bizzat Şeytan'dan başkası değildi. İbranice'de, Şeytan kelimesi “suçlayan” anlamına gelir. Kutsal Kitap çalışmalarımıza devam ettikçe, bu adın ona çok yakıştığını göreceğiz. Aden Bahçesi'nde yılan kılığına girerek, Allah'ın gerçeği Adem ile Havva'dan saklamakla suçlayan oydu. Adem ile Havva'yı Allah'a itaatsizlik etmeleri için ayartan da oydu. Bazı kişiler Şeytan'ın pasif bir kötülük gücü olduğunu, veya yalnızca görevini yaptığını söyleyebilir. Ancak Kutsal Kitap, onun sabırla çalışarak Allah'ın itibarını sarsmaya ve insanların hayatlarını mahvetmeye uğraşan, uğursuz ve çok akıllı bir varlık olduğunu açık bir şekilde bildiriyor. Ve bu amaç yolunda, Eyüp de onun mahvetmeye çalıştıklarından biriydi. Kutsal Kitab'ın Eyüp kitapçığında, Eyüp'ün yaşamından bir kesit görüyoruz. Mutlu, refah içinde yaşayan bir adamdı ve muhtemelen bugünkü Irak sınırları içinde yer alan bir yerde yaşıyordu. Binlerce hayvanı, büyük bir ailesi vardı ve Ortadoğu'nun tüm lezzetlerinin - hurma, üzüm, incir, bal ve kaymak gibi tadını çıkarıyordu. Harika bir hayatı vardı. Ancak daha da iyisi, Kutsal Kitap onun Allah'a bağlı olduğunu ve yetimlere, dullara ve ihtiyarlara iyilik ettiğini söylüyor. Bunu aklımızda tutarak, Eyüp kitapçığının 1. bölümünün 6. ve 7. ayetlerinden itibaren öyküsünü okumaya başlayalım. 6 Bir gün ilahi varlıklar 7 RAB'bin huzuruna çıkmak için geldiklerinde, Şeytan da onlarla geldi. 7 RAB Şeytan'a, “Nereden geliyorsun?” dedi. Şeytan, “Dünyada gezip dolaşmaktan” diye yanıtladı. Anlaşılan gökyüzünde büyük bir kurul toplanmış ve tüm göksel varlıklar Allah'ın huzuruna gelmişti. Huzurda olanlardan biri de Şeytan'dı ve metinden, yeryüzünde dolaşarak pek çok zaman geçirdiğini açıkça anlayabiliyoruz. Peki, ne yapıyor olabilirdi ve neden Allah'ın huzuruna gelmişti? Ayrıntılı bilgi verilmese de, bir sonraki ayetten aldatacak insan aradığı sonucuna varabiliriz. Şimdi, 8. ayetten itibaren, Allah ile Şeytan arasındaki konuşma ya yakından bakın: 8 RAB, “Kulum Eyüp'e bakıp da düşündün mü?” dedi, “Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı'dan korkar, kötülükten kaçınır. ” Allah, kutsallık içindeki kulu Eyüb'le övünüyor. Eyüb'ün Kendi dostu olduğunu ve ona güvenebileceğini biliyordu. Eyüb'ü kötülükle suçlayamayan Şeytan ise, kurnazlıkla Allah ile Eyüp arasındaki dostluğu karalamaya başlıyor. 9-11. ayetlerde iddialarını okuyalım: 9 Şeytan, “Eyüp Tanrı'dan boşuna mı korkuyor?” diye yanıtladı. 10 “Onu, ev halkını, sahip olduğu her şeyi sen çitle çevirip korumadın mı? Elleriyle yaptığı her şeyi bereketli kıldın. Sürüleri bütün ülkeye yayıldı. 11 Ama elini uzatır da sahip olduğu her şeyi yok edersen, yüzüne karşı sövecektir.” Şeytan burada tam olarak ne diyor? Çok açıkça, ve Sedat'ın amcasına benzer bir şekilde, Eyüp'ün Allah'la dostluğunun bir yalandan ibaret olduğunu ve tamamen kişisel çıkarlara dayandığını söylüyor. Esas itibariyle, Şeytan Allah'a “Eyüp seni yalnızca zengin ve güçlü olduğun için seviyor. Bu gerçek bir dostluk değil. Aldatmaca. Senin bereketlerini almış olmasaydı, seninle ilişki kurması için hiçbir neden olmazdı” diyor. Bunlar Şeytan'ın belden aşağı vuruşları. 12- 22 ayetlerinde Allah'ın nasıl yanıt verdiğine bir bakalım: 12 RAB Şeytan'a, “Peki” dedi, “Sahip olduğu her şeyi senin eline bırakıyorum, yalnız kendisine dokunma.” Böylece Şeytan RAB'bin huzurundan ayrıldı. 13 Bir gün Eyüp'ün oğullarıyla kızları ağabeylerinin evinde yemek yiyip şarap içerken 14 bir ulak gelip Eyüp'e şöyle dedi: “Öküzler çift sürüyor, eşekler onların yanında otluyordu. 15 Sabalılar baskın yaptı, hepsini alıp götürdü. Uşakları kılıçtan geçirdiler. Yalnız ben kaçıp kurtuldum sana durumu bildirmek için.” 16 O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, “Tanrı ateş yağdırdı” dedi, “Koyunlarla uşakları yakıp küle çevirdi. Yalnızca ben kaçıp kurtuldum durumu sana bildirmek için.” 17 O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip,”Kildaniler üç bölük halinde develere saldırdı” dedi, “Hepsini alıp götürdüler, uşakları kılıçtan geçirdiler. Yalnızca ben kurtuldum durumu sana bildirmek için.” 18 O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, “Oğullarınla kızların ağabeylerinin evinde yemek yiyip şarap içerken 19 ansızın çölden şiddetli bir rüzgar esti” dedi, “Evin dört köşesine çarptı; ev gençlerin üzerine yıkıldı, hepsi öldü. Yalnız ben kurtuldum durumu sana bildirmek için.” 20 Bunun üzerine Eyüp kalktı, kaftanını yırtıp saçını sakalını kesti, yere kapanıp tapındı. 21 Dedi ki,"Bu dünyaya çıplak geldim, çıplak gideceğim. RAB verdi, RAB aldı, RAB'bin adına övgüler olsun!" 22 Bütün bu olaylara karşın Eyüp günah işlemedi ve Tanrı'yı suçlamadı. Bu ayetlerde görebileceğimiz birkaç şey var. Öncelikle, tüm bunlar Şeytan'ın habis işleri neticesinde oldu. Tüm bu felâketlerin sorumlusu oydu. İkincisi, Eyüp bu durumu günaha düşmek için bir bahane olarak görmedi. Dosdoğru ve Allah'a sadık olarak kaldı. Üçüncüsü, Allah'ı herhangi bir haksızlıkla suçlamadı. Son olarak da, her şeyini kaybetmesine rağmen Eyüp'ün Allah'la ilişkisi sağlam kaldı. Kötü bir şey olduğu için Allah'tan vazgeçen birini tanıyor musunuz? Ya da, Şeytan'ın yaptığı bir şeyden ötürü O'nu suçlayan? Belki de onlara gerçek düşmanın kim olduğunu söylemelisiniz! Eyüp kitapçığının ikinci bölümünde, Şeytan, dostluklarının Allah'ın Eyüp'e sağlık vermesine dayalı olduğunu iddia ederek saldırılarına devam ediyor. Öyküyü Eyüp 2. bölüm, 3-7 ayetlerinden itibaren okumaya devam edelim: 3 RAB, “Kulum Eyüp'e bakıp da düşündün mü?” dedi, “Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı'dan korkar, kötülükten kaçınır. Onu boş yere yok etmek için beni kışkırttın, ama o doğruluğunu hâlâ sürdürüyor.” 4 “Cana can!” diye yanıtladı Şeytan, “İnsan canı için her şeyini verir. 5 Elini uzat da, onun etine, kemiğine dokun, yüzüne karşı sövecektir.” 6 RAB, “Peki” dedi, “Onu senin eline bırakıyorum. Yalnız canına dokunma.” 7 Böylece Şeytan RAB'bin huzurundan ayrıldı. Eyüp'ün bedeninde tepeden tırnağa kadar kötü çıbanlar çıkardı. Bir kez daha, Eyüp'ün acılarının nedeni Şeytan. Allah Şeytan'ın saldırılarını kısıtlamasaydı onun kesinlikle Eyüp'ü öldürecek olduğundan emin olabiliriz. Ancak Allah bunun olmasına izin verecek değildi. Şeytan'ın umudu, Eyüp'ün baskı altında kalarak Allah'ı inkâr etmesi, başına gelen aksiliklerden ötürü O'nu suçlamasıydı. Fakat Eyüp, çektiği büyük acıya rağmen zor olan kararı vererek, Allah'ın iyi olduğuna dair inancına sıkı sıkıya sarıldı. Ne yazık ki Eyüp'ün karısında aynı iman yoktu. Bir iftiracısı olduğu yetmezmiş gibi, Eyüp'ün karısı da ona katıldı. Konuşulanları 9. ve 10. ayetlerde okuyabiliriz: 9 Karısı,“Hâlâ doğruluğunu sürdürüyor musun?” dedi, “Tanrı'ya söv de öl bari!” 10 Eyüp, “Aptal kadınlar gibi konuşuyorsun” diye karşılık verdi, “Nasıl olur? Tanrı'dan gelen iyiliği kabul edelim de kötülüğü kabul etmeyelim mi?” Bütün bu olaylara karşın Eyüp'ün ağzından günah sayılabilecek bir söz çıkmadı. Eyüp'ün karısı, Allah ile ilişkiye yalnızca bundan iyi bir şey gelirse değeceğini ima ediyordu. Buna “iyi gün dostu” denir. Fakat Eyüp'ün karısı, Sedat'ın amcası ve Şeytan'ın bizzat kendisi gibi, gerçek dostluğu yanlış anlamıştı. Eyüp'ün, Allah'tan yarar sağlamak için başkalarına yardım ettiğini sanmıştı. Yürüttüğü mantık, “Çıkar yoksa ilişki yoktur” şeklindeydi. Eyüp'ün Allah'ı, aldıklarından dolayı değil, kişiliğinden dolayı sevdiğini anlamamıştı. HAYIR! Bir dostu yalnızca bir şeyi elde etme yolu olarak görenler, dostluğun gerçek zevkini yakalayamıyorlar. Allah'ı cennete gitme yolu olarak görenler de O'nun dostluğunun gerçek anlamını, dolayısıyla da cennetin kapısını gözden kaçırmış oluyorlar. Bunlar, dostluğun rüşvetle, hediyelerle ve aldatıcı sözlerle satın alınabileceğini düşünen sahte dostlar. Fakat Allah kandırılamaz, rüşvetle satın alınamaz ve ikna edilemez. O, sahte dostluğu da kabul etmez. İşte modern bir kahramanın gerçek öyküsü. Nasuh Mahruki gerçek bir Türk, bir İstanbul çocuğu. Everest Tepesi'ne başarıyla tırmanan ilk Türk ve yüksek dağlardaki gezileri ona “Kar Leoparı” lâkabını kazandırmış. Pek çok kişinin bilmediği şey, Nasuh Mahruki'nin kendisine iftira atılmasının ne demek olduğunu bildiği. Mahruki'nin Everest'e tırmanan ilk Türk olmasından bir yıl sonra, Greg Childs isimli bir dağcı Outside dergisinde onunla ilgili bir yazı yazdı. Childs dergide, Constantin adlı Romanyalı bir dağcının hayatını nasıl kurtardığını anlatıyordu. Childs, yazısında Mahruki'nin Everest'e tırmanışıyla ilgili ayrıntılarda hatalar yapmıştı. Yanlış bir şekilde, Mahruki'nin, Everest'e tüm tırmanış boyunca oksijen kullandığını belirtmekle kalmamış, (büyük bir dağcı için küçümseyici bir yorum) aynı zamanda Mahruki'nin zirveye ulaşmasının gerçekte olduğundan çok daha uzun sürdüğünü savunmuştu. Mahruki'nin şansına, yaklaşık 15 görgü tanığı Childs'ın hatalı olduğuna tanıklık ederek, bu bilgileri yanlış çıkarttılar. Ancak iftiralar devam etti ve Childs, Nasuh Mahruki'nin “hazırlık yapmaya karşı düşüncesizce bir aldırmazlığı, küstah bir benmerkezci tavrı ve dağa ve spora karşı büyük bir saygısızlığı” olduğunu iddia etti. Bu, dünya çapında izleyicisi olan birine yapılan kişisel düzeyde bir iftiraydı! O noktada Mahruki'nin bir seçim yapması gerekiyordu. Childs'a karşılık vererek onu kötüleyebilir ve bir intikam planı kurabilir, ya da Childs'ın yazdıklarına kimsenin inanmayacağı bir yaşam tarzıyla yaşayabilirdi. Nasuh Mahruki ikinci hareket tarzını benimsedi. Mahruki, alenî suçlamalardan sonra acı bir hayat yaşamak yerine, Türkiye'yi yalnızca spordaki başarılarıyla değil, sürekli arama-kurtarma ve yardım çalışmalarıyla da şereflendirmeye devam etti. İster deprem, ister sel, ister tsunami olsun, AKUT (Arama Kurtarma Derneği) ve Mahruki güçlü yardım ellerini uzatarak orada oldular.

Eyüp de, Mahruki gibi tüm iftiralara karşı dürüstlüğünü korumayı ve başına gelen aksiliklerden dolayı Allah'ı suçlamamayı seçti. Sonunda Şeytan savaşı kaybetti ve Eyüp'ün malları yeniden kendisine verilerek eski haline getirildi. Eyüp'ün öyküsünden, Şeytan'ın kişilik dışı bir güç olmayıp, aksine Allah ile insanın arasını bozmanın hesabını yapan uğursuz bir yalancı olduğunu öğrendik. İnsanların her aksilikten ötürü Allah'ı suçlamalarını sağlamaktan ve sonuçta Allah'ı güvenilmez biri olarak resmetmekten daha çok sevdiği bir şey yoktur. Ancak asıl güvenilmez olanın Şeytan'ın kendisi olduğu ve sevginin veya sadakatin anlamını bilmediği çok açık. Başka sefer başınıza kötü bir şey geldiğinde ve Allah'ın size zorluk verdiğini düşünmeye başladığınızda, Eyüp'ün öyküsü size gerçekte suçlanması gerekenin kim olduğunu hatırlatsın! Allah, Eyüp'ün kaderi gibi görünen şeyi değiştirebildiyse, sizin kaderinizi de değiştirebilir. .



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Language learning online @ LingQ

Bazıları, hayatta idare edebilmek için birazcık yalan söylemeniz gerektiğini iddia eder. Belki yalanın kimseye zarar vermediği ve yalan söylediğiniz şey yanınıza kâr kaldığı sürece, yalanda sorun olmadığını düşünüyorlardır. Fakat sorun, yalanın aldatma üzerine kurulu olduğu ve hiç kimsenin aldatılmaktan hoşlanmadığıdır. Başkasının sizin hakkınızda hiç yalan söylediği oldu mu? Hakkınızda bir yalanın yayılmasından daha kötüsü, başkalarının bu yalana inanmalarıdır! Binlerce yıldır insanlar tarihin en büyük yalanıyla aldatılıyor. Nedir bu yalan? Okumaya devam edip öğreneceğiz. Bir gün, perdeci Sedat dükkânına giren bir Amerikalı'yı görünce şaşırdı. Amerikalı iş için Türkiye'ye yeni taşınmıştı ve kısa bir ziyaretin ardından iki adam çabucak arkadaş olmuşlardı. Sedat, Tom'u akıllı ve esprili olduğu için seviyordu. Fakat en önemlisi , Tom'un dürüstlüğünü, yargılayıcı olmayan tavrını ve karısına olan sadakatini beğeniyordu. Sedat, Tom'a Türk yaşamını öğretmeyi amaç edindi. Onu hamama ve pazara götürdü, hatta Ramazan'da evine iftara çağırdı. İlkbaharda da aileleriyle sık sık kent dışındaki tepelerde pikniğe giderlerdi. Sedat aynı zamanda Tom'un kendisini, perdeci olmasına bakmayarak, akıllı bir adam olarak kabul etmesinden hoşlanırdı. Böylece iki adam birlikte çay içer, gülüp eğlenir ve hayat hakkında konuşurlardı. Ancak arkadaşlıkları, Sedat'ın içki dükkânı işleten amcasından tepki gördü. Amca, Tom'dan belki de içki içmediği için hoşlanmamıştı. Sebebi ne olursa olsun, Sedat'a her zaman şöyle diyordu: “O Amerikalı'yla yalnızca parası olduğu için zaman geçiriyorsun.” Bazen Tom perde mağazasında Sedat ile otururken amcası gelirdi. Sedat'a dönerek, sanki Tom hiç Türkçe anlayamıyormuş gibi, şöyle derdi: “Bu Amerikalı'dan bir menfaatin var, öyle değil mi?” Sedat'ın incindiği ve utandığı gözlerinden okunurdu. Arkadaşlıklarının gerçek olduğunu bildiği için inciniyordu ve amcasının bir misafire bu şekilde davranmasından da çok utanıyordu. İyi günde arkadaşlıkları korumak kolaydır. Ancak dostluğun gerçek denenmesi sıkıntı zamanlarında olur. Dört yıllık dostluktan sonra, Sedat sıkıntılı zamanlardan geçmeye başlamıştı. Önce küçük oğlu nadir görülen bir omurga hastalığına yakalandı. Kısa bir süre sonra da, Sedat'ın dükkânını kiraladığı binanın mal sahibi binayı sattı. Yeni mal sahibi binayı başka bir amaçla kullanmak istiyordu ve Sedat dükkândan çıkarılınca, yaklaşık bir yıl süreyle hiçbir gelir elde edemedi. Dostluklarının sağlamlığı işte bu şartlar altında denenecekti. Sedat dürüst ve şerefli bir adamdı. Tom'un dostu olduğunu biliyordu ve rahatlıkla maddi yardım isteyebilirdi, ancak Tom'dan hiçbir zaman para istemedi. Tom ise, karısına gösterdiği sadakatin aynısını dostluklarına da yansıttı. Yaklaşık bir yıl boyunca her hafta, Tom hastaneye gelip Sedat'ın oğlunun başucunda oturdu ve ona masallar anlattı. 2 Sedat'ın amcasının bir kez bile yapmadığı bir hareketti bu. Sedat'ın sıkıntıları geçtikten uzun süre sonra, Tom tekrar Türkiye'ye dönme fırsatı buldu. Sedat Tom'u havaalanında karşıladı, onu yeni dükkânına götürdü ve birlikte asma altında çay içtiler. Havadan sudan konuştuktan sonra, Tom sözü Sedat'ın eski sıkıntılarına getirdi. Arkadaşının gözlerinin içine bakarak bir itirafta bulundu, “Sedat, o zaman sana yeni bir dükkân açmana yardımcı olmak için 3000 dolar vermeyi ne kadar çok istedim, bilemezsin. Ancak amcanın suçlamalarını hatırladım. O yalancı adama anlatacak bir hikâye çıkararak seni ve dostluğumuzu lekelemek istemedim. Senin ne kadar büyük sıkıntılardan geçtiğini görmeme rağmen, hiç kimse arkadaşlığını satın aldığımı sanmasın diye, o parayı vermemeye karar verdim. Sedat gözyaşlarıyla karşılık verdi: “Ailemi düşündüğünü ve sahip olduğun her şeyi bana verebileceğini biliyordum. Fakat bana para vermemekle gerçekten de dostluğumuza önem verdiğini kanıtlamış oldun. Açıkçası, ben de amcamı yalancı çıkarmak için bana hiçbir şey vermeyeceğini umuyordum. Zor fakat akıllıca bir karar vermişsin.” Tom, amcanın nasıl olduğunu sordu ve Sedat şu yanıtı verdi: “Amcamı kaybettik. Yalnız ve arkadaşsız öldü. Sen gittiğinden beri bu konuda çok düşündüm, ve şu sonuca vardım: dostu olmayan bir adam her zaman gerçek dostluğa karşı tepki gösterir, çünkü iki şeyi, sadakati ve sevgiyi hiçbir zaman anlayamaz.” Tarihin en eski kayıtlı olaylarına, muhtemelen yazının icadına kadar geri dönüp baktığımızda, Eyüp peygamberin öyküsünü buluyoruz! Onun öyküsü Kutsal Kitap'taki en etkileyici öykülerden biri, çünkü İbrahim peygamberin çağdaşı olan Eyüp, büyük bir sıkıntıdan geçti. Fakat kötü olduğu için acı çekmedi; aksine, başına gelenler iyi olduğu için geldi! Eyüp'ün de, Sedat gibi, birinin lekelemek istediği bir dostluğu vardı. Ancak benzerlik bu kadardı, çünkü Eyüp'ün dostu da, düşmanı da, tüm insanlardan daha büyüktü. Evet, Eyüp'ün dostu Allah'tı, iftiracısı ise bizzat Şeytan'dan başkası değildi. İbranice'de, Şeytan kelimesi “suçlayan” anlamına gelir. Kutsal Kitap çalışmalarımıza devam ettikçe, bu adın ona çok yakıştığını göreceğiz. Aden Bahçesi'nde yılan kılığına girerek, Allah'ın gerçeği Adem ile Havva'dan saklamakla suçlayan oydu. Adem ile Havva'yı Allah'a itaatsizlik etmeleri için ayartan da oydu. Bazı kişiler Şeytan'ın pasif bir kötülük gücü olduğunu, veya yalnızca görevini yaptığını söyleyebilir. Ancak Kutsal Kitap, onun sabırla çalışarak Allah'ın itibarını sarsmaya ve insanların hayatlarını mahvetmeye uğraşan, uğursuz ve çok akıllı bir varlık olduğunu açık bir şekilde bildiriyor. Ve bu amaç yolunda, Eyüp de onun mahvetmeye çalıştıklarından biriydi. Kutsal Kitab'ın Eyüp kitapçığında, Eyüp'ün yaşamından bir kesit görüyoruz. Mutlu, refah içinde yaşayan bir adamdı ve muhtemelen bugünkü Irak sınırları içinde yer alan bir yerde yaşıyordu. Binlerce hayvanı, büyük bir ailesi vardı ve Ortadoğu'nun tüm lezzetlerinin - hurma, üzüm, incir, bal ve kaymak gibi tadını çıkarıyordu. Harika bir hayatı vardı. Ancak daha da iyisi, Kutsal Kitap onun Allah'a bağlı olduğunu ve yetimlere, dullara ve ihtiyarlara iyilik ettiğini söylüyor. Bunu aklımızda tutarak, Eyüp kitapçığının 1. bölümünün 6. ve 7. ayetlerinden itibaren öyküsünü okumaya başlayalım. 6 Bir gün ilahi varlıklar 7 RAB'bin huzuruna çıkmak için geldiklerinde, Şeytan da onlarla geldi. 7 RAB Şeytan'a, “Nereden geliyorsun?” dedi. Şeytan, “Dünyada gezip dolaşmaktan” diye yanıtladı. Anlaşılan gökyüzünde büyük bir kurul toplanmış ve tüm göksel varlıklar Allah'ın huzuruna gelmişti. Huzurda olanlardan biri de Şeytan'dı ve metinden, yeryüzünde dolaşarak pek çok zaman geçirdiğini açıkça anlayabiliyoruz. Peki, ne yapıyor olabilirdi ve neden Allah'ın huzuruna gelmişti? Ayrıntılı bilgi verilmese de, bir sonraki ayetten aldatacak insan aradığı sonucuna varabiliriz. Şimdi, 8. ayetten itibaren, Allah ile Şeytan arasındaki konuşma ya yakından bakın: 8 RAB, “Kulum Eyüp'e bakıp da düşündün mü?” dedi, “Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı'dan korkar, kötülükten kaçınır. ” Allah, kutsallık içindeki kulu Eyüb'le övünüyor. Eyüb'ün Kendi dostu olduğunu ve ona güvenebileceğini biliyordu. Eyüb'ü kötülükle suçlayamayan Şeytan ise, kurnazlıkla Allah ile Eyüp arasındaki dostluğu karalamaya başlıyor. 9-11. ayetlerde iddialarını okuyalım: 9 Şeytan, “Eyüp Tanrı'dan boşuna mı korkuyor?” diye yanıtladı. 10 “Onu, ev halkını, sahip olduğu her şeyi sen çitle çevirip korumadın mı? Elleriyle yaptığı her şeyi bereketli kıldın. Sürüleri bütün ülkeye yayıldı. 11 Ama elini uzatır da sahip olduğu her şeyi yok edersen, yüzüne karşı sövecektir.” Şeytan burada tam olarak ne diyor? Çok açıkça, ve Sedat'ın amcasına benzer bir şekilde, Eyüp'ün Allah'la dostluğunun bir yalandan ibaret olduğunu ve tamamen kişisel çıkarlara dayandığını söylüyor. Esas itibariyle, Şeytan Allah'a “Eyüp seni yalnızca zengin ve güçlü olduğun için seviyor. Bu gerçek bir dostluk değil. Aldatmaca. Senin bereketlerini almış olmasaydı, seninle ilişki kurması için hiçbir neden olmazdı” diyor. Bunlar Şeytan'ın belden aşağı vuruşları. 12- 22 ayetlerinde Allah'ın nasıl yanıt verdiğine bir bakalım: 12 RAB Şeytan'a, “Peki” dedi, “Sahip olduğu her şeyi senin eline bırakıyorum, yalnız kendisine dokunma.” Böylece Şeytan RAB'bin huzurundan ayrıldı. 13 Bir gün Eyüp'ün oğullarıyla kızları ağabeylerinin evinde yemek yiyip şarap içerken 14 bir ulak gelip Eyüp'e şöyle dedi: “Öküzler çift sürüyor, eşekler onların yanında otluyordu. 15 Sabalılar baskın yaptı, hepsini alıp götürdü. Uşakları kılıçtan geçirdiler. Yalnız ben kaçıp kurtuldum sana durumu bildirmek için.” 16 O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, “Tanrı ateş yağdırdı” dedi, “Koyunlarla uşakları yakıp küle çevirdi. Yalnızca ben kaçıp kurtuldum durumu sana bildirmek için.” 17 O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip,”Kildaniler üç bölük halinde develere saldırdı” dedi, “Hepsini alıp götürdüler, uşakları kılıçtan geçirdiler. Yalnızca ben kurtuldum durumu sana bildirmek için.” 18 O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, “Oğullarınla kızların ağabeylerinin evinde yemek yiyip şarap içerken 19 ansızın çölden şiddetli bir rüzgar esti” dedi, “Evin dört köşesine çarptı; ev gençlerin üzerine yıkıldı, hepsi öldü. Yalnız ben kurtuldum durumu sana bildirmek için.” 20 Bunun üzerine Eyüp kalktı, kaftanını yırtıp saçını sakalını kesti, yere kapanıp tapındı. 21 Dedi ki,"Bu dünyaya çıplak geldim, çıplak gideceğim. RAB verdi, RAB aldı, RAB'bin adına övgüler olsun!" 22 Bütün bu olaylara karşın Eyüp günah işlemedi ve Tanrı'yı suçlamadı. Bu ayetlerde görebileceğimiz birkaç şey var. Öncelikle, tüm bunlar Şeytan'ın habis işleri neticesinde oldu. Tüm bu felâketlerin sorumlusu oydu. İkincisi, Eyüp bu durumu günaha düşmek için bir bahane olarak görmedi. Dosdoğru ve Allah'a sadık olarak kaldı. Üçüncüsü, Allah'ı herhangi bir haksızlıkla suçlamadı. Son olarak da, her şeyini kaybetmesine rağmen Eyüp'ün Allah'la ilişkisi sağlam kaldı. Kötü bir şey olduğu için Allah'tan vazgeçen birini tanıyor musunuz? Ya da, Şeytan'ın yaptığı bir şeyden ötürü O'nu suçlayan? Belki de onlara gerçek düşmanın kim olduğunu söylemelisiniz! Eyüp kitapçığının ikinci bölümünde, Şeytan, dostluklarının Allah'ın Eyüp'e sağlık vermesine dayalı olduğunu iddia ederek saldırılarına devam ediyor. Öyküyü Eyüp 2. bölüm, 3-7 ayetlerinden itibaren okumaya devam edelim: 3 RAB, “Kulum Eyüp'e bakıp da düşündün mü?” dedi, “Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı'dan korkar, kötülükten kaçınır. Onu boş yere yok etmek için beni kışkırttın, ama o doğruluğunu hâlâ sürdürüyor.” 4 “Cana can!” diye yanıtladı Şeytan, “İnsan canı için her şeyini verir. 5 Elini uzat da, onun etine, kemiğine dokun, yüzüne karşı sövecektir.” 6 RAB, “Peki” dedi, “Onu senin eline bırakıyorum. Yalnız canına dokunma.” 7 Böylece Şeytan RAB'bin huzurundan ayrıldı. Eyüp'ün bedeninde tepeden tırnağa kadar kötü çıbanlar çıkardı. Bir kez daha, Eyüp'ün acılarının nedeni Şeytan. Allah Şeytan'ın saldırılarını kısıtlamasaydı onun kesinlikle Eyüp'ü öldürecek olduğundan emin olabiliriz. Ancak Allah bunun olmasına izin verecek değildi. Şeytan'ın umudu, Eyüp'ün baskı altında kalarak Allah'ı inkâr etmesi, başına gelen aksiliklerden ötürü O'nu suçlamasıydı. Fakat Eyüp, çektiği büyük acıya rağmen zor olan kararı vererek, Allah'ın iyi olduğuna dair inancına sıkı sıkıya sarıldı. Ne yazık ki Eyüp'ün karısında aynı iman yoktu. Bir iftiracısı olduğu yetmezmiş gibi, Eyüp'ün karısı da ona katıldı. Konuşulanları 9. ve 10. ayetlerde okuyabiliriz: 9 Karısı,“Hâlâ doğruluğunu sürdürüyor musun?” dedi, “Tanrı'ya söv de öl bari!” 10 Eyüp, “Aptal kadınlar gibi konuşuyorsun” diye karşılık verdi, “Nasıl olur? Tanrı'dan gelen iyiliği kabul edelim de kötülüğü kabul etmeyelim mi?” Bütün bu olaylara karşın Eyüp'ün ağzından günah sayılabilecek bir söz çıkmadı. Eyüp'ün karısı, Allah ile ilişkiye yalnızca bundan iyi bir şey gelirse değeceğini ima ediyordu. Buna “iyi gün dostu” denir. Fakat Eyüp'ün karısı, Sedat'ın amcası ve Şeytan'ın bizzat kendisi gibi, gerçek dostluğu yanlış anlamıştı. Eyüp'ün, Allah'tan yarar sağlamak için başkalarına yardım ettiğini sanmıştı. Yürüttüğü mantık, “Çıkar yoksa ilişki yoktur” şeklindeydi. Eyüp'ün Allah'ı, aldıklarından dolayı değil, kişiliğinden dolayı sevdiğini anlamamıştı. HAYIR! Bir dostu yalnızca bir şeyi elde etme yolu olarak görenler, dostluğun gerçek zevkini yakalayamıyorlar. Allah'ı cennete gitme yolu olarak görenler de O'nun dostluğunun gerçek anlamını, dolayısıyla da cennetin kapısını gözden kaçırmış oluyorlar. Bunlar, dostluğun rüşvetle, hediyelerle ve aldatıcı sözlerle satın alınabileceğini düşünen sahte dostlar. Fakat Allah kandırılamaz, rüşvetle satın alınamaz ve ikna edilemez. O, sahte dostluğu da kabul etmez. İşte modern bir kahramanın gerçek öyküsü. Nasuh Mahruki gerçek bir Türk, bir İstanbul çocuğu. Everest Tepesi'ne başarıyla tırmanan ilk Türk ve yüksek dağlardaki gezileri ona “Kar Leoparı” lâkabını kazandırmış. Pek çok kişinin bilmediği şey, Nasuh Mahruki'nin kendisine iftira atılmasının ne demek olduğunu bildiği. Mahruki'nin Everest'e tırmanan ilk Türk olmasından bir yıl sonra, Greg Childs isimli bir dağcı Outside dergisinde onunla ilgili bir yazı yazdı. Childs dergide, Constantin adlı Romanyalı bir dağcının hayatını nasıl kurtardığını anlatıyordu. Childs, yazısında Mahruki'nin Everest'e tırmanışıyla ilgili ayrıntılarda hatalar yapmıştı. Yanlış bir şekilde, Mahruki'nin, Everest'e tüm tırmanış boyunca oksijen kullandığını belirtmekle kalmamış, (büyük bir dağcı için küçümseyici bir yorum) aynı zamanda Mahruki'nin zirveye ulaşmasının gerçekte olduğundan çok daha uzun sürdüğünü savunmuştu. Mahruki'nin şansına, yaklaşık 15 görgü tanığı Childs'ın hatalı olduğuna tanıklık ederek, bu bilgileri yanlış çıkarttılar. Ancak iftiralar devam etti ve Childs, Nasuh Mahruki'nin “hazırlık yapmaya karşı düşüncesizce bir aldırmazlığı, küstah bir benmerkezci tavrı ve dağa ve spora karşı büyük bir saygısızlığı” olduğunu iddia etti. Bu, dünya çapında izleyicisi olan birine yapılan kişisel düzeyde bir iftiraydı! O noktada Mahruki'nin bir seçim yapması gerekiyordu. Childs'a karşılık vererek onu kötüleyebilir ve bir intikam planı kurabilir, ya da Childs'ın yazdıklarına kimsenin inanmayacağı bir yaşam tarzıyla yaşayabilirdi. Nasuh Mahruki ikinci hareket tarzını benimsedi. Mahruki, alenî suçlamalardan sonra acı bir hayat yaşamak yerine, Türkiye'yi yalnızca spordaki başarılarıyla değil, sürekli arama-kurtarma ve yardım çalışmalarıyla da şereflendirmeye devam etti. İster deprem, ister sel, ister tsunami olsun, AKUT (Arama Kurtarma Derneği) ve Mahruki güçlü yardım ellerini uzatarak orada oldular.

Eyüp de, Mahruki gibi tüm iftiralara karşı dürüstlüğünü korumayı ve başına gelen aksiliklerden dolayı Allah'ı suçlamamayı seçti. Sonunda Şeytan savaşı kaybetti ve Eyüp'ün malları yeniden kendisine verilerek eski haline getirildi. Eyüp'ün öyküsünden, Şeytan'ın kişilik dışı bir güç olmayıp, aksine Allah ile insanın arasını bozmanın hesabını yapan uğursuz bir yalancı olduğunu öğrendik. İnsanların her aksilikten ötürü Allah'ı suçlamalarını sağlamaktan ve sonuçta Allah'ı güvenilmez biri olarak resmetmekten daha çok sevdiği bir şey yoktur. Ancak asıl güvenilmez olanın Şeytan'ın kendisi olduğu ve sevginin veya sadakatin anlamını bilmediği çok açık. Başka sefer başınıza kötü bir şey geldiğinde ve Allah'ın size zorluk verdiğini düşünmeye başladığınızda, Eyüp'ün öyküsü size gerçekte suçlanması gerekenin kim olduğunu hatırlatsın! Allah, Eyüp'ün kaderi gibi görünen şeyi değiştirebildiyse, sizin kaderinizi de değiştirebilir. .

×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.