×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.


image

Kaderi Değiştiren, Başlangıçta Kötülük Var Mıydı? (1)

Başlangıçta Kötülük Var Mıydı? (1)

Yaratıcı'yı, yaratmış olduğu şeyleri inceleyerek, gerçekten daha iyi anlayabilir miyiz? Konuya ışık tutabilmesi için, bu derslerde her zaman yapacağımız gibi, örnekleyici bir öykü üzerinde düşünelim. Senem Hanım anaokulu öğrencilerini bahçeye çıkardı ve büyük bir incir ağacının altına oturttu. Ağaç, ilkbaharın son günlerinin parlak güneşine iyi bir korunak sağlıyordu. “Evet çocuklar” dedi, “şimdi küçük bir oyun oynayacağız. Bildiğiniz gibi dün her birinizden geçen hafta sınıfta yapmış olduğunuz resimleri ve oyuncakları vermenizi istemiştim. Bugün bu resimlerin ve oyuncakların hepsini grubun önüne koyacağız. Fakat onları kimin yaptığını size söylemeyeceğim. Kimin yaptığını siz tahmin edeceksiniz.” Ömer sabırsızca elini kaldırarak, “Öğretmenim” dedi. “Öğretmenim!” Senem Hanım, “Evet, Ömer” dedi. “Bir şey mi sormak istiyorsun?” “Öğretmenim, kimin neyi yaptığını nasıl bilebiliriz ki? Sadece tahmin edebiliriz.” “İyi bir soru, Ömer. Fakat göreceğimiz gibi, bir kişi hakkında yaptıkları şeyler yoluyla pek çok şey öğrenebiliriz. Örneğin, işte lego setimizden yapılmış bir oyuncak. Sence onu kim yapmıştır?” Ömer omuzlarını silkti. “Ben nereden bileyim?” Senem Hanım, “Öyleyse buna bir bakalım” dedi. “Nedir bu?” Ayşe elini kaldırdı. “Bir kamyon.” Öğretmen, “Doğru!” dedi. “Bu bilgi size onu yapan kişi hakkında ne anlatıyor?” Elif gülerek, “O bir erkek çocuk” dedi. Senem Hanım, “Olabilir” dedi. “Neden böyle düşünüyorsun?” Nurcan gerçekçi bir tavırla, “Çünkü erkekler kamyonları, kızlar ise bebekleri sever” dedi. “Yüzde yüz emin olamayız, fakat çok iyi bir tahmin, öyle değil mi çocuklar? Bunu yapan kişi hakkında başka ne söyleyebiliriz?” öğretmen ekledi. Engin, “Belki inşa etmeyi seviyordur” diye ekledi. Senem Hanım, “Neden öyle diyorsun, Engin?” diye sordu. “Çünkü resim yapmamış. Bir resim daha… şey… düzdür. Kamyon ise… gerçek bir oyuncaktır.” Öğretmen, “Hmm” dedi, “Bu konuda haklı olabilirsin. Başka ne diyebiliriz?” “Kamyonunun çok sağlam olmasını istemiş. Kamyon kolay kırılmıyor. Çok sağlam.” “Doğru, Birgül. Kamyonu çok sağlam yapmış” diye ekledi öğretmen. Mustafa, “Sınıfın sağ tarafında oturuyor” dedi.

Senem Hanım bu tespite biraz şaştı. Kamyonu yapanın sınıfın hangi tarafında oturduğu nasıl anlaşılabilirdi? “Neden öyle dedin, Mustafa?” “Çünkü yeşil boyayla boyamış. Ben sınıfın sol tarafında çalıştım, bizim boya setimizde o renk yok.” “Çok iyi bir gözlem, Mustafa, tebrikler.” Sevim, “Ben onu kimin yaptığını biliyorum” dedi. “Sefa.” Senem Hanım, “Öyle mi?” dedi. “Peki bunu nereden biliyorsun?” “İki nedeni var. Birincisi, arka camında aslan çıkartması var. Sefa'nın pek çok hayvan çıkartmaları var. İkincisi, gülüyor!” Çocuklar, kamyonu inceleyerek onu yapan kişi hakkında bazı şeyleri anlayabilmişlerdi. Yaşımız büyüdükçe, insanlar hakkında yaptıkları işlere bakarak daha da fazla bilgi edinebiliriz. Yaratmış olduğu şeyleri inceleyerek Yaratıcı'yı daha iyi anlayabilir miyiz? Evet. Davut peygamberin Allah'ın muhteşem işlerini düşünerek aklına gelenleri 8. Mezmur, 3. ve 4. ayetlerde okuyalım: 3 Seyrederken ellerinin eseri olan gökleri, Oraya koyduğun ayı ve yıldızları, 4 Soruyorum kendi kendime: “İnsan ne ki, onu anasın, Ya da insanoğlu ne ki, ona ilgi gösteresin?” Davut peygamber evrenin ne kadar uçsuz bucaksız ve inanılmaz olduğunu düşündüğünde, Allah'ın kendi gibi küçük bir yaratığa dahi özen gösteren sevgi dolu karakterine hayret etti. Yaratılış, Davut peygambere Yaratıcı hakkında bir şeyler açıklamıştı. Öyleyse Allah'ın peygamberleri tarafından Kutsal Kitaplarda kaydedilen yaratılış öyküsüne bakalım. Müslümanların, Yahudilerin ve Hıristiyanların yüzyıllardır, yaratılışla ilgili olarak Allah'ın vahyettiği en açık ve en ayrıntılı kayıt olduğuna inandığı kayıtlara bakarak başlayabiliriz. Bu kayıtlar, pek çok kişinin Kitabı Mukaddes adını verdiği kutsal yazılarda bulunur.

Kitabı Mukaddes Tevrat, Zebur ve İncil'den oluşur. Bu derlemenin modern çevirilerinden birine Kutsal Kitap adı verilmiştir. Yaptığımız alıntılar büyük ölçüde bu modern çeviriden gelmektedir. Yaratılış adındaki ilk kitapçıkta, 1. bölüm, 1–5 ayetleriyle başlayalım: 1 Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. 2 Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu. 3 Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu. 4 Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. 5 Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu. Kitabı Mukaddes (KM), diğer adıyla Kutsal Kitap (KK), Allah'ın gökleri ve yeri yarattığını söyler. Kutsal yazılar Allah'ın varlığını kanıtlamaya çalışmaz. Bunu bir olgu olarak bildirir. Kutsal yazılar ayrıca Allah'ın konuşarak yarattığını belirtir. O basit bir cümle söylemiş ve ışık ortaya çıkmıştır, tıpkı bir elektrik düğmesini açar gibi. Gazların karışımından, bir kıvılcımdan, hatta ışığın meydana geldiği bir büyük patlamadan hiç bahsedilmez. Evet, Kutsal Kitap, Allah konuştuğunda, O'nun Sözünün maddeyi meydana getirecek güce sahip olduğunu söyler. Geleceğinizi iyi yönde değiştirmek isterseniz, hiçlikten bir şeyler yaratabilen Kişi'yle iletişim içinde olmanız daha iyi olmaz mı? Bazı kişiler, Musa peygamberin kullandığı “gün” sözcüğünü “belirsiz bir zaman dilimi” olarak yorumlamak ister. Ancak Kitabı Mukaddes'in (yani Kutsal Kitap'ın) diğer kısımlarında “gün”ün, “24 saatlik zaman dilimi” anlamına gelmesini tercih ederler. Kutsal yazılara tutarlı bir şekilde bakalım. Sonuç olarak, bir Varlık maddeyi konuşarak yaratabiliyorsa, O'nun dünyayı kısa bir sürede meydana getirebilmesi neden zor olsun? 1. bölüme, 6–8 ayetlerini okuyarak devam edelim: 6 Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu. 7 Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı. 8 Kubbeye “Gök” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.

Burada yine, Allah'ın, yaratılışın ikinci gününde ve konuştuğu sözüyle, gök dediğimiz varlığı meydana getirdiğini görüyoruz. Kutsal Kitap bize dünyanın nasıl görünmüş olabileceğine dair net bir resim veriyor. Yerin yüzeyinde su, geniş bir hava boşluğu ve göğün üzerinde bir kat daha su vardı. Bu su katmanının, güneşin zararlı ışınlarını süzerek canlıların daha uzun yaşamasını ve daha fazla büyümesini sağlayan kalın bir bulut gibi olduğu düşünülüyor. Allah'ın yapmak istediği şeyleri en küçük ayrıntısına kadar bilmesi şaşılacak şey. 9–13 ayetlerinde birkaç ayrıntıyı daha görelim: 9 Tanrı, “Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün” diye buyurdu ve öyle oldu. 10 Kuru alana “Kara”, toplanan sulara “Deniz” adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. 11 Tanrı, “Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin” diye buyurdu ve öyle oldu. 12 Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar, tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. 13 Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu. Böylece, üçüncü günde Allah karaları meydana getirerek suları ayırdı ve karaları bitkilerle doldurdu. Burada ilginç bir tespitte bulunabiliriz. Bu noktaya kadar Kutsal Kitap Allah'ın hayvanları yaratmasından hiç bahsetmiyor. Hatta, yalnızca bitkileri yaratmış. Fakat doğayı gözlemlediğimizde, pek çok bitkinin yaşamlarını sürdürmek için böceklere ve kuşlara ihtiyaç duyduğunu görüyoruz. Çiçeklerinin polenlerinin yayılması (tozlanması) gerekir, bu da, bu tozlanmanın büyük kısmını mümkün hale getiren arıların, sinekkuşlarının ve diğer böceklerin işidir. Evrim, hayvan hayatının gelişebilmesi için milyonlarca yıl gerektiğini söyler. Evrim gerçek olsaydı, ilk bitkiler nasıl tozlanacaktı ve ilk arı nereden geldi? Bu arı kraliçe miydi, erkek mi, yoksa işçi arı mıydı? Kraliçe arının üremek için erkek arıya, erkek arıların ise üremek için kraliçeye ihtiyaçları vardır. İşçi arılar ise kendi başlarına üreyemez. Üç çeşit arının da aynı anda, etkileşimli olarak çalışan çeşitli özelliklere sahip bir halde meydana gelmeleri mantıklı görünüyor. Aksi halde sistem çalışmazdı. Hayatta kalmak için bitkiler hayvanlara, hayvanlar ise bitkilere ihtiyaç duyarlar. Hepsi aynı anda, birbirlerine mükemmel ölçüde uygun olarak mı evrimleşti? Hayır, bu konudaki istatistikler bu olasılığı imkânsız olarak niteliyor. Bu, bizi akla yatkın tek gerçekle, Allah'ın her şeyi olduğu gibi ve bir anda yarattığıyla baş başa bırakıyor. Ancak öykü burada bitmiyor. Neler olduğunu görmek için Yaratılış 1. bölümün 14–19 ayetlerine bakalım: 14–15 Tanrı şöyle buyurdu: “Gökkubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.” Ve öyle oldu. 16 Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. 17–18 Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gökkubbeye yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. 19 Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu. Güneş ve ay bitkilerden sonra yaratıldıysa, bunun çok hızlı bir şekilde meydana gelmiş olması gerekir, zira bitkiler yaşamlarını sürdürmek için güneşe ihtiyaç duyar. Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü günler, çağlar boyu sürmüş olamaz. Hayır, Kutsal Kitap'ta bahsedilen “günler”, bugün yaşadığımız gibi, gerçek anlamda 24 saatlik zaman dilimleridir. Bu yüzden Musa Peygamber'in sözleri hem mantıklı hem de kesindir. Bu da bizi, 20–31 ayetlerinde anlatılan beşinci ve altıncı günlere getiriyor: 20 Tanrı, “Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun” diye buyurdu. 21 Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli varlıkları yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. 22 Tanrı, “Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın” diyerek onları kutsadı. 23 Akşam oldu, sabah oldu ve beşinci gün oluştu. 24 Tanrı, “Yeryüzü çeşit çeşit canlı yaratık, evcil ve yabanıl hayvan, sürüngen1 türetsin” diye buyurdu. Ve öyle oldu.

25 Tanrı çeşit çeşit yabanıl hayvan, evcil hayvan, sürüngen yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. 26 Tanrı, “İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.” 27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı. 28 Onları kutsayarak, “Verimli olun, çoğalın” dedi, “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun. 29 İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. 30 Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere –soluk alıp veren bütün hayvanlara– yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.” Ve öyle oldu. 31 Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu. Pek çok kitapta, öykünün gelişerek ilginç hale gelmesi için birkaç sayfa okumanız gerekir. Ancak burada, Musa Peygamber'in kutsal yazılarının daha başında, pek çok sürükleyici şey öğreniyoruz. Allah'ın her şeyi Kendi Sözünün gücüyle ve yalnızca altı gün içinde yarattığını öğrendik. Allah, yaratıcı faaliyetinin sonunda, her şeyin çok iyi olduğunu bildirdi, vasat veya idare eder olarak değil. İnsanlar vejetaryen olarak yaratılmıştı, hayvanlar da öyle, bu nedenle ölüm de yoktu. Allah bizi ölmemiz için yaratmadı. İnsanların ve hayvanların birlikte sonsuza dek yaşamaları için bir cennet bahçesi yarattı. Allah sevgi ise ve her şeye gücü yeterse, bunu bekleriz. Ancak evrimi öğretenler bize farklı bir öykü anlatıyor. Onların ifadesine göre, ölüm her zaman evrim sürecinde temel bir unsur olmuştur. Zayıf türlerin ölümünün daha güçlü ve etkili yaşam biçimlerinin yolunu açtığını söylüyorlar. Ancak ilginçtir ki, yeni türlerin doğumunu görmek bir yana, mevcut türlerin bozulduğunu görüyoruz. Eşya, doğal olarak düzenden düzensizliğe doğru ilerler, aksi yönde değil. Doğuyoruz, sonra ölüyoruz. Allah dünyayı evrimle yarattıysa, ölümü kasıtlı olarak yaratmış demektir, ancak ölümün iyi bir şey olmadığını herkes kabul eder. Ölümü Allah yarattıysa, şu can alıcı soruyu sormamız gerekir: Allah iyi midir? Peki Allah ölümü yaratmadıysa, ölüm nereden gelmiştir? Peki gezegenimiz Allah'ın başlangıçta yarattığından neden bu kadar farklı? (Bu soruların yanıtını ilerleyen derslerimizden birinde göreceğiz.) Bilim adamları, evrimin devam etmesine izin verdiği hayvanları ve bunların üreme biçimlerini seçerken son derece etkin olduğu düşüncesini övünerek anlatırlar. Ancak, yaratılan tüm hayvanlar, birkaç istisna dışında, üremek için erkek ve dişiye ihtiyaç duyarlar. Bu karmaşık bir üreme sistemidir. Daha etkin ve elverişli bir yöntem, kendi kendine üreme olurdu. Yani, canlıların bir eşe ihtiyaç duymadan kendi başlarına üreyebilmesi. Fakat bunu nadiren görüyoruz. Neden? Bunun nedeni Allah'ın hayvanları ikişer ikişer üreyecek şekilde tasarlamış olmasıdır, tesadüfen ve evrimle değil. Sistemin karmaşıklığı başlı başına, evrenimizin her unsurunu sistematik biçimde yaratan bir Tasarımcı'ya işaret ediyor. Yaratılış öyküsü bu Tasarımcı'nın yedinci günde yaptığıyla devam ediyor. Bu tanım için Yaratılış 2. bölüm, 1–3 ayetlerine bakalım: 1 Gök ve yer bütün öğeleriyle tamamlandı. 2 Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi. 3 Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip dinlendi. Allah yaratma faaliyetini altıncı günde bitirdi ve yedinci günde çalışmadı. Bunun yerine, haftanın yedinci gününü kutsal bir gün, işlerden dinlenme günü olarak belirledi. Haftanın nereden geldiğini hiç merak ettiniz mi? Bir gün dünyanın kendi ekseni etrafında bir tur döndüğü süredir. Bir ay, ayın dünyanın çevresinde bir devir yaptığı süredir. Bir yıl, dünyanın güneş etrafında döndüğü süredir. Peki, yedi günlük hafta nereden geliyor? Allah'ın dünyayı altı günde yaratması ve yedinci günde dinlenmesinden geliyor. Allah bu günü hem kutsadı, hem de kutsal bir gün olarak belirledi. Bu evrim değil, yaratılış!

Bazı insanlar Kutsal Kitap'ın sözlerini değerlendirmek için uranyum ve karbon tarihleme sistemlerine güveniyorlar. Bu bilimsel yöntemlerin evrimi kanıtladığı iddia ediliyor. Ancak bu yaklaşımın temel bir sorunu var. Bu yöntemler, yalnızca şu anda gördüklerimize dayalı. Adamın biri bir gün Burdur'dan Antalya'ya gidiyormuş, ancak parası ve arabası yokmuş. Böylece otostop yaparak gidebileceğini umarak yürümeye başlamış. Yolda biri onu görerek acımış ve neredeyse Antalya'ya kadar getirmiş. Ancak sürücü başka bir yere gittiğinden, adamın inerek kente kalan birkaç kilometreyi yürümesi gerekmiş. Kısa bir süre sonra, birinin çantasını çalan bir hırsızı arayan jandarmalar adamı durdurmuş. Sorgulamaya başlamışlar. “Nereden geliyorsun ve nereye gidiyorsun?” diye sormuşlar. Adam “Bu sabah Burdur'dan Antalya'ya doğru yürümeye başladım” demiş. Asker “Bu imkânsız” demiş, “Burdur'dan buraya sabahtan öğlene kadar yürüyemezdin. Yalan söylüyorsun.” Adam “Yalan söylemiyorum” demiş, “tüm olayı yalnızca şimdi gördüğünüzle değerlendiriyorsunuz.” İnsanlar dünya tarihini şimdi gördüklerine göre değerlendiriyor. Jandarmaların adamın yolun çoğunda arabayla geldiğini görmedikleri gibi, evrimciler de Allah'ın maddeyi konuşarak meydana getirdiğini kendi gözleriyle görmüyor, bu nedenle hiçbir zaman böyle bir şey olmadığını sanıyorlar. Bunun yerine, fikirlerini yalnızca şu an görebildiklerimizi değerlendiren yöntemlere dayandırıyorlar.


Başlangıçta Kötülük Var Mıydı? (1)

Yaratıcı’yı, yaratmış olduğu şeyleri inceleyerek, gerçekten daha iyi anlayabilir miyiz? Können wir den Schöpfer wirklich besser verstehen, indem wir untersuchen, was er geschaffen hat? Can we truly understand the Creator by examining what he has created? Konuya ışık tutabilmesi için, bu derslerde her zaman yapacağımız gibi, örnekleyici bir öykü üzerinde düşünelim. Let us think about a sampler story as we always do in these lessons so that the subject can shed light. Senem Hanım anaokulu öğrencilerini bahçeye çıkardı ve büyük bir incir ağacının altına oturttu. Senem Hanım took kindergarten students to the gardens and sat under a big fig tree. Ağaç, ilkbaharın son günlerinin parlak güneşine iyi bir korunak sağlıyordu. The tree provided a good shelter for the bright sun of the last days of spring. “Evet çocuklar” dedi, “şimdi küçük bir oyun oynayacağız. “Yeah guys,” he said, “we're going to play a little game now. Bildiğiniz gibi dün her birinizden geçen hafta sınıfta yapmış olduğunuz resimleri ve oyuncakları vermenizi istemiştim. As you know, yesterday I asked each of you to give me pictures and toys that you have done in class last week. Bugün bu resimlerin ve oyuncakların hepsini grubun önüne koyacağız. Today we will put all of these pictures and toys in front of the group. Fakat onları kimin yaptığını size söylemeyeceğim. But I will not tell you who did them. Kimin yaptığını siz tahmin edeceksiniz.” Ömer sabırsızca elini kaldırarak, “Öğretmenim” dedi. You'll guess who did it. ”Omar lifted his hand impatiently, im My teacher,“ he said. “Öğretmenim!” Senem Hanım, “Evet, Ömer” dedi. "Teacher!" Senem Hanım said, "Yes, Omer." “Bir şey mi sormak istiyorsun?” “Öğretmenim, kimin neyi yaptığını nasıl bilebiliriz ki? Un Do you want to ask something? “Im Teacher, how do we know who did what? Sadece tahmin edebiliriz.” “İyi bir soru, Ömer. We can only guess. ” “Good question, Omar. Fakat göreceğimiz gibi, bir kişi hakkında yaptıkları şeyler yoluyla pek çok şey öğrenebiliriz. But as we will see, we can learn a lot through things they do about a person. Örneğin, işte lego setimizden yapılmış bir oyuncak. For example, here is a toy made from our lego set. Sence onu kim yapmıştır?” Ömer omuzlarını silkti. Who do you think made it? ”Omar shrugged. “Ben nereden bileyim?” Senem Hanım, “Öyleyse buna bir bakalım” dedi. "Where do I know?" Said Senem Hanım, "So let's have a look at that." “Nedir bu?” Ayşe elini kaldırdı. “What is this?” Ayşe raised her hand. “Bir kamyon.” Öğretmen, “Doğru!” dedi. “A truck.” The teacher said, “Right!. “Bu bilgi size onu yapan kişi hakkında ne anlatıyor?” Elif gülerek, “O bir erkek çocuk” dedi. Ne What does this information tell you about the person who made it? ”Elif laughed,“ He's a boy. ” Senem Hanım, “Olabilir” dedi. Ms. Senem said, "It may be. “Neden böyle düşünüyorsun?” Nurcan gerçekçi bir tavırla, “Çünkü erkekler kamyonları, kızlar ise bebekleri sever” dedi. "Why do you think like this?" “Because boys like trucks and girls like babies,” said Nurcan with a realistic attitude. “Yüzde yüz emin olamayız, fakat çok iyi bir tahmin, öyle değil mi çocuklar? Iz We can't be 100 percent sure, but it's a good guess, isn't it, guys? Bunu yapan kişi hakkında başka ne söyleyebiliriz?” öğretmen ekledi. What else can we say about the person who did this? ” teacher added. Engin, “Belki inşa etmeyi seviyordur” diye ekledi. “Maybe he likes to build, Engin Engin added. Senem Hanım, “Neden öyle diyorsun, Engin?” diye sordu. Ms. Senem, "Why do you say that, Engin?" she asked. “Çünkü resim yapmamış. “Because he didn't paint. Bir resim daha… şey… düzdür. One more picture… thing… is flat. Kamyon ise… gerçek bir oyuncaktır.” Öğretmen, “Hmm” dedi, “Bu konuda haklı olabilirsin. The truck is… a real toy. ”The teacher said, mm Hmm,, in You might be right about this. Başka ne diyebiliriz?” “Kamyonunun çok sağlam olmasını istemiş. What else can we say? " “He wanted his truck to be very sturdy. Kamyon kolay kırılmıyor. The truck won't break easily. Çok sağlam.” “Doğru, Birgül. Very solid. ”“ Right, Birgül. Kamyonu çok sağlam yapmış” diye ekledi öğretmen. Mustafa, “Sınıfın sağ tarafında oturuyor” dedi. , He sits on the right side of the class, Mustafa said Mustafa.

Senem Hanım bu tespite biraz şaştı. Mrs. Senem was a bit surprised at this determination. Kamyonu yapanın sınıfın hangi tarafında oturduğu nasıl anlaşılabilirdi? How could you tell which side of the class the trucker was sitting on? “Neden öyle dedin, Mustafa?” “Çünkü yeşil boyayla boyamış. “Why did you say that, Mustafa?” “Because he painted it green. Ben sınıfın sol tarafında çalıştım, bizim boya setimizde o renk yok.” “Çok iyi bir gözlem, Mustafa, tebrikler.” Sevim, “Ben onu kimin yaptığını biliyorum” dedi. I worked on the left side of the classroom, we don't have that color in our paint set. ” "Very good observation, Mustafa, congratulations." Sevim said, "I know who made it." “Sefa.” Senem Hanım, “Öyle mi?” dedi. "Pleasure." Ms. Senem, "Is that so?" said. “Peki bunu nereden biliyorsun?” “İki nedeni var. Birincisi, arka camında aslan çıkartması var. First, there's a lion sticker on the back window. Sefa’nın pek çok hayvan çıkartmaları var. Sefa has many animal stickers. İkincisi, gülüyor!” Çocuklar, kamyonu inceleyerek onu yapan kişi hakkında bazı şeyleri anlayabilmişlerdi. Second, he laughs! ” By examining the truck, the boys were able to understand something about the person who built it. Yaşımız büyüdükçe, insanlar hakkında yaptıkları işlere bakarak daha da fazla bilgi edinebiliriz. As we get older, we can learn more and more about people by looking at what they do. Yaratmış olduğu şeyleri inceleyerek Yaratıcı’yı daha iyi anlayabilir miyiz? Can we better understand the Creator by examining what he has created? Evet. Davut peygamberin Allah’ın muhteşem işlerini düşünerek aklına gelenleri 8. What the prophet David thinks of the great works of Allah 8. Mezmur, 3. ve 4. ayetlerde okuyalım: 3 Seyrederken ellerinin eseri olan gökleri, Oraya koyduğun ayı ve yıldızları, 4 Soruyorum kendi kendime: “İnsan ne ki, onu anasın, Ya da insanoğlu ne ki, ona ilgi gösteresin?” Davut peygamber evrenin ne kadar uçsuz bucaksız ve inanılmaz olduğunu düşündüğünde, Allah’ın kendi gibi küçük bir yaratığa dahi özen gösteren sevgi dolu karakterine hayret etti. Let's read the Psalm in verses 3 and 4: 3 As you watch the heavens that are the work of your hands, the moon and the stars you put there, 4 I ask myself: "What is the human being, the mother of him, or what should the human beings take care of him?" When the prophet David thought how immense and incredible the universe was, he was astonished by God's loving character who took care of even a small creature like him. Yaratılış, Davut peygambere Yaratıcı hakkında bir şeyler açıklamıştı. Creation had revealed to the prophet David something about the Creator. Öyleyse Allah’ın peygamberleri tarafından Kutsal Kitaplarda kaydedilen yaratılış öyküsüne bakalım. So let's look at the creation story recorded in the Holy Scriptures by God's prophets. Müslümanların, Yahudilerin ve Hıristiyanların yüzyıllardır, yaratılışla ilgili olarak Allah’ın vahyettiği en açık ve en ayrıntılı kayıt olduğuna inandığı kayıtlara bakarak başlayabiliriz. We can begin by looking at the records that Muslims, Jews and Christians believe for centuries to be the clearest and most detailed record of creation revealed by God. Bu kayıtlar, pek çok kişinin Kitabı Mukaddes adını verdiği kutsal yazılarda bulunur. These records are found in the scriptures, which many call the Bible.

Kitabı Mukaddes Tevrat, Zebur ve İncil’den oluşur. His book consists of the Bible, the Psalms and the Gospel. Bu derlemenin modern çevirilerinden birine Kutsal Kitap adı verilmiştir. One of the modern translations of this collection is called the Bible. Yaptığımız alıntılar büyük ölçüde bu modern çeviriden gelmektedir. The quotations we have made come largely from this modern translation. Yaratılış adındaki ilk kitapçıkta, 1. bölüm, 1–5 ayetleriyle başlayalım: 1 Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. In the first pamphlet called Genesis, let's begin with chapters 1, verses 1-5: 1 In the beginning God created heaven and earth. 2 Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. 2 The earth was empty, no earth forms; covered with vast darkness. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu. God's Spirit was hovering over the waters. 3 Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu. 3 God commanded, "Let there be light," and there was light. 4 Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. 4 God saw that light was good, and separated him from darkness. 5 Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. 5 He called the light "Day" and the darkness "Night". Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu. Evening came and morning came, and the first day occurred. Kitabı Mukaddes (KM), diğer adıyla Kutsal Kitap (KK), Allah’ın gökleri ve yeri yarattığını söyler. The Bible (KM), also called the Bible, says that Allah created the heavens and the earth. Kutsal yazılar Allah’ın varlığını kanıtlamaya çalışmaz. The scriptures do not try to prove God's existence. Bunu bir olgu olarak bildirir. It reports this as a phenomenon. Kutsal yazılar ayrıca Allah’ın konuşarak yarattığını belirtir. The scriptures also indicate that God created by speaking. O basit bir cümle söylemiş ve ışık ortaya çıkmıştır, tıpkı bir elektrik düğmesini açar gibi. He said a simple sentence and the light came out, just like turning on an electric switch. Gazların karışımından, bir kıvılcımdan, hatta ışığın meydana geldiği bir büyük patlamadan hiç bahsedilmez. There is no mention of a mixture of gases, a spark, or even a large explosion in which light occurs. Evet, Kutsal Kitap, Allah konuştuğunda, O’nun Sözünün maddeyi meydana getirecek güce sahip olduğunu söyler. Yes, the Bible says that when God speaks, His Word has the power to produce matter. Geleceğinizi iyi yönde değiştirmek isterseniz, hiçlikten bir şeyler yaratabilen Kişi’yle iletişim içinde olmanız daha iyi olmaz mı? If you want to change your future for the better, wouldn't it be better for you to be in touch with the One who can create something out of nothing? Bazı kişiler, Musa peygamberin kullandığı “gün” sözcüğünü “belirsiz bir zaman dilimi” olarak yorumlamak ister. Some people want to interpret the word "day" used by the prophet Moses as "an indefinite period of time". Ancak Kitabı Mukaddes’in (yani Kutsal Kitap’ın) diğer kısımlarında “gün”ün, “24 saatlik zaman dilimi” anlamına gelmesini tercih ederler. However, in other parts of the Bible (ie the Bible), they prefer that “day, means“ 24-hour time period.. Kutsal yazılara tutarlı bir şekilde bakalım. Let's look at the scriptures consistently. Sonuç olarak, bir Varlık maddeyi konuşarak yaratabiliyorsa, O’nun dünyayı kısa bir sürede meydana getirebilmesi neden zor olsun? Consequently, if a Being can create matter by talking, why should it be difficult for him to make the world in a short time? 1\. bölüme, 6–8 ayetlerini okuyarak devam edelim: 6 Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu. one\\. Let's continue the chapter by reading verses 6–8: 6 God commanded, "Let there be a dome in the middle of the waters, let the waters separate from each other. 7 Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. God created the firmament. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı. He separated the waters beneath the dome from the waters above him. 8 Kubbeye “Gök” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.

Burada yine, Allah’ın, yaratılışın ikinci gününde ve konuştuğu sözüyle, gök dediğimiz varlığı meydana getirdiğini görüyoruz. Here again, God, on the second day of creation and with the word he speaks, we see that we create the existence of the sky. Kutsal Kitap bize dünyanın nasıl görünmüş olabileceğine dair net bir resim veriyor. The Bible gives us a clear picture of how the world might have looked. Yerin yüzeyinde su, geniş bir hava boşluğu ve göğün üzerinde bir kat daha su vardı. There was water on the surface of the earth, a large air gap, and a layer of water above the sky. Bu su katmanının, güneşin zararlı ışınlarını süzerek canlıların daha uzun yaşamasını ve daha fazla büyümesini sağlayan kalın bir bulut gibi olduğu düşünülüyor. This layer of water is thought to be like a thick cloud that filters out the harmful rays of the sun, allowing living things to grow longer and grow more. Allah’ın yapmak istediği şeyleri en küçük ayrıntısına kadar bilmesi şaşılacak şey. Surprisingly, God knows all the things he wants to do to the smallest detail. 9–13 ayetlerinde birkaç ayrıntıyı daha görelim: 9 Tanrı, “Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün” diye buyurdu ve öyle oldu. Let us see a few more details in verses 9–13: 9 God said, sular Let the water beneath the sky be gathered, and the dry earth appear görün. 10 Kuru alana “Kara”, toplanan sulara “Deniz” adını verdi. 10 He named the dry land "Land" and the collected waters "Sea". Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. God saw that it was good. 11 Tanrı, “Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin” diye buyurdu ve öyle oldu. 11 And God said, Let the earth produce plants, seed-bearing herbs, and fruit-trees of the seed according to the species. 12 Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar, tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. 12 The earth produced plants, herbs bearing seeds according to their kinds, and fruit trees whose seeds were in their fruit. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. God saw that it was good. 13 Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu. 13 Evening came and morning came, and the third day came. Böylece, üçüncü günde Allah karaları meydana getirerek suları ayırdı ve karaları bitkilerle doldurdu. Thus, on the third day, God created the waters, separated the waters, and filled them with plants. Burada ilginç bir tespitte bulunabiliriz. Here we can make an interesting determination. Bu noktaya kadar Kutsal Kitap Allah’ın hayvanları yaratmasından hiç bahsetmiyor. Up to this point, the Bible never mentions God's creation of animals. Hatta, yalnızca bitkileri yaratmış. In fact, he only created plants. Fakat doğayı gözlemlediğimizde, pek çok bitkinin yaşamlarını sürdürmek için böceklere ve kuşlara ihtiyaç duyduğunu görüyoruz. But when we observe nature, we see that many plants need insects and birds to survive. Çiçeklerinin polenlerinin yayılması (tozlanması) gerekir, bu da, bu tozlanmanın büyük kısmını mümkün hale getiren arıların, sinekkuşlarının ve diğer böceklerin işidir. Their flowers need to be pollinated, which is the work of bees, hummingbirds and other insects that make most of this pollination possible. Evrim, hayvan hayatının gelişebilmesi için milyonlarca yıl gerektiğini söyler. Evolution says that animal life takes millions of years to develop. Evrim gerçek olsaydı, ilk bitkiler nasıl tozlanacaktı ve ilk arı nereden geldi? If evolution were real, how would the first plants be pollinated and where did the first bee come from? Bu arı kraliçe miydi, erkek mi, yoksa işçi arı mıydı? Was this bee queen, male or worker bee? Kraliçe arının üremek için erkek arıya, erkek arıların ise üremek için kraliçeye ihtiyaçları vardır. The queen needs the drone to breed, and the drones need the queen to breed. İşçi arılar ise kendi başlarına üreyemez. Worker bees cannot breed on their own. Üç çeşit arının da aynı anda, etkileşimli olarak çalışan çeşitli özelliklere sahip bir halde meydana gelmeleri mantıklı görünüyor. It seems logical that all three types of bees will occur at the same time, interactively, with various characteristics. Aksi halde sistem çalışmazdı. Otherwise the system would not work. Hayatta kalmak için bitkiler hayvanlara, hayvanlar ise bitkilere ihtiyaç duyarlar. Plants need animals and animals need plants to survive. Hepsi aynı anda, birbirlerine mükemmel ölçüde uygun olarak mı evrimleşti? Did they all evolve at the same time, perfectly suited to each other? Hayır, bu konudaki istatistikler bu olasılığı imkânsız olarak niteliyor. No, the statistics on this issue call this possibility impossible. Bu, bizi akla yatkın tek gerçekle, Allah’ın her şeyi olduğu gibi ve bir anda yarattığıyla baş başa bırakıyor. This leaves us with the only plausible truth, that God creates everything as it is and in a moment. Ancak öykü burada bitmiyor. But the story does not end here. Neler olduğunu görmek için Yaratılış 1. bölümün 14–19 ayetlerine bakalım: 14–15 Tanrı şöyle buyurdu: “Gökkubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. To see what is happening, let us look at the verses 14–19 of Genesis 1: 14–15. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.” Ve öyle oldu. Show signs, seasons, days, years. ”And so it happened. 16 Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. 16 God created the two great lights and the stars, the eldest, to dominate the day; 17–18 Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gökkubbeye yerleştirdi. 17–18 He placed them in the sky to illuminate the earth, to dominate the day and night, to separate the light from the darkness. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. God saw that it was good. 19 Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu. It was 19 in the evening, it was in the morning and the fourth day occurred. Güneş ve ay bitkilerden sonra yaratıldıysa, bunun çok hızlı bir şekilde meydana gelmiş olması gerekir, zira bitkiler yaşamlarını sürdürmek için güneşe ihtiyaç duyar. If the sun and moon were created after plants, it must have occurred very quickly, as plants need the sun to survive. Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü günler, çağlar boyu sürmüş olamaz. The first, second, third and fourth days cannot last for ages. Hayır, Kutsal Kitap’ta bahsedilen “günler”, bugün yaşadığımız gibi, gerçek anlamda 24 saatlik zaman dilimleridir. No, the “days bahsedilen mentioned in the Bible are, as we do today, literally 24-hour time periods. Bu yüzden Musa Peygamber’in sözleri hem mantıklı hem de kesindir. Therefore, the words of the Prophet Moses are both logical and precise. Bu da bizi, 20–31 ayetlerinde anlatılan beşinci ve altıncı günlere getiriyor: 20 Tanrı, “Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun” diye buyurdu. This brings us to the fifth and sixth days described in verses 20–31: 20 God said, ın Let the water be filled with living creatures, and birds on the earth fly in the sky. 20 21 Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli varlıkları yarattı. 21 God created great sea monsters, living creatures, and various beings flying in the water. Bunun iyi olduğunu gördü. He saw that it was good. 22 Tanrı, “Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın” diyerek onları kutsadı. 22 God blessed them, olun Be fruitful, multiply, fill the seas, and let the birds grow on the earth. 23 Akşam oldu, sabah oldu ve beşinci gün oluştu. 23 And the evening and the morning were the fifth day. 24 Tanrı, “Yeryüzü çeşit çeşit canlı yaratık, evcil ve yabanıl hayvan, sürüngen1 türetsin” diye buyurdu. 24 God said, in Let the earth produce all kinds of living creatures, domestic and wild animals, reptiles ”. Ve öyle oldu. And so it happened.

25 Tanrı çeşit çeşit yabanıl hayvan, evcil hayvan, sürüngen yarattı. 25 God created different kinds of wild animals, pets, and reptiles. Bunun iyi olduğunu gördü. 26 Tanrı, “İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.” 27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. 26 God said, "Let us create man in our own image, like ourselves. May he rule the fish in the sea, the birds in the sky, the domestic animals, the reptiles, and the whole earth." 27 God created man in his own image. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. Thus man was created in the image of God. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı. He created people male and female. 28 Onları kutsayarak, “Verimli olun, çoğalın” dedi, “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun. 28 He blessed them and said, "Be fruitful and multiply, fill the earth and take it under your control; Dominate the fish in the sea, the birds in the sky and all living things on earth. 29 İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. 29 I give you every grass that gives seed in the earth, every fruit tree whose seed is in its fruit. Bunlar size yiyecek olacak. These will be your food. 30 Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere –soluk alıp veren bütün hayvanlara– yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.” Ve öyle oldu. 30 I give green grasses as food to wild animals, to birds in the sky, to reptiles bütün to all animals that breathe in and out. ”And so it happened. 31 Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. 31 And God looked at his creatures, and saw that all was well. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu. It was evening, it was morning and it was the sixth day. Pek çok kitapta, öykünün gelişerek ilginç hale gelmesi için birkaç sayfa okumanız gerekir. In many books, you need to read a few pages to make the story evolve and become interesting. Ancak burada, Musa Peygamber’in kutsal yazılarının daha başında, pek çok sürükleyici şey öğreniyoruz. But here, from the very beginning of the scriptures of the Prophet Moses, we learn a lot of fascinating things. Allah’ın her şeyi Kendi Sözünün gücüyle ve yalnızca altı gün içinde yarattığını öğrendik. We have learned that Allah created everything in the power of His Word in just six days. Allah, yaratıcı faaliyetinin sonunda, her şeyin çok iyi olduğunu bildirdi, vasat veya idare eder olarak değil. At the end of his creative activity, God has declared that everything is very good, not mediocre or good. İnsanlar vejetaryen olarak yaratılmıştı, hayvanlar da öyle, bu nedenle ölüm de yoktu. Humans were created as vegetarians, so were animals, so there was no death. Allah bizi ölmemiz için yaratmadı. God did not create us to die. İnsanların ve hayvanların birlikte sonsuza dek yaşamaları için bir cennet bahçesi yarattı. He created a garden of paradise for humans and animals to live together forever. Allah sevgi ise ve her şeye gücü yeterse, bunu bekleriz. If Allah is love and omnipotent, we expect it. Ancak evrimi öğretenler bize farklı bir öykü anlatıyor. But those who teach evolution tell us a different story. Onların ifadesine göre, ölüm her zaman evrim sürecinde temel bir unsur olmuştur. According to them, death has always been a key element in the evolutionary process. Zayıf türlerin ölümünün daha güçlü ve etkili yaşam biçimlerinin yolunu açtığını söylüyorlar. They say that the death of weaker species paves the way for stronger and more effective lifestyles. Ancak ilginçtir ki, yeni türlerin doğumunu görmek bir yana, mevcut türlerin bozulduğunu görüyoruz. Interestingly, let alone seeing the birth of new species, we see that existing species are degrading. Eşya, doğal olarak düzenden düzensizliğe doğru ilerler, aksi yönde değil. The article naturally moves from order to disorder, not in the opposite direction. Doğuyoruz, sonra ölüyoruz. We're born, then we die. Allah dünyayı evrimle yarattıysa, ölümü kasıtlı olarak yaratmış demektir, ancak ölümün iyi bir şey olmadığını herkes kabul eder. If God created the world through evolution, it means he created death deliberately, but everyone agrees that death is not a good thing. Ölümü Allah yarattıysa, şu can alıcı soruyu sormamız gerekir: Allah iyi midir? If God created death, we have to ask the crucial question: Is Allah good? Peki Allah ölümü yaratmadıysa, ölüm nereden gelmiştir? If Allah did not create death, where did death come from? Peki gezegenimiz Allah’ın başlangıçta yarattığından neden bu kadar farklı? Why is our planet so different from what God originally created? (Bu soruların yanıtını ilerleyen derslerimizden birinde göreceğiz.) (We will see the answer to these questions in one of our next lessons.) Bilim adamları, evrimin devam etmesine izin verdiği hayvanları ve bunların üreme biçimlerini seçerken son derece etkin olduğu düşüncesini övünerek anlatırlar. Scientists boast about the animals that evolution allows to continue, and the idea that they are highly effective in choosing reproductive modes. Ancak, yaratılan tüm hayvanlar, birkaç istisna dışında, üremek için erkek ve dişiye ihtiyaç duyarlar. However, all animals that are created need male and female to breed, with a few exceptions. Bu karmaşık bir üreme sistemidir. This is a complex reproductive system. Daha etkin ve elverişli bir yöntem, kendi kendine üreme olurdu. A more effective and convenient method would be self-reproduction. Yani, canlıların bir eşe ihtiyaç duymadan kendi başlarına üreyebilmesi. That is, living things can reproduce on their own without the need for a wife. Fakat bunu nadiren görüyoruz. But we rarely see this. Neden? Bunun nedeni Allah’ın hayvanları ikişer ikişer üreyecek şekilde tasarlamış olmasıdır, tesadüfen ve evrimle değil. The reason for this is that God designed animals to reproduce in pairs, not by chance or by evolution. Sistemin karmaşıklığı başlı başına, evrenimizin her unsurunu sistematik biçimde yaratan bir Tasarımcı’ya işaret ediyor. The complexity of the system itself points to a Designer who systematically creates every element of our universe. Yaratılış öyküsü bu Tasarımcı’nın yedinci günde yaptığıyla devam ediyor. The story of creation continues with what this Designer did on the seventh day. Bu tanım için Yaratılış 2. bölüm, 1–3 ayetlerine bakalım: 1 Gök ve yer bütün öğeleriyle tamamlandı. For this definition, see Chapter 2 of Creation, verses 1–3: 1 Heaven and earth are all complete. 2 Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. 2 By the seventh day God finished what he was doing. Yaptığı işten o gün dinlendi. He rested from his work that day. 3 Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. He set it as a holy day. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip dinlendi. For God rested all that he had done that day. Allah yaratma faaliyetini altıncı günde bitirdi ve yedinci günde çalışmadı. God completed the creation on the sixth day and did not work on the seventh day. Bunun yerine, haftanın yedinci gününü kutsal bir gün, işlerden dinlenme günü olarak belirledi. Instead, he set the seventh day of the week as a sacred day, a day of rest from work. Haftanın nereden geldiğini hiç merak ettiniz mi? Have you ever wondered where the week comes from? Bir gün dünyanın kendi ekseni etrafında bir tur döndüğü süredir. One day is when the world revolves around its axis. Bir ay, ayın dünyanın çevresinde bir devir yaptığı süredir. A month is the time that the moon revolves around the world. Bir yıl, dünyanın güneş etrafında döndüğü süredir. A year is the time the earth revolves around the sun. Peki, yedi günlük hafta nereden geliyor? So where does the seven-day week come from? Allah’ın dünyayı altı günde yaratması ve yedinci günde dinlenmesinden geliyor. It comes from God's creation of the world in six days and rest on the seventh day. Allah bu günü hem kutsadı, hem de kutsal bir gün olarak belirledi. Allah blessed this day and determined it to be a holy day. Bu evrim değil, yaratılış! It's not evolution, it's creation!

Bazı insanlar Kutsal Kitap’ın sözlerini değerlendirmek için uranyum ve karbon tarihleme sistemlerine güveniyorlar. Some people rely on uranium and carbon dating systems to evaluate the Bible's words. Bu bilimsel yöntemlerin evrimi kanıtladığı iddia ediliyor. These scientific methods are claimed to prove evolution. Ancak bu yaklaşımın temel bir sorunu var. However, this approach has a major problem. Bu yöntemler, yalnızca şu anda gördüklerimize dayalı. These methods are based only on what we see now. Adamın biri bir gün Burdur’dan Antalya’ya gidiyormuş, ancak parası ve arabası yokmuş. One day a man was going to Antalya from Burdur, but he had no money and no car. Böylece otostop yaparak gidebileceğini umarak yürümeye başlamış. So he started walking, hoping he could go hitchhiking. Yolda biri onu görerek acımış ve neredeyse Antalya’ya kadar getirmiş. On the way, someone pitied him and almost brought him to Antalya. Ancak sürücü başka bir yere gittiğinden, adamın inerek kente kalan birkaç kilometreyi yürümesi gerekmiş. But since the driver went somewhere else, he had to get down and walk the few kilometers to the city. Kısa bir süre sonra, birinin çantasını çalan bir hırsızı arayan jandarmalar adamı durdurmuş. Soon after, the gendarmes stopped the man looking for a thief who stole someone's handbag. Sorgulamaya başlamışlar. They started questioning. “Nereden geliyorsun ve nereye gidiyorsun?” diye sormuşlar. “Where are you coming from and where are you going? Uş they asked. Adam “Bu sabah Burdur’dan Antalya’ya doğru yürümeye başladım” demiş. Asker “Bu imkânsız” demiş, “Burdur’dan buraya sabahtan öğlene kadar yürüyemezdin. Asker This is impossible, “the soldier said, din you couldn't walk from Burdur here until noon. Yalan söylüyorsun.” Adam “Yalan söylemiyorum” demiş, “tüm olayı yalnızca şimdi gördüğünüzle değerlendiriyorsunuz.” İnsanlar dünya tarihini şimdi gördüklerine göre değerlendiriyor. You're lying. ”The man said, orum I'm not lying. Jandarmaların adamın yolun çoğunda arabayla geldiğini görmedikleri gibi, evrimciler de Allah’ın maddeyi konuşarak meydana getirdiğini kendi gözleriyle görmüyor, bu nedenle hiçbir zaman böyle bir şey olmadığını sanıyorlar. Just as gendarmes don't see the man come by car most of the way, evolutionists do not see for themselves that God made matter by talking, so they never thought it was going to happen. Bunun yerine, fikirlerini yalnızca şu an görebildiklerimizi değerlendiren yöntemlere dayandırıyorlar. Instead, they base their ideas on methods that only evaluate what we can see now.